TEK SEÇENEĞİMİZ!..

Baykal

Deniz Baykal’ın TBMM’ndeki tarihi konuşmasının üzerinden 5 gün bile geçmeden, o malum “kaset” konusu gündeme taşındı!..

Anayasa değişikliği görüşmelerinde; Dersimli Kemal’in arka vagona geçmesi, tecrübeli politikacı Baykal’ın CHP Grubu adına konuşmaları yapmakla görevlendirilmesi, AKP’de panik havası yarattı.

CHP’yi toparlamak için geçici olarak da olsa, CHP’nin başına geçmesi konuşulan Baykal, AKP’nin korkulu rüyasıdır!

Baykal’ın kötü anıları ile kamuoyunun hafızasını canlı tutmak, KASET defterinin yeniden açılma nedenidir…

Bu şekilde verilecek mesajlardan biri:

Kurt politikacı Baykal’ın bile Fetullah Gülen tarafından aldatılmış olduğudur.

Dolayısıyla olağanüstü yetkilerle donatılmak istenen Erdoğan’ın, yeni bir aldatılma olayı ile karşılaşması halinde, Türkiye’nin ödeyeceği bedelin büyüklüğü konusunda kamuoyunda yaratılmak istenen kuşku bir ölçüde hafifletilmek istenmektedir.

Öyle ya, Fetullah Gülen Hoca Efendi, Baykal’ı bile aldattığına göre, Erdoğan’ı aldatmasını fazla büyütmemek gerekir.

Başka da kimse kolay kolay Erdoğan’ı aldatamaz, denmek isteniyor.

Daha dün gibi anımsıyoruz:

Deniz Baykal, 2010 yılında istifasını açıklarken; AKP hükümetini sorumlu tutmuş, özellikle Pensilvanya’nın bu işin içerisinde olmadığını vurgulamıştı.

CHP Genel Başkanı gider ayak, Fetullah Gülen Hoca Efendiye selam yollayarak, onu halkın gözünde biraz daha büyütmüştü….

Baykal, ne yazık ki, Cemaati kollayıcı bu tutumunu, bugüne kadar da değiştirmiş değildir.

Sonuç:

Demek ki o da aldatılabiliyormuş!..

İkinci husus:

CHP’nin, Y-CHP olarak kalması ve başında mümkün olduğu kadar Dersimli Kemal’in bulunmasıdır.

AKP’nin arayıp da bulamayacağı bu siyasal ortamın değişmesine, Erdoğan ve AKP’liler razı değiller.

Zayıf olasılıktır ama, Baykal’ın toparlayıcı rolü ve ağabey sıfatıyla CHP’nin başına geçip, referandum kampanyasını yürütmesi, işleri tersine çevirebilir.

Baykal’ın tarihi konuşmasına benzer konuşmalarının miting meydanlarında yaratacağı etki, zaten bıçak sırtında giden evet-hayır dengesini bozabilir.

Bu nedenle kaset olayını canlı tutarak; her an Baykal’ı ve Baykal üzerinden CHP’yi, (ihtiyaç duyuldukça da Atatürk ve İnönü’yü) itibarsızlaştırma kampanyasını başlatmak için, ortamı hazır halde getirmek istiyor olabilirler…

Bütün bu olasılıklar, göz ardı edilemez…

Şimdi de olayın diğer yönüne bakalım:

Gazetelere sızdırılan polis fezlekesinden anlaşıldığına göre; dönemin polis müdürleri: Gürsel Aktepe, Lokman Kırcılı, Yunus Yaşar ve Tamer Bülent Demirel, “Devletin istihbarat faaliyetleri kapsamında, görevlerinin sağladığı nüfuz ve güç ile yasalara aykırı olarak, sahte oluşturulmuş belgelerle temin edilen dinleme ve izleme kararlarını, istihbarat polisleri ile uygulamaya koyarak”, Deniz Baykal ile MHP’li milletvekillerine kaset kumpaslarını hazırladılar… (*)

Hazırlanan kasetleri, önce Pensilvanya’ya göndermişler; Fetullah Gülen Hoca Efendi tarafından izlenip, yayınlanabilirler onayı aldıktan sonra piyasaya sürülmüşler

Aldatılmış CHP eski Genel Başkanı Baykal’ın, üstelik evli bir CHP milletvekili ile Türk toplumunun asla kabul etmeyeceği şekilde ve CHP’lilerin hiçbir biçimde içlerine sindirmediği o özel görüntüleri, hala siyasi rakiplerinin elindedir!…

Üstelik yayına konulmamış bölümleri de varmış!

Ve bunların tümü, yeniden servis edilmeye hazırdır…

Bu ağır ve aşağılık tehditlerle girilecek referandumdan, yine Erdoğan’ın kazanarak çıkacağı kesindir…

Gizleme olanağımız bulunmayan bu gerçekleri, görmezden de gelemeyiz…

Bu vahim durum karşısında “demokrasi güçleri”nin tek yolu kalmıştır:

*Baykal, siyasi tecrübesi ile CHP’ye yol göstersin ama asla vitrine çıkartılmamalıdır

*Kemal Kılıçdaroğlu bir saniye bile gecikmeden istifa etmelidir

Referandum kampanyası boyunca, CHP’yi Parti Meclisi’nin seçeceği bir komisyon yönetmelidir

*HDP dışındaki tüm siyasi partiler ve sivil toplum örgütlerine güç birliği çağrısı yapılmalı, “hayır” kampanyasında onlara da etkin görevler verilmelidir

*Oluşturulacak çalışma grupları, kısa bir eğitimden geçirildikten sonra; köy köy, mahalle mahalle bütün evleri ziyaret ederek, Cumhuriyet’e sahip çıkılması konusunda “hayır” kampanyasını kesintisiz sürdürmelidir

Son olarak şunu da belirteyim:

Vatan mevzubahis olduğundan; kimsenin kapris yapma, kendini önemsetme ve kamuoyunda aklanma gibi özel durumları öne çıkarmasına, bu hassas süreci şahsı için fırsata çevrilmesine de izin verilmemesi gerekir…

Cemil Can

(*) http://www.sozcu.com.tr/2017/gundem/deniz-baykaldan-tbmmde-tarihi-konusma-1612847/

BİR RİCA Kİ SORMA GİTSİN!..

Ekmeleddin_1

SONAR’ın anketine göre “hayır” oyları yüzde 52, CHP ve HDP’nin birlikte hareket etmesi halinde; “evet” oyları yüzde 55’e çıkıyor…

Bu gidişle Y-CHP’nin “Anayasaya hayır” kampanyası, Erdoğan’a son kıyağı olacak!

***

Eski TBMM Başkanı Hüsamettin Cindoruk bam teline bastı:

2019 yılında hem Cumhurbaşkanlığı hem de genel seçim aynı gün yapılacak.

Cumhurbaşkanının partisi Meclis’te çoğunluğu elde edemezse,  hükümeti çoğunluğu elde eden parti kuracağına göre; Cumhurbaşkanı aynı zamanda ana muhalefetin de lideri olacak!

Bu demektir ki, bundan böyle muhalefet göstermelik olacak.

Elbette ki, muhalefetin olmadığı bir ülkede, demokrasiden söz edilemez…

Ve böyle bir totaliter rejime; ne yazık ki, sadece MHP’nin girişimi ile değil, CHP’nin de “meşruiyet” sorununu çözmüş olması ile geçeceğiz.

HDP zaten baştan beri; “ver federasyonu, al başkanlığı” diyor.

Dolayısıyla onların yeni rejim ile bir sorunları olamaz.

Bundan böyle; Cumhurbaşkanı, hem devleti, hem partisini, hem de muhalefeti temsil edecek.

Erdoğan hem anamız, hem babamız gibi  yani!..

Türk halkına böylesi mi yakışır?

***

Aralık 2015 PISA sınav sonuçlarına göre; 15 yaş grubundaki 6000 Türk öğrencinin çoğunluğu, ya okuduğunu anlayamıyor ya da yanlış anlıyor.

Bu gençler, büyüyünce bizim gibi seçmen olacaklar!

O zaman neyin ne olduğunu anlayabilecekler mi?

PISA 72 ülkede 15 yaşındaki 540 bin öğrenci arasında üç yılda bir yapılıyor.

Türkiye ancak 50’li sıralarda…

Zeka düzeyi bizden daha geri olan 20 civarında ülke var!..

Bizim oralarda, “öyle kazana böyle lahana” derler!

 

***

CHP Milletvekili Öztürk Yılmaz’ın, son olaylar üzerine yaptığı açıklamalar önemli:

TSK’nın Suriye’deki hedefini; El-Bap’tan sonra Mümbiç olarak açıklayınca, Dersimlinin, kaşı gözü oynamaya başladı, neredeyse ödü patlayacaktı.

“Olur mu öyle şey, ne işimiz var Mümbiç’te” dedi…

Zaten onun safı baştan beri belliydi.

Alın size bu konuda bir kanıt daha:

Jandarma Genel Komutanlığının Darbe Girişimlerini Araştırma Komisyonu’na gönderdiği 28 sayfalık raporda; PKK‘nın Avrupa Sorumlusu Zana Azadi, 26 Nisan 2016 tarihinde sosyal medya üzerinden paylaştığı mesajda şöyle diyor:

“Fetullah Gülen’i sevmediğimi herkes bilir. Ama AKP, DAEŞ faşizminin yıkılması için devrimci halkların Gülen’le yaptığı işbirliği en doğru karardır.”

Her şey gün gibi ortaya çıkmasına rağmen;

Dersimli Kemal, hala PKK ile FETÖ’yü korumaya devam ediyor.

Belli ki, aldığı talimat böyledir.

***

YSK Başkanı Sadi Güven; Yüksek Seçim Kurulunda 3, İl Seçim Kurulu Başkanı 11, İl Seçim Kurulu Üyesi 59 ve İlçe Seçim Kurulu Başkanı 210 hâkim ile 15 zabit kâtibinin FETÖ üyesi olmaktan görevden uzaklaştırıldığını ve tutuklandığını açıkladı.

Bu kadar örgüt üyesinin desteklediği AKP’nin, nasıl iktidar olduğu neden tartışılmıyor?

Y-CHP bu işi hiçbir zaman sahiplenemedi.

“İktidarın “meşruiyet “ sorunu var” diyemiyor.

Başka bir karın ağrısı mı var acaba?

Meşru olmayan iktidarların yaptığı icraatlar da gayrimeşrudur

Bunu bilen AKP;  “yeni anayasa” yaparak, “yeni rejime” geçmeye çalışıyor!

Belli ki, yeni anayasa ile “beyaz bir sayfa” açıp, her şeyi sıfırlayacaklar!

Bu arada, önceki dönemlerde işlenmiş anayasal ağır suçlar; ya affedilecek ya da suç olmaktan çıkartılacaklar.

Yaşamakta olduğumuz süreç budur ve MHP’li “Devlet”, işin böyle bitirilmesine  “evet” diyor!..

***

Söyleye söyleye dilimde tüy bitti.

MHP’yi kurtarmadan, AKP’den kurtulmak imkânsızdır…

Y-CHP’de ise, hiç umudum kalmadı.

Kim ne derse desin, yeni rejime geçilmesinin “meşruiyet” temelini Y-CHP hazırladı.

Dersimli, şimdi Cumhurbaşkanına, Başbakana ve Meclis Başkanına, anayasa değişikliğinden vazgeçsinler diye  “rica”da bulunuyor:

“Sayın Cumhurbaşkanı, Sayın Meclis Başkanı; sizden rica ediyorum,  lütfen bu anayasa değişikliği teklifini geri çekiniz. Türkiye’ye en büyük hizmeti yapmış olursunuz” diyor. (1)

İktidara “rica” ederek muhalefet yapma dönemine girdik…

***

Bu Y-CHP’liler, “muhalefet” ederken bile fırsatı kaçırmıyorlar,

CHP milletvekilleri Ankara ve İstanbul’da eş zamanlı olarak sokağa çıktılar.

Akıllarınca zevahiri kurtaracaklardı.

Bir bildiri okudular, evlere şenlik.

Duyanlar; anayasa “hayır” diyecekleri vardıysa da, bu bildiriden sonra “evet”e dönecekler…

Anayasa değişikliğinden sonra gelecek olan diktatörlüğü; Saddam’a, Esat’a ve Kaddafi’ye benzettiler!

Son yıllarda emperyalizme karşı direnen ve ülkelerinin toprak bütünlüğünü savunan bu liderleri, Y-CHP’liler her fırsatta neden karalıyorlar?

Böyle zamanlarda; Hitler, Musolini, Salazar, Allende vb. gibiler nedense akıllarına gelmiyor!

Yine de şükredelim; diktatör örneğini verirken, Atatürk ile İnönü’yü saymadılar!?

Acaba Y-CHP’nin bir başka görevi de:  ABD’nin mazlum uluslara karşı yaptığı saldırıları meşru ve haklı gösterme midir?

***

Muhalefet böyle işbirlikçi olursa, AKP hiç iktidardan düşürülebilir mi?

Bunların sayesinde;  AKP oy kaybettiği yerde bile, muhalefetten bir parti kazanabiliyor.

İşte size MHP, en canlı örnek..

MHP, muhalefette olduğu halde, iktidarın yapamayacağı icraatları yapmaya başladı…

Rejimi değiştiriyor; 78 milyonun yaşam tarzını, toplumun idare şeklini belirliyor…

Gelecek nesilleri ağır ipotek altına sokuyor…

Bu yüzden:

Yangından ilk kurtarılacak olan MHP’dir!

Sonra Türkiye…

Cemil Can

 

DİPNOT:

(1) http://www.ntv.com.tr/turkiye/kilicdaroglu-anayasa-degisikligi-teklifini-geri-cekin,V0OSvT3KIEGmOK3jzdD_9g

 

 

“RÜTBE” SÖKME/TAKMA TÖRENİ!..

Hulusi Aktar

 

BİLGİ KİRLİLİĞİ’Nİ NE ZAMAN BIRAKACAKSINIZ?

 

CIA KAYNAKLI HABERLERİ NAKLETEMEYİ, ADETA İKİNCİ MESLEK YAPTINIZ!

KEYFİNİZ KAÇIYOR DİYE, SAYFANIZDA PAYLAŞIMDA BULUNMAYI BIRAKTIK, SİZ DÜŞMAN ODAKLARININ KARA PROPAGANDALARINI YAYMAYI BIRAKMIYORSUNUZ…

SABAH AKŞAM DÜŞMANIN AĞZI İLE KONUŞUYORSUNUZ…

CIA, FETÖ ELİYLE BAŞARAMADI DA SİZ İKİ PARA ETMEZ SOSYAL MEDYA SAYFALARINDA BAŞARABİLECEĞİNİMİZİ SANIYORSUNUZ?

GENELKURMAY BAŞKANININ RÜTBELERİNİ SÖZKÜTÜNÜZ ÖYLE Mİ?!

ZAMANLAMANIZ MÜKEMMEL (!) YAZIKLAR OLSUN…

PEKİ, SİZİN RÜTBE TAKMA TÖRENİNİZ NE ZAMAN?

ÇAVUŞLUĞA KADAR GELEBİLDİNİZ Mİ BARİ?

NEYMİŞ EFENDİM:

ASKERİ OKULLARI NEDEN KAPATMIŞ!

HALA MI ORALARDASINIZ?..

ASKERİ OKULLARI KAPATANIN, BİNALİ HÜKÜMETİ İLE ERDOĞAN OLDUĞUNU NE ZAMAN ANLAYACAKSINIZ?

GENELKURMAY BAŞKANININ KANUNLA KURULUP KAPATILABİLEN BU OKULLARI, AÇIP KAPATMA YETKİSİ Mİ VAR?

HÜKÜMETİ VE ERDOĞAN’I “PAS” GEÇİP, İZİNSİZ BASIN AÇIKLAMASI BİLE YAPAMAYAN (DEVLET MEMURU STATÜSÜNDEKİ) BİR KOMUTANI, GÜNAH KEÇİSİ İLAN ETMEK YAKIŞIYOR MU?

***

ÖNCE POLİS OKULLARI İLE POLİS AKADEMESİ DE KAPATILDI!

NE TEZ UNUTTUNUZ?

ÇAYCISINDAN MÜDÜRÜNE, FETÖ ÜYESİ OLAN BU OKULLARIN DA AÇILMASINI İSTİYORSUNUZ?

POLİS OKULLARI İLE ASKERİ OKULLARIN FARKI NE?!

FETÖ İKİSİNİ DE ELE GEÇİRMEDİ Mİ?

BU KADAR UZAK MISINIZ OLUP BİTENLERE?

ASKERİ OKUL OLMADAN SUBAY, POLİS OKULU OLMADAN POLİS YETİŞTİRİLEBİLİR Mİ?

DÖNEMİN OLAĞANÜSTÜ VE BU DURUMUN GEÇİCİ OLDUĞU, SİZE DE Mİ ANLATILACAK?

DAHA DÜN, ÇOĞU ASKER VE POLİS 8 BİN 399 KAMU GÖREVLİSİ ATILMADI MI?

O ASKER VE POLİSLERİN YETİŞTİĞİ YER; BU OKULLAR DEĞİL Mİ?

KAPATILMAYACAKLARDI DA NE YAPILACAKLARDI?

FETÖCÜ ÜRETMEYE DEVAM MI?

ATILANLARIN “MAĞDURİYET”İNDEN SÖZ ETMEDİĞİNE ŞÜKREDİYORUM!

***

DOĞRU YAPILAN İŞLERE KARŞI ÇIKARAK; YANLIŞ İŞLERE VERİLEN TEPKİYİ DE ETKİSİZLEŞTİRİYORSUNUZ?

SIRF “MUHALEFET” OLSUN DİYE, DOĞRU İŞLERE İTİRAZ EDERSENİZ, HAKLI OLDUĞUNUZ KONULARDA SİZE KİM, NEDEN İNANSIN?

BU KADARINI DA MI ANLAMIYORSUNUZ?

MUHALEFETİ ETKİSİZ HALE GETİREN BU ANLAYIŞI, NE ZAMAN TERK EDECEKSİNİZ?

HEPSİNDEN ÖNEMLİSİ, HER KONUYU BİLMEYE MECBUR DEĞİLSİNİZ!

***

SAVAŞ HALİNDEKİ ORDUMUZUN BAŞKOMUTANINI AŞAĞILAMAK VE RÜTBELERİNİN SÖKÜLMESİNİ GEREKTİRECEK “SUÇ” İŞLEMEKLE İTHAM ETMEK, ZAVALLILIĞIN ÇOK ÖTESİNDEDİR!..

CEPHE GERİSİNDE “BOZGUNCULUK” YAPMAKLA EŞ DEĞERDE DEĞİLSE DE, KOLAY AFFEDİLECEK BİR DURUM DEĞİLDİR…

GELELİM NEDENİNE:

GENELKURMAY BAŞKANIMIZ ORGENERAL HULUSİ AKAR, AMERİKANCI FETÖ DARBESİNİ ÖNLEYEN BİRİNCİ SIRADAKİ ADAMDIR.

NOKTA…

YURTTA SULH KONSEYİ”NİN ÖNÜNE UZATTIĞI BELGEYE İMZA ATSAYDI, O DARBEYİ HİÇBİR GÜÇ DURDURAMAZDI.

YOKSA İTİRAZINIZ MI VAR?

DARBE GERÇEKLEŞSEYDİ; SİZ DAHİL BÜTÜN “AKILDANELER”, DUVARINA FETULLAH’IN POSTERİ ASILI MEDRESELERDE MUALLİM OLARAK GÖREV YAPACAKTINIZ!

12 MART VE 12 EYLÜL‘DE BAŞKA BİR ŞEY Mİ YAPTINIZ?

AKAR, ÖLÜMÜ GÖZE ALARAK DİRENDİ VE DARBECİLERE İLK ŞOKU YAŞATTI!

TAVRI, ANTİEMPERYALİSTTİR…

ABD DARBESİNİN ÖNLENMESİNDE EN ÖNEMLİ AKTÖR ODUR.

TÜRK ORDUSUNU KARARLILIKLA ABD’NİN KARA GÜCÜ PKK/PYD‘NİN ÜZERİNE O SÜRMEDİ Mİ?…

AKAR, KOMUTASINDAKİ GÜVENLİK GÜÇLERİMİZ, PKK’YI VE DESTEKÇİLERİNİ HENDEKLERE, TÜNELLERE GÖMMEDİ Mİ?..

ÇÜNKÜ O, KİMİNLE SAVAŞTIĞINI ÇOK İYİ BİLİYORDU.

TSK TARİHİNDE İKİNCİ KEZ, TEPEDEN TIRNAĞA DEVRİMCİ BİR EYLEMİN İÇERİSİNDEDİR…

NOKTA.

AKAR, TSK’NIN SURİYE’DE AMERİKAN KUVVETLERİ VE TAŞERONLARI (IŞİD, EL-NUSRA, PYD/YPG VE DİĞERLERİ) İLE DE KARŞI KARŞIYA GELMESİNDE EN KÜÇÜK BİR TEREDDÜT GÖSTERMEDİ…

İSTİFA EDİP, ORDUDAN AYRILABİLİRDİ…

AMA O EMPERYALİZMLE SAVAŞMAYI SEÇTİ!

AKAR, TÜRKİYE’NİN YÖNÜNÜN NATO’DAN ŞİÖ’NE ÇEVRİLMESİNDE DE ETKİLİ OLDU.

TSK’NIN, NATO’NUN VURUCU GÜCÜ OLMASINA ESASTAN İTİRAZ ETTİ…

ÖYLE DEĞİL Mİ?

***

ÖYLEDİR ELBETTE” DEDİĞİNİZİ DUYAR GİBİYİM…

O HALDE; GENELKURMAY BAŞKANININ RÜTBELERİNİ NEDEN SÖKÜYORSUNUZ?..

BU YAPTIĞINIZLA, SAĞ KOLUNUZA “TERS BİR ÇAVUŞ PIRPIRI” TAKILMASINI HAK ETTİNİZ!

LAKİN, O DEDİĞİNİZDEN BİZDE YOK, BİZDEKİLER DÜZ!..

Cemil Can

 

NOKTA!..

Reina

 

O anda; milyonlarca baş parmak sanal klavyelerin üzerindeydi.

 

Sevdiklerinin isimlerini “tık”ladılar:

 

2017′nin; barış, huzur, mutluluk ve esenlik getirmesi için dileklerini göndereceklerdi.

 

Aramızda bazen insan olarak gezinen, o gece ise, hayali “Noel Baba” kılığında dolaşan bir adam, elindeki uzun namlulu silahıyla eğlence kulübüne girdi.

 

Bam, bam, bam…

 

Sabaha doğru, haber ajansları ölü sayısını 39, yaralıları 65 olarak açıkladılar.

 

Türkiye, Edirne’den Kars’a kadar bir kez daha sarsıldı!

 

Kimileri, eylemin yılbaşı kutlamasına tepki olarak yapıldığı, yorumunu yaptılar.

 

Dolayısıyla, yılbaşı kutlamasına karşı olanları hedef tahtasına oturttular.

 

Kimileri, birinci yorumu yapanları suçladılar…

 

Sonuç:

 

Kısmen de olsa terör amacına ulaştı.

 

Nokta.

 

***

 

İnsanları ayrıştırıp; birbirine düşman kabul ettirme, bu güzelim ülkeyi yaşanamaz bir coğrafya olarak göstermektir.

 

Korku, panik ve güvensizlik duygularını pekiştirme politikalarına hizmet edenler ne yazık ki aramızdadır

 

Nokta.

 

 

***

 

Çağımızda; terörizm, emperyalizmin elindeki en etkili silahtır.

 

Teröre bulaşanlar, kesinlikle emperyalizmin maşalarıdır

 

Terörist eylemleri bu gerçekten saptıranlar; bilerek veya bilmeyerek küresel güçlere ajanlık yapmaktadırlar…

 

Nokta.

 

 

***

 

Şimdi filmi birazcık geriye doğru saralım:

 

Takvimler 24 Temmuz 2015‘i gösterdiğinde; Türk güvenlik güçleri, savunma konumundan çıkıp emperyalizme karşı saldırıya geçtiler.

 

PKK’nın hazırladığı “Hendek-Tünel Savaşları”ndan zaferle çıktılar.

 

FETÖ’nün darbe girişimini, birkaç saat içerisinde bozguna uğrattılar.

 

Türk halkı, tarihinde ilk kez, kendi Ordusuna karşı sokağa indi.

 

Suriye cephesinde namlu namluya geldiğimiz “Koalisyon Güçleri” ve onların adına vekalet savaşını yürüten; IŞİD, PYD El-Nusra vb. örgütler, ağır bir yenilgi aldılar…

 

Nokta.

 

 

***

 

Emperyalistler; bizim nüfusa kayıtlı uşakları eliyle, savaşı bütün cephelere sıçrattılar.

 

Anlaşılan:

 

TSK’nın kesin zaferini ilan edeceği o güne kadar, cephe gerisindeki terör eylemleri devam edecek.

 

İkinci Kurtuluş Savaşı”mızda, bir kısmımız cephelerde şehit olurken, bir kısmımız da cephe gerisinde yaşamını kaybedecek…

 

Nokta.

 

 

***

 

Cephe gerisinde iken; yaşamı tehlikede olanlar; düşmanı, düşman kıyafetleri içerisinde göremeyecek.

 

Ön cephede savaşanlar, cephe gerisindekilere nazaran daha avantajlı sayılırlar.

 

Düşmanla işbirliği içerisinde olanlar:

 

Kimi zaman komşumuz, kimi zaman akrabamız olarak karşımıza geliyorlar.

 

Çoğu, kolayca aldatılabilecek cahillerden seçiliyorlar…

 

Kimi Allah ile aldatılıyor, kimi hayali “kurtuluş senaryoları” ile kandırılarak, ihanet eylemlerinde görevlendiriliyor.

 

Cephe gerisindeki “bozgunculuk”, cephedeki yenilgiden daha ağır sonuçlar doğuruyor…

 

Nokta.

 

 

***

 

Ne yazık ki:

 

Yaşamakta olduğumuz vahşeti; hala “Saray Savaşı” olarak gören, bakar körler var.

 

Kolay kolay akıllanacağa da benzemiyorlar….

 

Nokta.

 

 

 

***

 

Oysa:

 

Erdoğan’ın “Başkanlık Sistemi”ne geçmek için, hiçbir zaman böylesine savaşa ihtiyacı olmadı!

 

Onun tek ihtiyacı MHP‘ydi, onu da kolayca aldı.

 

Dolayısıyla, geçerliliği olmayan “Saray Savaşı” görüşünde ısrar edenler:

 

Düşmanın cephe gerisinde “bozgun yaratma” planlarına hizmet ederler…

 

Başka bir deyişle:

 

O gafiller, bizim evde yemek yeyip, düşmana askerlik edenlerdir.

 

Nokta.

 

 

***

 

Bu yüzden:

 

Bilme veya bilememe durumuna bakmadan; öncelikli işimiz cephe gerisinde düşmana hizmet edenleri, etkisiz hale getirmek olmalıdır.

 

Elbette, askeri terminolojideki “etkisiz hale getirme”den söz etmiyorum!

 

Demek istediğim:

 

Yılbaşı gecesi yapılan saldırıyı, Noel kutlamalarına karşı olanların eylemi olarak göstermek, bozgunculuğa hizmet etmektir.

 

Bu adi propagandayı boşa çıkarmak, bu yolda kullanılanları etkisiz hale getirmek anlamına gelir…

 

Nokta.

 

 

***

 

Hiç kuşku yok ki:

 

Bu eylemi yapanlar; yılbaşı kutlamalarını; sıradan, normal, insani bir faaliyet olarak kabul etmezler!

 

Öyle bile olsa:

 

İnsanların birbirine güven duygusunu azaltacak propagandalara alan açmak, teröristlerin arkasındaki güçlere hizmet etmek sonucunu doğurur…

 

Bu şekilde kullanılanları, her kim olurlarsa engellemek gerekir.

 

Nokta.

 

 

***

 

Defalarca kanıtlandı:

 

Terör örgütlerinin arkasında küresel güçlerin gizli servisleri var!

 

Onlarla aynı ağızdan konuşmak yasaktır, yasak!

 

Nokta.

 

 

Cemil Can

 

 

 

 

 

DERSİMLİ DE HATASINDAN DÖNER Mİ?

resized_1

CHP Grup Başkanvekili Levent Gök, son günlerde artan terör olayları nedeniyle Türkiye’nin gergin bir ortama girdiğini belirterek:

“Biz Türkiye’nin kutuplaştığı ve toplumun ayrıştığı ortamda anayasa değişikliği teklifinin görüşülmesini, toplumun daha çok gerilmesine neden olacağı ve yine güvenlik zaafiyeti oluşturacağı için geri çekilmesini veya ertelenmesini istiyoruz” dedi…

Y-CHP’den arada doğru sesler de çıkıyor.

Kılıçdaroğlu, başka havada:

20.12.2016 tarihli grup toplantısında; AKP’nin getirmek istediği “partili cumhurbaşkanlığı” sisteminin bal gibi “rejim değişikliği” olduğunu vurgulayarak:

“Bu anayasa değişikliğini komisyonda görüşecek arkadaşlarıma talimat verdim. Hiçbir değişiklik önergesi vermeyeceksiniz, bunu meşrulaştırmayacaksınız” diyor… (1)

Meşrulaştırmak” son derece önemli tabi.

***

Bir önceki dönem, “Anayasa Uzlaşma Komisyonu”nda; kasaba avukatı Atilla Kart’ı, Anayasa Hukuku Profesörü Süheyl Batum’un önüne geçirerek, bu Meclis’in sil baştan anayasa değişikliği yapabileceğini ilan eden kimdi?..

Bu şekilde, daha sonra yapılacak olan anayasa değişikliklerini zaten meşrulaştırdı.

Şimdi de komisyonda yer alarak, yine aynı şey bir kez daha yapıldı.

Meşru olmayan bir komisyonda neden yer alıyorsunuz?

Yer aldığınız komisyonda, önerge vermemekle komisyonu gayrimeşru hale getirebileceğinize kimi inandırabilirsiniz?

O masada baştan beri hiç oturmayacaktınız!

Çünkü TBMM üyeleri, sil baştan yeni bir anayasa yapmak üzere seçilmedi ve bu konuda yetkilendirilmediler!

Kurulu meclisin; “Kurucu Meclis” yerine geçerek, anayasa yapmaya kalkışması zaten yürürlükteki anayasaya göre gayrimeşrudur.

Böyle bir hukuksuzluğu gerçekleştirmek üzere kurulan komisyonlar da aynı hukuksuzlukla malüldür.

Dolayısıyla daha baştan, anayasa değişiklik komisyonunu boykot etmeniz gerekiyordu…

Diyecektiniz ki:

Halk bizi yeni bir anayasa yapmak üzere seçmedi, hükümet kurmak ve kurulu devleti yönetmek üzere yetkilendirildik, devletin temel yapısını değiştirmeye yetkimiz yoktur!

Ama tam aksini yaptınız.

Yeni bir anayasa yapmak üzere AKP’den daha hevesli çıktınız!

Nitekim AKP, anayasa masasını devirene kadar da koltuklarınıza yapışıp kaldınız.

Kabul etmek gerekir; Kılıçdaroğlu cahil bir adamdır ve bu işleri kotaracak donanıma sahip değildir.

Genel başkanlık koltuğu ona bol geliyor.

Danışman ve yardımcı olarak kendisine seçtiği kişiler, birer Cumhuriyet düşmanıdır

Türk” ve “Türklük” sözcüklerini anayasadan çıkartmak için düşmanla bile işbirliği yapabilirler.

Geçen dönem; anayasa değişikliği teklifini bu anlamda bir fırsat gibi gördüler.

Y-CHP adını verdikleri CHP’yi, AKP’nin yaptığı karşı devrimin önündeki taşları temizlemekle görevlendirdiler.

Bugün yaptıkları hatadan dönebilirler mi acaba?!

Buna seviniriz…

Lakin geçmişte yaptıklarını biliyoruz.

Hatta 18. Olağanüstü Kurultay’a damga vuran:

“Dersimli Kemal’im ben, Yerel Yönetimler Özerklik Şartı mutlaka getireceğiz” sözleri hafızamıza kazınmıştır..

O bakımdan CHP’nin başından mutlaka çekilmeli veya indirilmelidir…

Aksi halde “başkanlık” denen bela ezici çoğunlukla geçecek gibi görünmektedir!

***

Türkiye, Rusya ve İran’ın Moskova’daki toplantısından sonra, yayınladıkları ortak bildiri, (2) bu kadar da olmaz ki dedirtti!..

Türkiye ve İran Suriye’nin “laik” bir devlet olduğu konusunda anlaştılar.

Rusya Ortodoks, İran Şii, Türkiye Süni olarak bilinir…

Ortak payda: LAİKLİKTİR…

Üç ülke Suriye’nin “toprak bütünlüğü”nü de desteklediler.

TSK’nın El-Bap’ta yürüttüğü operasyon ile ilgili yapılan her resmi açıklamada:

Suriye’nin “toprak bütünlüğü”ne vurgu yapılması çok önemlidir.

Suriye’yi bölmek isteyen emperyalizmin kafasına vurulmuş balyoz gibidir yani.

Dersimli, NATO ve ABD için”tek kişi kalana” kadar mücadele edeceğini ilan etmişti.

Gerek kalmadı!..

Zaten tek kişi kaldı, bu tek dişi kalmış canavar!

Türkiye, IMF’ye alternatif olarak kurulan Yeni Kalkınma Bankası’na (3) üye olarak katılmakla yeni rotasını da belirledi…

Türkiye’nin yeni yolunun, ŞİÖ’ne çıkacağı belliydi.

Bu gerçekleri göremeyen ve kulağını Atlantik’e dönerek yatan Kılıçdaroğlu, artık ulusal ve uluslar arası siyasette aktör değildir…

Y-CHP, ABD ve AB’nin basın bürosu gibi çalıştırıldı.

Ortadoğu’da teröre karşı çözümün aranacağı yerin Cenevre değil, Astana olduğu kesinleşti.

Yanlış ata oynayan Y-CHP de ABD gibi bu oyunun dışındadır…

***

1996′da kurulan ŞİÖ Anayasası ile; dinci aşırılık, etnik aşırılık ve terörizm, mücadele edilecek üç kötülük olarak belirlendi.

Örgüt üyeleri, uyuşturucu ve insan kaçakçılığının önlenmesi için de işbirliği yapacaklar.

Buna karşılık, ABD emperyalizmi bütün dünyada etnik,mezhepsel ve dini kurumların örgütlenmelerini destekleyerek, tümünü kullanmaya devam edecek!

.

Milyonlarca insanın öldürüldüğü; Irak, Libya ve Suriye bu iğrenç politikaların son kurbanlarıdır.

***

Rus General Leonid Grigryavis İvaşov:

“NATO askeri birliktir, ŞİÖ’nün askeri birliği yoktur “ diyor.

ŞİÖ, tek kutuplu dünyaya alternatif olarak kuruldu.

Yakın zamanda ŞİÖ’nün kolektif savunma bölgesi oluşturması da bekleniyor.

Örgütün askeri tatbikatları, terörle mücadele ekseninde yapılıyor.

NATO’nun silah olarak terör örgütlerini kullandığı ve bunlar aracılığı ile “vekalet savaşlarını” yürüttüğü göz önünde tutulursa, ŞİÖ’nün dünya barışı için ne kadar önemli olduğu ortaya çıkıyor.

***

Burada bir hatırlatma yapmak isterim:

15 Temmuz darbe girişiminin başlangıcında Erdoğan’ın çevresi, Avrupa’daki NATO üyelerinden, gerek duyulması halinde Erdoğan’ı herhangi bir başkente kabul etmelerini istediler ama NATO müttefiklerinin hepsi ret cevabı verdiler…

Bu yanıt; kimin nerede durduğu ve kimden yana olduğunu göstermesi bakımından önemledir.

Asla unutulmaması gerekiyor!

***

Atatürk heykelden ibaret değildir:

Bir düşünce tarzı, bir duruş, bir düşünüş ve mazlum halkların zulme karşı başkaldırı sembolüdür.

Sistematik bir dünya görüşüdür…

Atatürk ve İnönü’ye, 14 yıldır sistemli olarak yapılan saldırılar, AB ve ABD’nin dayatmalarının bir sonucudur.

Yıllarca bize çöplerden Atatürk posterlerini toplattılar.

Atatürk’ün partisi CHP’yi ele geçirip “Y-CHP” yaptıktan sonra, CHP “Atatürk’ün partisi değildir” dediler…

Atatürk devrimlerini inkar ettiler.

Atatürk’ün koltuğuna oturan adama:

Laiklik karın doyurmuyor” dedirttiler…

Atatürkçülüğün sembolü olan 6 Ok‘u yeniden yorumlamaya kalkıştılar.

Mustafa Kemal’in askerleriyiz” sloganına karşı “Atatürk’ün yurttaşlarıyız” diyerek, akıllarınca nazire yaptılar…

Atatürk’e “Kefere Kemal” diyen meczup Mehmet Bekaroğlu’nu, hileli yollardan milletvekili seçtikten sonra, CHP’nin Propaganda ve Tanıtımdan Sorumlu Genel Başkan Yardımcılığı’na getirdiler…

Atatürk İlke ve Devrimlerinin bekçiliğini yapmam” diyen Sena Kale’liye, Parti okulunu açtırdılar, genel başkan yardımcısı yaptılar.

Fetullah örnek alınacak insan. Gülen cemaati Türkiye’nin büyük gelecek projesidir. Fetullah bilgedir. İlgi ile takip ediyoruz” diyen Muhammet Çakmak’ı partinin en yetkili organı Parti Meclisi’ne seçtiler…

Aynı şekilde:

CHP artık CHP değil. Milliyetçi ve ulusalcı olarak tanımlanamayacağı kesin. Toplumu ayrıştıran sıkan, Atatürk milliyetçiliğidir. Türklük kavramı Anayasa’dan çıkartılabilir. Türk Vatandaşlığı tanımının ‘yurttaşlık’ olarak değiştirilmesini CHP olarak destekliyoruz” diyen Binnaz Toprak’ı, Parti Meclisi’ne seçtiler…

Kürdistan kurulmalıdır” diyen Şafak Pavey, her zaman baştacı edildi…

Bir dönem, “Dersim katliamının sorumlusu devlet ve CHP’dir. Atatürk de bu olaylardan haberdardı” diyen Hüseyin Aygün, dersimli Kemal’in sağ koluydu…

Atatürk’ün posterini Meclis’teki odasından indiren Y-CHP milletvekili hala utanmadan o Meclis’e girip çıkabiliyor…

CIA’nın yan kuruluşu Stratforr’un TR-705 kulak numaralı haber elamanı Sezgin Tanrıkulu, partinin gerçek genel başkanıdır…

Bitmedi…

Daha çok var:

Kemal Kılıçdaroğlu’nun marifetleri olan bu rezillikler saymakla bitmez…

20′li yaşlarındaki delikanlıları bile, “Dersim’de Seyit Rızayız biz” diye bağırtıp, kirli amaçları için kullandılar.

Sözün kısası:

İnönü üzerinden Atatürk’ü itibarsızlaştırma yarışında Kemal Kılıçdaroğlu denen hain, CHP düşmanı baş rolleri oynadı…

Bahse girerim, Rize’de Atatürk heykelinin kaldırılmasını da ellerini ovuşturarak izledi…

***

78 milyon, Rize Cumhuriyet Meydanından Atatürk büstünün sökülmesini trene bakar gibi seyretti!

Erol Güney’in kedisi gibi, “yattığın yerde düşünüp” durmakla sonuu değiştiremezsin!..

Kaderimize el koymanın zamanı geldi!

Gördüğümüz gibi MHP, işgal altında olduğunu kabul etti ve son görevini yerine getiriyor.

Yukarıdaki kanıtların, daha onlarcası var, CHP’nin de işgal altında olduğunu anlamak için yeterli değil mi?

CHP işgalden kurtarılmadan, ülkenin işgalden kurtarılmasının ne kadar zor olduğu hala anlaşılmadı mı?

Yaşayarak gördük ki:

Y-CHP karşı tarafta konuşlandı; zira söylem ve eylemleriyle; işgalin kırılmasını değil, devamına hizmet ediyor.

O nedenle işgali kırmakta zorlanıyoruz!

***

Artık en ufak bir kuşkumuz kalmadı:

Türkiye, “İkinci Kurtuluş Savaşı”nı veriyor…

Kıbrıs Barış Harekatı’ndan sonra, en ciddi, en kapsamlı olan savaştır bu.

Düşmanlarımız kendilerini gizlemiyor:

Müttefikimiz” NATO’nun üyeleri ve “model ortağımız” ABD, teröristleri silahlandırıp, askerlerimizin üstüne üstüne sürüyor.

Bu yüzden Edirne’den Kars’a kadar Türkiye ayaktadır…

Hergün şehit cenazeleri bu nedenle geliyor…

Suriye’de; “güvenli bölge” oluşturulması, Kürt “koridorunun kesilmesi”, terör örgütlerinin “etkisiz” hale getirilmesi konusunda, neredeyse 78 milyon hem fikirdir…

Askerlere moral vermenin son derece önemli olduğu bugünlerde, bir tek Dersimli Kemal’den aykırı ses çıkıyor.

Kemal efendi hala Bremen mızıkasını çalıyor…

Askerlerimiz için:

“SURİYE BATAĞINDAN ÇIKAMAYACAKLAR” diyor…

Bu adam kimden yanadır Allah aşkına?

Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1) http://www.kanalb.com.tr/haber.php?HaberNo=87252

(2) http://t24.com.tr/haber/iste-turkiye-rusya-ve-iranin-imzaladigi-8-maddelik-ortak-suriye-bildirisi,378459

(3) http://www.milliyet.com.tr/-golge-imf-kuruldu-turkiye-ye/ekonomi/detay/2090753/default.htm

SON AÇIKLAMALAR HER ŞEYİ AÇIKLIYOR!..

bordo_bereliler

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu:

Ulaşılan bilgiler doğrultusunda Rus elçi Karlov’u katleden terörist Mevlüt Mert Altıntaş’ın FETÖ’yle ilişkisinin çok net bir şekilde görüldü. Aylardır düzenlenen terör saldırılarının arkasında hep aynı güç vardı.

Mehmet Ali Şahin:

El-Bab’da 16 şehit vermemizin nedenlerinden bir tanesi Amerika’nın politikasıdır.

Gazeteler:

Rakka operasyonunu bahar aylarına erteleyen ABD, iyi eğitimli IŞİD militanlarını El-Bab’a göndererek Mehmetçiğin üzerine sürüyor…

Cumhurbaşkanı R. Tayip Erdoğan:

El-Bab’dan sonra sıra Mümbiç’te. Kuzey Suriye’de yeni bir devlet kurulmasına izin vermeyeceğiz.

Gazetelerde bir haber:

ABD Başkanı OBAMA, Pentagon’un 619 milyor dolarlık 2017 bütçesini onayladı. PKK/PYD’ye omuzdan atılan füze verilmesinin önü açıldı…

Rusya Dış İşleri BakanıI:

ABD yönetimi Suriye’deki yönetimi devirmek için El Kaide’nin bir alt kolu EL-NUSRA da (yeni adıyla Fetih el Şam) dahil olmak üzere yıkıcı güçlere yardım etmeye hazır olduğunu açıkladı.

Başbakan Binali Yıldırım:

Güney sınırlarımız boyunca büyük tehditler altındayız. DEAŞ, PYD ve diğer terör örgütleri, elde ettikleri silahları PKK’ya vermeye başladılar.

Füzeleri atanları etkisiz hale getireceğiz…

Türkiye asimetrik bir saldırı ile karşı karşıyadır…

Gazetelerden bir haber daha:

Fırat Kalkanı operasyonu 124. gününe girerken, 13 ülkenin dahil olduğu IŞİD’le mücadele koalisyonundan geriye bir tek Türkiye kaldı. Koalisyon uçakları hava desteği bile vermiyor…

Devlet Bahçeli:

Fırat’ın doğusu ABD’nin terör merkezi. El-Bab’dan boş dönersek; Diyarbakır’ı riske atar, Ankara’yı tehlikeye sokarız…

Kamu Diplomasisi Koordinatörlüğü:

TSK’nın Suriye’deki operasyonlarının nedeni: Terörle mücadele “pro-aktif” yani terör örgütlerini Türkiye’ye ulaşmadan, yerinde imha etmek ve Türkiye’nin bölge ile BAĞININ KOPARILMASI girişimlerini engellemektir… Esas amacın ise: PKK’nın Suriye kolu PYD/YPG’nin Türkiye’nin güneyinden “koridor oluşturmasını” engellemek olarak açıkladı… Türkiye’deki Suriyelilere kendi ülkelerinde “güvenli bölge” oluşturmak da amaçların arasındadır dendi…

(Kamu Diplomasisi Koordinatörlüğü’nün bugün savunduğu temel stratejiyi biz birkaç arkadaş 1915 yılında tartışmıştık. Zamanınız olursa aşağıdaki bağlantı ile o tartışmanın özetine gidebilirsiniz… Ufuk açıcı fikirlerin karar mekanizmasının başında olanları etkileyebileceğinin tipik örneğine rastlayacaksınız…

İşte o bağlantı: https://www.facebook.com/notes/cemil-can/silinmi%C5%9F-hafizalar/663698230460212)

Kemal Kılıçdaroğlu:

TSK’yı kastederek; Ortadoğu bataklığından çıkamayacaklar!..

Bu defa isim vermeyeceğim: Adamın birine üç sorum var:

1.) Sen kimden yanasın?
2.) Bu kafayla gidersen “Başkanlığa” geçilmesini engelleyebilir misin?
3.) Vatanseverliği AKP’ye bırakarak, partini iktidar alternatifi olmaktan tamamen çıkarttığını anlayacak kadar aklın yok mu?

Bir soru da yol arkadaşlarıma:

Arkadaşlar biz bu adama mecbur muyuz?

ÖNERİM:

Hiç değilse, referanduma kadar sadece CHP tabelası ile yürüyelim ve ana muhalefet olmayı kaybetmeyelim…

 

Cemil Can

BU SEFER TUZAĞA DÜŞMEYECEĞİZ!..

akit

Rize’de Atatürk heykelinin sökülüp Valilik önüne götürülmesi haberini duyunca; kendi kendime dedim ki:

Bu iktidar, halkın dikkatini Rize’ye çekerek, çok önemli bir veya iki iş yapmaya hazırlanıyor.

Her ne kadar bu fırsattan yararlanarak Atatürk’ü “itibarsızlaştırmak” şeklindeki asıl istekleri ile örtüşse de; bunlar daima bir taşla iki-üç kuş vurarak sonuç almayı alışkanlık haline getirdiler.

Karşılarındaki cephe asla uyanamadı, kolay kolay uyanacağa da benzemiyor…

O bakımdan heykel konusunu işlerken; diğer hususları da gözden kaçırmamak gerekir.

Bakalım iktidarın tartışılmasını istemediği gündemde başka neler var:

1.) AKP, Meclis Grubu’na Perşembe gününü kadar “Başkanlık” meselesinin bitirme talimatını verdi..

Bunun anlamı “rejim değişikliği” için son düdüğün çalındığıdır…

2.) Sosyal medyada dolaşan; IŞİD’in canlı canlı yaktığı askerler haberi var. Doğru mu değil mi belli değil. Belli ki, araştırılması ve tartışılması istenmiyor. Büyük olasılıkla Twiter da bu nedenle yavaşlatılmıştır.

3.) En önemlisi: El-Bab’da şehit edilen askerlerimizdir. Türkiye’nin ünlü muhalif yazarları bu konuyu köşelerine taşıdı. 500 bin Suriyeli genç Türkiye’de “tatil” ederken, bizim çocukların onların yerine şehit olmasını, halka kabul ettirmek çok kolay değildir…

4.) Esat’ın Başkanlığı, Suriye’nin Toprak Bütünlüğü ve Suriye’nin “LAİK” bir “ARAP” “ CUMHURİYETİ” olarak tanımlanması hususları; AKP tarafından Moskova Bildirisi ile kabul edilmiştir. Putin’in açıklamasından anlaşıldığına göre, Erdoğan Esat ile de görüşecektir. Bugün kadar uygulanan dış politikaya 180 derece ters olan bu değişikliklerin, Anayasa Referandumuna giderken tartışılması istenmiyor.

Ayrıca “laiklik” sözcüğü de AKP’nin terminolojisinde yok! Tabanı alıştırmanın kolay olmayacağı belli…

5.) Türkiye NATO ve AB ile evliliğini bitirmek üzeredir. AKP Şangay İşbirliği Örgütü’ne girme kararını halka danışmadan verdi. Kendi tabanı bile bu konuyu tam olarak bilmiyor. Dolayısıyla bu aşamada bu konunun da tartışılması istenmiyor.

Oldu bittiye getirilmesine AKP tabanı zaten itiraz edemez.

6.) Son haftalarda, İstanbul’da iki yerde ve Kayseri’ de canlı bombaların patlatılması konusu var, hiçbir şekilde geciştirilemez. AKP’nin terör örgütlerinin ile bugüne kadar yaptığı “yol arkadaşlığı” ve “dostluğun” da tartışılması istenmiyor.

Belli ki, Türkiye’nin bugüne kadar izlediği ve yanlış olduğunu nihayet anladığı; terör örgütleri ile “müzakere” yapılmayacağı ve teröristlere hiçbir nedenle destek verilmeyeceği şeklindeki politikaların sorumluları gizlenmek isteniyor.

AKP, “aldatıldığı” bu konuların da tartışılmasından rahatsızdır.

Bu kadar tartışılacak konuyu varken; bunları teke indirmek en akıllıca (!) yöntem değil mi?

Gündemi teke indirmek için Atatürk heykelini söküp kaldırmak, bence de yeterli olmuştur.

Üstelik bu konu, geri dönüşe ve her türlü kıvırma manevralarına da müsaittir.

Nitekim kadın kotasından hileli olarak seçilen, Atatürk’a “Kefere Kemal” diyen Y-CHP‘nin Propaganda ve Tanıtımdan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Bekaroğlu, ilk açıklamayı yaparak, bu işin büyütülmemesini istedi…

Yani bu iş muhalefet tarafında, Kılıçdaroğlu’nun paratonerine ihale edildi…

Dolayısıyla sosyal medyada etkili olan duyarlı Kemalistler, bu konuyu pas geçmeyeceklerdir…

.

Tartışma mecburen Atatürk heykelinin kaldırılması olayından, Atatürk’ün itibarsızlaştırılmasına doğru uzayarak derinleşmeye mecburdur…

AKP’nin de şimdilik istediği budur!

Gerçekten de bu olay karşısında ilk tahrik olanlardan biri olduğumu itiraf ediyorum.

Haberi okur okumaz, hemen kaleme kağıda sarılıp; Atatürk’ün heykelininin kaldırılmasının beklenen bir şey olduğunu, ondan önce düşüncelerinin ve devrimlerinin nasıl yozlaştırmaya çalışıldığını, hatta Y-CHP’nin bu konudaki katkıları kaleme almak üzere yazmaya başladım.

O yazıyı daha sonra yayınlayacağım…

Sonra baktım ki, böyle kritik durumlarda AKP hep aynı şeyi yapıyor ve biz de onun hazırladığı tuzağa düşüp, onların belirlediği gündemi tartışıyoruz.

Muhalefet gündem belirleyemiyor diye, biz de mi belirlemeyelim!

O halde yapılacak olan en akıllıca iş: Heykel tartışmasının yanında, yukarıda saydığım 5 konuyu da tartışmaya açmaktır….

Becerikli olanlar, 6 konuyu birbirine bağlayarak anlatabilirler…

Benim yapabileceğim bu kadardır.

Cemil Can

BU İŞTE DE BİR TERSLİK VAR!

komando

Terörü lanetlemekle terör bitirilemez.

Somut bir şeyler de yapmak gerekiyor.

Öncelikli yapılacak iş: Devletin kalıcı ekonomik ve sosyal politikaları ile terörün insan kaynaklarını iyiden iyiye kurutmaktır.

Bu aşamaya gelene kadar, teröristlere anladıkları dilden ve ağır yanıtlar verilmelidir:

Sınır ötesine harekat yapılmalı, teröristlerin kampları yerle bir edilmeden geri dönülmemelidir.

İşler bu noktaya doğru hızla gelişirken, güvenlik güçleri sonuna kadar desteklenmelidir.

Güvenlik güçleri dediğimiz kimdir:

Senin benim asker ve polis olarak görev yapan çocuklarımız elbette.

Bu iş bitene kadar; onların moralini bozacak en küçük davranışlardan özenle kaçınmalıyız.

Bu savsaklanamaz bir yurttaşlık görevimizdir.

***

PKK’nın “sabotaj ve bombalama timi” TAK (Kürdistan Özgürlük Şahinleri), Dünya İnsan Hakları Günü’nde 400 kilo patlayıcı ile İstanbul’da 12 saat tur attıktan sonra, canlı bombayı patlattı.

44 masum yurttaşımızı kaybettik.

Uzmanlar, patlayıcının piyasadan temin edilemeyeceğini söylüyorlar.

Şehit olan 37 polisten 2’si, Kayseri’de sonsuzluğa uğurlandı.

Cenaze töreninde yine Y-CHP’ye tepki vardı; çelenk tekmelendi… (1)

Bazı internet haber siteleri olayı: “Vatandaş şehidine sahip çıktı” diye verdiler. (2)

Aymazlığın ve kafasızlığın bu kadarına ne demeli?

***

Olay üzerinden bir hafta geçmeden, Kayseri’de çarşı iznine çıkan askerlerin bindiği halk otobüsüne, canlı bomba ile tekrar intihar saldırısı yapıldı…

Bu defa da 14 asker şehit oldu, 56 yaralı.

Aralarında ağır olanlar da var, ölü sayısının artabileceğinden korkuluyor…

Olaydan sonra öfkeli bir grup, CHP Kayseri-Kocasinan İl Gençlik Kolları Başkanına saldırdı… (3)

Çüüüüüüüüüşünüz!..

Benzer bir olay, 8 Haziran günü Vezneciler’de gerçekleşen bombalı saldırıda hayatını kaybeden polisler için düzenlenen cenaze töreninde de yaşandı.(4)

Tuhaf olan, o gün Cumhurbaşkanının çelengi ile CHP çelengi yan yanaydı.

Tepki yine Kılıçdaroğlu’na oldu…

CHP’nin 20 Kasım’da Kartal’da HDP ile ortak miting düzenlemesine de tepki vardı.

Öfkeli vatandaşlar, semeri dövmeye devam ediyor:

CHP minibüsünü bir güzel tekmelediler… (5)

***

14 yıldır AKP’nin yönettiği ülkede yaşayan Türk halkı, sıfır terörle iktidarı devralan hükümete öfkesini bir türlü kusamıyor.

Ha bire CHP’ye kızıyor; çelenklerini tekmeliyor, Kemal Kılıçdaroğlu’na dolu mermi fırlatıyorlar…

CHP’nin il ve ilçe başkanlarına saldırıyorlar…

Neden?

Neden Y-CHP’liler mağdur iken, zalim muamelesi görüyorlar acaba?

Bu yazıda işin bu yanına yanıtlar arayacağım.

***

Gerçekten de, hedefini şaşırmış olan bu tür tepkiler, milli birlik ve beraberliğimize dinamit koyuyor.

Elbette ki, “Tepkiler neden CHP’ye?” sorusunun cevabını öncelikle Y-CHP yönetiminin bulması gerekiyor.

Ancak ondan sonra, etkili bir strateji geliştirebilirler.

Hatalı “Açılım” politikaları ile PKK’yı yeniden palazlandıran, ülkeyi patlayıcı deposu haline getiren AKP iktidarı, hatasından döndü:

“Terörle müzakere”yi kesip, mücadeleye başladı.

Aynı şekilde, dış politikasını da değiştirdi:

Suriye’nin içişlerine karışmaktan ve rejim muhaliflerini desteklemekten vazgeçti.

“Eset” ile yatıp “Eset” ile kalkmaya da ara verdi…

Hatta beklenmeyen bir şey daha yaptılar:

Türkiye’yi yeni bir rotaya yönlendirdiler…

Şangay İşbirliği Örgütü’ne (ŞİÖ) üye olmaya teşebbüs bile, az iş sayılmaz!

Bütün bu adımlar; AKP’nin hatalarını örtmeye yetmese de, halkın gözünde doğru yola girdiği kanaati uyandırmaya yetiyor…

***

Bu noktada; Y-CHP hayati bir hata yaptı.

Ne yazık ki, bu hatayı sürdürmeye devam ediyor.

Sırf Erdoğan’a muhalefet yapmak için, hükümetin doğru adımlarına da karşı çıkıyor.

PKK’nın “Hendek savaşları”nda teröristlerin “orantısız güç” kullanıldığını, insan hakları ihlalleri yapıldığını rapora bağlayıp, Türk ve dünya kamuoyuna duyurdu…

Türk halkı, bu davranışı “gammazlama” olarak kabul ediyor.

Türkiye’yi işgal ettirmek için darbe girişiminde bulunan FETÖ’nün, finans kaynaklarına ve medya kuruluşlarına karşı yapılan haklı operasyonlarda da milletvekillerini olay mahalline göndererek, teröristlere kol kanat gerdirdi.

FETÖ’ye karşı yürütülen operasyonlarda “mağduriyetleri” öne çıkartarak karşı mevzide konuşlandı…

***

Bu yanlış siyasi strateji ile:

Vatanın kurtuluşunu, Cumhuriyetin kuruluşunu gerçekleştiren kahramanların partisi CHP; vatanseverliği, milliyetçiliği, anti-emperyalistliği ve vatan savunmasını AKP’ye bıraktı.

AKP’nin 14 yıllık kamburlarını sırtına aldı…

AKP, stratejik hatalarından dönüp, doğru politikalar izlemeye başlayınca, zaten geniş olan tabanının, yeniden sempatisini kazanıyor.

Bir anlamda, halka kendini af ettiriyor…

Y-CHP ise, doğrulara da karşı gelerek, AKP’nin bugüne kadar yaptığı tüm yanlışların faturasını ödeme ile karşı karşıya geldi.

Bence bu yüzden CHP’nin çelenkleri tekmeleniyor…

***

Aslında tekmelenen CHP değil, Dersimli Kemal ve arkadaşlarıdır.

Yani Y-CHP…

***

Çünkü Y-CHP ulusalcı politikalar izlemiyor.

Acil koduyla” çağrıldığı toplantılar bunun en çarpıcı kanıtı oldu.

Daha birkaç gün önce, Aydınlık gazetesinden Sebahattin Önkibar yazdı:

Fetullah Gülen’in amiral gemisi olarak kabul ettiği ABD’nin Ankara Büyükelçisi John Bass, Kılıçdaroğlu’nu karşısına oturtup, ABD’nin talimatlarını tebliğ etti.

“Yapılanlar antidemokratik… Operasyon adı ile muhalif avı yapılıyor. Muhalefet partisi olarak sizin buna şiddetle karşı çıkmanız gerekiyor. Türkiye diktaya gidiyor!” dedi.

Emperyalistler, Türkiye’nin ana muhalefet partisine, ne yapması gerektiğini söylüyorlar.

Suriye’de namlu namluya geldiğimiz ABD’nin, İstanbul ve Kayseri’deki patlamaların arkasında olduğu söyleniyor, ki ben de öyle düşünüyorum…

Bu koşullarda, ABD Ankara Büyükelçisinin “öğütleri” dinlenir mi?

6 Ok’a bağlı geniş yığınlar, böyle bir konuşmanın yapılmadığını duymak istiyor…

Haberi Y-CHP tekzip yapamıyor!..

Bu çizgi sürdürüldükçe; çelenklerin tekmelenmesi en hafif tepkidir, yüzünüze tükürülmediğine şükredin…

***

Basnews adlı haber sitesinde:

ABD, PKK’nın Suriye Kolu YPG’ye, 7 helikopter dolusu karadan havaya fırlatılan füze ve roketler verdiği haberi var. (6)

O da yalanlanmadı.

Uzmanlar, Diyarbakır’da düştüğü açıklanan savaş uçağımızın, düşürüldüğünde ısrar ediyorlar!

Doğru ise, ABD’nin YPG’ye verdiği füzelerin, Türkiye’ye gelmediğini kim garanti edebilir?

PKK’nın hava savunma sistemi mi vardı?

CHP, terörle mücadelede güvenlik güçlerinin arkasında dursa ve ağzını tutabilseydi, iktidar kendiliğinden gelip kapısını çalabilirdi.

Vakit henüz geçmiş değil…

Tek çıkış yolumuz gözüken ŞİÖ’ye karşı çıkmak, hangi aklın karıdır?

Üstelik NATO’dan ayrılmayı da şart koşmuyorlar bize…

Tek kişi kalana kadar, AB ve NATO için mücadele etmek CHP’nin hedefi olabilir mi?

***

14 Aralık tarihli Sözcü gazetesinde; usta gazeteci Uğur Dündar, CHP çelengine çifte atanlara haklı ve yerinde sorular sordu. (7)

Çok isabetli olmuştur, hepsi doğrudur.

***

AKP iktidarı yanlışından döndü veya döndürüldü ne fark eder ki?

Ne yapalım yani, o yanlışları şimdi biz mi savunacağız?

ABD’nin kara gücüne sahip çıkmak, bize mi düştü?

FETÖ’yü mağdur göstermek CHP’nin işi mi?

AKP’nin kamburlarını sırtımıza neden alıyoruz?

ABD’ye diyet borcunu hala ödeyemedin mi Kılıçdaroğlu?

Ömer Seyfettin’in “Diyet”ini (8) de mi okumadın?

Çek altına verdikleri o pis koltuğu, fırlat yüzlerine koltuğun diyetini…

Halkın yanına gel…

Canlı bombalarla Türkiye’yi teslim almak isteyenlerin “acil kodlu” çağrılarına “baş üstüne” demeye mecbur musun?

En haklı dava bile senin ağzına düşünce, “haksız” muamelesi görüyor.

Mağduriyet bile üstünde durmuyor Kılıçdaroğlu…

Değneğe kaşınacağına, güvenlik güçlerinin yanına geçsen diyoruz!

Cemil Can

DİPNOTLAR:

  1. http://www.sozcu.com.tr/2016/gundem/kayserideki-sehit-toreninde-chpnin-celengi-parcalandi-1561204/

  1. http://www.dinihaberler.com/vatandas-sehidine-sahip-cikti-chp-celengini-parcaladi-video,636.html

  1. http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/646924/Kayseri_de_CHP_ve_EMEP_e_saldiri…__CHP_Genclik_Kollari_Baskani_darp_edildi.html

  1. http://www.ensonhaber.com/sehit-cenazesinde-kilicdaroglunun-celengi-parcalandi-2016-06-09.html

  1. http://www.star.com.tr/video/chpnin-minibusunu-vatandaslar-tekmeledi-video-725409/

  1. http://odatv.com/aydinlik-yazarindan-kilicdaroglu-iddiasi-1312161200.html

  1.  http://www.sozcu.com.tr/2016/yazarlar/ugur-dundar/atesten-gunler-1564296/

  2. http://www.edebiyatfatihi.net/2014/05/omer-seyfettin-diyet-oykusunun-ozeti.html

“CİHANIN YURDU ÇİĞNENSE ÇİĞNENMEZ SENİN YURDUN”

cinanin_yurdu_cignense

Suriye’ye “diktatör Esat’ı devirmek için girdik” diyorsun!

Çok iyi ibiliyorsun ki, bu sözlerin 1 yıl önce ciddiye alınabilirdi.

Çok geciktin çok…

Sınırı Suriye’nin toprak bütünlüğünü korumak için geçtiğini itiraf et.

Bir türlü anlam veremiyorum:

Durup dururken sınırı neden aşıyorsun?

Tankla giremediğin Şam’daki Emevi Camiinde artık Cuma namazı kılabilirsin!

Yeter ki, ayakkabılarını çıkart ve böyle tut.

Eset”i devirmeyi unut!

100 gün önce, Suriye sınırına yakın savaş uçağı uçuramıyordun.

Birkaç hafta öncesine kadar İHA’larımız Suriye topraklarına gİremiyordu.

Ne tez unuttun!

Rusya üzerinden; “Eset”in onayını da aldıktan sonra, yüzünü ancak Doğu’ya dönebildin.

Şangay İşbirliği Örgütü’ne girebilirsin artık.

Rusya yolunu açtı, Çin’in de itirazı yok.

Üstelik, AB ile ilişkilerini tümden koparmayabilirsin…

ABD üzerini çizdi.

AB de aynı yoldan ilerliyor..

78 milyonluk bir pazarı kaybetmemek için, şimdilik Türkiye’yi kapılarına bağlı tutuyorlar.

Biliyorsun…

Reisim”!

Güvenilir olmadan, güveneceğin dostu bulamazsın bu dünyada.

Görüyorsun ki, bu kafayla, İsa’ya da Musa’ya da yaranamıyorsun!

Belli ki, “Eset” karabasanın oldu.

Bu yüzden mi geceleri uyuyamıyorsun?…

Ana haber bültenlerinde;

Bahçeli ile anlaştığın anlatılıyor.

Altın tepsi içinde başkanlığı sunmuş önüne, hala rahat duramıyorsun…

Komşunun içişlerine müdahale hakkını nereden aldın?

Diktatörlük”le yönetilen ülkelere müdahaleyi hak mı görüyorsun kendine?

Bu yaptığınla, kendi ülkene müdahalenin zeminini hazırladığını da mı anlayamıyor musun?

Yoksa, 15 Temmuz’da sokağa çağırdığın yüz binlere mi güveniyorsun?

İki kişinin birini yeniden “konsolide” etmen bundan mı?!

Merak etme, onlar zaten çantanda kekliklerin…

Toplumu kutuplaştırıp, boşuna germe.

İki kişinin diğeri de, “muhalefet”in sayesinde artık sana çalışıyor.

Şöyle:

5 Haziran’da iktidarını kaybettiğinde, önüne ilk yatan zat hala peşindedir.

İktidarının sürmesi için, ortaklık teklifi yapma fırsatını kolluyor.

İntikamcı olmayacağız, geçmişten hesap sormayacağız” sözleri ile sana en büyük desteği o vermedi mi?

Nankörlük etme!

Bir insan, kendinin ne kadar gereksiz olduğunu başka nasıl anlatabilirdi!

O günden sonra yolun açıldı, iki kişinin ikisi de artık seninle…

Toplumu boşuna gerip, kutuplaştırmaya son ver!

Hepimizi sinir hastası ettin, yakamızı bırak…

Başka türlü de açıklayabilirim:

Seçim hükümetine katılacak olan CHP milletvekillerini, “karaktersiz”likle suçlayan Dersimli Kemal, AKP ile koalisyon hükümeti kurmayı kabul edenleri tarif etmek için hala bir sözcük bulamadı Büyük Sözlükte.

Hele de hazretin, “Devr-i sabık yaratmayacağız” sözleri tam bir felaketti.

O güne kadar söylediklerinin tümünü yalanlayıp, nasıl da geri aldı değil mi?!..

Bu nedenledir ki, alternatifin yok bu mahallede!

Anlayacağın pek yakında, iktidarını tehdit edecek bir parti de görünmüyor ufukta.

Sırası mı, değil mi bilmem ama, aklıma geldiği için söyleyeceğim.

Dört işlemle anlatabilirim sorunu.

Elimizdeki verilerden biliyoruz:

Seçmenin 1/4′ü, o da kerhen, “Sol”a oy verir.

Sağ”ın tabanı ise, yüzde 75′lere dayanıyor…

Öfkeyi hitabet sanatı belleyen siyasetiniz, belli ki “kutuplaşma” üzerine kurulu.

Kutuplaşmaya hizmet edenler, sonuçta senin hizmetkarın oluyor.

Erdoğan düşmanlığı” üzerine yapılan siyasetten asla zararın olmaz.

Bunu en iyi sen biliyorsun…

En makbul adamların onlar…

Böyle bir savaştan Venedikli korsanlar kazançlı çıkamaz!..

Senin sözlerinle söyleyeyim istersen:

Üç her zaman birden büyüktür!

Aritmetik öyle diyor…

O halde; daha fazla çam devirme.

Kırdığın potları, Cumhuriyetin 83 yıllık kadroları düzeltemiyor.

Sakin ol, otur sarayında, bu işler yürür…

Son potun :

Esat’ı devirmeye gittik” idi, değil mi?

Pardon ama nasıl buyurdun?!

Emin ol, böyle bir muhalefetin oldukça;

Cihanın yurdu çiğnense, çiğnenmez senin yurdun.”

Cemil Can

 

BAŞKANLIĞA HAYIR PADİŞAHLIĞA “EVET”!

20130608_ldp001

İstanbul’da çoğu polis 38 kişinin ölümüne neden olan hain saldırıdan birkaç saat önce, AKP ve MHP’nin üzerinde tam bir mutabakat sağladığı hususlar, anayasa değişiklik önerisine dönüştürülerek TBMM’ne sunuldu…

Öneri aslında ibretlik bir belgedir.

Anayasaya aykırı olan “fiili durum”un bir anlamda tarifi yapılıyor.

Aynı zamanda hukuksuzluğun resmen itirafıdır…

Pakette yer alan maddelere göre:

Cumhurbaşkanı’nın partisiyle ilişkisi kesilmeyecek.

Partili Cumhurbaşkanı, milletvekili adaylarını da belirleyecek.

Başbakan’a ait yetkiler Cumhurbaşkanı’na geçecek.

Bakanları Cumhurbaşkanı atayacak.

Kanun Hükmünde Kararname çıkarmaya yetkili de olacak…

Bu kadarı krallarda bile yok.

***

Yürürlükte olan Anayasa’da bulunmayan bu yetkilerin tümünü Erdoğan, şu an fiilen kullanıyor zaten.

“Fiili durum”un anlamı:

Erdoğan’ın Anayasa’yı ihlal ettiği ve defalarca “anayasa suçu” işlediğidir.

Böyle bir durumda yapılması gereken, Cumhurbaşkanını anayasal sınırlar içerisine çekmek iken, biz hukuku Cumhurbaşkanı’nın durumuna uyduruyoruz.

Türk tipi başkanlık sistemi” budur işte…

Bu akıl dışı işi üzerine vazife edinen, tabanının liderliğini sorgulamaya başladığı ve koltuğu ciddi sallantıda olan MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’dir.

En basit anlatımıyla, yaşamakta olduğumuz olay bu kadar basittir…

***

Her türlü milliyetçiliği ayaklar altına aldım!(1) diyen birine, 9 Işık‘a (2) bağlı “Ülkücü Devlet”, olağanüstü yetkiler verilmesi için adeta yırtınıyor.

Ne tuhaf değil mi?

Devlet Bahçeli, koltuğunu kurtarmaya çalışırken, MHP’yi de feda ediyor.

Başkanlık sisteminde; ikinci, üçüncü partilerin yaşayamayacağı gerçeğini hiçbir şekilde gizleyemez.

Daha da önemlisi, “parlamenter sistem”in (3) olmazsa olmazı: “Kuvvetler Ayrılığını(4) tarihe gömüyor…

Yeni sistemde, yürütme ve yasamaya hakim olan Cumhurbaşkanı, yargıyı da kolaylıkla kontrolü altına alabilir!

Basına yansıtıldığı kadarıyla; yüksek yargıda (HSYK, AYM, Yargıtay ve Danıştay) görev yapacak hakimlerin yarısını Cumhurbaşkanı atayacak.

Kalan yarısını da yine Cumhurbaşkanı atayacak!

Açıklayayım:

Partili Cumhurbaşkanı seçilirken, seçmenin yüzde 50‘sinden fazlasını alacağına göre, partisi de yüzde 50‘yi geçerek, Meclis’te çoğunluğu sağlamış olacaktır.

Şaşırmaya gerek yok, aritmetik bilimi böyle diyor…

Yani; Cumhurbaşkanı seçilir seçilmez, Meclisin çoğunluğuna hakimdir.

Çünkü partili olduğu için, partisinin milletvekilleri de o belirlemiş olarak seçilecek.

Dolayısıyla, Meclis’in HSYK ile yüksek yargıya seçeceği üyeleri de o atamış olacaktır!

Bunun lamı cimi yok…

***

MHP’nin üzerinde “tam mutabakat” sağladığı anayasa değişiklik önerisine göre:

Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun 12 üyesi olacaktır.

Üyelerin yarısını Cumhurbaşkanı, diğer yarısını da TBMM seçecek.

Anayasa Mahkemesi’nin üye sayısı 15‘e düşecek, 13‘ünü Cumhurbaşkanı seçecek.

Cumhurbaşkanı’nı “Yüce Divan” sıfatıyla yargılamakla görevli Anayasa Mahkemesi’nin, neredeyse tüm üyelerini Cumhurbaşkanı seçecek.

Ol mahkemenin hükmüne derler mi adalet.” (5)

***

Türk Tipi Başkanlık Sistemi” de denen, bu yeni sistemde:

Cumhurbaşkanına yönelik soruşturmalarda; 600 vekilden 301‘nin önerge vermesi gerekiyormuş.

Güya; Cumhurbaşkanı’nın belirleyip seçtirdiği üyeler, Cumhurbaşkanı hakkında soruşturma başlatılmasını isteyebilecekler!

Ne kadar inandırıcı ve gerçekçi değil mi?

Sonra da “Soruşturma Komisyonu” kurulacakmış.

Soruşturma Komisyonu kurulması için ise, 360 milletvekilinin destek vermesi şart koşuluyor.

Bu da kolayca bulanabilecek bir rakam!?

O kadar olsa iyiydi!

Cumhurbaşkanı’nı Yüce Divan‘a sevk edebilmek için, bu defa 401 vekilin onayı aranacak!

Gerçekleşmesi imkansız olan bir durumdur yani.

Çünkü Meclis’in çoğunluğu, mecburen Cumhurbaşkanının partisindendir ve onları tek tek belirleyen partili Cumhurbaşkanının kendisidir…

***

Partili Cumhurbaşkanı’nın belirleyeceği milletvekillerinin, nasıl tipler olacağını çok mu merak ettiniz?

Merakınızı gidereyim:

Allah’u taalanın bütün vasıflarını toplamış bir lider, Sayın Recep Tayyip Erdoğan var.(6) diyebilen, AKP Düzce Milletvekili Fevai Aslan gibi olabilirler.

Ya da:

Başbakan’a dokunmak bile inanın bence ibadettir(7) diyen AKP Bursa Milletvekili Hüseyin Şahin gibi…

***

Her biri egemenliğin üçte birini bağımsız olarak kullanan erkler:

Yasama, yürütme ve yargı, artık tek kişide birleşecektir!

Kısaca:

Türk Milleti adına egemenliği, Cumhurbaşkanı kullanacaktır.

Doğal olarak; “Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir” sözü, tarihteki yerini alacaktır…

Bu “Necip Millet” istedikten sonra, geriye gidişi Erdoğan bile durduramaz!

Kör müsün be adam!

Erdoğan, idam cezasını geri getirmek için bile fırsat kolluyor:

“İdam cezası Meclis’ten geçer önüme gelirse imzalarım, Batı’nın ne dediği önemli değil milletimin ne dediği önemli” diyor… (8)

“Milletim” dediği yaşayan halktır, anlayacağın iki kişiden biridir…

***

MHP’nin muhalif kanadı, merkez sağda alel acele bir parti kurabilse, CHP’nin de başından Dersimli Kemal ile ekibi uzaklaştırılabilse, bir de HDP’ye mesafeli durulsa, uzak ihtimal gibi duruyor ama belki referandumdan “hayır” çıkartılabilir…

Bunun dışında; Y-CHP ile HDP’nin bulunduğu Anayasa değişikliğine “Hayır” diyeceklerin cephesi, geriye gidişi durduramaz…

Eyalet sistemi”ni uygulamaya koyacakları “Başkanlığı” asıl isteyen PKK’lılar idi, unutmayınız!..

“Başkanlık” bir anlamda PKK’nın projesidir.

Ancak bir “Kurucu Meclis”in (9) yapabileceği yeni anayasayı, kurulu meclise yaptırmayı kabul eden de ne yazık ki Y-CHP‘dir…

Şimdi kendi kazdığı kuyuda debelenecek!

Anımsayınız:

Bu SOROSÇU ekip, ne biçim yapışıp kalmıştı Anayasa Uzlaşma Komisyonu Masası’na…(10)

***

Sözün özü:

Muhalefetin meşru kabul edip, önerdiği yoldan, AKP padişahlığı geri getirecek!

Muhalefet ne kadar “hayır” diyerek yırtınsa da, Erdoğan’ın “millet”i, bunların lafına bakmaz!

Referanduma gidileceği kesin gibidir…

Bu ekiple, “Başkanlık” da engellenemez gözüküyor, Cumhurbaşkanlığı adıyla gelecek önümüze!

Lakin bir sorun var!

O da:

Erdoğan’dan sonra seçilecek Cumhurbaşkanı (Başkan) için bu yetkiler fazla değil mi?

Bu konuda da kaldık yine Erdoğan’ın insafına.

Gelin bir heyet oluşturup Saray’a gidelim.

Anayasa değişikliği için bir geçici madde daha eklenmesini rica edelim.

22. Geçici Madde” ile; referandumda kabul edilen değişiklikler, sadece Recep Tayyip Erdoğan dönemi ile sınırlı kalsın!

Erdoğan’dan sonra, tekrar parlamenter rejime geçeriz…

Sıfırdan başlarız demokrasi kavgasına.

Başka seçeneğimiz kalmadı gibi…

 

Cemil Can

 

DİPNOTLAR:

 

(1) https://www.youtube.com/watch?v=eO4wwNazlic

 

(2) https://tr.wikipedia.org/wiki/9_I%C5%9F%C4%B1k_Doktrini

 

(3) http://www.turkiyehukuk.org/baskanlik-sistemi-ile-parlamenter-sistemin-karsilastirilmasi-infografik/

 

(4) http://www.dmy.info/kuvvetler-ayriligi-nedir-gucler-dengesi/

 

(5) “Kadı ola davacı vü muzhir dahi şahid,

Ol mahkemenin hükmüne derler mi adalet?”

 

Hakim hem davacı, hem mübaşir hem şahit oluyorsa,

O mahkemenin verdiği karara adalet denir mi?

 

Ziya Paşa, Terkib-i Bend VI

 

(6) https://www.youtube.com/watch?v=81GB_fT4WLw

 

(7) https://www.youtube.com/watch?v=NAvP8bZaliY

 

(8) http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/dunya/623801/Avrupa_Konseyi_nden_Turkiye_ye_idam_cezasi_uyarisi.html

 

(9) https://tr.wikipedia.org/wiki/Kurucu_meclis

 

(10) http://www.ulusalkanal.com.tr/m/?id=4242