Biz kazanacağız!..
TwitterFacebookGoogleYouTube

HALEP ORADAYSA ARŞIN BURADADIR!..

Yeni_anayasa

Birkaç hafta önce Genelkurmay Başkanı Özel, Kuzey Irak’ta konuşlanmış olan PKK’ya karşı operasyon yapılabilmesini ABD’den “izin” alma şartına bağlamıştı. Kuzey Irak halen ABD’nin denetimindedir. PKK’nın ana karargahı ise Kandil’dedir. ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi’ne (BOP) göre; İran, Türkiye, Irak ve Suriye’de yaşayan Kürtlere “Özgür Kürdistan” adlı bir devlet kurulacakmış! Güvenlik içerisinde bulunsun diye Kürtlerin çekirdek örgütü olan PKK, ABD’nin kontrolündeki topraklarda barındırılıyor!.. 

BOP’nin önüne Ortadoğu’da çıkan ilk ciddi engel Suriye’dir. Suriye’den sonra sırada İran ve Türkiye olacaktı elbette… Suriye’deki rejim yıkılmadan, emperyalistlerin İran’la uğraşamayacakları açık. ABD’nin bu büyük proje içinde Türkiye’yi hesaba kattığı dahi yok. Yönetim kendisinden zaten. Türk ordusu deseniz sorun çıkartamaz! ABD karşıtı komutanlar içeride, dışarıda ve görevde kalanların ise “izin” alamayacağı belli!.. O nedenle, emperyalistler bütün dikkatlerini Suriye’ye yönlendirmişler ve tüm güçleri ile Esat’a karşı saldırıya geçtiler. Ne var ki, Çin, Rusya, İran ve Suriye aynı ittifakın içindeler. Akdeniz’de Suriye açıklarında hala ortak tatbikatlar yapmaktadırlar. “Libya’da yaptığımız hatayı Suriye’de tekrar etmeyeceğiz” demekteler!.. Savaşın tarafları dünya büyükleri!.. 

Suriye yönetimi, arkasındaki Şangay İşbirliği Örgütü’ne güvenerek, hava savunma sistemlerini test etmek amacıyla yem olarak gönderilen TSK’ya ait keşif uçağını, uyarı yapmadan düşürerek kararlılığını gösterdi. Zaten ABD yönetimi de çok önceden Suriye’ye karşı bir hava saldırısı yapmanın başarılı olamayacağını açıklamıştı. Ölecek olan Türk askerleri olacaktı, yine de test ettiler işte!.. ABD yetkilileri açıklamışlar; Türk keşif uçağı bir NATO görevini yapmak üzere feda edilmiş. Anlaşıldı ki, ABD ve müttefikleri Libya’ya yaptıkları gibi hava saldırısı başlatarak Esat’ı düşüremeyecekler. Peki, bu noktada Y-CHP’nin Libya’ya yapılan emperyalist saldırıyı desteklemesine ne demeli?.. Bunu bir yere not edelim!… 

ABD planının başarıya ulaşması için, Suriye’ye kara kuvvetlerinin girmesi gerekliymiş. Bunun için ABD askerleri kullanılamaz tabi. Emperyalistlerin “mayın eşeği”ne ihtiyacı var… Barzani’nin “Kuzey Irak”ta eğittiği Suriyeli Kürtler, ellerini kollarını sallayarak “Kuzey Suriye”ye girmişler. Anlaşılıyor ki, bundan sonra, yönler ülkeleri bölmek için kullanılacak!.. Sınırdaki yerleşim birimlerinde Suriye bayraklarını indirip yerine Kürt bayrakları çekmek, Türk halkını tahrik etmek ve askerimizin Suriye’ye girmesine zemin hazırlamaktan başka hiç bir işe yaramaz. ABD, kontrolündeki Kürtlerin bu hareketine karşı Suriye’ye girmemize “izin” veriyor!.. Talimat hükmünde bir izin işte!.. Ama Kuzey Irak’taki Kandil’e, operasyon yapmamıza nedense “izin” vermiyor!.. Bu çelişki bile başlı başına ABD’nin Türk askerine bakış açısını göstermeye yetiyor… Sorus’un, “Türkiye’nin en iyi ihraç ürünü askeridir” şeklindeki sözleri pratik yaşam içinde ete kemiğe büründü yine!.. 

ABD, kendine göre “haklı” nedenlerle, Ortadoğu’daki çıkarlarını korumak için askerlerini kullanmak istemiyor. Başka bir ülkenin askerlerini kullanmak için ise ilginç bir yöntem geliştirmiş. Dilerseniz onu da Kurtul Altuğ üstadımızdan dinleyelim.(1) Özetlemek gerekirse, ABD çıkarlarının korunması için Conilerin yerine Mehmetçikler ölsün isteniyor. Bu işe itiraz eden komutanları da bir şekilde cezaevine tıkabiliyorlar… Komutanlar, doğal olarak yıllarca hapis yatacak, ama neden suçlandıklarını bilemeyecekler… Türk ordusunu NATO’nun, başka bir ifadeyle emperyalizmin “vurucu gücü” haline getirene kadar, bu yurtseverler özgürlüklerine kavuşamayacaklar!.. 

AKP iktidarı, ABD’nin elinde adeta bir oyuncak gibi. Muhalefet ise, daha kötü bir durumda. Göz göre göre AKP’nin yerine geçmeye, ABD’ye oyuncak olmaya talip. Bunun için yapılmadık şaklabanlık bırakmadılar. Ortadoğu’da kurulacak ikinci İsrail‘i (Özgür Kürdistan) yaşatmak için, daha iktidar olmadan bile ellerinden ne geliyorsa yaptılar: “Bölünme Anayasa”sına verdikleri katkı, Y-CHP’nin hangi ittifak içinde yer aldığını göstermeye yetiyor! Anayasa’da bir üst kavram olarak kullanıldığı kesin olan “Türk” sözcüğü ile Y-CHP’nin ne gibi bir derdi olabilir? Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir’in :”Biz de başkenti Diyarbakır olan “Özerk Kürdistan” istiyoruz” sözlerine Y-CHP’den bir tepki geldiğini duydunuz mu? TR-705 numaralı genel başkan yardımcısı Sezgin Tanrıkulu, bu konuda ne düşünüyor acaba? “Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı”nın çekince konulmuş maddelerinin tümünü imzalama sözü veren Y-CHP yönetimi, AKP iktidarına; bu işi siz yapın, bizim bir itirazımız olmayacak demek istemiyor mu? Bu konuda hükümetten bir adım önde olmanın başka ne anlamı olabilir? Genel seçimlerden önce, PKK’ya “genel af” mesajı vermeyi manidar bulmuyor musunuz? 10 yıllık AKP iktidarı boyunca, Cumhuriyet rejimini kevgire çevirip, dini bir rejime geçilmesine rağmen, “Şeriat tehlikesi yoktur” diyen Kılıçdaroğlu değil miydi? AKP bile Cemaat’in yargıda fazla ileri gittiğini görüp, yeni yasalar çıkartmak zorunda kalmışken, “Yargıda Cemaat’in örgütlenme içerisinde olduğunu söyleyebilmek için elimizde kanıt yok” diyerek, karşıdevrimin en önemli uygulama aracı olan Özel Görevli Mahkemeleri meşrulaştıran da Y-CHP yönetimi değil mi?.. 

Dilerseniz bütün bunları bir yana bırakalım. 12 Eylül Referandumu’nda “yargı bağımsızlığı” ve “kuvvetler ayrılığı” ilkelerini ortadan kaldıracağı kesin olan ve bunun için “HAYIR” dediğimiz, o 26 maddelik anayasa değişikliği, yeni anayasa yapım sürecinde AKP’nin “kırmızıçizgisi” olarak konulan masadan kalkmama inadı ile yapılmak istenen nedir? Bu yapılan o gün “HAYIR” dediğimiz değişikliklere, masa başında “EVET” demek değil mi? Bu davranış bile Atatürk Cumhuriyeti’nin yıkım sürecinde Y-CHP’nin, yıkım taşeronları ile işbirliği içerisinde olduğunu göstermiyor mu?.. 

Ortadoğu’da “Kürdistan” adıyla yeni bir devlet kurulmasına itiraz eden iki lider Maliki ile Esat’tır. AKP hükümeti, ikisini de “düşman” ilan etmiştir. Etrafımızda dönen dolapları anlamak için önümüze Büyük Ortadoğu Haritası’nı koymak yeterlidir. Kurulacak olan Kürdistan’ı Türkiye ile birleştirmek (federasyon) ve bu şekilde güvenliğini sağlama almak (yaşaması ) görevi Türkiye’ye verilmiştir. Bunun anlamı kendi oturduğumuz dalı kesmekten başka bir şey değildir. “Kürdistan” tüylenince “bağımsızlığını” ilan edecek ve bu defa da başkenti olan Diyarbakır ile birlikte ülkemizin doğusunu da alıp götürecek!.. Batı’da ise, kardeş kardeş yaşayabileceğiz Kürtlerle!.. Yoksa Batı’daki Kürtler Kürt değil mi? “Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı”nın yeni anayasa içine serpiştirilmeye çalışılan çekince konulmuş maddeleri, federe Kürt devletinin kurulmasına olanak sağlayacak olan üst yapı kurumlarının hazırlıklarıdır. Daha sonraki aşamanın “bağımsızlık” olduğunu saklayan yok zaten!.. 

Dolayısıyla yeni anayasaya “Bölünme Anayasası” demekte de hiç bir yanlışlık yoktur. Y-CHP’nin böyle bir çalışmanın içerisinde olmasının hiç bir anlamı yoktur. AKP’nin “kırmızıçizgi” olarak dayattığı 12 Eylül’de yapılan değişiklikleri içerisinde barındıran bir anayasa yürürlükteyken, temel hak ve özgürlükler zaten ağır tehdit ve tehlike altındadır. Söz konusu değişiklikler, çağdaş anayasalarda olduğu gibi değiştirilmeden, temel hak ve özgürlükleri hiç bir şekilde güvence altına almak söz konusu edilemez. Anayasa ile temel hak ve özgürlüklerin güvencesi durumunda olan Anayasa Mahkemesi’nin yapısını değiştiren ve yürütmenin etkisi altına sokan düzenlemelerden sonra, bu tehlikeler “kuşku” olmaktan çıkıp, “gerçek” haline dönmüş bulunmaktadırlar… 

Dolayısıyla bu aşamada CHP’nin “kırmızıçizgili” bir Anayasa Uzlaşma Komisyonu’ndaki varlığını anlamak mümkün değildir… Özellikle de bu komisyona sunulmak üzere hazırlanmış olan “Temel Hak ve Özgürlükler” ile ilgili maddelerin tartışılacağı toplantıda, Kılıçdaroğlu’nun söyledikleri hayati öneme sahiptir ve itiraf niteliğindedir. Toplantıda anayasa ile ilgili çalışmalarda izlenen yöntemin yanlış olduğunu, maddelerin ellerinde olmadığını, bir kez okumakla karar veremeyeceklerini belirten milletvekillerine, genel başkanın söylediği:”Maddeleri size dağıtırsak basına gidiyor” şeklindeki sözler gerçekten ibretliktir. Demek ki, Y-CHP, basından ve dolayısıyla halktan “gizli” bir şekilde yeni bir anayasanın yapılmasına rıza göstermektedir!.. Komisyonda bulundurduğu üyelerin, önlerine gelen anayasa maddelerini tartışmadan imzalamalarını istiyor! Anlaşılan Kılıçdaroğlu’nun “Temel Hak ve Özgürlükler” konusunda bir derdi yoktur. Onun üzerine aldığı tek iş var. O da “Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı”nın çekince konulan maddeleriyle birlikte, yeni anayasanın içerisine yerleştirip halka onaylatmaktır!.. Böylece kurulacak olan Kürdistan’ın, Türkiye tarafından korunup, kollanması güvenceye alınmış olacak… Ondan sonraki iş, İkinci İsrail’in olacak elbette. CHP genel başkanlığına getirilirken, Kılıçdaroğlu’na kendisine verilen “eş muhalefet başkanlığı” nın görevi de bu olsa gerekir!.. 

Parti Meclisi’nin “maymuncuk liste” ile özellikle belirlemesi ve BOP’ne “evet” diyecek kişilerin yönetime seçilmesinde hep bu büyük hesap gözetilmiştir. Bu söylediğimin kanıtı vardır; yakında atanacak olan bazı MYK üyelerinin geçmişleri ve kimliklerine bakın. Y-CHP, Kılıçdaroğlu ekibinin göreve gelmesi ile birlikte ABD’nin hizmetine girmiştir. Bu nedenle 34. Kurultay’da altı çizilerek söylenen “antiemperyalist tavrımızda milim sapma olmayacaktır” sözleri, CHP tabanını aldatmaya yöneliktir!.. Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz. Hemen inanmayalım!.. 

Halep oradaysa, arşın buradadır!..

Av. Cemil Can 

DİPNOT: 

(1) “60 yıldır Rocofeller Enstitüsü’nde Emperyalizmin sözcüsü ve ideologu olan Harry Kissinger’den bir tanımlama:

‘ABD neden kuvvetlidir bilir misiniz?

Biz içimizdeki hainleri öldürürüz.

Başka ülkelerdeki hainleri ise öldürmez, alır onları ülkelerinin en yüksek yerlerine oturturuz.”

( Kıssinger’in Rocofeller Vakfı’ndaki konuşmasından)”

http://www.aydinlikgazete.com/yazarlar/kurtul-altu/13946-sinirda-provakasyon-mu.html

 

KURULTAYIN ARDINDAN


 

Cumhuriyet Halk Partisi 34. Olağan Kurultayı’nın, bugüne kadar yapılan söylemlerle toplumda bir heyecan ve umut yaratamadığı için, coşkunun yerine sadece yaklaşan yerel yönetim seçimlerinde yer alabilmek kaygısıyla yapıldığı söylenebilir. Basının güçlü desteği sürekli arkasında olan Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu yaptığı konuşmada, çelişkili düşünceler içinde olduğunu da bir kez daha ortaya koydu.

Emperyalizm karşıtlığından girip, küreselleşmenin yararlarından çıkmak, CHP’nin ilkelerinde yoktur. Zamanın ruhunu iyi okuduklarını söylerken, küreselleşmeyi ve özerkleşmeyi savunmak, CHP’nin ilkeleriyle örtüşmemektedir. CHP’nin köklerinden kopmayacağız derken, küreselleşmeyi göklere çıkarmak anlaşılabilir değildir. Bu söylem küreselleşmenin siyasal yönü, emperyalizmi kabul etmektir. Bu söylem küreselleşmenin ekonomik yönü, Uluslararası Para Fonu, Dünya Bankası gibi örgütlere boyun eğmektir. Bu söylem küreselleşmenin kültürel yönü, ulus devletleri yok etmek için siyasal özerkliğe razı olmaktır.

Genel Başkanın, CHP’yi geçmişiyle her zaman onur duyan bir parti olduğu, cumhuriyetin temel değerleri, emperyalizm karşıtlığı, tam bağımsızlık ve Atatürkçülük konusundaki söylemlerini içten değil, toplumun hassasiyetini bilerek, göz boyamak için, hoş görünmek için söylenmiş sözler olarak değerlendirmek gerekir.

Eğer bu söylemler inandırıcı olsaydı Atatürk için katliam yaptı diyen ve CHP kimliğiyle örtüşmeyen isimleri yakın çevresine toplamazdı. Tekke ve zaviyelerin açılmasını isteyenlerin, Atatürk Devrimlerinin bekçisi olmayı istemeyenlerin, Atatürkçülüğü ve laikliği dar kalıp olarak görenlerin, TR 705 kodlu ajanların, ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından cesur kadın ödülü alanların, ABD adına istihbarat teşkilatlarında çalıştığı açıklanan Fettullah Gülen’e saygılarını sunanların, Zaman Gazetesi’ni Türkiye’nin vicdanı olarak tanımlayanların, emperyalizmden ve dünyanın para oyuncusu Soros’un TESEV’inden beslenenlerin CHP çatısında altında olmaması gerekirdi.

Toplumdaki ABD aleyhtarlığını azaltmayı, ABD’ye ve emperyalist kuruluşlara daha da bağımlı hale gelmeyi savunmak, dünyada emperyalizme karşı ilk kez zafer kazanan Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu partide, Cumhuriyet Halk Partisi’nde asla ve asla olmaması gereken bir olgudur. Bunları savunarak Atatürkçülük olmaz. Bu fikirler, Atatürkçülüğe ve ülkeye ihanet fikirleridir; emperyalizmin arzularına uyarak Türkiye’yi parçalamak planlarıdır. CHP’ye gönül veren Kemalistlerin uyarı, tepki ve eylemleriyle bu gidişe son vermelerinin zamanı gelmiştir.

Antalya sahiline demirleyen ABD uçak gemisinin askerlerini konuk eden Antalya Anakent Belediyesi Başkan vekili, ABD’li askerleri ağırlamaktan mutluluk duyduğunu söylemiştir. Askerlerimizin başına çuval geçiren ABD askerlerini ağırlayacaksınız, mutluluk duyacaksınız; kurultay salonlarına ise Atatürk’ün ve Che Guevara ile Deniz Gezmiş’in posterleri asacaksınız. Bu çelişkiler olduğu sürece, CHP toplumdan gerekli ilgiyi göremeyecek ve bu yapısıyla oy oranı azalarak, umut olmaktan çıkacaktır. İşte emperyalizmin en büyük arzusu ve planı budur. Bu planı boşa çıkarmak Kemalistlerin görevidir. Bu eleştirileri parti eleştiriliyormuş gibi algılamak doğru değildir. Ancak partiyi ilkelerinden ve savunduğu fikirlerden uzaklaştıranların eleştirilmesi doğaldır.

Kurultayda patlak veren liste krizi sırasında oy verme işleminin başlayamaması üzerine, saatlerce gergin bekleyiş yaşanmıştır. Bu süreç, yeni CHP’yi yönetenlerin beceriksizliklerini bir kez daha ortaya koymuştur. Çarşaf listeyle seçim yapmayı demokratikleşme olarak sunanlar, blok listeden daha da kötü bir yol seçerek seçim yaptılar. Kurultayda üç büyük il başkanı tarafından dağıtılan genel başkan listesi adı altında ‘anahtar liste” olarak, bir sarı liste vardı. Ancak bu sarı listenin içinden, üç farklı olan yeni sarı listeler de ortaya çıktı. Yani kurultayda listeler havada uçuştu.

Parti Meclisi seçim sonuçlarına, Seçim Kurulu’nun ”bilgisayar programından kaynaklı bir hata” yapıldığı damgasını vurdu. Gerekli denetim ve kontrol mekanizması işletilemediği için, seçim sonuçlarına şaibe karıştırılmıştır. Bu konuda İlçe Seçim Kurulu ve sandık görevlileri sorumludur. Bazı sandıklarda geçerli oy sayısından fazla oy alan adaylar bulunmaktadır. Divan başkanının “açıklanan sonuçlar doğru ama bazı birleştirme tutanaklarına fazla oylar yazılmış” demesi, durumu özetlemektedir. Seçim sonuçları açıklanmış ama ertesi gün birçok adayın oyu düşürülüp, sıralamadaki yerleri değiştirilirken, Abant platformuna katılan ve Fethullah Gülen’e hoşgörü abidesi diyen, delegelerin oylarıyla ezilen genel başkan yardımcısı, 428 oyla “toprak” olmaktan kurtarılmıştır.

Bu arada genel başkanın listesini delen iki isim ilginçtir. 14 Aralık 2011 tarihinde PKK terör örgütünün Fırat Haber Ajansı’na konuşan CHP Parti Meclisi Üyesi Ercan Karakaş, PKK terör örgütünün yapacağı bir ateşkes veya eylemsizlik kararını destekleyeceklerini bildirmiştir. “Muhatap Öcalan’dır. Onunla görüşmeler yeniden başlamalıdır” diyen ve kim olduğu bilinen, Almanya’dan ithal, Türkiye’deki solu sulandırmakla görevlendirilmiş birine, delegelerin 459 oy vermesi düşündürücüdür.

28 Eylül 2008 tarihinde Zaman Gazetesi’ne verdiği röportajda, “Ergenekon`un avukatıyım” diyen CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın devlet içindeki illegal yapılanmanın adamı olduğunu öne süren Fikri Sağlar, 14 Ocak 2009 tarihinde de TRT televizyonunda Tuncay Güney’in Cumhuriyet Halk Partisi için ‘Cesur Hırsızlar Partisi’ tanımlaması yapması ve Fikri Sağlar’ın CHP’den uzaklaştırılması için Veli Küçük’ün Deniz Baykal’a direktif verdiğini iddia etmesi karşısında sessiz kalmıştır. Siyasi hayatında Kemalizm ve altı okla uyuşmayan denemelerin içinde olan, numaracı cumhuriyetçilerin gözdesi Fikri Sağlar’a da delegelerin 572 oy vermesi düşündürücüdür.

Cumhuriyet Halk Partisi, Kemalist Devrimlere sahip çıkan, altı oku benimseyen, emperyalizm karşıtı, tam bağımsızlıkçı, laik ve devrimci kadrolar ve söylemlerle zafere ulaşacaktır. Yanlış kişiler ve söylemlerle umut olmaktan çıkacağı gibi, zafere ulaşmak da hayal olarak kalacaktır. CHP’ye ve Türkiye’ye sahip çıkmak isteyen yurtseverlerin, Atatürkçülerin en kısa sürede gereğini yapmalarının zamanıdır…

 Suay Karaman

İlk Kurşun Gazetesi, 23 Temmuz 2012.


Y-CHP’NİN İSTEDİĞİ “ROL” VERİLECEK Mİ?

 

Galataport, Karaköy’den Tophane’ye kadar olan 1200 metrelik sahil şeridinde yapılması planlanan alışveriş merkezleri, oteller ve limanların ortak adıdır. İlk olarak 2005 yılında ihaleye açılmıştı ve ihaleyi İsrailli Ofer kazanmıştı. İmar planının Danıştay 6. Dairesi’nce iptal edilmesi üzerine, dönemin Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener, dosyayı Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’na geri göndermişti. Başbakan, “Galataport’u engelleyenleri tarihe havale ediyorum” diyerek, satışa karşı çıkan Şener’i doğrudan suçlamıştı. Sonunda bu ihale Abdüllatif Şener’in istifasına neden olmuştu. Krizden dolayı para bulma telaşı içinde bulunan hükümet, Şener’e göre, “vicdan sahibi kimsenin kabul edemeyeceği” Galataport’u, bu yıl sonunda yeniden ihaleye çıkartıyor!..

***

18 Temmuz günü, Suriye’nin Milli Savunma Bakanı, Yardımcısı ve İçişleri Bakanı gibi üst düzey yöneticiler, alçakça bir terörist saldırı ile katledildiler. Türk hükümetinden bu saldırıyı kınayan bir açıklama yapılmadığı gibi, Cumhurbaşkanımız Gül, bu olayı fırsat bilerek yaptığı açıklamada; Esat yönetimini “gayrimeşru” ilan edip, adeta saldırıya destek vermiştir. Kurultay oyunları ile kafası meşgul olan Kılıçdaroğlu ise, bu konuda hiç bir şey diyemedi. En azından kurultay’da bir kaç cümle ile bu terörist saldırı kınanabilirdi… CHP’ye o yakışırdı!..

Parti adına zevahiri kurtarmak yine Faruk Loğoğlu’na düştü. Loğoğlu: “Ulusal Güvenlik Kurumu’na karşı yapılan terörist saldırıyı CHP olarak kınıyoruz” diyerek, adeta zoraki bir görevi yapmış oldu!.. ABD’nin Ortadoğu’daki sömürgeci politikalarını hükümetimiz destekliyor, bunu biliyoruz. Anlamakta güçlük çektiğimiz; CHP’nin bu çirkin politikalara ciddi bir tepki vermemesi!.. Hani CHP’nin antiemperyalist çizgisinde milim sapma olmayacaktı. “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” ilkesine bağlı bir partinin söyleyeceği söz bu kadar mı?..

Tesadüf mü, yoksa bilinçli bir tercih mi bilemeyiz, saldırının yapıldığı gün Erdoğan, Putin’i ziyaret’e gitmiş. Görüşmenin ardından yaptığı açıklamada:”Putin ile Esat’sız Suriye’yi konuştuk” diyen Erdoğan’ı, Putin’in danışmanı Yuri Uşakov anında yalanlamış!.. Bu kadar önemli bir haber bir kaç muhalif gazete dışında basınımızda yer almamış!.. İlginç değil mi?..

Suriye’ye karşı yapılan bu alçak terörist saldırı üzerine; Abdullah Gül, Tayyip Erdoğan, Kemal Kılıçdaroğlu ve Faruk Loğoğlu’nun açıklamaları birlikte değerlendirildiğinde; saldırının arkasında kimlerin olduğu belli oluyor!.. CIA, MOSSAD Otadoğu’da terör estiriyor ve estireceğe de benziyor… Onların yaptığı alçaklığa kılıf hazırlama görevi ise, bize verilmiş!.. Y-CHP’nin antiemperyalist çizgisinde milim sapma yokmuş!.. Sevsinler sizi!.. CHP’li delege bu işe ne diyor, çok merak ediyorum…

***

Nihayet, CHP’nin 34. Kurultay’ında Kılıçdaroğlu gerçek yüzünü gösterdi!.. Önceki kurultaylarda “parti içi demokrasi”yi işletme sözü veren memur Kemal, bu kez akla gelmedik aldatma yöntemleri geliştirerek, Baykal ve Sav ekiplerine nal toplattı!.. 98 kişilik “anahtar liste” hazırlamak suretiyle, “çarşaf liste” uygulamasını işlevsiz hale getirdiği yetmezmiş gibi, bir de “maymuncuk liste” hazırlayarak, söz verdiği pek çok kişiyi de hayal kırıklığına uğrattı… Gerçekte Kılıçdaroğlu’nun olan bu ikinci dar liste, dışarıya karşı il başkanlarının listesi olarak yansıtıldı. Parti Sözcüsü Birgül Ayman Güler’in tarifi ile bu şekilde tam bir “siyasi ahlaksızlık” yapılmış!.. Kılıçdaroğlu “liberalizmi” öğrendi galiba!..

Çeşitli ayak oyunları ile Baykal ve Sav ekiplerini tamamen tasfiye ettikten sonra, Yeni CHP çizgisine karşı muhalefet eden ulusalcıları da liste dışında bıraktı. 98 kişilik geniş liste ve 52 kişilik dar “Sarı Liste” yaparak, oyun içinde oyun yapmak her hesap uzmanının yapabileceği bir iş değildir. “Maymuncuk liste”sinde, genel başkan yardımcısı ve parti sözcüsü Birgül Ayman Güler’e bile yer vermeyen Kılıçdaroğlu, bu liste ile aynı zamanda İsa Gök, İlhan Cihaner, Dilek Akagün Yılmaz, Emine Ülker Tarhan ve AKP’nin karşıdarbeyi tamamladığını açıkça söyleyen Süheyl Batum gibi isimleri de parti yönetiminden uzaklaştırmak niyetinde olduğunu göstermiş oldu. CHP’ye yakışmayan ve CHP’nin dokusuyla uyuşmayan eski MYK üyelerine ise, takım halinde “maymuncuk liste”sinde yer vermesi, gerçek amacının; Kemalizm’i bitirmek olduğunu göstermiş oldu. Kılıçdaroğlu’nun kurultay konuşmasında; 15 kez Atatürk’ün adını anmış olması, Atatürkçü çizgiden milim sapmayacağına dair sözler vermesi ise, söylemi ile eylemi arasındaki çelişkiyi bir kez daha gözler önüne serdi. Ders kitaplarından adının çıkartıldığı bir dönemde, CHP’nin ikinci genel başkanı İnönü‘nün adından hiç söz edilmemesi ise, Kılıçdaroğlu’nun Atatürkçülük konusunda samimi olmadığının en çarpıcı kanıtıydı…

AKP’nin yaptığı “açılım”a destek veren ve CHP’nin “açılım”a karşı takındığı tutumu eleştiren Prof. Dr. Burhan Şenatalar’ın, Bilim Kültür ve Yönetim Platformu’ndan (BKYP) Parti Meclisi’ne sokulması, Y-CHP’nin “Kürt Sorunu” ile ilgili izleyeceği yol haritasının ipuçlarını veriyordu. Y-CHP’nin, Abdullah Öcalan’ın “akil adamlar projesi”ni sahiplenileceği anlaşılıyordu. Bir taraftan CHP’nin tam bağımsızlıkçı ve antiemperyalist çizgisinin savunulacağı ifade edilirken, aynı metin içinde bu çizgi ile uyuşması olanaksız bulunan “küreselleşme” ile uyumlu olunacağının ifade edilmesi, Y-CHP’nin izleyeceği yeni “ideolojisizlik” çizgisini açık seçik ortaya koymuştur!…

Sencer Ayata başkanlığındaki kurulların yazacağı yeni kısa programın en can alıcı cümlesi şuydu:“Geleneksel sosyal demokratlar, sosyal liberalizme inananlar, sosyalist gelenekten beslenenler, Cumhuriyetçi ve Atatürkçü mirasımızı vurgulayanlar, özetle farklı sol ve demokrat refleksler içeren CHP’nin tüm renkleri parti programı içerisinde yer alacaktır. Partinin barındırdığı ideolojik farklılıklar partinin zenginliğidir.” CHP’yi ele geçirip, Yeni CHP haline getiren ekip, kendi ideolojisi olan “sosyal liberalizm”i, CHP programına yerleştirerek, hem kendi varlıklarını meşru hale getirmeye çalışmışlar hem de CHP’nin antiemperyalist ve tam bağımsızlıkçı olan ideolojisini dönüştüreceklerinin işaretini vermişlerdir. SOROS”un “Turuncu Devrimler”i yaparken kullandığı slogan da tam olarak: “Değişim ve Dönüşüm!” şeklindeydi… “Çok renklilik” ve “partinin zenginliği” gibi süslü sözcüklerle kurulan cümleler ise, sadece bu ideolojiyi CHP’lilere benimsetmek içindir…

Kemalizm’den en kısa süre içerisinde kurtulmak gerekir diyenlerin, partinin en üst yönetim organı olan Parti Meclisi’nde yerlerini korumaları ve tam da Kurultay sırasında Atatürkçü söylemin öne çıkartılması; henüz tam olarak parti tabanının kontrol altına alınamamış olduğunu gösterir. Bir dönem sonra, Anadolu delegasyonunu aldatmak ve başlarına çuval geçirmek çok da zor olmayacaktır!..

Kılıçdaroğlu’nun Binnaz Toprak, ve Aydın Ayaydın gibi kamuoyunda yıpranmış isimleri listeye koymaması ise, delegeyi aldatmak için yapılmış “akıllı” bir hamleydi ve istenilen sonucu verdi… “Sarı liste”de bulunmalarına rağmen, Muhammet Çakmak, Ertuğrul Kaplan., Necati Yağcı, Seynur Yıldırım ve Umut Akdoğan ise seçilecek kadar oy alamamalarını ise, liste yarışlarında dönen “entrikalara” bağlamak daha gerçekçidir!..

***

Y-CHP’nin 34. Kurultayı’nda böylesine “Bizans oyunları” dönerken, karşı cephede atı alan Üsküdar’ı çoktan geçmişti: Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın hazırladığı “ulusal eylem planı”na göre, kadına yönelik şiddetle mücadelede görev; din görevlilerine verilecekmiş. Bu iş için öncelikle, İç Anadolu Bölgesi’nde 12 bin din görevlisi eğitilecekmiş. Anlaşılan “Mele”lerin devlet kasasından maaşa bağlanmasından sonra, bu proje ile iş bulamayan son imam hatipliler de devlet kapısında istihdam edilmiş olacaklar. Bu arada Başbakan’ın Osmanlı sultanlarına özenerek, İstanbul’un Anadolu yakasında yaptırdığı VIP‘li cami ile verilen; “karşıdevrim tamamlanmıştır” şeklindeki mesaj, Y-CHP yönetimi tarafından iyice alınmış olduğu, bu konuda bir tek söz bile söyleyememiş olmalarından bellidir… AKP’nin “devletin sosyal, ekonomik, siyasal ve hukuki temel düzenini dini kurallara dayandırmayı” yasaklayan anayasa hükmünü, yeni anayasaya koymayacağını açıklaması karşısında, Y-CHP’nin masadan kalkmama inadını nasıl anlamamız gerekir? Herhalde masada kalarak bu hükmü engelleyebileceğine inandığı için olamaz. Tam aksine karşıdevrime teslim olduğunu ve yeni sistem içinde “rol” istendiği şeklinde anlamak gerekir… Bakalım Y-CHP’ye istediği “rol” verilecek mi?..

Av. Cemil Can

 

‘DEĞİŞİM’, ‘DÖNÜŞÜM’ ‘YENİLİK’ TURUNCU DARBELERİN SLOGANIDIR!

18.7.2012

‘DEĞİŞİM’, ‘DÖNÜŞÜM’  ‘YENİLİK’

TURUNCU DARBELERİN SLOGANIDIR!

Siyasi partilere bel bağlamış olanlara, CHP’yi ‘sol’ zannedenlere, CHP’yi Atatürkçü zannedenlere özeldir,  bu yazı…

Zehir,  şekere bulanarak verilir…Hablemitoğlu’na yaklaşan katil,  silahını  çiçek buketinin arkasından ateşlemiştir!

Kemal Kılıçdaroğlu da,  siyasi arenadaki diğer  birçok zevat da,  AB/ ABD/ NATO  aşkını ve bağlılığını ‘anti emperyalistiz’ ‘Atatürkçüyüz’ laf salatası arkasına saklamıştır…

*-*-*

Dün 34. Kurultayda Kılıçdaroğlu’nun yaptığı  konuşmayı  iyi  izleyin..

CHP hem ‘değişecek’,  hem ‘özüne sadık kalacak’tır!

‘Dönüşecektir’

‘Sistemden beslenenler değişime karşıdır!’  diye haykırıyor.. Sistem kim? Emperyalizm, AB- ABD- NATO –BM-İMF’den oluşan,  bankerler yönetiminde bir dünya isteyen bir ÇETE!

Kılıçdaroğlu ‘Sistem’e karşı  DEĞİŞİM!’  diyor.  Sonra ‘dönüşüyor!’   ‘Yolumuz,  kapitalizmin ‘Orman kanunu’dur!’ diyor:  ‘Hızlı balık,  yavaş balığı yer!’

CHP uzun zamandır   Atatürkçülük maskesi ile ‘sosyal demokrasi’ satıyor…Atatürk’ün  partisi maskesini kullanıp, ‘sosyal demokrasi’  yani ‘ne köy ne kasaba! UCUBE’ bir uyduruk siyasi tanımın pençesinde kıvranıyor….  İçtenlikle bu partiyi Atatürk’ün partisi sananlar,  hem sosyal demokrat,  hem ‘ortanın solu’ , hem küreselci, hem liberal olup,   HEM Atatürkçü nasıl olunur bir düşünsünler…!

Son kurultay herşeyi daha da belirginleştirmiştir. Kemal Derviş , Soros, Vamık Volkan, Fuller  ‘tavsiyeli’ CHP yönetimi  ‘zehiri şekerle örterken’  PEK ACEMİDİR!

Nasılsa Başkanlık sistemine geçilecektir.. Sonuçta ortada 2 parti kalacaktır..Biri AKP öbürü onun ‘sol’ versiyonu olacaktır. Tüm ‘sol’ kucaklanacak, ‘değişimin’ içine konacaktır…

Bunu yaparken  hem kapitalizmin en  bilinen orman kanunuHızlı balık yavaş balığı yer’   denecek , hem ‘anti emperyalistiz’ narası atılacaktır..

Küresel çete’nin parçalanma anayasası tabii ki desteklenecek, ‘Sen yanmasan ben yanmasam…’ gibi Nazım şiirleri serpintisi eşliğinde , ana fikir şu olacaktır:

‘AB, NATO ile birlikte Avro Atlantik camianın temel direğidir. Türkiye bu topluluğun vefalı bir üyesidir.Ve öyle kalacaktır!’ (Kılıçdaroğlu)

10. Yıl marşıyla salona girilecek, ‘Kuvvayi milliye’  denecek  ardından  Diyarbakır  il başkanı Kürtçe ‘yaşasın barış !’ diyerek devam edecektir!  Herkesten fazla konuşmasına gerekçe olarak ‘ezilmiş Kürt kimliğini’ gösterecektir!

Kılıçdaroğlu,  “Analar ağlamasın”  diyecek, ‘Sorun’u,  demokrasi, insan hakları, özgürlük bağlamında’ çözecektir.  E, Erdoğan da, Leyla  Zana da,  Apo da farklı bir şey söylemiyor ki !  En iyisi CHP BDP ile de birleşmelidir!

Küresel çete memuru Kemal Derviş ‘birleşik, güçlü,  yeni ‘sol’ istemektedir!
Kılıçdaroğlu, efendisine güzellemeler düzmektedir:

‘Kemal Derviş,  çok iyi yetişmiş, özellikle ekonomi konusunda ulusal ve uluslararası uzmanlığına herkesin şapka çıkardığı, her alanda rüşdünü ispat etmiş partimizin bir üyesi” !

CIA ajanı Graham Fuller demişti: ‘Ben Türkiye’nin geleceği için çok iyimserim. Gülen hareketi, Kürt hareketi… Türkiye’deki TÜM HAREKETLERİN SİSTEMLE ENTEGRASYONU, Türkiye’nin gelecekteki İSTİKRARI (!)  için esastır. İyimserim çünkü, bu entegrasyonun her geçen gün daha fazla gerçekleştiğini görüyorum!’

Kurultay öncesi yazmıştım:   Fuller, Şerif Mardin, Vamık Volkan ve CHP’nin Kemal Derviş müridleri  AKP daha rahat ayakta dursun diye,    bir   ‘dayanak parti’  oluşturmak için çabalıyorlar..

Yeni ‘sol’, işçi düşmanı, ‘ılımlı islam’a ılımlı, liberalizme bağlı,  kökü dışarda  bir Atatürkçülük söylemi ile kaplı olacak! Bu millet de,  Batıyı kabe, CIA’yi mürşid  bilen ‘yeni sol’u yutacak! Sevsinler sizi!

 

Batının  ‘deli gömleğini’ giyenler sonu belli!    Sattığınızı sandığınız üstü şekerli zehir , sonuçta sizi zehirleyecek! Bu millet er ya da geç  ‘ele geçirilmiş’ siyasi partilere cevabını verecek!

 

Banu AVAR

18 Temmuz 2012

 

SOROSPU ÇOCUKLARI

“George Soros kuruluşlarının Türkiye’de öne çıkmış en önemli simalarından biri ve aynı zamanda CHP parti meclisi üyesi olan Binnaz Toprak, parti meclisi toplantısında aday listeleri kesinleşirken Mustafa Balbay’a itiraz etmiş ve aday gösterilmemesini istemiştir.“Heybeliada Ruhban okulu açılmalı, Ekümenlik tanınmalı, iki dile sıcak bakıyorum, AKP ekonomiyi iyi yönetti, gelir ve zenginlik arttı” diyen Binnaz Toprak ve benzerlerinin CHP’de ne işleri var? CHP yöneticileri, kendi seçmenlerinden bunun gibi adaylara, Soros’tan beslenenlere, bölücülere, ırkçılara, Fettullah Gülen’e övgü düzenlere, numaracı cumhuriyetçilere, sağcılara, Kemalist ilke ve devrimlere inanmayanlarla nasıl ve hangi yüzle oy isteyecek?”

Yukarıdaki paragrafı, 25 Nisan 2011 tarihinde İlk Kurşun Gazetesi’nde yayınlanan yazımdan aldım.Binnaz Toprak’ı sorgularken ardından CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun da uluslararası para oyuncusu George Soros’un desteklediği Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı’nın (TESEV) kurucu üyesi olduğu ortaya çıktı. Demek ki yeni CHP deyimi ile, Soros’tan beslenen TESEV’in yan kuruluşu anlatılmak isteniyormuş. Soros’tan her yıl iki milyon dolar alan TESEV, Kemalizm’le ve Atatürk’le vedalaşması için CHP’yi yeniden düzenlemekle görevlendirilmiştir. Bu görev partinin en üst kademelerinde, genel başkanlıkta da şekillendirilmiştir.

Dünyadaki turuncu devrimlerin mimarı Soros’un, Türkiye’deki uzantılarından birisi de TESEV’dir. Soros, kulağa hoş gelen Açık Toplum Enstitüsü üzerinden Türkiye’de TESEV gibi kuruluşlara para aktararak, siyaseti yönlendirmeye çalışmaktadır. Demokrasi getirmek adına çeşitli oyunlar oynayanSoros’un derdi, kapitalizmin egemenliğini kurmak için çalışmaktır. Mart 2011 tarihinde BBC’deki röportajında Soros; ”SSCB’nin dağıtılması için yapılan çalışmalarda bizzat rol aldım. Dünya, bu kadar petrolün parasını, Libya lideri Kaddafi’nin tek başına cebine koymasına izin vermeyecektir. İran’daki rejim de ayakta kalamayacaktır” demiştir.

Bir zamanlar Cem Boyner’in Yeni Demokrasi Hareketi (YDH) adlı partisinin de gönüllü katılımcıları arasında yer alan Kemal Kılıçdaroğlu, 2009 Kasım’ında Dersim olayları nedeniyle Atatürk’ü savunan Onur Öymen’i ‘gereğini yapsın’ diyerek istifaya zorlamıştı. Kemal Kılıçdaroğlu’nun isteği üzerine milletvekili adayı olduğunu söyleyen CHP Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün’ün, 10 Kasım 2011 tarihinde Zaman Gazetesi’ne verdiği Dersim konusundaki demecine, CHP’ye ve Atatürk’e saldırılarına, genel başkan, genel merkez yöneticileri tepkisiz kalmıştır. Bu tepkisizlik üzerine 12 milletvekili yaptıkları basın açıklamasıyla; “genel başkanla, genel merkezin ‘sessizlik ve tepkisizliğinin’ dolaylı yoldan söylenenleri onaylamak anlamına geleceğini” bildirmişlerdir. Ne yazık ki diğer CHP milletvekilleri bu konuda bir açıklama yapamamış ve görüş bildirememişlerdir.

Kemal Kılıçdaroğlu, 12 CHP’li milletvekillerinin bildiri yayınlamasını, “Grup Başkan vekilliğinden izin alınmadan böyle bir toplantının yapılmasını uygun görmüyorum. Bu partide bir disiplin olacaktır. Herkes o disipline uyacaktır” sözleriyle değerlendirdi. Parti sözcüsünün açıklamasına göre, hem Hüseyin Aygün, hem de bildiri yayınlayan 12 milletvekilinin savunmasının alınacağı bildirildi. Aslında Kılıçdaroğlu’nu, Atatürk’e dil uzatan değil, ona karşı çıkanlar kızdırmış olmalı ki, aklına parti disiplini gelmiş. Parti disiplini, Fettullah’ın gazetesine abuk sabuk demeçler verirken neden gelmiyor? CHP’li olmayan birini CHP’ye davet ederek milletvekili yapan Kılıçdaroğlu’na sormak gerek: Atatürk’ü suçlayabilen Hüseyin Aygün’ü CHP’nin değerli seçmenlerinin oylarıyla milletvekili yapmaktaki amacınız ne idi, amacınıza ulaştınız mı? Özü Kemalizm olan CHP’ye her önüne geleni alan anlayış ve tutarsız politikalar, CHP’yi oy verdiği seçmenlerden uzaklaştırmakta ve partinin içini boşaltmaktadır.

Kemal Kılıçdaroğlu, genel başkan olduktan hemen sonra, CHP politikalarının nasıl olması konusundaArama Konferansı adı altında İstanbul ve Van’da iki toplantı düzenletmişti. Toplantıya kimlerin katılacağı, kimin konuşacağı ve hangi konuların masaya yatırılacağı, TESEV’in yönetim kurulu üyesi Oğuz Babüroğlu tarafından organize edilmişti. Van toplantısında “Kürt sorunu” hakkında hazırlanan rapor, CHP ilkeleriyle tamamen çelişmektedir. TESEV’in çalışmalarına katılmadığını söyleyen Kılıçdaroğlu, TESEV’in kucağına CHP’yi oturttuğunun farkında mı? Acaba bu toplantılar, CHP’nin Libya tezkeresine onay vermesini sağlamış mıdır?

Bugün CHP’nin getirildiği durum tesadüf değildir; TESEV gibi kuruluşların desteğiyle bilinçli bir yönlendirme yapılmaktadır. Kemalizm’in ilke ve devrimlerine inanan, tam bağımsızlıktan yana olan gerçek partililer, bu gidişten memnun değillerdir, mutsuz ve umutsuzdurlar. Moon tarikatının toplantısına giden CHP Genel Başkanından sonra, şimdi de TESEV’in kurucusu olan CHP Genel Başkanı ortaya çıkmıştır. Ancak bilinçli ve kararlı bir dik duruş, bütün bu olumsuzlukları silecektir. Büyük önder Atatürk, kendisinden sonra genel başkanlık koltuğuna oturanları görseydi, ne yapardı?Kasım 1919 tarihinde, İstanbul’dan dört edebiyatçı, Anadolu’ya geçerek, Mustafa Kemal ile görüşürler. Mustafa Kemal, Vala Nurettin ile Nazım Hikmet’i Bolu’ya öğretmen olarak gönderir. Faruk Nafiz’i, Osmanlı Mebusan Meclisi’nden madalya aldığı için, Yusuf Ziya’yı ise Ali Kemal’in gazetesinde sanat eleştirileri yazdığı için geri gönderir. Büyük zaferler, büyük işler geçmişi belirsiz ve karanlık insanlarla kazanılamaz, yapılamaz.

Tunceli’li Seyit Rıza’nın öncülüğündeki Dersim isyanı, ortaçağ özlemcileri için bir fırsattı. Devletler, isyanları silahla bastırırlar; çiçekle karşılayarak bastırılan isyan görülmemiştir. Cumhuriyet döneminde yapılan on sekiz isyan da gerici harekettir, bölücü harekettir, cumhuriyete karşı yapılan başkaldırıdır. Bunlardan Şeyh Sait ve Dersim İsyanı, yabancı ajanların kendi çıkarları için tahrik ettikleri ayaklanmalardandı. Atatürk’ün yanı başında ulusal kurtuluş savaşına var gücüyle destek veren Diyap Ağa da, Tunceli’liydi. Ankara yakınlarına gelen Yunan ordularının yarattığı korku ile “meclisi Kayseri’ye taşıyalım” diyenlere, Diyap Ağa’nın; “buraya savaşmaya mı, yoksa kaçmaya mı geldik?” sözüyle gösterdiği yürekli ve dik duruş belleklerdedir. Ne yazık ki emperyalizme hizmet edenler, Diyap Ağa yerine Seyit Rıza’ya hayrandırlar.

Ülkemiz çok büyük sorunlarla karşı karşıyadır ve bir sivil darbe yaşanmaktadır. Ekonomik kriz, yoksulluk, işsizlik, yolsuzluk, hukuksuzluk, açılım adı altında ihanete varan gelişmeler, terör, Suriye’ye karşı emperyalizmin maşalığı gibi olumsuzluklar gölgelenmek istenmektedir. Bunun için numaracı cumhuriyetçiler, tarikatçılar, bölücüler, yerli ve yabancı işbirlikçiler bir araya gelerek, emperyalizmin ekmeğine yağ sürmektedirler. Bunların hedefleri Cumhuriyet Halk Partisi, Silahlı Kuvvetler ve yurtsever güçleri sindirerek, Atatürk’ü yargılamak ve Kemalizm’e son vermektir. Ulusal ve Kemalist bilinç düzeyleri yeterli olmayanlar da, bu yapılmak istenenlere alet olmaktadırlar. Kemalist ve yurtsever mücadele yerine, Soros’lu, TESEV’li mücadele yapanlara, hak ettikleri yanıt er ya da geç verilecektir. Soros’un çocuklarından, ülkemize yarar beklemek, saflık değil hainliktir. Herkesin bilmesi gerekir ki, emperyalist güçlerin ve Soros’un çocuklarının her türlü oyunları boşa çıkacaktır, Atatürk’ün laik ve demokratik Türkiye Cumhuriyeti sonsuza dek yaşayacaktır.

Suay Karaman/Tüm Öğretim Elemanları Derneği (TÜMÖD) Genel Sekreteri
İLK KURŞUN

ALTINI DOLDURMAK

suay karaman

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Alman Sosyal Demokrat Partisi’nin davetlisi olarak bulunduğu Berlin’de, 21 Eylül 2010 tarihinde gazetecilere yaptığı açıklamada; ”ben bugün için laikliğin tehlikede olduğunu düşünmüyorum. Eğer tehlikede dersek bunun altını doldurmak lazım, askıda kalır, gerekçelendiremem.” demişti.

Kemal Kılıçdaroğlu, tüm delegelerin oyuyla genel başkan seçildiği kurultaydaki konuşmasıyla iyi bir çıkış yapmış ve ulusal güçleri bir çatı altında toplama izlenimi vermişti. Ancak oluşturduğu kadro soru işaretleri yaratmıştı. Toplumdaki bu umut ve oy sıçraması, çok kısa sürede yerini umutsuzluğa ve şaşkınlığa bıraktı. Genel Başkan seçildikten sonra ilk basın ziyaretini cemaatin Zaman Gazetesi’ne yapması ve 27 Mayıs 1960 Devrimi için “bugün yapanlar utanıyor” söylemi, Kılıçdaroğlu’nun CHP Genel Başkanlığı makamını dolduramayacağının ilk örnekleriydi.

Halk oylaması sürecindeki “genel af çıkartılması” ile “türban sorununu biz çözeriz” söylemleri, sonucun evet çıkmasına büyük katkı sağlamıştır. Halk oylamasından sonra CHP yöneticilerinin AB ve ABD ziyaretleri, yapılan söylemler, verilen sözler ve gelinen durum açısından çok ilginçtir.

CHP, iki yılda dört kurultay yaparak, altı ayda bir yönetimini değiştirmiştir. Yapılan kurultaylarda birlik havası olmadığı gibi, sürekli olarak Atatürkçüler ve yurtseverler tasfiye edilerek, partinin ilkeleriyle ilgisi olmayanlar yönetime getirilmektedir. Milletvekili seçimlerinde de çok farklı ideolojiden gelenler ve CHP ilkelerini benimsemeyenler milletvekili yapılarak, CHP farklı konumlara çekilmiştir.

Atatürk’ün partisinde Atatürk ilke ve devrimlerinin bekçisi olmak istemeyenler, “Kemalizm’i zihinlerden ve partiden sileceğiz” diyenler, Atatürk’ü Koruma Yasası’na gerek olmadığını söyleyenler bulunmaktadır. Atatürk’ün partisinde 10. Yıl Marşı’mıza, Andımıza ve anayasadaki Türklük tanımına karşı çıkanlar bulunmaktadır. Atatürk’ün partisinde Atatürk’e dil uzatanlar, Dersim’i katliam olarak kabul edenler, özür dilenmesini isteyenler, Seyid Rıza’nın olmayan onurunun geri verilmesini isteyenler bulunmaktadır. Atatürk’ün partisinde Kürtçülük, ırkçılık, mezhepçilik yapanlar cirit atmaktadır; cumhuriyetin bir reformdan geçirilerek, 25 bölge olmasını ve her bölgenin yerel parlamentoları olmasını söyleyenler bulunmaktadır. Atatürk’ün partisinde PKK terör örgütünün avukatı, TR 705 kodlu ajanlar yöneticilik yapmaktadır. Atatürk’ün partisinde tekke ve zaviyelerin kapatılmasını eleştirenler, Fethullah Gülen’i bilge olarak görüp, saygı sunanlar bulunmaktadır. Atatürk’ün partisinde ABD ve AB hayranları ve görevlileri bulunmaktadır. Atatürk’ün partisinde uluslar arası para oyuncusu George Soros’un desteklediği Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı’nın (TESEV) üyeleri bulunmaktadır ve bu üyelerin yönlendirmesiyle Van’da düzenlenen toplantıda, PKK terör örgütünün taleplerini kabul ederek, bunların hayata geçirilmesi için siyasi iktidara destek verenlerin olduğu bilinmektedir.

CHP Genel Başkanı, AKP’yi 1940‘lı yılların CHP’sine benzettiğini söylemektedir. Sabahattin Ali’yi CHP öldürdü diyerek, partisinin geçmişini karalamaktadır. “Yeni CHP” söylemi ile Atatürkçülük ve altı ok terk edilmek istenmektedir.

CHP Genel Başkanı, genel başkan olmadan önce 24 Aralık 2008 tarihinde Genç Bakış adlı televizyon programında şunları söylemişti: “1938’de bir acı olay yaşanmıştır. Ama bu acı olayın tarihteki yerini ve konumunu çok iyi değerlendirmek lazım. O coğrafyada isyan olmasın diye özel bir yasa çıkarılmıştır, Dersimliler vergi ödemesin diye. Ama sonuçta o coğrafyada bir isyan çıkmıştır ve isyan bastırılmıştır. Dolayısıyla özür dilemek veya özür dilememek gibi değil o günün koşullarında olan bir olaydır. Dolayısıyla bu olayı öyle Cumhuriyet tarihinin çok karanlık ve derin bir olayı olarak da algılamamak gerekir diye düşünüyorum.”

Yeni CHP Genel Başkanı 28 Haziran 2011 tarihinde;“Silivri’de tutuklu bulunan iki milletvekilimize yemin etme yolu açılmadıkça biz CHP milletvekilleri de yemin etmeyeceğiz. Bizim bu duruşumuz seçmene ve onun oyuna yani milli iradeye duyduğumuz saygının gereğidir.” demişti. Ancak söyleminin arkasında duramadı ve başbakanın deyimiyle tükürdüğünü yaladı.’

Yeni CHP Genel Başkanı 8 Mart 2012 tarihinde Siyaset Meydanı adlı televizyon programına katılarak, “yeni anayasa etnik kökenlere ve inançlara saygılı olmalıdır. Anayasada etnik kimlik tanımı yapılmaması gerekir. Üst kimlik olarak ‘Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı’ tanımının yapılması uygun olur.” demiştir.

Yeni CHP Genel Başkanı Hakkari’de; “Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’nı olduğu gibi kabul edeceklerini” söyleyerek, bölünmeye ortam hazırlamaktadır. Yeni CHP Genel Başkanı, siyasal olmayan cemaatlere saygısını açıkladıktan sonra, “yargı içinde cemaatçi kadrolaşma vardır demeyi doğru bulmuyorum.” diyerek, AKP’nin ileri demokrasi söylemine destek vermiştir. Yeni CHP Genel Başkanı, İstanbul’da başka kimse yokmuş gibi, AKP kökenli türbanlı bir kadına, İstanbul İl Kadın Kolları Başkanlığına aday olmasını önermiştir.

Yeni CHP Genel Başkanı, bölünme anayasası için AKP ile uzlaşmakta bir sakınca görmemektedir. Sosyalistleri, sosyal demokratları, liberalleri ve Atatürkçüleri CHP çatısı altında birleştirme projesi kapsamında, CHP’nin dönüştürülmesini savunmaktadır. Habur’da PKK terör örgütünün teröristlerini karşılayan TR 705 yetmezmiş gibi, şimdi de bilinen yeni TR … kodlu kişileri partiye çağırmaktadır.

Yeni CHP Genel Başkanı parti kurullarında görüşülmemiş, karar verilmemiş konularda bağlayıcı sözler ederek, partinin programına, ilkelerine aykırı söylemlerde bulunmaktadır. Cemaatlerle, ABD ve AB ile, egemen güçlerle, emperyalizmle uzlaşırken, Kemalistlerden ve yurtseverlerden uzak durmaktadır.

Yeni CHP Genel Başkanı; ”laiklik tehlikede diyemem, yoksa altını dolduramam” demişti. Sayın Kılıçdaroğlu, yanlış söylem ve yanlış kişilerle, yaptığınız eylemlerle siz altınızı doldurdunuz, kokuyorsunuz ve Mustafa Kemal Atatürk’ün partisine yakışmıyorsunuz. Tam bağımsızlıktan ve anti emperyalizmden yana tavır koymayanlar, Kemalist Devrimleri ve altı oku benimsemeyenler, Cumhuriyet Halk Partisi gibi kökleri Ulusal Kurtuluş Savaşımızdan, Kuvayı Milliye’den, Müdafaa-i Hukuk’dan gelen bir partide oturamazlar. Bu yanlış anlayış, CHP’nin seçmen tabanını partiden uzaklaştırarak, gelecek için umut olan CHP’yi bitirmekten başka bir işe yaramaz. 17-18 Temmuz 2012 tarihinde yapılacak CHP 34. Olağan Kurultayı’nda, ya Atatürk diyerek, ilkelerine ve devrimlerine sahip çıkacaksınız, ya da tarihin çöp sepetine atılacaksınız…

SUAY KARAMAN

İLK KURŞUN

CHP’NİN DOLARLARI NEREDE?

 

HESABINI VERMEKTE ZORLANANLAR, YOLSUZLUKLARIN HESABINI SORAMAZLAR!..

 12 Haziran 2011 Genel Seçimlerinden önce, CHP Ankara İl Yönetimi’nde birlikte görev yaptığımız bazı arkadaşlar; 2TIR dolusu seçim broşürünün dağıtılmadığını ve hurdacıya satıldığını, fotoğraflayıp tutanak altına aldılar. Seçim bütçesinin nerelere ve nasıl harcandığı hususunun, yönetim kurulunda görüşülmesini defalarca istemiş olmalarına rağmen, Ankara İl Başkanı ve yakın çalışma arkadaşları, nedense hesap vermekten kaçınmışlardı. Bunun üzerine, durum bir rapora bağlanarak Genel Merkez’e bildirilmişti. Genel Merkez, nedense aralarında benim de bulunduğum şikâyetçileri dinlemek üzere hiçbir zaman çağırmadı. Şikâyet olunan İl Başkanı ile bütçe harcamalarını yapan yakın arkadaşları hakkında da bir işlem yapıldığını şu ana kadar duymadım. Tam aksine Kılıçdaroğlu, raporu hazırlayan yönetim kurulu üyelerini görevden almış, şikayet olunan İl Başkanı Tarık Şengül ile arkadaşlarına ise, ikinci kez görev verdi!.. Hazırladıkları raporun içeriğinden yüzde yüz emin olan şikâyetçi yönetim kurulu üyeleri, bu durumu anlamaya çalışmışlar ve en sonunda, Tarık Şengül’ün Genel Başkan’a yalan söyleyerek onun kandırıldığı sonucuna varmışlardı. Doğrusunu söylemek gerekirse, ben de aynı şeyi düşünmüştüm…

14 Temmuz 2012 tarihli Aydınlık Gazetesi’nde Sebahattin Önkibar’ın yazısını okudum. Kafamda şimşekler çaktı. Tarif edilmez bir şekilde canım sıkıldı. Nedense Önkibar bombasını patlatmadan önce:”Bu satırların yazarı, Kemal Kılıçdaroğlu ile şahsen iyi dosttur ve ona çok saygı duyar. Lakin olmuyor…” şeklinde bir cümle kurmak ihtiyacı hissetmişti. Sonra da şöyle devam etti:

CHP’nin onlarca milyon dolar harcadığı geçen yıl yapılan seçimin kampanyasında, kampanyayı yapan reklam ajansı ile Erdoğan Toprak(1) ve Aydın Ayaydın’ın(2) bir akrabalığı ya da arkadaşlığı var mı? Adı hiç duyulmayan ve zerre katkı yapamayan o ajans (3) seçimin arifesinde birden nereden çıktı?

Sadece Bodrum’daki evi 10 milyon dolar olan ve dünyanın en zengin emekli bürokratı diye yazılıp çizilen Aydın Ayaydın, üniversite yıllarında benimle beraber belediye otobüsüne binerken bugün bu acayip serveti maaşıyla mı edindi? Açıklayabilir mi?”

Sebahattin Önkibar, soruları sorup rahatladı. Ama bizleri rahatsız etti. Şimdi ise, yanıt bekliyor. Beklesin bakalım… Çok daha bekler. 34. Kurultay’dan önce sorularının cevabını bulabileceğini hiç sanmam!.. İsterse çok saygı duyduğu “dostuna” sorsun, belki o kendisine tatmin edici bir yanıt verebilir!..

Erdoğan Toprak; 25 Aralık 2010 tarihinden itibaren Cumhuriyet Halk Partisi’nde Tanıtım, Basın ve Propagandadan sorumlu Genel Başkan yardımcılığı görevini yürütmüş. 17 Ağustos 2011’den itibaren de İdari ve Mali İşlerden Sorumlu Genel Başkan yardımcılığı görevine getirilmişti.(4) Hiç kuşku yok ki, Ankara İl Başkanlığı’nın hurdaya giden broşürlerinin doğrudan hesabını sorması gereken parti yetkilisi Erdoğan Toprak’tı. Şimdi anlıyoruz ki, onun vereceği hesap, 10 milyon dolarlarla ölçülüyormuş!? Hesap uzmanlığı ile yıldızı parlayan Kılıçdaroğlu’nun ise, her nedense bu konudaki sağırlığı devam ediyor!.. Hesap soranları görevden almak, geçici olarak sorunun üzerini örtmeyi sağlayabilir. Lakin ortada bir yolsuzluk varsa, onu kimse sonsuza kadar gizleyemez. Gün gelir hesabı sorulur. Gün gelir, adamın boynuna yaftayı asarlar!..Nitekim öyle de oluyor!..

Deneyimlerimiz bize göstermiştir ki, hesap sorma mevkiinde olup da sormayanlar, genellikle kendi hesaplarını vermekte zorlananlardır!..

Sözü fazla uzatmaya gerek yok artık. Kılıçdaroğlu’nun Y-CHP’sinin üç elemanı belli olmuştur. Yeni genel başkanı ile iki parti meclisi üyesini başa yazın. Zor olan bu üçlü ile uyumlu çalışacak diğer parti meclisi üyelerini seçmektir. 1283 Kurultay delegesinin bu nedenle işi kolay değildir… Her halde onlar da kendilerini seçenlere vefa borçlarını böyle ödeyeceklerdir!..

Y-CHP’de işler böyle gideceğe benziyor: Körler sağırlar, birbirini ağırlar!..

Av. Cemil Can

DİPNOTLAR:

  1. Erdoğan Toprak için bakınız:http://www.cemilcan.av.tr/s.383.htm

  2. Aydın Ayaydın için bakınız: http://www.cemilcan.av.tr/s.363.htm

  3. http://necatiozkan.blog.com/2011/05/07/chp-kampanyasi-ve-strateji/

  4. http://www.chp.org.tr/?pm=erdogan-toprak

 

ELİF ŞAFAK VE BÜYÜKELÇİ!..

Bu yazı, Büyükelçiye iletilmesi için yardımcısı Şirin hanıma yollandı.

Sayın Şirin Erkan,

Gazete ve internet sitelerinden öğrendiğimize göre, sayın Büyükelçi Elif Şafak için düzenlenen bir törende konuk olarak bulunduğu bir ülkenin geleneksel konukseverliğinden yararlanarak alışılmış, genel diplomatik davranış ve söylemlerin çok dışına çıkmış, sözde Ermeni soykırımı konusunda önyargılı, tarafgir bir tutum takınıp, Elif Şafak’ın Türk toplumunun bilinç altına çalışmasını yüreklendirici sözler sarf etmiş! Ne büyük bir gaflet! 

İbret ve hayretle görülmekte ki aradan uzun yıllar geçmiş ama sayın Büyükelçi ne tarihten ders almış, ne de Türk toplumunu tanımış! Fransa, 90 yıl önceki kuyruk acısını her fırsatta çıkarma arayışı içinde. Kaç tane 90 yıl geçerse geçsin, aradığını bulamayacaktır. Fransızların bu duygularını bilmemize rağmen şunu algılamalarını isterim ki, Türklerin dostluğu kazanabilecekleri en değerli bir ödüldür! Sinsi düşünce ve davranışlar yerine bu ödüle yönelseler  hem Fransız halkı hem de Avrupa halkları daha rahat eder. 

 

Ben bir Mustafa Kemal Atatürk kızı olarak sayın Büyükelçi’nin bilmesini isterim; Elif Şafak ve benzerleri Türk toplumunun bilinç üstünü, bilinç altını değiştiremez yalnızca kendi bilinç alt-üst’lerini değiştirebilir! Elif Şafak ne yazdığı kitaplarla (tirajı ortada) ne de kişisel özellikleriyle Türk insanını etkileyebilir ve temsil edebilir! Sayın Büyükelçi ve ülkesi yanlış seçim yapmış,Fransa Türk toplumunda yakın zaman için büyük prestij, uzak süreç içinse Türk insanın dostluğunu yitirmiştir.

Türkiye’de her zaman uluslararası ödüller karşılığı (Nobel dahil) Türkiye aleyhine kalem oynatacak kişiler bulunabilir. Ama bu halk bu tür sözde kalem sahiplerini (yazar demiyorum) artık çok rahat tanıyabilmektedir.

 

Esenlikler,

Lâle GÜRMAN

 

İSA GÖK’TEN MUHALEFET ŞERHİ!..

isa.gok

MİLLETVEKİLi İSA GÖK’TEN PARTİ MECLİS RAPORUNA MUHALEFET ŞERHİ

‘CHP iktidar ile bölünme  anayasası hazırlıyor’

İsa Gök, Kurultay’a sunulacak PM raporuna muhalefet şerhi yazdı. Gök partisinin izlediği politikayı sert bir dille eleştirdi


CHP Mersin Milletvekili ve Parti Meclisi üyesi İsa Gök, 34. Olağan Kurultay’a sunulacak Parti Meclisi raporuna parti yönetimine yönelik ağır eleştirilerin yer aldığı, bir muhalefet şerhi yazdı. Gök, CHP yönetimini AKP ile kol kola bölünmenin anayasasını hazırlamakla suçladı. Gök, muhalefet şerhini, Parti Meclisi’ni yöneten Genel Başkan Yardımcısı Nihat Matkap’a teslim etti. PM’deki diğer muhalif üyelerin ise rapora şerh yazmadı. “Yeni CHP” çizgisine ağır eleştiriler yönelten Gök, 6 sayfalık muhalefet şerhinde ana başlıklarla şu mesajları verdi:Karşı devrim CHP kalesine kadar ulaştı:

Yeni CHP Atatürk’ten, İnönü’den, laiklikten, halkçılıktan, devletçilikten, Cumhuriyet devrimi değerlerinden, CHP’nin devrimci köklerinden tamamen uzaklaşmaktadır. Karşıdevrim tüm kaleleri tek tek ele geçirirken son halka olan CHP kalesine dek ulaştığını artık açıkça göstermektedir.

Kuran kursu yaşı için iptal başvurusu yapılmadı:

KHK ile Kur’an eğitimine yaş sınırı getiren düzenleme yürürlükten kaldırılmıştır. Üstelik bu değişiklik Ekonomi Bakanlığı ile ilgili kanun hükmündeki bir kararnamenin içine gizlenerek yapılmıştır. Bu iptalle, yaz Kur’an kurslarına gitmek için 5. sınıfı ve hafızlık eğitimi almak için ilkokulu bitirme şartları ortadan kalkmıştır. Yeni CHP yönetimi laikliğe açıkça aykırı olan bu düzenlemeleri “laiklik tehlikede değil” rahatlığı içinde iptal ettirmeye bile çalışmamış, dava açmamış; kamuoyuna bunu taşımamıştır.

Yargıda cemaat yapılanması yokmuş:

Ülkedeki tüm kurumlarda ve rejimde kendini gösteren dönüşümün yargıdaki cemaat yapılanması eliyle gerçekleştirilmesine rağmen, Sayın Genel Başkan yargıda bir cemaat yapılanması olduğunu görmediğini bu konudaki sorulara bizzat verdiği yanıtlarda belirtmiştir.

CHP rol alsın istenmiştir:

Türkiye Cumhuriyeti’ni ve Türk ulusunu fiilen bölme sürecinin bir kez daha planlanmış, bunun aşamalarının programlanmış olduğunu görüyoruz. İzlenecek yol haritasını belirlemek, bunu Türk milletine kabul ettirme senaryoları üzerinde görüş birliğine varmak konularında, Partimiz de rol alsın istenmiştir.

Terör örgütü ile müzakere anlayışı var:

CHP yıllarca “elinden silahı bırakmayan, silah zoruyla siyasi çözüm dayatmaya çalışan bir terör örgütüyle müzakere yapılmaz, mücadele edilir” görüşünü savunmuştu. Şimdi farklı bir söylem var. Üstelik Partinin bu yeni tutumu Kurultay veya Parti Meclisi gibi yetkili kurullarda görüşülüp onaylanmamıştır. “Biz artık analar gözyaşı dökmesin diye her tür görüş ve öneriye açığız” denilmiştir.

Oslo’da masaya oturulması suç:

Terörle amaca ulaşmak isteyenler silah bırakmadıkça, kan dökmeye devam ettikçe el sıkılmaz, masaya oturulmaz. Eğer ki silahla kan dökmeye devam edenler sizi silahla masaya oturtmayı başarmışsa bu teröristin kazanımıdır. Daha fazla isteyeceklerdir. Oslo’da PKK ile masaya oturulması büyük bir suç idi.

ABD El Kaide ile masaya oturuyor mu?:

Yeni CHP yönetimi ise Oslo sürecine, sadece bu sürecin halktan gizli tutulması noktasında karşı koymuştur. Terör devam ederken hiçbir devlet terör örgütüyle masaya oturmamıştır. Müzakere yoluyla terör bitirilebiliyorsa, ABD neden terör örgütleriyle, örneğin El Kaide ile müzakere etmemektedir.

Partimiz Kürdistan hayaline hizmet etmemeli:

Bu işin özünde bölünme, ayrı bir devlet kurma vardır. Suriye’den, İran’dan, Türkiye’den koparılan toprak ve milletle, Irak’ın kuzeyinde bulunan alanda yeni Kürdistan oluşturma hayalini, emperyalizm bir kez daha pompalamaktadır. Türkiye’deki siyasi kurumlar ve tabii ki en başta Partimiz bu hayale hizmet etmemelidir. Bu işin sonu Misak-ı Milli sınırlarının bölünmesidir.

Van’daki toplantı Oslo’nun benzeri:

Oslo’da yürütülmüş müzakerelerin bir benzeri, Van’da TESEV kadrolarının yönlendirmesiyle yeni CHP tarafından düzenlenmiş ve içeriği gizli tutulmaya çalışılmıştır. Buradaki toplantının içeriği öğrenildikten sonra görülmüştür ki, amaç, PKK’nın başlıca taleplerini kabul etmek; bunların hayata geçirilmesi için Hükümete destek vermek. Burada tıpkı BDP gibi yeni bir anayasal vatandaşlık tanımı istenmiş, anayasadaki Türk tanımının çıkarılmasından yana tavır konulmuştur..

AKP’den daha fazlası taahhüt edildi:

Referandum öncesi Öcalan ve Demokratik Toplum Kongresi’nin gündeme getirdiği “yerel yönetimlere özerklik” talebi, bu çalıştay sonrası yeni CHP’nin de söylemine girmiş ve tüm çekincelerin kaldırılarak tüm madde ve fıkraların kabul edileceği belirtilmiştir. Bu, Oslo sürecindeki AKP’den bile daha fazlasını taahhüt etmektir.

Reddi miras durumu:

Tunceli milletvekili, “Dersim’de CHP katliam yapmıştır, bundan Atatürk de sorumludur” dediğinde yine onaylarcasına sessiz kalınmış, ama bununla da yetinilmeyerek, “Sabahattin Ali’yi CHP öldürtmüş, Nazım Hikmet’i CHP ülkeden kaçırtmıştır” denilebilmiştir. CHP’nin geçmişiyle hesaplaşması gerekir düşüncesinden yola çıkarak bir redd-i miras durumu mu yaratılmak istenmektedir?

TESEV de Soros da sol değildir:

TESEV kadrolarının yönlendirdiği ve hatta yönettiği yeni CHP yönetimi şunu bilmelidir ki, TESEV ve SOROS sol değildir, devrimci değildir; emperyalizmin kollarıdır, parmaklarıdır. Herhalde emperyalizm ve kapitalizme sol diyebilecek bir fikir şaşkınlığı yoktur.

Karşıdevrimin Öncüleri ve İşbirlikçiler!

İçimizden birinin “teslim olalım” anlamına gelen önerisi ile güne başladım. Sabah Gazetesi Yazarı Mahmut Övür Yeni CHP’nin Genel Başkan Yardımcısı Erdoğan Toprak ile yaptığı söyleşiyi köşesine taşımış:

 

Önceki Akşam bir araya geldiğimiz CHP Genel Başkan Yardımcısı Erdoğan Toprak’la CHP’deki kısır döngüyü konuşuyoruz. Toprak çok rahat ve emin görünüyor. CHP’nin büyük bir dönüşümün eşiğinde olduğunu belirtiyor ve şöyle diyor: ‘Önümüzdeki kurultay dönüm noktası olacak. Biraz bekleyin. Yeni CHP o zaman şekillenecek. CHP milliyetçi-ulusalcı solla ilişiğini kesmeli. Anadolu’ya dönmeli. Biz ekip olarak bunu yapmaya başladık ve hayatın her alanında yer alıyoruz.’ CHP bu değişimi gerçekleştirirken önünde Avrupa solunun yükselişe geçiş örneği duruyor.1

 

Bu sözler, karşıdevrimin tamamlanmış olduğunu ve “direnişin” bir işe yaramayacağını göstermek içindir. Bu duruma psikolojik savaşın son aşaması da denebilir. 23 Nisan resepsiyonuna türbanlı eşleri ile katılan mülki zevatın, askerlere bakarak bıyık altından gülümseyişi de kuşkusuz aynı anlama geliyordu…

Çok geçmeden Bosna-Hersek yolundaki Y-CHP’nin Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu Toprak’ın imdadına yetişti. İzinli de olsa verilen mesaj CHP’deki planlı bir bölünmeyi işaret ediyordu. Kılıçdaroğlu, “Siyasi partiler kendilerini yenilemek zorundadırlar. Bunu yapmazlarsa statükonun esiri olurlar. Biz de ekonomik ve sosyal gelişmelere göre kendimizi yeniliyoruz” diyerek desteklediğini açıklayıp kararlılığını belli etti…Atatürk’ün CHP’si düşmana teslim olmamış, işbirliği yapmıştı! Artık yollar ayrılmıştır ve tasfiye beklenen bir şeydir… Bence de “tasfiye”  hoş gelir sefalar getirir… Hiç değilse geriye kalan bir avuç Atatürkçü yurtsever yeni bir çatı altında bir araya gelebilir!

Birkaç ay önce, Zaman gazetesinin, 25’inci kuruluş yıldönümü nedeniyle verilen resepsiyonda, CHP Genel Başkan Yardımcısı Erdoğan Toprak’ın söylediği: “Zaman her gün takip ettiğim bir gazete. İnşallah bu ülkeye daha uzun yıllar hizmet eder” şeklindeki sözlerini anımsadım.Erdoğan Toprak, bir defa olsun solcu bir gazetenin kapısından içeri girmiş değil. Belli ki bu sözleri de nezaket üslubu içinde söylenmiş sözler değildi… Aynı resepsiyonda; “ABD Büyükelçisi Francis Ricciardone: Zaman’ın Türk demokrasisine katkısı çok özel ve önemli.. Almanya Büyükelçisi Eberhard Pohl: Basında Zaman gibi bir gazete olduğu için minnettarız. Fransa Büyükelçisi Laurent Bili: Zaman Gazetesi, eski tek fikir zamanlarına yeni bir rüzgâr getirdi”  diyerek karşıdevrimin gazetesine, başka bir ifade ile kendi sözcülerine övgüler diziyorlardı.İlginçtir, o gün Y-CHP’nin Genel Başkan Yardımcısı Erdoğan Toprak ile büyükelçiler hep bir ağızdan aynı türküyü söylüyorlardı! Bu yüzden de Erdoğan Toprak’ı daha yakından tanımak ihtiyacı duydum!

Kim Bu Erdoğan Toprak?

 

Toprak’ın hakkında pek fazla bir şey yazılıp çizilmemiş. Öğrendim ki, Anadolu Üniversitesi Sosyal Bilimler Fakültesi’ni bitirmiş. Serbest ticaretle uğraşıyor, Türkiye Genç İşadamları Derneği (TÜGİAD) üyeliği, İstanbul Ticaret Odası (İTO) Dayanıklı Tüketim Grubu Yönetim Kurulu Üyeliği, Beşiktaş Genç İşadamları Derneği (BEGİAT) Kurucu Yönetim Kurulu Üyeliği, Bahçelievler Spor Kulübü’nün 3.Dönem Başkanlığı, Bakırköyspor Kulübü As Başkanlığı yapmış. 1992 yılında uzun yıllar gönül verdiği ve mensubu olduğu DSP’nin Bahçelievler Belediye Başkanı adayı olarak aktif siyasete atılan Toprak’ın, Atatürk Cumhuriyeti’ni kara toprağa gömmekle görevli bir mezarcı olduğu sonunda ortaya çıkmıştır. Bir ara Türkiye-Hindistan Parlamentolar arası Dostluk Grubu Başkanlığı ile Devlet Bakanlığı da yapmıştır. Evli ve 3 Çocuk babasıdır. 25 Aralık 2010 tarihinden itibaren CHP Genel Başkan Yardımcılığına getirilmiştir. Bu görevlendirmelerin nedenini ne Ecevit ne de Kılıçdaroğlu hiç bir zaman açıklamamıştır! XX, XXI ve XXIV. Dönem İstanbul Milletvekilidir.5 Hiçbir zaman CHP’li olamamış ve Atatürk adı ağzından duyulmamıştır…

Hazretin Sabah gazetesindeki erken açıklaması tepki toplayınca, düzeltme ihtiyacı içerisine girmiştir. Dikkat ettiniz mi bilmem, CHP’yi dönüştürmekle görevli olan bu beyler, önemli açıklamalarını genellikle ya yurtdışı bir seyahat sırasında uçakta, ya da  iktidar yandaşı bir gazete muhabirine yaparlar!..  Erdoğan Toprak da öyle yapmış ve haberi yapan arkadaşından bir düzeltme yazısı yazmasını rica etmek zorunda kalmıştır.. Ricayı yerine getiren gazeteci Mahmut Övür, yazısını: “Notlarımı kontrol ederken bu kavramların başında “kaba” sözcüğü olduğunu gördüm. Kısaca CHP, “kaba milliyetçilikle” bağını kesip evrensel sosyal demokrat bir parti olarak Anadolu’ya yayılıp toplumun her kesimiyle buluşmaya çalışıyor. Bunu başarırlarsa sadece kendileri değil Türkiye de kazanır”6 şekline dönüştürmüştür…

Toprak, “milliyetçilik” sözcüğünün başına “kaba” sözcüğünü ekleyerek, durumu kurtarabileceğini düşünmüştür! Ne var ki, “ulusal sol”  ifadesi hala orada durmaktadır. Anlaşılan Övür, o ifadenin başına bir sözcük koyup anlamını değiştirmeyi becerememiştir. Kim bilir, belki de kasten öyle yapılmıştır. Her neyse,  Y-CHP’nin “ulusal sol” ile ilişkisini kesmek istediği son derece açıktır. Sanırım Toprak bu itirafını kamuoyu ile paylaşmak için çok erken hareket etmiştir. Bu nedenle geri vitese takılmak ihtiyacı ortaya çıkmıştır. Gerçi Y-CHP’nin bu kararını anlamak için illa da yetkili birinin böyle bir itirafı gerekmiyor. AKP’nin karşıdevrimine direnme yerine, teslimiyeti öneren Y-CHP’dir ve bu tutumu sağır sultanlar bile duymuştur. Bu dönem halka narkoz vermek görevini, Y-CHP’nin üzerine aldığı son derece açıktır. TSK mensupları ve Türk aydınları için “Biz yargılanmasınlar demiyoruz” veya bazı subaylar için  “….haklarında neden dava açılmıyor” diyerek,  adres gösteren de ne yazık ki, her zamanki gibi yine bizim genel başkanımız Kılıçdaroğlu olmuştur!  Karşıdevrimin en önemli aracı olarak kullanılan özel görevli ağır ceza mahkemelerini meşrulaştıran, ne yazık ki Y-CHP’nin bu işbirlikçi ağzı olmuştur!

Öte yandan, Y-CHP ve Y-MHP yönetimlerinin bir defa olsun gündem belirlediğine tanık olamamışız. Ana ve yavru muhalefet partileri, her seferinde Erdoğan’ın önlerine attığı, içeriği olmayan, boş ve gerçek dışı konular üzerinde laf yarışına girişmişlerdir. Bari onu becerebilselerdi… Haklı pozisyonda olduklarında bile, Osmanlı şamarını yiyip, yerlerine oturmak durumunda kalmışlardır.  Belki de onlara verilen rol sadece bu kadardı. Laikliği benimseyen insanların üzerinde bir satır dahi konuşmayacakları dinsel konular üzerinde, bu iki parti günlerce tartışma sürdürerek, karşıdevrimi kamuoyundan gizlemek görevini yürütmüşlerdir. “Bölünme Anayasası”na verilen destek konusunda hala bir şey söylememiş olmak, gerçek anlamda pişkinlik kabul edilmelidir!

Y-CHP’nin AKP ile gizli bir ittifak içinde olduğunu şu örnek göstermeye yetmektedir. 4+4+4 diye bilinen ve kesintisiz eğitim sistemine son veren, ayrıca imam hatiplerin ortaokul kısımlarının yeniden önünün açılmasını sağlayan yasanın, ana muhalefet sadece 20 milyar dolarlık kamu alımını ihale kanunu kapsamına çıkararak, denetimden kaçırılması hususunu gündeme taşımakla ilgilenmiştir. Yasanın uygulanması sırasında ortaya çıkabilecek, olası yolsuzluk üzerinde haftalarca konuşarak, asıl eğitim birliğinin yok edilmesinin ortaya çıkartacağı temel sorunların üzeri örtülmüştür… Bu yasanın iptali için Anayasa Mahkemesine yapılan başvurusu da göstermelik, beyhude bir çabadan ibarettir. Zira 12 Eylül Referandumu’ndan sonra, yapısı değiştirilen Anayasa Mahkemesi’nin laiklik ilkesini korumak gibi bir derdi kalmamıştır. Nasıl ki, Cumhuriyet Devrimi’nin temel yasası (üst yapı kurumu) Eğitim ve Öğretim Birliği Yasası idi, aynı şekilde karşıdevrimin temel yasası da 4+4+4 diye bilinen yasa olmuştur. Bu yasanın geçmesinden sonra, her gün uygulamaya sokulan yasaklar, karşıdevrim uygulamalarından başka bir şey değildir…

Nitekim Başbakan Erdoğan da AKP’nin Bursa İl Kongresi’ndeki konuşmasında: “Partimiz bize ne görev verirse onu yapacağız. Neden mi? Çünkü biz bu ülkede bir devrimin öncüleriyiz.” 7 diyerek, gerçek durumun bir karşıdevrim olduğunu ağzından kaçırmıştır!

CHP Yönetimi Karşıdevrimcilerle İşbirliği Yaparak Tarihine İhanet Etti

Karşıdevrimcilerle işbirliği yaparak, geçmişine ihanet eden Y-CHP yönetimi, yaklaşan kurultayda, parti programını değiştirmeye ve CHP’nin gerçek sahipleri olan ulusal solcuları kapı dışarı etmeye hazırlanmaktadır. Hiç kuşku yok ki, bu son operasyonlar da  “Brütüsler”den alınacak güçle yapılacaktır. Bu noktada sosyal paylaşım sitelerinde Baykal’ın, kurtuluş için kendini adres olarak göstermesi ise üzüntü ve ibretle izlenmektedir. Önder Sav’ın örgütçülüğünün ise ne kadar boş ve işlevsiz olduğu zaten Tüzük Kurultayı’nda ortaya çıkmıştı…

Karşıdevrim yapıldığını anlamazlıktan gelmek, gerçek durumu değiştirmemektedir. TSK’yı, MİT’i ve direnç gösterecek diğer ulusal kurumları devre dışı bırakarak, teslim alma planlarını yapan ve içerideki işbirlikçilerinin yardımı ile uygulamaya koyan CIA’nın, muhalefet partileri CHP ile MHP’yi kendi başlarına buyruk bırakmayacağı son derece açıktı. Nedense Türk halkı bu yalın gerçeğe uzun süre inanmak istememiştir. Kaset operasyonları ile her iki partinin “ayarlandığı” ve göstermelik muhalefet yapmayı kabullendikleri, nihayet gün yüzüne çıkmıştır. Y-CHP ve Y-MHP’nin, halkı uyutma görevini tam olarak yerine getirip getirmediklerini, ABD’nin onlara vereceği karneye bakarak anlamaya da ihtiyaç kalmamıştır. “Bu partilerin gündeminde ne vardır?” sorusuna verilecek yanıt bize aradığımızı yanıtı vermektedir. Y-CHP ve Y-MHP’nin, son on yıldır gündeme aldıkları konular, asıl işin yanında teferruat bile olamayacakları son derece açıktır…

AKP’yi eleştirmeyi bir yana bırakıp, Y-CHP’yi eleştirmeme kızan yol arkadaşlarım, bu olup bitenlerden sonra umarım yattıkları güzellik uykusundan uyanabilirler! Muhalefet partileri bizim düşmanla mücadele edecek tek silahlarımızdı. Eğer onlar da karşı tarafın eline geçmişse, ilk ödevimiz onları geri almaktır. Aksi halde silahsız girdiğimiz her savaşı kaybederiz!

Hal böyle olunca, ya eski silahımızı geri alacağız, ya da etkili yeni bir silah edineceğiz. Başka yolumuz kalmamıştır!

Kaynak: http:/