Biz kazanacağız!..
TwitterFacebookGoogleYouTube

BU MEMLEKET BİZİM!..

dolar

Rakamlar içerisinden geçmekte olduğumuz krizin sebepleri hakkında fikir verebilirler:

2002 yılı sonuna doğru dış borcumuz 129,6 milyar dolara yaklaşmıştı.

16 yıllık AKP iktidarı ile toplam borç stokumuz 488.7 milyar doları geçti.

Yeni borç bulamazsak da faiz ödemek zorunda olduğumuz için borçlarımız her geçen gün katlanarak artacak!

Cari açık da öyle; artarak büyüyor…

***

Önümüzdeki bir yıl içerisinde ödemek zorunda olduğumuz vadesi gelmiş borcumuz 240 milyar dolardır.

Dolar kazandırıcı ekonomik faaliyetlerimiz ise yeterli değil.

Satılacak neyimiz varsa satmıştık.

Tarım ve hayvancılık ülkesiydik; kendimize yeteriz diyorduk, meğer öyle değilmiş, tarım ürünlerini de çoğunu ithal ediyormuşuz.

Kurban bayramında kesilecek büyük baş hayvanları bile dışarıdan getiriyoruz.

Buna karşılık ürettiklerimiz maliyeti kurtarmadığı için devede kulak bile değil.

Uzmanlar bu durumu “tüketim ve borçlanma ekonomisi” olarak isimlendiriyor…

***

Dışarıya bağımlı ekonomi, doğal olarak her türlü dış etkiye ve operasyonlara açıktır.

Önce bu önemli tespiti yapmak durumundayız.

Ekonomiyi çevirmek; daha doğrusu vadesi gelen borçlarımızı ödemek (veya erteleyebilmek) için ya “üretim ekonomisi”ne döneceğiz ya da yeniden borç bulacağız.

Borcu borçla ödemek çözüm değil!

Borç verecek uluslararası kuruluşlar bellidir; neredeyse tamamına yakını ABD’nin kontrolündedir.

Devleti soyup yurt dışına çıkanların, yabancı ortaklarla “yabancı sermaye” adı altında “sıcak para” ambalajı ile yeniden devleti soymaya gelmeleri ve hükümetlerin bunlara yasal statü tanıması ise ayrı bir acıklı yanımızdır.

Ne yazık ki, sıcak para ihtiyacı olan ülkeler kara paranın en kolay aklandığı yerlerdir…

***

Amerikan Merkez Bankası faizleri artırarak dünya piyasalarına müdahale etmesini liberal ekonominin kavramları ile açıklamak olanaksızdır.

Arz-talep dengesini suni olarak bozmaları, başlattıkları “üçüncü dünya savaşı”nın bir sonucudur.

Dövize ihtiyaç duyanlar, artık daha fazla faiz önermek zorunda kalacaklar; kazanan de doğal olarak karşılıksız dolar basan ABD olacak, hesapları budur.

Üretmeden dünyayı soymaya devam edecekler…

***

Amerikan Merkez Bankası faizleri artırınca doğal olarak milli paralar dolar karşısında değer kaybettiler.

Dünya ticaretinin dolar üzerinden ve ABD’nin denetiminde yapıldığını da hesaba katarsak; milli paralarla iş yapmak neredeyse imkânsız…

Bu olanaklarını kötüye kullanan ABD, içerisine düştüğü ekonomik dar boğazı aşmak için rakibi olan ülkelerin ticaretini baltalama planları yaptı.

Çeşitli bahaneler üreterek, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu ve düşman gördüğü ülkelere yaptırımlar uygulamaya başladı.

Bu yaptırımlardan en çok etkilenen ise kırılgan ekonomisi ile Türkiye oldu.

Bu yüzden dolar 7, avro 8 liraya doğru koşmaya devam ediyor…

***

Dışarıdan dünya kadar borç para aldık, Cumhuriyet dönemi boyunca elde ettiğimiz kazanımlarımızın tamamına yakınını sattık, dolaylı-dolaysız trilyonlarca vergi topladık da ne oldu?

Paralar nerede?

Bugün maalesef bunun hesabını sorma noktasında değiliz!

Hükümet eliyle tarım ve hayvancılığın bitirildiği bir gerçek.

Sanayinin ne durumda olduğunu sanayicimizin ağlamasından biliyoruz.

Sıfırı tüketmiş mirasyedi gibiyiz, aval aval bakıyoruz.

Bunların tümü doğru tespitler; lakin bize çok acil çözümler gerekiyor.

Eleştirmek, dert yanmak ve ağlamak çözüm değil…

***

İşin ilginç yanı; alacaklılarımız ne durumda olduğumuzu bizden çok daha iyi biliyorlar.

Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı Operasyonları ile emperyalizme vurduğumuz darbeyi, ekonomi cephesinden bize vurmak amacıyla harekete geçtiler.

Savaşta aldıkları ağır yenilgiyi bu şekilde zafere çevirmeyi düşünüyorlar.

Böyle bir durumun gerçekleşmesi halinde, toprak bütünlüğümüz de tehlikeye girecek!

Olaylar bu şekilde gelişince, Türk Lirasının değer kaybetmesi şeklinde önümüze gelen hadiseyi, “milli mesele” olarak tarif etmek gerekiyor…

Söz konusu milli mesele olunca da 81 milyonun tek yumruk olarak hareket etmesi şarttır.

Böyle dönemlerde çıkacak çatlak sesleri; bozguncu, hain, işbirlikçi olarak tanımlamakta bir yanlışlık yok…

***

ABD Başkanı Trump’ın Tweeter üzerinden yaptığı:

Türk Lirası, dolar karşısında hızla düşerken, Türkiye ile çelik ve alüminyum ticaretinde gümrük vergilerinin iki katına çıkartılmasını az önce onayladım. Bundan böyle vergi alüminyumda yüzde 20, çelikte yüzde 50 olacak. Türkiye ile ilişkilerimiz şu anda iyi durumda değil” şeklindeki açıklama, Türkiye’nin bir dış operasyonla karşı karşıya olduğunun en açık kanıtıdır.

ABD ile her cephede savaş halinde olduğumuz gerçeğini görmezden gelerek; salt ekonomik duruma bakarak ne olup bittiğini kavramamız ise olanaksızdır.

ABD, 5000’den fazla TIR’la silah ve mühimmat göndererek sahaya sürdüğü kara gücü PKK’ya, geçen hafta 200 TIR daha gönderdi.

PKK’nın hain pusularda şehit ettiği bebek ve askerlerimizin ölüm emirleri Pentagon tarafından verildiği sır değil.

PKK’nın siyasi kolu olan HDP’ye oy verenlerin, vicdan muhasebesi yapma zamanı geldi de geçiyor.

Bu tespite rağmen, aldatılarak düşmana destek olanlarla da uğraşma zamanı değildir.

81 milyonun tek vücut olarak harekete geçmesi için herkes elini taşın altına koymak zorunda.

Zira bu faturayı birlikte ödemek mecburiyetindeyiz.

Yılbaşından bu yana ücretlerimizin dörtte birinin erimesi, faturayı ödemeye başladığımızın kanıtı değil mi?..

***

Bazıları, “verin papazı iş bitsin” gibi saçma sapan sözler ediyor.

Bazıları; küresel güçlerin rolünü küçümseyip, her şeyin sorumlusu olarak AKP’yi göstermeyi muhalefet yapmak sanıyor.

ABD’ye gönderdiğimiz heyete iletilen istekler, olayın Papaz Brunson meselesi olmadığını ortaya koymuyor mu?

Aralarında Hamza Uluçay gibi PKK’yle yakın ilişkide olanlar dâhil, çoğu FETÖ darbe girişiminde rol üstlenmiş 15 ABD ajanının serbest bırakılması istenmedi mi?

ABD’nin derdi, sadece çoğu Türk kökenli olan adamlarının serbest bırakılması değil; S-400 hava savunma sistemlerinden de vazgeçmemizi istiyor.

Üretiminde ortak olduğumuz F-35 savaş uçaklarının teslim edilmesinin ertelenmesini Kongre’nin onaylaması üzerinden kaç hafta geçti ki?

İran’a koydukları haksız ambargoya katılmamızı da şart koşuyorlar.

Irak ve Suriye’nin kuzeyinde ikinci İsrail’in (Kürt Devleti) kurulmasını dayatıyorlar.

Ve:

Halk Bankası olayı ile ilgili verilecek astronomik para cezalarını kabul etmemizi istiyorlar…

Bütün bunların karşılığında:

YÜKSEK FAİZLE YENİ BORÇ VERİLMESİNE REFERANS OLACAKLAR!..

Kendilerine bağlı uluslararası finans kuruluşlarına iyice bağımlı olmamızı sağlayıp, sömürmeye devam edecekler!..

***

Çözüm:

Kuruluş ayarlarına geri dönmektedir.

Kalkınma planları yaparak, vakit geçirmeden üretim ekonomisine geçmektir.

Örneği yakın tarihimizde vardır:

Dünyanın açlıktan kırılıp geçtiği 1929 Buhranını hatırlayalım.

Kalkınmayı başaran tek ülke Türkiye değil miydi?

Kapımızı çalan “Üçüncü Dünya Savaşı”nda; “İkinci Kurtuluş Savaşı”mızı zaferle taçlandırmak, çağdaş değerleri yaşama geçirerek ve Cumhuriyetin tüm kazanımlarına sıkı sıkıya sarılmakla mümkün olacaktır…

Cemil Can

 

YANGINDAN İLK KURTARILACAK OLAN!..

AMERİKAYI SEVMEYENLER

ABD her cephede silahlarını ateşledi:

Astsubay Serkan Karakaya’nın eşi Nurcan ile oğlu Bedirhan Mustafa’nın kalleşçe öldürülmeleri emri Atlantik ötesinden verildi.

Yetmedi; Yüksekova’da zırhlı polis aracının geçişi sırasında el yapımı patlayıcı ateşlendi; polislerden Recep Emre Yılmaz şehit oldu dokuz polis yaralandı.

ABD kara gücü PKK’ya terör eylemlerine devam dedi…

***

İçişleri Bakanı ile Adalet Bakanına karşı uygulamaya konulan yaptırımlar başka bir cephedeki ABD silahlarının ateşlenmesidir.

Papaz Brunson’un serbest bırakılması istemi sadece bahanedir!

PKK ile ilişkileri sabit, FETÖ’nün İzmir İmamı ile 293 kez görüşmesi belgeli, Devletin gizli kalması gereken bilgilerini casusluk amacıyla ele geçirmiş bir papaz yüzünden Türkiye Cumhuriyeti ile “papaz olma”yı göze alan devletin öncelikle aklı sorgulanır.

Devletlerin duyguları yoktur; kurallara ve geleneklere göre hareket ederler, yöneticilerin psikolojilerine göre karar almazlar, devletlerin sürekli düşmanlığı ve dostlukları olmaz…

“Devlet aklı” ülke çıkarlarına göre çalışır…

***

Görünüşe bakılırsa ABD, Türkiye’ye karşı Papaz Brunson’u serbest bırakmaması nedeniyle savaş açtı.

Yargı organlarının kararını beklemeye tahammül edemiyor!

Öyle ki, F-35 savaş uçaklarının teslimini engelleyen kararı bile ABD Senatosu onayladı.

Ekonomimizi çökertmek için ellerinden ne geliyorsa yapıyorlar.

Gümrük vergisi alınmaksızın ABD’ye ihraç edilen mallara vergi konulması konuşuluyor…

***

Bilge diplomat Şükrü Elekdağ’a göre, Türkiye’nin egemen devlet olması bakımından geri adım atamayacağı Brunson meselesini 6 Kasım’da yapılacak seçimlere kadar kullanacaklar.

Zira Papaz Brunson bir Evanjelist’tir.

ABD’de blok oy kullanan 100 milyon Evanjelist var.

Trump, bu fırsatı kaçıracak değil herhalde…

***

Y-CHP Genel Merkezi, ilk incelemede 614 noter onaylı imzanın dördünün mükerrer olduğunu, aynı kişilerin farklı noterlerden imza verdiklerini, imza veren beş delegenin ise üye olmadıklarının tespit edildiğini açıklamış.

Genel Merkezin açıklamaları doğru ise rezalet.

Yalan ise daha büyük rezalet!

Olağanüstü kurultay isteyenlerin 630 olarak teslim ettikleri imzalar 605’e düşürüldü…

***

CHP Bolu Milletvekili Tanju Özcan’ın anlattıkları ise kabul edilecek gibi değildir:

“Tekirdağ’da bir delegemiz olağanüstü kurultay için imza vermiş. Faksı bize gelmiş ama imzanın aslı bize bir şekilde ulaşmamış. Biz bu tür imzalarla ilgili Yenimahalle Noteri’ne gittik. Yenimahalle Noter’i Tekirdağ’daki ilgili noterle iletişime geçerek önce belgenin doğru olup olmadığını araştırdı. Sonra da aslı gibidir diye mühürledi. Bu tür imzaları kabul ettiremedik” dedi…

Kuvayi Milliyecilerin kurduğu parti kimlerin eline düşmüş…

***

Tuncay Özkan’ın Halk tv Genel Müdürüne söylediği:

“CHP’de parti organları dışında bir karar merkezi var. Kılıçdaroğlu parti kararlarını o bilinmeyen merkezden gelen telkinlerle alıyor” şeklindeki açıklamasını duymazdan gelemeyiz.

Dersimli Kemal ve ekibini CHP yönetimine taşıyan bu “merkez” çok büyük olasılıkla Kılıçdaroğlu’nun kurucu üyesi olduğu TESEV’dir…

Sonuç:

CHP işgalden kurtarılmadıkça Türkiye’yi kurtarmak çok zor olacaktır…

Cemil Can

DİP DALGASININ ÖNÜNE KATACAĞI HAİNLER!..

 

59 il baskani

 

ABD Dış İşleri Bakanlığı tarafından düzenlenen Dini Özgürlük Sempozyumuna tarikat liderleri ile dış işleri bakanları çağrıldı.

 

Davetli listesinden çıkartılan Rusya, Çin, Türkiye ve İran’a karşı tavır alma çağrısı yapıldı.

 

ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, bu toplantının sadece bir başlangıç olduğunu ve tarikatlarla ABD arasında güçlü yapılar inşa etmek için milyonlarca dolarlık fon tahsis edeceklerini duyurdu.

 

Duyan da ABD’nin tek derdi “din özgürlüğü”dür sanır.

 

Tarikatlarla “güçlü yapılar” da inşa edeceklermiş!

 

Sanki yok!

 

Türk halkı, dünyadaki tarikatların hangi güçler tarafından beslendiği ve hangi işler için kullanıldıklarını Saidi Nursi Tarikatının en büyük kolu olan Fetullah Gülen Cemaatinden biliyor.

 

Son haftalarda operasyonlar yapılan Adnan Oktar Cemaati de bu konudaki tipik örnek olarak önümüzde duruyor.

 

Adnan Oktar’ın Y-CHP Gernel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu için sarfettiği övgü sözlerini (1) duyunca uykuda mıyım diye kendimi test etme ihtiyacı hissettim…

 

Kılıçdaroğlu’na yapılan silahlı saldırı girişiminden sonraki sözlerini gözden kaçırmıştım.

 

İbretlik sözlerini bir ara dinlersiniz, (2) Adnan Oktar’ın da Y-CHP’li olduğuna kanaat getirirsiniz!..

 

***

 

Amerika’daki sempozyumun konuşmacılarından biri de Uygur Türkü Tahrir Hamut idi.

 

Hamut konuşmasında:

 

“Çin’in Nazi uygulamaları benzeri kitle imha girişiminde bulunmasından korktuğunu” ileri sürerek Çin’e müdahale edilmesini istedi.

 

Daha önce Irak’ın kitle imha silahları yalanı ile ABD tarafından işgal edildiğini anımsatma zamanı geldi.

 

Böylece Doğu Türkistan ve Uygur bölgelerindeki örgütlenmelerin arkasında kimlerin olduğunu anlayabiliriz.

 

Dünyada etnik ve dini terörü finanse edip, silah olarak kullanan emperyalizmin, çalışma alanı ne yazık ki dindar kesimdir…

 

Ve ne yazıktır ki, dini ve dince kutsal değerleri siyaset arenasında kullanmaktan çekinmeyen bu insanlar, akıllanacak gibi de değillerdir…

 

***

 

Reis, egemenlik haklarımızdan taviz verebilir mi?

 

Bu sorunun yanıtını önümüzdeki olaylara bakarak veremeyiz; devletler arasındaki ilişkiler karşılıklılık esası üzerinde yürür ve çoğu zaman ülke yasalarının belirlediği kalıplara sığmazlar.

 

Devletin yüksek menfaatleri için bir bakarsınız suçlu biri tahliye edilmiştir.

 

Bir karşılığı da elbette vardır.

 

ABD’li Papaz Andrew Bruson ile Alman Gazeteci Deniz Yüksel’in durumu biraz buna benziyor.

 

Buna rağmen yorum yapmak için çok erken sayılır.

 

Reis:

 

“Elimizde görüntüler, her şey var. Tam bir ajan terörist… Ben bu makamda olduğum sürece Almanya’ya asla iade edilmeyecek” dediği Die Welt gazetesinin muhabiri Deniz Yüksel, bir gün Alman İstihbaratının uçağına binip gitti…

 

Reis, hala eksi makamında oturuyor ama.

 

O başka, değil mi?

 

ABD’li Papaz Andrew Brunson ise eve çıkartıldı.

 

ABD’nin tehditleri ise hala devam ediyor!

 

ABD’nin PKK ve YPG’ye silah yardımlarının koordinatlarının Brunson ekibi tarafından verildiği” ve “Hrıstiyan Kürt Devleti kurmak istediği” gizli tanık tarafından açıklanan Brunson, örgüt adına suç işlemek ve Devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askeri casusluk amacıyla temin etmek suçlamaları ile yargılanıyor…

 

Bir ülkede yargı yabancılar için farklı işliyorsa, o ülkede kapitülasyonlar geri mi geldi sorusu akla geliyor.

 

Devletin egemenlik haklarından taviz vermemesi ve emperyalistlerin baskılarına direnebilmesi için 82 milyonun Devletin yanında yer alması gerekiyor.

 

Zira milli konularda iktidarı yıpratarak yapılan muhalefet, hepimize zarar verir.

 

Bu yüzden, ABD’li yetkililerin Türkiye’yi tehdidi üzerine, Y-CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile genel başkan adayı Muharrem İnce’nin açıklamalarını talihsizlik olarak kabul etmek gerekir…

 

***

 

Aralarında İstanbul, İzmir, Adana ve Bursa’nın da bulunduğu Y-CHP’nin 59 il başkanı Ankara’da bir araya geldiler.

 

Grup adına hazırlanan metni Ankara İl Başkanı Rıfkı Güvener okudu.

 

Siyasi geçmişi nedir, başkent il başkanlığı için birikimi yeterli mi bilmem.

 

Güvener özetle:

 

Partimizi kurultaya götürmek sadece tek adam rejimini memnun edecektir” dedi.

 

Ardından sazı Bartın Milletvekili Aysu Bankoğlu’nun eline tutuşturdular.

 

O da 129 Y-CHP milletvekili adına hazırlanan bildiriyi okudu:

 

“İl başkanlarımıztarafından yapılan açıklamaya iştirak ettiğimizi ve kurultay tartışmalarının sonlandırılması gerektiğini düşünüyoruz” dedi…

 

CHP’lilerin ve delegelerin fikrini soran yok tabii.

 

İl başkanlarının yarıdan çoğu ve milletvekillerinin hiçbiri delege değil!

 

İl başkanları genel merkezi, milletvekilleri de il başkanlarını destekleyince iş bitiyor mu?

 

***

 

Bankoğlu:

 

Yerel seçimlere odaklanarak başarı için mücadele etmemiz gerekir” demeyi de ihmal etmedi…

 

İtiraf gibi bir açıklama; rezaletin zirvesi…

 

Dersimli Kemal’in milyonlarca partili içerisinden seçip il başkanı ve milletvekili yaptığı kişilerin siyasi hedefi iktidar değil.

 

Dersimli Kemal ile kafadarlarının zaten hiçbir zaman iktidar olmak hedeflerinde olmadı.

 

Onların bütün derdi, arpalık olarak gördükleri belediyeleri elden kaçırmamaktır.

 

Benim yorumum değil, kendileri söylüyor.

 

Değil Türkiye, dünya batsa umurlarında değildir….

 

***

 

Kurultay isteyenlere karşı kullandıkları gerekçeye bakar mısınız.

 

Olağanüstü kurultay istemek tek adam rejimini memnun etmekmiş!

 

Yok daha neler…

 

Bunlar bizi budala mı sanıyor ne!

 

Erdoğan’ı tek adam yapan siz değil misiniz?

 

Rejimin değiştirilmesi için yollardaki taşları biz mi temizledik?

 

Cumhuriyet’in Ordusu’na kumpas kurulurken, Devletin temel organlarının altı boşaltılıp işlevsiz hale getirilirken, ellerini ovuşturarak kenarda bekleyenler kimlerdi?

 

AB ve ABD’ye uşaklık yemini edenler tek adam rejimini getirenler değil mi?

 

Y-CHP’deki işgal mangasıdır AKP’nin iktidarını sürekli kılan.

 

Onların tek derdi cepleri ve cüzdanlarındaki çek defterleridir.

 

Ülkenin bölünmez bütünlüğü ve rejim onları hiç ama hiç ilgilendirmemiştir.

 

Bu sözümün en kesin kanıtı da kendi itiraflarıdır.

 

Yerel seçimlere odaklanmak” şeklindeki siyasi hedef, sırtlarına yazılmış mahkum numarası gibidir.

 

CHP tarihi içerisindeki yerleri; “İ” ve “H” harfleri altında yazılacağına eminim!

 

İhanet ve Hainlikteki başarıları (!) sicil notları olarak kaydedilecektir…

 

***

 

 

Yüzsüzlükte altın madalyayı siz aldınız!

 

Onursuzlukta birincilik sizin.

 

Dürüst değilsiniz!

 

Kıvırmakta değme dansözlere nal toplatırsınız.

 

Omurgasız ve karaktersizsiniz.

 

Kamu adına yönetilecek hiçbir makama layık değilsiniz…

 

Koca çınar CHP’yi yerin dibine batırdınız!

 

Yıkılın karşımızdan, defolup gidiniz.

 

Cehennem’e kadar yolunuz var!..

 

Cemil Can

 

DİPNOT:

 

(1)

(a) https://www.youtube.com/watch?v=yIS0RRWpyik

 

b.) https://www.youtube.com/watch?v=s-mClaJVt_Y

 

 

DERSİMLİ KEMAL’İN İNTİKAMI!..

 koltuk_derdi_1

16 Nisan’da parlamenter sisteme veda ederken, egemenliğin halktan alınıp tek kişiye verilmesine razı geldik.

24 Haziran seçimlerinde o tek kişiyi de belirledik.

Egemenlik el değiştirdiğinde rejim de değişmiş oluyor.

Yeni rejimin adını “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi” koymak bir şeyi değiştirmez.

Cumhur işin içerisinde yoktur!..

***

Yasama, Yürütme ve Yargının ayrı ayrı kullanıldığı ve birbirlerinin alanlarına müdahale edemeyerek kullandıkları egemenlik yetkilerini, Reis’e devretmekle ne büyük hata yaptığımızı yavaş yavaş anlamaya başlıyoruz!

Anayasamıza göre, ilk dört madde değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif dahi edilemez.

İlk dört maddeye dokunmadan, diğer maddeleri değiştirerek, bu kuralı dolanmak kimin aklına geldi bilmiyorum!

Onu zekasından ötürü tebrik etmeyeceğim.

Kanuna karşı hile” anlamına gelen bu eylemi, geri döndürebilmek olanaksız hale geldi gibi!

Zira olup biten tüm bu kanunsuzluklara, ana muhalefet onay verdi!..

***

Bugün “16 Nisan da 24 Haziran da gayrimeşrudur” (1) açıklamasını yapan Y-CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, anayasa değiştirilmeden önce; değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez ilk dört maddenin değiştirilmesini teklif etmişti… (2)

Günaydın demiyorum!

Sırası geldi, ilk dört maddeye göz atalım:

Birinci madde; Türkiye Devleti’nin bir Cumhuriyet olduğunu belirtiyor, ikinci madde ise; Türkiye Cumhuriyeti’ni, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan; demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olarak tarif ediyor.

Başlangıçta belirtilen temel ilkeler mi nelerdir?

Anayasanın Başlangıç kısmında:

Egemenliğin kayıtsız, şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunun Millet adına kullanmaya yetkili kılınan kişi ve kuruluşların “hürriyetçi demokrasi” ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı;

Kuvvetler ayırımının” devlet organları arasında üstünlük sıralaması anlamına gelmeyip, medeni iş bölümü olduğu;

Laiklik ilkesi” gereği olarak; kutsal din duygularının Devlet işlerine ve politikaya kesinlikle karıştırılamayacağı açıkça belirtilmiştir…(3)

Bugün koltuğuna yapışan ve halkın iktidarının önünü kesen Dersimli Kemal’in, değiştirilmesini istediği anayasa kuralları (temel ilkeler) bunlardı…

***

16 Nisan 2017 Referandumu ile aslında değiştirilmesi teklif bile edilemeyecek (başta KuvvetlerAyrılığı İlkesi olmak üzere) kurallar değiştirilmiştir.

Yemin ederim, Türk halkı neyi değiştirildiğininayırdında bile değildi.

Halkın kafasında; neyi oylayacağız sorusunun yanıtı: Erdoğan mı Kılıçdaroğlu mu şeklinde somutlaşmıştı.

Doğal olarak da seçmen kendine yakın gördüğü Erdoğan’a oy verdi.

Seyit Rıza, Şeyh Sait ve PKK hainleri ile kol kola yürüyen Dersimli Kemal’i seçecek değillerdi herhalde!

Bunu Kılıçdaroğlu ve ekibi bal gibi biliyordu…

Anayasanın değiştirilemez maddelerinin değişeceğini, buna bağlı olarak “Tek Adam Rejimi”ne geçileceğini öngörmüşlerdi.

Anayasal açıdan yok hükmünde olan bu referandum ile kabul edilen ve “kuvvetler birliği”ni getiren değişiklikleri “geçerli” ve meşru hale ana muhalefet getirmiştir!

Şimdi açmaya çalıştıkları meşruiyettartışması ise; tamamen göstermeliktir, belediyelerdeki adamlarını ve yapıştıkları koltuklarını garantiye almak içindir…

***

Dolayısıyla rejimin değişmesinin birinci derecedeki sorumlusu ana muhalefet partisi Y-CHP’dir.

Ana muhalefet partisinin katılmayacağı ve en başından gayrimeşru ilan edeceği referandumun sonucu nasıl olursa olsun, bunu Türk halkına ve dünya kamuoyuna kimse kabul ettiremezdi…

Geçersiz oyların geçerli sayılarak sonuçların açıklandığı referandumun yenilenmesi için YSK önünde etkili bir eylem yapma olanağı, Ankara’dan İstanbul’a sözde “Adalet Yürüyüşü” yapılarak bilinçli olarak heba edilmiştir…

Daha sonra anlaşıldı ki, Dersimli Kemal’in derdi: Anayasa değişikliklerinin gayrimeşru olması değil, Amerika’nın kara gücü PKK’nın siyasi kanadı HDP’nin, meşru bir parti olarak kabul ettirilmesiydi.

Nitekim CHP tabanından bir oy Y-CHP’ye istenirken bir oy da HDP’ye istenmiştir!..

Kim ne derse desin Dersimli başarılıdır!

Ne yazık ki, bu yürüyüşe destek verenler bunca olup bitene rağmen ne biçim kullanıldıklarının hala ayırdında bile değillerdir…

***

Kılıçdaroğlu, Anayasanın ilk dört maddesinin değiştirilebileceği fikrini, tabandan gelen tepkiler üzerine sözlerini düzeltme yoluna gitti, kabul etmek gerekir tutumunu biraz değiştirdi.

AKP’nin “Darbe Anayasası” söylemini tekrarladı durdu; kurucu meclis olmayan mevcut Meclisin, sil baştan anayasa yapabileceğini savunarak, kamuoyunu anayasa değişikliği konusunda hazırladı.

Onu CHP’nin başına getirenler, bu ağır görevi de ona vermişlerdi!

Dersimli Kemal, 2010 Anayasa değişikliklerinde de tutarlı davranmadı; anayasanın iskeletinin bozulmasına bilerek sessiz kaldı. (4)

O zamanki değişikliklere dolaylı destek vererek, Yargı erkinin tarafsız ve bağımsız olma niteliğinin bozulmasına onay verdi.

Yetmez ama evet”çi olan Amerikan solcularının da desteği ile Yargı hükümetin denetimine verildi…

Halbuki bu değişikliklerin de Anayasanın Başlangıç kısmında belirtilen ilkelere aykırı olmakla yokhükmünde kabul edilmeleri gerekirdi…

Ana muhalefet, işin bu yönü ile hiç ilgilenmedi, ülkenin yetkin hukukçularını dinlemedi!.. (5)

***

Ana muhalefet partisi, 2013 yılında Anayasa Yazılım Komisyonu’nda yargı organları üyelerinin tümünün, belli kurumların önerisi veya doğrudan TBMM tarafından seçilmesi hususunda iktidar ile anlaşarak yargı bağımsızlığına indirilecek ağır darbenin yolunu açmıştı.

Anayasa Hukukçusu Prof. Dr. Süheyl Batum ile kasaba avukatı Atilla Kart arasında geçen sert tartışmalar (6)bardağı taşıran son damlaydı.

Sonunda hiç beklenmedik şekilde AKP masayı dağıttı, Y-CHP ise öylece masada kaldı. (7)

Özetle; Anayasanın değiştirilmesi teklif dahi edilemeyecek olan 2. maddesi Kılıçdaroğlu’nun katkısı ile mutfağa gönderildi; değiştirilmeye hazırlandı.

Bundan sonra gelen değişikliklerle; Anayasaya aykırı olan diğer değişiklikler üzerindeki yargıdenetimi de ortadan kalkmış oldu…

Nitekim öyle de oldu: Cumhuriyet karşıtlarının “Başkanlık Sistemi”ne geçmek için önlerinde hiçbir engel kalmadı.

Cumhuriyeti kuran CHP eliyle Cumhuriyet yıkıldı!..

Dersimli’nin isteği buydu, intikamınıaldı!..

***

Kemal Kılıçdaroğlu, Türk halkına bu büyük ihaneti neden yaptı?

Bu sorunun yanıtını baştan veriyorum:

Dersimli Kemal, Dersim İsyanı’na katılan ve idam edilen büyük dedesinin (8)intikamını Türkiye Cumhuriyeti’nden almak için fırsat kolluyordu!

Nasıl mı, açıklayalım:

Kılıçdaroğlu, Kureyşan aşiretindendir. (9)

Dersim Ayaklanması’nı Abasan Aşireti Reisi SeyitRıza önderliğinde Kureyşan Kürt aşireti başlattı. (10)

13 Eylül 1937’de Seyit Rıza haini teslim oldu; altı isyancı ile birlikte asılarak idam edildi.

1938’de Kureyşan Aşireti intikam için İkinci Kürt İsyanı’nı başlattı.

Eylül 1938’de de bu isyan bastırıldı.

İdam edilenlerden biri de:

Dersimli Kemal olmakla övünen Kemal Kılıçdaroğlu’nun büyük dedesi makamındaki Kureyşanlı Ulukeye oğlu Hasan ve Mirza Ali oğlu Ali’dir…

Kılıçdaroğlu bu nedenle “Dersimin mağduru benim” diyor!..

***

Kemal Kılıçdaroğlu hakkındaki analizlerime bilimsel kanıtlarla karşı koyamayanlar, biraz da AKP’yi eleştirseniz olmaz mı gibi yersiz sitemlerde bulunuyorlar.

Sırası gelmişken onu da açıklayalım:

AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan bize hiçbir zaman çağdaş bir cumhuriyet vaat etmedi!

O her zaman; “Demokrasi amaç değil, araçtır” dedi.. (11)

Onun özlemini duyduğu rejim, MSP içerisinde iken savunmaya başladığı, adını “Adil Düzen” koydukları Şeriatçı bir devlettir!..

Reis, isterse Cumhurbaşkanı kararnamesi ile Şeriat hükümlerini esas alan yeni bir hukuk sistemine geçebilir.

Önünde hiçbir engel yoktur!

Muhalefetin tek derdi, kendi koltuklarıdır!

Reis’e amacına ulaşması için yardım edenler: Yolundaki taşları temizleyen, Cumhuriyetçi güçleri oyalayan, Atatürk İlkelerine inananların başka arayışlara girmelerini önleyen, Türk halkını Atatürk ile aldatan; Kemal Kılıçdaroğlu ile Soroscu arkadaşlarıdır…

O bakımdan bugünlere gelmemizin hesabını öncelikle Dersimli Kemal ile yakın arkadaşlarının vermesi gerekiyor…

***

İlginçtir:

Dersimli Kemal, kendilerini Atatürkçü ve devrimci olarak tanımlayan pek çok kişiye, CHP ile düşünsel anlamda ilgisi olmayan, Atatürk ilke ve devrimlerine bağlılığı kuşkulu, siyasette dolgu malzemesi olmaktan öteye geçemeyen, güncel sorunlar hakkında fikir üretemeyen kişileri “tıpış tıpış” kabul ettirebilmiştir…

Bu tür kişilere çarpıcı örnekleri olarak:

TBMM Başkanlığına aday gösterdiği Erdoğan Toprak, vazgeçmediği Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu ve kadın kotasından Parti Meclisine seçtirdiği Atatürk’e kefere diyen Mehmet Bekaroğlu’nu gösterebiliriz…

***

Dün “tiyatro” dediği sivil halkın direnişine, bugün “destan” diyen, dün “kontrollüdarbe” dediği 15 Temmuz Darbe Girişimi’ne bugün “HainDarbeGirişimi” diyen bu adam, aklımızla alay etmeye devam ediyor.

Böyle bir muameleyi hak etmek için ne yaptık?

Av. Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1) https://www.sozcu.com.tr/2018/gundem/kilicdaroglu-tbmm-grubunda-konusuyor-2525261/

(2) http://www.internethaber.com/kemal-kilicdaroglu-anayasanin-ilk-3-maddesini-degistirelim-video-galerisi-1481804.htm

( 3) http://www.mevzuat.gov.tr/MevzuatMetin/1.5.2709.pdf

( 4) https://www.bbc.com/turkce/haberler-turkiye-39462061

(5) http://anayasadegisikligi.barobirlik.org.tr/Anayasa_Degisikligi.aspx

( 6)http://t24.com.tr/haber/anayasa-komisyonunda-chpli-batum-ve-kart-kapisti,237393

( 7) https://tr.sputniknews.com/turkiye/201602161020920088-tbmm-anaya-komisyon-dagildi/

( 8) https://odatv.com/iste-kilicdaroglunun-asireti-2511111200.html

( 9) https://www.facebook.com/Mameki.Dersim/posts/771937433013501

(10) http://blog.milliyet.com.tr/dersim-isyani-nedir–1937-ve-1938-de-neler-oldu-ayrintilariyla-/Blog/?BlogNo=214307

(11) https://www.youtube.com/watch?v=qY52kEMQyBA

KORKUNÇ BİR İTİRAF VE İHANETİN MERKEZİ!..

 chp

 

Y-CHP Genel Merkezinin il ve ilçe teşkilatlarına gönderdiği 12.07.2018 tarih ve 2018/865 sayılı genelgenin tercümesine geçmeden önce, eğilip yerden ucu sivri bir taş bulup alnıma dokundurdum.

Uyku halinde olmadığımı bilin istiyorum.

Başlayalım:

15 Temmuz Amerikancı darbe girişimi yeni bastırılmıştı; sıcağı sıcağına fısıltı gazetesi, böyle darbe mi olur, bu bir “tiyatrodur” yalanını piyasaya sürdü.

Güya AKP, Anayasayı değiştirerek “Başkanlık Sistemi”ne geçmek için böyle bir mizanseni hazırlayıp, TSK içerisindeki mensuplarına oynatarak amacına ulaşacaktı.

Bu yalana inananlar ile inatla ve ısrarla yayanları kınamıyorum.

Zira bu bir terazi işi; her terazinin tartabileceği siklet farklı farklı olacaktır.

Toplumsal ve siyasal olayların analizini herkes isabetli yapamaz biliyorum….

***

Hele de emperyalizmi kavramayanların böylesine karmaşık olayları yerli yerine oturtması beklenmemelidir.

Darbe girişiminin üzerinden iki yıl geçmesine rağmen, bu konu üzerinde durma nedenimi anlatmayacağım.

Siz anlayacaksınız zaten…

Tiyatro” yalanı tutmadığı için piyasaya “Kontrollü darbe” yalanını sürdüler.

Bu yalanın en hararetli savunucuları “tiyatro” masalını anlatarak safını belli eden saflar oldu kuşkusuz.

Onlara sadece acıyor, acı acı tebessüm ediyorum.

Bir süre sonra “kontrollü darbe” nitelemesi yetersiz kaldı.

ABD’nin içerimizdeki çiftlik kahyaları kontrollü darbenin tarifine geçtiler:

Öngörülen, önlenmeyen ve sonuçları kullanılan kontrollü bir darbe” demekte karar kıldılar.

Bu yalan için TBMM Darbe Girişimini Araştırma Komisyonu’na 300 sayfalık şerh düştüler. (1)

Beyaz kağıtları da kirlettiler…

***

Güneşi balçıkla sıvayamadılar tabii.

FETÖ’nün elemanlarını birer birer yakalamaya başladılar; CIA’nın uşaklarının canı tatlı; ötmeye başladılar; itirafçıları dinlediniz mi bilmiyorum…

Ne aşağılık insanlarmış.

Birbirlerini ele verdiler; haklarında arka arkaya davalar açıldı; kanıtlar kirli çamaşırlar gibi ortalığa serildi…

Bu koşullar altında “kontrollü darbe” söylemini sürdürmek olanaksızdı.

Darbenin arkasındaki güçler, bilgi kirliliğini sürdürerek yeni kavramlar arayışına girmişti.

Bunun üzerine “20 Temmuz Sivil Darbesi” yalanına geçtiler. (2)

Her zaman ki gibi Dersimli Kemal görevi üstlendi…

***

20 Temmuz’da olağanüstü hal ilan edildi ya, bu tarihi sivil darbenin başlangıcı olarak almanın daha inandırıcı olacağını düşündü.

“Kontrollü darbe” yalanını yayanlar; suç ortağı durumuna düştükleri için bu defa da mal bulmuş Mağribi gibi “20 Temmuz Sivil Darbe” yalanına sarıldılar.

865 sayılı genelge yayınlanana kadar bu yalanı tekrar etmekten usanmadılar…

İki yılda; 129 bin 410 kişi FETÖ ile ilişkili görülerek kamu hizmetlerinden ihraç edildi.

Her gün ortalama 70 kişi tutuklandı, 163 kişi açığa alındı, 180 kişi ihraç edildi…. (3)

Hala operasyonlar bütün hızıyla devam ediyor…

Bunlar uyanmadılar!

Y-CHP, örgütüne gönderdiği 865 sayılı genelgesi ile bugüne kadar ısrarla ve inatla sürdürdüğü söylemini, tamamen yalanlayan ve inkar eden yeni bir söyleme geçti:

15 TEMMUZ HAİN DARBE GİRİŞİMİ”…

Günaydın!..

***

Bu korkunç bilgi kirliliği ile ne yapılmak istendi acaba?

Bizim asıl yanıtını aradığımız soru budur.

15 Temmuz Amerikancı darbe girişimine; “tiyatro”, “kontrollü darbe” ve “20 Temmuz sivil darbesi” demek, bu darbenin içerisinde Fetullah Gülen’in örgütü yok demektir.

FETÖ yoksa , arkasındaki CIA de yoktur, dolayısıyla ABD’nin darbe girişimi ile bir ilgisi olamaz sonucuna ulaşılır.

İnsanların zihnine enjekte edilen mesajın özeti budur…

***

Y-CHP’nin işgalci yönetimi o kadarla kalmadı:

15 Temmuz günü gerçekleştirilecek olan tören ve etkinliklere katılımın sağlanmasını, konuşma ve basın açıklaması yapılması durumunda genel merkezin gönderdiği metne bağlı kalınmasını da istedi…

Bitirelim:

Özetle Y-CHP diyor ki:

Biz halkı aldattık.

CIA’nın yalanlarına inanmaları ve kendilerini dinleyenleri de inandırmaları için yanlış bilgilendirdik.

Amerika’yı akladık!

Emperyalizmin bize verdiği görevi yerine getirdik.

Siz kutlama ve etkinliklere giderek bu hatalarımızı düzeltin…

CHP’liler kutlama ve etkinliklere gitmeye kararlı da hangi yüzle katılacaklar?!

***

Gerçek maalesef bu kadar acıdır.

Gerçek CHP’lilerin yapması gereken iş ise belli:

Olağanüstü kurultay veya olağan kurultay beklemeden partilerine el koymaları birinci görevleridir.

Bütün üyelerin katılımı ile yeniden yönetimleri belirlemek ikinci iştir; ancak ondan sonra AKP’nin değneksiz dolaştığı köpeksiz köylerde iktidara ciddi ciddi muhalefet edilebilir.

Halkı aydınlatmak işbirlikçilerin işi değil, halkın öncülerinin görevidir…

Atatürk’ün partisini işgal eden bu hainlerden kurtulmadıkça Türk halkına huzur yoktur…

Atatürkçü düşünceyi benimsemenin birinci koşulu; anti emperyalist olmak ve tam bağımsızlığı savunmaktır.

Solcu olmanın da birinci koşulu budur…

***

CHP’lileri FETÖ ve PKK gibi Amerika’nın kara gücü durumundaki örgütlerle (düşmanla) aynı safta olmaya (tıpış tıpış) mecbur bırakanlar ve aynı zamanda Kuvayı Milliyecilerin çizgisinden yürüyenleri emperyalizmin uşağı durumuna düşürenler, mutlaka bu yaptıklarının hesabını vereceklerdir…

Başka da yolumuz yoktur….

 

Cemil Can

 

 

DİPNOTLAR:

(1) http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/siyaset/759297/CHP_den__karsi_rapor__niteliginde_300_sayfalik__serh___Kullanilmis_darbe.html

 

(2) http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/905181/Kilicdaroglu__20_Temmuz_darbesi_ve_OHAL_ile_mucadele_etmek_insan_olmanin_geregidir.html

 

(3) https://www.sozcu.com.tr/2018/gundem/chpden-ohal-raporu-gunde-70-kisi-tutuklandi-2519504/

“NORMAL DEVLET”

 chp_pm

Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Lideri Anastasiadis, Demokratik Seferberlik Partisi’nin 42. kuruluş yıldönümünde; Kıbrıs’ın “normal bir devlet” haline gelmesi için ne üçüncü ülkelerin ne de varlığını garanti altına alacak askerlerinin varlığının kabul edilemeyeceğini söyleyerek, Türkiye’nin garantörlüğü ve müdahale hakkının sonlandırılması konusunda KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı ile görüş birliği içinde olduğunu söyledi.

Akıncı, “normal devlet” kurma isteğini dile getirerek kendi devletini tanımayan bir Cumhurbaşkanıdır.

KKTC’de Türk askerini fazlalık gören Akıncı, İngiliz üsleri ve askerini “normal devlet” kurmak için normal görüyor!

BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’in formule ettiği; “normal bir devlet haline gelme”yi sağlamak üzere yoğunlaşmanın ne anlama geldiği de böylece açıklanmış oldu…

KKTC’nin başındaki adamın Rum Yönetimi Lideri Anastasiadis’ten ne farkı var?

Acaba KKTC yasalarında da “vatana ihanet” suç olmaktan çıkartıldı mı?…

***

Y-CHP’nin Sözcüsü Bülent Tezcan, Dersimli Kemal’den daha da utanmaz bir adamdır.

Kemal’in bir hedefi:

CHP ve Cumhuriyet kadrolarından Dersim’in intikamını almaktı.

Kısmen başarılı da oldu, intikamını aldı denebilir.

Atatürk’ün partisinin iktidara gelme şansını sıfıra indirdi; Atatürk ve İnönü’yü itibarsızlaştırmak için elinden geleni yaptı, PKK’nın siyasi uzantısı HDP’yi Meclise soktu, rejimin değişmesi için görevini eksiksiz yaptı, Cumhuriyet’in tabutuna son çiviyi çaktı…

Tezcan’ın, CHP’ye düşmanlığı nereden geliyor doğrusu onu bilmiyorum.

Anlaşılıyor ki,CHP’yi bitirmek için Kılıçdaroğlu ile tam işbirliği içerisinde imiş.

Yüzsüzlükte birbirini aratmıyorlar.

İkisi de boş adamdır; lafazanlık ve gevezelikte biri diğerinin eline su dökemez…

***

O kadar şaşırdılar ki, seçim sonuçlarını değerlendireceklerini beklediğimiz Parti Meclisi toplantısında, başarısız olanların istifa etmesi gerektiğini söyleyen Elazığ Milletvekili Gürsel Erol’un partiden ihracını konuştular.

Gürsel Erol’u tanımam; o kendisini Diyap Ağa’nın torunu olarak tanıtıyor.

PKK’nın Tunceli’de şehit ettiği öğretmen için miting düzenlemiş bir milletvekili olduğunu biliyoruz.

Cumhuriyet felsefesine ve Atatürk ilkelerine bağlılığını her fırsatta dile getiriyor.

Y-CHP’den ihraç edilmesi için bu kadarı yeterli zaten….

Tezcan:

Seçim sonuçlarının objektif analizi için düğmeye bastık” şeklindeki açıklamasının ardından:

Oy aldığımız bizim mahalleye hitap eden dili terk edeceğiz; karşı mahalleden oy isteyen, onlara hitap eden bir dil ve çalışma yöntemini benimseyeceğiz” dedi…

Nasıl bir analiz ama?!

Bu itiraftan, Y-CHP’nin sadece belli bir kesimi “kemikleştirmek” üzere çalışma yaptığı anlaşılıyor.

Y-CHP’nin “kararsız” olan kesim ile sağ tabana yönelik söylemi yok!

Erdoğan’ın “halkı kutuplaştırma” taktiğini bunlar da benimseyip taklit ettiler, aslında AKP’nin başarısı için çalıştıkları bellidir.

Aslı olanın taklidine kim değer verir ki?

Akılları bu kadar işte….

Zira bu strateji ile kendilerine seçmenin en fazla yüzde 30′unu ayırmış iken, Erdoğan’a yüzde 70′ini bırakmış oldular.

Doğal olarak da bu tür bir çalışmadan kazançlı çıkacak olan Erdoğan’ın olacaktı…

Öyle de oldu zaten.

Arka arkaya 10 seçimdeki yenilginin sebebi, en yetkili ağızdan bu şekilde açıklanmış oluyor!..

CHP sanki staj yeridir; bir defa daha yetki istiyorlar; bu defa karşı mahalle için farklı bir söylem geliştirecekler!

Çekip gitmek, halktan özür dilemek akıllarına bile gelmiyor…

***

Bu nedenlerle:

CHP’nin başına çöreklenen SOROS’un bu uşaklarını olağanüstü kurultay ile Atatürk’ün partisinden uzaklaştırmak giderek zorlaşıyor:

Doğu ve Güneydoğu’da partiyi sıfırladılar ama delegeleri tam sayı olarak Kurultaya geliyor.

Yüzde 50 oy alan Edirne’den de 5 delege geliyor yüzde 1 oy alan Ağrı’dan da…

Hani genel seçimlerde alınan oy ile orantılı olacaktı delege sayısı?!

Üstelik Doğu’dan gelen delegeler, HDP’ye oy veriyorlar.

7 Haziran seçimlerinde; CHP sandık görevlisi ve müşahidi olduğu halde, 4000 sandıkta CHP’ye oy çıkmaması bu tespitin en somut kanıtıdır.

(Bu seçimlerde de 50 bin sandıktan veri alınamamasının sebepleri tartışılıyor ki, bu da seçmenin yüzde 25′ine karşılık geliyor.)

200′den fazla kurultay delegesi CHP’li değil ama Dersimli Kemal’in banko adamı olarak oy kullanıyor…

O kadar olsa iyi.

İlçe Kongrelerine de genel merkez müdahale etmiş:

Olabildiğince delegeler genel merkeze yakın olan adaylardan seçtirilmiş!

Seçilenlerin önemli bir kısmı, CHP’li belediyelerden nemalanıyor.

Belediye başkanları, belediye meclis üyeleri, il genel meclisi üyeleri ve CHP’li belediyelerin ihalelerinden nemalanan şirketlerin sahipleri ve Alevi delege ağaları, delegenin ezici çoğunluğunu oluşturuyor.

Bu asalakları ne yazık ki, küresel güçler kontrol ediyor.

Dersimli Kemal’in, genel başkanlıktan uzaklaştırılması, onların da düzenini bozacak.

Bu nedenle sıkı sıkı biribirlerine bağlılar ve genellikle birlikte hareket ediyorlar…

(Y-CHP’deki delege oyunları için (1) nolu dipnota bakınız!)

***

Çözüm var:

Gerçek CHP’lilerin olaya el koyması en etkili çözümdür.

Söyleye söyleye dilimde tüy bitti:

2010′dan bu yana CHP’yi yönetenler gerçekten CHP’li değiller!..

((2) ve (3) nolu dipnotları açarsanız, yakın tarihe kadar yaptıklarının kısa bir özetini göreceksiniz.)

CHP’yi PKK’nın siyasi kolu HDP’ye taşıyıcı anne bunlar yaptılar!..

Başka bir yönüyle de muhalefeti hadım yaptılar.

Türkiye muhalefet görev yapmadı ve yapmıyor!

Bundan sonrası şaka kaldırmaz artık:

Tüm partililerin katılacağı seçimlerle, ilçe kongreleri yeniden yapılmalı ve kurultay delegeleri yenilendikten sonra kurultaya gidilmelidir.

Parti emekçisi” unvanına da değer verilmemelidir.

(Zira siyasi partilerin asıl emekçileri çaycılar ile şoförlerdir. Parti emekçilerine illa da görev verilecekse bunlara verilmesi gerekir ki, böyle bir düşünce savunulamaz. Yeterlilik ve ideolojik bağlılık esas alınmalıdır.)

Kılıçdaroğlu yönetimi altında çalışma yapanların bugüne kadarki çalışmaları AKP’ye yaramıştır:

Rejimin değişmesine, başkanlık sistemine geçilmesine, ve AKP’nin arka arkaya 10 seçimi kazanmasına, CHP’nin muhalefette iken oylarının azalmasına önemli ölçüde katkıda onlar bulunmuşlardır…

***

Muhalefetteki bir partinin oyları azalır mı?

Bu sorunun cevabı olan doğru önermeyi Dersimli Kemal tersine çevirmiştir.

CHP’nin muhalefette iken oyları azalmıştır; ne yazık ki, acı gerçek budur.

Bundan böyle; Atatürk ilkelerine aykırı eylem ve söylemlerin farkına varamayan, ideolojisizliği savunan, kuruluş değerlerini özümsemeyen, 6 Ok’u bilmeyenlere, parti içi görevlerin tespitinde asla oy bile kullandırılmamalıdır.

Daha da önemlisi; siyaset bir meslek olmadığı için, siyasetten başka ve siyasetten bağımsız işi olmayanlar ile işinde başarılı olamayanlara ve kendi ayakları üzerinde duramayanlara da görev verilmemelidir…

Siyasetle uğraşmak hiç kuşku yok ki, ertelenemez bir vatandaşlık ödevidir.

Lakin bu ödevi hakkıyla yerine getirebilmek için, kişinin önce kendine ve ailesine karşı olan sorumluluklarını yerine getirmesi, ondan sonra artan zamanı kalıyorsa halk için kullanmalıdır.

Ancak bu durumda yapılan siyaset, yurttaşlık ödevi kabul edilebilir.

Diğer bütün durumlarda yapılan iş:

Kapıkulluğudur, uşaklıktır, emperyalizme hizmetkarlıktır…

***

Tüm CHP üyelerinin aktif olarak katılacağı seçimler sonucunda görevlendirilecek genç ve dinamik kadrolar, ancak CHP’deki işgali kırabilir ve ülkenin içerisine düşürüldüğü makus talihi tersine çevirebilirler.

7 Haziran genel seçimlerinden önce, önseçim isteyen Trabzonlulara dayatılan merkez yoklaması karşısında, takınılan tutum örnek alınmalıdır. (4)

Başarısız yönetimler istifa ederek, görevlerini iade etmek durumundadır.

CHP kimsenin malı değildir; Cumhuriyeti ve devleti kuranların Türk gençliğine emanetidir.

Bu nedenle de gençler CHP’ye el koyma hakkına sahiptirler.

Bu hak Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi ile Bursa Nutku’ndan çıkmaktadır…

Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1) http://www.chp-muhalefethareketi.biz.tr/2018/02/dur-bakalim-ne-olacak/

(2) http://chp-muhalefethareketi.biz.tr/wp-content/uploads/2018/01/Dersimli-Tutuksuz-Yarg%C4%B1lanacak.pdf

(3) http://chp-muhalefethareketi.biz.tr/wp-content/uploads/2018/02/Dersimli_Tutuksuz_Yarg%C4%B1lanacak-II.pdf

(4)http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/siyaset/231921/CHP_de_Trabzon_isyani__Parti_binasi_isgal_edildi.html

YİTİRİLEN AKIL SAĞLIĞIMIZ!..

 RUH SAĞLIĞIMIZ

ABD, “Kongre onayı zorunluluğu”, “ham madde gecikmesi” , “siparişlerin çokluğu” ve “üretimin yoğunluğu” gibi bahanelerle Türkiye’ye silah ve mühimmat satışlarını sınırlarken kara gücü olan PKK/PYD’ye; içerisinde ağır silahların da bulunduğu 5000 TIR silah gönderiverdi.

ABD, gerçek müttefikinin PKK olduğunu gizlemiyor.

Kafasını kuma gömen biziz!

15 Temmuz Darbe Girişimi ile TSK’yı devre dışı bırakmak isteyen Pentagon, Türkiye’yi kolay kolay parçalayamayacağını anlayınca, nükleer cehennemin de ağzını açarak tehditlerini sürdürmeye devam ediyor.

Vaz geçeceğe de benzemiyor.

Türkiye ile ABD arasında Suriye Cephesinde açık, diğer cephelerde örtülü devam eden savaşta, muhalefetin Atlantik Cephesi’nde konuşlanması en büyük şanssızlığımız!..

Akılcı projelerle Cumhur İttifakı’nın karşısında varlık gösteremeyen Millet İttifakı, açıktan Batı’nın yanında yer almakla, tam bağımsızlıkçı-antiemperyalist güçlerin kafasını iyice karıştırdı.

CHP’ye oy verecek olan her evden bir oy da HDP’ye istenmesi, her ne kadar HDP’ye barajı atlatıp, AKP’nin tek başına Meclis’te çoğunluğu sağlayamaması ambalajı ile sunuldu ise de, gerçekte en büyük düşmanımız olan ABD’nin Meclis’te temsil edilmesi sonucunu doğurdu…

HDP’ye oy veren yurttaşlar: “HDP barajı geçmeseydi o milletvekillerini ki kazanacaktı?” sorusuna yanıt arayarak, yaptıkları hatayı savunmaya çalışıyorlar.

Soru sorarak savunma yapanlara, benim de birkaç sorum var:

HDP’nin kazandığı milletvekillikleri tek başına iktidar olan AKP’de olsa ne fark edecekti?

MHP ile Meclis’te çoğunluğu sağlayan Erdoğan’ın HDP milletvekillerine mi ihtiyacı var?

HDP Meclis’e daha güçlü girince, AKP’nin icraatları mı durdurabilecekti?

7 Haziran seçimlerinden de mi hiç ders alınmadı?

Şiddeti esas alan silahlı terör örgütünün Meclis’teki varlığı demokrasinin gelişmesine katkı mı sunacaktır?

40 bin insanımızın katili olan bir örgütün, militanlarına sağlanan vekillik ayrıcalığı, terörü mü azaltacak?

Türk Solu, PKK’nın kuyruğuna takıldıktan sonra, mantıklı düşünebilme yeteneğini de kaybetmiştir..

***

En az beş yıl daha katlanmak zorunda olacağımız AKP iktidarından kurtulmak için, sömürge bir ülkede köle olarak yaşamayı kabul etmek akıl tutulmasından başka kelimelerle ifade edilebilir mi?..

Erdoğan ve AKP’ye bu ölçüde duyulan kin ve nefretin sorumlusu hiç kuşku yok ki, halka projeleri ile refah vaat edemeyen; bunu yerine halkı kutuplaştırarak bölen ve kendi tabanını kemikleştirerek iktidarını sürdüren Erdoğan’dır.

Muhalefete önderlik yapanların da bu sonuca gelinmesinde önemli ölçüde payı vardır.

Erdoğan’a benzemeye çalışmak ve onun belirlediği gündemi tartışmak sürekli yenilgi getirmiştir.

Defalarca yenilmiş olmanı getirdiği moral bozukluğu ve eziklik, sağlıklı düşünebilme yeteneğimizi de bozdu.

Erdoğan gitsin de kim gelirse gelsin mantığı, bu hastalıklı psikolojinin bir ürünüdür.

Akıl ve ruh sağlığı bozuk olmayanları asla yapmayacağı şey:

En büyük düşmanımız olan ABD’nin kara gücü olan PKK/PYD/HDP’ye destek vermektir!

Ne yazık ki, Türk Solu’nun azımsanmayacak bir kesimi bu desteği vermiştir…

***

Bu akıl dışı politikalar sonunda; Güney sınırımızda PKK/PYD üzerinden komşumuz olan ABD, muhalefetin ihanet düzeyindeki akılsızlıkları yüzünden Gazi Meclis’te de koltuk sahibi oldu!

Nitekim iddia edildiği gibi, AKP’nin tek başına iktidara gelmesini bu yöntemler engelleyemedi.

MHP’yi, AKP’den ayrı düşünmek ve MHP olmadan AKP’nin Meclis’te bir şey yapamayacağını savunmak ise, halkı aldatmaya devam etmektir.

Temel konularda MHP’nin AKP’den farklı politikası mı var ki?

Tam aksine MHP desteği ve isteği ile “tek adam rejimi”ne geçilerek, Erdoğan’ın iktidarı perçinleştirilmiş oldu…

MHP’den AKP’ye muhalefet beklemek nafiledir!..

***

ABD’nin Türkiye düşmanı olduğuna ilişkin geçmişten yüzlerce kanıt göstermek mümkündür.

Son birkaç hafta içerisinde yaşananlara kayıtsız kalmayı ihanetle eş değer bir aymazlık kabul etmek gerekir…

ABD’yi yakından takip eden Moskova merkezli uluslararası medya kuruluşu Sputnik’in attığı son manşetlere göre:

ABD Temsilciler Meclisi, Ulusal Savunma Yetki Yasası’nı (NDAA) görüşmeye başlıyor. Yasa taslağı, Pentagon Kongre’ye ABD-Türkiye ilişkileriyle ilgili rapor sunana dek, Ankara’ya büyük silah satışlarının askıya alınmasını öngörüyor.”(1)

ABD Kongresi’nde bazı senatörler, F-35′lerin Türkiye’ye teslimatını engellemek için yasa tasarısı sundu. Yasa tasarısının gerekçesi olarak ABD uyruklu rahip Andrew Craig Brunson’un tutuklu bulunması gösterildi.”(2)

Amerikan NBC kanalı, ABD’li 66 senatörün, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a, Türkiye’de tutuklu yargılanan rahip Andrew Craig Brunson ile ilgili bir mektup gönderdiklerini duyurdu. Mektupta dava nedeniyle ‘Türkiye’ye karşı bazı önlemler alınabileceği’ belirtilerek yaptırım uyarısı yapıldı.”(3)

ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Wess Mitchell, Türkiye ve Rusya arasında Suriye kriziyle bağlantılı olarak yapılan askeri anlaşmaların endişe verici olduğunu açıkladı. Bakanlık, Rusya’dan S-400 füze savunma sistemleri satın almaya hazırlanan Türkiye’ye yaptırım uygulanabileceğini belirtti.”(4)

ABD’de eski ulusal güvenlik yetkilileri, nükleer silah kullanmayı ‘normal’ hale getireceğinden, düşük düzeyde nükleer savaş başlığı geliştirilmesinin engellenmesi için Kongre’ye çağrı yaptı. Ama Temsilciler Meclisi, Trump’ın W76 nükleer savaş başlığının düşük oranlı varyantı için istediği bütçeye onay verdi.”(5)

Ülkemizde ne olup bittiğini (yandaş) Merkez Medyadan izlemek zorunda kalanların, dünyada neler olup bittiğini öğrenmeleri ancak çok özel çabaları sonunda olanaklıdır.

Her türlü manipülasyona açık olan Türk halkının, bu yoğun bilgi kirliliği içerisinde doğru karar verme yeteneğini kaybetmemesi için yabancı ajansları takip etmesi şarttır.

Aksi halde, algı yönetimi ile esir alınmaktan kurtulmamız olanaksızdır…

Cemil Can

DİPNOTLAR:

  1. https://tr.sputniknews.com/abd/201805061033320033-turkiyeye-silaha-ambargosu-taslagi-temsilciler-meclisinde/

  2. https://tr.sputniknews.com/abd/201804271033199388-f35-turkiye-teslimatini-engellemek-icin-abd-kongresine-yasa-tasarisi/

  3. https://tr.sputniknews.com/abd/201804201033121101-abdli-rahip-erdogan-mektup-altmisalti-senator-yaptirim-uyarisi/

  4. https://tr.sputniknews.com/abd/201804181033088383-abd-disisleri-suriye-turk-rus-anlasmalari-endise-verici-turkiye-sdortyuz-yaptirim-uygulanabilir/

  5. https://tr.sputniknews.com/abd/201805241033583712-abd-temsilciler-meclisi-nukleer-cehennemin-kapilarini-acti/

CHP BABANIZIN ÇİFTLİĞİ Mİ?

36273297_1961437367219984_5464418347317723136_n

Hangi “oyun”lardan söz ediyorsanız açık söyleyin Allah aşkına.

Biz aklımıza gelen her olasılık üzerinde duruyoruz.

 

CHP’nin Genel Merkezi’ne ulaşan ıslak imzalı tutanaklar ile YSK sonuçları aynıdır; aksine bir açıklama yapılmadı.

Dolayısıyla “seçim hileleri” seçeneğini geçmek zorundayız.

Muhalefetteki başarısızlığın nedenini her boyutu ile araştıracağız!

İktidarın başarısız olduğu konusunda hemfikir olduğumuza göre başarısız bir iktidar karşısında muhalefet nasıl olur da oy kaybeder?

Bu sorunun cevabını dürüstçe vereceğiz.

CHP’ye oy vermeyen CHP’lilerin, ne dediklerini duymadınız mı:

“Kuruluş değerlerinden uzaklaştınız, terör örgütleri ile ‘al takke ver külah’ ilişkiler içerisine girdiniz, Atatürk’ün kurduğu partiyi, 40 bin insanımızın katili PKK’ya taşıyıcı anne yaptınız, CHP’yi tam bağımsızlıkçı-antiemperyalist çizgisinden uzaklaştırdınız, adını bile ‘Yeni CHP’ yaparak yok ettiniz. Bu nedenlerle bizim tanıdığımız inandığımız parti ortalıkta gözükmüyor… Gerçek CHP, seçime katılmadığı için Yeni CHP’ye oy vermedik” diyorlar…

GENEL MERKEZ BU ÇIĞLIĞI DUYMAZDAN GELEMEZ!..

Çaykara’daki parti faaliyetlerine katılmama nedenimi de buradan açık yüreklilikle söyleyeyim:

Y-CHP’nin faaliyetlerine katılmayı PKK faaliyetine katılma gibi görüp içime sindiremiyorum.

Daha açık nasıl söylenir ki?!

Hala anlamadınız mı?

Kimsenin kendi tuutumunu gizlediği yok…

CHP seçmeni, CHP’ye oy vermeyince haliyle oy yüzdesi de azalacak; bundan doğal ne olabilir ki…

Oylardaki azalmayı iktidarın hilesine veya “başarısına” bağlayarak kendinizi aldatmaya son verin artık.

CHP kurucu değerlerine döndürülmedikce, partideki işgali kırmadıkça, “CHP’yi geri alkmadıkça Türkiye’yi de geri almak mümkün olmayacaktır”…

Türkiye’yi geri almaktan söz ediyoruz!..

Duymadınız mı?

Dersim İsyanına katılmayan ve daima Atatürk’ün yanında duran Diyap Ağanın torunu Gürsel Erol; -ki bu zat Kılıçdaroğlu’nun yakın geçmişte ilçe ve il kongrelerine müdahale etmekte görevlendirdiği kuryesiydi, Genel Merkezin adaylarını üyelere anlatarak yönlendirme işlerini yapardı; ekibin en güvenilir adamlarındandı; ayrıca Genel Merkezin para kazanılacak ihalelerin tamamına yakını ona verilirdi- PKK’nın cinayetlerine karşı Tunceli’de miting düzenlediği, Atatürk İlke ve Devrimlerine bağlılığını açıkladığı için siyaseten harcanmak amacıyla; Elazığ’dan aday gösterildi…

Ama seçilip geldi…

Son olarak da Kılıçdaroğlu’nun istifasını istediği için ihraç istemiyle disipline verildi…

(60 PM üyesinden ancak 14′ü bu hukuk dışı ihraç istemiyle disipline sevk işlemine red oyu verebildi!)

Bunu da görmüyorsanız ben size ne diyebilirim ki…

Bundan böyle kongrelerde delegeleri yenileyerek, yönetimi değiştirmek de olanaksız hale gelmiştir.

Bir önceki seçimlerden önce Trabzon gençlik örgütünün yaptığı gibi; il ve ilçe binalarının anahtarlarını alarak mevcut yöneticileri partiden içeri sokulmayacaklar ve eski üyelerle yeni yönetimleri belirleyip, FİİLİ olarak partiye el koymalarından başka çare kalmadı…

Bu karaktersizler, bu yüzsüzler istifa etmeyecekler!

Başka yolumuz var mı?

Şu son rezilliğe bakar mısınız:

PKK, Ağrı’da AKP’nin müşahidi olan bir bakkalı vahşice infaz etti.

CHP’den bu olayı kınayan bir açıklama duymadık henüz.

Böyle bir şey olabilir mi?

Bu aymazlık üzerine, İçişleri Bakanı CHP il başkanlarını şehit cenazelerinde protokolden çıkarttı…

Bu haksız uygulamayı bile kamuoyu önünde mahkum edemiyoruz…

Neden?

Çünkü bu cinayeti henüz en yetkili ağızlardan kınamadık…

Böyle parti yönetilir mi?

CHP babalarının çiftliği mi?

Cemil Can

 

BİZE NE YAPTIN KEMAL?

pkk-chp

İki defa aday olarak karşına çıkan Muharrem öğretmeni Cumhurbaşkanı adayı yaptın ama, önerdiği arkadaşlarından hiçbirini listelere koymadın;

İnce’nin genel başkan adaylığını destekleyen milletvekillerini de tasfiye ettin;

Bir önceki seçimlerde önseçimle gelen milletvekillerinin bir kez daha milletvekili adayı olmalarını engelledin;

Seyit Rıza haininin itibarını iade etmek için Dersimli Kemal’im dedin;

Abdullah Gül’ü Cumhurbaşkanı çatı adayı gösterebilmek için, “tarafsızdır” diye avaz avaz bağırdın, önüne yatmadığın siyasetçi kalmadı;

40 bin yurttaşımızın katili terör örgütü, ABD’nin kara gücü PKK’nın siyasi kanadı HDP’yi, Meclis’e sokmak için CHP’lileri aldatıp yönlendirdin; Doğu’da oyları azalan HDP’nin CHP’nin güçlü olduğu yerlerde oylarını artırmasının sebebi sensin;

CHP’yi, CIA’nın Türkiye’deki birimi FETÖ’ye kalkan yaptın;

Emperyalist güçler; ABD ve AB’ye adeta taptın;

Gerici hain Şeyh Sait’i kutsadın;

TSK’nın en gözde subaylarına düşman gibi davrandın, Ergenekon ve Balyoz davalarının sanığı olan kahramanları yok saydın;

Dersim İsyanı’nı katliam gibi gösterip, Atatürk ve İnönü’yü itibarsızlaştırma yarışına katıldın;

6 Ok’a inanmayanları; Atatürk ve Cumhuriyet düşmanlarını CHP’ye doldurdun;

Yaptığın ihanetleri yazmaya sayfalar yetmez…

Buna rağmen Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün koltuğunda oturmaya devam ediyorsun!

Ne karaktersiz ne utanmaz bir adamsın…

İşin tuhaf yanı:

Gerçek Cumhuriyet Halk Partililer bu tiyatroyu sessizce izleyebiliyorlar…

Ne yaptın bu insanlara?

Üzerlerine ölü toprağı mı serptin?

Okuyup üfleyerek uyuttun mu?
Yoksa “bonzai” mi içirdin?…

Sana verdiğim destek ve oylar haram olsun…

Cemil Can

ÇARESİ YOK BİZ KAZANACAĞIZ!

cumhurbaskanligi_secimi

milletvekili_secimi

Bu seçim sonuçları ile ilgili yorum yapmayacağım.

Seçim kararı alınmadan çok önce, görüşlerimi ayrıntılı bir şekilde yazmıştım.

Parlamenter sistemi sona erdirecek olan bu seçimlerin Türk halkına bir yararı olmayacağını bilmeyen yok gibi.

Buna rağmen Türk halkı kötü bir seçim yaptı.

Başkanlık sistemi bizi bozar.

Saltanat ve hilafetten kurtulduktan sonra, hızla demokratikleşmek gerekirken geriye dönüş akıl karı değildir.

Gel de bunu seçmene anlat.

Anlatamadık!..

***

24 Haziran Seçimlerinde Türk halkının önüne kırk katır mı kırk satır mı seçeneklerini koydular.

Bir kısmı katırı bir kısmı satırı seçti.

Tuzağı görenleri dinleyenler azınlıkta kaldı…

Doğal olarak herkes seçiminin sonucuna katlanacak!

En büyük şanssızlığımız muhalefetin “çakma muhalefete” mecbur bırakılmasıdır.

Ordusuna düşman, terör örgütleri ile al takke ve külah olan Y-CHP’nin bu seçimlerde iddiası yoktu.

Dersimli Kemal ve emrindeki işgal mangası, mevzileri korumak için Öğretmen Muharrem’i ileri sürdüler.

İhtiraslı İnce, bu teklife balıklama daldı!

Konuşma sınırlarını da onlar belirlediler; HDP/PKK ile FETÖ’ye mavi boncuk dağıttı.

ABD ve AB’ye bağlılık yeminini tekrar etti.

Yetmedi; Avrasya güçlerine de saldırdı…

***

İnce:

Disiplin suçu işleyen generallere ihanet etmeleri halinde verilecek cezaları dile getirdi.

Suriye ve Irak’ta ABD’ye kök söktüren generalin rütbelerini sökmeye kalktı!

Vaatleri uçuktu: Neyi nasıl yapacağını ise açıklayamadı…

Erdoğan’la laf yetiştirdi ama…

Söz ustalığının galibi hiç tartışmasız oydu…

Hacivat-Karagöz oyununda halkı iyi eğlendirdi…

***

Dersimli Kemal’den umudunu kesmiş insanlar, mecburen İnce’ye oy verdiler.

Koyunun olmadığı yerde keçiye Abdurrahman Çelebi derler…

Atlantik güçlerinin destekleyip iktidara getirdiği Erdoğan’ı, Atlantik güçleri bu defa yıkamadılar.

Soğanın 6,5 patatesin 5 lirayı geçtiği bir ekonomiye rağmen, Türk halkı başka değerleri öne çıkarttı.

Türk halkı toprak bütünlüğümüzün tehlikede olduğunu göz ardı etmedi…

ABD ve AB desteği ile iktidar olmayı hesaplayanlara Osmanlı tokadını indirdi…

***

PKK’ya başkan yardımcılığı, Kürtlere ana dilde eğitim vaat eden muhalefet partileri, iktidar olduktan sonra Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’nın çekince konulan tüm maddelerini imzalayacağını taahhüt ettikten sonra düşman mevziinde konuşlandığını kendi ağzından itiraf ettiler!..

PKK’nın “eşit yurttaşlık” tuzağı üzerine tüy dikti!..

Dolayısıyla seçim Atlantik Cephesi ile Türk halkı arasındaydı…

Atlantik Cephesi bir kez daha kaybetti.

Umarız yeni hükümet Avrasya Cephesi ile başlattığı ilişkileri kesintiye uğratmaz ve güven bunalımı yaratmaz…

Bir de ders aldı Türk Milleti:

Emperyalizme karşı olmayanlar, ne Atatürkçü ne de solcu olamazlar!

Sömürüye ve zulme karşı olanların ise emperyalizme karşı savaşmak mecburiyetleri var!

Emperyalistlerin yalanlarına inanarak, onların hazırladığı senaryolarda rol alanlardan Türk halkına her zaman zarar gelir…

***

Türk halkının Türkiye Cumhuriyeti’ni ve Atatürk Devrimleri’ni tavizsiz savunan Vatan Partisi’ne neden itibar etmediğini ise açıklamak uzman işi.

Vatan Partisi yöneticilerinin de şapkalarını önlerine koyup düşünmeleri gerekir.

Onlar da muhalefette ve sürekli oyları azalıyor:

7 Haziran Seçimlerinde 160 bin olan oyları 1 Kasım’da 130 bine inmişti.

Şimdi ancak 90 bin oy alabildiler.

Demek ki, böyle olmuyor; başka şeyler yapmak gerekiyor…

Vatan Partisi’nin durumunu analiz etmek için ne uzmanı olmak gerektiğini bilmiyorum!..

Medyanın tek yanlı yayınları ile gerçek yurtseverler görmezden getirilebilir mi?

Yurtseverlerin halka inememiş olmalarına ise ne demeli?

Bu “görmezlik sorunu” sonsuza dek böyle sürdürebilir mi, bilmiyorum!…

***

Eğer; Hak haksızlıktan yüce, sevgi nefretten üstün, aydınlık karanlıktan güçlüyse… Çaresi yok usta… Biz kazanacağız…” (NH)

Cemil Can