Biz kazanacağız!..
TwitterFacebookGoogleYouTube

SÖZCÜ SAVUNMAYI BIRAKIP GÖREVİNİ YAPMALIDIR…

Mariya Zaharova_1

 

Sözcü yazarlarına karşı açılan davanın, “FETÖ davalarını sulandırmak” veya “FETÖ’yü aklamak” amacıyla yapıldığını savunmak, akla ziyan bir tespittir.

Zira Sözcü’nün FETÖ ile irtibatını /iltisakını kanıtlara bağlamak imkânsız bir iştir.

Hal böyle olunca, bu davanın açılmasındaki amacı başka yerlerde aramak gerekir:

Amaç; Sözcü yazarlarını mahkûm etmek olmayacağına göre, AKP iktidarının her zaman yaptığı gibi “gündemi değiştirmek” olduğu son derece açıktır.

İktidar gündemi değiştirmekte başarılı mı?

Evet…

***

Güncel olarak tartışılması gereken konular:

-Enflasyonun yüzde 20′lerin üzerinde dolaşması, buna rağmen emeklilerin aylıklarına enflasyonun çok altında artış yapılmak istenmesi,

-Asgari ücretin “açlık sınırı”nın altında kalacağının anlaşılması,

-2019 Bütçesi görüşülürken, iktidarın 2018 Bütçesini nerelere ve nasıl harcandığının hesabının vermemesi,

-TBMM adına denetim yapmakla görevli Sayıştay raporlarının gözden kaçırılması, iktidar aleyhine rapor hazırlayan kamu görevlilerinin görevlerinden alınması,

-Özelleştirilmelerden elde edilen paraların hesabının sorulmaması,

-Otoyollar ve köprüleri yapan müteahhitlere sağlanan devlet garantili rantların, bu yol ve köprüleri kullanmayan vatandaşlardan toplanmasındaki adaletsizlik,

-Diyanet İşleri Başkanlığının imamlara gönderdiği -en az on gence ulaşarak- “gençlik kolları” kurulması ve bu örgütlenmenin ne amaçla yapıldığının tartışılmasıdır.

Türkiye’nin sınırlı sayıdaki muhalif yazarı, birinci sıradaki bu işleri bırakıp, Sözcü’ye açılan davanın siyasi olduğunu anlatmaya; haklarında dava açılan yazarlar ise kamuoyu önünde FETÖCÜ olmadıklarını ispatlamaya çalışıyorlar…

İddia makamı kanıtlarını sunamıyor ama iftiraya uğrayanlar savunmalarını yapıyorlar…

Böyle çabalar sonucunda, bu dava geri çekilemeyeceğine veya kamuoyu ikna edilerek beraat kararı alınamayacağına göre; muhalefete kurulan bu tuzağa düşmemek en doğru strateji olsa gerekir.

Muhalifler; kişisel savunmalarını yapmak yerine, muhalefet görevini yerine getirmelidirler…

***

Kabul etmek gerekir ki, siyasi irade, asıl tartışılması ve eleştirilmesi gereken hususları geri plana atmayı başarmıştır.

Muhalefet çizgisinde duranların bu oyuna düşmemesi gerekirdi.

Muhalefet, asıl görevi olan halkı aydınlatmaya devam etmeliydi.

Eğer bir ülkede muhalefetin ne yapması gerektiğini iktidar belirliyorsa, o ülkede muhalefetin varlığından söz edilemez.

Sözcü, savunma yapmayı bırakıp, halkın sözcüsü olma misyonunu yerine getirmelidir…

MUHALEFETİ DE KENDİ SEÇMENİ UYARMALIDIR…

Siyasi iktidarın muhalefetin ne yapacağını belirlemesinin yarattığı kafa karışıklığından yararlanan ana muhalefet partisinin Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu (KK) da bu fırsattan yararlanarak, kendi özel gündeminin gereğini yapıyor:

KK’nın, KKTC ziyaretinden sonra yaptığı açıklama ile Y-CHP Genel Başkan Yardımcısı Ünal Çeviköz’ün yaptığı açıklama örtüşüyor.

İkisi de Türkiye’nin Mısır ve İsrail’le işbirliği yapmasını öneriyorlar!

Y-CHP, Kıbrıs ve Doğu Akdeniz sorununun temelini, “Türkiye’nin İsrail ve Mısır ile bozulan ilişkilerine” bağlıyor, doğal olarak çözümü de bu tespite bağlı olarak gösteriyor.

Kılıçdaroğlu, ABD-İsrail ilişkilerinin düzeltilmesi gerektiğini ve Batı Asya ülkeleri ile kurulan ilişkilerin doğru olmadığını savunuyor.

İsrail, Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin, Akdeniz’de kurmak istedikleri enerji denkleminin (stratejik işbirliğinin) Türkiye’ye karşı olduğu son derece açık iken, Kılıçdaroğlu’nun “bu cephede yer alalım” önerisini anlamak mümkün değildir:

“Müzakereler hemen başlasın, devam etsin, biz de destekleyelim” demek (1) karşı (düşman) tarafın yanında yer alalım anlamındadır…

***

KK, KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’ya destek veriyor.

Bu desteğin ne anlama geldiğini Akıncı’nın ne yapmak istediğinden öğrenelim:

Akıncı ne istiyordu?

Türkiye’nin garantörlük haklarından vazgeçmesini, Türk askerlerinin adadan çekilmesini ve bir miktar da toprak tavizi verilmesini.

Kısaca Rumların bile kabul etmediği Annan Planı‘nın hayata geçirilmesini istiyor.

Bunun karşılığında, Kıbrıs’ın AB’ye verilmesini, KKTC vatandaşlarının da ikinci sınıf Kıbrıs vatandaşı olmasını çözüm gibi görüyor.

Dersimli Kemal, Mavi Vatan’ın güvenliği, Türkiye’nin münhasır ekonomik bölgesinin tehlikeye atılması ve Türk Donanmasına Akdeniz’de bir deniz üssü işlevi gören adanın, fiilen ve hukuken elden çıkmasında sakınca görmüyor.

Yani, Kılıçdaroğlu ile Akıncı aynı cephededirler.

İkisi de “ver kurtul” tezini savunmaktalar..

Türkiye’nin PKK/PYD/YPG’ye üçüncü harekâtı yapacağı bir sırada, Kıbrıs konusunun, üstelik de ana muhalefet partisi tarafından gündeme taşınması, oldukça anlamlıdır…

SAVAŞI KÜÇÜMSEMEK BEŞİNCİ KOL FAALİYETİDİR…

ABD’nin gözetim, yardım ve koruması altında terör örgütü PKK’nın Suriye’deki kolu PYD’nin silahlı yapılanması olan YPG’nin, düzenli ordu şeklinde örgütlenme çalışmalarının hızlandırılması ve diğer askeri koşulların elverişliliği gözetilerek, TSK’nın PKK’ya karşı üçüncü büyük harekâtını başlatması, yurtsever komutanlar tarafından zorunlu görülüyorsa, başımız gözümüz üstündedir.

Tam da birlik ve beraberlik içerisinde hareket edilmesi gereken bu dönemde, Kıbrıs gibi diğer tartışmalı konuların gündeme taşınması ile bu harekâtın “yerel seçimleri kazanmak” amacıyla yapıldığının savunulmasını, beşinci kol faaliyetleri olarak değerlendirmek gerekir.

TSK’nın yurt dışında operasyon yaptığı bir sırada, hayat pahalılığını protesto için, “tilki tv”nin Atlantik ötesinden gelen talimatlara uyarak halkı sokağa çağırması da kabul edilemez.

Muhalefetin bu tür çağrılara değer vermesi siyasi intihar olur.

Türk halkının, böylesine kritik dönemlerde, bu tür örgütsüz densizliklere itibar etmeyeceği de bir başka gerçekliktir.

Operasyon kararından önce yukarıda saydığımız nedenleri protesto etmek amacıyla halkı bir siyasi disiplin çerçevesinde muhalefet sokağa çağırsaydı, haklı ve yerinde olan bu çağrıya biz de uyardık.

Savaş kararından sonra yapılacak olan çağrı, PKK’yı kurtarmak içindir, buna asla destek verilemez!

Yurtsever duruşun böyle olması gerekir.

Buna rağmen Reis’in bu zafiyeti, fırsatı ganimet gibi değerlendirmesini kabul etmek de mümkün değildir.

Hele de Fransa’daki “Sarı Yelekliler”in eylemleri ile Gezi Olayları’nı benzetmek ve buradan çıkış yaparak; yurttaşların Anayasal toplantı ve gösteri yürüyüşü haklarını kısıtlamaya kalkışmak ve gereksiz yere gözdağı vermek, Cumhurbaşkanına hiç yakışmamıştır…

***

TSK’nın sınır ötesi operasyonunu salt terörle mücadele olarak değerlendirmek hatalıdır.

Zira işin içerisinde bölge ülkeleri Rusya, İran, Irak, Suriye ve Türkiye ile birlikte ABD, İsrail, Suudi Arabistan, Mısır ve Birleşik Arap Emirlikleri ve koalisyon güçleri de vardır.

Bu bir savaştır.

Ve savaş bu iki cephe arasındadır.

Atlantik güçleri ile Avrasya güçlerinin karşı karşıya olduğunu görememek siyasi körlüktür.

Rusya Dış İşleri Sözcüsü Mariya Zaharova‘nın:

“Türk meslektaşlarımızla terör karşıtı operasyonlar düzenlenmesi de dâhil olmak üzere Suriye ile ilgili her konuda temas halindeyiz” sözleri (2) bu savaş gerçeğini vurgulamaktadır.

Aynı şekilde, Pentagon sözcülerinden Binbaşı Sean Robertson‘un:

“Koordinasyonsuz askeri operasyonlar ortak menfaatlerin altını oyacaktır” sözlerinden sonra;

“ Suriye’nin Kuzeydoğusunda, özellikle de ABD askerlerinin bulunduğu veya yakınlarında olduğu bölgelere yönelik herhangi bir tarafça atılacak tek taraflı bir adım büyük bir kaygıdır ve bu tür adımları kabul edilemez addederiz” (3) demesi de savaşın (gerçek) taraflarını açıkça ortaya koymaktadır…

***

Bu gelişmeler karşısında PKK’nın yayın organı ANF‘de yayınlanan ve PKK üst yöneticilerinden birinin kaleme aldığı anlaşılan analizde:

“Türk devletinin ne yapmak istediği anlaşılıyor ama ABD’nin ne yapmak istediği ciddi şüphe uyandırıyor” denmekle, (4) PKK/PYD’nin ABD’ye kara gücü olarak hizmet verdiği ve fakat her an satılma tehlikesi ile karşı karşıya oldukları gerçeğinin altı çizilmektedir.

Trump’ın PKK yöneticilerinin başına ödül koymasından sonra başlayan panik, bazı YPG militanlarının Suriye güçlerine teslim olmasına kadar gitmekle, işlerin ciddiyeti ortaya konmaktadır.

Yaşamakta olduğumuz bu sıcak savaşı küçümsemek, “siyasi rant” elde etme amaçlı olduğu söylentisini yaymak hiç tartışmaya mahal vermeyecek şekilde beşinci kol faaliyetidir…

Cemil Can

 

 

DİPNOTLAR:

 

(1)https://www.aydinlik.com.tr/denklem-turkiye-ye-karsi-kuruldu-turkiye-aralik-2018

 

(2) https://tr.sputniknews.com/columnists/201812131036615451-firatin-dogusu-operasyonu-astanayi-guclendirecek-ceyhun-bozkurt/

 

(3) https://www.aa.com.tr/tr/dunya/koordinasyonsuz-askeri-operasyonlar-ortak-menfaatlerin-altini-oyacaktir/1337119

 

(4) https://www.aydinlik.com.tr/pkk-da-telas-abd-bizi-satiyor-turkiye-aralik-2018

 

ASTANA’NIN FİŞİ!..

1_23

 

Artık Astana’nın fişini çekme vakti geldi” sözleriyle Türk halkının tepkisini çeken James Jeffrey ABD’nin Suriye Özel Temsilcisidir.

Türkiye’yi Astana sürecinden kopartmak amacını gizlemiyor.

ABD’ye göre, Astana ruhu küçük bir hamle ile öldürülebilir!

Türkiye’yi Cenevre masasına çekebilmek için kim bilir Jeffrey’in çantasında neler vardı.

Türkiye ve Rusya’nın girişimi ile yaratılan İdlib’deki çatışmasızlık bölgesinde küçük grupları kışkırtarak barış ortamını bozmak için ellerinden geleni yapıyorlar.

Türkiye sınırında 12 gözlem noktası oluşturarak, kara gücü olarak sahiplendikleri PKK/PYD’ye kalkan oluyorlar.

Silah sevkiyatına ise hiç ara vermediler…

Türkiye’nin Fırat’ın doğusuna yapacağı olası operasyonu engellemek için kim bilir daha ne yalanlar söyleyecekler…

Jeffrey’in son yalanını:

“(Gözlem noktalarının) Amacı, taciz ateşi açılmasından vazgeçirmek” olarak kayıtlara geçirdi. (1)

***

ABD’nin Suriye’nin ve Türkiye’nin toprak bütünlüğünü hedef alan bu düşmanca tavırları karşısında muhalefet partilerinin söyleyecek sözü yok mudur?

Dış güçlerin desteği ile “iktidara” gelebilecekleri düşünü kuranların, bu güçlere karşı söz söylemesi düşünülemez zaten.

İktidara gelebilmek için toprak bütünlüğümüzü tehdit edenlere en uygun düşen sıfat “düşman”dır.

Düşmanla işbirliği içindekilere de işbirlikçi denir elbette.

ABD’nin güney sınırımızda “Kürt devletçiği” kurma planı, Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı harekatları ile bozulmuştu.

Kim ne derse desin, bu operasyonlarda Rusya’nın hava savunma sistemleri bizim için çalıştı.

Uçak krizinden sonra Suriye sınırında uçak kaldıramadığımız o talihsiz günler geride kaldı.

Yaşamakta olduğumuz süreçte, başta Rusya olmak üzere bölge ülkelerinin katkıları unutulamaz.

Şu ana kadar 8 bin PKK’lıyı eğiten ve 30 bin PKK’lıyı daha eğitmeyi planlayan ABD, işte bu sürecin fişini çekmek istiyor.

Muhalefetin ise buna bir itiraz yok…

***

Jeffrey’i bir tek Türkiye Gençlik Birliği (TGB) protesto etti.

Dış İşleri Bakanlığı önünde “Mehmetçiğin katili Amerika” sloganı atan yurtsever gençler, “Astana’nın değil ABD’nin fişini çekeceğiz” dediler… (2)

İyi ki TGB var…

CHP Gençlik Kollarının adı var, kendi yok!..

***

Kemal Kılıçdaroğlu, yerel seçim öncesinde Abdullah Gül ile neden görüştü?

2,5 saat ne konuştular?

Görüşmeyi yalanlamayan Kılıçdaroğlu, Abdullah Gül ile dış politikayı konuştuk dedi.(3)

Diyelim dış politikayı konuştular, bu konuda bir açıklama yapmaları gerekmez mi?

Hükümetin dış politikasını eleştiriyorsa, yerine ne önerdiğini ana muhalefetin lideri seçmene açıklamaz mı?

Dersimli Kemal, dış politikayı fiilen belirleyenlerle değil, AKP’nın dışladığı eski Cumhurbaşkanı ile neden konuşur acaba?

Erdoğan’a karşı Cumhurbaşkanı adayı yapmak için atmadığı takla kalmayan Kılıçdaroğlu’nu, Gül’le aynı karede poz vermeye mecbur eden ABD’den başka ülke olamaz…

***

Ergenekon ve Balyoz tertiplerini “delillendirin” diyen, FETÖ’nün devletin en önemli kurumlarına sızmasında birinci derece rol alan, 15 yıllık AKP iktidarı süresince Anayasaya ve evrensel değerlere aykırı olan yasal düzenlemeleri onaylayarak, ülkenin bu duruma gelmesinin baş sorumlularından olan biri ile ana muhalefet partisinin genel başkanı neyi konuşur?

Dersimli, eski bir Cumhurbaşkanı ile görüşerek ufkunu açacak ise neden Ahmet Nejdet Sezer ile görüşmez ki?..

Abdullah Gül ile aynı cephede yer almak CHP’ye ne kazandıracak?

Sorgulamayı bırakan CHP tabanı, Dersimli Kemal’ın öncülüğünde yapılan ihanetleri görmüyor bile!

Bu nedenle de onu değiştirmeyi asla beceremez…

***

CHP’deki delege yapısı kişisel menfaat üzerine oturtulduğu için delegeleri ikna ederek yönetimi değiştirmek imkansız hale gelmiştir.

Hele de kısmi olarak yerel seçimlerde gösterilecek “başarı”dan sonra genel başkanın değişmesini dile getirmek bile “aforoz” nedeni olacaktır.

CHP delegelerinin yapısı konusunda en doğru fikri veren örnek, son günlerde kamuoyuna yansıtılan bir istifa olayıdır:

Aynı zamanda kurultay delegesi olan CHP Şırnak İl Başkanı’nın istifa gerekçesi gerçekten ilginçtir. (4)

CHP’nin en yüksek karar organı olan Parti Meclisi’ne Deniz Baykal’ın listesinden giren Savcı Sayan’ın, AKP’den Ağrı Belediye Başkan adayı olması da CHP’nin bir başka acınacak yanıdır… (5)

Dersimli Kemal yönetimindeki Y-CHP; ilkesizliğin, kokuşmuşluğun ve çürümüşlüğün adresi olmuştur…

FETÖ‘nün avukatlığını yapan, PKK‘nın Meclis’teki uzantısı HDP ile görüntü vermek için fırsatlar yaratan, SOROS‘un yöneticilerini savunan Dersimli Kemal’in peşinden gitmek zorunda bırakılan kitlelerin uyandırılması da mümkün görülmemektedir.

Adalet Yürüyüşü” ile gazı boşaltılan muhalefetin, iyice zorlaşan yaşam koşullarını bile protesto edecek cesareti ve takatı kalmamıştır.

Bu nedenlerle:

Y-CHP iyice dibe vurmadan, CHP’nin yüzeye çıkması imkansız hale gelmiştir…

Cemil Can

 

DİPNOTLAR:

 

(1) https://tr.sputniknews.com/ortadogu/201812071036529010-abd-suriye-turkiye-ypg-gozlem-noktasi-jeffrey/

 

(2) https://www.ulusal.com.tr/gundem/tgb-den-abd-suriye-temsilcisi-jeffrey-e-protesto-h218209.html

 

(3) https://www.cnnturk.com/video/turkiye/kemal-kilicdaroglu-abdullah-gulle-gorustu

 

(4) https://www.sozcu.com.tr/2018/gundem/eski-chp-sirnak-il-baskani-akpye-gecti-2773327/

 

(5) http://t24.com.tr/video/akpnin-agri-belediye-baskan-adayi-savci-sayanin-bu-sozleri-tekrar-gundemde,17679

 

 

 

 

 

 

BÜYÜK KUMPASTA SONA GELİNDİ..

ergenekon

 

İstanbul 4. Ağır Ceza Mahkemesinde 235 kişinin yeniden yargılandığı davada Duruşma Savcısı 658 sayfalık esas hakkındaki mütalaasını mahkemeye sundu.

Cumhuriyet Savcısı Abdurahman Hacısalihoğlu, Ergenekon davasının FETÖ Darbe Girişiminden bağımsız ele alınmayacağını belirterek:

Ergenekon terör örgütü yok” dedi…

***

FETÖ üyesi savcılar tarafından hazırlanan (eski) iddianamede:

ADD, ÇYDD, Talatpaşa Komitesi gibi dernek faaliyetlerinin, Aydınlık ve Ulusal Kanal yayınları, ‘Cumhuriyet Mitingleri’ kitlesel eylemlerin darbe amaçlı örgüt faaliyetleri” olarak kabul edilmişti.

15 Temmuz Darbe Girişimi başarılı olsaydı bu faaliyetlere katılan yurtseverlerin tamamı hapiste olacaktı.

Mütalaada:

“Aynı sosyal ortamda bulunan, aynı dernek/vakıf/parti üyesi olan kişilerin kendi aralarında yapmış oldukları görüşmelerin, HTS kayıtlarının sayısının, siyasi içerikli yazışmalar ve notların mahkemece örgütsel faaliyet kabul edildiği, buna karşın söz konusu faaliyetlerin sosyal ve siyasi faaliyet olarak değerlendirilmesi gerektiği, sanıkların güncel siyasi konularda yapmış oldukları görüşmelerdeki sözlerin, eleştiriden öte, hükümeti ortadan kaldırmaya yönelik eylem hazırlığı olarak kabul edildiği, bu bağlamda ‘ifade özgürlüğü‘ kapsamında değerlendirilmesi gerekli açıklamaların örgütsel faaliyet olarak değerlendirilemeyeceği” belirtildi…

***

Güncel siyasi konularda yapılan eleştirileri, hükümeti ortadan kaldırmaya yönelik eylem hazırlığı olarak kabul eden FETÖ yargısını destekleyen sözde “solcular” ve liberaller ile; “Darbecilerle yan yana görülmeyelim” diyerek, TSK’nın kahraman subaylarını peşinen suçlu ilan eden ve “Ordu darbecilerden temizlensin” diyerek bu çağdışı yargılamalara destek olan yüzsüzlerin, bu mütaalayı okuduktan sonra, yüzlerinin hangi rengi aldığını çok merak ediyorum…

Ergenekon ve Balyoz darbe hevesidir” diyen MHP Genel Başkan Yardımcısı Celal Adan’a, “Evet doğrudur” diyerek destek veren Devlet Bahçeli; mütalaanın açıklamasından sonra, “Ergenekon Davası iddianameye göre çökmüş durumdadır” dediği için, ona gerçekten söylenecek söz bulamıyorum…

Bu davaların “Başsavcısı” Erdoğan’a ise, söylenmesi gereken sözleri, doğal olarak onu “aldatanlara” söyleyeceğimden, sitem etme faslını bu şekilde kapatıyorum!..

27 Aralık’ta karara çıkması beklenilen bu dava ile; delil üreten ve ürettiği delillere göre karar vererek, TSK’yı savaşmadan teslim alma hesabı içerisindeki ABD ajanlarının/uşaklarının yarattığı karanlık dönemin kapanacağını umuyorum…

Böylece ABD’nin TSK’yı çökertme planlarından biri daha boşa çıkartılmış olacaktır…

***

Emperyalizmin tek planı olmaz ki…

Daha B, C, D… planları var:

Rusya ile Ukrayna arasındaki Kerç Boğazı krizinin arkasından da ABD çıktı.

Ukrayna Cumhurbaşkanı Poroşenko, Kerç krizini bahana ederek NATO unsurlarını Karadeniz’e davet etti.

Amaçlarının Türk Donanmasını Karadeniz’e hapsetmek olduğu çok açıktır.

Böylece Doğu Akdeniz’i değneksiz köy yapacaklar ve rahatça hidrokarbon arayabilecekler.

2010 yılında Obama ile Yanukoviç arasında imzalanan ABD-Ukrayna Stratejik Ortaklık Antlaşması, (1) 17 Kasım 2018 tarihinde yeniden ele alındı. (2)

Açıkladıklarına göre, iki ülke Türk Akımı’nın Avrupa bağlantısını durdurmak için stratejik işbirliği yapacaklar…

***

Bir taraftan da havuç-sopa politikasını ısıtıp ısıtıp önümüze koyuyorlar:

Pentagon’un 15 Kasım’da Kongre’ye sunduğu raporda; Türkiye’yi Rus S-400 füze savunma sistemi alımından vazgeçirerek, gerçek bir alternatifin sunulmasının önemli olduğuna vurgu yapıldı.

Suriye’de PKK/PYD’yi destekleyerek toprak bütünlüğümüzü tehdit eden ABD, İsrail, Yunanistan, Mısır ve GKRY ile birlikte hareket ederek; Doğu Akdeniz’deki hidrokarbon kaynaklarımızı da yağmalamaya çalışıyor.

ABD ile her cephede savaş halinde olduğumuz tartışma götürmediği ortada iken, muhalefetin bu milli konularda söyleyecek sözünün olmaması anlaşılır gibi değildir…

***

Daha da önemlisi; yerel seçimlere odaklanan CHP, tabanını ABD’nin Karagücü PKK’nın Meclis’teki siyasi uzantısı HDP ile ittifaka hazırlamak için çırpınıp duruyor.

9 Nisan 2018 günü Mersin’deki panelde bir araya gelen CHP ve HDP yöneticileri, tabanı ikna etmek için 81 ilde HDP ve CHP yöneticilerinin katılacağı paneller yapma kararı aldılar. (3)

HDP’li Ahmet Özer, CHP Mersin İl Başkanlığında düzenlenen panelde 18 maddelik ortak manifestoyu okumuştu.

HDP ile ittifak manifestosunda, tutuklu olan PKK’lı belediye başkanları ile milletvekillerinin serbest bırakılmaları ve görevlerine döndürülmeleri istendi.

CHP Hatay İl Başkanlığında; Hrıstiyan vatandaşların Paskalya Bayramını kutlayan CHP Genel Başkan Yardımcısı Öztürk Yılmaz da, “Bizim kuracağımız ittifak geniş tabanlı halkın ittifakı olacaktır” diyerek HDP ile yapılacak ittifakı savundu…

***

Y-CHP yöneticilerinin CHP’yi bitirme pahasına, HDP ile dirsek temasında bulunmaktaki ısrarlarının ABD telkinleri ile olduğu şüphenin ötesine geçmiştir artık:

Diyarbakır’da toplanan HDP Gençlik Meclisi’nde; HDP Milletvekili İmam Taşçıer:

“Kürt halkının özgürlüğü sağlanana kadar serhildanlar devam edecek. Kürdistan’ın her dört parçasında da Kürt halkına baskılar var. Bu nedenle Kürt halkının ittifakını sağlamalı ve kongreyi (Kürt Ulusal Birliği Kongresi) gerçekleştirmeliyiz” diyerek (4) gerçek niyetlerini açıkça söylemesine rağmen, Y-CHP’nin HDP/PKK ve dolayısıyla ABD saflarında yer almaktaki ısrarını anlamak mümkün değildir…

Dört ülkeden (Türkiye, Iran, Irak ve Suriye) toprak kopartarak, ayrı bir Kürt devleti kurma amacı ile hareket eden radikal Kürtlerin, siyasi partilerine ve silahlı örgütlerine kol kanat germek, onların avukatlığını üstlenmek CHP’nin üzerine ne zamandan beri vazife olmuştur?

Dersimli Kemal’in, CHP Genel Başkanlığına getirilmesi ile bu süreç başlatılmıştır.

İlginçtir; ABD, İsrail ve Suudi Arabistan’ın kışkırtması ile başlayan İran eylemlerini bir tek Y-CHP, “özgürlük ve demokrasi arayışı” olarak değerlendirmiştir… (5)

Bu durumlar, samimi CHP’lilerden gizlenmekte, CHP’deki eksen kaymasını görüp eleştirenlere ise “İç sorunlarla uğraşanlar gitsin” diyerek kapı gösterilmektedir…

CHP’yi geri almadan demokrasi kavgasını kazanmak olanaksızdır…

Cemil Can

DİPNOTLAR

(1) http://old.qha.com.ua/tr/siyaset/abd-ukrayna-iliskileri-stratejik-ortaklik-antlasmasina-gore-yurutulecek/68932/

 

(2) https://tr.sputniknews.com/columnists/201811281036368150-perincek-abd-ukrayna-kerc-provokasyonunu-planladi-hedefte-rusya-turkiye-var/

 

(3) https://www.aydinlik.com.tr/chp-panelini-hdp-li-yonetti-politika-nisan-2018

 

(4) https://www.durushaber.com.tr/gundem/kurt-gencleri-ulusal-birlige-onculuk-etmelidir-h25758.html

 

(5) https://www.haberler.com/chp-grup-baskanvekili-altay-aciklamasi-10410966-haberi/

BÜYÜRKEN KÜÇÜLÜYORUZ!..

Bahçeli, 31 Mart seçimlerinde “tehlikeler” olduğunu hissettikten sonra:

Önlem alınmazsa Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nin ölümcül darbe alacağını” söyleyerek, bir kez daha her türlü milliyetçiliği ayaklar altına alan Reis'in, ayaklarının altına serdi kendini...

Hazret, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nin “ölümcül darbe” almasını önlemeye çalışıyor!

Sistem darbe alırsa, yeniden Parlamenter Sistem'e döneceğimizden korkuyor galiba.

Çünkü Parlamenter Sistem'de MHP'nin tek başına iktidara gelme ihtimali var.

Onu yok ediyor sağlığında!...

***

Gerçekten de Parlamenter Sistem'de, MHP'nin iktidara gelmesi en güçlü ihtimaldi.

Zira yüzde 70'den fazlası muhafazakar-sağ görüşlü olan seçmenin, gidebileceği başka parti yok ki.

Üstelik, milliyetçilik dünya çapında yükselişe geçmişken.

Bahçeli, MHP'nin tek başına iktidar olma olasılığını bilerek ve isteyerek yok ediyor!..

Sanki AKP'yi iktidarda tutma görevi verildi.

Ve o görevi yerine getirmek için, ülkücüleri aşama aşama hadım edip, etkisizleştirdi...

Nerede o:

Omuzlarında siyah palto, ellerinde tespih çeviren, ayaklarında yumurta topuk ayakkabı olan Bozkurtlar!

Nerede o:

“Komünistler Moskova'ya, Milliyetçi Türkiye” diye ensemizde slogan atanlar...

Hani “Tanrı Dağı kadar Türk, Hira Dağı kadar Müslüman”dınız, yer yarıldı da içine mi girdiniz?..

Yoksa Moskova'ya mı göçtünüz?..

***

Reis, AB'nin Türkiye'ye yaptığı mali yardımların 2017 yılı için olan 123 milyon Avroluk bölümüne ilişkin anlaşmayı onayladıktan sonra:

AİHM'nin verdiği kararlar bizi bağlamaz. Terör örgütü ile ilgili verdiği birçok karar var. Bizim de yapabileceklerimiz var. Karşı hamle ile işi bitiririz” dedi...

Yardım anlaşmasını onaylayan Erdoğan, resmen “Türkiye'de hak ve özgürlüklerin eksik olduğu” uyarısını da kabul etti.

Bundan sonraki, karşı hamle ile “işi bitiririz” sözlerini, AKP seçmeninden başka ciddiye alan olmaz...

Reis, 31 Mart Yerel Seçimleri için AKP tabanına, “Eyyy! AB” mesajını veriyor...

“Yerler mi?” diye sorarsanız, “yerler” diye cevap veririm.

Defalarca denenmiştir, oradan biliyorum...

***

Dersimli Kemal, muhafazakar-sağ görüşlü adayları belediye başkan adayı göstererek, görevinin son bölümünü başarı ile tamamlama derdindedir.

Kim vermiş ona bu görevi, görevi nedir” diye mi sordunuz?

Küresel güçler (emperyalizm) tarafından Deniz Baykal'a yapılan kaset operasyonundan sonra, bir projeyi uygulamak üzere CHP'nin başına getirilen Kılıçdaroğlu, büyük ölçüde partiyi dönüştürdü.

Nokta.

Şu dönüştürme işini bir türlü anlamadınız gitti, değil mi?

Önce, Atatürk İlkeleri ile 6 Ok'a yürekten bağlı yurtseverleri parti yönetiminden ve partiden uzaklaştırdılar.

Sonra, kadrolarını PKK/HDP'ye yakın olanlardan seçerek; CHP'yi HDP'nin yedeği haline getirdiler.

Bundan sonra CHP, Y-CHP olarak anılmaya başlandı.

Eşek baştan aşağıya boyandı bir kere, tanıyamazsınız!

Soros'un adamlarının, Cumhurbaşkanlığına Cumhuriyet düşmanı, gerici Ekmeleddin İhsanoğlu'nu aday göstererek başlattığı “sağcılaşma süreci”ni (yani dönüşümü), Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığına MHP'li Mansur Yavaş'ı aday göstererek sürdürdüler...

Bu seçimlerde de CHP'li olmayan daha fazla sayıda kişiyi aday göstererek, CHP tabanına, CHP'li olmayanlara (sağ görüşlü siyasetçilere) oy vermeye alıştıracaklar.

Bir ara “Alışırsınız, alışırsınız” demişti ya bir amca, o cinsten işte...

Sonrası kolay:

Yalama olan seçmen, artık kendiliğinden oyunu götürüp CHP'li olmayan adaylara verebilir.

Böylece, CHP yönetiminde başarılan “dönüşüm” tabanda da tamamlanır.

Sağcılara oy vererek, CHP'yi iktidara taşımak” formülüne sıcak bakan ne kadar da “yurtsever” varmış!

Dersimliye, bu hizmetlerinin karşılığında Cumhurbaşkanlığı Yardımcılığının verilmesi gerekir.

Bence az bile kalır...

***

Bir üst paragrafta yazdıklarımın pek çok kanıtı vardır.

En sonuncusunu söyleyerek bitiriyorum:

CHP'nin Cumhurbaşkanı Adayı Muharrem İnce'nin, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı adaylığı için şart koştuğu sandığa, Dersimli'nin itiraz gerekçesi en önemli kanıtımdır.

Ne diyor Dersimli Kemal, sadece CHP'lilerin seçeceği bir adayla İstanbul'u alamayız ki!

Yani İstanbul'u alabilmek için, sağ görüşlü bir aday göstermek durumundayız demek istiyor.

Ayrıca sandık koymak için İl Yönetimi yetkilidir de demiş.

Külliyen yalan konuşuyor.

Önseçim, eğitim yoklaması veya merkez yoklaması gibi seçenekler, tamamen Parti Meclisi'nin yetkisindedir...

Açın tüzüğe bakın bir kere Allah aşkına!

Size bir soru daha:

Sağ görüşlü belediye başkanı seçince, CHP belediye başkanlığınız kazanmış mı oluyor?

Kafa budur işte!...

***

Bu kadar siyaset yeter.

Gelelim Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi (CİMER) tarafından verilen resmi rakamlara:

Geçen yılda; 15 bin 216, bu yılın ilk yarısında 6 bin 741 olmak üzere son 18 ayda; 21 bin 597 çocuk gebeliğe zorlandı.

Tercüme edelim:

Bu ülkede, bir buçuk yılda 21 bin 597 çocuk tecavüze uğramıştır!..

Bir defadan bir şey olmaz” mı dediniz!

Bir defa mı dedim?!

Son 6 yılda, 142 bin 298 çocuk “anne” oldu, hadi gözünüz aydın!

Bunların çoğu dini nikah ile evlendirilmiş...

Ona da şükür, ya nikahsız olsalardı, ne olurdu o çocukların hali!..

Türbanları başlarındaydı tabii!..

Bir günde tecavüz edilen kız çocuğu sayısı ortalama 40'tan fazla...

Hava tahmin raporu gibi kayıtlara girmiş!..

2002'den bu yana 18 yaşın altında 440 bin çocuk doğum yaptı.

15 yaşın altında cinsel istismara uğrayarak doğum yapan çocuk sayısı 15 bin 937'ye ulaştı.

20 Kasım Dünya Çocuk Hakları Günü nedeniyle açıklanmış bu rakamlar...

Utandınız mı?

Suya sabuna dokunmayan pis herifler!..

***

Erkek çocuklar için kayıt tutulmuyormuş galiba.

Osmanlı'da onlarla “eğleşmek” ayıp sayılmıyormuş.

Peki, erkek çocukları “bademlemek İslam kültüründe var” diyenlere ne demeli!?

Oğlancılık” padişahlardan kalma bir zaafımızdır öyle mi?...

Ensar Vakfı'nda olanları İslami hayat tarzına uygun bulanlara, bin kez lanet olsun...

***

CHP'nin hazırladığı rapora göre; dünyada cinsel istismar, taciz ve tecavüz olaylarında üçüncü sıradayız.

İstismar davaları, son 10 yılda yüzde 700 artmış.

Türkiye'de 2 milyona yakın çocuk işçi var; her 10 çocuğun 8'i kayıt dışındadır.

482 bin 188 çocuk ise eğitim dışı kalmış.

1 milyon çocuk, tarikatların elinde “eğitim” görüyor.

Özel eğitim kurumlarının 3'te 1'i tarikatlara bağlı.

Tarikat yurtlarında kalan öğrenci sayısı:224 bini bulmuş...

Nasıl da büyümüşüz ama, değil mi?..

Cemil Can

KARTLARI YENİDEN KARMADAN!..

 kartlar yeniden karılmadan_1

FETÖ’nün soruları çaldığı 33 sınavla ilgili araştırmalar devam ederken, şu ana kadar sınavda 18 bin kopyacı tespit edildi.

Bizim çocukların kamu hizmetlerine neden giremediği şimdi anlaşıldı mı?

Kamu hizmetlerinden adeta yasaklı olan bu kesimin, kişisel teşebbüs seçeneği de yok gibidir.

Sermayeleri yok!

Özel sektör, çalışanlarının sayısını azaltarak ayakta durmaya çalışıyor.

Orada da istihdam edilmeleri imkansız görünüyor.

Gelecek güvencesinden yoksun olan gençler, ülke yönetimine katkı için zaman ayıra bilir mi?

***

Tiyatro oyuncusu Berhan Şimşek bir televizyon kanalında konuşuyor:

Dişe dokunur bir şey söylediği yok.

Yalnız bir sözü dikkatimi çekti:

“AKP yerel seçimlerle geldi, yerel seçimlerle gidecek” dedi…

Alkışlar gırla gidiyor…

Demek ki, hala bu görüşe inanlar var!

Yerel seçimlerle iktidarın değişeceğine inananlar, elma ağacından karpuz bekliyorlar!

***

İnsanlar politikadan uzaklaştırılınca, ne yazık ki saçma sapan fikirler taraftar buluyor.

Şu kadarını söyleyeyim ki:

Yerel yönetimlerde “kısmi başarı” olma da sonuca etkili olamaz.

Nedeni ayan beyan belli:

Beşiktaş Belediye Başkanını görevden alan irade, onları da alır veya kendine bağlar.

Yoksa bu belediye hakkında söylenenler doğru muydu da başkana sahip çıkamadılar?

Hazinedar’ın arkasında dimdik duracak siyasi bir irade neden yok?…

***

İnadına inadına konuşmuyorum; 31 Mart’a şunun şurasında ne kaldı.

Yaşayıp göreceğiz…

Mevcut belediyeler bile kaybedilebilir.

Nasılsa kabahati halka yüklemek kanıksandı!

Baykal’ı bile arattı bu vatansızlar…

***

Muhalefet, Godot’u bekler gibi Reis’in değişmesini bekliyor!

O kadar olsa iyi:

Reis’in Cumhuriyetin ilkelerine bağlı kalmasını, kurucu değerleri özümsemesini, Atatürk’ü sevmesini istiyorlar.

İstemekle olur mu bunlar?

Reis’i değiştirmek için seçimlerin yeterli olmayacağına inanan kesim ise şaşkın…

Şaşırmakta haklılar, Dersimli’nin tek seçeneği kaldı:

PKK’nın kontrolündeki (HDP’li) seçmenin Y-CHP’ye oy vermesini sağlamak.

Ahmet Türk’le, bu konuları görüşen Dersimli, CHP’yi PKK’ya taşıyıcı annelik yapmaya mecbur bırakmış.

Nereden mi biliyorum?

Türk, Kılıçdaroğlu, söylediklerimi onayladı dedi.

Türk, “Türk Milleti’nin bölünmez bütünlüğü” için birlikte mücadele edelim demedi herhalde!

Ya ne dedi?

***

Hakkını teslim etmek gerekir.

Dersimli, görevini hakkıyla yerine getiriyor…

ABD’nin PKK’ya verdiği silah desteği, Dersimli’nin siyasi desteği yanında bir şey değil.

Türk halkı PKK ile işbirliği yapanlara oy vermeyeceğine göre, Y-CHP’nin siyasi iddiası sınırlıdır:

Birkaç belediye daha kazanıp, aralarında PKK’lıların da olduğu yardakçılarını istihdam etmek.

Var mı ötesi?

Söyleyin…

***

Vah Atatürk’ün partisi vaaaah!

Kurucuların, bir gün emperyalizmin çıkarlarına hizmet edeceğini öngörebilseylerdi, Cumhuriyet Halk Fırkası’nı kurarlar mıydı hiç?..

Keşke Anadolu ve Rumeli Müdafaa-ı Hukuk Cemiyeti, öyle kalsaydı…

Hiç değilse vatan sathında Kuvayi Milliyeci kahramanları vardı.

Düşmana kök söktürürlerdi…

***

Kim ne derse desin, Fesli Kadir’e sahip çıkan Reis, ideolojik tutarlılık içerisindedir.

Muhalefet Reis’i değiştiremeyeceğine göre, bizim muhalefeti değiştirmemiz şart oldu…

Lafı gevelemeyelim; başka alternatifi olan söylesin.

Tek adamla nasıl baş edeceğinizi tane tane anlatın da anlayalım…

Ya da bir yol açın, muhalefetin önünü tıkamayın…

***

Yerel yönetim seçimlerinde “başarılı” olmakla, yani kazanılan belediye sayısını artırmakla iktidar

değiştirilemez.

Başkanlık Rejimi”ndeyiz, uyanın artık…

Hele de rejimin değiştirilmesine direnemeyenler, -üstelik tam hukuksuzluk hali varken- karşı devrimi durdurup geri döndüremezler.

İş başa düştü.

Önce muhalefeti değiştirmekten işe başlayacağız…

Boykotu bir kez daha düşünün derim…

***

Tek adam rejimini” yıkmak için gerçek bir muhalefet gerekir.

Gerçek muhalefet tutarlı ve kararlıdır.

Görevleri çok ve ağırdır.

Adalet Yürüyüşü” ile İstanbul’a kaçan Dersimli Kemal’in bu görevler karşısında seyirci olarak bile yeri olamaz.

Bu zat ekibiyle birlikte siyaset tarihindeki yerlerini almadan, rahat nefes almayacağımız son 10 seçimde ortaya çıkmıştır.

Bunları yaşamamış gibi davranamazsınız!..

***

Dersimli Kemal’in, AKP’den kurtuluş reçetesi de oldukça ilginçtir:

Aklınca AKP’nin seçmenine yalvararak, Erdoğan’a oy vermemelerini sağlayacak.

Böylece AKP’den kurtulacağız!..

Ölme eşeğim ölme…

***

Boykot” seçeneği ciddi bir siyasi tavırdır.

Aynı zamanda yeni bir çıkış yolunu da gösterir.

Boykot edenler karşı tarafa oy vermiş olmazlar; kendileri gibi düşünenlerin sayısal durumunu artırırlar.

Boykot, ciddi bir orana ulaşırsa yeni bir dönemin başlangıcı olabilir.

Hem iktidarın hem de muhalefetin tabanını yitirdiği inancını güçlendirir.

Meşruiyetlerini de tabii…

Ondan sonra oluşacak yeni bir örgütlenme, gerçek muhalefet işlevini sürdürebilir…

Geriye gidişi durduracak olan dinamikler, bu örgütlenme içerisinde yer alır ve inisiyatif kullanırlarsa geriye gidiş durdurulabilir.

Ancak o zaman kartlar yeniden karılabilir…

Cemil Can

 

 

 

 

 

 

 

 

 

“DİYANET ORDUSU”!..

 misiroglu3_16_9_1541840582-880x495

Anayasamızın 136. maddesi, Diyanet İşleri Başkanlığının görevlerini “laiklik ilkesi doğrultusunda, bütün siyasi görüş ve düşünüşlerin dışında kalarak ve milletçe dayanışma ve bütünleşmeyi amaç edinerek” yerine getirir hükmünü amirdir. (1)

4121 Sayılı Kanununun “Görev” başlıklı 1. maddesi: “ İslam Dininin inançları, ibadet ve ahlak esasları ile ilgili işleri yürütmek, din konusunda toplumu aydınlatmak üzere” Diyanet İşleri Başkanlığının kurulduğunu açıklar. (2)

Mevzuat son derece açıktır:

Diyanet İşleri Başkanlığı görevlerini yerine getirirken laiklik ilkesi doğrultusunda hareket edecektir.

Bütün siyasi görüş ve düşüncelerin dışında kalacaktır.

Ve:

Milletçe dayanışma ve bütünleşmeyi amaç edinecektir…

***

Son Diyanet İşleri Başkanımız Prof. Dr. Ali Erbaş, bir gün sonrası Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün ölümünün 80. yılı olmasına rağmen, 9 Kasım Cuma Hutbesinde adını anmaması haklı olarak tepkiyle karşılandı.

Başkanın aynı gün Cuma Namazından sonra, resmi kıyafetini giyerek Kadir Mısıroğlu’nu ziyaret etmesi ise oldukça anlamlıdır.

Kadir Mısıroğlu’nun evinde gerçekleşen görüşme fotoğraflarının Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından fotoğraflanarak servis edilmesi daha da anlamlıdır.

Gelen tepkiler üzerine Başkanlığın yaptığı; Kadir Mısıroğlu’nun evde ziyaret edilmesinin “insani amaçlı” olduğu şeklindeki açıklama ise ziyaretten daha kötü etki yaptı.. (3)

Zira “tarihçi ve yazar” olarak tanıtılmak için çok özel çaba gösterilen Kadir Mısıroğlu:

Keşke Yunan galip gelseydi. Ne hilafet yıkılırdı. Ne Şeriat Yıkılırdı(4) sözleri ile hafızalarımıza kazınmıştır.

Kendi ağzından itiraf ettiği gibi bu zat; Cumhuriyet düşmanıdır, hilafet ve şeriat yanlısıdır…

Böyle kişiliğe sahip birini, Diyanet İşleri Başkanı’nın resmi kıyafetiyle evinde ziyaret etmesini “insani amaçla” açıklamak olanaksızdır.

Ziyaret Diyanet İşleri Başkanlığı adına yapılmıştır.

Başkanın davranışı hem Anayasaya hem Teşkilat Yasasına hem de Devlet Memurları Yasasına aykırıdır…

***

9 Kasım tarihli Resmi Gazetede Diyanet İşleri Başkanlığına 8489 kadro ihdas edildiği yazmaktadır. (5)

Başkanlığın bütçesi; Eğitim, Sağlık, Kültür ve Turizm Bakanlıkları bütçelerinin toplamından daha fazladır. (6)

2017 yılı itibariyle Diyanet’in personel sayısı: 109.332’dir. (7)

Erdoğan, Camiler ve Din Görevlileri Haftası dolayısıyla Külliye’de düzenlenen programda:

“140 bin kişilik böyle bir ordunun olduğu yerde neden beklediğimiz neticeleri alamıyoruz?” ifadelerini kullandığını hatırlıyoruz… (8)

Demek 140 bin kişilik ordu!

100 bin imam-müezzin, 20 bin kadrolu kuran kursu öğretmeni, 20 bin geçici Kuran kursu öğretmeni, 3 bin vaiz ve 125 müftü…

İmamlar, her yerleşim biriminde varlar, onların açıktan desteklediği bir partiyi kim yenebilir ki?

***

Diyanet İşleri Başkanlığı Hukuk Müşavirliği 9-12 Ekim tarihlerinde Kızılcahamam’da bir çalıştay düzenlediğini biliyoruz.

Çalıştayda, “siyaset yasağı”nın yeniden tanımlanması kararı alındı.

Diyanetin hukukçuları siyaset yasağının nasıl delineceğini tartıştılar.

Bir yolunu bulacaklarına en ufak kuşkum yok!

Bir yönetmelikle, Anayasa yargısı dışına çıkabileceklerine inanıyorum.

Yargı ile imamlar arasında çıkacak olası tartışmadan imamların galip çıkacağı da kesindir…

“Andımız” tartışmalarını izleyenler, bir de yakında verilecek olan Danıştay İdari Dava Daireleri kararını görsünler, ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız…

***

Siyaset yasağı kalktıktan sonra, siyasette sıkça kullanılan; yalan, riya, sahtekarlık, hile gibi ahlak ve din dışı argümanları din adamları nasıl kullanacaklar çok merak ediyorum.

Siyasetteki kirlilik, siyasetle ilgilenen din adamları eliyle dine de bulaştırılacak.

Din bezirganı” nitelemesi sarık ve cüppe giyen imamlara pek yakışacak gibi!

Örneğin; siyasi rakibi hakkında ağır eleştiriler yapan bir imamın arkasında, rakipleri namaz kılar mı bilmiyorum.

Camiye siyaset girince cemaat da bölüneceğine göre, muhalefette kalan cemaate kim bilir imam nereden bulacaklar.

İthal edilebilir mi?

140 bin kişilik “Diyanet ordusu” içerisinde, Reis’e muhalif bir tek imam gösterin bileğimi keseyim!

***

Siyaset yasağı kalkan imamlar, kendileri ile aynı görüşte olmayanları “kafir” ilan ederse ne olacak?

Cumhuriyetin cenaze namazını kıldırmak için abdest alanlar, bizim cenaze namazlarımızı kıldıracaklar mı acaba?

Bir süre sonra siyasetle ilgilenen imamların, silah taşıma ihtiyacı ortaya çıkacak.

Bir de bu “ordu”nun silahlı halini düşünün!

***

Kim ne derse desin; Reis, karşıdevrimi yapmıştır.

Şimdi Cumhuriyetin temel kurumlarını dönüştürüyor…

İhanet çizgisinde yürüyen muhalefet ise, birkaç belediyeyi kazanarak bu sürecin tersine çevirebileceği umudunu kitlelere aşılıyor.

İmkansız bir şey!

Mühürsüz oldukları için geçersiz olan oyların, “geçerli” sayılarak Anayasanın değiştirilmesine direnemeyenlerin peşinden bir adım bile atılmaz.

Görünüşü kurtarabilmek için “Adalet Yürüyüşü” ile halkın gazını alan bu zavallılar sayesinde karşıdevrim başarıldı.

Ar damarı çatlayanlar pek yakında “Diyanet ordusu”na katılırlarsa şaşırmam…

Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1) http://www.mevzuat.gov.tr/MevzuatMetin/1.5.2709.pdf

(2) http://www.mevzuat.gov.tr/MevzuatMetin/1.5.633.pdf

(3) https://www.yeniakit.com.tr/haber/diyanet-erbasin-kadir-misiroglu-ziyaretine-dair-aciklama-yapti-543213.html

(4) https://www.youtube.com/watch?v=v0TSyJ8_8LA&fbclid=IwAR1qcrqbYBwEyeWdtkXC76vBTG4aF2UWB7omMdTuRc5_1mY-gL6k2qsOF8c

(5)http://www.resmigazete.gov.tr/main.aspx?home=http://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2018/11/20181109.htm&main=http://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2018/11/20181109.htm

(6) https://www.sozcu.com.tr/2018/ekonomi/diyanetin-butcesi-istihbarati-5e-katladi-2678028/

(7) https://www.muftulukhaberler.com/diyanet-isleri-baskanligi-personel-sayisini-acikladi/1933/

(8) https://www.yenicaggazetesi.com.tr/erdogan-140-bin-kisilik-bir-ordu-207538h.htm

BU KAFALAR İLE…

seyhin_ipi

 

Dokuz Eylül Üniversite’sinin akademik yıl açılışında konuşan Reis:

“Türkiye nasıl oluyor da dünyanın en büyük 500 üniversitesi arasında esamisi okunmuyor? Eğitimde alt yapı ve kapasite bakımından büyük mesafe kat etmemize rağman, içerik ve sistemde büyük sıkıntı var” diyerek, hem sordu hem sitem etti.

Aslında yakıcı gerçeğin altını çizdi. (1)

Reis’e yanıt, Harran Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ramazan Taşaltın’dan geldi.

Rektör Hazretleri:

“Cumhurbaşkanına itaat etmek farz-ı ayn’dir… İtaat etmemek savaştan kaçmak gibi haramdır” dedi.

Ramazan Efendi, yüksek lisansını yurtdışında yapmış bir elektrik-elektronik mühendisidir.

Dini terimlerle meramını ifade etmesinin bir nedeni vardır mutlaka; esas uğraş alanının pozitif bilim olduğunu gözardı etmemek gerekir!..

***

Hoca Efendinin ne anlatmak istediğini anlayabilmek için “farz” ve “farz-ı ayn” sözcüklerinin anlamını bilmek lazım.

Farz: Tanrı’nın yapılmasını acık ve kesin olarak emrettiği şeylerdir.

Farzları terketmek haramdır, yapılmalarına önem vermeyenler, kafir olurlar…

Farz-ı ayn: Yükümlü olan her Müslümanın bizzat kendisinin yapması gereken farzlardır.

Örneğin; yapılması ya da sakınılması emredilen dinin hükümlerini öğrenmek farz-ı ayn’dır.

Taşaltın demek istiyor ki:

“Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı olan Recep Tayyip Erdoğan’a itaat etmek” dinin hükümlerini öğrenmek değerinde bir Tanrı buyruğudur!

İtaat etmeyenler kafirdir!

Üniversitenin başına bu kafayı taşıyan bir adam gönderildiğinde; o üniversitede pozitip bilim yapılabilir mi?

Böyle bir üniversite, bilimle uğraşan dünya üniversiteleri arasına katılabilir mi?

***

Uzmanlık alanı Ortaçağ Tarihi olan Mardin Artuklu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Ağır Akça, yayın yönetmenliği yaptığı Şamil İslam Ansiklopedisi’nde “mürted” kelimesi şöyle açıklanıyor:

“Kafirlerin uydukları İslam dışı ideolojilerin doğru olduğuna inanmak; anıt, mezar ve ölülere tapınmak; Yahudilik, Hrıstiyanlık, Komünizm, Kapitalizm, Demokrasi, Sosyal Demokrasi vb. şirk düzenlerini doğrulamak.” (2)

“Mürted” sözcüğü Müslümanlığı bırakıp, başka dinlere geçenler için kullanılıyor.

Mürtedin cezası, eğer tevbe etmezse öldürülmektir…

Rektör Akçay’a göre; İslam bir “ideolojidir”, İslam dışı ideolojilerden; Komünizm, Kapitalizm, Demokrasi ve Sosyal Demokrasi “şirk” düzenleridir.

Şirk: İslam’da Tanrı’ya ortak kılma anlamına gelen bir kavram olup, en önemli iman sorunudur.

Bu önermeye göre, “Demokrasi”yi benimseyenler “şirk” düzenini benimsemiş kimselerdir.

O kadarla kalsa iyiydi.

Kuran’a göre Allah’a şirk koşmak, günahların en büyüğüdür.

Tanrı, kendisine şirk koşanları affetmeyeceğini buyurmuştur. (3)

Hoca Efendiye göre, “demokrasi”yi benimseyenler şirke bulaşmış kişilerdir ve günahların en büyüğünü işlemekle hiçbir zaman affedilmeyeceklerdir…

!..

***

Uluslararası İlişkiler Uzmanı olan Sebahattin Zaim Üniversitesi eski Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Zaim Arı, bir canlı yayın programında:

“Okuma oranı arttıkça beni hafakanlar basıyor, ben her zaman cahil halka güvendim” demişti…(4)

Reis, bu açıklamasından sonra Arı’yı YÖK Denetleme Kurulu Üyeliğine atadı…

?..

***

Üniversitelerimizin durumu böyle olunca; sarıklı, sakallı, cübbeli sahtekarlar TV kanallarına üşüştü:

“5 adet nazar duası, 5 adet cin mektubu, 5 adet aile için muhabbet ayeti, Esrar-ül Ercan kitabı ve bir adet korunmuş sır”rı 49 TL + Kargo ücreti ile satışa sunuyorlar… (5)

Alıcısı var!

Yurttaşı bu tür istismarlardan korumakla görevli olan Devlet, bu adamlar hakkında ne gibi işlem yaptı, doğrusu bilmiyorum.

Sosyal Medya ortamındaki daha ilginç bir paylaşım hala dolaştırıldığına göre; din ve dince kutsal sayılan değerleri sömürenlerin arkalarında kuvvetli bir el olmalı.

Şeyhinin ipini tutunca, günahlarının af olacağına inananlarla aynı ülkede yaşıyoruz… (6)

O bakımdan olup bitenler doğrudan doğruya bizi de ilgilendiriyor.

Reis, bu insanların oylarını alarak iktidara gelmiştir ve onların desteği ile iktidarını sürdürüyor.

Adamlar halkı cahil bırakmak, Ortaçağ’ın karanlığında yaşatmak için adeta seferberlik ilan etmişler.

Bu kafalar bilim üretebilir, dünya ile yarışabilirler mi?

Son yıllarda yaşanan rezillikleri Sözcü Gazetesi yazarı Yılmaz Özdil derledi. (7)

Okuyunca insan kan ter içerisinde kalıyor!

 

Cemil Can

 

DİPNOTLAR:

 

(1) http://www.egitimcaddesi.com/turk-universiteleri-neden-500-icinde-yer-almiyor/

 

(2) http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/egitim/949545/Artuklu_Universitesi_rektorunun_fetvasi__Demokrasinin_cezasi_olumdur.html

 

(3) https://kuran.diyanet.gov.tr/tefsir/Nis%C3%A2-suresi/541/48-ayet-tefsiri

 

(4) https://www.sozcu.com.tr/2016/egitim/olay-profesor-bulent-ariya-yeni-gorev-1566569/

 

(5) https://odatv.com/5-adet-cin-mektubu-49-lira-1608171200.html

 

(6) https://www.youtube.com/watch?v=XoH4o5tnodQ

 

(7) https://www.sozcu.com.tr/2018/yazarlar/yilmaz-ozdil/mehmet-akifin-tee-100-sene-once-yazdigi-ibret-olmali-2713345/

 

 

 

 

 

 

 

 

 

DERSİMİZ Y-CHP!..

hdp_masaya_oturmaya_hazır

Ana muhalefet Yerel Seçimler Stratejisini açıkladı:

Entelektüel, akademik ve elitist bariyerleri aşıp, sağ partilere oy veren büyük kesimin diliyle konuşacağız” dedi hazret…

Konuştu da kerata:

“Entelektüel”, “akademik”, “elitist” ve “bariyer” sözcükleri bir cümlede kullandı işte.

Bu sözcükler, sağ partilere oy verenlerin dilinde pelesenk mi?

“Şecaat arz ederken sirkatin söyler” deyimi ile tıpa tıp örtüşmedi mi bu cümle?

***

Adam diyor ki, bu defa da biz sağ partilere oy veren kesimi aldatacağız.

Nasıl mı?

Biz değişmeyeceğiz, sadece onların dilini kullanacağız.

(Değişiyorsan zaten onlardansın, aslı varken bir şeyin taklidini ağzına toprak sürmez!)

Adam iddialı; sağ kesimin dilini kullanacağız ve onlar bizi kendilerinden sanacak; sırf bu dil benzerliğinden yararlanarak oylarını bize vermelerini sağlayacağız.

Sağ partilere oy veren büyük kesimi aptal yerine koyan bu zevat, çok mu zeki acaba, yoksa sadakaya muhtaç olacak kadar zeka fukarası mı?..

***

Muhalefette iken oy kaybeden kafanın yapısı budur!..

CHP Parti Meclisinde oturup saatlerce bunu tartıştılar.

Sonunda:

Kullanılacak dil toplumun bütün kesimlerine hitap edecek” kararına vardılar. (1)

Demek bütün kesimlere hitap edecek dil kullanacaklar.

Aman ne iyi ne iyi…

Bir şey mi demiş oldunuz?

Yüzünüze karşı sövmek fırsatını bir bulabilsem…

***

Efendim, Parti Meclisinde bu strateji kabul edilmedi zaten, ne diye bu konuyu gündeme getiriyorsun diyenler için açıklayayım:

Ben kimsenin kafasının içini görmüyorum ki, adamların kendileri gösteriyor dağarcıklarında ne olduğunu.

Gösterilene de bakmayayım, gördüklerimi paylaşmayayım mı?

Sonuçta bu insanlar bizi temsil ediyorlar.

Hiç sordunuz mu kendinize:

Bunlar Atatürk’ün ve Kuvayı Milliyecilerin koltuklarında oturmayı hak ediyorlar mı?

Bunlara oy verenlerin pek çoğu daha sonra “hay elim kırılaydı da oy vermeseydim” demiyor mu?..

Bekir Coşkun, “Bu haliyle CHP’ye artık benden TIK yok” derken aynı vurguyu yapmadı mı? (2)

***

105 belediye başkanının açıklandığı Parti Meclisi toplantısında Kemal Kılıçdaroğlu CHP’nin seçim stratejisini açıkladı:

Önseçim sağlıklı bir yöntem değil. Başarı getirecek bir yöntem değil” dedi… (3)

Dersimli, önseçim yaptığında da başarılı olamadı, merkez yoklamasında da…

Önseçime karşı olmasının nedeni “başarı” değil ki:

Koltuğunu sağlama bağlamak için ihtiyaç duyduğu delegeleri kontrol altında tutacak olan belediye başkanlarını kendi seçtirmek istiyor.

Delegeler CHP’li belediyelerde istihdam edilecekler, sırası geldiğinde de kendilerini seçenleri seçerek diyet ödeyecekler.

“Al gülüm ver gülüm” deyimi ne demek istediğimi özlü bir şekilde anlatıyor efendim.

Dersimli Kemal’in parti içi demokrasiye bakış açısını önseçim konusuna olan yaklaşımından öğrendik…

***

2019 Bütçesi ile şimdiye kadar satılan kamu mallarının son bilançosu belli oldu:

Türkiye tarihinde toplam 69.9 milyar dolarlık özelleştirme yapıldı ve bunun 61.7 milyar dolara karşılık gelen kısmı AKP dönemindedir.

Reisten çok özel ricamdır:

Oldu olacak, Y-CHP’nin başındakileri de özelleştir, bakalım kaç para edecekler?

***

2014 yerel seçimlerinde MHP, Y-CHP’nin mütevazi desteği ile Manisa, Adana ve Mersin büyükşehir belediye başkanlıkları ve 8 il belediye başkanlıklarını kazandı.

Dersimli Kemal, “Ekmek için Ekmeleddin”i cumhurbaşkanı adayı gösteren Bahçeli’nin kuyruğuna takılarak, CHP seçmeninin MHP’li adaylara oy vermesini sağladı.

Bahçeli, sonunda gitti AKP’ye koltuk değneği oldu; Erdoğan’ı bir kez daha Cumhurbaşkanlığına oturttu, rejimin değişmesinin yolunu açtı.

MHP, AKP’ye bu destekleri vermeseydi, AKP’nin bu önemli hamleleri -kendi ifadeleri devrimi- yapmalarına olanak yoktu…

Demek ki, Y-CHP’nin MHP’ye verdiği o destek, sonuçta AKP’ye verilmiş oldu!

Dolayısıyla rejimin değiştirilmesinde Y-CHP’nin katkısını göz ardı edemeyiz…

Hepsi bu kadar değil tabii:

16 Nisan 2017 Anayasa Referandumu’nu meşrulaştıran da Y-CHP’dir.

12 Eylül 2010 Anayasa Referandumu’nda Y-CHP’nin kraldan fazla kralcı tutumuyla oynadığı rolü de unutmamak gerekir; kuvvetler ayrılığı bu değişiklikle sona ermiş, yargı yürütmenin kontrolüne girmişti.

Anayasanın değiştirilmesi dahi teklif edilmeyen değişiklikleri değiştiriliyor uyarılarına kulaklarını tıkayan Dersimli Kemal ve arkadaşları, Reis’ten teşekkürden fazlasını almayı hak etmişlerdir…

Özetlersek, karşıdevrimin başarılı olmasında Y-CHP’nin rolü MHP’den daha fazladır…

***

İyi Parti yüzünden MHP, CHP’nin desteği ile kazandığı belediye başkanlıklarını 31 Mart 2019’da yapılacak seçimlerde kaybedebilir.

Bahçeli, çatı adayı olmadığı için CHP’den gelen desteğin kesildiğini de biliyor, bu nedenle AKP’den destek bekliyor.

AKP de ipe un serdiği için şimdilik “Cumhur İttifakı” çatladı gibi gözüküyor.

Bu noktada AKP’nin de “mütevazi” bir desteğe ihtiyacı doğdu.

HDP, AKP ile masaya oturmaya hazır olduğunu açıkladı. (4)

Sanki Hendek Savaşları olmadı, sanki HDP’li belediye başkanları görevden alınmadı, sanki HDP Eş Genel Başkanı ve milletvekilleri tutuklanmadılar…

Sanki bu ülkeyi AKP yönetmiyor.

Ne oldu da HDP, AKP’yi masaya çağırdı?..

Siz bu sorunun yanıtını ararken, ben başka bir konuyu hatırlatmak istiyorum:

HDP’nin çağrısından anlıyoruz ki, HDP, MHP’nin yerine geçmeye hazırdır ve AKP’ye bazı tavizler karşılığında destek vermeyi teklif etmektedir.

Demek ki, HDP’de AKP’nin ikinci koltuk değneğidir.

Peki, HDP’yi AKP’ye koltuk değneği yapan kimdir?

Elbette ki biz:Y-CHP’ye destek verenler…

***

Bir evden iki oydan biri Y-CHP’ye, biri HDP’ye kampanyasını Kanadalılar yürütmediler.

HDP’ye barajı atlatırsak AKP Meclis’te çoğunluğu kaybeder diyerek AKP’den bıkan kitleleri HDP’ye oy vermeye biz yönelttik.

AKP’yi “birlikte iyi salladık” ama!.. (5)

HDP ile işbirliği daha sonra da devam etti; birlikte “Adalet Yürüyüşü” yaptık, birlikte miting tertip ettik, birlikte basın açıklamaları vs…

PKK ile al takke ver külahtık…

Demek ki, terör örgütü PKK’nın siyasi uzantısı HDP’yi meşrulaştıran, destekleyen, koruyuculuğunu yapan taşıyıcı annelik görevini Y-CHP yerine getirmiştir.

Dolayısıyla HDP’nin eylemlerinde de sorumluluğumuz birinci derecededir…

***

Sonuç:

AKP’yi iktidarda tutan iki koltuk değneği var: Biri MHP, diğeri HDP’dir…

İkisini de destekleyip canlı tutan Y-CHP’dir.

Kanıtlı, ispatlıdır:

AKP’nin iktidarda kalmasını Y-CHP sağlıyor…

***

Fazla uzatmayacağım.

Bir sorum daha var size:

“Andımız” konusunda Y-CHP’nin görüşünü bileniniz var mı?

Kılıçdaroğlu neden Suudi Arabistan-Katar ekseninde gizli servislerin hesaplaşması sonucu öldürülen “gazeteci” Cemal Kaşıkçı cinayeti ile sürekli ilgileniyor.

Gizli servis elemanı mı?…

Kılıçdaroğlu, Andımız konusunda Danıştay’ın görüşünü mü doğru buluyor, yoksa Reisle aynı mı düşünüyor, bunu da açıklamak zorundadır.

Çünkü 29 Ekim’de Türkiye Edirne’den Kars’a “Andımız”ı okuyacaktır.

Dersimli Kemal bu olayı da mı yok sayacak acaba?

***

Yunanistan’ın ABD’yi arkasına alarak Doğu Akdeniz ve Ege’de münhasır ekonomik bölgelerimize karşı yaptığı kışkırtmalar karşısında, Y-CHP’nin söyleyecek sözü yok mudur?

Yoksa ABD’yi incitmekten mi korkuyorlar!

***

Sahtekâr siyasetçiler yerel seçimleri kurtuluşun başlangıcı olarak gösteriyorlar.

Güya kazanacakları belediye başkanlıkları ile iktidarın düşmesinin yolunu açacaklar.

Tamamen aldatmacadır:

Beşiktaş Belediyesi eski başkanı şimdi neredir?

Aynı şekilde iktidar gerekli görürse belediye meclis üyelerini bile görevden alamaz mı?

Buna karşı Y-CHP’nin yapabileceği bir şey var mı?

Bana yargı yoluna gideriz demeyin.

Hiç güleceğim yoktu…

Demek ki, yerel seçimlerle iktidarı değiştiremezsiniz…

***

Bir soru daha:

Y-CHP, yerel seçimler yaklaşırken sağ görüşlü ve bölücü aday arama ihtiyacını neden duydu?

AKP’nin kurucu üç isminden biri olan Abdüllatif Şener ile HDP’den milletvekili seçilen Celal Doğan’ı belediye başkan adayı göstermek için nabız yoklanmaya başlanmasının bir sebebi olmalı.

Aday gösterilen bu isimlerin belediye başkanlıklarını kazanması halinde kazanan CHP mi olacak yani?

Elbette ki, hayır…

Belli ki, AKP ile koalisyon kurmayı başaramayanlar, yerel yönetimlerde koalisyon ortağı olarak varlıklarını sürdürmenin derdindeler.

Bu sonucu elde etmek için her kesimli işbirliğine girebilirler…

***

Son soru ile kapatıyorum:

Kılıçdaroğlu, “Türkiye’de Gençlik ve Siyaset” adlı konferansta:

“24 Haziran’da eğer bir hayal kırıklığı yarattıysak, bunun sorumlusu biziz. Başka yerde sorumlu aramaya gerek yok, biziz” dedi…(6)

Siyasi hataların sorumluları, hatalarının bedelini istifa ederek öderler.

Yerlerini yeni arkadaşlara bırakırlar.

Seçmenlerinden özür de dilerler…

Dersimli ise “durmak yok yola devam” dedi…

Belli ki, “felsefi derinliği”(7) olan Atatürk v e Cumhuriyet düşmanı birini bulamadı…

O aramaya devam etsin bakalım.

Beni asıl üzen, konferansa katılan gençlerin “derin sessizliği” idi!

Hiç değilse 29 Ekim’de dışarı çıkıp da TGB’lileri izleseler bari…

Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1) http://www.milliyet.com.tr/sag-soylemden-vazgecildi-siyaset-2766834/

(2) https://www.sozcu.com.tr/2018/yazarlar/bekir-coskun/baba-kusura-bakma-2648322/

(3) http://www.yurtgazetesi.com.tr/politika/kilicdaroglu-nun-yerel-secim-stratejisi-h112965.html

(4) https://www.aydinlik.com.tr/hdp-akp-yi-masaya-oturmaya-cagirdi-politika-ekim-2018

(5) https://www.youtube.com/watch?v=1Io3nAt3Shw

(6) https://www.aa.com.tr/tr/politika/chp-genel-baskani-kilicdaroglu-24-haziranda-hayal-kirikligi-yarattiysak-sorumlusu-biziz/1294596

(7) https://www.sozcu.com.tr/2018/gundem/felsefi-derinlik-gosterin-sabaha-birakir-giderim-2621615/

 

 

 

 

 

CESET VE VASİYET SOYGUNCULARI!..

 atanın-vasiyeti
Suudi Arabistan Kaşıkçı’nın konsolosluk binasında yaşanan “arbede” sırasında öldüğünü açıkladı.

Sorumlu tutulan 18 Suudi vatandaşı tutuklandı!

Trump, bu açıklamayı “güvenilir” buldu!

Suudi yönetimi, Suriye’nin Kuzeyinin -PKK/PYD’nin kontrolündeki bölgenin- imarı için 100 milyon doları ABD’nin hesabına yatırdı.

(Önceki açıklama inandırıcı olmayınca bir süre sonra cinayet kabul edilip “müzakereci ekibin” hatasına bağlandı.)

Ceset soyucusu Yankee, bu olaydan bile haracını almadan geçmedi…

***

Cemal Kaşıkçı Suudi vatandaşıdır; yönetime muhalifti, The Whashington Post gazetesinde yazıyordu, “Arap Baharı”nın ateşli savunucusuydu, bir dönem Suudi gizli servisinin başkanına danışmanlık yapmıştı…

Ünlü silah tüccarı Adnan Kaşıkçı’nn akrabası olan Kaşıkçı, istihbaratçılara göre bunlardan daha fazlasıydı!

Şeriatçı Suudi yönetimi dünyada bir ilke imza attı:

Kral hazretleri, diplomatik dokunulmazlığı kullanarak bir yurttaşını yargılamadan vahşice infaz ettirdi.

Dünya bu yüzden ayağa kalktı.

ABD bu fırsattan yararlanarak durumdan vazife çıkardı…

***

Doğa ve insanlık düşmanı emperyalist devletlere haraç vererek ayakta duran, dini ve dince kutsal sayılan değerleri insafsızca istismar ederek iktidarını sürdüren, gerçek İslamla uzaktan yakından ilgisi bulunmayan bu katil devlet, ne yazık ki kutsal toprakları da egemenliği altında bulundurmaktadır.

80 bini Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmak üzere, her yıl 2 milyondan fazla hacı adayının Suudilere bıraktığı paralar, kurşun olarak askerlerimizin göğsüne saplanmaktadır.

Aynı zamanda, hacı adaylarının Arabistan topraklarında ibadet görevlerini yerine getirirken harcadıkları dolarlar, emperyalistlere haraç olarak verilmektedir…

Nerelerde, nasıl kullanıldıklarını da gün be gün yaşayarak görüyoruz.

Bu acı gerçekleri ne kadar daha görmezden gelebiliriz, bilmiyorum…

***

Kuvayi Milliyeci imam ve müftülerin, Kurtuluş Savaşı sırasındaki tutumları bugün de gündemdedir:

Maraş Fransız işgalinde iken ve kalede Fransız bayrağı dalgalanırken Cuma namazı caiz değildir” fetvasını veren Rıdvan Hoca, yaşasaydı hiç kuşku yok ki, Mekke ve Medine ABD ve İsrail’in fiili ve hukuki işgali altında ve Arabistan topraklarında sapık Vahabiler devlet yönetimde iken, Hac görevini yerine getirmek caiz değildir” fetvasını verirdi…

Düşman işgali altındaki topraklardaki asıl ibadet işgale karşı koymaktır, zulme karşı direnişi başlatmaktır.

İbadet, ibadet özgürlüğünün bulunduğu devletlerde yapılabilirse anlamlıdır.

Din ve ibadet özgürlüğü de ancak bağımsız ve özgür bir ülkede söz konusu olabilir.

Suudi Arabistan’a; emperyalizmle işbirliği yapmayan, din ve ibadet özgürlüğüne saygılı, terörü desteklemeyen, temel hak ve özgürlükleri güvence altına almış bir yönetim gelene kadar, İslamın Şartlarından olan hac görevini ertelemek gerekir.

Türk hacıların başlatacağı boykotun diğer Müslüman ülke hacıları tarafından da desteklenerek anlamlı bir yaptırıma dönüşeceğine inancım tamdır….

***

Gelelim güncel diğer konuya:

Reis, İş Bankası’nda CHP’nin temsil ettiği Atatürk’e ait hisselerin hazineye devredilmesi için kollarını sıvadı.

Bahçeli, bu girişime Atatürk’ün gerçek mirasçısı Türk Milletidir diyerek destek verdi.

Kılıçdaroğlu, böyle bir düzenlemenin yapılması halinde; “Kıyameti kopartırız… Direnme hakkımızı kullanırız” dedi.

Direnme hakkı”nı nasıl kullanacaklarını daha sonra izah ettiler:

Yasanın Meclis’ten geçmemesi için her yola başvuracaklar, ayrıca yargı yoluna da gidecekler ve bir de sahaya inip konuyu halka anlatacaklar…

Buna da direnme hakkının kullanılması diyorlar!..

At sahibine göre kişner derler, çok doğru bir söz olduğu bir kaz daha kanıtlandı…

***

Reis, siyasi parti mensuplarının bankaların yönetim kurullarında ne işi var diyerek kükremesini sürdürüyor.

Haklı değildir elbette.

Zira bütün devlet bankalarına AKP’lileri bizzat kendisi doldurmuştur. (1)

***

Atatürk’ün hisseleri karşılığında elde edilen gelir, İş Bankası tarafından vasiyetinde belirtildiği şekilde, düzenli olarak Türk Dil Kurumu ile Türk Tarih Kurumuna aktarılmaktadır.

Bu işin yapılıp yapılmadığını denetlemek için CHP’den atanmış 4 kişiye ihtiyaç var mı?

Bankanın ve devletin denetim kurumları ile yargı organları bu işi bal gibi yapabilirler.

O başka konudur!..

***

Vasiyetname ise ölüme bağlı bir hukuksal işlemdir.(2)

81 milyon insanı doğrudan ilgilendirir:

Vasiyet, TMK m. 532’de düzenlenmiştir.

Yasaya uygun olarak düzenlenen bir vasiyetnameyi yeni bir yasa ile; değiştirmek, bozmak veya ortadan kaldırmak mümkün müdür?

Birinci sorun budur.

Kazanılmış hakları ortadan kaldıracak şekilde yasa çıkarmak mümkün olabilir mi?

Bu da ikinci sorundur.

Üçüncü sorun, aleyhte hükümler taşıyan yasayı geriye nasıl yürütecekler?

Çağdaş hukuk sistemlerinde bu soruların tümünün yanıtı olumsuzdur.

Bir başka sorun daha var ki, o da yapılması düşünülen yasal düzenleme ile “mülkiyet hakkı”na (3) tecavüz edilecek olmasıdır.

“Mülkiyet hakkı başkasına zarar vermemek ve yasaların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla, kişinin, bir şey üzerinde dilediği biçimde yararlanma, tasarruf etme, başkasına devretme, kullanma biçimini değiştirme, harcama ve tüketme yetkilerini kapsar.” (4)

Bu hukuksal durum karşısında Reis’in kafasından geçenleri uygulaması olanaksızdır.

İşin bir de dini-ahlaki boyutu vardır:

Fıkıh terminolojisinde ölüme bağlı bir tasarruf olan “vasiyet” kurumuna yer verilmiştir.

Farklı mezheplerde değişik uygulamalara rastlanmakla birlikte; “çoğunluğa göre terekenin (mal varlığının aktif kısmı) taksiminde öncelikler sıralaması; ölenin tekfin ve defin masrafları, borçları ve kalan malın üçte birini aşmamak kaydıyla vasiyeti şeklindedir. Bunlardan sonra kalan mal mirasçılara paylarına göre dağıtılır.” (5)

Demek ki, İslam Hukuku’nda da ölenin iradesine saygı esastır.

Dini-ahlaki yönden de Reis’in işi kolay değildir….

***

Fakaaat Reis’in yapılması imkansız gibi duran bu işini kolaylaştıran birileri vardır.

Onu açıklamadan önce, iki sorum daha olacak:

Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumu kuruluş amaçlarına göre faaliyet gösteriyor mu?

CHP, bu konudaki görevini yaptı mı, yapıyor mu?

Bu sorulara olumlu yanıt veremezsiniz…

***

Ne yazık ki, CHP yönetimi İş Bankası Yönetim Kurulu üyeliklerinden kendisine ayrılan 4 üyeliği “arpalık” gibi görüyor ve bu şekilde kullanıyor.

Kanıtlayayım:

Lise mezunu olan eski Türk-İş Başkanı Bayram Meral’in oğlu Kemal Meral ile eski CHP Milletvekili, eski Adalet Bakanı ve eski Çalışma Bakanı Tuncelili Mehmet Moğultay’ın oğlu Ulaş Moğultay, Dersimli Kemal tarafından 2014 yılında İş Bankası Yönetim Kurulu üyeliklerine atanmıştır.

Aylık ücretleri 10 bin 750 TL idi ve yan ödemelerle birlikte aylık gelirleri 20 bin lirayı bulmaktaydı.

Kardan da yıllık 800 bin TL pay aldıkları yazılıp çizildi… (6)

 

***

 

CHP’nin Atatürk’ün hisselerini idare etmek üzere görevlendirdiği bu iki kişi, Gazala Grubu’nda ortaktı ve batırdıkları kredi 3 trilyon 837 milyar 985 milyon liradır.

İş Bankası yönetimine ne de yakıştılar değil mi?

Bir tür “vasiyeti tenfiz memurluğu” yapmakla görevli CHP yönetimi, fiilen bu iki delikanlıyı Atatürk’ün mirasçıları konumuna getirmiştir!..

Bu kabul edilebilir mi?

Y-CHP tarafından “arpalık” şeklinde işlem gören bu üyelikler, 2017 yılında sus payı olarak bu defa da Murat Karayalçın ile diğer mülkiyelilere verilmiştir… (7)

Atatürk’ün vasiyetine asıl ihanet eden Dersimli Kemal ve arkadaşlarıdır.

Bahçeli’nin desteğine ve Y-CHP’nin basiretsizliğine rağmen, Reis istediği değişikliği gerçekleştiremeyecektir…

Ulu önderimizin gölgesi bile bunları durdurmaya yeter.

Kanıt mı istiyorsunuz:

Andımız

 

Cemil Can

 

DİPNOTLAR:

(1) https://www.sozcu.com.tr/2018/yazarlar/necati-dogru/bana-biraz-izin-3-2684988/

 

(2) http://tbbdergisi.barobirlik.org.tr/m2017-133-1705

 

(3) ANAYASA

Madde 35.– Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.

 

(4) http://www.anayasa.gov.tr/Kararlar/GenelKurul/Basvuru_Karari/2016-19.pdf

 

(5) http://www.islamansiklopedisi.info/dia/ayrmetin.php?idno=d300144

 

(6) https://www.sabah.com.tr/ekonomi/2014/04/02/is-bankasinda-chp-saltanati

 

(7) https://odatv.com/chp-is-bankasina-kimleri-secti-3003171200.html

 

 

 

YARGI GİZLİ TANIKLARA MI BAĞIMLI?

 

brunson-trump

 

İsmet Paşa’ya “asker kaçağı” suçlamasının prim yaptığı bir ülkede yargı bağımsızlığını tartışıyoruz.

Reis; bizde yargı bağımsızdır diyor, muhalifleri farklı düşünüyor.

Bu defa size ne tarafta olduğumu söylemeyeceğim.

Geçen hafta gazetelerden derlediğim haber başlıklarını göstermekle yetineceğim.

Bakalım ne karar vereceksiniz.

***

Rahip Brunson davasında “gizli” tanıklar ifade değiştirdiler, Brunson serbest kaldı.

Bu yazıyı yazarken, o Beyaz Saray’da Trump’un karşısında oturuyordu.

Mahkemenin verdiği karar adil mi sormayacağım.

Ben dosyayı görmedim, gazete haberleri üzerinden mahkeme kararını eleştirecek veya övecek kadar yetişmiş değilim.

Bu karar adil mi sorunun yanıtı, tanıkların ifade değiştirmesi durumuna göre değişiyor!

Tanıklar ifade değiştirmese sonuç farklı olacaktı.

Peki, önceki ifadeler mi geçerlidr sonrakiler mi?

Önceki ifadeler gerçek ise karar hatalıdır.

Sonraki ifadeler gerçek ise bu defa da iddianame hatalı.

Savcı; casusluk, PKK ve FETÖ’ye yardım vs. gibi eylemlerden papazın cezalandırılmasını istiyordu…

Bu durumda kararı, FETÖ ile hukukumuza giren gizli tanıklar verdi denebilir mi?

Kim ne derse desin Yargıyı siyasi iktidara bağımlı kılmanın en etkili yolu “gizli tanık” kurumudur.

TSK’nin kahraman subaylarını tasfiye edip, Orduyu etkisiz hale getirmek amacıyla CIA’nın Fetullah Gülen’in adamlarına yaptırdığı bir düzenlemedir bu…

Gizli tanık kurumu ceza usul hukukumuzda duruyor.

Papazın serbest bırakılmasında kilit rolü yine bu kurum oynadı…

***

Mahkeme, Brunson’a 3 yıl 1 ay 15 gün hapis cezası verdi.

08.12.2016 günü tutuklanmıştı. (1)

25.07. 2018 günü “sağlık sorunları” dikkate alınarak, tahliye edilmiş “ev hapsine” alınmıştı. (2)

Mahkeme 13.10.2018 günü kararını verdi; yattığı süre göz önünde tutulup, yurt dışına çıkma yasağı da kaldırılarak serbest bırakıldı… (3)

Darısı diğer Amerikalı ajanların başına!..

***

Papaz Brunson cezaevinde 1 yıl 7 ay 17 gün yattı.

3 ay 12 gün de ev hapsinde kaldı.

Toplam yattığı süre:1 yıl 10 ay 29 gündür.

İnfaz mevzuatımıza göre, yatması gereken süre: 2 yıl 4 ay 5 gündür.

Tutuklulukta geçen 690 gün, sonuç cezadan düşüldüğünde yatacağı süre: 5 ay 15 gün kalır. (4)

Sonuç ceza 1 yıldan az olduğundan 5275 Sayılı Kanunun 105/A maddesi gereğince sanık denetimli serbestlikten doğrudan yararlanabilir…

***

Papazın mahkumiyet hükmü onanırsa, “denetimli serbestlik” uygulanamayacak.

Zira karar onanırsa papaz her gün karakola giderek; imza atma, kamu yararına çalışma, eğitim programlarına ve sosyal programlara katılma zorunluluğu gibi yaptırımlardan birine tati tutulacaktı.

Verilen mahkeme kararının türüne göre, papaz hakkındaki denetimli serbestlik kararına uymadığı taktirde hapis cezası kısmen veya tamamen infaz edilecekti…

Denetim süresi yükümlülüklerine uygun veya iyi halli geçirildiği tardirde ceza infaz edilmiş sayıldığından, Brunson SERBEST BIRAKILMAKLA hakkındaki karar kesinleşirse de İNFAZI İMKANSIZ HALE GETİRİLMİŞTİR…

Papaz imtiyazıdır herhalde!..

ABD Başkanı, adamını aldırmak için Almanya’dan özel uçak gönderdi.

Bu bile papazın sadece papaz olmadığının kanıtı değil mi?

***

Neden hukuk ayaklar altına alınmıştır anlaşıldı mı?

Bu sorunun yanıtını ben veremem.

Ama size birlikte yaşayıp değerlendirmediğimiz başka şeyler gösterebilirim:

Brunson’un serbest bırakılmasından sonra Trump:

Erdoğan’a yardımları için teşekkür ediyorum” dedi.

Daha önce de: “Vatandaşımızı derhal serbest bırakacaksınız” demişti.

Rahip Brunson’u almadan bu işin peşini bırakmayacağım” sözleri de onundur.

Trump, Brunson’un serbest bırakılması ile ilgili “Çok çaba sarfettik” şeklinde de açıklama yaptı..

Reis’in: “Ver papazı, al papazı” sözleri hafızamızda canlıdır…

Papaz kaçtı oynular sanırsın…

***

ABD, Brunson’un serbest bırakılmaması nedeniyle Adalet ve İçişleri bakanlarının ABD’ye girişine yasak kondu, mallarına dondurma kararı verildi.

Neyse ki, ABD’de malları yoktu; karar infaz edilemedi…

ABD’ye en önemli ihraç ürünlerimiz çelik ve alüminyuma uygulanan gümrük vergileri iki kat artırıldı.

Ortağı olduğumuz F-35’lerin teslimatı dahil diğer silah satışları da durduruldu.

Ama PKK/PYD’ye ağır silahlar ve zırhlı araçlar verilmeye devam edildi.

PKK’ya verilen güdümlü füzelerden biri Çukurca’ya fırlatıldı; 2 askerimiz şehit oldu, 4 askerimiz de yaralandı… (5)

***

Reis: “Yargı kararını bağımsız olarak verdi” dedi.

Hiç kuşkumuz yok, öyledir elbette!

Reis’in ağzının içerisine bakanlar da onu tekrarladılar.

Buna hiç gerek yoktu…

Biz İsmet Paşa’nın asker kaçağı olduğu yalanına inanan bu Necip Milletin torunları olarak Reis ne diyorsa inanırız zaten!..

***

Benim asıl üzüldüğüm gizli tanıkların düştüğü durumdur.

Tanıklar:

Son duruşmada “Yanlış anlaşıldık” dediler.

Bizim hakimler tanıkları çoğunlukla yanlış anlarlar!

“Karakolda doğruyu söyler, mahkemede şaşar” özdeyişi bize aittir…

Tanık Levent Kalkan:

Çok şaşkınım” dedikten sonra, “Kendimi savunmayacağım” da dedi…

Bence de en doğrusunu yaptı, aferin erken Kalkan’a…

Yol alır eminim!…

***

Şarkıcı Berkay’ın eşine sarkan ünlü futbolcu Arda Turan, olaya itiraz eden Berkay’ın burnunu kırdı.

Terbiyeli çocuk, ruhsatsız silahı ile hastaneye gidip Berkay’dan özür dileyecekti ki, silahı ateş aldı.

Meğer silahı da ruhsatsızmış!

Yaralanan olmadı hamdolsun!

Polis, ifadesini aldıktan sonra Arda’yı da serbest bıraktı…

İmtiyazlı çocuktur vesselam…

***

İsmet Paşa’nın Amerikancılığı, Atatürk’ün İş Bankası’ndaki hisselerinin hazineye devri için hazırlanan yasa tasarısı, MHP’nin af çıkışı, Akşener’e iki de bir posta konulması ve Arda’nın kafayı çekip evli bir kadına asılması Brunson’un yargılanması olayını gündemden düşüremiyorsa, ben şahsen bu halktan umudumu kesemedim…

 

 

Av. Cemil Can

 

DİPNOTLAR:

 

(1) http://www.hurriyet.com.tr/gundem/papaz-fetoden-tutuklandi-40302354

(2) https://tr.sputniknews.com/turkiye/201808211034850026-papaz-brunson-kosu-bandi/

(3) http://www.milliyet.com.tr/rahip-brunson-serbest-birakildi-gundem-2759264/

(4) http://www.kararara.com/infazhesapla.htm

(5) https://www.cnnturk.com/turkiye/son-dakika-pkk-cukurcada-gudumlu-fuzeyle-saldirdi-1-sehit-4-yarali