İTİRAZINIZ MI VAR?

Darbeciler1

Gazeteler yazdı:

İlk türbanlı rektör gözaltına alındı.”

Dicle Üniversitesi Rektörü Prof. Ayşegül Saraç’ın evinde yapılan aramada, polis bazı belgelere el koydu. Saraç, geçen yıl başını örterek Türkiye’nin ilk kadın rektörü olmuştu…

Gazeteler yazdı:

İzmir Çiğli 2. Ana Jet Üs Komutanlığı’nda uçuş eğitimlerini tamamlayan 48 pilot arasında ilkteğmene” olarak mezun olan Savaş Pilotu Kerime Kumaş tutuklandı.”

15 Temmuz gecesi İstanbul üzerinde F-16 ile uçuş yapan pilotlardan biri, işte bu Yüzbaşı Kerime Kumaş’tı…

Gazeteler yazdı:

Eşi Sinop Garnizon Komutan Vekili Albay Temil Çetinkaya olan Sinop eski Valisi Yasemin Özata Çetinkaya tutuklandı.”

Vali Yardımcısı Ekrem Yaman’a, bu haber doğru mu diye sordular:

Yaman, “Doğrudur, ayrıntıları bilmiyorum” dedi…

Fetullahçı Gülen Örgütü (FETÖ), türbanı ve kadınları amacı için çok kötü kullandı!..

Gazeteler yazdı:

FETÖ’ye mensup pilotlar, GATA’daki doktorlar sayesinde Hava Kuvvetleri’ne yerleşti…

FETÖ”cü askeri hekimlerin verdiği “Uçuşa elverişli değildir” raporuyla, 60′tan fazla yurtsever pilotluktan atıldı, 300′den fazla pilot da haksız baskılara dayanamayıp istifaya zorlandı…

15 Temmuz gecesi havalanan ve Türkiye’yi bombalayanlar, yurtseverlerin yerine alınan bu Fetullahçılardı (fetullahçı) pilotlardı!..

Gazeteler yazdı:

GATA’da 3 tabip tuğgeneral gözaltına alındı.”

FETÖ’nün vurucu gücü Ordu ve Emniyetin içindedir, doğru….

Ama asıl gücü; 667 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin ekindedir: (1)

Örgütün malvarlığının değeri, 1 milyar doların üzerindedir…

Karşımızda Gladyo vardır…

O listeyi tüm yurtseverlerin mutlaka gözden geçirmesi gerekir.

Belki de bu listeye eklenmesi gereken; gözden kaçmış veya unutulmuş başka kuruluşlar vardır.

Türkiye’nin geleceği ve Türk halkının bekası için, bu ihanet yuvalarının kısa sürede kurutulması gerekir.

Cehennem’e çevrilmek istenen bu Cennet vatanın üzerinde; 35 özel sağlık kurum ve kuruluşu, 934ilk ve orta öğretim kurulu,109öğrenci yurdu, 104 vakıf, 1125 dernek, 15 yüksek öğretim kurumu (vakıf üniversitesi), 2 işçi konfederasyonu ve 29 sendika FETÖ için faaliyet gösteriyordu… (2)

FETÖ’nün, kendi halinde, mütevazı ve silahsız bir Cemaat olduğunu savunan aymazlar; 15 Temmuz günü, üstelik de silahların en modernini ve en hasını gördüler…

Bu ahmaklar sürüsü; Fetullah Gülen’i, devleti ele geçirmek ve TSK’yı bitirmek için CIA’nın kullandığını ileri sürenleri ise “din düşmanlığı” yapmakla suçluyorlardı…

Din ve dince kutsal sayılan değerlerin, emperyalizmin hizmetine nasıl sokulduğunu bir kez daha gördük…

Laiklik ilkesinin önemi şamar gibi suratımıza indi!

FETÖ ile “mensubiyeti”, “iltisakı” (3) ve “irtibatı” olanların, geciktirilmeksizin güvenlik kuvvetlerine veya Cumhuriyet savcılıklarına bildirilmesi, bugünün birinci derecedeki vatandaşlık ödevidir

FETÖ, dünya tarihinde görülmüş en büyük hırsızlık örgütüdür, çocuklarımızın geleceğini çaldılar…

Fetullahçılar, Devletin yaptığı bütün sınavlarda, (4) soruları çalarak taraftarlarına verdiler…

Hak edenlerinyerine, kendilerine militan olarak yetiştirecek kişileri kazandırdılar…

İlkokul mezunu sümüklü bir müezzini önder kabul edenler; ya gerçekten ahmaktır ya da akıllarından zoru vardır!

Kim ne derse desin, onlar kendilerini nasıl tarif ederse etsin, kesinlikle vatan hainliği damgasını yediler!..

Gazeteler yazdı:

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu; ‘Darbe girişimi sonrası en güçlü destek aldığımız ülkelerden biri Rusya‘dır’ dedi…

Meğer, 17 saniyelik sınır ihlali yaptığı için, neredeyse harbe tutuşacağımız Rusya’nın uçağını da FETÖ mensubu teröristler düşürmüştü…

Gazeteler yazdı:

23 Temmuz 2016 tarihi itibariyle FETÖ soruşturmasında 4 bin 60 kişi tutuklandı.”

Devamı gelecek tabii…

ABD’nin geriye kaç adamı kaldı, tam olarak bilinmiyor…

Ama savaşın ABD ile Türkiye arasında geçtiğini herkes biliyor artık…

Kuşkusuz emperyalizmin Türkiye’de yiyeceği darbe, Ortadoğu halklarına da rahat bir nefes aldıracaktır…

FETÖ’nün temizlenmesi yönünde yapılacak düzenlemeleri ve uygulamaları kolaylaştırmak amacıyla ilan edilen OHAL’e, amacından uzaklaşmadıkça elbette ki bir itirazımız olamaz!

Yoksa sizin bir itirazınız mı var?

Kuvayi Milliye ruhuyla yürürsek bu yolları, kesinlikle “İkinci Kurtuluş Savaşı”mızı da kazanacağız…

Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1) http://www.resmigazete.gov.tr/main.aspx?

home=http://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2016/07/20160723.htm&main=http://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2016/07/20160723.htm

(2) işte o liste

(3) İltisak: Kavuşma, bitişme, birleşme.

(4) Kamu Personeli Seçme Sınavı, Üniversite Seçme ve Yerleştirme Sınavı, Polis Akademisi navı, Harp Okulları Sınavı, Astsubay Okulları Sınavı, Anadolu Liseleri Sınavı, Tıpta Uzmanlık Sınavı, Yabancı Uyruklu Öğrenciler Sınavı, Akademik Personel Sınavı, Kaymakamlık Sınavı, Hakim-Savcı Adaylığı Sınavı ve Diyanet İşleri Müezzinlik Sınavı.

 

ALLAH İLE ALDANANLAR!

teslim_1

15 Temmuz darbe girişiminin başarısızlıkla sonuçlanması üzerine “tıpış tıpış” oy verdiğimiz Cumhurbaşkanı adayı Ekmelettin İhsanoğlu da konuştu:

Duygularını gizleyemeyen MHP Milletvekili Ekmelettin, “Hakim ve polislere yönelik lekeleme kampanyası var (1) diyerek Cemaat’e sahip çıktı…

Konuşanlardan biri de eski ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell‘in özel Kalem Müdürü Lawrence Wilkerson.

Rus resmi haber ajansı Sputnik’e konuşan Wilkerson, CIA Direktörü John Brennan‘ın darbe girişiminde rolü olduğunu kabul etti.

CIA ya darbeye karşı tavsiyelerde bulundu, ki bu zaman zaman olur, ya da zorla etki etmek için sürecin tam ortasında veya ikisinin arasında bir yerinde konumlandı” dedi. (2)

Evet CIA sürecin tam ortasındaydı…

CNN İnternational’e konuşan ABD’nin eski Ankara Büyükelçisi Jim Jeffrey, ise Türkiye’yi tehdit etti:

Erdoğan’ın otoriter tavırları devam eder ve Türkiye anayasası bölünmüş, zayıflamış ve işlevsiz hale gelmiş olarak kısıtlanmaya devam ederse buna ihtiyacımız olmaz. Bu durum değerlerimizin ihlal edilmesidir. ABD harekete geçecektir(3) dedi…

ABD’nin nasıl harekete geçtiğini gördük!

Demek ki, geride daha çok elemanları var, yeni denemelere girecekler…

Conilerin “değerlerimiz” dediği ABD çıkarlarıdır.

Onların başka değeri yok ki!

Örneğin; Suudi Arabistan’da hangi değerlerini yaşatmaktadırlar, söyleyebilirler mi?

Gelişmekte olan ülkelere “demokrasi” ve “özgürlük” getirme söylemleri sadece, çıkarlarını korumanın ambalajıdır.

Amerikalılar çıkarlarını korumak için, dünya halklarına yaşamı zehir etmekte en ufak bir tereddüt göstermezler.

Vahşi kapitalizmin dünya jandarması durumunda olan bu emperyalistlere, ne yazık ki, her ülkenin hainleri hizmet ederler…

ABD’nin gücü de buradan geliyor zaten… (4)

Hainleri nasıl ve nerelerde yetiştiriyorlar, kullandıkları araçlar nelerdir?

Bu soruların yanıtını, etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmak amacıyla itirafçı olan Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar’ın Yaveri Levent Türkkan’ın beyanlarından öğreneceğiz…

Cemaat’in hedeflerinde; muhafazakar fakir ailelerin zeki ve başarılı çocukları var.

Bu çocuklara oltayı ortaokulda atıyorlar.

En elverişli mekanlar, pansiyonlar…

Buralarda “abi” ve “ablalar” ağlarına düşürdükleri çocuklara tuvaletlerde abdest aldırarak, namaz kıldırmayı öğretiyorlar…

Sonra da “Cemaat Evleri”ne götürüyorlar…

Cemaat evlerinde, Gülen’in bilimsellikten uzak, beyin yıkama amacıyla hazırlanmış kitapları okutuluyor…

Ağa düşürülen öğrenci daha sonra, askeri liseye yönlendiriliyor, bu okullara da örgütün yardımı ile giriyorlar.

Sorular cevap şıkları işaretlenmiş halde getirilip dağıtılıyor.

Bu yöntemle, binlerce çocuğun geleceğini çaldılar…

Kamu Personeli Seçme Sınavları, üniversiteye giriş sınavları ve ÖSYM’nin yaptığı bütün sınavlarda hep aynı şeyi yaptılar…

Hak edenlerin yerine hep onlar kazandılar.

Yaptıkları hırsızlığın en nitelikli olanıydı.

Ilımlı İslam” diye isimlendirdikleri sahte dinleri, bu tür işleri yapmaya izin veriyordu demek ki!..

Cemaat, askeri liselerde okuyanlara görev vermiyordu…

Onlardan tek istedikleri deşifre olmamaktı.

Bir de “ima ile namaz kılmak” tabii ki… (5)

Ilımlı İslam”ı yaymakla görevli, ilkokul mezunu müezzin Fetullah Gülen Hoca Efendi, namazı da örgütünün amacına göre değiştirdi!

Gülen’in müridi Piyade Yarbay Levent Türkkan, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığında ayrıntılı bir ifade verdi:

Son güne kadar abilerine itaat ettiğini, verilen emirleri harfiyen yerine getirdiğini söyledi…

Aldığı son görevi; Org. Hulusi Atar’ı “enterne etmek”ti, (6) silahını çekti, bu görevini de yerine getirdi.

Sağır sultanlar bile duydu; darbecilere lojistik desteği ABD verdi.

TBMM’ni bombalayan savaş uçaklarına yakıt vermekle görevli tanker uçaklar İncirlik’ten havalanmıştı…

8 kargo uçağı ile Malatya Hava Alanı’na indirilen silah ve bombaların TSK’da kaydı yok!

Washington, darbe girişimde gönüllü görev alan adamlarına, Doğu ve Güneydoğu’daki sivil direnişin durmaması halinde, PKK ve PYD’li teröristleri devreye sokarak yardımı sürdüreceği sözünü de vermişti.

ABD’nin kara gücü kim bilir hangi dağda hazır bekletiliyordu!

Türkkan’ın itiraflarından Genelkurmay Başkanını düzenli olarak dinlediğini ve dinleme cihazını abilerine teslim ettiğini öğreniyoruz.

Cemaat, daha önce de “Arınç’a suikast” yalanını uydurarak, TSK’nın Kozmik Oda‘sına girmişti…

Türkkan’ın hazırladığı kayıtlar ile Kozmik Oda’dan çalınanlar şimdi Pensilvanya’dadır…

Oradan da “üst akıl”ın eline geçecekler…

Bu eylemlerin, askeri casusluk olduğuna en ufak bir kuşku yoktur!

Fetullah Gülen bir casustur, Cemaat’i de CIA emrindeki bir casusluk örgütü…

Levent Türkkan, ifadesinde “Bu yapı ve bu yapıya mensup olanlar için vatan haini tabiri az gelir, bu yapı sahipleri cani ruhlu kişilerdir” diyor…

Doğrudur, yaşayarak gördük!

Ayan beyan ortadadır ki, Cemaat’in ağına düşenler, Allah ile aldanmaya hazır tiplerdir.

Cemaat’in abileri ise, Allah ile aldatmayı adeta bir yöntem olarak benimsediler.

İslam dinini, vahşi kapitalizmin hizmetine sunan bu ihanet çetesinin tek panzehiri ise laikliktir

Bu korkunç deneyime rağmen, hükümetimiz laik eğitimden ödün verirse, dünyanın cenneti olan Türkiye’yi yaşanmaz/yaşanamaz hale getirir…

Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1)http://www.ulusalkanal.com.tr/gundem/ihsanoglundan-f-tipine-operasyon-aciklamasi-cok-uzgunum-h32963.html

(2) “ABD’nin çıkarlarına “düşman” olarak gördüğü hükümetleri değiştirmek için siyasi ya da askeri araçları kullandığını söyleyen Wilkerson, şöyle devam etti:

Bizim yaptığımız gibi gizli operasyonları adet haline getirdiğinizde, bizim gibi bir kez ‘Yeni Roma’ olduğunuzda bunun olmadığını düşünmeyin; kaçınılmaz şekilde bu operasyonlara yakalanıyorsunuz.”

Wilkerson ayrıca, ABD eski Başkanı Donald Reagan döneminde CIA’nin 58 gizli operasyon gerçekleştirdiğini de hatırlattı.”

http://rudaw.net/turkish/world/200720166

(3) http://us.cnn.com/2016/07/18/politics/turkey-us-coup-military-relationship/index.html

(4) http://www.yeniakit.com.tr/yazarlar/hasan-karakaya/icimizdeki-haini-yok-et-disimizdaki-haini-kahramanlastir-12878.html

(5) Belli azaların namaz kılmaya muktedir olmaması durumunda kılınan namaz türüdür. Namazı zihinden düşünüp, duaları içinden okumakla kılınır. Özürsüz olarak kılınan ima namazı caiz değildir. Fetullah Gülen Cemaati silahlı kuvvetler mensubu olmayı, namaz kılmak için gerekli ve zorunlu bir uzvun eksikliği ile eş değerde görmektedir.

http://www.incemeseleler.com/fikhi-meseleler/1575-ima-ile-namaz-nasil-kilinir.html

(6) “Gözaltına almak” anlamında kullanılmaktadır.

 

Altan Öymen’e açık mektup

(SURİYELİLERE VERİLMESİ DÜŞÜNÜLEN TOKİ EVLERİ, PKK VE FETÖ İLE MÜCADELEDE YAŞAMINI KAYBEDEN GÜVENLİK KUVVETLERİNİN AİLELERİNE VERİLMELİDİR...)

demokrasi_1

Altan Abi;

CHP gibi bir devlet kuran partiye genel başkanlık yapmış tecrübeli bir gazetecisin.

Yakın geçmişte, Nagihan Alçı ile Nazlı Ilıcak’ı tartışma programlarına katılarak kuru fasulye gibi nimetten saydırdın.

AKP ve Cemaat’i kutsayan televizyonlarda program yapmaya ihtiyacın mı vardı?

Tartışmalarınızı izleyenlere sor bakalım, söylediklerından akıllarında ne kaldı?

Çoğu izleyicinin; Nazlı Ilıcak ile Nagihan Alçı’nın beyin yıkamaları kafalarına kazındı.

Ne söylersen söyle artık; ne karşılığıdır bilmem ama bu tutumunla onlara bu programları yaptıranların hizmetine girdin…

Adeta HALKI CAHİL BIRAKMA PROGRAMLARINDA SOLU TEMSİLEN GÖREVLİ GİBİSİN…

Acele etme birazdan açıklayacağım.

Niyetin öyle olmasa da bu çizgini sürdürdükçe, karşı tarafın (gericilerin) fikirlerinin anlaşılıp yerleşmesi için çaba göstermiş sayılacaksın…

Altan Abi;

Hiç kusura bakma ama karşı tarafa çalışıyor gibisin!..

Bugün CNN Türk’teki Didem Arslan Yılmaz’ın programında; Doc, Mehmet Şahin, Merve Şebnem Oruç, Abdülkadir Selvi ve Nevzat Çiçek’le 15 Temmuz darbe girişimini tartışıyordunuz, sizi baştan sona izledim…

Yemin ederim arkam açıldı, utandım…

Yerin dibine girdim desem yeridir.

Muhatapların darbecilere “idam cezası” verilmesini tartışalım diyordu.

Sizi bu konuyu tartışmaya zorladılar, karşı koyamadın…

Bu basit konuda bile zorlandın…

O programlara katılmaya mecbur musun Altan Abi?

Evrensel ceza hukuku prensiplerinin idam cezasının konulmasına engel olduğunu da mı bilmiyorsun?

Bırak bari bu tür programlara bilen biri katılsın.

Önümüzü neden kesiyorsun?

Bir ara Taraf gazetesinde yazan, Abdullah Öcalan’ı terörist değil de politikacı olarak kabul eden, cemaatlerin Kemalist olduğunu savunan Sabah gazetesinin özürlü yazarı Nevzat Çiçek, bu darbe girişimine karışanların bir kısmının Kemalist olduğunu söyledi…

Sustun…

Yoksa ne dediğini duymadın mı?

Oldu mu Altan Abi?

Bu bir aldatmacadır, öyle şey olmaz da diyemedin…

Altan Abi;

Bu çoluk çocuk takımı, seni kum torbası yerine kullanıyor.

Lütfen böyle basit oyunlara bir daha gelme!

Bir kere, Kemalistler, asla ve asla darbelere evet demezler.

Çünkü Kemalistler DEVRİMCİDİR...

Devrim ise, darbeden çok farklı bir şeydir.

Devrim”i halk yapar…

Devrimin arkasında, meşruiyetini kaybetmiş iktidara karşı halkın meşru DİRENİŞ HAKKIvardır..

Bu konuyu dipnotta biraz daha açıyorum.

(Oradan okuyabilirsiniz)

İdam cezası“na gelince;

Mevcut hukukumuza göre, ceza kanunları geriye doğru yürümezler!

Yani ceza kanununa; “darbeye teşebbüs edenler idam edilir” şeklinde bir hükmü konulsa bile, bu hüküm uygulanamaz.

Ayrıca, hiç kimse işlediği zamanki cezadan daha fazla bir ceza ile cezalandırılamaz.

Bu da evrensel bir ceza hukuku prensibidir.

Öte yandan, imzaladığımız Uluslar arası sözleşmeler de, yeniden idam cezasını koymamıza engeldir.

(2 nolu dipnotta onun da açıklaması vardır.)

Bunların hiçbirini de mi bilmiyorsun?

Yoksa orada aklına mı gelmediler?!

Kabul et Altan Abi, yaşlanmışsın..

Galiba B12 vitamini eksikliği de yaşıyorsun!

Bu nedenle de farkında olmadan, hükümetin popilist politikalarına alet oluyorsun.

Hükümetin idam cezasını yeniden gündeme getirmesi, darbe girişimine karşı koyan ve bu nedenle yaşamını kaybedenlerin ailelerinin gazını almak içindir.

Bu kadarını da anla lütfen.

AKP yapmayacağı/yapamayacağı, yapsa da bu darbecilere uygulanma imkanı olmayanidam cezasını geri getirme tartışmasını başlattığı yerde, sizin daha etkili bir karşı tezinizolmalı.

Bu işi yapmak ana muhalefetin görevidir, kabul ediyorum.

Hadi onlar yapamıyor diyelim, eski genel başkanımız olarak sen yap.

Yalvarıyorum ne olur!

İdam cezasına bu ortamda karşı gelenler, kolaylıkla darbecileri desteklemeklesuçlanabileceği için; bu noktada Y-CHP topa giremiyor diyelim…

Büyük olasılıkla da öyledir.

Siz hükümete şu öneriyi getirilebilirsiniz:

3,5 milyon Suriyeliye vereceğiniz TOKİ konutlarını, PKK ile mücadelede ve bu darbe girişimine karşı koyarken yaşamını kaybedenlerin ailelerine verin diyebilirsiniz…

Aslında CHP‘nin yapması gerekir, hala da geç kalmış değil…

Bu zır cahil adamlarla program yapmaya ihtiyacın mı var?!

Yapma Altan Abi, gözünü seveyim…

Sana saygımızı neredeyse yitireceğiz, bari tartışacağın insanları doğru seç…

Saygılar…

Cemil Can

DİPNOTLAR:

1.) Direnme Hakkı ile Meşru Savunma bir birine çok yakındır. Halkın iradesi ile -önceden belirlenmiş kurallara uyarak- halkı yönetme hakkını elde eden siyasi iktidarlar, bazen keyfiliğe yönelir, temel anayasal kuralları çiğnerler ve giderek de otoriterleşirler. Devletin zor kullanma gücünü de elinde tutan despotların elinden devlet yönetimini geri almak zorlaşır. Yöneticiler; adaletli seçim yapmaz, seçimlere hile karıştırırlar. Kamu gücünü halka karşı kullanırlar, hak arama yollarını kapatırlar. Tek adam yönetimine doğru giden bu tür iktidarlara karşı halkın meşru direnme hakkı vardır. Çünkü halk iktidara verdiği yönetme yetkisinin iradesine aykırı kullanılmasını başka yollardan engelleyecek durumda değilse bu yola başvuru. İstismar edilmesi kolay olan bu konuyu birkaç örnekle açıklamak istiyorum:

a.) 15 Temmuz günü Türk halkı direnme hakkını kullanmıştır. Her ne kadar bu hak, siyasi iktidara karşı kullanılmamış olsa da, yine de direnme hakkının kullanılmasıdır. Devlet meşru güçleri ile darbeyi engelleyememe durumunda kaldığı için, hükümet doğrudan halkın olaya müdahil olmasını istemiştir. Halkın meydanlara inmesi meşru bir hakkın kullanılmasıdır.

b.) Kurtuluş Savaşı‘mızın kahramanlarının Saray’a başkaldırışı ve Anadolu’da Milli Mücadele’yi başlatmaları da halkın direnme hakkının kullanılmasıdır. Devletin ve halkın çıkarlarını korumayan Saray hükümeti, Sevr’i imzalayarak ve teslim olmayı öğütleyerek halkın çıkarlarına aykırı icraatlar yapmış hukuka aykırı emirler vermiştir. Bu nedenle devleti kuran halk yönetimi dinlenmemiş ve direnme hakkı kullanılmıştır. Kurtuluş Savaşı’nı başlatmıştır . Direnme hakkı, hem Saraya hem de itilaf devletlerine karşı kullanılmıştır.

c.) Gezi Direnişi’nde de halk direnme hakkını kullanmıştır. Gezi Parkı’ndaki ağaçların kesilmesi ve yerine AVM yapılmasına itiraz etme olayında sembolleşen bu direnişi hiçbir örgüt yönetmemiştir. Tamamen halkın vicdanında şekillenen direnişin nedenlerini daha derinlerde aramak gerekir. AKP iktidarının keyfi icraatları halkı bıktırmıştı. Bilinç altında biriken tepkiler, beklenmedik bir anda direniş olarak dışarı vurdu. AKP hükümetleri her ne kadar aksi görüşteyse de, gerçekte bu direniş de haklı ve meşrudur. Türk halkı, kamu kaynaklarının talan edilmesine, adaletsizliklere, partizanlıklara, hırsızlık ve yolsuzluğa karşı olan tepkisini Gezi olayları özelinde dışa vurmuştur. Bir tür enerji patlaması yaşanmıştır.. Halkın çıkarları ve iradesi hilafına yapılan icraatlara başka türlü “dur” diyemeyeceğine inanan halk, sokağa çıkmak zorunda kalmıştır.

Görüldüğü gibi halkın meşru direnme hakkının arkasında daima Millet iradesi olarak ifade edilen gerçekte seçmenin iradesi hilafına yapılan icraatlara duyulan tepki vardır. İradenin asıl sahibi olaya el koymakta, vekalet verdiği yöneticilere verdiği yetkiyi geri aldığını ifade etmektedir.

2.) 2002 yılında TBMM’nde çıkarılan Avrupa Birliği uyum yasaları ile “yakın savaş hali ve terör suçları” hariç idam cezası kaldırılmıştır. Daha sonra Avrupa Konseyi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne Ek 13 Numaralı Protokolü kabul ederek tüm idam cezalarını kaldırdı. Türkiye de 2004 yılında Anayasa’da yaptığı bir değişiklikle, bu protokole uygun olarak tüm idam cezalarını hukukundan çıkartmıştır…

Dolayısıyla ulusal ve uluslararası hukuka saygılı bir devlet idamı bir daha geri getiremez….

 

İTİRAZIM VAR!

tank

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, askerlerine:

Tüm hazırlıklarınızı yapın; TBMM’ne, Genelkurmay’a, Jandarma Genel Komutanlığı’na, Emniyet Müdürlüğü’ne ve özellikle de Gölbaşı’ndaki Özal Harekat Dairesi Başkanlığı’na savaş uçakları ve skorski helikopterlerle bomba yağdıracaksınız. Sizden kaç kişiniz ölürse ölsün, önemli değil! Bu kurumlarda, girişiminize karşı koymaya kalkışanları ‘vurabilirsiniz’ emrini verdim.. Çıkacak çatışmalarda bir kısım halk da ölebilir. O da önemli değildir. Benim istikbalim ve başkanlığım için bu kadarını yapacaksınız” dedi…

Darbe senaryosu”nda gönüllü olarak görev alan asker ve polisler; bu kanunsuz emre, harfiyen uydular ve Erdoğan’ın düğmeye basması ile 15 Temmuz akşamı harekete geçtiler!

Erdoğan’ın keyfi yerine gelsin, “başkan” olsun diye; ölümü göze alan, onun başkanlığı için kendini feda etmeye hazır, kendi yurttaşlarına mermi atacak kadar gözü dönmüş, sonunda vatan hainliği ile suçlanıp ömür boyu hapse atılmayı göze alacak kadar akılsız, ne kadar -Haşhaşi- militanı varsa, tümü bu senaryoda rol aldı!..

Böyle bir ahmakça senaryoyu, akıl süzgecinden geçirmeden, inanabilirler diye halkın önüne koydular!

Nasılsa halkın yarıya yakını Erdoğan’dan nefret ediyordu, bu kadarı yeterdi…

Darbeye katılan o Haşhaşilerin isimlerini tek tek yazmaya yerim müsait değil.

Ama pek yakında, gerçekler ortaya çıkacak ve kim olduklarını göreceksiniz.

Demek ki, TSK içerisinde Tayyip Erdoğan’a taparcasına bağlı subaylar vardı ki, onun böylesine tehlikeli oyununda, bilerek ve isteyerek rol aldılar?

Dünya tarihinde ilk defa emperyalizmi yenen Türk Ordusu bu hale mi geldi diyorsunuz?

Ve bir tek siz; bağımsız, özgür ve de akıllısınız!

Öyle mi?

Erdoğan’ın özlemini duyduğu “Başkanlık Sistemi”ne geçebilmek için Anayasa değişikliği yapması gerekiyor.

Bunun için de 400 milletvekiline ihtiyacı var, AKP’nin halihazırdaki milletvekili sayısı 317 kadar, yetmiyor…

Cumhurbaşkanı “sahte darbe”yi bastırıp, muzaffer Başkomutan olarak baskın bir seçim kararı alırsa, AKP 400 milletvekili ile bir defa daha iktidara gelip, ihtiyaç duyulan rejim değişikliğini yapabilir…” diyorsunuz…

Bizim aklı evvel, her şeyi en iyi bilen, ağzı laf yapan, eli kalem tutan, akıllı mı akıllı “solcu”larımızın, sıcağı sıcağına yaptıkları analizlerin özeti bu mudur?

Çok çok mantıksız olmamakla birlikte, uzak olasılıktır bu hikaye, gerçekleşmesi imkansızdır bu senaryodur…

Kaldı ki, Erdoğan’ın böyle tehlikeli oyunlara ihtiyacı yoktur.

Onun ihtiyacı duyduğu desteği, siz zaten verdiniz ve vermeye de devam ediyorsunuz!

Mevzilendiğiniz siperleri düşman kazdı!

Bu kafalarınızla yapabileceğiniz bir şey kalmadı.

Bari ayak bağı olmayın; yerinizde oturun ve olacakları izleyin.

Halkın feraseti sizlerden kat kat üstündür çünkü…

Az önce aktardığım senaryoya göre; Ordumuzun ve Emniyetimizin içerisinde; Erdoğan’ın bu b.ktan senaryosunun başarısı için; ölümü göze alan, kendi yurttaşlarını öldürmek için gözünü kırpmayan; generaller, albaylar, yarbaylar, binbaşılar, yüzbaşılar, üstteğmenler, teğmenler, erbaşlar ve erler var!..

Öyle mi?

İşin içerisinde CIA yok tabii!

Fetullahçı Terör Örgütü, zaten müttefikleri!

AKP’yi iktidardan düşürebilmek için, 40 bin insanın ölümünden sorumlu olan terör örgütü PKK’nın, TBMM’ndeki uzantısı HDP’ye oy verilmesi çağrısını yapanlardır bu geri zekalılar!

Bunların sözünün hiçbir kıymeti harbiyesi kalmadı…

Gerçek bir muhalefet olmadan, Devlet olanaklarını kullanan AKP’yi, bu şekilde oyunlarla iktidardan düşürmenin imkânsız olduğunu hala anlayamadı bu zavallılar.

Vatan hainlerine ve teröristlere destek vererek, vatanseverliği AKP’ye bırakanların, her zeminde hezimete uğrayacağı kesindir artık.

Bu güruh, hala da akıllanmışa benzemiyor.

Türk halkının gerçek sorununun iktidar değil, muhalefet olduğunu göremiyorlar bir türlü:

5 Haziran seçimleri ile iktidarını kaybeden AKP’yi, yeniden iktidar yapan bu temel eksiklikti.

Y-CHP, 2010 yılından beri dile getirdiği; yolsuzluk, hırsızlık, partizanlık, hukuksuzluk ve kamu kaynaklarının yağmalanması şeklindeki doğru tezlerinden neden vazgeçti?..

AKP ile koalisyon kurabilmek için, “devri sabık yaratmayacağız, geçmişin hesabını sormayacağız” diyerek taviz üstüne tavizler neden verdi?

Cumhuriyet’i kuranların partisi CHP’nin duruşu böyle bozuldu.

İktidar ortağı olabilmek için bir domalmadıkları kaldı…

Bu tutumun halka verdiği iki mesaj oldu:

Birincisi:

CHP’nin bugüne kadar AKP hakkında söyledikleri doğru değildir, yani Kılıçdaroğlu meydanlarda yalan söylemişti!

İkincisi: AKP’nin yolsuzlukları ile yağmasına Y-CHP de ortak olursa, tüm hukuksuzları görmezden gelebilirdi!..

Üçüncü bir seçeneği gösteren varsa söylesin, burada yazacağım.

Onlar için takip eden bir satırı boş bırakıyorum.

….

Böylece Kemal Kılıçdaroğlu iki ucu b.klu değneği eline alarak, psikolojik üstünlüğü AKP’ye kaptırdı ve Atatürk’ün CHP’sini iktidar alternatifi olmaktan çıkarttı.

Kendisi de Dersimli Kemal oldu, PKK’nın hizmetine girdi…

MHP ise, her zamanki gibi koltuk değnekliğine devam etti.

MHP’nin “asla HDP ile bir araya gelmeyeceğini ilan etmesi”, AKP’siz hükümet kurulması formüllerinin tümünü ortadan kaldırdı.

Bu arada PKK, yeniden eylemlerine başlamıştı, onların programı ise çok daha farklıydı.

Kürdistan”ı kurmak için savaşıyorlardı…

Bunun için yıllardır emperyalist dedikleri ABD’nin kara gücü olmayı da kabul ettiler.

Nihayet, ABD’nin Ergenekon ve Balyoz davaları ile TSK’yı kafeslemek istediğini ve FETÖ’nün bu ihanetin içinde olduğunu hükümet gördü.

Bu Türk halkı için iyi bir şeydir…

Ortaklar arasındaki çıkar çatışması işi bu noktaya götürdü diyenler de var.

Doğru da olabilir…

Sonuçta hükümet, teröristlerle müzakereyi kesti, terörle mücadeleyi Ordu’ya bıraktı…

Başını yiyecek “açılım süreci”nden vazgeçti, ABD’nin çıkarlarına endekslenen dış politikasını değiştirmeye karar verdi…

Bu arada FETÖ’nün de tasfiyesine başlandı; Yargı önemli ölçüde temizlendi, Emniyet kontrol altına alındı.

Bunlar da Türk halkının yararına olan iyi gelişmelerdir…

Bu noktada muhalefet, özellikle Y-CHP en büyük ikinci hatasını yaptı:

Görevini yaptı diyenler de var tabi…

FETÖ’ye kol kanat gerdi, PKK’nın hendek savaşlarına; insan hakları ihlal ediliyor, TSK orantısız güç kullanıyor diyerek, destek verdiler.

Yetmezmiş gibi bir de hazırladıkları ihanet raporları ile Türkiye’yi yabancı devletlere şikâyet ettiler…

Kısaca; Türk halkının muhalefet yapsın diye Meclise gönderdiği milletvekilleri, görevinin gereğini yapmadılar, böylece Y-CHP itibar üzerine itibar kaybetti…

Şimdi yerlerde sürünüyorlar…

Düşünebiliyor musunuz, ana muhalefetin liderine cenaze tönerlerinde domates fırlatılıyor, önüne dolu mermi atılıyor!

Dersimli Kemal liderliğindeki CHP’nin halkta karşılığı kalmadı…

Kim ne derse desin, AKP’nin iktidarda kalmasını sağlayan başlıca olgu; muhalefetin güven vermez bu duruşudur.

Halk biraz da şöyle düşünmüş olabilir:

AKP’liler 14 yıllık iktidarları boyunca kamu kaynaklarını talan etmişler. Doğru. Artık doymuş olabilirler, iktidarda bunların kalması daha iyidir. Belki bir daha hırsızlık yapmaya ihtiyaç duymazlar. Muhalefetteki bu açlar gelirse eğer; devletin yeniden talanı başlayabilir.

Bu düşüncelerle, halk kötü seçeneklerden en iyi olanını AKP’yi seçmiştir…

Böyle olduğu için, Kılıçdaroğlu ve Bahçeli yönetimindeki partilerle AKP’yi iktidardan düşürmek olanaksız hale geldi…

Dolayısıyla, bu siyasal ortamda AKP’nin ne gerçek darbeye, ne de sahte darbe girişimlerine ihtiyacı olamaz!

Yakında gerçekler bütün çıplaklığı ile ortaya çıkacak ve hep birlikte göreceğiz.

CIA ile işbirliği yaparak, Devletin bütün organlarına sızmış olan Fetullahçı Terör Örgütü’ne 17/25 Aralık olaylarından sonra ağır darbeler indirildiği tartışılmaz bir gerçektir…

Ağustos’da yapılacak YAŞ toplantısında, Ordu’dan tasfiyeler de başlayacaktı.

Bir başka gerçek de CIA’nın içimizdeki elemanlarının, darbe yapacak kadar hazırlıklı ve organize olamadıklarıdır…

Ne var ki, yeteri kadar zamanları da kalmamıştı…

Bu nedenle, erkenden harekete geçmek zorunda kaldılar; başka seçenekleri yoktu.

Zarları fırlattılar:

Düşeş” bekliyorlardı, “hepyek” geldi…

Şimdi halk ellerinde Türk bayrakları ile sokaklardadır…

Bizim aklı evveller, olup biteni ancak pencereden seyredebiliyor!

Atatürklü bayrağı alıp, sokaklara inmek akıllarına nedense hiç gelmiyor…

Biraz da yürek ve inanç işidir…

Darbe girişiminin bastırılmasından sağlanacak siyasi rantı, AKP’nin toplamasına itiraz ediyorlar!

Haklıdırlar…

Cemil Can

CIA’NIN DARBE TEŞEBBÜSÜ!..

o herifler

Tarih 2 Haziran 2016.

Bir gazeteci günlük basın toplantısı sırasında ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü John Kirby’ye soruyor:

“Türkiye, Gülen Cemaatini terörist olarak görüyor, siz de mi bu şekilde düşünüyorsunuz?”

Kirby, ABD adına yanıt veriyor:

Fetullah Gülen Cemaatini terör örgütü olarak görmüyoruz. Bu Türkiye’nin iç meselesidir.” (1)

Tarih 9 Şubat 2016.

Cumhurbaşkanı Erdoğan; ABD’nin, PKK’nın Suriye kolu olan PYD ile ilişkisi üzerine:

“Ben miyim senin ortağın, yoksa Kobani’deki teröristler mi?” diye soruyor.

Yanıt yine Kirby’den geliyor:

Biz, PYD’yi terör örgütü olarak tanımlamıyoruz” diyor. (2)

Toprak bütünlüğümüzü ve Cumhuriyetimizi tehdit eden silahlı iki örgütün de arkasında ABD var…

ABD’nin dostumuz olmadığı son derece açık.

Ortadoğu halklarına kan kusturan ve terör örgütlerini silah olarak kullanan bu en büyük terörist devletin, topraklarımız üzerinde faaliyet göstermesine kesinlikle izin verilmemelidir.

Bu nedenle İncirlik Üssü derhal kapatılmalıdır.

Silahlı olmadığı için Cemaatin terör örgütü sayılamayacağını savunanların, Fetullahçı Terör Örgütü’nün (FETÖ) ağzı ile konuştukları tartışmasız olarak kanıtlandı.

FETÖCÜ subaylar 15 Temmuz 2016 akşamı; Türk Ordusu’nun uçaklarını, helikopterlerini, tanklarını, toplarını, mermilerini ve askerlerini örgütün kendi iğrenç amaçları için kullandılar.

Bu olaydan itibaren hiç kimse FETÖ’nün terör örgütü olmadığını savunamaz!

Dolayısıyla bu örgüt mensupları hiçbir eyleme katılmamış olsa bile, tümünü örgüt üyesi olmaktan dolayı tutuklamak olanaklı hale gelmiştir…

FETÖ bir ihanet örgütüdür.

Türkiye Cumhuriyeti’ne kastetmiştir.

Türk Ordusu’nu ABD’nin güdümüne sokmak için ihanet içerisine girmiştir.

Darbenin muhatabı hükümet değil, Devlettir.

15 Temmuz darbe girişimine katılan FETÖCÜ subayların, askerliğin olmazsa olmazı; emir-komutanın gereğince, kullanılan er ve erbaşları kimse suçlayamaz!

Askerlikte emir-komutaya uymamak diye bir şey söz konusu edilemez!

Çünkü güvenlik güçlerimiz de emir-komuta ile darbe girişimini bastırmışlardır.

FETÖ ile örgütsel ilişki içerisinde olduğu geçerli kanıtlara bağlanmadıkça; darbe girişiminde kullanılan askerleri kimse suçlamamalıdır.

Onların durumu darbeyi bastıran rütbesiz askerlerden farklı değerlendirmek doğru değildir…

Bu bağlamda, teslim olan askerin kafasını kesen (3) IŞİD kılıklı herifler, derhal yakalanıp cezalandırılmalıdır…

Cemil Can

 

DİPNOTLAR:

(1)    http://www.ntv.com.tr/dunya/abd-gulen-cemaatini-teror-orgutu-olarak-gormuyoruz,kNG-f6zCYkaBL1NLoj7BdA

(2)    http://www.ntv.com.tr/dunya/abd-pydyi-teror-orgutu-olarak-gormuyoruz,jkPYg6G4OEuqkJO_NEVB-Q

(3)    http://odatv.com/teslim-olan-askerin-bogazi-kesildi-1607161200.htm