Biz kazanacağız!..
TwitterFacebookGoogleYouTube

“İSTİKLAL-İ TAM” VE İLKELİ DURUŞ!..

ypg_usa

19 Haziran günü Tunceli-Erzincan yolunda ABD’nin karagücü tarafından kaçırılarak şehit edilen ve cesedi dereye atılan öğretmen Necmettin Yılmaz‘ın adı, yolun 4 km.lik bölümüne verildi.

Bu insanlık dışı cinayete karşı CHP Tunceli İl Örgütü’nün tepkisine, CHP Genel Merkezi’nin miting düzenleyerek verdiği destek, takdire şayandır.

Aynı şekilde HDP eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın Silivri Cezaevinden gönderdiği mesaj da önemlidir, görmezden gelinemez…

Umulur ki, her iki partinin bundan böyle PKK/PYD terör örgütleri ile aralarındaki mesafe bir daha kısalmaz ve beklenen düzeye ulaşır…

***

Şimdi de gençlerimizin ölüm fermanlarını yazan Amerikalıyı tanıyalım:

Adı: Raymond ‘Tony’ Thomas, CIA Askeri İşler Direktör Yardımcısı.

Thomas, geçenlerde Afganistan’daki (NATO Özel Operasyonlar Bileşen Komutanlığı – NSOCC-A). görevinden ayrıldı.

2010-2012 yılları arasında ABD Özel Harekat Komutanlığı’nda komutan yardımcılığı yaptı.

Pentagon’daki müşterek görevli üst düzey özel operasyon görevlisi idi.

Thomas, Ranger alayı ve 1. SFOD-DELTA da dahil olmak üzere ABD Ordusunda çeşitli komuta pozisyonlarını düzenleyen bir üst düzey subaydır.

West Point’ten 1980 yılında mezundur ve ülkesine 33 yıldır hizmet vermektedir. (1)

ABD’nin önde gelen düşünce kuruluşlarından Aspen Enstitüsü’nün Colorado Eyaletinde düzenlediği yıllık güvenlik forumunda konuştu. (2)

Forumun medya ortakları:

NBC News ve MSNBC, sponsorları Ayasdi, Deloitte, Lockheed Martin ve Target’tir. (3)

Thomas, PKK/PYD ile ilgili açıklamalarda da bulundu:

PYD’nin silahlı kanadı YPG‘ye ismini değiştirmelerini önerdiklerini anlattı.

YPG, bu öneri üzerine ismini SDG (Suriye Demokratik Güçleri) olarak değiştirdi.

Bu şekilde Türkiye’nin ABD’ye “Nasıl bir müttefiksiniz ki, bize karşı terörist faaliyetlerde bulunan bir örgütü muhatap alır ve ona silah yardımı yapabilirsiniz” şeklindeki suçlamalardan kurtulabileceklerini söyledi.

Thomas, ABD’nin IŞİD ile Mücadele Özel Temsilcisi Brett McGurk’un bu süreçte kendilerine çok yardımcı olduğunu ve onun çabaları ile PKK/PYD’ye meşruiyet sağladıklarını; aksi halde, Suriye’nin geleceğinin konuşulduğu Cenevre ve Astana gibi yerlerde PKK ismi ile hiçbir zaman masada olunamayacağını itiraf etti. (4)

Bu açık kanıtlardan sonra, öğretmen Necmettin Yılmaz’ın kaatilini, Tunceli kırsalında değil “Aspen Security Forum”da aramamız gerekir…

ABD’nin müttefiki Türkiye değil, terör örgütü PKK’dır…

***

Şimdi de NATO‘nun son durumuna bakalım:

NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, Brüksel’de yapılan Devlet ve Hükümet Başkanları Toplantısı’ndan sonra düzenlediği basın toplantısında NATO’nun yeni görevini tanımladı:

“NATO’nun uluslararası koalisyonun tam üyesi olmasına karar verdik. Tüm 28 ittifak üyesi halihazırda koalisyonun üyesi. Koalisyonda olmak, NATO’nun muharip rol alacağı anlamına gelmiyor, ancak bizim terörle küresel mücadeleye olan taahhüdümüze ilişkin güçlü bir mesaj gönderiyor. Aynı zamanda NATO’nun, eğitim ve kapasite inşaası dahil siyasi değerlendirmelerde rol almasını sağlayacak” dedi. (5)

9 Nisan 1949′da Washington Antlaşması ile kurulan NATO, bir kollektif savunma örgütü olarak bilinmektedir.

Kurucu antlaşmanın özellikle üçüncü, dördüncü ve beşinci maddeleri önemlidir.

Bu maddelerle üye ülkeler, ortak savunma için yeteneklerini geliştirmeye, herhangi bir üyenin toprak bütünlüğü, siyasî bağımsızlık ve güvenliği tehlikede olduğunda bir araya gelmeyi ve herhangi birine saldırıldığında bu saldırıya hepsine karşı yapılmış bir saldırı olarak kabul etmeyi taahhüt etmişlerdir.

Bu çerçevede belki de en önemli ve tartışmalı madde, NATO’nun görev sahasını belirleyen 6. maddedir.

Literatürde “alan-dışılık” (out of area) kavramıyla anılan bu düzenlemeye göre, NATO sadece sınırları antlaşmada açıkça tarif edilen Kuzey Atlantik bölgesinde meydana gelen saldırılara karşı işlevseldir.

Soğuk Savaş’ın sona ermesinden sonra “esnek yorum” yöntemiyle içeriği genişletilen bu madde, özellikle Afganistan müdahalesiyle tamamen işlevsiz kılınmıştır” (6)

***

NATO’nun kuruluş amacı, Brüksel’deki zirvede kabul edilen yeni görev tanımı ile kesinlikle bağdaşmamaktadır.

ABD öncülüğündeki “koalisyon”un amacı da bu açıklama ile ortaya çıkmıştır.

Kısaca BOP olarak isimlendirilen Büyük Ortadoğu Projesi’nin nihai hedefinde; Ortadoğu ve ön Asya’nın petrol ve doğalgaz kaynaklarını yağmalamak ve bir (Kürt) koridor ile Akdeniz’e akış güvenliğini sağlamak için bölgede küçük ve bağımlı bekçi devletçikler oluşturmak vardır.

Bu bağlamda; Türkiye’nin de parçalanacak ülkeler arasında bulunduğuna en ufak bir kuşku bulunmamaktadır.

Asıl tuhaf ve acı olan; bizi de parçalayacak olan pakt içerisinde yer almış olmamızdır.

Hiçbir kuşkuya yer vermeyecek şekilde, NATO’nun dost bir koalisyon olmadığını söyleyebiliriz.

Demek ki, Türkiye bundan böyle rotasını Şangay İşbiriği Örgütü‘ne döndürmelidir.

Bu nedenle NATO’nun emrine verilen İncirlik ve Diyarbakır üsleri derhal kapatılmalıdır.

Hükümetin bu doğrultudaki çabaları koşulsuz desteklenmelidir.

Antiemperyalist olmanın, devrimciliğin ve yurtseverliğin gereği budur…

Tersi düşmana askerlik yapmaktır!

***

Amerikan Washington Post gazetesinde yer alan ve üst düzey ABD’li yetkililere dayandırılan habere göre; Donald Trump, 7 Temmuz’da Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Almanya’daki görüşmesinden kısa bir süre önce Beyaz Saray’da Ulusal Güvenlik Danışmanı H.R. McMaster ve CIA Direktörü Mike Pompeo ile yaptığı bir görüşmede CIA’in gizli programına nokta koymaya karar verdi.(7)

Programın bitmesi ABD’nin Suriye Savaşı’ndaki pozisyonunu değiştirmesi ve Esad’ı görevden indiremeyeceğini kabul etmesi anlamına geliyor.

Başka bir söyleyişle yenildiğinin itirafıdır!

Bu karar aynı zamanda, Türkye’nin ABD/AB etkisinden kurtulmakla bölge ülkelerine nasıl rahat bir nefes aldırabildiğinin kanıtıdır.

Türkiye bölge ülkelerinin işbirliği ile saldırgan emperyalizme kolaylıkla diz çöktürebilir.

Yeter ki, “İstiklal-i tam(8) ilkesinden ayrılmayalım…

Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1) http://aspensecurityforum.org/speaker/major-general-raymond-thomas/

(2)http://aspensecurityforum.org/

(3)http://aspensecurityforum.org/aspen-security-forum-releases-2017-agenda/

(4) http://aspensecurityforum.org/media/video-library/asf-2017/

(5) https://www.aydinlik.com.tr/kose-yazilari/fikret-akfirat/2017-mayis/kurdistan-a-nato-bekciligi

(6) https://www.forumbilir.net/nato-gunu/7124-nato-nedir-nato-tarihcesi-ve-nato-nun-gorevleri.html

(7)http://www.hurriyet.com.tr/trump-ciain-suriyeli-muhaliflere-yonelik-programini-bitiriyor-40525484

(8)http://www.cihandura.com/tr/makale/tam-baimsizlik-nedr-

2019′DA CHP’NİN İKTİDARI KESİNLEŞTİ!..

kopru

15 Temmuz akşamı; 81 il ve 919 ilçede yapılan anma törenlerinde; hükümetten birlik ve beraberlik ruhunu pekiştirecek söz ve davranışlar beklenirken, tam tersine ayrıştırıcı bir dil kullanıldı.

Erdoğan’ın “öfke dili stratejisi” yine ön plana çıktı.

Y-CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun bir yıldır sürdürdüğü fakat geri almak için fırsat kolladığı(1)kontrollü darbe”söylemi yüzünden, tüm CHP’lilerin FETÖ/PKK hamisi gibi gösterilmesi Cumhurbaşkanına hiç yakışmadı…

Y-CHP Genel Başkanı Yardımcısı Veli Ağbaba’nın, davet gelmediği için parti olarak törenlere katılmayacakları açıklamasının üzerinden bir gün bile geçmeden, diğer Genel Başkan Yardımcısı Bülent Tezcan’ın, CHP’nin Meclis’teki törenlere katılacağını, Meclis dışındaki törenlere katılmayacağı şeklindeki açıklaması, CHP’deki kafa karışıklığının boyutlarını gösteriyor…

Cumhurbaşkanı Erdoğan böyle fırsatları kaçırır mı?

AKP Genel Başkanı sıfatıyla mikrofonu kaptı, Kılıçdaroğlu’nu yerden yere vurdu.

Söylemediğini bırakmadı.

Y-CHP’nin “Kontrollü darbe” söylemi ile FETÖ’ye ve PKK’ya kol kanat gerdiğini tekrarladı durdu.

80 milyona aynı anda yapılan canlı yayınla, halk partililer “hain” seviyesinde gösterdi.

Çok kötü oldu çoooook!…

***

Erdoğan’ın tabanını “konsolide” etmeye ihtiyacı vardır.

Çünkü AKP tabanının da kafası CHP’liler kadar karışıktır.

13 yıl FETÖ ile ortaklık yaptılar, ne istediyse onlar verdiler…

Suç ortağıdılar yani!

TSK’ya ve yurtseverlere, o iğrenç komploları birlikte yaptılar.

Aldatıldık” savunması, onları aklamaya yetmez!

Türk Milleti’ne ödettikleri faturanın bedelinden, paylarına düşeni ödemeleri gerekir.

Milletten “af dilemek”le suç sayılan eylemler, suç olmaktan çıkartamaz.

Ana muhalefet partisi CHP’nin, bu çizgide eleştiri yapması ve hesap sormak için halktan yetki istemesi gerekirken, FETÖ ve PKK’yı “mağdur” göstermeye çalışması, AKP’yi siyasi olarak öne geçirmekte, CHP’yi iktidar alternatifi olmaktan çıkartmaktadır…

CHP, tarihinde hiç bu kadar kötü yönetilmedi!..

***

Adalet Yürüyüşü” ile bir ölçüde toparlanmaya çalışan parti, Kılıçdaroğlu’nun miting sonrasında açıkladığı talepler ile kötürüm durumuna düşürülmüştür:

Bütün tutuklu milletvekillerinin serbest bırakılması” talebini Türk halkı “adaletli” bulmuyor…

Zaten değil de…

PKK‘nın Meclis’teki uzantısı Halkların Demokrasi Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın, serbest bırakılmasını istemek; PKK koruyuculuğu yapmaktır, akla ziyan bir iştir.

40 bin kişinin katili bir örgütün lideri için:

Biz Başkan Apo’nun heykelini dikeceğiz, heykelini… Ben PKK’yı terör örgütü olarak görmüyorum” diyen birinin, yargılanmadan serbest bırakılmasını istemek CHP’nin görevleri arasında olamaz.

Böyle bir “adalet anlayışı”na sahip biri, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün koltuğunda oturamaz!..

HDP’nin diğer Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ da tutuklu milletvekilidir.

Dersimli Kemal, onun da yargılanmadan serbest bırakılmasını istemektedir.

Yüksekdağ:

Biz sırtımızı Rojava’ya yaslıyoruz, biz sırtımızı Kobani’ye yaslıyoruz. Biz sırtımızı YPG’ye, YPJ’ye ve PYD’ye yaslıyoruz. Bunu söylemekte, bunu savunmakta hiçbirsakınca görmüyoruz” diyordu…

Anımsayınız:

23 Eylül 2015′te ABD Dış İşleri Bakanlığı Sözcüsü John Kirby de, ABD’nin YPG’yi terörist örgüt olarak görmediğini ilan etmişti.

Dersimli ise herkesten önce aynı teşhisi koymuştu.

Takvimler 21 Ekim 2014′ü gösterdiğinde:

YPG terör örgütü değil, vatanını kurtarmak için örgütlenmiş bir oluşumdur” demişti.

Ve biz, bu adamın peşine takılıp Ankara’dan Maltepe’ye yürümüşüz!

Narkozu kim verdi bize?

Halk Koruma Birlikleri veya Kürtçe adından kısaltılarak YPG, Suriye’de kurulan ve faaliyet gösteren Kürt Yüksek Komitesi’ne bağlı silahlı bir örgüttür.

YPJ ise YPG’nin kadın kolu.

Şimdi herşey apaçık ortadadır.

Zira PKK/PYD ve tüm türevlerinin ABD’nin “karagücü” olduğu, bütün dünyaya ilan edildi…

***

ABD’nin karagücü olarak savaşan ve toprak bütünlüğümüzü doğrudan tehdit eden bir örgütün mensuplarının yargılanmadan serbest bırakılmasını isteyen ana muhalefet partisi genel başkanı, 2019′da yapılacak olan Cumhurbaşkanlığı, milletvekilliği ve yerel seçimleri garantiledi diyebilir miyiz?..

Y-CHP’nin “Adalet Yürüyüşü” sonunda, hükümetten birinci sıradaki talepleri önümüze bu soruyu getirmiştir.

CHP’liler en yakınındakilere sorsun bakalım.

Hangi cevapları alacaklar…

***

Maltepe Mitinginde Dersimli Kemal’in bir talebi daha oldu:

Bütün gazeteciler serbest bırakılmasını” istedi…

Aslında onun “bütün gazetecileri” kastetmediği bellidir.

Yargılanmadan serbest bırakılmasını istediği:

3 Aralık Adana Mitingi’nde, mitinge katılanlara “burada” diye bağırttığı; FETÖ’nün sahte delillerle başlattığı operasyonları haklı göstermek ve savunmaları bilgi kirliliği içerisinde inandırıcı olmaktan çıkartmakla görevli elemanları; Mehmet Altan, Ahmet Altan ve Nazlı Ilıcak gibi gazetecilerdir…

Adalet yürüyüşüne son nokta, bu isteklerle konmadı.

Dersimli Kemal’in bir isteği daha vardı:

Türkiye’nin “saldırgan” politikasına derhal son verilmesini istiyordu.

Türkiye kime saldırıyordu?

PKK’ya, FETÖ’ye ve IŞİD’e karşı operasyon yapmak saldırganlık mı?

Kemal Kılıçdaroğlu’nun “saldırgan” politikadan asıl kastettiği; Hendek Savaşlarında PKK’ya yapılan operasyonlar ile Suriye’deki Fırat Kalkanı Operasyonu’dur.

Y-CHP milletvekillerini operasyon bölgelerini yığmasını, raporlar hazırlayıp Türkiye’yi şikayet etmesini unutmadık.

İkinci İsrail” olacağı şüphe götürmeyen “Bağımsız Kürdistan”ın kurulmasını önlemek için başlatılan bu operasyonları Dersimli Kemal Efendi, “saldırganlık” olarak görüyor…

Zaten 25 Eylül’de yapılacak olan “Bağımsızlık Referandumu” aleyhine de bir tek cümle söylemiş değil…

Y-CHP, güney sınırımızda bir Kürt devleti kurulmasına ne diyor!

Ayrılıkçı Kürtlerin, bir adım sonra, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinde de referandum yapılmasını isteyeceklerine en ufak bir kuşkunuz olmasın!

Dersimli Kemal’in gerçek isteği bu mudur acaba?

Maltepe’deki mitinge katılan iki buçuk milyon CHP’li, bu talepler için mi yürüdü?

Samimi CHP’lileri, Mustafa Kemal’in askerlerini ABD’nin emperyalist politikalarının arkasına takma hakkını nereden aldın Kemal Efendi?

Hadi diyelim ki Dersimli Kemal fiil ehliyetini kaybetti, ne dediğinin farkında değil.(2)

O zaman Dersimli Selvi gerçeği söylesin.

Onun tanıklığına güvenelim.

O da aynı şeyleri söylemez mi!.. (3)

Selvi Hanımın bu tanıklığı karşısında, “Adalet Yürüyüşü”ne katılanlar, “adalet” sözcüğü aldatılmış olmadı mı?…

İn misin, cin misin, sen kimsin Kılıçdaroğlu?

***

Maltepe Mitinginde söylediği:

Toplumsal barışımızı bozan tüm antidemokratik uygulamalara eşit vatandaşlık temelinde son verilmelidir” cümlesinde geçen “eşit vatandaşlık” sözlerini açıklamasını bikliyoruz.

Eşit vatandaşlık” istemek, vatandaşlar arasında “Anayasal eşitlik ilkesi” işlemiyor demektir!

Yani; yasalar önünde eşitlik uygulanmıyor diyorsun.

Başka bir ifade ile yasalar; Türklere başka, Kürtlere başka şekilde uygulanıyor demek istiyorsun.

Bunun somut örneklerini göstereceksin…

Bu ağız, ayrılıkçı Kürtlerin ağzıdır.

İleride Türkiye’de “Bağımsızlık Referandumu” talebini ileri sürecek olan bölücülere, şimdiden ortam hazırlıyorsun.

Zaten Kürtlerin partisinin adı aynı bölücülüğü işaret etmiyor mu:

Halkların Demokrasi Partisi”.

Adı bile sorunlu…

Ne demek “halkların” ?

***

Halklar” kavramı, Ulu Önderimizin: “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk Milleti denir” şeklindeki Türk Milleti tanımını etkisizleştirmek için ortaya atılmıştır.

Türkiye coğrafyasındaki tüm halklara kardeşçe yaklaşan adilane bir dış politikaya dönüş yapılmalıdır” şeklindeki ifade, 6 Ok’a bağlı CHP’lilerin söylemi olamaz.

Dersimli Kemal’in:

Liberal demokratları” göreve çağırması ise ayrı bir acizliktir.

Bu tür çağrılar, onun emperyalizmin sadık kulu ve iğrenç bir işbirlikçi olduğunun en çarpıcı kanıtlarıdır.

Bizim otobüsün şoför mahallinde oturan bu adam bizden değildir!

Başkas nasıl anlatılır bilmem!..

Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1)Kılıçdaroğlu, “15 Temmuz 2016 gecesi gerçekte ne oldu?” sorusuna:”Bunu kimse bilmiyor. Darbe gerçekti. Bu hain darbeden Gülen’in sorumlu olduğu konusunda hiçbir şüphem yok” dedi… Y-CHP, “tiyatro”dan “kontrollü darbe”ye, oradan “20 Temmuz Darbesi”ne ve nihayet de “gerçek darbe”ye ancak 1 yılda gelebildi…

Dersimli, CIA’nın “kontrollü darbe” yalanını bugüne kadar papağan gibi tekrarlayanları bir cümle ile cami avlusunda bırakıverdi.

https://magazin.spiegel.de/SP/2017/29/152163723/index.html?utm_source=spon&utm_campaign=centerpage

(2) https://www.evrensel.net/haber/325808/adalet-mitingi-2-milyonu-askin-kisi-adalet-istedi

(3) https://www.artigercek.com/berberoglu-nun-tutuklanmasi-fitili-atesledi

“ADALET” DEĞİL, REFERANDUMUN YENİLENMESİNİ İSTİYORUZ!

chp_hdp

 

Kasaba politikacısı elleriyle konuşuyor.

Son noktayı koydu:

Herkes için adalet diyoruz, suçluların bile…

Sanki tersini, suçluların adalet isteyemeyeceğini söyleyen vardı…

 

***

Bu rezillerin densizliklerini bir ölçüde tolere etmek mümkün.

Asıl bundan sonraki felakettir.

Herkes için adalet”in ne anlama geldiğini -başta TBB Başkanı Prof. Dr. Metin Feyzioğlu ile Dünyanın en büyük barosunun eski başkanı Prof. Dr. Ümit Kocasakal olmak üzere- hukukçulara anlatamamış olmaya vahlanıyorlar!..

Bu yazının çıkış noktası da bu vahlanmadır.

Görevlerini nasıl da yerine getiremiyorlar!

Vah vah vah!..

 

***

“Adalet” sözcüğü Arapça’dan dilimize girdi.

Bu anlamda “kutsal” sayılır…

Yasalarla sahip olunan hakların herkes tarafından kullanılmasının sağlanmasını anlatır.

Hak ve hukuka uygunluk, hakkı gözetmek anlamına da gelir.

Görüldüğü gibi “yasa” ve “hukuk” sözcükleri kullanılmadan “adalet”i tanımlamak imkansız gibidir.

Demek ki adalet, dar anlamda “yasalar”, geniş anlamda “hukuk”la açıklanabilen soyut bir kavramdır.

Adalet istemek”, son tahlilde mevcut hukukun doğru, hakka uygun uygulanmasını istemek veya ihtiyaç duyulan hukuksal değişiklikler yapılmasını talep etmektir.

Son derece insanca bir istektir…

 

***

Hukuki bir kavram olan “adalet”i hukukçulara öğretmeye kalkışan sıra altı adamlar, acaba bu cüreti nereden buluyorlar?

Erdoğan’ın arada bir profesörleri aşağılayıp azarlamasından mı, yoksa Kılıçdaroğlu’na danışman olabilmek için el etek öpen hocaların bulunmasından mı bilemiyorum!

Bel ki de profesörleri değerlendirmenin “eğitilmemiş olmak” gibi bir koşulu bulunduğuna inanmaktadırlar!

Olabilir mi, olabilir!

 

***

Yaklaşık 50 yıl önce, öğretmen yokluğundan ortaokullarda matematik, müzik ve resim gibi dersleri Türkçe öğretmenleri verirdi.

Bu eksik-sakat eğitim anlayışı, maalesef bizi bugün hesap-kitap bilmez hesap uzmanlarından siyaseti, takipçilerinden de hukuku öğrenmek noktasına getirdi.

Bu Hanzolar, fırsatını bulsalar; Fazıl Say’a nota, Mustafa Ayaz’a resim dersi vermeye kalkışacaklar!

Haddini bilmek meselesidir esasında!

 

***

“Adalet herkes için gereklidir” doğru önermesi ile konuşmaya başlayıp da daha sonra saçmalayanları pek çok kişi “ne yapsa yeridir” diyerek geçiştiriyor.

Normaldir…

Ama:

“Adalet herkes için gereklidir” diyerek “kısasa kısas” isteyenleri duymazdan gelemezsiniz!

Hoşgörülü toplumlarda hukuk dışı olan bu tür istekler, genellikle tedavi ile birlikte ele alınır.

Bizim gibi kutuplaşmaya yatkın toplumlarda daha dikkatli olmak gerekir:

Yaşayan 80 milyonu ve gelecek nesilleri doğrudan ilgilendiren konularda zevzeklik yapmayı kendine ödev belleyenlere izin vermemek şarttır, bir bakıma yurttaşlık ödevi sayılır.

Tıpkı siyasetle ilgilenmek gibi…

 

***

Adalet” hukukun değişik dallarında, vurucu ifadelerle ete kemiğe büründürülmüştür:

Ceza hukukunda adalet; “Ne kadar suç işlenmişse o kadar ceza verilmelidir” veya “suç ne kadar ağırsa ceza da o kadar ağır olmalıdır” vurgusunu yapar.

 

Adalet terazisi”nin bir kefesi suçu, diğeri cezayı simgeliyor. Adaleti yerine getirecek olan kamu görevlisinin gözleri bağlıdır. Duyu organları ile hareket edilmezse, adalet yerine getirilebilir. Kamu adına görevlendirilen kişi, yasalar nasıl buyuruyorsa, elindeki kılıcı ona göre indirir.

 

Keser atar…

 

Adalet, hukukun diğer dallarında; “hak edene, hakkı olan kadarı vermeyi” ve “haksızlık etmemeyi” öğütler…

 

Kamu hukukunda adalet; hukukun üstünlüğü ilkesinden, sosyal adalete kadar çok daha geniş bir alanda işlev görür.

 

Vazgeçilmezdir…

 

***

 

Denebilir ki, adalet “vicdan” ile birlikte bir anlam ifade eder.

Vicdanın olmadığı yerde, adaleti aramak beyhudedir…

 

***

Adaleti yerine getirecek olan yegane kurumlar mahkemelerdir.

Mahkemeler “bağımsız ve tarafsız” olunca bu işi hakkıyla yerine getirebilirler.

Mahkemelerin bağımsızlığı, Anayasa ve yasalarla güvence altına alınmak zorundadır.

Bir ülkede, “hakimlik teminatı” yoksa, “adalet” fiktif bir kavram olarak kalmaya mahkum olur.

Bağımsız ve tarafsız yargının uygulayacağı hukuk kuralları mutlaka “adil” olmalıdır.

Hukukun üstünlüğü” ilkesine bağlılık, çağdaş hukuk kurallarının yürürlükte olmasıyla anlamlı hale gelebilir.

“Kanunilik” ile “Hukukilik” kavramları arasında derin anlam farkı vardır!

 

***

Adaletin gerçekleşmesi için zorunlu olan “hukukun üstünlüğü” ilkesi de anayasal bir kavramdır.

Anayasada varsa bir anlam ifade edebilir…

Hukuk devleti”, devletin kendi hukukuna saygılı davranmasını ve uymasını zorunlu kılar…

 

***

Bütün bu anlattıklarımızı ete kemiğe büründürecek olan Hakimler ve Savcılar Kurulu (HSK) da anayasal bir kurumdur.

Siyasi iradeden tamamen bağımsız olmalı ki “adalet”sizlikler yaşanmasın.

 

***

2010 ve 2016 Anayasa değişiklik referandumları ile adalet treni rayından çıkartılmıştır.

HSK, büyük ölçüde siyasi iktidarın etkisi altına alınmıştır.

Bu iki referandumla Anayasa’da yapılan değişiklikler kaldırılmadıkça sokakta adalet aramamız bir sonuç getirmez.

Bu nedenle 16 Nisan Referandumu’na şiddetle karşı çıkmak gerekirdi.

80 milyon yurttaşı ilgilendiren bu konuda; “Dışarıda karşı tarafın silahlı ve sopalı adamları vardı” diyerek kayıtsız kalınamaz!

Bu noktada, “evinde ağlayanların gözyaşlarını ağır bir zincir gibi boynunda taşıyanlar” halka önderlik yapamaz, halkı peşine takamazlar…

Bu ağır görev ihmalinin, en hafif karşılığı özür dileyerek emaneti sahibine teslim etmektir.

Pişkinliğe vererek, yerlerde sürünen itibarını yükseltmek için halkta karşılığı olmayan eylemler yapmak, kutsal davaya (Tam Bağımsız Türkiye idealine) yapılabilecek ihanetlerin en büyüğüdür…

 

 

***

Geçersiz olan halk oylamasının sonuçlarını halka sindirtmeye çalışmak asla affedilemez.

“Adalet” bu tür aymazlıkla intihara sürüklenmektedir…

Geçmiş dönemde Anayasa Değişiklik Komisyonu’nda yapılan mesai ve meşru olmayan taleplere meşruiyet kazandırıcı söylemler; “adalet”in sokaklara düşmesinin başlıca nedenidir…

Ana muhalefetin görevini yapmamış olması hiçbir şekilde hoş görülemez!

“Referandumun yenilenmesini isteme yerine, ha deyince verilemeyecek olan “Adalet istiyoruz” demek havanda su dövmekten farksızdır!..

 

***

Bu genel değerlendirmeden sonra, AKP iktidarının hukuksuz uygulamalarına karşı muhalefetin ne yapması gerektiği kolaylıkla anlaşılabilir:

Bu anayasa mevcut haliyle yürürlükte kaldıkça, “adalet” geri gelemeyeceğine göre, ilk yapılacak iş halkoylamasının yenilenmesini istemek olmalıydı.

“Adalet yürüyüşü” yapılarak anayasa değiştirilemez!

 

***

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) başvurarak anayasa değişiklikleri geri alınamaz!

Anayasa Mahkemesine yapılan başvuru henüz sonuçlanmadan, AİHM’ne yapılan başvuru bir bakıma topu taca atmak anlamına gelmektedir!

İç hukuk yolları tüketilmeden yapılan bu başvurunun reddedileceği bellidir.

Ayrıca bu mahkemenin Türkiye üzerinde bir yaptırım gücü yok.

O halde, iktidar istemedikçe anayasa değişikliği yapmak imkansız görünüyor…

Y-CHP, halkı oyalamaktadır…

 

***

Peki, iktidarı anayasa değişikliği yapmaya zorlamanın yolu nedir?

Zurnanın “zırt” dediği yer burasıdır işte…

Halka önderlik edecek olanlar, böyle günlerde öne atılırlar.

Ankara’dan Maltepe’ye yürüyerek, iktidarı anayasa değişikliği yapmaya mecbur edemezsiniz!

Yürümeye 81 ilden Ankara’ya doğru başlayacaktınız.

Bu parti yürüyüşü değildir” gibi ucuz laflar da yapmayacaksınız.

“Bu bir parti yürüyüşüdür” diyerek yola koyulacaksınız.

Suçlular gibi “Adalet istiyoruz” demeyeceksiniz!

Referandumun yenilenmesini isteyeceksiniz; adalet de zaten onun içerisindedir, o da istenmiş olacak!

Tek başıma yürnüyorum” ne demek!

Liderseniz; A’den Z’ye tüm örgüte görev verecek, üyeleri seferber edeceksiniz…

Gelmeyene de güle güle…

Ama siz öyle zor işlere gelmeyecek olanları; delege yazıyor, ilçe yöneticisi yapıyordunuz, değil mi?…

 

***

Gelecek nesiller için özveride bulunmaya yüreği yetmeyen o delegeleriniz; emirlerinizi yerine getirmeyi marifet sayan yöneticileriniz doğru evlerine.

Karılarının koyunlarına dönsünler…

Yerlerine gelecek olan Mustafa Kemal’in askerleri, Yüksek Seçim Kurulu’nun önünde açlık grevine başlayacaktır…

“Ağlamayan çocuğa meme vermezler”, “Hak verilmez, alınır” sözleri size bir şey ifade etmiyor mu?

Kuvayı Milliye’den tecrübeli; terbiyeli, disiplinli yiğitler; halkoylaması yenilenene kadar orada kalabilirler…

Bu talebe, 2010 referandumu ile Anayasa’ya eklenen ve bağımsız yargıyı ortadan kaldıran hükümler eklenince, 7 kat yerin altında yatan şehitler bile ayağa kalkabilirler…

İşte o zaman, yüzde 49 olarak tarif edilen kesim, bu haklı ve meşru eylemi destekler…

Kemal Efendi; bunu yapamıyorsan defolup gideceksin.

Senin kibirini, kaprislerini daha fazla çekmeye mecbur değiliz.

Halkın iktidarının önünü kesemezsin…

Demokratik Cumhuriyetin önündeki en büyük engel sensin!

 

***

“Adalet Yürüyüşü”ne PKK/HDP gibi illegal örgütler ile FETÖ destek verdiği için katılım en düşük seviyelerde kalmıştır.

 

İl ve ilçe örgütleri, partililere sürekli mesaj atıp, yürüyüşe ve mitinge gidiş-geliş ücretlerini karşılama sözü verdiği halde, katılım hala 20-30 binin üzerine çıkamamaktadır.

 

11 milyon seçmenin mecburiyetten oy verdiği CHP’nin düştüğü bu durum rezalettir.

 

Ve Dersimli Kemal’in parti içerisindeki gerçek gücünü göstermektedir…

 

***

“Adalet Yürüyüşü”nü düzenleyenlerin, baştan beri inandırıcılığı yoktu.

Ana muhalefet liderinin yürüyüşe “tek başıma başlıyorum” demesi bile; korkaklık, acizlik, sorumluluktan kaçmak ve en büyük zaaftır…

 

***

Bu yürüyüş sonunda, ne kazandık?” sorusuna:

 

”İleride doğru bir önderlikle yapılacak; yerinde ve etkili bir eylem için antremanlı olmaktan başka hiçbir şey” yanıtının verileceğini görüyoruz…

 

***

Kayıplarımız ise saymakla bitmez:

 

1.) “Adalet Yürüyüşü”nü destekleyenler arasında, yol arkadaşı olarak (ABD’nin karagücü PKK ile FETÖ) olduğu için “Hayır Cephesi”nin birlikte hareket etmesini imkansız hale getirilmiştir.

 

2.) “Adalet Yürüyüşü”, bir tek Y-CHP’nin Genel Başkanı Dersimli Kemal Kılıçdaroğlu’nun parti içerisindeki yerini sağlamlaştıracaktır. Buna bağlı olarak SOROS”çuların işgali bir süre daha devam edecek demektir. Bu durum muhalefetin örgütlenmesinin önündeki en büyük engeldir.

 

3.) Muhalefet cephesinde yaratılan güvensizlik, bir süre daha AKP’ye alternatif oluşturulmasını önleyecektir.

 

4.)”Adalet Yürüyüşü”, 2019 seçimlerine Erdoğan’ın rakipsiz olarak girmesine ortam hazırlamaktadır. Hazırlamıştır. Kılıçdaroğlu aday olmayacağını açıkladığı için göstereceği aday da Erdoğan’ın karşısında varlık gösteremeyecektir.

 

Kendisini hükümeti kurmaya layık görmeyen ve bu nedenle aday gösteremeyen birinin, göstereceği (Ekmeleddin gibi bir) adaya kim neden itibar etsin!?

 

Dersimli, 2019 seçimlerinde aday olmayarak iktidara talip olmadığını da göstermiştir.

 

Bir liderin, “Benim gibi bir adama oy verilmez” anlamına gelen itiraf niteliğindeki bu davranışı muhalefetin en büyük açmazıdır!

 

Dersimli’nin özelliği nedir ki, Atatürk’ün koltuğunda oturmaya devam edecektir.

Siyaset bilmesi mi hukuk dersi vermesi mi?

 

21. gününde, Körfez İlçesindeki kamp alanında; “Nefes alan herkes için adalet istiyoruz” vurgusunu yaptıktan sonra, “Adaletin ne kadar önemli olduğunu bütün vatandaşlarımıza anlatmak istedik” diyerek, yürüyüşün amacını belirten Kılıçdaroğlu’na yanıt:

 

PKK’nın Meclis’teki uzantısı HDP’den “yürüyüşün ortak mücadeleye dönüştürülmesi” teklifi yapılarak geldi…

 

Köy göründü, kılavuza gerek kalmadı artık…

 

***

 

Muhalefetin küçüğü AKP’ye yamandı, büyüğünün de başında Dersimli Kemal oldukça AKP’nin iktidardan gitmesi hayaldir.

 

Zaten Dersimli’nin öyle bir arzusu da yoktur, hiçbir zaman da olmadı:

 

1 Kasım seçimlerinden sonra iktidarı kaybeden AKP ile koalisyon kurmak için atmadığı takla kalmayan Kılıçdaroğlu, bu tutarsızlığı ile AKP iktidarının devamını sağlamak için elinden geleni yapmıştır…

 

5.) “Adalet Yürüyüşü” yakın gelecekte ayağa kalkması beklenilen toplumsal muhalefetin üzerine ölü toprağı serpiyor.

 

6.) Bu yürüyüş sonundaki hezimet, AKP’nin “Sessiz Devrim” olarak nitelendirdiği “karşı devrim”in iyice oturmasını ve kendi hukukunu uygulamasını kolaylaştıracaktır.

 

Nitekim, evlenme, boşanma ve nikah konuları ile ilkokullara mescit açma gibi Dersimli’nin karşı çıkmadığı “Şeriat Hukuku” müesseseleri, bugünden yaşamımıza girmeye başlamıştır.

 

Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz:

 

Kemal Kılıçdaroğlu, AKP’nin Cumhuriyet’i yıkma projesinde; muhalefeti iğdiş etmekle görevli bir elemandır.

 

Hakkını yememek gerekir; görevini de fazlasıyla yapmıştır… (*)

 

Düzenleyenler ile yürüyenlerin farklı amaçlar taşıdığı “Adalet Yürüyüşü”nü AKP düzenleseydi, yemin ederim bu kadar siyasi kazanç elde edemezdi!..

 

Cemil Can

 

NOT:

 

(*) Kemal Kılıçdaroğlu ve arkadaşlarının CHP’yi, Y-CHP’ye dönüştürme sürecinde; AKP’nin karşı devrimine verdikleri desteği gösteren ÇARPICI ÖRNEKLERİ:

 

http://chp-muhalefethareketi.biz.tr/wp-content/uploads/2017/04/Y-CHPnin-faaliyet-raporu.pdf

 

bağlantısını “tık”layarak görebilir;

 

Y-CHP’nin Atatürk İlkeleri ile CHP Programına aykırı olan tüm faaliyetlerinih AYRINTILARI ile KANITLARINI, aşağıdaki bağlantıyı “tık”layarak karşınıza çıkacak sayfadaki E-KİTAPLAR menüsünü açıp; -ücretsiz olarak- 5 e-kitabı indirerek okuyabilirsiniz:

 

http://www.chp-muhalefethareketi.biz.tr/

 

HERKES İÇİN BİR YER VE HERKES YERLİ YERİNDE!

mit_ve_emniyet

Anayasa Mahkemesi (AYM), TÜRKSAT davası sanıklarının yaptığı bireysel başvuru ile ilgili verdiği kararda MİT ve Emniyet raporlarından ana hatları ile öğrendiğimiz ByLock’un (1) hukuki değeri tarif edildi:

ByLock kullanılmasının ve/veya kullanılmak üzere elektronik/mobil cihazlara yüklenmesinin somut olayın koşullarına göre suçun işlendiğine dair ‘kuvvetli belirti‘ olarak kabul edilmesi, anılan programın özellikleri itibariyle temelsiz, keyfi bir tutum olarak değerlendirilemez” diyerek, ByLock kullanıcılarının “mağdur” gösterilmesinin önünü kesti…

Yüksek Mahkeme, kararında; 15 Temmuz 2016′dan sonra başlatılan soruşturmalarda tespit edilen maddi olgular dikkate alındığında, darbe teşebbüsünün arkasında FETÖ olduğuna ilişkin kamu makamlarınca yapılan değerlendirmelerin yeterli olgusal temellerinin bulunduğuna vurgu yaptı.

Bu durum karşısında; Y-CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun, FETÖ ve PKK soruşturmaları nedeniyle görevlerinden alınan ve/veya tutuklanan 105 bin 836 kamu görevlisine sahip çıkmasının hukuki temelleri ortadan kalkmış oldu.

Kılıçdaroğlu, “Adalet Yürüyüşü”ne katılan Sözcü gazetesi muhabiri Gökmen Ulu’nun abisine “Biz onun suçsuz olduğunu biliyoruz” dedi. (2)

Suçluluk veya masumluk durumu, ancak adil bir yargılama sonunda ortaya çıkar.

Yargılamadan önce, ancak tahminde bulunulabilir…

Kılıçdaroğlu, yargılamadan önce sonucu nasıl bildiriyor!

AYM kararından önce da aynı şeyi yapmıştı:

FETÖ ve PKK soruşturmaları nedeniyle görevlerinden alınanları peşinen “mağdur” ilan etti… (3)

Mağduriyet” üzerinden “siyasi rant” elde etme düşüncesi ile bunu yaptığını hiç sanmam.

Zira; FETÖ’nün medya organları ile finans kuruluşlarına yapılan operasyonlarda benzer tutumu izlemişti.

Malum milletvekillerini Zaman gazetesi ve Bank Asya önüne göndererek, güvenlik kuvvetlerine engel olmaya çalıştı…

Kim bilir, örgüte kazandırdığı zaman içerisinde hangi deliller yok edildi?!

***

Dersimli, şimdi bu tutarsız eylemlerini soruşturmalarda “kurunun yanında yanan yaşlar” için yaptığı savunması ile geçiştirmeye çalışıyor.

İnandırıcı olamaz tabii…

Biliyoruz ki, soruşturmaların ve/veya yargılamaların sonunda ancak bazı şüpheliler aklanabilir.

Bu sonuca gelene kadar, adli işlemlerin yürütülmesi zorunludur.

Bu işlemleri yerine göre; polis, savcı veya hakimler yürütür.

Ceza Muhakemesi Usulü diye bir hukuk dalı var.

Dersimli Kemal bundan bihaber olarak hareket ediyor.

Yargısız hüküm veriyor:

Şüphelileri peşin peşin “suçsuz” ilan edemez!

Mahkemelerin ve/veya soruşturma makamlarının yaptığı tespitlerin hatalı olduğunu ve “mağduriyet” yarattıklarını nereden ve nasıl anlıyor?

Bu işi yapmak görevi mi?

***

Biliyoruz ki, Ergenekon ve Balyoz davalarında yargıya ve polise FETÖ hakimdi.

Kemal Efendi, o zaman “yargıda Cemaat yapılanması olduğunu söyleyemem” diyordu.

Yargılamaların sonucunun beklenmesini öneriyordu!

CHP’yi “darbeciler”le yan yana göstermemek için özel çaba sarfediyordu.

Bu yüzden Hasdal’da tutuklu komutanları ziyarete bile gitmemiştir.

15 Temmuz darbesinden sonra; yargı ve polis önemli ölçüde FETÖ’den arındırıldı.

Çoğu FETÖ üyesi cezaevini boyladı.

Buna rağmen, yargıya bu aşırı güvensizlik neden?

Hangi dağda kurt öldü!

Dersimli, FETÖ ve PKK soruşturmaları nedeniyle tutuklananlar için yargılamaların sonunu neden bekleyemiyor?

Yoksa bir yerlerden gelen emir böyle mi diyor?

***

Kılıçdaroğlu, “Ben bir kişi olarak katılıyorum” diyor ama; parti örgütünü Ankara-İstanbul yolunda yürümeye mecbur ediyor.

Gerçek partililer oldukça dikkatli: Olup biteni izlemekle yetiniyorlar!

Dersimli’nin yol arkadaşlarına hiç bir konuda güvenilemez:

Geçmişleri, sicillerinden bellidir:

Akil adamlar”, Demokrat Parti, PKK/HDP, FETÖ, TTB, KESK Genel Başkanı, Sosyalist Enternasyonal Başkanı Luis Ayala, tabeladan ibaret komünist partiler vb…

Türk halkı, işgal altındaki CHP’yi kurtardıktan sonra, asıl büyük yürüyüşü başlatacak!

***

Biliyoruz ki, adalet arayışı zulme karşı çıkmakla başlar.

16 yıllık AKP iktidarının zulmü karşısında susan dilsiz şeytanlar, Türk halkının kurtuluş mücalesine önderlik edemezler!..

Adalet Yürüyüşü” yapılması şart ve somut sonuçlar getirecek olan birinci eylemi engelledi.

CHP; Genel Başkan, Milletvekilleri, PM Üyeleri, Kurultay delegeleri, Belediye Başkanları, İl ve İlçe başkanları ve yönetim kurumu üyeleri, belediye meclis üyeleri, il genel meclisi üyeleri, kamu kurum ve kuruluşlarındaki CHP temsilcileri ile birlikte Ankara’ya; YSK’ya doğru yürüyüşe geçmeli ve halkoylaması yenilenene kadar açlık grevine başlamalıydı.

Bu eyleme CHP üyelerinden başka referandumda refrandumda “hayır” oyu kullananlarda katılırdı.

CHP seçmenlerinin tartışmasız destekleyeceği bu büyük eylemin somut hedefi halkoylamasının yenilenmesi olduğu için sonuç getirebilirdi…

Adalet” soyut bir kavramdır; iktidarın “istediğiniz adaleti veriyoruz” demesi ile gelecek bir şey değildir.

Bir sürü yasal düzenleme ile gelebilir:

2010 referandumu ile HSYK’nın yapısı değiştirildikten sonra, “bağımsız ve tarafsız yargı”ya ulaşmak iyice zorlaşmıştır.

2016 referandumu ise HYK’yı iyice iktidarın etkisine soktu.

Dolayısıyla “adalet”i geri getirmek için, öncelikle bu iki referandumun ortaya çıkarttığı hukuksal durumu değiştirmek gerekiyor.

Bu da doğru eylemin, geçersiz halkoylamasını geçerli kabul YSK’ya doğru yürüyerek; hakoylamasının yenilenmesini istemek olduğunu gösteriyor.

Doğru ve haklı eylemi unutturup; kısa sürede sonuç vermeyecek ve yürüyüşün hedefini katılanların amaçlarına bağlı olarak, her gün yeniden değiştirecek “yasak savmak” kabilinden eylemleri, Türk halkı desteklemez…

Nitekim desteklemiyor da…

Bu yürüyüş; sadece Dersimli Kemal’in görev süresini uzatmaya yarayacak, HDP ile eylem birliği yapmak için can atan Y-CHP’lilerin koltuğunu garanti altına alacaktır.

Yürüyüşün biteceği noktada, herkesin dağılıp evlerine gideceği açıkca görülüyor.

Yaşayıp göreceğiz…

Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1) http://www.kamudanhaber.net/guncel/mit-ve-emniyet-in-bylock-raporu-h347109.html

(2)http://www.izgazete.net/politika/kilicdaroglu-ndan-gokmen-ulu-sozleri-h16907.html

(3) https://www.aydinlik.com.tr/politika/2017-haziran/kilicdaroglu-105-bin-magdur-icin-yuruyoruz

TÜRK HALKI ‘TIPIŞ TIPIŞ’ YÜRÜMEZ!

HDP'yi davet

CHP Trabzon Milletvekili Haluk Pekşen, Sözcü gazetesi Başyazarı Rahmi Turan’la konuşuyor:

Pekşen, Metin Feyzioğlu ve Ümit Kocasakal ile Ergenekon ve Balyoz davası sanıklarının “Adalet Yürüyüşü”ne destek olmamalarını anlayamadığını şaşkınlıkla anlatıyor.

Deniz Baykal’ın olmamasını çok iyi anladılar ama…

Pekşen, “Siz adalet istemiyor musunuz?” diye bir de tuzak soru soruyor.

Çok şükür, “Siz Allah’a da inanmıyor musunuz?” demedi…

***

Kılıçdaroğlu’nun eylemi; gösteri ve yürüyüş yaparak kamuoyu oluşmasının önünü açıyor mu, yoksa kesiyor mu, bunu pek yakında zaten göreceğiz.

Adalet yürüyüşü”nün yasak savma kabilinden bir yürüyüş olduğu katılımcıların sayısından bellidir.

Asıl yapılması gereken yürüyüşü unutturmak ve Dersimli Kemal ile ekibinin CHP’deki işgalini pekiştirmek için İstanbul-Maltepe yolunda yürünüyor…

Adaletin adım adım yok edilmesine sessiz kalanlar, hatta destek olanların adalet arayışı inandırıcı olamaz…

(Bknz. Y-CHP’nin icraatları: http://chp-muhalefethareketi.biz.tr/wp-content/uploads/2017/04/Y-CHPnin-faaliyet-raporu.pdf )

Adalet, bir CHP Milletvekiline karşı yapılan haksızlığa tepki göstererek sağlanamaz.

***

Halkoylamasında mühürsüz oyların geçerli sayılması ile yapılan adaletsizlik, bir karşıdevrim ve rejim değişikliği olarak karşımıza gelmiştir…

Karşı tarafın dışarıda silahlı-sopalı adamları vardı” mazeretinin arkasına sığınarak, halkın tepkisini bastıran Kılıçdaroğlu, Türk halkını İstanbul-Washington yolunda PKK ve FETÖ ile yan yana yürütemez!

Paralel Kemal, Çamlıdere’de yaptığı grup toplantısında; “FETÖ ve PKK soruşturmalarında ihraç edilen 105 bin 836 kişi için yürüdüklerini” söylemedi mi?

PKK’nın Meclis’teki uzantısı HDP‘nin Eşbaşkanı Serpil Kemalbay; “Bugüne kadar sürdürdüğümüz mücadele ile yürüyüş arasında bir paralellik görüyoruz” demedi mi?

HDP Genel Merkezi’ne bayramlaşmaya giden CHP heyeti, HDP’lileri “Adalet Yürüyüşü”ne davet etmedi mi?

***

Arkalarında Amerika da olsa, Türk halkını PKK ve FETÖ yanında yürütmeye Dersimli’nin gücü yetmez!

Referandum sonuçlarının açıklanmasından hemen sonra CHP örgütü; hiç firesiz YSK’ya doğru yürümeliydi; gerekirse seçimlerin yenilenmesine kadar açlık grevine başlamalıydı…

Ancak böyle bir eylem, adalet yürüyüşü olabilirdi ve Türk halkı da ancak o zaman eylemcilerin arkasına takılabilirdi…

***

Adaletsiz seçim sonuçlarını Türk halkının sindirmesi için türlü cambazlıklar yaptıktan sonra, zevahiri kurmak için başlatılan “adalet yürüyüşü”; Türk halk için değil, Y-CHP’lilerin koltuklarını sağlama almak içindir!..

Haluk Pekşen’in göremediği veya görmek istemediği gerçek budur!

CHP tabanının desteği arkalarından hiç çekilmeyen; Metin Feyzioğlu ile Ümit Kocasakal’ı bu fırsattan yararlanarak karalamak, bu yürüyüşün asıl amaçlarından biri olduğu ortaya çıktı…

Aynı şekilde, Türk halkının gönlünde yer tutan; Ergenekon ve Balyoz sanıklarını da “adalet”e karşı imiş gibi göstermek, bir taşla iki kuş vurma kurnazlığıdır.

Bu iğrenç komplonun içerisinde Trabzon Milletvekili Haluk Pekşen’in de kullanılmış olması, ayrı bir talihsizlik olarak karşımıza gelmektedir…

Cumhuriyet Halk Partisi’ni PKK ve FETÖ ile yan yana göstermek emperyalistlerin bir isteğidir.

Tıpkı, TSK’yı PKK/PYD ile yan yana getirerek IŞİD ile savaşa sokma isteği gibi…

Meşru olmayana meşruiyet sağlamak içindir!

Ancak bu şekilde, küresel güçler AKP’nin iktidarını sürekli hale getirebilirler ve Türkiye’yi sömürmeye devam ederler…

***

Türk halkı, PKK ve FETÖ ile yan yana yürüyen CHP’yi asla iktidara getirmez!

AKP için 2019 seçimleri daha bugünden garanti altına alınmıştır.

Bu yönünden bakarsak, “adalet yürüyüşü” Dersimli Kemal’in CHP başında ve AKP’nin iktidarda kalmasını sağlamak içindir…

CHP’nin yetkili organlarında tartışıldı mı?

Kim karar verdi bu yürüyüşe, kim?

Ekmeleddin’e tıpış tıpış oy vermeye mecbur edilenler, şimdi tıpış tıpış o yürüyüşe getirilemezler!..

Cemil Can

“TOPLUMUN GAZINI ALIYORUZ”!..

tayyip_erdogan

 

Doğrudan konuya gireceğim.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Anayasal Düzene Karşı Suçları Soruşturma Bürosu’nun hazırladığı dosyadan bazı notları aktarıyorum:

NATO’da görevli 10‘u general 462 Türk subayının yarıdan fazlası (237′si) FETÖ üyesi çıktı.

Çoğu “geri dön” çağrısına uymadılar!

NATO’daki FETÖ üyesi subayların kurduğu “Purged NATO Officer” (Tasfiye Edilmiş NATO Subayı) grubunun hazırladığı “Gerçeğin Peşinde-15 Temmuz 2016” isimli rapor “pudgednato” isimli internet sitesinde yayımlandı. (1)

138 sayfalık bu kitapçığı okumadan, ne “adalet yürüyüşü”nü kavramak ne de “kontrollü darbe”nin taşıdığı mesajı anlamak mümkündür.

“Tık”layarak kitapçığı indirip okuyabilmeniz için ayrı bir bağlantı yaptım… (2)

***

Raporda; Erdoğan “savaş suçlusu” olarak tanıtılırken, 15 Temmuz Darbe Girişimi, “kontrollü darbe” olarak nitelendiriliyor…

Kılıçdaroğlu, 8 Ocak 2017 günü meclis toplantısı öncesinde yaptığı açıklamada; “Asıl darbe 20 Temmuz’da yapıldı” demişti, çok dikkat çekmedi…

Dokuz madde halinde bu nitelemesinin gerekçelerini sıraladı ve “15 yıldır hangi kanunu istediniz de çıkaramadınız”, “Bu Anayasa Türkiye’nin hangi sorununu çözecek” sorularını sorarak, o gün noktayı koymuştu. (3)

Y-CHP Genel Başkanı, 17 Haziran 2017 günü yayınlanan bu rapordan çok önce, 28 Şubat 2017 günü de “20 Temmuz darbesi” ifadesini kullanmıştı. (4)

Dersimli Kemal, 28 Şubat 1997′den önce yaşanan süreci de “darbe” olarak nitelendirmiştir…

FETÖ’cü subaylar mı Kılıçdaroğlu’nun “kontrollü darbe” nitelemesini savunma yaptı, yoksa Kılıçdaroğlu mu onların bu değerlendirmesini gündeme çıkardı?

Dikkatli okuyucular, 138 sayfalık raporu okuyup, “adalet” yürüyüşü nedeniyle yapılan açıklamalarla karşılaştırdığında, bu sorunun doğru yanıtını bulacaklardır…

***

Güvenlik Kuvvetlerinin 24 Temmuz 2015′te başlattığı ve Hendek Savaşları ile sona eren operasyonları protesto için hazırlanan “Barış Bildirisi”ne imza attıkları için görevlerinden alınan akademisyenler de Washington’a doğru ilerleyen “adalet yürüyüşü”ne destek verdiler!

Akademisyenler, güvenlik güçlerinin PKK’ya karşı operasyonlarını “abluka” olarak görüyor ve o bildiri ile “Güneydoğu’daki ablukanın kaldırılmasını” talep ediyorlardı.(5)

PKK’nın çatı örgütü olan Halkların Demokrasi Kongresi (HDK) da “adalet yürüyüşü”ne destek verdi…

Dersimli’ye destek çığ gibi (!) büyüyor…

PKK’nın Kandil’deki yöneticisi Mustafa Karasu, “Özgür Politika” isimli gazetedeki yazısında, yürüyüş için “doğru bir adım” değerlendirmesini yaptı… (6)

***

ABD, Suriye’de PKK için vuruyor, Dersimli Kemal ise ABD için yürüyor!

***

ABD’li General John Thomas, Merkez Kuvvetler Komutanlığı adına yaptığı açıklamada: “Tabka’da PYD/PKK’nın hakim olduğunu ve Suriye jetine yönelik saldırıyı müttefiklerini korumak için yaptıklarını” söyledi… (7)

Dersimli Paralel Kemal, Çamlıdere’de yaptığı grup toplantısında; “FETÖ ve PKK soruşturmalarında ihraç edilen 105 bin 836 kişi için yürüdüklerini” söyledi… (8)

PKK’nın Meclisteki uzantısı HDP ise, “adalet yürüyüşü”nü desteklediklerini açıkladıktan sonra, yürüyüşü “sokağa taşıralım” teklifinde bulundu. (9)

HDP Grup Başkanvekili Ahmet Yıldırım, Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi’nin 25 Eylül’de yapacağı “bağımsızlık referandumu”nu; “amasız, fakatsız destekliyoruz” dedi…(10)

Y-CHP’nin bu referandumla ilgili görüşünü bilen yok!

***

Pentagon’un psikolojik savaş elamanı Michael Rubin ile Y-CHP Grup Başkanvekili Engin Altay, eş zamanlı olarak , Erdoğan’ın MİT TIR’ları davası nedeniyle uluslararası ceza mahkemesinde yargılanacağını ileri sürdüler…

Dersimli, FETÖ’nün medyadaki kalemşörleri Altan kardeşler ile Nazlı Ilıcak’ı savunmaya devam ediyor…

Ve Dersimli sonunda gerçeği ağzından kaçırdı:

“Toplum bu kadar baskı altındaysa bir yerde patlayacak. Oturup kalksınlar, bize dua etsinler, bu yürüyüşle aslında toplumun büyük ölçüde gazını da alıyoruz” dedi…(11)

Yürüyüşün amacı belli oldu: Toplumun gazını almak!

Burunlarına gaz kaçıracağımızı galiba anladılar!..

Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1) https://purgednato.wordpress.com/

(2) Gercegin_Pesinde_17_Haziran_2017.pdf

(3) http://www.birgun.net/haber-detay/kilicdaroglu-asil-darbe-20-temmuz-da-yapildi-142405.html

(4)http://www.birgun.net/haber-detay/kilicdaroglu-28-subat-a-da-20-temmuz-darbesine-de-karsiyiz-148677.html

(5)http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/462120/1100_un_uzerinde_akademisyenden_baris_cagrisi__Bu_suca_ortak_olmayacagiz.html

(6) http://www.haber7.com/guncel/haber/2363821-chpnin-yuruyusune-pkkdan-tam-destek

(7) http://www.memurlar.net/haber/675487/abd-pyd-pkk-yi-korumak-icin-suriye-ucagini-dusurdu.html

(8) https://www.aydinlik.com.tr/politika/2017-haziran/kilicdaroglu-105-bin-magdur-icin-yuruyoruz

(9) http://www.yeniozgurpolitika.org/index.php?rupel=lezgin&id=3273

(10) http://www.zernews.com/2017/06/hdp-Kurdistan-bagimsizlik-referandumu-Ahmet-Yildirim.html

(11) http://www.hurriyet.com.tr/cumhurbaskani-ve-basbakan-gelirse-memnun-olurum-40498943

 

 

 

 

“BAĞIMSIZ KÜRDİSTAN” İÇİN Mİ YOLLARA DÜŞÜRÜLDÜK?

adalet_yürüyüşü_3

80 milyona yapılan adaletsizlik karşısında eylemsiz kalıp, Ergenekon ve Balyoz davalarında FETÖ yanında duran ve hiçbir zaman da CHP’li olmayan bir kişiye yapılan haksızlık için, “büyük yürüyüş”ü başlatmak, durumu kurtarmaya yetecek mi?

Sokak eylemleri yerinde ve zamanında yapıldığında etkilidir:

Mühürsüz oyların geçerli sayılmasından sonra, CHP örgütü YSK önünde halkoylamasının yenilenmesine karar verilinceye kadar ölüm orucuna yatmalıydı!..

Ana muhalefetin, işinden atılan iki eğitimcinin Özgürlük Anıtı önündeki eylemine destek vermek için milletvekillerini seferber etmesi, zevahiri kurtarmaktan başka anlama gelmiyor.

Enis Berberoğlu’nun yaptığı haber nedeniyle, 25 yıla mahkum edilmesi hiç kuşku yok ki, adaletsizliğin en büyüklerindendir ve asla kabul edilemez.

Ne var ki, adaletsizlik ona yapılanla başlamadı, 15 yıldır sürmektedir…

***

Y-CHP‘nin Ergenekon ve Balyoz davalarındaki tutumu, özel görevli ağır ceza mahkemelerinin kurulmasındaki kayıtsızlığı, HSYK’nın yapısının bozulmasını seyretmesi gibi, AKP’nin hukuka aykırı bir sürü kötü icraatı karşısında, etkili muhalefet yapamaması (*) ülkeyi bu noktaya getirmiştir.

15 Temmuz FETÖ Darbe Girişimi’ni bile, ancak 11 ay sonra anlayabilen bir kafa yapısı, tabanını aptal yerine koydurmak güvensizlik ortamının yaratılmasında başlıca sorumludur.

Kontrollü darbe” şaşırtmacasını; “öngörülen, önlenmeyen ve sonuçlarından yararlanılan bir darbe” olarak tarif etmek, 11 aydır sürdürülen “tiyatro” saçmalığını örteme yetmeyecektir.

20 Temmuz’a “karşı darbe”demek, 11 aydır tekrarlanan “kontrollü darbe” saçmalığını tekzip etmektir.

Y-CHP sayesinde; 20 Temmuz’da karşı darbe tamamlanmıştır!

Bu hatalı nitelemeler; Y-CHP yönetimi ABD’yi darbe dışında göstermek için özel bir çaba içerisinde değilse, olayları analiz etmede ne kadar aciz kaldığını göstermektedir.

***

Yürüyüşün istikametinin; hukuk dışı kararı ile rejimin değiştirilmesine olanak sağlayan YSK veya en yüksek mahkeme olması bakımından AYM olması gerekirken, Maltepe’ye yönlendirilmesi ise hatalı olmuştur.

Kılıçdaroğlu’nun CNN’de katıldığı programda; PKK’nın Meclis’teki uzantısı olan eski HDP Genel Selahattin Demirtaş’ı övmesi, yürüyüşün ikinci gününde “HDP milletvekilleri için de yürüyoruz” mesajının verilmesi ve HDP’nin yürüyüşe katılmak için teklif beklemesi yürüyüşün üzerine ciddi gölge düşürmüştür!

Kuzey Irak Kürt Yönetimi’nin “bağımsızlık” için referanduma hazırlandığı bir dönemde, Y-CHP şemsiyesi altında PKK’nın sokak eylemleri yapmasına ortam hazırlamak, ülkeye verilebilecek ön büyük zarardır…

80 milyona karşı yapılan tartışmasız bir adaletsizlik karşısında; “sokakta silahlı-sopalı adamlar vardı” mazeretini ileri sürerek, halkı haksızlıklar karşısında kaderine razı olmaya zorlayan Y-CHP’nin, bir kişiye karşı yapılan haksızlık karşısında halkı sokağa davet etmesi kuşkuları iyice artırmaktadır…

Ortadoğu’daki gelişmeler göz önünde tutulursa, küresel güçlerin Türkiye’yi büyük bir tuzağa çekmek istedikleri anlaşılmaktadır.

İtibarı yerlerde sürünen Kılıçdaroğlu’nun, ısrarla ve inatla CHP Genel Başkanlığı koltuğunu bırakmaması oldukça manidardır.

Yaklaşan 2019 seçimlerinde, muhalefetin başında Dersimli’den başka kim olursa olsun, AKP’yi ciddi şekilde sarsacağı ve 7 Haziran’daki gibi iktidardan düşürebileceği hayal değildir!..

AKP açısından hayati olan bu tehlikenin bertaraf edilmesinin en kolay yolu, Kılıçdaroğlu’nun CHP başında kalmasını sağlamaktır.

Tıpkı Devlet Bahçeli’nin MHP başında kalmasının sağlandığı gibi…

Bahçeli, son söylemleri ile AKP’nin sokaktaki “eli sopalı” adamı olmayı kabul ettiğini göstermiştir!

***

Cumhurbaşkanlığına aday olmayacağını açıklayan Dersimli, CHP’nin başında kalırsa, Erdoğan’ın karşısına yeni bir Ekmelettin çıkaracağı bellidir.

Bu durumda, Erdoğan için 2019 seçimleri çantada kekliktir.

Geçersiz halkoylaması nedeniyle, Kılıçdaroğlu’nun yapmadığı eylemi unutturarak itibarını biraz yükseltmek ve gelecek seçime kadar onu muhalefetin başında tutarak seçimi kazanmasını garanti altına almak AKP’nin arayıp da bulamayacağı bir olanaktır.

Bu nedenle, söylemlerinin aksine, Kılıçdaroğlu’nun yürüyüşünden rahatsızlık duyduklarını söylemeleri inandırıcı değildir.

Tavukları bekleme görevi verilen tilki şaşkınlığı içerisindeler.

Buna karşılık; Anayasa’ya aykırı olduğunu bile bile, dokunulmazlıkların kaldırılmasına destek veren Y-CHP yönetimi, “yeni mağduriyetler” yaratma ve bu mağduriyetler üzerinden iktidarı zayıflatıp, halk desteğini artırabileceğini düşünüyorsa, korkunç bir yanılgı içerisindedir.

Hele de Grup Başkanı Engin Altay’ın, “Tayyip Erdoğan Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde yargılanacak” şeklindeki dış güçlere çağrı niteliğindeki sözleri, CHP’nin seçimle iktidara gelemeyeceği inancı içerisinde olduğunu kanıtlamaktadır…

***

Anayasa’nın 83. maddesi, TBMM üyelerinin seçimden önce veya sonra verilmiş bir ceza hükmünün yerine getirilmesini, üyelik sıfatının sona ermesine bırakmıştır.

CHP Milletvekili Enis Berberoğlu hakkında da HDP milletvekilleri gibi, üyelik sıfatının sona erdirilmesi için mutlaka Meclis kararı alınması gereklidir.

Dokunulmazlıkların kaldırılmış olması, tutuklamanın gerekçesi olamaz!

Hükümetin bu kadar fahiş bir hatayı yapması, akıl alacak gibi değildir.

Bu ve benzer nedenlerle “Adalet” yürüyüşünden kuşku duyanlara hak verilebilir.

Yürüyüşün üçünü gününde, katılımın 7000′e civarında kalması bu kalımdan anlamlıdır.

***

Yürüyüş”e ara verilerek, CHP Olağanüstü Kurultayı mutlaka toplanmalı ve “tam bağımsızlık” şiarını özümsemiş, Atatürk ilkelerine yürekten bağlı, gerçek CHP’lilerin öncülüğünde emperyalizme ve yerli işbirlikçilerine karşı “İkinci Kurtuluş Savaşı” başlatılmalıdır.

İlk kurtaracağımız mevzi, işgal altındaki Atatürk’ün CHP’si olmalıdır…

Siyasi mücadele aracımız olan partimizin, rakiplerimiz elinde olması başımıza gelecek en büyük felakettir, kendi silahımızla vurulmayı beklemektir!

O bakımdan “düşman” eline geçmiş “silahımızı” geri almak veya onu düşman elinde iken etkisiz hale getirmek kendimize zarar vermek değil, yapılabilecek en akıllıca iştir…

***

İkinci Kurtuluş Savaşı”mızın başarıya ulaşmasında; milli birlik ve beraberliğin ne kadar önemli olduğunu yakın geçmişte yaşayarak öğrendik.

Birinci Kurtuluş Savaşı‘nın deneyimleri bugün için de yol göstericidir.

Siyasi iktidarın birlik ve beraberliğimizi bozucu eylemlere haklılık zemini yaratmaması gerekir.

Bu bakımdan, gazetecilik yaptığı açık olan Enis Berberoğlu’nun derhal tahliye edilmesi şarttır.

Can Dündar ile Erdem Gül’e “devlet sırlarını ifşa” suçundan ceza verilirken, Enis Berberoğlu’na “casusluk”tan ceza verilmesi, yargının “mağduriyet yaratmak” için kullanılması anlamına gelir!..

Anlaşılıyor ki; küresel güçler, siyasi iktidar ve ana muhalefetin çıkarları bu noktada örtüşmektedir:

Küresel güçler, 15 Temmuz Darbe Girişimi sonrasında sağlanan milli birlik ve beraberliğin bozulmasını beklerken, siyasi iktidar 2019 seçimlerini garanti altına almaya çalışmakta, Y-CHP yönetimi de “etkili muhalefet” yapıyormuş gibi gözükerek tükenmekte olan nefeslerini suni solunumla uzatmaya çalışmaktadır…

Cemil Can

(*) http://chp-muhalefethareketi.biz.tr/wp-content/uploads/2017/04/Y-CHPnin-faaliyet-raporu.pdf

 

“KONTROLLÜ” DAVA BAŞLADI!


gezegen 1

I.Perde

Türkiye:

Jeopolitik bakımından dünyanın en önemli coğrafi bölgesidir. (1)

Tarihi boyunca Rusya’nın sıcak denizlere inmesi için işgal edilmesinden hiç vazgeçilmeyen bir askeri hedefti.

Avrupalıların Asya’yı sömürmesi için en önemli köprü.

Çanakkale ve İstanbul Boğazları ise deniz hakimiyetinin olmazsa olmazlarıdır.

Bitki örtüsü, doğal kaynakları, suları ve verimli toprakları ile düşman çatlatan bir arazi parçasıdır.

Bu özellikleri nedeniyle, emperyalist devletlerin her zaman gözü üzerinde olmuştur.

Türkiye Cumhuriyeti’ni yönetecek olanları belirlemek, bütün bu olanakları kullanmak olanağını sağlayacağı için, Türkiye’nin iç siyaseti ile her zaman ilgilenilmiştir.

ABD’nin dinci bir Cemaat’i kullanarak ülkeyi ne hale getirdiğini gördük.

Emperyalizmi ilk defa yenen bir orduyu, neredeyse tümüyle ele geçireceklerdi.

Mustafa Kemal’in askerleri, bir kez daha küresel güçlere “Dur yolcu!” dedi…

II.Perde

Silahlı Kuvvetler’e bu kadar etkili bir şekilde sızan emperyalistler, ülkeyi yönetecek olan siyasi partileri, başına buyruk bırakır mı?

Bu soruya olumlu yanıt verenler; ya emperyalistlerin etki ajanlarıdır ya da akıldan biraz yaya kalmışlartır…

15 yıldır ülkeyi yöneten AKP’nin kimlerin desteği ile iktidara geldiğini biliyoruz.

AKP’nin (suç) ortağı olan Cemaat’in, ne yapmak istediği ise bellidir…

Muhalefet partilerinden MHP, AKP’nin her koşulda koşulsuz destekçisidir.

CHP ise, en kritik dönemeçlerde hayat öpücüğü verir, yoldaki taşları temizlemekle (2) görevlidir.

Bir önemli görevi daha var CHP’nin:

Muhalefeti oyalamak ve yeni arayışları engellemektir…

Bu son tespite CHP’lilerin çoğu katılamaz!

III. Perde

Kendilerini partileri ile bütünleştiren kitleler, parti yönetimlerinin hatalı politikalarını göremezler.

Tıpkı maşukun hatalarını, aşığının görememesi gibi…

Hain olmayan bireyin, kendini ait gördüğü partiye, ihaneti yakıştıramamasıdır bu kabullenmemenin asıl nedeni…

İnsanca kabul edilen bu duyguları kullanarak, geniş kitleleri yönetmek ve onların üzerinden bir ülkeyi sömürmek mümkün hale gelebilmektedir…

IV. Perde

Şu savunmanın akılla-mantıkla açıklanabilir bir yanı var mıdır?

Küresel güçler etki ajanları vasıtasıyla; devletin en önemli organlarına sızmış, bütün siyasi partilerde önemli mevkilere gelmişler fakat bir tek CHP’de etkili olamamışlardır!..

Çünkü bu sızmayı, CHP’nin başında İnönü varken yapamazlardı.

Sonra Ecevit geldi, arkasından Baykal ve Kılıçdaroğlu…

Bu liderlerin de; kişisel karizması, donanımı, bilgisi, tecrübesi, öngörüsü, Atatürk İlkeleri’ne bağlılığı, Mustafa Kemal’in askerlerini örgütün en kritik noktalarına yerleştirme sezgileri, başlarına bir hal geldiğinde yerlerini dolduracak kişileri yetiştirmiş olmaları nedenleriyle, CHP’yi ele geçirmeleri imkansızdır!

Buna ilaveten: CHP’nin tabanı duyarlıdır; sızmalara karşı uyanıktır, yabancı unsurları bünyesinde barındırmaz…

V. Perde

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin neredeyse bütün organlarını kendi amaçları yönünde kullanacak şekilde ele geçiren küresel güçlerin, ana muhalefet partisindeki varlıkları kabul edilmedikçe Türkiye’nin ikinci kurtuluşu biraz daha gecikecektir…

CHP’nin dokusuyla uyuşmayan söylemler, CHP’yi içeriden çökertmek için başka mutfaklarda hazırlanıp, etki ajanları vasıtasıyla kotarılmaktadır…

CHP’nin fikri yapısı 6 Ok’la özetlenmiştir.

Bu husus Parti Programı ile ayrıntılı şekilde açıklanmıştır.

Program değiştirilmeden, programla çelişecek söylem ve eylemlerden kuşku duymak gerekir.

CHP’nin tabanını teşkil eden çoğunluk bu kuşkuyu duymuyorsa; efsunlanmadığına göre, korkunç bir aldatılmışlıkla karşı karşıyadır demektir.

Ne yazık ki, benim tespitlerim bu yöndedir…

CHP tabanını yattığı derin uykudan uyandırmadıkça, başımız kolay kolay beladan kurtulmayacaktır.

VI. Perde

Böyle uzun bir girişten sonra, geliyoruz “15 Temmuz ‘Kontrollü’ Darbe Girişimi”nin bilançosuna:

Şehit sayısı 172,

Yaralılar:

21 asker, 153 polis, 2 bin 558 sivil…

Sanıklar:

1 orgeneral,

3 korgeneral,

4 tümgeneral,

16 tuğgeneral,

3 tuğamiral,

26 albay,

27 yarbay,

37 binbaşı,

21 yüzbaşı

ve

çok sayıda alt rütbeli subay ve astsubay…

Darbeye katılanlardan:

200′ü tutuklu,

9′u tutuksuz,

12 sanık firari…

O gece:

8 binden fazla askeri personel,

35 uçak,

37 helikopter,

74 tank,

246 zırhlı araç

ve

4 bine yakın hafif silah kullanıldı…

Soru:

Bu kadar askeri personel, araç-gereç ve silahı kim “kontrol” etti?

Yanıt:

a.) Bayraklarını alıp sokağa çıkan her “iki kişiden biri”,

(Diğerlerinin aklına ilk gelen: “AKP iktidarından kurtarıyoruz galiba” önermesiydi. “Yurtta Sulh Konseyi”nin bildirisi (3) TRT’den okununca; spikerin heyecandan “Dünyada Sulh” sözcüklerini unuttuğuna inanlar çoğunluktaydı… Onlara göre darbeyi yapanlar “Yurtta Sulh Dünyada Sulh” ilkesini rehber edinenlerdi. Bu yüzden sevinenler bile vardı!..Türkiye’nin aşması gereken en önemli handikap budur: CHP’nin tabanı yanlış yola sokulmuştur…)

b.) Darbeye katılmayan asker ve polisler,

c.) Reis.

(c) şıkkını işaretleyen yurttaşlarımız için iki soru daha hazırladım:

Sorulardan biri çok zor olmayan bir matematik sorusudur.

Aşağıdaki ( 4 ) nolu dipnotta taralı olarak gösterilen alanı hesaplamanızı soruyorum.

Diğer soru, yıldızların dünyamıza mesafesinin nasıl hesaplandığıdır. (5)

O konuda da mutlaka bir fikriniz vardır!

Bu son iki sorunun yanıtını bilemeyen çoğunluğunuz; “kontrollü darbe” hakkında uzmandır.

“O saatte darbe olur mu?” sorusu ile başlayarak, 15 Temmuz akşamı yaşananların bir “tiyatro” olduğu hükmüne hemen varabilirler!..

Bu “tiyatro”nun oynanmasına neden ihtiyaç oldu sorusuna verecekleri yanıt; “hesap uzmanı”nki ile aynıdır:

Bilmezler ki, hesap uzmanı da CIA‘nın has adamı Mehmet Eymür’den aşırma (6) yapmıştır:

Kontrollü darbe; “Anayasayı değiştirmek” ve “başkanlık sistemine” geçmek için yapılmıştır!?…

Peki, bunun için bu kadar tehlikeli girişime ne gerek vardı?

Erdoğan’ın anayasayı değiştirmek için darbeye değil, MHP’ye ihtiyacı vardı ve MHP de zorluk çıkarmadan zaten isteneni yapıyordu.

Ayrıca, CHP’nin de çok ciddi bir sorun çıkarttığı söylenemez…

Muhalefet yapar gibi yapıyordu!

TBMM’nde gizli yapılması gereken oylama, açık yapıldı ve bu konuya Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) dahi götürmedi.

Nitekim, yaşadık ve gördük: Anayasa da değişti, başkanlık sistemine de geçildi…

Üstelik halkoylamasında “tam hukuksuzluk” hali yaşanmasına rağmen, kimse sokağa inemedi.

Ana muhalefet partisinin “sokakta silahlı-sopalı adamlar vardı” şeklindeki mazereti, toplumun kimler tarafından dizginlendiğini gösteriyor.

AYM’ne yapılan “bireysel başvuru”dan sonra, CHP örgütünün yüksek mahkeme önünde “açlık grevi”ne başlaması gerekirken, onlar ne yaptı?

Yüksel Caddesi’ndeki iki eğitimcinin eylemine destek verdiler.

“Zevahiri kurtarma” tam olarak buna derler…

Halkoylamasında yaşanan rezilliği unutturma görevini CHP üzerine aldı…

Yaşanan bu gerçeklere rağmen, hala 15 Temmuz’un “kontrollü darbe” olduğunda ısrarlı mısınız?

Öyleyse son bir soru ile bitiriyorum.

Önce bir tespit yapalım:

Darbe kontrollü olduğuna göre, bunu FETÖ’cü subaylarla Erdoğan anlaşarak yaptılar!

Erdoğan, darbeye katılmayacak olan diğer subaylarla da darbeyi bastırmaları konusunda ayrıca anlaşmaya varmış olmaları gerekir!

Peki, bu iki grubun birbirinden haberi var mıydı yok muydu?

İki seçeneği de geçerli kabul edebilirsiniz…

Sonuçta darbe bastırılacağına göre, darbeye katılanlar ömür boyu hapis cezası ile cezalandırılacaklar!

Darbeyi bastıranlar ise baş tacı yapılacaklar…

Böyle bir “tiyatro”da kim niçin oynamak istesin?

Erdoğan Cumhurbaşkanı olacak diye, böyle bir riski kim göze alır?

Bu arada bazı can kayıplarının da olacağı kesindir.

Nitekim oldu da…

O anlaşmayı yapanların, bunlar arasında olmayacağını kim garanti edebilir?

Darbe uzmanı”sınız ya, bu sorulara akla yatkın cevaplar vermeniz gerekir…

Dilediğiniz sorudan yanıt vermeye başlayabilirsiniz.

Az sonra anlatacağım hiç aklınıza geldi mi?

Hesap uzmanının onayladığı teze göre; darbeye katılan askerler Erdoğan’ın adamıdır.

Darbeyi bastıranlar da öyle…

Demek ki, Ordu tümüyle Erdoğan’dan yanaydı!

Bu şartlar altında istese hilafeti bile geri getirebilirdi.

O halde darbeye ne gerek vardı?

Ordu işin içerisinde olunca darbeye kim karşı koyabilirdi?

Siz mi?

Yoksa “iki kişiden biri” mi?

İki kişiden biri de Erdoğan’dan yana değil miydi zaten?

Emir-komuta zinciri altında yapılan bir darbeye bugüne kadar kim karşı koydu ki?..

Hadi diyelim ki, böyle bir diyaloğa kafanız basmadı.

Bari davayı takip edin lütfen, itirafçıların sözlerine kulak verin…

Aklınızla alay ettirmeyin!..

Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1) 1911 Çin Devrimi’nin önderi Dr. Sun Yat Sen, bu gerçeği “Asya’da bir başka ülke daha vardır ki, Birinci Dünya Savaşı’na İttifak Devletleri safında katılmış ve nihai yenilginin ardından parçalanmıştır. Ne var ki, savaştan sonra topraklarını geri kazanmasını becermiş ve bütün Avrupalıları sınırdan dışarı sürüp atmıştır. Böylelikle bu ülke de tam bağımsızlığını kazanmış bulunmaktadır. Söz konusu ülke Türkiye’dir.

(2) CHP’nin Faaliyet Raporu:

http://chp-muhalefethareketi.biz.tr/wp-content/uploads/2017/04/Y-CHPnin-faaliyet-raporu.pdf

(3) İŞTE O BİLDİRİ

Türkiye Cumhuriyeti’nin değerli vatandaşları,

Sistematik bir şekilde sürdürülen anayasa ve kanun ihlalleri; devletin temel nitelikleri ve hayati kurumlarının varlığı açısından önemli bir tehdit haline gelmiş, Türk Silahlı Kuvvetleri dahil olmak üzere devletin tüm kurumlarıideolojik saiklerle dizayn edilmeye başlanmış ve dolayısıyla görevlerini yapamaz hale getirilmiştir.

Gaflet ve dalalet ve hatta hıyanet içerisinde olan cumhurbaşkanı ve hükümet yetkilileri tarafından; temel hak ve hürriyetler zedelenmiş, kuvvetler ayrılığına dayalı, laik ve demokratik hukuk düzeni fiilen ortadan kaldırılmıştır.

Devletimiz; uluslararası ortamda hak ettiği itibarini yitirmiş ve evrensel temel insan haklarının göz ardı edildiği, korkuya dayalı otokrasi ile yönetilen bir ülke haline getirilmiştir.

Siyasi idarenin aldığı hatalı kararlarla mücadeleden geri durduğu terör tırmanarak birçok masum vatandaşımızın ve teröristle mücadele eden güvenlik görevlilerimizin hayatına mal olmuştur.

Bürokrasi içerisindeki yolsuzluk ve hırsızlık ciddi boyutlara ulaşmış, ülke sathında bununla mücadele edecek hukuk sistemi işlemez hale getirilmiştir.

Bu ahval ve şerait altında, yüce Atatürk’ün önderliğinde milletimizin olağanüstü fedakarlıklarla kurduğu ve bugünlere getirdiği cumhuriyetimizin koruyucusu olan Türk Silahlı Kuvvetleri, “yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesinden hareketle;

- vatanın bölünmez bütünlüğünü, milletin ve devletin bekasını devam ettirmek,

- cumhuriyetimizin kazanımlarının karşı karşıya kaldığı tehlikeleri bertaraf etmek,

- hukuk devleti önündeki fiili engelleri ortadan kaldırmak,

- milli güvenlik tehdidi haline gelmiş olan yolsuzluğu engellemek,

- terörizm ve terörün her türlüsü ile etkin mücadele yolunu açmak,

- temel evrensel insan haklarını, mezhep ve etnisite ayrımı gözetmeksizin tüm vatandaşlarımız için geçerli kılmak,

- laik, demokratik, sosyal ve hukuk devleti ilkesi üzerine oturan anayasal düzeni yeniden tesis etmek,

- devletimizin ve milletimizin kaybedilen uluslararası itibarını yeniden kazanmak,

- uluslararası ortamda barış, istikrar ve huzurun temini için daha güçlü bir ilişki ve işbirliğini tesis etmek maksadıyla yönetime el koymuştur.

Devletin yönetimi teşkil edilen yurtta sulh konseyi tarafından deruhte edilecektir.

Yurtta sulh konseyi BM-NATO ve diğer tüm uluslararası kuruluşlarla oluşturulmuş yükümlülükleri yerine getirecek her türlü tedbiri almıştır.

Meşruiyetini kaybetmiş siyasi iktidara görevden el çektirilmiştir.Vatana ihanet içerisinde bulunan tüm kişi ve kuruluşların en kısa zamanda ulusumuz adına hakkaniyet ve adaletle karar vermeye yetkili mahkemeler önünde hesap vermesi temin edilecektir.

Tüm yurtta sıkıyönetim ilan edilmiştir.

İkinci bir duyuruya kadar sokağa çıkma yasağı uygulanacaktır. Vatandaşlarımızın kendi güvenlikleri için bu yasağa hassasiyetle uymaları önem arz etmektedir.

Havaalanları, sınır kapıları ve limanlardan yurt dışına çıkışlara yönelik ilave tedbirler getirilmiştir.

Devlet düzeninin en kısa zamanda tesis ve idamesi için her türlü tedbir alınmış ve uygulanmaktadır. hiçbir vatandaşımızın zarar görmesine müsaade edilmeyecek, kamu düzeninin bozulmasına fırsat verilmeyecektir.

Hiçbir ayrım yapılmaksızın tüm vatandaşlarımızın ifade özgürlüğü, mülkiyet hakki, evrensel temel hak ve hürriyeti yurtta sulh konseyinin teminatı altındadır.

Yurtta sulh konseyi üniter devlet yapısı içinde dil, din, etnik köken ayrımı yapmaksızın toplumun tüm kesimlerini kapsayacak bir anayasa hazırlanmasını en kısa zamanda sağlayacaktır.

Çağdaş, demokratik, sosyal, laik hukuk ilkelerine dayalı anayasal düzen tesis edilene kadar yurtta sulh konseyi ulusumuz adına her türlü tedbiri alacaktır.

Tüm vatandaşlarımıza saygıyla duyurulur.

https://www.youtube.com/watch?v=ObKoufJ7Wzo

4.)

integral 1

5.)

Bir Astronomik Birim (AB), Dünya’nın Güneş’ten ortalama uzaklığı olan 149,6 milyon kilometreye karşılık gelir.

2006’da gezegen olma sıfatını yitiren Plüton ile Güneş arasındaki mesafeyi ele alalım. “Plüton, günöte konumundayken (Güneş’e en uzak konumdayken) Güneş’e 7.375.927.931 (~7,37 milyar) km mesafededir” ifadesi pek de anlamlı değildir.Ancak “Plüton günöte konumundayken Güneş’e 49,3 AB uzaklıktadır” denildiğinde aradaki mesafenin Dünya’nın Güneş’e uzaklığının 49,3 katı olduğunu kolayca anlarız.Gökbilimde en yaygın kullanılan uzunluk birimi, ışığın bir yılda (Dünya’nın Güneş’in etrafında bir kez dönmesi sırasında geçen süre olan 365 gün 6 saat) katettiği mesafeyi belirten “ışık yılı”dır. Bir ışık yılı yaklaşık 9 trilyon kilometredir.

Gökbilimcilerin tercih ettiği bir başka uzunluk birimi ise Star Wars hayranlarının aşina olabileceği “parsek”tir. Yaklaşık olarak 3,26 ışık yılına karşılık gelen bu birimin ne anlama geldiğini şu şekilde ifade edebiliriz: En dar açısı bir arksaniye olan bir dik üçgen çizelim (matematik derslerimizden hatırlayacağımız gibi arksaniye ya da açısal saniye, 1 derecenin 1/3600’üne eşittir, yani yaklaşık 0,0003 derecedir). Bu üçgenin en küçük kenarının (1 arksaniyelik açının karşısındaki kenarın) uzunluğu, 1 AB’ye eşit olsun. Bu üçgenin dik açısını oluşturan diğer kenarının uzunluğu 1 parsektir.(Dünya’nın çevresini Eratosthenes günümüzden 2200 yıl önce, gölge boylarını hesaplayarak bulmuştur.)Yıldızların Dünyamıza olan uzaklığı da benzer şekilde varsayımlar ve biraz da geometri bilgisi kullanılarak hesaplanır. Bu bağlamda en öne çıkan yöntem “paralaks”tır.

Paralaks yöntemi, farklı noktalardan bakıldığında cisimlerin “yer değiştiriyormuş gibi” görünmesi esasına dayanır. En basit şekliyle anlatacak olursak, başparmağınızı gözünüzün hizasına getirin ve uzaktaki bir cisme odaklanın. Önce bir gözünüzle sonra diğer gözünüzle cisme bakın. Parmağınız sanki yer değiştiriyormuş gibi görünecektir. Yıldızların uzaklığı ölçülürken de benzer bir yöntem kullanılır. Önce bize olan uzaklığı ölçülmek istenen yıldız, farklı iki noktadan gözlemlenir. Daha sonra iki nokta arasındaki mesafe ve yıldızın bu noktalardan görülme açıları kullanılarak yıldızın Dünya’ya olan uzaklığı hesaplanır.

Güneş hariç en yakın yıldızlar bile çok uzakta olduğu için, paralaks hesaplarında kullanılan iki nokta arasındaki mesafenin mümkün olduğu kadar büyük olması gerekir. Bu yüzden paralaks yönteminde genellikle Dünya’nın Güneş’in etrafındaki hareketinden yararlanılır. İki gözlem arasında altı ay olduğu zaman, gözlem yapılan noktalar arasındaki mesafe yaklaşık 2 AB olur ki bu gözlemlerimiz arasında elde edebileceğimiz maksimum uzaklıktır. Eğer gözlemler sonucunda ölçülen açılar arasında anlamlı bir fark elde edilebilirse, köşe noktaları Dünya, Güneş ve uzaklığı belirlenmek istenen yıldız olan üçgenin dar açısı ve dolayısıyla basit trigonometri işlemleri kullanılarak yıldıza olan mesafe hesaplanabilir. Ancak, birbirine 2 AB mesafedeki noktalardan ölçüm yapılsa bile, günümüzdeki teknolojiyle 3000 parsekten (~10.000 ışık yılından) daha uzak olan yıldızlar ile aramızdaki mesafeyi paralaks yöntemiyle belirleyemiyoruz.

Avrupa Uzay Ajansı (ESA), 3000 parsekten çok daha uzaktaki yıldızların bize olan uzaklığını da paralaks yöntemi ile belirlemek için çalışmalar yapıyor. Gaiauydusu kullanılarak yapılacak araştırmalar sırasında 1 milyar yıldızın gözlemlenmesi düşünülüyor. 1 milyar heyecan verici bir sayı olsa da, bu, gökadamızdaki yıldızların sayısının

sadece %1’i.

(6) http://www.chp-muhalefethareketi.biz.tr/2017/06/y-chpnin-basina-eymur-yakisir/

 

TÜRKİYE “İKİYE BÖLÜNSÜN” İSTİYORUM!

külhanbeyi

Trump, seçim kampanyasında Amerikalılara söz verdi:

“Seçilirsem körfez ülkelerine gideceğim ve ABD’nin 19 trilyon dolar tutarındaki borcunu bu ülkelere ödeteceğim” dedi…

Seçildi ve sözünün gereğini yerine getiriyor.

Başta Suudi Arabistan olmak üzere Körfez ülkelerinin çoğu teslim.

Bir tek Katar, parayı vermiyor.

Trump’un borç ödeme anlayışı “ilahi adalet”e benzemiyor, komünizm de böyle değil!

ABD’nin borçlarını körfez ülkelerine ödetmek hangi adalet anlayışın ürünüdür anlamak mümkün değil.

ABD derin devletinin beyanına rağmen, hala “ABD’nin Ortadoğu’da ne işi var?” sorusuna yanıt arayanlar var mı acaba?

Suratımıza şamar gibi inen bu yalın gerçek, hangi mevzide konuşlanmamız gerektiğini göstermiyor mu?

Şu andan itibaren ülke ikiye bölünsün istiyorum!

Hak, hukuk, adalet ve mazlum halklardan yana olanlar bir tarafa; işbirlikçiler ve hainler öbür tarafa.

Gafiller ve cahiller yine bizim tarafta kalsın…

 

***

 

Dünyanın en büyük doğalgaz rezervinin Kuzey Kubbesi Katar’ın, Güney Pars Sahası İran’ın kontrolündedir…

Doğalgaz sıkıştırılarak LNG’ye dönüştürülüyor ve dünyaya ihraç ediliyor.

Sınırsız paranın kaynağı budur.

ABD, bu kaynaktan pay istiyor işte!

Neye göre?

Bu sorunun ne ulusal ne de uluslararası hukukta yanıtı var.

ABD, dünyayı haraca bağlayan kabadayı gibidir…

 

***

 

“Yurtta barış, dünyada barış” ve “Araplar arasındaki ihtilaflarda taraf olmayın, komşuların iç işlerine karışmama” genç Cumhuriyetimizin dış politikadaki iki ana taşıyıcı sütünudur.

Ne zaman diplomatlarımızı “monşer” diyerek küçümsemeye başladık, ne zaman Ahmet Davutoğlu’nun “Stratejik Derinlik” diye isimlendirilen maceralarını uygulamayı diplomasi sandık, dünya devletler ailesi içindeki ağırlığımız iyice yok oldu.

Dış güçlerin desteği ile iktidara gelen AKP, diyet borçları nedeniyle ulusal çıkarlarımızı koruyamaz durumdadır.

Bu vahim durumu tespit edip, aklımızda tutalım.

Böyle durumlarda doğru politikaları muhalefetin savunması gerekir.

Ulusal bir ödev olan bu gereklilik, ulusal çıkarlar konusunda hassas olması için iktidara fren görevi yapar.

Çoğu zaman iktidarlar, muhalefetin çabaları ile oluşan iç kamuoyunu bahane ederek daha az tavizkar olurlar.

Gerçekten ulusal çıkarları düşünen iktidarlar, bahane olarak muhalefetin yarattığı bu durumu kullanmak isterler.

Yurtseverliğinden kuşku duyulmayan iktidarlar, hangi siyasi görüşte olurlarsa olsunlar, böyle bir muhalefetin varlığını isterler.

Dolayısıyla muhalefet görevini hakkıyla yapmak, iktidarda icraat yapmak kadar önemlidir!

 

***

 

Ne yazık ki AKP’nin ulusal çizgiden sapmasını önleyecek gerçek bir muhalefet yoktur.

Olanlar da Meclis dışında ve yeterince etkili değildir.

Ana muhalefet partisi CHP’nin gündemde ve acil olan politikalar hakkındaki görüşlerine gelmeden önce, ABD’nin Ordadoğu’da ne yapmak istediğine ilişkin projesinin hangi aşamaya geldiğini görelim.

Gazeteler yazdı:

Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi Başkanı Mesut Barzani liderliğinde bir araya gelen siyasi parti temsilcileri, bağımsızlık referandumu”nun tarihini 25 Eylül olarak belirlediler.

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Heathers Nauert, “Kürdistan halkının meşru talebine saygı gösteriyoruz” diyerek bu “Bağımsız Kürdistan”ı desteklediğini açıkladı…

Bu aşamada ABD dışında kararı destekleyen yok.

Rusya, İran, Irak, Almanya ve bu kararla birlikte toprak bütünlüğü tehlikeye girecek olan Türkiye tepkilerini gösterdiler.

Ana muhalefet lideri Kemal Kılıçdaroğlu’ndan “tık” yok!

O, referandum ziyaretleri kapsamında HDP’ye gitti.

Zamanlamaya manidar!

HDP’yi ziyaret ile “bağımsızlık referandumu”nun eş zamanlı olması tesadüf değil.

Atlantik ötesinden ayarlanmış gibi…

Dersimli Kemal, PKK’nın Meclis’teki uzantısı olan HDP’nin üzerinden elini çekmek niyetinde değil.

Teröre bulaşmış bir partiyi meşrulaştırmak için yoğun çaba harcıyor.

Tıpkı FETÖ’yü “mağdur” gösterdiği gibi:

Her fırsatta FETÖ’nün borazanlığını yapan “gazetecileri” savunuyor.

Arkasında CIA’nın olduğu tartışma götürmeyen 15 Temmuz Darbe Girişimi’ni “Kontrollü Darbe” olarak niteleyip küçümsüyor.

Bu hain girişimin arkasından ABD’yi çekmekle kalmıyor, bir de FETÖ üyelerine “savunma” hazırlamış oluyor!..

 

***

 

Nitekim, Eski Kara Kuvvetleri Komutanlığı Kurumsal Dönüşüm Şube Müdürü Kurmay Albay Muzaffer Düzenli mahkemede yaptığı savunmada:

“TSK emir-komuta bütünlüğü içinde planlanan, ancak olayın deşifre olmasıyla faaliyet, bir ifadeyle kontrollü darbeye evrilmiş, üst komuta heyetinin girişimin dışında olduğu izlenimi verilmiştir” diyerek, bu tespitimizi doğrulamış oldu!..

 

***

 

Y-CHP yönetimi, ihanet düzeyindeki politikalarının gerekçesi olarak Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün veciz sözlerini kullanmaktan çekinmiyor:

 

Sanki bizi ilgilendirmiyor ve karışmasak bize zararı dokunmayacakmış gibi; “Araplar arasındaki sorunlarda tarafsız kal” diyor…

 

Bize karşı açık veya örtülü bir savaş ilan edilmişken, “Yurtta barış, dünyada barış” ilkesini benimsiyoruz, dolayısıyla savaşmayacağız diyebilir miyiz?

 

ABD’nin karşısında yer alan avrasya güçlerinin en önemlilerinden biri olan Türkiye’yi tarafsız konumda tutmak ABD’nin arayıp da bulamayacağı bir ortam yaratır.

 

Dersimli Kemal, şimdi de bu görevi yerine getirmeye çalışıyor!..

Pentagon Sözcüsü Albay Jeff Davis, Rakka operasyonunda İncirlik Üssü’nün kullanıldığını itiraf etti.

ABD, Rakka operasyonunda tercihini PKK/PYD’den yana koydu.

Onlara ağır silahlar verdi.

Dolayısıyla İncirlik Üssü PKK’nın hizmetine sunulmuş oldu.

ABD ile imzalamış olduğumuz “İncirlik Mutabakatı” ayağımıza sıkılmış kurşuna döndü.

Bütün bunlara rağmen Y-CHP’nin İncirlik Üssü’nün kullanılmasına bir diyeceği yok!

Y-CHP, tam bağımsızlıktan yana olan Kuvayı Milliyecilerin partisi olmaktan çoktan çıktı, ABD’nin çıkarlarını savunuyor!

Dış güçlerin desteği ile iktidara gelebileceğini umuyor.

Öyle bir iktidar, AKP’den farklı olamaz!..

Olmazsa daha iyi olur…

 

Cemil Can

Y-CHP’NİN BAŞINA EYMÜR YAKIŞIR!..

Kasif

İki önemli kişi hakkında hafızalarınızı tazelemek istiyorum.

Birinci kişi Kaşif Kozinoğlu’dur:

1955 Trabzon doğumlu, katıksız bir yurtseverdir.

1976 yılında Kara Harp Okulu’ndan mezun oldu, son görevi; MİT Dış Operasyonlar Dairesi Başkanlığıydı.

10 Mart 2011 tarihinde tutuklanıp Silivri Cezaevine kondu.

TGB‘nin 13 Aralık 2012′deki “Silivri Kuşatması”nı (1) göremeden 13 Kasım 2011 günü, şüpheli şekilde yaşama veda etti.

Koğuş arkadaşları; Deniz Yüzbaşı Hasan Ataman Yıldırım ile Emekli Jandarma Albay Hasan Atilla Uğur’du.

Hasan Atilla Uğur, Abdullah Öcalan’ı ilk sorgulayan kişidir.

37 yıllık hizmetinden sonra MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın yanına giderek emekliliğini istedi.

Fidan onu Başmüşavir yapıp yeniden Afganistan’a gönderdi.

Hayati boyunca hiç görev yapmadığı Rusya’daki Cemaat okullarının kapatılmasında etkili olduğu düşünülüyordu.. “Türk okulları” ile ilgili olumsuz hareketlerde bulunmak, “Türk milliyetçiliği”ne düşmanlık yapmakla suçlanıyordu.

Bu nedenle tutuklanmıştı…

Kendisi üzerinden MİT’e operasyon yapılacağını ve bu işin arkasında Mehmet Eymür’ün olduğunu düşünüyordu…

56 yaşında iken Silivri Cezaevinde öldü!?

Arkadaşları ölümünün şüpheli olduğunu söylediler…

***

İkinci önemli adam Mehmet Eymür’dür:

Eymür, 1943 İstanbul doğumlu, MİT eski Kontrterör Dairesi Başkanıdır. 1971 Darbe girişiminden sonra MİT’te Hiram Abas‘la birlikte ZiverbeyKöşkü’ndeki işkencelerinde bulundu. Mahir Çayan ve arkadaşlarının Kızıldere’de öldürülmesinde aktif olarak rol aldı. Ergenekon davasının en önemli aktörlerinden Tuncay Güney’i de o örgütledi…

MİT içindeki CIA‘cı ekiple çalıştı.

ABD’ye yerleşti ve “atin.org” adlı bir internet sitesini yönetti.

Kaşif Kozinoğlu 1990′lı yıllarda MİT’te Eymür’le birlikte çalışmıştı…

Buraya kadar olan bilgileri daha ayrıntılı olarak açık kaynaklarda bulmak mümkündür. (2)

***

Kaşif Kozinoğlu’nun kendi el yazısıyla yazdığı Aydınlıkta yayınlanan mektuplarında; “Mehmet Eymür’ün Ergenekon Davası’nı kurgulamak için Amerika’dan getirildiğini ve Fethullah Gülen’den 50 bin dolar maaş aldığını” yazmıştı.

Mehmet Eymür MİT’ten emekli olduktan sonra “çalışmaya” hiç ara vermedi!..

“Danıştay cinayeti işlendikten kısa bir süre sonra Eymür MİT’e gitti:

Danıştay Cinayetinin Kuzey Irak’tan getirilen 500 milyon dolar yüzünden işlendiğini, paranın Veli Küçük tarafından getirildiğini, Alparslan Arslan’ın bu parayı getiren kişi olduğunu, ancak komisyon ücretinde anlaşamadıkları için Danıştay cinayetinin işlendiğini” anlattı.(3)

MİT konuyu araştırdı,iddiaların yalan olduğunu anladı…

***

Bir görev adamı olduğunu kanıtlayan Eymür, 74 yaşına gelmesine rağmen çalışmaya devam ediyor:

24 Nisan 2017 günü “Youtube” kanalından kendi hazırladığı bir video (4) paylaştı.

Twitter’daki FETÖ’cü Deniz Bayrak isimli hesapta yazılanları kaynak alarak, “15 Temmuz raydan çıkmış bir MİT çalışmasıdır” dedi.

FETÖ’cüler tarafından gündeme sokuşturulan “Adil Öksüz MİT elamanıdır” yalanını da o yaymıştı…

“Mehmet Eymür 15 Temmuz darbe girişiminden FETÖ’yü aklamak için Alman İstihbarat Teşkilatı BND’nin FETÖ’yü aklayan söylemlerine sarılıyor.

BND Başkanı Bruno Kahl, Der Spiegel’e verdiği röportajda, Türkiye’nin 15 Temmuz darbe girişiminin arkasında Gülen yapılanmasının olduğu konusunda kendilerini çeşitli yollardan ikna etmeye çalıştığını, ancak bunun şu ana kadar gerçekleşmediğini söylemişti. Eymür de Kahl’ın bu açıklamalarını hazırladığı videoda yer vermiştir.”

***

Sadede gelelim:

Bu gelişmelere paralel olarak CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, NTV canlı yayınında soruları yanıtladı. (5)

Dersimli, “Adil Öksüz’ün MİT elemanı olduğunu mu iddia ediyorsunuz?” sorusuna şu yanıtı vermişti:

“Adil Öksüz’ü ben açıkladım daha kimi açıklayayım. Adil Öksüz’ün elindeki GPS cihazını devletin hangi kurumu ithal etti?” diye bir başka soru ile yanıt verdi.

“Herkes kelepçelenirken onlara kelepçe vurulmadı. Neden? MİT yasasında bir değişiklik yapıldı 2014’te. Başbakanın emri ve talimatı olmadan hiçbir MİT görevlisi tutuklanamaz gözaltına alınamaz. Adil Öksüz neden tutuklanmadı neden gözaltına alınmadı?”diye bir soru daha sorarak Adil Öksüz’ün MİT elemanı olduğunu, 15 Temmuz Darbe Girişimi’nin de “kontrollü” olduğunu kamuoyuna açıkladı… (6)

Bu açıklamalara göre, Kemal Kılıçdaroğlu Mehmet Eymür’ün adeta paraleli!..

***

Osmanlı’nın küllerinde Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Kuvayı Milliyecilerin partisi CHP’nin Genel Başkanlığına getirilen ve Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün koltuğunda oturtulan Dersimli Kemal’in, kimlerin borazanını öttürdüğü ve hangi güç odaklarının hizmetinde olduğu bütün çıplaklığı ile ortaya çıkmıştır.

Son gelişmeler Kılıçdaroğlu’nu yalanlamaktadır.

Nitekim ilk yalanlamayı grup toplantısında:

Biri diğerini tasfiye etti. 15 Temmuz’u fırsat bilip karşı darbe yaptılar” diyerek, kendisi yaptı. (7)

Zerre kadar utanma duygusu olsaydı, istifa edip çeker giderdi…

Çalışmaya devam ediyor, o da bir görev adamı!..

Biri bana açıklayabilir mi, CHP’nin başında neden Mehmet Eymür değil de Kemal Kılıçdaroğlu duruyor?

 

Cemil Can

 

DİPNOTLAR:

(1) https://www.youtube.com/watch?v=B4JkxeAxpW8

(2) http://odatv.com/kasif-kozinoglunun-silivri-gunlugu–1511111200.html

(3) http://odatv.com/mehmet-eymur-ergenekonun-beyniydi-0112111200.html

(4) https://www.aydinlik.com.tr/turkiye/2017-haziran/kontrollu-darbe-eymur-un-yalani

(5) http://www.ntv.com.tr/turkiye/chp-genel-baskanikemal-kilicdaroglu-ntvde,2a7yZfLVs0uhYe5ryQ7SbQ

(6) http://odatv.com/kilicdaroglu-adil-oksuz-mit-elemani-mi-sorusuna-ne-yanit-verdi-0504171200.html

(7) http://www.sozcu.com.tr/2017/gundem/chp-grup-toplantisi-47-1874739/