Biz kazanacağız!..
TwitterFacebookGoogleYouTube

KARAKTERSİZ HAYDUTLAR!

 son-d

15 Temmuz Darbe Girişimi’nin arkasında hangi ülkeler vardı?

Bu hain girişimde bulunan FETÖ üyelerini koruyup kollayanlar başta; Amerika olmak üzere, İngiltere, Fransa, Almanya ve diğer Batı ülkeleri değil mi?

Bu “medeni” ülkeler, şimdi de Esad’ın meşru hükümetini düşürmek ve Suriye’yi bölmek için çabalıyorlar…

Son eylemleri; 14 Nisan günü Suriye’ye gönderdikleri 103 füzedir.

Saldırı için seçtikleri gün ise son derece manidardır:

Miraç Gecesi Suriye’yi bombalayan haydutlar; elinde kimyasal silahlar var yalanı ile dünyayı kandırarak 2003′te Irak’ı işgal ettirip, sonunda Irak Devlet Başkanı Saddam’ı, Kurban Bayramı’nın birinci günü idam ettiler…

***

Irak’ın işgal edilmesinden sonra, ABD Dış İşleri Bakanı Colin Powel’a kimyasal silahları sordular:

CIA bizi kandırdı” dedi.

CIA, ABD’nin merkezi haber alma örgütüdür!

Kendi yöneticilerini bile kandırabiliyor!..

ABD’yi yönetenler, hiçbir zaman madem Irak’ta kimyasal silah yoktur, işgalinizin de haklı bir dayanağı kalmadı, neden işgale son vermiyorsunuz sorusuna yanıt vermediler.

Kuzey’de Barzanistan’ı kurup, buna uygun bir de Anayasa yaptılar ve Irak’a yerleştiler…

***

Aynı çete, şimdi de Suriye’nin başına bela oldu.

Suriye’nin Kuzeyinde; “Bağımsız Kürdistan” için kantonları birleştirerek, Akdeniz’e uzanan bir koridor inşa edeceklerdi ve Irak ile Suriye’nin kuzeyindeki yapıları birleştirerek “İkinci İsrail”i inşa edeceklerdi.

Rusya ve İran fiilen sahaya indiler; Irak hükümeti, bağımsızlık ilan eden Barzani yönetimine karşı silah kullandı; Suriye direndi, Türkiye Fırat Kalkanı Harekatı ile Zeytin Dali Operasyonlarını başlattı…

ABD ve ortaklarının planları bozuldu.

Emperyalistlerin, Irak’ta ortaya attıkları “kimyasal silah” yalanını, bu defa Suriye için gündeme getirdiler…

***

Esad’ın kimyasal silah kullandığının kuyruklu bir yalan olduğu ABD Savunma Bakanı tarafından dile getirilmiştir.

James Mattis, bir soru üzerine: “Esad’ın zehirli gaz kullandığına dair elimizde bir kanıt yok” dedi.

Buna rağmen, haydutluğa devam ettiler; Suriye’yi bombaladılar…

***

Türk Milleti’nin temsilcileri sıfatıyla siyaset sahnesinde yer alan partiler, bu iğrenç tutum karşısında ne yaptılar?

AKP adına Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Başbakan Yıldırım, saldırıyı olumlu bulduklarını söylediler.

Asıl ilginç açıklamayı Dışişleri Bakanlığımız yaptı:

“Türkiye, 7 Nisan günü Duma’da çok sayıda sivilin ölmesine yol açan kimyasal silah saldırısına mukabil; ABD, İngiltere ve Fransa’nın Suriye rejimine karşı düzenlediği operasyonu yerinde bir tepki olarak görmektedir. Rejim tarafından gerçekleştirildiği yönünde güçlü şüphe bulunan Duma saldırısı karşısında tüm insanlığın vicdanına tercüman olan bu operasyonu memnuniyetle karşılıyoruz” dediler.

ABD, Suriye’nin kimyasal silah kullandığına dair elimizde “kanıt yok” diyor, bizimkiler “ saldırı için “güçlü şüpheyi” yeterli buldular.

***

Ana muhalefet partisi CHP’nin Genel Başkanı Kılıçdaroğlu ilk gün:

“Kimyasal silah kullanmak insanlık suçudur” diyerek, ABD’nin yalanını tekrar etmiş, ikinci gün ise “Kimyasal silah kullanıldığına ilişkin tereddütler var” diyerek devirdiği çamı düzeltmeye çalışmıştır…

İyi Parti adına Aytun Çıray:

Şam yönetiminin kimyasal silah kullandığına dair yeterli kanıt oluşmuşsa elbette bunun karşılığı olmalıydı” diyerek, kimyasal silah yalanını tekrar etmiştir.

Saadet Partisi:

“İslam dünyası için mukaddes sayılan gecelerden Miraç Kandili’nde gerçekleştirilen bu saldırı, sadece Suriye’yi değil, bütün Müslümanları hedef almıştır” diyerek, doğru bir tutum takınmıştır.

Vatan Partisi adına yapılan açıklamada:

“Suriye Devleti’nin, Suriye Ordusu’nun, Suriye Milleti’nin, kardeşlerimizin, komşularımızın yanındayız. Onlarla yüreklerimiz birlikte çarpıyor. Onların ABD emperyalizmine karşı kahramanca direnişini Türkiye’den destekliyoruz. Müslümanların vurulmasını, mazlumların vurulmasını memnuniyetle karşılayan bir yönetim Türkiye’yi temsil edemez. Bu nasıl Müslümanlık? Bu nasıl komşuluk? Bu nasıl kardeşlik? Bu nasıl insanlık” denilerek, Türk halkının duygularına tercüman olunmuştur.

***

Ortak düşmanlarımızın “Suriye’de kimyasal silah kullanıldı” yalanını bahane ederek komşumuzu bombalamasını destekleyen açıklamalar, tam bir akıl tutulmasının sonucudur.

Türk halkına zalimlere karşı direnme ve mazlumun yanında yer alma öğütlenecek yerde; zalimlerin sahip çıkamadığı yalanı, onlar yerine tekrar ederek bölge halklarını aldatmaya çalışmak tipik bir işbirlikçilik örneğidir…

Türkiye’de iktidar ve ana muhalefetin Batı tarafından kontrol altında tutulduğu bu açıklamalardan bellidir…

***

Ergenekon ve Balyoz davalarına pasif destek veren ana muhalefetin, 28 Şubat Davası ile ilgili duruşu da utanç vericidir:

21 yıl önce yapılan bir MGK toplantısında; irticanın çok yönlü tehdit olduğuna karar verilmişti.(*)

Bu kararın son derece; haklı, doğru ve yerinde olduğu 15 Temmuz Darbe Girişimi sırasında kanıtlandı.

MGK’nın o kararları, Erbakan başkanlığındaki REFAHYOL hükümeti tarafından da onaylandı.

Bundan sonra irticayla mücadele için çeşitli çalışmalar yapıldı.

Bunlardan biri de dönemin Cumhurbaşkanı Demirel ile hükümetin haberdar olduğu Batı Çalışma Grubu’dur.

Devletin içerisinde yuvalanmış FETÖ’ye karşı yapılan çalışmaları “Postmodern Darbe” (**) olarak nitelendirmek; en hafif tabiriyle insafsızlıktır.

Yasalarda tanımlanmayan ve sözlüklerde yer almayan bu kavramın etrafında gevezeliik yaparak; son tahlilde ordu düşmanlığı ile özdeşleşen konuşmaların bayraktarlığını, Y-CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun yapması (***) ise tüm CHP’liler adına büyük bir talihsizliktir…

Cemil Can

DİPNOTLAR:

(*) https://tr.wikisource.org/wiki/28_%C5%9Eubat_Kararlar%C4%B1

(**) Postmodern darbe1997 yılı Şubat ayında yapılan Millî Güvenlik Kurulu‘nun aylık toplantısı sonucu alınan ve 28 Şubat Kararları diye bilinen kararlar ile gelişen olayların ilk olarak Radikal Gazetesi yazarı Türker Alkan‘ın 13 Haziran 1997 tarihli ve “Postmodern bir askerî müdahale” başlıklı yazısında tanımlanmasıyla gündeme girmiş ve Cengiz Çandar‘ın etkisiyle yabancı basında da kullanılmaya başlanmıştır.[1]Bu sözün ilk olarak Cengiz Çandar tarafından kullanıldığı iddia edilse de, Çandar ilk olarak 28 Haziran 1997 günkü yazısında bu olaydan “postmodern darbe” diye sözetmektedir.[1]Yabancı basında da “28 Şubat Kararları” süreci kendisinden “postmodern darbe” olarak söz ettirmiştir.[2][3][4]Siyasi literatüre giren bu tanımlama ile birlikte “28 Şubat süreci birçok kitaba konu olmuştur.[5][6]2000 yılında Sırbistan‘daki eylemler[7]2001 yılında başarısız olan Beyaz Rusya‘daki eylemler,2003 yılında Gürcistan‘da gelişen “Gül Devrimi[8]ile Kasım 2004 ile Ocak 2005 arasındaUkrayna‘da gelişen ve “Turuncu Devrimolarak adlandırılan süreç de yabancı basında “postmodern darbe” olarak adlandırılmıştır.[7][9][10]2006 yılında da Venezuela‘da Hugo Chavez karşıtları tarafından yapılan eylemler “postmodern darbe” girişimi olarak değerlendirilmektedir.[10]Ancak “postmodern darbe” teriminin Türkiye’de ve dünyada kullanımı arasında belirgin bir ayrım bulunmaktadır. Bu terim, Türkiye’de ordunun siyasi hükümete yapılacakları ve yapılmayacakları dikte ettirdiği, yani demokratik olmayan bir kurumun demokrasinin işleyişine müdahelesini anlatmak için kullanılmaktadır.[1]Oysaki dünya üzerinde özellikle “Turuncu Devrim” için Guardian gazetesi yazarı Jonathan Steele tarafından öne sürülen görüşe göre, otoriter olan bir hükümetin işleyişine,ABDkaynaklı hükümet dışı örgütler (İngilizce:Nongovernmental organizations- NGO) tarafından desteklenen toplumsal hareketlerle müdahele edilmesi anlamında kullanılmaktadır.[8][9][11]

Diğer taraftan postmodern durum(veya ‘ileri modernlik’), ekonominin küreselleşmesi ve özellikle sermaye birikimi ve hareketi ile ulusal ekonomilerin piyasa mekanizmaları vasıtasıyla bütünleşmesi gibi güncel sosyo-ekonomik özelliklere işaret eder.[12]

Kaynakça

1.) “28 Şubat’ın anlamı” Yrd.Doç.Dr. Erkan Yüksel

2.) Washington Times “Reforms curb Turkey’s armed forces”, Seth Rosen, 26 Haziran 2005 (İngilizce)

3.) Le Monde “Souffles guerriers sur le Proche-Orient” Alain Gresh, Aralık 1997 (Fransızca)

4.)“La Turquie trop militariste?” Dominique Lagarde ve Nükte V. Ortaq, L’Express, 19 Nisan 2001, (Fransızca)

5.)Generalinden 28 Şubat İtirafı “Postmodern Darbe”, Hulki Cevizoğlu, Ceviz Kabuğu Yayınları,368 Sayfa.ISBN 975-6613-00-9

6.) Cengiz Çandar “Çıktık Açık Alınla”, Timaş Yayınları, Ocak 2001

7.)The new Gladio in action? ” Jonathan Mowat, Online Journal, 19 Mart 2005 (İngilizce)

8.) “When NGOs Attack – Implications of the Coup in Georgia”, Jacob Levich, Counterpunch, 6-7 Aralık 2003 (İngilizce)

9.) “Ukraine’s postmodern coup d’etat”, Jonathan Steele, Guardian, 26 Kasım 2004 (İngilizce)

10.) “Coup d’État in Venezuela: Made in the USA”, Chris Carlson, 22 Kasım 2006, (İngilizce)

11.) “Coup d’État in Disguise: Washington’s New World Order ‘Democratization’ Template” Jonathan Mowat, Centre for Research on Globalisation, 9 Şubat 2005 (İngilizce)

12.) “Keith F. Punch”, Sosyal Araştırmalara Giriş, S.137

(https://tr.wikipedia.org/wiki/Postmodern_darbe)

(***)https://www.birgun.net/haber-detay/kilicdaroglu-28-subat-a-da-20-temmuz-darbesine-de-karsiyiz-148677.html

SÜREKLİ İKTİDAR KESİNTİSİZ MUHALEFET!..

 

 

Duma'da “kimyasal silah” kullanan emperyalistler; suçu Suriye rejim güçleri üzerine attılar.

Trump, Esad'a “hayvan” dedi.

Demek ki Güney Cephesi çatırdıyor.

Kimyasal silah kullanmak, Birleşmiş Milletler’in (BM) müdahalesini gerektirir.

BM, ABD ve müttefiklerinin kullandığı uluslararası en etkili kurumdur.

Bu defa zor harekete geçirilecek gibi.

Zira Rusya, Suriye’den önce kimyasal saldırıda rejimin dahli olmadığını kesin dille yalanladı…

Yandaş basınımız ise mazlumun yanında olmayı unuttu, ABD yalanına çanak tuttu!..

***

Erdoğan’ın “Megri megri” türküsü ile başlattığı “Kürt açılımı”, ve bağlı olduğu Büyük Ortadoğu Projesi; “akil adamlar”la birlikte söylediği “Yaylalar” türküsü ile sona ermek üzeredir.

İki arada bir derede kalan Kemal Kılıçdaroğlu, (KK) “analar ağlamasın” edebiyatından çoktan çark etti.

Şehit ailelerine hami olmaya adaydır, ama beceremiyor:

“Afrin'de 52 şehidimizin kanı kurumadı. Toplanmışlar bir grup güruh... Bu rezil adamlar ve onları oraya götüren adam, sen eğer yüreğin yetiyorsa... Bir Afrin şehidinin bulunduğu sokaktan geç ve Yaylalar türküsünü söyle bakayım...” dedi...

KK'nın, ABD’nin kazık attığı PKK'yı lanetleyeceği günler de yakındır!

***

KONDA Genel Müdürü Bekir Ağırdır, CHP Parti Meclisi (PM), Yüksek Disiplin Kurulu ve milletvekillerine “2019'da Doğru Stratejik Değerlendirmeler” konulu bir sunum yaptı:

“Şunu dersem şu şekilde damgalanırım, iktidar bizi şöyle tarif eder gibi korkuları aşın. Bu korkuların hiçbir karşılığı yok. İktidar size siyaset sınırı çizmesin, siyaset yapma alanı zaten daralıyor. Bu alanı yeni fikirlerle, radikal kararlarla, dinamik yapı ile çözebilirsiniz” diyerek, HDP ile ittifak yapılmasından korkulmaması gerektiğini öğütledi...

Vurguları genel başkan gibiydi.

Kılıçdaroğlu'nun sık sık not alması ise numaradandı; sanki söylenenler yazılı olarak kendisine verilmeyecekti!

KONDA'nın çalışmasının sipariş üzerine olduğu çok açıktır.

KK ve arkadaşlarının HDP ile ittifak planları; KONDA üzerinden PM'ne empoze edilmeye çalışılıyor.

Y-CHP'nin HDP/PKK'ya taşıyıcı anne yapılacağı belliydi...

***

AKP'nin arayıp da bulamadığı fırsatı, ne yazık ki Y-CHP yaratıyor.

Önümüzdeki seçimlerde AKP'nin işini çok kolaylaştıracakları açıktır:

Bir tarafta AKP ile TSK, diğer tarafta Y-CHP ile PKK seçmenden oy isteyip yarışacaklar!

Seçimin galibi bugünden bellidir.

28 Şubat'a “postmodern darbe” diyerek Cumhuriyete sahip çıkan askerleri karşısına alan; 20 Temmuz'a “darbe” diyerek FETÖ darbe girişimini alalayan; daha önce de “Ergenekon” ve “Balyoz” davalarına destek vererek Orduya kurulan kumpası görmezden gelen KK'nın, ittifak hamlesi ile PKK'nın takdirini kazanacağı kesindir!

Halkı kerhen oy kullanmaya mecbur edeceklerini hesaplıyorlar.

Bu noktaya nabız yoklayarak geldiler:

İlk olarak CHP Parti Meclisi Üyesi Prof. Dr. Zeki Kılıçaslan, CNN Türk'te katıldığı programda, HDP ile ittifak yapılabileceğini ifade etmişti.

Ondan daha önce Merve Kavakçı'nın eski eşi Prof. Dr. Cihangir İslam'ın yönettiği toplantıda:

Tek adama karşı birleşme” fikri etrafında konuşan Prof. Dr. Mehmet Bekaroğlu, CHP'nin HDP ile ortak aday çıkarmasını savunmuştu.

Adalet Yürüyüşü” sonrası hazırlanan raporda da:

Kürt fobisinden kurtulmalı ve HDP ile güçlü bir ittifak kurulmalı. Demokratik bir ittifak ile seçime girilmeli. Bir seçimlik olsa bile kırmızıçizgilerden vazgeçilmeli” denerek, yürüyüşün asıl amacının referandumda geçerli sayılan mühürsüz oylara dikkat çekmek değil, HDP ile yapılacak ittifaka ortam hazırlamak olduğu ortaya konmuştur.

Bizim bazı aklı evveller “Adalet Yürüyüşü” ile adaletin geleceğini, AKP'nin iktidardan düşeceğini sandılar...

***

AKP “Çözüm süreci”ni başlattığı için 5 Haziran seçimlerinde iktidardan düştü.

Nokta.

PKK ile mücadeleye başlayınca yeniden ve tek başına iktidar oldu.

Bu gerçeği iyi kavrayan toplum mühendisleri, CHP'yi sürekli muhalefete mahkûm etmek için HDP ile ittifak formülünü buldular.

Buna zaten meyilli ve diyet borcu olan Y-CHP’nin üst kadrosu, kolaylıkla tuzağa düştü.

Belki de asıl istedikleri buydu; bu görevi yerine getirmek için CHP’nin başına getirildiler.

Bunlar muhalefette durdukça, AKP'nin sürekli iktidarda kalacağına kuşku yoktur...

Karşı devrimi bir tek Erdoğan ve muhalefetteki kadroları sürdürebilir…

***

Karşı devrimin kesintiye uğramaması için büyük olasılıkla Y-CHP, Abdullah Gül'ü aday olarak gösterecektir.

CHP'li seçmen, AKP'nin iki kurucusundan birine mecbur edilecektir.

Bu defaki formülün adı “tıpış tıpış” konmayacaktır elbette.

Anımsayınız KK, “Abdullah Bey, esas olarak tarafsız Cumhurbaşkanlığı yaptı. Zaman zaman eleştirdik ama olabildiğince tarafsız Cumhurbaşkanlığı yaptı. Gül'ün Cumhurbaşkanlığına saygı duyuyorum” demişti.

Etrafımdaki CHP'ye oy verenlerin çoğunluğu; Gül'ü “tarafsız” bulan ve “saygı” duyan bir genel başkana saygı duymuyoruz diyorlar.

Bu listenin en başına elbette kendimi yazıyorum...

Zira:

KK'nın “Devlet adamı” tarifine tıpatıp uyan “tarafsız” 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün alt sıralardan üniversite rektörlüklerine atadığı isimlerin çoğu FETÖ üyesi olmaktan yargılanıyorlar:

Diyarbakır Dicle Üniversitesi eski Rektörü Prof. Dr. Ayşegül Jale Saraç, tutuklu; Rektörlük yaptığı dönemde, üniversitenin ecza deposundaki ilaçları PKK'ya vermekle gündeme gelmişti.

Kendisi ise 1991 FETÖ mensubunun atamasına onay vermişti.

Fatih Üniversitesi eski Rektörü Prof. Dr. Şerif Ali Tekalan'a Fetullah Gülen bir çanta ziynet eşyası göndermişti.

Celal Bayar Üniversitesi eski Rektörü Prof. Dr. Mehmet Pakdemirli tutukludur; 2011 yılında Pensilvanya'da Gülen'i ziyaret etmişti.

Akdeniz Üniversitesi eski Rektörü Prof. Dr. İsrafil Kurtcebe de tutuklu; o da Gülen'le Pelsinvanya'da görüşmüştü.

Ege Üniversitesi eski Rektörü Prof. Dr. Cüneyt Hoşcoşkun ise halen firaridir...

***

Bu açık ihanete rağmen:

KK, “16 Nisan'ı aşacak bir arayış içerisindeyiz. Bize güvenin” dedikten sonra, yapacağı konuşmalarda dile getireceği konu ve görüşlerin bir hafta boyunca partililer tarafından tekrar edilmesini istedi...

Dersimli daha önce de:

Tekrarın gücüne inanan bir partiyiz” demişti...

Bunun anlamı, kimsenin fikir üretmemesi, papağan gibi genel merkezi tekrar etmesidir.

İşin daha da kötüsü; bu komuta uyacak olan kurşun askerlerin CHP'deki varlığıdır…

***

Anlaşılıyor ki; bu propaganda döneminde; hatalar tekrar edilecektir.

Bakalım bu öğütlere kimler ne kadar uyacaktır?

Söyleye söyleye dilimde tüy bitti:

CHP’deki işgal kırılmadıkça Türk halkı huzurlu uyku uyuyamayacaktır!

 

Cemil Can

ABD ASKERİNİN KORKUSU!..

abd-pyd

Hayatın gerçekleri Suriye’de dayattı:

Trump, “Çok yakında Suriye’den çekileceğiz” dedi.

SDG Sözcüsü Kino Gabriel, çekilme planı ile ilgili olarak “Bilgilendirilmedik” dedi.

Gabriel, ABD’nin kara gücü olduklarını unutmuşa benziyor.

Komutanlar, askerlere bilgi vermez, emrederler!..

Bu emir de yakında tebliğ edilir kendilerine…

***

Bu arada ABD, Membiç’teki PKK/PYD’lileri korumak için takviye araç ve asker gönderdi.

Aksi halde, ABD’ye asker yazılanlar güven bunalımına düşebilirdi.

Trump, Dış İşleri Bakanlığına Suriye’de PKK/PYD’nin kontrol ettiği alanların “yeniden inşası” için ayrılan 200 milyon dolarlık yardımı dondurma talimatı verdi.

Suriye’nin yeniden inşası ABD’nin üstüne vazife midir?

Belli ki, “tünel” ve “istihkam kazma”nın adını yeniden inşa koydular, o da işe yaramadı tabii ki…

Bu nedenle istihkâm birliğine “geriye dön” komutunu verdiler…

***

ABD’nin Suriye’de kullanılmak üzere “ortak güçler” için bütçeden 2018 yılı için ayırdığı 60.6 milyon doları, 2019 yılı için 101.5 milyon dolara yükseltti.

Ücretli Kürt askerlerinin maaşları toplamı 30 milyon dolar olarak ayrıldı

Hava desteği için 7 milyon ve diğer kalemler için de 64.5 milyon dolar öngörüldü…

Çekilme gerçekleşirse, 500 milyon dolara yakın para ABD bütçesinde kalacak.

Tasarruf edilen bu miktar, kim bilir ne zaman hangi garibanların canını yakacak!

ABD’nin, binmeyeceği eşeğin önüne yem atmayacağı yaşanan deneylerle sabit hale geldi.

Kürtleri kullanarak bölge halklarına verecekleri zararın boyutunu, gönderilen 4500 TIR silahtan ve ayırdıkları paradan da anlamak mümkün…

***

Katil Amerika’nın ne yapmaya çalıştığı bellidir.

Lakin bu işleri kiminle yapacağı şüpheli hale geldi!

ABD’nin emperyalist amaçlarını gerçekleştirmek için öncelikle insan gücüne ihtiyacı var.

Ölümden korkmayan” savaşçıları nereden bulacaklar!

Kürtlere bağladıkları umutlar boşa çıktı.

Kendi askerleri ise korkularını yenemiyor bir türlü.

Canları çok tatlıdır…

***

Sözcü’den Soner Yalçın geçenlerde yazdı:

Pentagon ve CIA emrinde görev yapan bilim insanlarının üzerinde durduğu bir başka çalışma var:

Askerin korkusunu yenmek!

Şimdilik robotlarla bu sorunu aşıyorlar.” (1)

Coniler, can pazarında geri planda durmayı tercih ediyorlar.

Kürtler ise defalarca denemiş, güven vermiyorlar!

Fransa, Kürtlerin yerini almaya niyetli ama can pazarı var bu coğrafya, yemiyor tabii!

Dolayısıyla, ABD Suriye’den çekilmek zorundadır!

Bir süreliğine yenilginin adını “çekilme” koyabilirler ama.

Çekilsinler bakalım, bu ayarlı kantarda kaç okka gelecekler!..

***

Bir konumuz daha var bu hafta:

CHP’deki “ekran yasağı”..,

Basın ve düşünceyi ifade etme özgürlüğü için yırtınanlar, sonunda “konuşma yasağını” bir sidikli Yönerge ile uygulamaya koydular.

Medya tutum belgesi” ve “CHP Medya İletişim Yönergesi (2) adeta Y-CHP’nin röntgen filmi gibi karşımıza konuldu.

İçeriğini buradan yazmaya utanıyorum.

O kadar yani.

Dileyenler aşağıdaki bağlantıyı açıp okuyabilirler…

***

CHP’li milletvekillerinin katılacakları TV programları ve gazetelere verecekleri mülakatlarda ne diyeceklerini ve ne demeyeceklerini bu Yönerge’ye bakarak belirleyecekler.

Başka bir deyişle, Dersimli Kemal ile yakın çevresini “tekrar” edecekler!

Öyle kendi başına fikir üretmek ve konuşmaları yasak!

Düşük seviyeli söylemlerle ilgili sorulara” muhatap olmamak yöntemi ile cevap verilmesi öğütlenen yönergede; “Tekrarın gücüne inanın” vurgusu yapılıyor!

Tekrarın gücü!

Demek ki, hafızlık yapar gibi genel başkanın sözleri tekrar edilecek!

Yönergedeki tavsiyelerden anlıyoruz ki, CHP milletvekilleri ile yöneticilerinin; ideolojik birikimleri yok, alternatif siyaset üretme yetenekleri bulunmuyor, fikirlerinin arkasında duracak kadar da kararlı değiller, iç ve dış siyaset konularında yetersizler…

Uzmanlık alanlarında iddialı olmadıkları da Yönerge ile itiraf ediliyor…

Tekrarın gücü” başka anlama gelmez!

***

CHP’den milletvekili seçilebilmek için tek ölçünün:

Dersimli Kemal’in liderliğini koşulsuz kabul etmek ve Alevi mezhebine mensubiyet olduğu, bu yönerge ile teyit edilmiş bulunmaktadır.

Sokaktan toplanan; sıradan, apolitik insanlara yapılacak bu tavsiyelerin, CHP kadrolarına yapılıyor olması, bu gerçeğin altını çiziyor zaten.

HDP ile ittifak yapmak mecburiyeti hisseden Y-CHP’nin, iktidar alternatifi olmadığı Yönerge ile kabul edilmiştir.

Bunun anlamı:

AKP’ye bir dönem daha mecbur bırakıldığımızdır…

Türk halkının önünü asıl kesenler, adi bir kaset operasyonu ile CHP’nin başına gelen bu işgal mangasıdır…

***

En haklı olduğumuz konum: 16 Nisan Anayasa Referandumuydu.

Onda bile eylemsiz kalanların, bundan sonra olacaklar karşısında şaşkın ördek gibi suya tersten dalacakları kesindir.

Seçmen veri tabanında; ölüler sağ görülüyor ve bunlar toplam seçmenin yüzde 5,5’uğuna karşılık geliyor.

Ölülerin oy kullanması nasıl engellenecek?

Bu soruya yanıt vermeyen ve “boykot”u reddeden muhalefetin tek derdi:

Yağdanlıkları ile beraber sürekli muhalefette kalabilmektir…

Halk umurlarında değildir.

Korku dağları bekler biliyoruz…

***

Önümüzdeki seçimlerde:

Sokaklarda “sopalı ve hatta silahlı adamlar(3) yine olacaktır!

Bu ihtimale karşı önleminizi aldınız mı Beyefendiler?

AKP kurucularından birini aday göstermek önlem mi?

Yoksa sizin tuzunuz kuru, önlem almaya değmez mi?

 

Cemil Can

DİPNOTLAR:

  1. https://www.sozcu.com.tr/2018/yazarlar/soner-yalcin/bize-beyin-lazim-2314687/
  2. http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/siyaset/950083/CHP_de__medya__kriterleri.html
  3. https://www.sozcu.com.tr/2017/gundem/kilicdaroglu-ilk-kez-acikladi-sokaga-cagirmadik-cunku-1832515/

 

 

 

 

ENDİŞELİYİZ!..

almanlaraa_1

11 bin km uzaktan endişelen; kalkıp gel, Suriye’nin içerisinde ondan fazla askeri üs kur.

İyi mi?

Derdin nedir, nedir seni endişelendiren Coni Efendi?

Suriye’yi parçalayıp, kuzeyde ABD’ye bağımlı uydu bir devlet kurmak istediğini sağır sultanlar bile duydu.

Suç ortakların ve işbirlikçilerin de belli.

Kendi halkına ve bölge halklarına ihanet edenler:

Türkiye, İsrail, Suudi Arabistan ve AB olarak kayıtlara geçtiler…

***

Türkiye, bu büyük suçun ortağı iken; biraz geç kalarak da olsa aklını başına toplayıp, ihanet koalisyonundan ayrıldı.

Emperyalizmin “terör koridoru” ve “İkinci İsrail” planlarını bozan eylemlere, arka arkaya imzasını attı!

Siyasi iktidar günahlarını affettirebildi mi, o ayrı bir tartışma konusudur…

Suçları her gün ağırlaşarak artan ayrılıkçı Kürtlerin durumu ise “vahim” sözcüğünün çok ötesinde bir yerdedir.

Kürtler, ABD’ye “kara gücü” olmayı kabul ettiler fakat beklendiği gibi savaşamadılar:

Efendilerine Hendek Savaşları’nda iyi sınav veremediler.

Fırat Kalkanı Operasyonu karşısında sokuldukları mevzilerde tutunamadılar.

Oysa ABD her türlü desteği vermişti kendilerine:

Para, askeri eğitim ve ağır silahlar; üstelik Kongre’den onaylanarak geldi önlerine…

***

ABD’nin IŞİD bahanesi birkaç yılda inandırıcılığını yitirdi.

Alman gazetesinde yayınlanan bir karikatür, gerçeği bütün çıplaklığı ile serdi gözler önüne.

Türkiye, terör örgütlerine verilen silahların, sonunda kendisine döneceğini biraz geç anladı.

Toprak bütünlüğünün hedefte olduğunu gördüğü gün, Zeytin Dalı Operasyonunu başlatmak zorunda kaldı.

PKK’nın Suriye’deki uzantıları; emperyalistlerin kara gücü PKK/PYD/YPD/SDG Türk askeri karşısında yine direnemediler.

Türk Ordusu destan üstüne destanlar yazdı…

1919-1922 yılları arasında; Anadolu tarlalarından mala ile kazınan emperyalist askerlerinin cesetleri, bu defa da Afrin kırsalından armut gibi toplandı.

Bir kez daha yenildiler.

Şairin dediği gibi:

Yenenler, yenilenlerin dikişsiz ak gömleğine sildiler kılıçlarının kanını” (NH) (1)

ABD işbirlikçilerinin yenilginin yeni tarifini bu yazının sonunda kendi ağızlarından duyacaksınız.

ABD’nin Suriye’deki paralı askerleri, şehir savaşlarına giremediler, yemedi.

18 Mart günü, yani harekâtın 57. gününde Türk askeri Afrin’e girdi.

Sanki Çanakkale Deniz Zaferi’ne ve 57. Alay’a “nazire” yazdılar!

Kahramanlarımız bugünlerde ne yapar?

Suriye’de çocuklara şeker dağıtıyorlar…

Çocuklar öldürülmesin, şeker de yiyebilsinler” diye…

***

ABD ise her yenilgiden sonraki gibi: “we are worried” dedi.

Coniler kadar “ endişeli” olan başkaları da vardır tabii.

Ama onlar, aynı cümlelerle endişelerini açıklayamıyorlar…

Şimdilik biz de açıklamayalım kimliklerini.

Aramızda sır kalsın, belki birazcık akıllanırlar, biraz da utanırlar umarım!

Ne de olsa onlar da milyonların adına konuşuyorlar…

***

11 Şubat 2018 günü yapılan HDP Kongresinde; Kürtçe olarak “Yaşasın Afrin direnişi” ve “Yaşasın Önder Öcalan” sloganları eşliğinde kürsüye, Eş Genel Başkan Serpil Kemalbay geldi.

Hiç kusura bakmayın sözlerini Amerika’nın Sesi üzerinden duyuracağım:

Halkların, Arapların, Ezidilerin, Hıristiyanların, Müslümanların kendi kendini yönettikleri bir yere yapılan bu saldırı kabul edilemez. AKP – Erdoğan iktidarı Afrin’e saldırıyor çünkü toplumun rızasını alamadığı için, zora bağımlı hale geldiği için savaştan başka şekilde yönetemediği için Afrin’e saldırıyor. Afrin’e yapılan bu saldırının Türkiye halklarına hiçbir anlamlı gerekçesi yoktur. Bugün bombaların üzerine imza atanlar bu sivil ölümlerinin sorumlularıdır. Uluslararası mahkemede yargılanacaklardır.

Afrin’de büyük bir direniş gerçekleşiyor.

Neden? Çünkü siz halklara karşı savaş açarsanız kaybedersiniz. Çünkü Afrin halkı kendi evini, kendi yaşamını koruyor” (2)

Mensup olduğu örgüt adına, oldukça endişeli olduğu bellidir eş başkanın.

Benim asıl dikkatimi çeken: “Afrin’de büyük bir direniş gerçekleşiyor” demesiydi…

Ne direnişti ama!..

Yenilginin yeni adı:Direniştir!..

***

Fransızların Suriye’ye ilgisi, diğer AB ülkelerinden farklıdır; bu yüzden onlar daha da endişeli sayılır!

TSK’nın Afrin başarısını, PKK/PYD’nin sonunun başlangıcı olarak değerlendiren Le Figaro gazetesi:

Kürdistan rüyası bitti” dedi. (3)

Bu da bir tariftir…

***

Endişeli olan biri daha vardı kuşkusuz.

Kusura bakmayın, onun ismini vermiyoruz, bizim liderimizin makamında oturur!

Feleğin çemberinden geçirildi; diğerleri kadar duygusal değildir.

İşler istediği gibi gelişmezse, her olasılığı hesaba katarak konuşur; bu yüzden çark edebilecek şekilde kurar cümlelerini:

TSK’nın Suriye’ye girmesini hem desteklemiş hem de karşı gelmiştir.

Sonuç nasıl olursa olsun, “Biz demedik mi?” diyecek ve zeytinyağı gibi üste çıkacaktır.

Taktik böyledir…

***

Bu bizim savaşımız değil, saray savaşı; Ortadoğu’da askerimizin ne işi var; analar ağlamasın, şehit cenazesi istemiyoruz; savaşa hayır, barış hemen şimdi, kodamanların çocukları çürük raporu alıp yırtıyor, yoksul köy çocukları savaşıp duruyor… İyi de sizin ta aşağılarda ne işiniz var? Rakka’ya gidecekmişiz. Bu şehitlerin hesabını kim verecek? Ortadoğu bataklığının içinde şu anda Türkiye. Türkiye’nin bu bataklıktan çıkmasının süresi en erken 9-10 yıldır.

Beyefendinin endişesi geçti mi doğrusu bilmiyorum!

Taraftarları, kıvırma konusunda kendi kadar mahir değil, ondan eminim.

Türk Ordusu, Fırat’ın Doğusuna doğru ilerlemeye devam edecek diye endişesi devam mı ediyor mu, bu sorunun yanıtını açıklamadı henüz.

***

Beyefendinin biri; Nevruz Bayramı akşamı CNN’den Şirin Payzın’i konuk etti partisinin genel merkezinde.

Yüzünden Payzin’in de oldukça endişeli olduğu okunuyordu; soruları arasında “endişe” konusu da yer aldı tabii ki.

Beyefendinin yanıtı beklendiği gibiydi:

Biz yurt dışın asker gönderilmesine “evet” demiştik, Afrin’e operasyon yapılmasına da destek verdik, Hendek Savaşlarında şehit sayısı 300’ü geçmişti, 200 civarında da sivil vardı; dur şu kağıda bir bakayım hele. Evet evet ölenlerin sayısı 500’ü geçti. O bakımdan biz asıl Afrin merkezine girilmesi ile şehit sayısının artmasından endişelendik, buna karşıyız dedi…

Yüzü kızarmadı.

Operasyonu destekledik diyerek, durumu olabildiğince kurtarmaya çalıştı, bence başarılıydı.

Doğal olarak önceki sözlerini iyi niyetle söylenmiş kabul etmek zorundayız; zira niyet okumak işi, bize göre değil.

Atarız Ekmeleddin’e bir rey daha ödeşiriz!

***

Grup toplantısında Türkiye’yi “katliamcı” gösteren HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan’ın endişesi ise geçecek gibi değildir.

Hanımefendi, operasyonların durdurulması için Birleşmiş Milletleri mücadeleye çağırmış.

Eğer sivil halk bu ağır saldırı karşısında Afrin’i terk etmeseydi, büyük bir katliamla karşı karşıya kalacaktı” dedi…

Buldan’a göre Afrin’i terk eden sivil halktı!

Bu da bir tarif sayılır…

Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1)https://simgesiir.wordpress.com/2010/01/24/seyh-bedreddin-destani-nazim-hikmet/

(2)https://www.amerikaninsesi.com/a/hdpde-afrin-cagrisiyla-buldan-ve-temmeli-donemi-basladi/4248817.html

(3)http://www.lefigaro.fr/international/2018/03/20/01003-20180320ARTFIG00316-afrine-une-defaite-qui-marque-le-debut-de-la-fin-du-reve-du-kurdistan-syrien.php

ÜSKÜDAR’I GEÇEN İKİ SÜVARİ!..

chpli-gursel-tekin-hdpyi-kapattirmayiz-h1438503457

 

Avrupa Parlamentosu; Birleşmiş Milletler Şartı’nın 51. maddesi kapsamında, meşru müdafaa hakkını kullanan Türkiye’nin “Afrin’den çekilmesi”ne karar aldı.(1)

Karar, PKK/PYD’nin doğrudan sahiplenilmesi anlamına geliyor.

3500 TIR silah vererek sahaya sürdüğü ayrılıkçı Kürtler için ABD Bütçesi’nden de pay ayrılmış. (2)

ABD ve AB’nin tercihi PKK/PYD’dir.

Bu yalın gerçeğe rağmen PKK ve uzantılarına el uzatanlar, en hafif tabirle işbirlikçidirler

Nokta.

***

Türk Ordusu, Irak ve Suriye’de gerçekte AB ve ABD ile savaşıyor.

Ayrılıkçı Kürtlerin, emperyalizme kara gücü olmayı kabullenmelerini önceleri garipsiyorduk, artık kanıksadık…

***

Bu noktadan sonra:

“Suriye’de ne işimiz var”, “Operasyonlar IŞİD ile sınırlı olsun”, Suriye’nin içlerine doğru girmeyelim” ve “TSK’nın ÖSO ile birlikte operasyon yapması doğru değil” gibi söylemler, düşman cephesine hizmet ederler!

Cephe gerisinde bozgunculuk yapma muamelesine tabidirler…

***

2019 seçimlerine giderken, PKK’nın Meclis’teki siyasi uzantısı HDP, CHP’nin kucağına bırakılmak isteniyor.

Bu tuzağı görmemek aymazlık, bilerek kabul etmek ise ihanetin en büyüğüdür!

AKP’nin MHP ile yaptığı seçim ittifakına karşı; CHP, HDP ile “ittifaka” mecbur bırakılmak isteniyor!

16 Mart günü Y-CHP Milletvekili Mehmet Bekaroğlu; “CHP-HDP bir araya gelebilir” diyerek kamuoyunu yokladı. (3)

Y-CHP’nin ağır toplarından Gürsel Tekin, Cumartesi akşamı Ulusal Kanal’da Baki Özilhan’la yaptığı söyleşide; İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanlığına aday olduğunu açıkladıktan sonra, CHP’nin ( 6 milyon 800 bin oy alan) HDP ile bir araya gelineceğini de söyledi… (4)

Tekin için; ilke, tutarlılık, ne tarafta olunduğunun hiçbir önemi yok.

Be adam! Oy miktarına göre ittifak yapacaksanız, 21 milyon oy AKP’dedir, MHP gibi gidip onlarla ittifak yapsanıza?!

Kılıçdaroğlu, Tüzük Kurultayında izinsiz TV’ye çıkma yasağı koyduğuna göre, Gürsel Tekin bu sözleri Kılıçdaroğlu adına yapmıştır…

“Denize düşen yılana sarılır” atasözü Y-CHP’nin çıkmazını kurtarmaya yetecek mi göreceğiz!..

***

Biz yine uyarı görevimizi yapalım:

Bu ittifakın gerçekleşmesi halinde; AKP’nin 2019 yılında yapılacak olan üç seçimi, AKP ile PKK arasında geçecekmiş gibi gösterileceğine hiç kimsenin kuşkusu olmasın.

CHP’nin, yakın geçmişte FETÖ‘yü sahiplenmesi, HDP‘ye kol kanat germesi de göz önünde bulundurulursa, bu son hamle ile Türkiye’yi tamamen AKP’ye teslim edeceği anlaşılıyor…

Bu aşamada vakit geçmiş değil, olağanüstü bir kurultay ile süreci tersine çevirmek olanaklıdır.

***

Buna karşılık; Astana Sürecinin üç garantör ülkesi 16 Mart 2018 günü yaptıkları 8. toplantıda; birlikte çalışma kararı aldıklarını ortak bir bildiri ile açıkladılar. (5)

Bölge ülkelerinin güçlü ittifakıdır ve bir kez daha teyit edilmiştir.

Bir tarafta Türk Ordusu PKK ile savaşacak, diğer tarafta ana muhalefet partisi PKK’nın uzantısı ile seçim ittifakı yaparak seçim kazanacak!?..

Böyle bir akıl kurumsal olabilir mi?

***

Bu durumdan rahatsızlık duyan gerçek CHP’liler, bu konuyu hiç konuşmamayı tercih ediyorlar.

Muhalefetin varlık gösteremediği CHP Büyük Kurultay’ından sonra. Olağanüstü Kurultayda Tüzük değişikliği de geçti.

Milletvekilleri ile Cumhurbaşkanı adayını belirleme yetkisi büyük ölçüde genel başkana verildi.

2010 yılından bu yana; iki halk oylaması, 3 genel seçim, 2 yerel seçim ve bir de Cumhurbaşkanlığı seçimi olmak üzere 8 seçim kaybeden Kılıçdaroğlu, bir defa daha atı alıp Üsküdar’ı geçti!

***

Reis, Bahçeli ile yaptığı ittifakı yasal zemine oturttu.

Muhalefet, tamamen hükümetin denetiminde yapılacak seçimlerin güvenliğini tartışıyor.(6)

CHP Trabzon Milletvekili Haluk Pekşen, seçim güvenliği bulunmadığı için “boykot” yapılmasını önerdi. (7)

Y-CHP Genel Merkezi bu öneriye şiddetle karşı çıktı:

Dersimli Kemal:

Kazanacağımız seçimi ne diye boykot edelim” dedi… (8)

Bu açıklama ile Reis’in de Üsküdar’ı geçeceği anlaşılıyor!..

***

İki süvari de Üsküdar’ı geçeceğine göre; halka “Çiftlikbank”ı izlemek düşüyor!

Gümrük ve Ticaret Bakanının açıklamasından; “Çiftlikbank” gibi 11 oluşumun daha faaliyette olduğu anlaşılıyor.

Seçimler bitene kadar, onları da birer birer ekranlara taşırlar!

Türkiye’de gündem oluşturmak dert değil:

İstiklal Marşı’na yeni beste, İslam’ın güncelleştirilmesi, medyatik hocaların bulacağı yeni cinsel konularla sandığa kadar gidebiliriz….

***

Tabloyu karamsar bulup, moralinizi bozmayın; çözüm var:

1.) Önce CHP, Y-CHP olmaktan vazgeçip, kuruluş değerlerine geri dönecek,

2.) Parti içinde oynanan “Alevicilik oyunu” terkedilecek; “karın doyurmuyor” diyerek bir tarafa itilen “Laiklik İlkesi” her koşulda sahiplenilecek,

3.) Tutarlı, halkçı, emeği ve emekçiyi savunan politikalar her koşulda tavizsiz olarak savunulacak,

4.) CHP iktidarında; derhal “Parlamenter Sisteme” geri dönüleceği, “Kuvvetler Ayrılığı”nın hayata geçirileceği, “Yargının Tam Bağımsız ve Tarafsız” hale getirileceği vaat edilecek,

5.) HDP ile değil ittifak, siyasi ilişkiler bile asgari düzeye indirilecek,

6.)FETÖ’nün (Ahmet Altan, Mehmet Altan ve Nazlı Ilıcak) gibi bilinen kalemleri bir daha savunulmayacak,

7.) Milletvekili adayları tüm parti üyelerinin katılacağı önseçimler ile belirlenecek,

8.) Seyit Rıza gibi hainler, gençliğe bir daha asla örnek lidermiş gibi gösterilmeyecek,

9.) Dersim İsyanı; “katliam” veya “soykırım” gibi anlatılmayacak, CHP adına dilenen özür geri alınacak, “Dersim’in mağduru benim” sözü bir daha ağza alınmayacak,

10.)Cumhuriyet düşmanı Şeyh Sait’in torunu, CHP’den aday gösterildiği için, tabandan özür dilenecek,

11.) Türkiye’nin geleceğinin; PKK ve FETÖ‘yü sahiplenen ve toprak bütünlüğümüzü tehdit eden Batı (AB ve ABD) ile değil, hâlihazırda birlikte operasyonlar düzenlediğimiz Şangay İşbirliği Örgütü içerisinde olduğu açıklanacaktır.

***

Yukarıda 11 madde halinde sayılan hususlar; halka açıklandıktan sonra, 16 yıldır iktidarda olan AKP’den bıkan, fakat alternatifsizlik nedeniyle yine oyunu AKP’ye veren geniş yığınlara, umut olunacaktır.

Türkiye gerçekleri üzerinde oturan doğru siyasetleri ortaya koyan böyle bir CHP, bu defa kitlelere güven de vermiş olacaktır.

Ancak bu şekilde, AKP’ye oy veren seçmenin yüzde 20 civarında olduğu tahmin edilen “kararsızlar” kopartılarak CHP oylarına eklenebilecektir.

Böyle bir CHP’ye; AKP’ye kayan ANAP ve DYP’nin oyları da katılabilir…

Bir tek bu formülle; AKP’nin oyları yüzde 35′lere inebilir, CHP’nin oyları da yüzde 35′leri geçebilir…

CHP’nin tek iktidara gelme formülü budur.

Aritmetik bilimi böyle diyor…

***

Aksi halde; Reis’in karşısına hangi adayla çıkılırsa çıkılsın sonuç:

Hezimet ve 9. mağlubiyettir.

Hele de “tıpış tıpış” oy verilen Ekmeleddin gibi adayların milyonda bir kazanma şansı yoktur…

***

Reis’in ekibi, yaklaşan seçimleri AKP ile PKK ve emperyalist devletlerarasında geçiyormuş gibi göstermek üzere hazırlıklarına başladı bile…

Y-CHP de kendi isteği ile karşı tarafta yerini alırsa varın sonucu siz tahmin edin.

Türk halkı, “inekbank”ta soyulmayı bir kez daha göze alabilir ama çocukları ile savaşan ve 40 bine yakın yurttaşımızı öldüren katillerle işbirliği yapanlara asla oy vermez!

Cemil Can

 

DİPNOTLAR:

 

(1) https://tr.sputniknews.com/avrupa/201803151032654017-apden-turkiyeye-afrinden-cekil-cagrisi/

 

(2) https://www.sozcu.com.tr/2017/gundem/erdogandan-son-dakika-aciklamasi-3500-tir-dolusu-silah-gonderdiler-2056052/

 

(3) https://www.aydinlik.com.tr/mehmet-bekaroglu-chp-hdp-bir-araya-gelebilir-politika-mart-2018-2

 

(4) https://www.youtube.com/watch?v=ow8Yv-j_Ztc

 

(5) https://www.aydinlik.com.tr/astana-daki-3-lu-zirveden-ortak-bildiri-dunya-mart-2018-3

 

(6) https://www.youtube.com/watch?v=mIFpLK_cYg4

 

(7) https://www.facebook.com/IGCNewsINTERNATIONAL/videos/572039436497443/

 

(8) https://www.ntv.com.tr/turkiye/kilicdaroglu-kazanacagimiz-secimleri-neden-boykot-edelim,teMDVkPnLEGoXZY0B1Uy3w

 

 

 

ALLAHAISMARLADIK!

 endüljans

 

Kadın cinayetleri, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü anma etkinlikleri kapsamında gündeme damgasını vurdu. (1)

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda düzenlenen Dünya Kadınlar Günü Programı’nda, “Din adamı diye ortaya çıkıp kadınla ilgili dinde yeri olmayan içtihatta bulunuyorlar” dedi.

Cumhurbaşkanının:

İslam’ın güncellenmesi gerektiğini bilmeyecek kadar acizler” şeklindeki sözleri, gerici-cahil din adamlarını hedef aldı.

Bu da Türkiye’de bir ilkti!..

İslam’ın güncellenmesi”nin, bazı kesimlerce “dinde reform” olarak anlaşılmasından rahatsızlık duyan Reis:

Biz dinde reform aramıyoruz ama önüne gelen böyle çıkıp da kadınlarla ilgili, genç-yaşlı bunlarla ilgili, ileri geri bu tür konuşmaların İslam’a getirdiği lekeyi görmezden gelemeyiz” diyerek “dinde reform” tartışmalarına son noktayı koydu… (2)

Anlaşılan bu konu bir süre daha tartışılmaya devam edilecek.

***

Kurtuluş Savaşı’nın Başkomutanı Mustafa Kemal Atatürk, Mehmetçikle omuz omuza savaşan Türk kadınını, 5 Aralık 1934′te milletvekili seçme ve seçilme hakkının tanınmasına öncülük ederek, dünya kadınlarının önüne geçirdi. (3)

Cumhuriyet döneminin en önemli çağdaşlaşma hamleleri, ceza hukuku ve medeni hukuk alanındaki düzenlemeler ile gerçekleşti:

Hukuk birliği tesis edildi.

Tüm vatandaşlar; kadın veya erkek, kişisel kanaatlerine bağlı olmaksızın eşit yasal haklara sahip olmaları kabul edildi…

***

Sened-i İttifak‘tan (4) bu yana devam eden anayasallaşma süreci tamamlanarak, çağdaşlaşma süreci Gazi Mustafa Kemal Atatürk’le ete kemiğe büründü.

Aradan geçen 84 yılda “irtica=gericilik”; (5) gizlendiği yer altındaki tünelinden Türk Devrimi’ni kemirmeyi sürdürdü.

Kadına yönelik şiddet, son 15 yılda yüzde 1400 artış gösterdi!..

Dini “siyasi rant” elde etmek için en kötü kullanan siyasetçilerin başında, hiç kuşku yok ki ,AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan gelir.

Bugün o bile rahatsızdır!..

***

Reform” sözcüğü Ortaçağ Avrupa’sını çağrıştırır, bu nedenle bize itici gelir.

Reform hareketinin önderi Cermen kökenli teolog ve filozof Martin Luther‘dir.

Luther’den önce ortaya çıkan reformcular, Kilise tarafından sapkın olarak ilan edilip yakılmışlardır.

Din ve din adamları ile uğraşmak tarih boyunca hep tehlikeli olmuştur!

Ortaçağ Avrupa’sında Romalı papazlar; “Endüljans” (6) olarak bilinen affedilme sertifakaları satarak, Papalığın kasasına büyük gelirler sağlıyorlardı.

Aynı zamanda papaz olan Luter, kendinden önce reform hareketlerine girişmiş olanların görüşlerini de harmanlayarak hazırladığı 95 maddelik protesto metni ile özellikle endüljans’a karşı çıkmıştır.

İncil’in farklı dillere çevrilmesi ve matbaanın bulunup kutsal kitabın halk tarafından okunur hale gelmesi ile kilisenin sapkın yolda ve yobaz olduğu düşüncesi hızla taraftar bulmaya başlamıştır.

Reform’un etkileri, Avrupa’nın diğer devletlerinde görülmeye başladıktan sonra, kanlı mücadeleler yaşanmıştır.

Bu savaşların en büyüğü, Krallıkla prensler arasında 1618-1648 tarihleri arasında yaşanan Otuz Yıl Savaşları‘dır.

Bu savaşlar sonunda; din adamları ve kilise, eski itibarını kaybetti.

En önemlisi:

Eğitim-öğretim faaliyetleri kiliseden alınarak laik bir eğitim sistemi kuruldu…

***

Türkiye Cumhuriyeti, Avrupa’nın yaşadığı bu deneyimden geçmeden laikliği benimsemiştir.

Bu nedenle de kan dökmeden kazandığımız laikliğin değerini bilemedik…

Laiklik, 1789 Fransız Devrimi‘nden sonra, devletlerin bütün kurumlarında ve toplumlarda kendini kabul ettirmiş bir kurum olarak yerini aldı.

Osmanlı döneminde laiklik; Ziya Gökalp’in La-dini (dinsel olmayan), Ahmet İzzet Paşa’nın “La-ruhbani” (ruhbani olmayan) ve Ubeydullah Efendi’nin “İş Hükümeti” kavramları ile açıklanmaya çalışılmıştır.

Atatürk’e göre laiklik, yalnız din ve dünya işlerinin ayrılması demek değil, tüm yurttaşların vicdan, ibaret ve din özgürlüğü de demektir.

Türkiye’de çağdaş-laik düşüncenin benimsenmesinde önderlik yapanlar: Ziya Gökalp, Fuat Köprülü gibi düşünürlerdir.

Merkezinde laiklik olan Atatürkçü düşünceyi edebiyat alanına Falih Rıfkı Atay kazandırmıştır.

Türk Hümanizmi” adlı eseri ile Suat Sinanoğlu, Atatürk döneminin efsane Milli Eğitim Bakanı Dünya Klasikleri’nin Türkçeye çevrilmesini sağlayan Hasan Ali Yücel, Köy Enstitüleri alanındaki başarılı çalışmaları ile bilinen İsmail Hakkı Tonguç, Niyazi Berkes, daha da gerilere gidilecek olursa; Yunus Emre gibi tarihi kişilikler, “hümanist” (7) değer yargısının gelişmesinde rehberlik eden saygın düşünürlerdir…

Suat Sinanoğlu, Türk Hümanizmi adlı eserinde; Atatürk’ün devrimlerinin ve reformlarının getirdiği kurum ve kuruluşların hümanist ruhu temsil ettiklerini ve bu ruhu TBMM, Medeni Kanun gibi eserlerle taşıdıklarını savunmuştur…

***

Avrupalıların kan dökerek kazandığı, Türk halkının Mustafa Kemal Atatürk gibi bir dahinin önderliğinde elde ettiği değerlerin başında “Laiklik” gelir.

İnönü’den sonra, siyasetçiler siyasi iktidarı ele geçirmek için din ve dince kutsal sayılan değerleri on yıllar boyunca insafsızca sömürmüşlerdir.

Bu gün geldiğimiz nokta içler acısıdır:

Çocuklara tecavüz eden sapıkların çokluğu, “ensest” ilişkiler(8) ve kadına şiddetin her geçen gün daha artması Türk halkının 21. yüzyıldaki en büyük utancıdır…

***

Canınızı daha fazla sıkmadan, İsmet Paşa’dan örnek bir davranışla bitirelim.

İnönü’yü yakından tanıyan Ali Rıza Akbıyıkoğlu’na kulak veriyoruz:

İsmet Paşa, 1966 yılında kısmi seçim yapılacak illeri geziyor, konuşmalar yapıyordu. Batı Anadolu’da Denizli, Uşak, Afyon ve Kütahya illerinde kısmi seçim yapılacaktı. Paşa, Denizli’de bir konuşma yaptıktan sonra Uşak’a gelmiş, büyük gösterilerle karşılanmıştır. Mevhibe Hanımefendi de bu geziye katılmıştı.

Paşa, parti binasında bir süre dinlendikten sonra Cumhuriyet Meydanı’nda bir konuşma yapacaktı. İl parti teşkilatından bazı arkadaşlar:

Paşam, dediler. Nurculuk propagandası bizim dışımızdaki bütün partiler tarafından açıkça yapılmaktadır. Biz, CHP’lileri dinsizlikle suçlamaktadırlar. Lütfen siz de yapacağınız konuşmada Allah’tan biraz bahsediverseniz. Biz de bu dinsizlik suçlamasından kurtulmuş oluruz.’

İsmet Paşa hiç ses çıkarmadı. Az sonra meydanda halka hitap etti. Dini siyasete alet eden partilere ve politikacılara özellikle çattı. Konuşmasını ‘Allahaısmarladık’ sözüyle tamamladı.(9)

Allahaısmarladık…

Cemil Can

DİPNOTLAR:

 

(1) http://www.bbc.com/turkce/live/haberler-turkiye-43329287

 

(2)http://www.hurriyet.com.tr/gundem/islamin-guncellenmesi-erdogan-dinde-reform-haddimize-mi-40766795

 

(3) https://www.barobirlik.org.tr/Detay73587.tbb

 

(4) http://www.anayasa.gen.tr/senediittifak.htm

 

(5) Atatürk’e göre ircita: Her faydalı ve yeni şeye karşı çıkmak irticadır.

 

(6)Endüljans, Orta Çağ Avrupası’nda bir tür günah çıkarma ve ölümden sonra cennete gitmek için

Papa’nın sattığı af belgesi. Kilisenin halktan para alarak cennetten toprak satmasıdır.

 

(7) Bir insani değerler sistemi olarak tanımlananhümanizm, cinsiyet, inanış veya başka bir fark

gözetmeyen ulusçu ve eşitlikçi yapısı ile Laik Cumhuriyet’in temel felsefesi olduğu biçiminde

yorumlandı.

 

(8) https://www.facebook.com/notes/cemil-can/kocalar-birinci-dereceden-olursa/964886343674731/

 

(9) https://odatv.com/din-istismari-yapmayan-dindar-ismet-inonu–1305111200.html

 

GARİBAN FETÖ’CÜLER!..

Ahmet Koç

CHP Konya Milletvekili Hüsnü Bozkurt, Afrin şehidimiz Taha Koç’un cenaze töreninde tabutunu sırtında taşıyan babası Ahmet Koç’un KHKmağduru olduğunu savundu.

Sözcü gazetesi de Bozkurt’un açıklamalarını manşetine taşıdı.

Haberde:

Bu baba da yüzbinlerce mağdurdan biri olabilir ve mağduriyeti, oğlunun şehit olması ile ortaya çıktı. Taha şehit olmasaydı, KHK mağduru olduğu bilinmeyecekti… AKP’li belediyelerde çok sayıda FETÖ’cü olduğu biliniyor fakat üst organlarda neden kimse işinden olmuyor da hep garibanlar işinden atılıyor. Yazıktır” dendi… (1)

Bozkurt’a göre, alt düzeydeki görevlerde çalışan FETÖ’cüler garibandır!

Ayrıca KHK ile görevlerinden alınan yüzbinlerce mağdur vardır.

Ahmet Bey için ise “mağdur olabilir” diyor.

Mağdur mu, mağdur olabilir mi?

Bir olasılıktan söz ederek konuşmaya başlayan Y-CHP Milletvekili, “mağduriyeti ortaya çıktı” kesin yargısı ile sözlerini bitiriyor…

Hadi Hüsnü Bey’i geçelim.

Kılıçdaroğlu’nun baştan beri sürdürdüğü FETÖ’ye kol kanat germe ve ABD destekli 16 Temmuz Darbe Girişimini “tiyatro” gibi niteleyerek küçümseme politikasına uygun konuşup, liderine borcunu ödüyor…

***

Sözcü gazetesine hiç yakıştı mı?

Kesin olmayan bir varsayım üzerinden böyle bir manşeti atmak ne kadar doğru?

Evlat acısı ile kavrulan bir şehit babasının üzerinden duygu sömürüsü yaparak FETÖ’yü “mağdur” göstermek, Sözcü’nün üzerine vazife mi?

Hüsnü Bozkurt’un hüsnüniyetini sorgulamak değil niyetim.

Ama şu sorulara da yanıt vermesi gerekiyor:

  1. Kamu kurumlarının alt organlarında çalışan FETÖ’cüler görevden alınmasın mı?

  2. Şehit Taha Koç’un babası Ahmet Koç, FETÖ üyesi olamaz mı?

  3. KHK’lar ile işinden atılan “yüzbinlerce” kişinin tümü mağdur mu edildi?

  4. FETÖ’cülerin görevden alınanları “gariban” mı?

Y-CHP Milletvekili Hüsnü Bozkurt’un; basına açıklama yapmadan, Sözcü gazetesinin de manşeti atmadan önce, aşağıdaki soruların yanıtlarını araştırması gerekmez miydi?

  1. FETÖ’cü diye belediyedeki görevinden alınan Ahmet Bozkurt hakkında devam etmekte olan soruşturma var mıdır?

  2. Adı geçen hakkında kamu davası açıldı da beraat mı etti?

  3. Hakkında devam eden yargılama var mı?

  4. FETÖ üyelerinin çocukları askere gitmekten muaf mıdır?

  5. Şehit olan bir askerin babası FETÖ üyeliğinden çıkar mı?

Sınav soruları çalarak –hak etmeden- başarılı çocukların girmesi gereken işleri hileli yoldan ele geçirip, onları hayatlarını karartanlar gariban, öyle mi?

Peki, siz hangi yüzle halkın karşısına çıkıp oy isteyeceksiniz?

PKK ve FETÖ’ye arka çıktıktan sonra, Türk halkına ne vaat ederseniz edin, asla yetki alamazsınız!..

***

Nasıl bir tehlikenin içerisinde olduğumuzu düşmanın ağzından öğrenelim.

ABD’li üst düzey bir yetkili:

Menbiç’in güvenliğini YPG’nin sağlaması şart değil” dedi.

IŞİD ile mücadele bitince, bizim de işbirliğimiz bitecek” güvencesini verdi…(2)

IŞİD’i kuran ABD’dir, kanıtlarını defalarca gördük.

IŞİD ile mücadeleyi bitirmeyeceğine göre, YPG ile işbirliğini de bitirmeyecek demektir.

Özgürlük”, “demokrasi” ve “insan hakları” masallarına kimsenin inandığı yok.

ABD’nin Ortadoğu’ya getirdiği; barut kokusu, kan ve gözyaşıdır…

***

Emperyalistler, burada başarılı olurlarsa “İkinci İsrail”i kurup, bölgenin enerji kaynaklarını yağmalayacaklar!

Başarısız olurlarsa, ellerindeki silahları pazarlayıp, paraya çevirecekler!

Her iki halde de; radikal İslamcı örgütleri bu vekalet savaşı içerisinde kullanarak, onlardan kurtulmaya çalışacaklar!..

Kaybettikleri savaşı bu şekilde zafere çevirmiş olacaklar!

Bu nedenle (A), (B) ve (C) planlarını yapıyorlar…

***

Uzun süreceği belli olan ve açık açık sahneye konulan bu hain planı durdurabilecek tek güç: Bölge ülkelerinin işbirliğidir…

Hangi nedenlerle olursa olsun, bu aşamadan sonra, emperyalist ülkelerle yapılacak olan işbirliğinin faturasını ilgili halk çok daha ağır olarak ödeyecektir.

Zira dönek olan işbirlikçilere kimse güvenmez, onları ilk fırsatta atılacak safra olarak görürler.

(A), (B) ve (C) planlarının tümünde bu seçenek vardır.

İhtiyaç bitince yol arkadaşlığı da usulüne uygun olarak sonlandırılır!

Saddam ve Kaddafi örneklerinde olduğu gibi…

Kabaran faturaları ise, her zaman olduğu gibi basiretsiz yöneticileri seçen “gariban” halk öder…

Ne demişler:

Devletler in sürekli dost ve düşmanları yoktur, çıkarlar vardır…

Cemil Can

DİPNOT:

  1. http://www.sozcu.com.tr/2018/gundem/tabutu-omuzlayan-sehit-babasi-khk-ile-isten-atilmis-2263208/

  2. http://www.yenicaggazetesi.com.tr/abd-ile-menbic-konusunda-anlasmaya-varildi-185573h.htm

BİYOLOJİK SAVAŞ!..

sekerlemeler

Bilgisayarınız elinizdedir.

Wikipedia” ansiklopedisine sorun bakalım, Nişasta Bazlı Şeker (NBŞ) hakkında ne diyecek size.

Ben sordum; “daha önce bu konuda açılmış sayfamız yok, siz açabilirsiniz” dedi…

Çok ilginç geldi bana!

Şeker pancarı ve şeker kamışından üretilen doğal şekerin yerine, insanlara yedirilen NBŞ hakkında dünyanın en büyük ansiklopedisinde bilgi yok…

Küresel sermayenin aleyhine yazmak kolay değil tabi!..

***

NBŞ’nin zararları saymakla bitmeyecek kadarmış:

Sigaradan bile zararlıymış meğer!

Sigaraya karşı savaş açan Uzun Adam, oradan kazandığı sevabı, NBŞ konusundaki günahı ile bitirecek gibi.

İnsan metabolizmasında anarşiye neden olan NBŞ, sindirilmeden kana karıştığı için karaciğer yağlanmasına neden olurmuş; “insülin” salgılatmadığı için de tokluk hissi hormonunu uyarmıyor ve aşırı yemeye, (“obezite”ye) sebebiyet veriyormuş.

O kadar olsa iyiydi:

Başta kolon ve meme kanseri olmak üzere, pek çok kanser türünün de NBŞ ile tüketilen “fruktoz”dan kaynaklandığı tespit edilmiş.

İnsülin direncini artırdığı için şeker hastalığına da kapıyı o aralıyor…

NBŞ’nin üretiminde civa da kullanılıyor, bir de onun zararları var tabii!..

Her biri alanında uzman 12 bilim adamından oluşan Bilim Kurulu, Sağlık Bakanlığı için hazırladığı raporda; yukarıdaki çarpıcı tespitlere yer vermiş… (1)

Küresel sermayeye değil, bilime teslim olmalıyız!

***

Bu bilgiler ışığında; 25 şeker fabrikamızın 14’nün özelleştirilmesinin ortaya çıkartacağı sonuçlar “Biyolojik Savaş”tan farksızdır!..

Biyolojiksavaş, zehirli maddeler kullanılarak insan, hayvan ve bitkilerin öldürülmesi ya da etkinliklerinin kısıtlanmasına yönelik bir savaş yöntemi olarak tarif edilir.

Biyolojik silahlar, insan metabolizmasını etkileyerek etkisini gösteren biyolojik kaynaklı silahlardır.

Biraz daha açalım:

Üreyerek çoğalan mikroplar olan; bakteri ya da virüsler, hedef bölgeye saçılmasının ardından yerel halka bulaşır ve kişiden kişiye yayılarak asıl etkisini gösterip, ölümlere neden olurlar…

Bir milletin, biyolojik silahlar dahil bütün kaynaklarını seferber ederek, başka bir millete kesin olarak iradesini kabul ettirmek amacıyla yaptığı topyekun savaşta; sivil yoktur, herkes asker kabul edilir…

Zaman içerisinde alternatifleri yok edilen nişasta bazlı tatlandırıcıların, bizim gibi az gelişmiş ülkelerde biyolojik silah etkisi göstereceğini tahmin etmek için uzman olmak gerekmez…

***

Şeker pancarından üretilen şekerin, nişasta bazlı şeker ile rekabet etme şansı da sıfırdır.

Söylenenlere göre, pancardan üretilen şeker, nişasta bazlı olandan çok daha pahalıdır.(2)

Bedava mezar bulsa içine girecek olan halkımız, bu kadar ucuza elde edilen zehri tereddüt etmeden tüketir!

Radyasyonlu çayların, devlet desteği ile nasıl tüketildiği ve Karadeniz Bölgesinde kanser vak’alarının ne biçim arttığı hafızalarımızdadır…

***

Hükumet tarafından kotası artırılan NBŞ’nin, pancar üretimini bitireceği ve piyasaya kayıtsız şartsız egemen olacağı tartışmasızdır.

Biyolojik silah etkisi gösterecek olan NBŞ’nin, tüketimi ile kanser vak’aları da artacağından, kanser ilaçlarını üreten firmalara çok büyük bir pazar hazırlanmış olacaktır.

İlaçta dışarıya olan bağımlılığımızın biraz daha artacağını söylemeye gerek var mı?

Birkaç yıl sonra bütün kaynaklarını sağlığa ve beslenmeye ayırmak zorunda kalacak ülkemizi, bir tek mermi atmaya gerek kalmadan teslim almak, çok daha az maliyetli ve kolay olacaktır…

***

Şeker fabrikalarından çalışanların kamuya aktarılacak olması, işçi eylemlerini engelleyerek, gerçekte küresel şirketlerin işini kolaylaştırmaktan başka işe yaramayacaktır.

Şeker fabrikalarının özelleştirilmeye başlaması ile pancar üretimi duracak; buna bağlı olarak yem sanayiine de ağır bir darbe indirilmiş olacaktır.

Dolayısıyla hayvancılığık sektörü zarar görecek, kırmızı et konusunda dışa bağımlılığımız daha da artacaktır.

Şeker İş Sendikasının bu konuda verdiği mücadele ise, ne yazık ki, duyulmamış ve yeterince sahiplenilmemiştir.

AB ülkelerinde yüzde 2 olan tatlandırıcıların payının (NBŞ kotalarını), Türkiye’de yasa ile yüzde 10 gibi yüksek bir oranda belirlenmiş olmasına karşın, her yıl Bakanlar Kurulu’nca rutin bir şekilde, yüzde 50 oranında artırılmasını anlamak mümkün değildir…

Bu hatalı politikalar; sektörde pancar şekeri aleyhine dengeleri bozmakta, pancar şekerinin pazar payını daraltarak stok oluşumuna neden olmakta ve üretimine ciddi darbe vurmaktadır.

Kota artırımı ile NBŞ üretimi fiili olarak pancar üretiminin yüzde 17’sine ulaşmış bulunmaktadır… (3)

***
Halk sağlığını tehdit eden politikaların arkasında mutlaka bu işlerden “
rant” sağlayan küresel güçler ile yerli işbirlikçileri vardır.

Hükumetimizin hatalı şeker politikalarının arkasında; ABD’nin dördüncü zengin ailesine ait Yahudi sermayeli bir küresel şirket olan Cargill(4) ile yerli işbirlikçilerinin olduğu konuşulmaktadır.

70 ülkede 155 bin çalışanı ile zehir üreten Cargill firmasının ürünleri, gelişmiş bütün ülkelerde yasaklanmıştır!..

Cargill, içerisinde bizim de bulunduğumuz geri kalmış ülkeler için zehri, Bursa’nın Orhangazi ilçesinde üretmektedir.

Bu cenaze levazımatçısı şirket, 500 öğrenci kapasiteli bir ilköğretim okulu ile 300 hastaya hizmet veren bir sağlık ocağı yaparak, ilçede yaşayanların üzerine ölü toprağını serpmiştir.

Bürokraside ne kadar gücü var, onu bilemiyoruz işte…

İlginçtir:

Türkiye Şeker Fabrikaları A.Ş.’nin hazırladığı raporda; NBŞ’nin zararları hakkında bir tek cümle bile yazılmamıştır. (5)

***

Sonuç olarak:

Gazlı içecekler ve üretiminde nişasta bazlı şeker kullanılan gıda maddeleri, fare zehrinden daha beterdir!

Anlaşılan odur ki; Suriye’de emperyalizme karşı kahramanca savaşan Türk Milleti, gıda terörü ile teslim alınmak istenmektedir.

Ülkemiz olağanüstü bir dönemden geçerken, hükumetin şeker fabrikalarının köküne kibrit suyu akıtması, emperyalizme teslim olmakla eş değerde bir gaflettir…

İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in bu satışları “hainlik” olarak nitelemesine (6) hükumet kanadından yanıt verilmemiş olması ise, can acıtıcıdır…

Cemil Can

DİPNOTLAR:

  1. https://www.aydinlik.com.tr/nisasta-bazli-seker-icin-zehir-gibi-rapor-saglik-subat-2018

 

  1. http://www.tepge.gov.tr/Dosyalar/Yayinlar/79c6fa36b12645029a30be169bf09e4c.pdf

 

  1. http://www.sekeris.org.tr/s74__nisasta_bazli_seker_uretim_kotalarina_karsi_mucadelemiz.htm

 

  1. https://www.cargill.com.tr/tr/anasayfa

 

  1. http://www.turkseker.gov.tr/sektor_raporu_2017.pdf

 

  1. http://www.yenicaggazetesi.com.tr/meral-aksener-hatayda-konustu-185098h.htm

 

 

 

DALGA GEÇMİYORLAR!

 abd-pkk_1

ABD Savunma Bakanı James Mattis:

YPG’yi PKK’ya karşı savaştırabiliriz” dedi. (1)

Dalga geçmiyorlar:

Her ikisi de onların kara gücü değil mi?

Aynı karargâha bağlı iki birliği birbiri ile savaştırmak çok mu zor?

Komuta kademesi, savaşacak askerlere, sanki karşısında kimin olduğunu açıklamak zorundadır!

Askere, savaşır mısın diye de sormazlar…

Dolayısıyla, Mattis askeri bir gerçekliğin altını çizdi.

Samimi olup olmadığı ise ayrı konudur…

Asıl dalga geçilen ve piyon olarak değerlendirilen Kürtlerdir…

Bu sözler, komutanlarının kendilerine verdiği değeri gösterir!..

***

ABD, 2019 Bütçesine; Savunma Bakanlığı (Pentagon) için ayrılan paranın 550 milyar dolarını kara gücü PKK/PYD için koydu.

Kürtler, sonunda ABD Bütçesine de girdiler!

Eğit donat programı” için 300 milyar dolar, “Sınır güvenliğinin artırılması için” 250 milyar dolar, fazla biledir…

Yıllardır karın tokluğuna askerlik yaptılar.

CIA’nın internet sayfasında ise “Ülke Profilleri” başlığı altında; PKK/PYD’ye, “Suriye’deki yabancı kaynaklı terör örgütleri” arasında yer veriliyor.(2)

Bu çelişkiyi fark eden ABD Özel Kuvvetler Komutanı Orgeneral Thomas, PYD/YPG’nın adını Suriye Demokratik Güçleri (SDG) olarak değiştirmesini önerdi.

Artık; PKK/PYD’ye kara gücümüz demeyecekler; SDY’ye “partner” demeye başladılar bile…

Kürt “devrimciler”, ne kadar övünse yeridir!

ABD ile ortak oldular ya, ona bak…

***

IŞİD Karşıtı Koalisyon Sözcüsü Albay Ryon Dillon:

Fırat’ın doğusunda Ebu Kemal yakınlarında IŞİD’in elindeki son cepheleri almaya çalışan SDG’li partnerlerimize desteğe odaklanmış durumdayız” diyerek bu gerçeği teyit etti…

Rusya’nın BM Daimi Temsilcisi Nobenzia, PKK/PYD’nin Ocak ayında Suriye’de 400 IŞİD’liyi serbest bıraktığını ve bunların 120’sinin SDG saflarına katıldığı belirtti…

Kardeş birlikler!

Emeğin hakkını alması amacıyla 70’li yıllarda siyaset sahnesine çıkan Kürtler, 40 yıllık mücadele sonunda, en büyük emek düşmanı ABD’nin, Rahmetli Harun Karadeniz’in deyimi ile “kapitalsiz kapitalistler” sıfatını alarak küçük paylı ortağı oldular!..

***

Emperyalistlerin ortakları ve kara gücü ile Mehmetçik 30 gündür cephede savaşıyor.

Biz, düşmanın cephe gerisindeki adamları ile baş edemiyoruz.

Emperyalizme tarihindeki ilk yenilgisini yaşatan Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün partisini kaşla göz arasında ele geçirdiler!..

Abartma yapmıyorum;

CHP’nin 36. Kurultayı’nda en fazla ikinci oyu alarak Parti Meclisi’ne seçilen (3)Selin Sayek Böke, Habertürk’te sorulan bir soru üzerine, PKK/PYD/YPG’nin terör örgütü olduğunu söyleyemedi:

Şimdi ne ben ne arkadaşlarım bir yapının terör örgütü olarak değerlendirme yapacak istihbari bilgiye ve yapıya sahip değilizdedi… (4)

Bir an için bu kadroya ülke yönetiminin verildiği düşünün.

Dost kim, düşman kim, ordumuz bugün kiminle savaşıyor bilmiyorlar!..

Yazık oldu CHP’ye, hem de ne yazık!

Daha önceleri işgal mandası komutanı Dersimli Kemal, daha büyük bir çam devirmişti:

YPG, terör örgütü değil, vatanını kurtarmak için örgütlenmiş bir oluşumdur” demişti. (5)

Kuvayı Milliyecilerin CHP’si, bu adamları elinde “Amerika’nın Sesi” radyosu haline getirildi!

Tek işleri:

Türk halkını aldatmak için okyanus ötesinden kurulan cümleleri, Türkçeye çevirip tekrarlamaktan ibarettir…

***

Selin Sayek Böke için “Biderberg’in yıldızı” da diyorlar.

22 ülkeden 140 katılımcının yer alacağı toplantıya daha önce AKP’ye yakın isimlerin katılımı dikkat çekerken bu yıl Türkiye’den CHP merkezli katılım dikkat çekiyor.” (6)

4 numaralı dipnotu açarak bu haberi mutlaka okumanızı öneriyorum.

Kime oy verdiğinizi ve vereceğinizi bilin istiyorum.

Aynı zamanda, CHP’nin Kurultay delegesinin röntgen filmini de görebileceksiniz.

CIA’nın yan kuruluşu veya gölge CIA olarak da bilinen Stratfor’un, TR 705 numaralı haber kaynağı Sezgin Tanrıkulu, fazlasıyla yıprandığı için PM’ne seçilmemiştir.

Gerçekte Y-CHP’nin genel başkanı odur, Kılıçdaroğlu sadece vitrin süsü olarak Atatürk’ün koltuğunda oturtulmaktadır.

Hazretin, ABD ve delege nezdinde değerinden bir şey kaybettiği yok!..

Tıpkı, genel seçimlerden önce HDP’yi desteklemeyenleri “gerizekalı” olarak itham eden İstanbul İl Başkanı Canan Hanımefendi gibi…(7)

***

CHP’nin Kurultay delegelerinin ezici çoğunluğu, HDP’ye yakın olan kişilerden seçilmiştir.

6 Ok’la uzaktan yakından ilgileri yoktur.

Nitekim, APO’nun etnik kimliğe vurgu yapan “eşit vatandaşlık” talebi, Kurultay Sonuç Bildirgesinin 6. Maddesinde:

Kürt sorunu eşit yurttaşlık temelinde, ulusal bütünlük ve toplumsal uzlaşı ile çözülecektir” şeklinde formüle edilerek, oybirliği ile kurultay kararı haline getirilmiştir… (8)

40 yıldır yaşadıklarımızdan Türkiye’de etnik sorun olmadığı, terör sorunu yaşadığımızı ve bunun da arkasında ABD’nin olduğunu anlamayan kalmadı…

Buna rağmen, Y-CHP’nin terör sorununu “etnik sorun” olarak kabul edip, “eşit yurttaşlık” temelinde; üstelik de “toplumsal uzlaşı” ile çözmeyi vaat etmesi, AKP’nin terk ettiği “Kürt Açılımı”nı sahiplenmekten başka bir anlama gelmemektedir…

Vaktinde açılıma da “açık çek” kesen Dersimli Kemal Efendi’yi, CHP’nin dış kapısı önüne koymaktan başka çıkış yolumuz kalmamıştır.

Benden söylemesi…

Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1) https://tr.sputniknews.com/turkiye/201802151032267152-bozdag-abd-ypg-silah/

(2) https://www.cia.gov/library/publications/the-world-factbook/geos/sy.html

(3) http://www.bbc.com/turkce/haberler-turkiye-42949640

(4) https://www.aydinlik.com.tr/chp-li-selin-sayek-boke-pyd-teror-orgutudur-demedi-politika-subat-2018-2

(5) http://t24.com.tr/haber/kilicdaroglu-ypg-teror-orgutu-degil-vatanini-kurtarmak-icin-orgutlenmis-bir-olusum,274588

(6 ) https://odatv.com/bilderbergin-yildizi-chp-1006151200.html

(7) https://www.aydinlik.com.tr/chp-lilerin-buyuk-caresizligi-iste-chp-nin-istanbul-il-baskani-adaylari-politika-ocak-2018-2

(8) http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/siyaset/918831/CHP_genel_baskanini_secti__2019_a_Kilicdaroglu_yla.html

 

 

 

PARTİ ÜYESİ Mİ?

 

 

 

 

 

 

 

SİYASİ PARTİ ÜYESİ İLE MAHALLE TAKIMI TARAFTARI ARASINDAKİ FARKLAR

CHP Tüzük’ünün 5. maddesinin 3. fıkrasına göre;

Partililer; özel yaşamlarında, görevlerinde, işlerinde ve üyesi bulundukları kuruluşlarda, partinin ilkelerine ve doğrultusuna uygun davranırlar ve çalışırlar.

Yani; CHP üyeleri genel başkana uşaklık ve kapı kulluğu yapmazlar!

Her üye aynı zamanda parti müfettişi gibi yetkili ve sorumludur.

Tüzük’ün 5. maddenin 5. fıkrasına göre;

Parti yöneticileri de bu ilkeleri uygulamakla yükümlü ve sorumludurlar.”

Partililer, Tüzük ve Program’ı çiğneyen genel başkan dahi olsa, onu eleştirir ve hesap sorarlar; gerekirse Kurultay’da genel başkanlıktan alırlar!..

Bu yol, delege oyunları ile asla kullanılamaz hale getirilemez.

Devam edelim:

Tüzük’ün Parti Üyelerinin Görevlerini belirleyen 7/A maddesinin (d) bendinde:

Partinin ilkelerini, programını, kurultay bildirgelerini ve kararlarını, seçim bildirgelerini, partinin genel ve yerel politikaları ile hizmetlerini her olanaktan yararlanarak yurttaşlara duyurmakla görevlidirler” demek suretiyle, üyelerin birincil görevinin parti ilkeleri ve programını yurttaşlara duyurmak olduğu ortaya konmuştur.

Bu açık hükümler karşısında:

Atatürk İlkeleri’ne olan yürekten bağlı olarak, görevinizi yapmanın huzuru içerisinde yaşayacaksınız.

Kafeslenmiş papağan gibi genel başkanı taklit edip tekrarlamayacaksınız…

Parti Program’ı, Tüzük’ü ve Kurultay Kararlarına kim aykırı davranırsa, onu karşısına dikilip, hesap soracaksınız.

Her yapılanda bir “hikmet” aramayacaksınız…

Tıbbiyeli Hikmet gibi olacaksınız.

Ancak bunları yaparsanız; Atatürk’ün partisine üye olmayı hak ettiniz denebilir…

Aksi halde; kalkıp-inen işaret parmağından bir farkınız kalmaz.

İsten TBMM’nde görev alın, ister bir ilçe kongresinde oy kullanın…

Görev emriniz:

Ulu Önderimiz Birinci Genel Başkanımız Mustafa Kemal Atatürk’ün Gençliğe Hitabe’si ile Bursa Nutku’dur…

Gerisini; liberal partilerden alıntıdır; öyle öğütleri dinlemek zorunda değilsiniz…

Cemil Can