Biz kazanacağız!..
TwitterFacebookGoogleYouTube

“İKİNCİ KÜRT AÇILIMI” VE Y-CHP’YE VERİLEN YENİ BİR GÖREV!..

Kilicdaroglu-Huseyin-Aygun-un-arkasindayim

ABD’nin elçisi Ricciardone’nin açıkladığı “müzakereleri” kamuoyu gündeminde tutmak için son günlerde Şemdinli’deki terör eylemleri nedeniyle itibar kaybeden PKK’nın, Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün’ü “kaçırarak” başlattığı eylem her geçen gün biraz daha inandırıcılığını kaybediyor!.. Kılıçdaroğlu’nun “kaçırılma” olayından hemen sonra yaptığı “Başbakan beni aramadı” şeklindeki sitem ve Hüseyin Aygün’ün “destek” sözü verdiği PKK’lı “halk savaşçıları”nın, ayrılırken söyledikleri “Abi bu kardeşlerini burada unutma” şeklindeki sözleri işi iyiden iyiye sulandırıldı!..

Kaçırılma” olayının ilk saatlerinde Kılıçdaroğlu’nun Başbakan’a yaptığı sitem, “Lütfen beni ara” anlamına geliyor. Erdoğan bu isteğin gereğini yerine getirmiştir. Kılıçdaroğlu hiçbir şey demeseydi ve Erdoğan da geçmiş olsun mesajı vermeyi atlasaydı, belki de Y-CHP için çok daha iyi olacaktı! O zaman Erdoğan’ı halka şikayet etme hakkını elde edebilirdi. Gereksiz bir sürü ayrıntı üzerinden Başbakanla laf yarıştırmayı marifet sanan Y-CHP yönetimi, bu basit taktik hatayı acaba neden yapmıştır?.. Yoksa buradan elde edilecek siyasi yarardan korunmaya değer çok daha fazla bir yarar mı vardır? Varsa o yarar nedir?.. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin telgrafla ilettiği geçmiş olsun mesajı için de benzer şekilde burun kıvırmıştır. Onun da bir anlamı olmalı. Telefon yerine telgraf yolunun seçilmiş olması, Kılıçdaroğlu’nda alınganlık yaratmıştır. Y-CHP yönetiminin isteği AKP ve MHP’nin daha sonra açıklanacağı duyurulan “Kürt sorununa yeni çözüm” politikalarına karşı gelinmemesini sağlamak olabilir mi? Bir milletvekilinin kaçırılmış olmasının yarattığı mağduriyet altında, “yeni çözümlerin” önerilmesi, bu önerilere bir miktar “dokunulmazlık” kazandırabilir mi?..

İktidarı ve muhalefetiyle Türk toplumunun, topluca PKK’ya karşı güçlü bir tepki geliştirmesi ile PKK’ya geri adım attırılabilir mi?..

Kimilerine göre, bu toplumsal baskı zaten oluşmuş ve 48 saat sonra Hüseyin Aygün serbest bırakılmıştır. PKK, en canice eylemlerini Kürt halkına karşı yaptığı ve toplumun ezici bir çoğunluğunun teröre karşı tek yumruk olarak hareket ettiği dönemlerde bile, bu tür eylemlerinden vazgeçmemiştir ki, şimdi neden vazgeçsin? Terör örgütüne yakınlığı ile bilinen haber ajansı ANF’ye yaptıkları açıklama ile; “gözaltınaalınan”Dersim Milletvekili Hüseyin Aygün’ün, gerekli (hukuki ve fiili) işlemler tamamlandıktan sonra, serbest bırakılacağını söylemişlerdir. Terör örgütünün bu açıklamada kullandığı kavramlar oldukça dikkat çekicidir. Tunceli Milletvekili yerine “Dersim Milletvekili” ifadesinin kullanılması ile Hüseyin Aygün arasında bir söylem paralelliği kurulmuştur… Başta CNN Türk olmak üzere, yandaş basının da aynı ifadeyi kullanmış olması manidardır!.. Ayrıca “gerekli hukuki ve fiili işlemler” ifadesi ile bu işlemleri yapacak olan otoritenin, T.C devletinin muhatabı olan, başka bir devlet statüsünde olduğu gösterilmek istenmiştir!.. “Kaçırılma” eyleminin Türk halkının hafızasında bırakacağı en önemli iz budur!..

Oslo görüşmelerinin ifşa olmasından sonra, hükümetin kaybettiği itibarı, kazanç haline dönüştürmek ancak bu şekilde mümkündü. Abdullah Öcalan’a “ev hapsi” seçeneğinin tartışıldığı günlerde, Kılıçdaroğlu’nun “PKK ile görüşülmesine karşı değiliz… Dört parti anlaştıktan sonra başım gözüm üstüne” şeklindeki tutumu bile hükümetin yürüttüğü müzakerelerin halk üzerinde yarattığı öfkeyi yatıştırmaya yetmemişti… Bu durum başka bir şeylerin yapılması ihtiyacını doğurmuştur. Bunu yapabilecek olan da doğal olarak bir PKK silahlı terör örgütüydü. İşte bu noktada bir milletvekilini kaçırma eylemi düşünülmüştür. Bu eylem Y-CHP veya sadece Hüseyin Aygün ile danışıklı olarak yapılmıştır diyenlere katılmıyorum. Ortam öyle hazırlanmış ki, danışıklı yapılmış olsa bile bu kadar etkili sonuçlar doğuramazdı. Nitekim, geldiğimiz noktada Cumhuriyet Gazetesi’nin yazarlarından Hikmet Çetinkaya bile Kılıçdaroğlu’nun Kürt sorununa çözüm olarak öne sürülen “akil adamlar” projesine karşı gelen CHP’liler için:”Şu faşist kafalar CHP’den çekip gitsin” deme noktasına gelebilmiştir… Anlaşılan CHP’de yeni bir tasfiye operasyonu gündemdir!..

Bana göre, Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün’ün kaçırılması ile başlayan tartışmaların sonunda gelinecek nokta “İkinci Kürt Açılımı”dır. CHP Parti Meclisi’ne en yüksek oyla seçilen Ankara Barosu Başkanı Av. Metin Feyzioğlu; CHP üzerinden oynanmakta olan oyunu ilk sezenlerdendir. Kamuoyuna yaptığı açıklama ise, son derece haklı ve yerindedir. PKK teröristlerinin “hak savaşçısı” gibi gösterilmesi, üstelik bu açıklamanın Atatürk heykeli yerine, Cumhuriyet düşmanı Seyit Rıza’nın heykelinin önünde yapılmış olması, Türk halkının ve CHP’lilerin hiç bir şekilde kabul edebileceği bir şey değildir. Genel Başkan Kılıçdaroğlu’nun TBMM’ni olağanüstü toplantıya çağırması üzerine yaptığı konuşma, sanki kaçırılma olayından sonra yapılacak olan tartışmaların bir ön savunması niteliğindedir… Anlaşılan “İkinciKürt Açılımı” için rol değişikliğine ihtiyaç duyulmuş ve görev Y-CHP’ye verilmiştir…

Hüseyin Aygün’ün terör örgütünü öven ve PKK’lileri özgürlük savaşçıları gibi gösteren sözleri yeni değildir. Önemli olan bu sözlerin ne kadarının CHP’yi bağladığıdır. Genel Başkanın ve Genel Başkan Yardımcılarının, Hüseyin Aygün’ün görüşlerinin, CHP’nin görüşü olmadığını söylemesi ne kadar inandırıcıdır? Bu soruların yanıtlarını almadan iddialı sözler söylemek doğru değildir. Kılıçdaroğlu’nun bir düzeltme yapabileceği ve CHP’nin görüşlerini açıklayacağını ümit ederek, bir hafta bekleyenler arasında ben de vardım. Ne yazık ki, yapılan açıklama ile yaşamakta olduğumuz hayal kırıklığını daha da artırmıştır. Kılıçdaroğlu Hüseyin Aygün’ün “arkasındayım” diyerek, tavrını belli etmiştir!.. Bu noktadan itibaren, siyasi düşünce anlamında, Kılıçdaroğlu ile Hüseyin Aygün’ü birbirinden farklı kişiler olarak görmenin bir manası kalmamıştır. Son derece açıktır ki, Hüseyin Aygün Kılıçdaroğlu’na paratoner olma görevini üstlenmiştir. Genel Başkanın söyleyeceği fakat tepki toplayacağı için söylemekten çekindiği sözleri, Hüseyin Aygün söylemektedir. Geçmişte yaşanan “Dersim Tartışmları”nda da böyle olmuş, Kılıçdaroğlu sonunda Hüseyin Aygün ile aynı görüşte olduğunu vurgulayarak onu sahiplenmişti… Bir başka deyişle, Hüseyin Aygün Y-CHP’nin ete kemiğe bürünmüş halidir diyebiliriz!… Bu durumu hiç bir zaman da gözden kaçırmamamız gerekir…

Hüseyin Aygün serbest bırakıldıktan hemen sonra, yani henüz Kılıçdaroğlu ile konuşmamışken:“Y-CHP’den bu konuda bundan sonra yeni şeyler duyacaksınız” şeklinde bir de “müjde” vermiştir… CHP’nin temel konularda nasıl bir politika izleyeceği, yetkili kurullarda tartışıldıktan sonra, kurultayın onayına sunulur ve karar altına alınarak açıklanır. Kılıçdaroğlu’nun ve Hüseyin Aygün’ün açıklamalarından bu kurala uyulmadığı ve bir kaç kişi arasında alınan kararların CHP politikası olarak sunulduğu anlaşılmaktadır. Gerçekte ise, ABD tarafından BOP kapsamında alınan ve Y-CHP’ye görev olarak dayatılan direktifler, Hüseyin Aygün gibi bir kaç milletvekili tarafından seslendirilmektedir!.. Bugünden itibaren Y-CHP’yi BOP’nin “basın ve halkla ilişkiler bürosu” gibi düşünmek çok da yanlış olmayacaktır!..

Lütfen Ricciardone’nin şu sözlerine dikkat ediniz: “Kürt sorununun ‘siyasi’ müzakereler ile çözümü en sorumlu ve ümit verici yoldur. Hem hükümet hem de muhalefet partilerinin siyasi çözüm yönündeki çabalarını destekliyoruz… Kürtlerin de kendilerini birinci sınıf vatandaş hissetmeleri için siyasi çözüme ihtiyac var… Tam müzakereler iyi gidiyor derken ya bir kaçırma gerçekleşiyor ya da eylem yapıyorlar. Bu müzekerelerde geri adıma yol açıyor.”

Şimdi söyler misiniz, Hüseyin Aygün’ün serbest bırakılmasını toplumsal baskı mı sağladı, yoksa Ricciardone’nin bu açıklamaları mı? Unutmayın ki, PKK Kuzey Irak’taki Kandil’de yuvalanmıştır ve Kuzey Irak’taki Barzani Yönetimi’ni var edip, ayakta tutan ABD’dir. ABD’ye rağmen, PKK’nın eylem yapması mümkündür fakat, ABD’nin isteğini yerine getirmemesi o kadar kolay değildir!..

PKK’lılar “Barış Mesajları” vererek, propaganda yapmak için Hüseyin Aygün’ü kaçırmışlardır… Bu konuda bir ihtilaf yoktur. Beklenen propagandaya PKK’nın milletvekili kaçırma eyleminden daha çok, kaçırılan milletvekili Hüseyin Aygün ile Kılıçdaroğlu’nun açıklamaları hizmet etmiştir… Y-CHP’nin Kürt sorunu konusundaki duruşu, PKK tarafından beğenilmektedir… Bir de bu durum ortaya çıkmıştır! Bu saptamadan sonra PKK’nın propagandasını en iyi şekilde Y-CHP yapmıştır demek yanlış değildir. “Kürt açılımı” ve “Akil adamlar” projelerinin mimarlarından olan Hüseyin Aygün’ü, Y-CHP yönetimi sahiplenmiştir. Genel Başkan “Milletvekilinin arkasındayım” diyerek, duruşunu ortaya koymuştur. Arkasından Rıza Türmen, Aygün’ün “Barış mesajları” verdiğini söylemiştir. Daha sonra CHP’li olmayı içine bir türlü sindirememiş olan Binnaz Toprak, Taraf gazetesinde yazdığı bir yazı ile Hüseyin Aygün’e destek olmuştur. Sezgin Tanrıkulu ise, hemen hergün bir açıklama yaparak, Aygün’ün yanında olduğunu belirtmekte ve CHP’de bu konuda bir görüş ayrılığı olmadığına vurgu yapmaktadır…

Asıl çelişkili sözler ise Kılıçdaroğlu’ndan çıkmıştır. Bir taraftan Hüseyin Aygün’ün sözlerini “Bu bir CHP söylemi değildir” diyerek reddetmekte, diğer yandan “Ama bir yanlış da bulmuyorum” diyerek onu desteklemektedir!.. Hüseyin Aygün’e ait olan ve Kılıçdaroğlu’nun yanlış bulmadığı o sözler için söylenecek olan: “Bu bir CHP söylemidir” olması gerekmez miydi? Öyle ya, söylenenleri hem yanlış bulmayacaksınız hem de CHP’nin söylemi değildir diye reddedeceksiniz! O zaman adama: “ Asıl CHP’ye uygun olmayan genel başkan olarak sizsiniz” demezler mi?!..

Hüseyin Aygün’e göre, önümüzdeki haftalarda CHP Kürt sorununa dair, daha ayrıntılı bir plan açıklayacakmış!.. Büyük olasılıkla Hüseyin Aygün’ün kaçırılma eyleminden sonra verilmek istenen asıl mesaj da bu açıklamadan anlaşılacaktır. Gelişmelerden “İkinci Kürt Açılımı”nı Y-CHP’nin başlatacağı anlaşılmaktadır. Kılıçdaroğlu’nun 7 Ağustos akşamı gazete ve televizyon temsilcilerine verdiği yemekte:”Kürt sorununun çözümü için yeni önerileri olacağını” söylemesi, kamuoyunda yeteri kadar ilgi görmemişti… Kamuoyunun dikkatini bu konu üzerine çekmek için, ihtiyaç duyulan bu kaçırma eylemini bir tek PKK gerçekleştirebilirdi… O da görevini yapmıştır. Eylemin danışıklı olduğunu söyleyenlerle aynı görüşte değilim. Zira bu eylem, Büyük Ortadoğu Projesi ile uyumludur ve PKK’ya da ABD tarafından verilen görevin kapsamındadır. PKK’nın siyası kanadı BDP’nin, yakın geçmişte Beyaz Saray’a giderek rol istemesi, bu görüşü doğrulamaktadır!..

Av. Cemil Can

 

Düşünceni Yaz

E-posta hesabınız yayınlanmayacak.

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>