Biz kazanacağız!..
TwitterFacebookGoogleYouTube

EŞKIYANIN İTİBARI!..

chp-miting

AKP’nin Tekke ve Zaviyelerin Açılması ile ilgili yaptığı açıklamalar Alevi kesimin bir bölümünü pek heyecanlandırdı. Y-CHP milletvekili Hüseyin Aygün, Başbakan’ın :”CHP Genel Başkanı, Seyit Rıza’nın izinden gitmek yerine işbirlikçilerle Dersim’in üzerini örtmeyi tercih etmiştir” şeklindeki uyarısı üzerine, kendi dedesini ayrı tutup, Seyit Rıza ve arkadaşlarının “itibarının” iadesi için derhal bir kanun teklifi hazırladı. Hüseyin Aygün’ü Dünya Ehl-i Beyt Vakfı Başkanı Fermani Altun:”Tekke ve Zaviyeler Kanunu kaldırılmazsa, belki açlık grevine gideceğim” diyerek, destekledi. AKP, Alevilerin bir bölümü ve Y-CHP’nin bu konudaki söylemi bire bir örtüştü… Hiç kuşku yok ki, her iki tasarı da gündemi saptırmaya yöneliktir. Türk halkının gözünden asıl kaçırılmak istenen PKK ile yapılan anlaşmadır!..

Hükümet ile PKK’nın Oslo’da başlayıp aralıksız olarak sürdüğü anlaşılan görüşmelerin böyle bir sonuca bağlanacağı bekleniyordu. Türk halkının böyle bir finale “hazır olmadığı” daha önce yaşanan “Habur açılımı”ndan belliydi. “Anadilde eğitim” konusunda görüşü sorulan Kılıçdaroğlu da “Halkın henüz hazır olmadığını” söylediğini anımsayınız. Y-CHP, hükümetin PKK ile Oslo’da vardığı mutabakata karşı değil. Bu duruşunu Kılıçdaroğlu çeşitli vesilerle defalarca açıklamıştır. Ona göre sorun halkın hazırlanmasıdır ve bunun için Y-CHP’ye görev düşmektedir…

PKK’nın şehir yapılanması olan KCK’nın son açlık eylemi de halkı “hazırlamak” içindi!.. Eylem sonunda varılan mutabakata göre, PKK’nin isteklerinin tamamı kabul edilmiştir. Hükümet, Kürtçeyi “ikinci resmi dil” olarak kabul edebileceğini ilan etmiştir. Anadili öğrenme ve anadilde savunmahususlarında pratikte bir sorun kalmamıştır. Şimdi “anadilde eğitim” için kollar sıvanmaktadır. Abdullah Öcalan’a “tecritin kaldırılması” için de gerekenin yapılacağı sözü verilmiştir. İlk adım olarak, İmralı’ya her hava koşulunda gidiş gelişin sağlanması için donanımlı bir deniz aracı tahsis edilmiştir. İlk deneme Apo’nun kardeşi Mehmet ile yapılmış, Mehmet İmralı’dan “Serok”un “açlık grevini bitirin” talimatını alarak yerine ulaştırmıştır… Apo’nun Kürtlerin tartışmasız lideri haline getirilmesi ile sonuçlanan bu sürece, Y-CHP yönetiminin bir itirazı olmamış, aksine en üst seviyede memnuniyet dile getirilmiştir…

ABD’nin sözünden çıkmayacağı kesin olan ve zaten bu şartla canı bağışlanan Abdullah Öcalan, bundan böyle Türkiye Cumhuriyeti’nin muhatabıdır!.. Başka bir anlatımla, kurulmakta olan ikinci İsrail’in, yani “Bağımsız Kürdistan”ın başkanı olduğu “resmi” olarak kabul edilmiştir!.. Yapılan bu hamle, Büyük Ortadoğu Projesi ile de son derece uyumludur!.. Bu noktada Y-CHP‘nin, Büyük Ortadoğu Projesi’ne bir itirazı olmadığını da işaret etmek gerekir. Böylece Kılıçdaroğlu’nun Bayburt mitinginde “Büyük Ortadoğu Projesi’nin eşbaşkanı kimdir?” şeklindeki sorduğu sorunun, boş bir laftan ibaret olduğu ortaya çıkmıştır!..

Kurulması neredeyse kesinleşen ikinci İsrail’in, güvenliği için de ne gerekiyorsa yapılmaktadır. Malatya Kürecik’teki radar üssü (füze kalkanı) zaten bu iş için kurulmuştur. Şimdi de Suriye sınırına yerleştirilmek üzere, NATO’dan “resmen” Patriot füzeleri talep edilmektedir. Rusya’nın, sınırın “askerileştirilmesi” bölgedeki istikrarı bozar itirazına rağmen, süreç gözü kara bir şekilde işletilmektedir… Denebilir ki, bundan böyle her iki İsrail’in güvenliği Türkiye üzerinden sağlanacaktır! Tam da bu sırada İsrail Gazze’ye saldırmıştır. Bir yandan İsrail’in güvenliği için en önemli adımları atan Türkiye, diğer yandan da Gazze’de öldürülen masum siviller için bağırıp çağırmaktadır. Erdoğan Arap ülkelerini İsrail’e karşı bir şey yapmamış olmakla suçlayıp azarlamaktadır!.. Adeta ikinci Davos şovu yaşanıyor!.. İlginç olan CHP Genel Başkan Yardımcısı Osman Faruk Loğoğlu’nun, Y-CHP adına “NATO’ya da Patriot’a da karşı olmadığını” açıklamış olmasıdır!.. Bu açıklama ile Y-CHP’nin daha önce “Kürecik’teki radar üssüne karşı olduğu” şeklindeki yaptığı açıklamalar da açığa düşürülmüştür!..

Bu arada Tayyip Erdoğan, federasyona doğru bir adım daha atıp; Büyükşehir Yasası ile sınırlarını belirlediği “eyaletlere”, valilerin seçim yoluyla atanmaları tartışmasını da başlatmıştır!.. Başkanlık Rejimi’ne “evet” demesine karşılık, BDP’ye verilen taviz gibi durduğuna bakmayın, bu iş de BOP ile son derece uyumludur… Bu duruma da Y-CHP’nin bir itirazı yoktur!.. Bu kadar destekten sonra, yeni rejimde Kılıçdaroğlu’na da herhalde bir tekkenin şeyhliğini verirler!.. Öte yandan, “Teröristler silah bırakarak başka ülkeye gidebilirler” diyen Başbakan’ın, geniş bir af hazırlığı içerisinde olduğu da anlaşılmaktadır. Afla birlikte KCK’nın üçüncü talebi olan “Öcalan’ın cezaevi koşullarının iyileştirilmesi” talebi de karşılanmış olacaktır. Y-CHP’nin Genel Başkanı “Bundan da ayrıca memnuniyet duyarız” diyerek AKP ile aynı görüşü paylaştığını ifade etmiştir. Zaten genel seçimler sırasında genel affı dile getiren Kılıçdaroğlu’ydu. “Genel af” da BOP ile son derece uyumludur!..

Artık “Özgür Kürdistan”ın kurulması için basit son bir hamle kalmıştır: KCK‘nın ikinci bir açlık grevi eylemi veya PKK’nın şehirlerde başlatacağı “serhildan” bu iş için yeterli olacaktır. Zaten böyle bir başkaldırı için Kürt halkına yeterince antrenman yaptırılmıştır. Olası böyle bir gelişme karşısında, hükümetimizin tavrı bugünden belli olmuştur. Başbakanımız, “Bizim topraklarımız aynı zamanda 4. maddeye göre NATO’nun da topraklarıdır” diyerek, topraklarımız üzerindeki “egemenlik” haklarından vazgeçmiştir. Dolayısıyla bu topraklar üzerinde Kürtlerin başkaldırısı söz konusu olunca hükümetimiz, inisiyatifi NATO’ya bırakacağını daha baştan ilan etmiştir!..

Daha ne yapsın?..

NATO “kendi toprakları” üzerinde Ortadoğu’nun “barış ve istikrarı” için ikinci bir İsrail’in kurulmasını zorunlu görebilir!.. O zaman biz istesek de bir şey yapamayız. Zira kendi elimizi kolumuzu bağladık!..

Bu noktada asıl acı veren ve düşündürücü olan; emperyalizme karşı ilk kurtuluş mücadelesini verip, zaferle sonuçlandıran, Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün Cumhuriyet Halk Partisi’nin içine düşürüldüğü durumdur. CHP, Yeni CHP adıyla bu büyük ve hain oyunun içerisinde rol üstlenmiştir!.. CHP, Türk halkının bu aşağılık plan karşısında mücadelesini örgütleyecek yerde, Y-CHP adını alarak, direnişi kırmak ve halkı bu kötü sona hazırlamakla ne yazık ki, düşman saflarına katılmıştır!.. Başsız ve örgütsüz bırakılan halk, artık başının çaresine bakmak zorundadır!..

Cumhuriyet Halk Partisi yönetiminin üyeleri ile birlikte, yukarıda özetlenen gelişmeleri tartışmak, çözümler üretmek ve sağlam bir duruş belirlemek üzere beyin fırtınası yapma zamanı çoktan gelmiştir. MuhalefetinSeyit Rıza haininin, olmayan itibarının iadesi gibi gereksiz tartışmaların içerisinde eritilmesi de planlıdır… Pırıl pırıl üniversite öğrencilerinin:”Biz Menemen’de Kubilay, Ulucanlarda asılan üç fidan, Dersim’de Seyit Rıza’yız…” (1) diye bağırtılması ise, bu adi işbirliğinin içerisinde yer almanın en açık kanıtıdır!..

Herkes kendi görevini yapıyor” sözü defalarca doğrulanmıştır!..

AKP yönetiminin Atatürk’ü “itibarsızlaştırmak” için yaptığı bütün hamleler tersine etkiler yapmış, halk Atatürk’e daha çok sarılmış ve sahip çıkmıştır. Bu nedenle bu rol, şimdi Bay Kemal’e verilmiştir… Kılıçdaroğlu, “Dersim’in mağduru benim, mağdur hiç özür diler mi?” sözleri ile doğrudan Atatürk’ü hedef almıştır. Aslında yangına benzin döküyor da denebilir. Zira biliyoruz ki, Dersim İsyanı’nın bastırılmasında harita üzerindeki “taktik işaretler” bile bizzat Atatürk tarafından çizilmiştir. (2) Onun sağlığında bilgisi dışında bu boyutta bir isyan bastırılamayacağı açıktır!..

Türk halkının önünden gerçek gündemi kaçırmak için Kılıçdaroğlu ve ekibinin, eşkıya başı Seyit Rıza’yı “devrimci” bir lider, “Dersim İsyanı”nın bastırılmasını da bir “katliam” veya “soykırım” gibi gösterip, bir süre daha kullanmaya devam edecekleri anlaşılmaktadır. O bakımdan, daha önce işlediğimiz bu konuya, (3,4) bu defa da sol cepheden bakmakta sayısız yararlar vardır:

23 Şubat 1934 tarihli Komintern (5) raporu, Kürt aşiret reisleri ve bulundukları cepheyi şöyle değerlendirir: Aşiret reisleri ve Kürt şeyhleri, İngiliz ve Fransız emperyalizminin basit birer paralı askeridir. (…) Emperyalizmin, eski padişahlığın ve halifeliğin doğrudan ya da dolaylı ajanı olan Kürt beyleri, iki büyük isyan örgütlediler. (1925 ve 1930)(6) Bu isyanlar, gerici bir karakter taşıyor, doğrudan İngiliz emperyalizmi tarafından himaye ediliyordu.(…) Bu isyanlar, Doğu’da Sovyet karşıtı kampanyanın bir parçası ve Türkiye’yi bir dost olarak SSCB’den ayırmak için siyasi ve ekonomik alanda Kemalistlere baskının bir aracıydı. (…)

20 Aralık 1935 tarihinde yeniden çıkmaya başlayan TKP’nin yayın organı Orak Çekiç‘te Yazı Komitesi imzası ile şu satırlar yer almıştır:Kemalist inkilabın başarılması ülkede bir çok zümre ve elemanların hoşnutsuzluğunu da beraberinde getiriyordu. (…) Türkiye emperyalizm için siyasal bakımdan bir yarı sömürge olmaktan çıkmıştı. Ekonomik bakımdan da bu tehlikenin alametleri görünüyordu. Onun için, emperyalist sermaye Türkiye’de reaksiyonerleri tutuyor, onlara para yardımı yapıyor, onları teşkilatlandırıyor, ayaklandırıyordu. (…) İşte 1925 yılında Kürdistan’da patlayan irtica kalkışması Türkiye içinde bu gibi reaksiyoner ayaklanmaların en önemlilerindendir.(…) Kemalist burjuvazi haklı olarak bu irtica hareketlerine karşı koydu ve onu ezdi. Reaksiyonun ezilmesiyle inkilap namına iyi bir iş de görülmüş oldu.” (…)

27 Haziran 1937′de Rusça ve Almanca olarak “gizli” ibaresiyle Komintern’e sunulan raporda İsmail Bilen (Marat) imzası ile şunlar yazılmıştır: Dersim’de muntazam yollar yoktur. Bütün yollar patikalardan ibarettir. Pazar münasebetleri az inkişaf etmiştir.(…) Dersim’de yetişen mamulleri, (…) Elaziz veya civar pazarlara pek cüzi miktarda indirirler. Bu ticaret de daha ziyade yerli ağaların alış verişle uğraşan taife-i celebinin elindedir. Dışarıdaki tüccar veya celep oraya mal gönderemez yahut oradan mal ve davar toplayamaz. Çünkü daima soyulur. Yabancı tüccarın, soyulmadan burada alışveriş edebilmesi için muayyen mıntıkalara hakim aşiret reislerine, beylere adeta bir ‘yer bastı‘ parası vermesi gerekir. (…) Bütün aşiretler silahlıdır. Silahlı kuvvetler aşiret reisinin emri altındadır. (…) Derebeyliğin en iptidai şekilleri burada devlet nüfuzunun ve idare aparatlarının kurulmasına engel olmuştur. (…) Dersim’de talan ve plaçka (7) pek tamim (8) etmiştir. Plaçkacılık yapanlar, ağanın namına iş görürler. Soygunculuk aşiretler arasında olduğu gibi Dersim’e civar kazalara da baskınlar yapılır. (…) Aşiretler kendi aralarında şiddetli kan davaları güderler. Birbirlerini talan etme yüzünden pek çok çarpışırlar. Fakat bütün bunlar tamamen harice karşı, hükümet kuvvetlerine karşı aşiret reisleri daima birleşirler. (…) Dersim şimdiye kadar hiçbir zaman doğru dürüst hükümete ne asker ne de vergi vermiştir. Vergi ve asker daima ağalar ve şeyhler vasıtasıyla ve muayyen pazarlıkla ‘kesim‘ (9)şeklinde alınmıştır. Vergiyi ‘kesim’ şeklinde vermek, asker vermemek, silah vermemek, eşkıyayı himaye etmek ağanın menfaatine göre olmuştur. Ağa, bey köylüden halktan istediği gibi istediği kadar vergi topluyor. O asker kaçağını kendisine müsellah(10) fedai yapıyor. Eşkıyayı taşıyor. Çünkü bu kuvvet onun için bir gelir menbaıdır.(11) (…)

TKP yetkilisine göre, Dersim’de halk ağaların, beylerin, şeyhlerin, mirlerin tahakkümü altındadır ve kapkara cahildir. Seyitler, (12) binbir türlü hurafeyle, kör inançlarla halkın kafalarını doldurmuşlardır. (…) Dersim ne 1925 mürteci Şeyh Sait isyanına ne de 1930′daki irticai Ağrı hareketine iştirak etmiştir. Dersim’de patlak veren isyanların pek çoğu, ya bir vergi tahsildarını vurmak, ya asker kaçağı toplamak isteyen jandarmaya ateş etmek, yahut soygunculuk yapan eşkıyayıtedip etmek için gönderilen hükümet kuvvetleriyle çarpışmak yüzünden çıkmıştır. (…) Bu hallerin hepsinde ağa ile halk, beyle köylü daima bir olabiliyor; aşiretler hükümete karşı tek cephe kesilebiliyor. Fakat her seferde bu biçare birleşmeler, fakir dairesiyle halkın kötülüğüne olmuştur. (…)

Derpiş edilen idari tedbirlerle Dersim’de mektep, yol, köprü, kışla ve sık sık karakollar kurulmaya, askerlik ve vergi işleri sıkı tutulmaya başlandı. Dersim şeyhleri, beyleri, aşiret reislerini batı vilayetlerine yerleştirmek işine girişildi. Hatta bunların bir listesi hazırlandı. (…)

Ardından hükümetin Meclis’ten çıkardığı aşiret yapısını kaldırmaya yönelik kararları sıralayan TKP ve Komintern yetkilisi, bu suretle Dersim aşiret reislerinin elinde bulunan halkın malının tapu idareleri tarafından tespite başlandığını ifade eder. Marat’a göre Dersim İsyanı’nın esas sebebi de burada yatmaktadır.(…)

Dördüncü Ordu Müfettişliği’nin icraatına karşı, halk içinde şu şiarları yaydılar: ‘Ey Dersimliler! Nasıl oluyor da sizler üç yüz seneden beri kimseye teslim olmadığınız halde askersiz, leşkersiz (13) sakin Hüseyin Abdullah Paşa’ya teslim olursunuz. Hükümetin elinde asker yoktur. Hem hükümet buraya asker sevk etmeye kalkışırsa İngiliz ve Fransızlar derhal ilanı harp edecekler ve bizi kurtaracaklar. Araplar da bizimle beraberdir.’ (…)

Marat isyanla ilgili şu satırları kaleme almıştır: İlk kıvılcım Nisan’da çıktı. Şeyh Hasan kolunun başı ve Koçuşağı’nın reisi Seyit Rıza’nın adamları ‘İn’ karakolunu basıyorlar ve beş askeri öldürüyorlar. Bu sırada köprüyü de yıkıyorlar. (…) Vaziyet bu şekli alınca, hükümet Dersim’de tam bir operasyon harekatı yapmaya karar verdi. Elaziz garnizonu bütün cüzitamları(14) da Dersim üzerine sevk edildi.(…) İsyancılar etrafına 700 kilometrelik bir çember vücuda getirildi. Harekata tayyara filosu iştirak etti. (…) İsyancılar son çıktığı yerler: 1. Kutu Deresi (Burada 3000 kişilik silahlı bir grup oluşturuldu.) 2.Subtanbaba Dağı (Buralarda ise yaklaşık 7000 kişilik silahlı gruplar bulunmaktadır.) 3.Kızılbağ (Buralar yüksek, sarp, yalçın ve geçilmesi zor yerlerdir. Haziran’akadar bu yerlerde çarpışan asilerin yekunu 10.000′i buluyordu.

Yani mürteci Dersim beylerinin kaldırdıkları irtica isyanında Kürt köylülerinin, Dersimli fakir ve emekçi halkının; asker Türk köylülerinin ve halkının kanları akmıştır. (…)

Ayrıca TKP, başka bir raporunda Dersim İsyanı’nın ezilmesini İsmet Paşa hükümetinin feodal gericiliğe karşı en büyük zaferi olarak yorumlamıştır.

Sovyet tarihçi Dr. S. Zavriyev  ise Dersim isyanının bağlarının Suriye’ye kadar uzandığını ve emperyalist devletler tarafından kışkırtıldığını ifade eder. (…) Yazara göre, Kürt ayaklanmaları antiemperyalist hareketi zayıflatmak için kullanılmaktadır ve bu sebeple de nesnel olarak gerici  bir rol oynamaktadır.(…)

Prof.Dr.A.F. Miller, isyan sebeplerini ele alırken, (…) ‘Bölgede yapılan reformlara karşı çıkılması ve Hatay meselesinden dolayı Fransızların kışkırtması temel sebeplerdir. Ayrıca vergi sisteminin bölgede düzene sokulması de isyanda rol oynamıştır.’ demektedir.

25 Temmuz 1948 tarihli Zarya Vostoka‘da çıkan bir değerlendirmede, Amerika’nın “Büyük Kürdistan” projesinin zengin petrol yataklarının olduğu Musul’u (Irak), Kırmanşah’ı (İran) ve Diyarbakır’ı kapsadığı ifade edilmektedir. Yapılan tahlile göre artık ABD, Kürdistan projesinde devreye girmektedir.” (15)

Bu noktada Başbakan Erdoğan’ın “BOP’nde Diyarbakır bir yıldız olabilir” sözlerini hatırlatmak isterim…

Seyit Rıza‘yı kahraman yapmaya çalışan zavallıların da aynı projenin görevlileri olduğundan hiç kuşku duyulmasın. Kürt feodal ağaları, hiçbir şeyden haberi olmayan, kara cahil ve gariban Dersimlilerin erkerlerini hükümet kuvvetleri ile çarpışmak üzere dağlara sürmüş, kadın ve çocuklarını ise kendilerine siper ederek öldürtmüşlerdir. Tarihi gerçekler böyledir. O insanların ölümünden birinci derece sorumlu olan Kürt ağa ve beyleridir. Dersim’in kızlarının kaybolmasının sorumluluğu da bugün Seyit Rızalara iade-i itibar isteyenlerin dedeleri olduğu kanıtlanmıştır!.. Hiçbir şeyden haberdar olmayan Dersimli kadın ve çocuklara yaşatılan korkulardan üretilmiş anıları dinleyerek ve aktararak Dersim anlatılamaz. Devletin arşivinin de tek başına yeterli olamayacağı söylenebilir. O bakımdan komşuların ve iç isyanları kışkırtan devletlerin arşivleri birlikte incelendiğinde gerçekler ortaya çıkar. Nitekim başka bir bakış açısı ile daha önce kaleme aldığım iki yazıda görüşleri, Rus devlet arşivindeki belgeler doğrulamaktadır…

Av. Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1)http://chp-muhalefethareketi.biz.tr/2012/11/sevgili-ozan-ozgur-dogru/

 

(2)http://chp-muhalefethareketi.biz.tr/2012/11/417/

 

(3)http://www.cemilcan.av.tr/s.173.htm 

(4) http://www.cemilcan.av.tr/s.175.htm

(5)Komintern:Komünist Enternasyonal

(6)1925 Şeyh Sait İsyanı, 1930 Ağrı İsyanı

(7)Plaçka: Çapul

(8)Tamim etme: genelleşme

(9)Kesim:Hazineye ait bir gelirin belirli bir bedel karşılığında verilmesi

(10)Müsellah:Silahlı

(11)Menba: Nimetin veya herhangi bir şeyin çıktığı yer

(12) Seyit: Hz. Muhammet’in soyundan olan kişi

(13) Leşker:Ordu, asker

(14)Cüzitam:Askeri birlikler

(15) Mehmet Perinçek, Sovyet Devlet Kaynaklarında Kürt İsyanları (sy165-178)


 

KILIÇDAROĞLU’NA AÇIK MEKTUP

Muazzez İlmiye Çığ1

Kemal Kılıçdaroğlu’na açık mektup

Sayın Kemal Kılıçdaroğlu
CHP Genel Başkanı
Ankara

Pek Sayın Başkanımız,Ankara’ya geldiğimde bana gösterdiğiniz yakın ilgiye son derece memnun olmuştum, müteşekkirim. Siz Başkanlığa çıktıktan beri sizi büyük bir ilgi ile izliyorum. Gayet huzurlu , tam bir Beyefendi duruşunuz, sorulara verdiğiniz son derece rahat yanıtlar gerçek bir siyasetçi olduğunuzun kanıtı. Ancak ne yazık ki, CHP ilk zamanki ilkelerini yitirerek sizin elinize geldi. onları eski durumuna getirmek kolay değil. Zaten Atatürk zamanında bile üyelerin bir kısmı 6 oku tam anlamış değillerdi. Özellikle layıklığı. Anlaşıldığına göre size danışmanlık yapanlar da doğru dürüst bilgili değil, çünkü size sorulan soruların yanıtlarında bazı uyumsuzluklar gördüm. örneğin:1-Türkiye’de laiklik tehdit altında değildir, diyorsunuz.
Halbuki gerçek Atatürk yolunu izleyenlerin en büyük korkusu laikliğin kaldırılması. Gerek Başbakan, gerek Cumhurbaşkanı TV lerde “laiklik dinsizliktir” dediklerini ben kulağımla duydum. İkisinin eşlerinin giydikleri kıyafetlerle Türkiye Cumhuriyeti kadınlarını temsil etmesi, kendilerinin İslam, ülkelerinin de bir İslam ülkesi olduğunu anlatmak içindir. Halbuki Anayasamızda devletimiz bir din devleti değildir. Din kıyafeti ile devlet kurumlarında çalışılmaz, okunamaz. kimse kimsenin inancına karışamaz, devlet idaresine din giremez. Şimdi bunların hepsi yapılıyor. Başbakan dindar ve kindar gençlik yetiştireceğiz, diye bağırıyor. kindarlık kime, dindar olmayana. yani abdest alıp namaz kılmayana. Ne yazık ki şimdi kızlar okullara başları bağlı kabul ediliyor. Buna da ne yazık ki, önce siz yol verdiniz. Halbuki 1989 da Danıştay kararıyla önlenmişti. Bu laikliğin tam karşısı. Yarın öbürgün bütün kadınlar örtünecek, okumaktan alıkonacak.2-Yargıda cemaat kadrosu var diyemem, diyorsunuz. Hanefi Avcı’nın kitabını okumadınız herhalde ve daha başka yazarların kitaplarını. Bunlar belgelerle gösteriyor nerelerin Cemaat adamlarının elinde olduğunu. Doğruyu yazanlar hapse sokuluyor.3-Dersim katliamından CHP sorumludur. Bunu nasıl söyleyebilir siniz? Bunu şöyle karşılayabilirdiniz . Neden Türkiye hudutları içinde PKK yı bombalıyorsunuz? oralarda Türkler Türk köyleri de var. Dersim işi de devlet işi idi. Devlete karşı gelenler suçuna göre cezalandırılır.4- Sabahattin Ali’yi öldüren bulunmadı ki, neden CHP üstleniyor onu?5-27 Mayıs, 28 Şubat’ın hesaplaşılması gerekmiş!! Pes doğrusu! Atatürk devlet idaresinin demokrasiden uzaklaşmamasını, başka bir milletin işlerimize karışmasının ve irticaın hortlamasının önlenmesi görevini askerlere vermişti. Onlar da gereğini yapmaya çalıştılar. Ama yaranamadılar. Çünkü kurdukları sivil meclisler yine örümcek kafalı, siyasetten anlamayan ve cebini doldurma peşinde koşanlardan oluşuyordu. Atatürk askerlere bu görevi verdiği zaman henüz halkımız demokrasi bilincine varmış değildi. Halk bilinçlenmeye başlayınca tepkilerini göstererek siyasetçilerin devrimimize karşı davranışlarına “dur diyeceklerdi”, ama ne yazık ki, halkımız bu derece bilinçlenemedi. Ülkeyi idare edenler de Oy avcılığı için dini araç yaparak halkımızı gerilere götürmeye kalktılar.6- Siz AKP ile uzlaşarak ülkeye huzur gelsin, düşüncesindesiniz galiba. Süleyman Demirel de hep uzlaşarak olayları çözmeye kalktı ve bugünü hazırladı. Ayni sultan Abdülhamit gibi. O da Osmanlı devletinin sonunu hazırladı.

Yabancı bir ülkenin emriyle yatıp kalkan, memleketi bölme peşinde olan. terör örgütü ile bir masaya oturan, diğer taraftan terör örgütünü canları pahasına yok etmeye çalışan değerli kumandanlarımızı terör örgütü kurdular yalanıyla yıllarca hapiste çürüten, anayasamızı kendi emellerine göre değiştirmek isteyen bir hükümet ile nasıl anlaşabilirsiniz? Bu gidişle ülkenin sonu iç savaşa dönecek. Suriye’den sonra bizi bu halde bırakacaklar mı sanıyorsunuz?

Sayın Kılıçdaroğlu, siz başa geçince CHP liler büyük bir umuda kapıldı. Gün geçtikçe CHP’nin yolundan ayrılmanız ise herkesi hayal kırıklığına sokmaya başladı. Umudumuz sizdiniz. Bu yüzden üzüntümüz çok. Ülke tepetaklak gidiyor. Terör şehirlerin içinde. Memleketi idare edenlerin yaptıkları korkunç hatalar karşısında yüzleri kızarmadığı, işlerinden atılmadığı gibi sırtları okşanıyor. Her türlü ahlaksızlık aldı yürüdü. Bu nasıl DİN, İMAN, bu nasıl VİCDAN? anlamıyoruz.
Eski CHP’ lilerin sözlerine kulak vermeniz dileğiyle, saygılarımı sunarım.

Muazzez İlmiye Çığ

Sevgili OZAN ÖZGÜR DOĞRU!..

ozan özgür

 

ÖZGÜR DEĞİLSİN BELLİ, ÖN ADIN GİBİ OZAN DA OLAMAZSIN BELKİ, BARİ SOYADIN GİBİ DOĞRU OL!..

EMİNİM FARKINDA DEĞİLSİN; SENİ ÇOK KÖTÜ BİR ŞEKİLDE KULLANIYORLAR OĞLUM…

SENİ KULLANAN; EMPERYALİZMİN TÜRKİYEDEKİ “SOL” AYAĞI, BAY KEMAL’İN “ORADA ÇOK SAYGIN ADAMLAR VAR” DİYE ÖVDÜĞÜ, KURUCULARI ARASINDA YER ALDIĞI, SOROS‘UN UŞAKLARININ TOPLANDIĞI VAKIF: TESEV‘DİR!..

O GÜN NE DEDİĞİNİ HATIRLIYOR MUSUN YEĞENİM?

“BİZ DERSİM’DE SEYİT RIZA’YIZ” DEMİŞSİN!..

BİR KERE SEN SEYİT RIZA OLAMAZSIN OĞLUM, SEN HAİN DEĞİLSİN!..

SEN DEVRİMCİSİN OZAN ÖZGÜR’ÜM!..

İKİNCİ KURTULUŞ SAVAŞI BAŞLADIĞINDA, PEK YAKINDA MUSTAFA KEMAL OLACAKSIN!..

GENÇ VE HEYECANLISIN BELLİ!..

BİRAZ DA DENİZ GEZMİŞ VE MAHİR ÇAYAN‘SIN BELKİ..

AMA ASLA GERİCİ, YOBAZ, FEODAL BİR AĞA OLMAYA ÖZENEMEZSİN!..

KUBİLAY OLABİLİRSİN, ONA EYVALLAH DERİM!..

ÜÇ FİDAN (DENİZ GEZMİŞ, HÜSEYİN İNAN VE YUSUF ASLAN) OLMAK ÖYLE KOLAY DEĞİL AMA MADIMAK’TA YANABİLİRSİN OĞLUM!..

ONA DA BEN KARIŞMAM!..

YOKSA SEN DENİZLERİN VE MAHİRLERİN ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCEYİ BENİMSEDİĞİNİ BİLMİYOR MUSUN?..

BENDEN SANA BİR AĞABEY NASİHATI OZAN’IM:

BUGÜNDEN TEZİ YOK; YAKIN TARİHİMİZİ OKUMAYA BAŞLAMALISIN!..

BUNA ŞİDDETLE İHTİYACIN VAR. HEM DE HAVA VE SU KADAR…

BANA SORARSAN, MEHMET PERİNÇEK’İN “SOVYET DEVLET KAYNAKLARINDA KÜRT İSYANLARI” ADLI KİTAPTAN BAŞLAMALISIN!..

ÖNCE 165-169 ARASINDAKİ SAYFALARI OKU!..

BÖYLECE SEYİT RIZA‘NIN NASIL BİR İŞBİRLİKÇİ VE CUMHURİYET DÜŞMANI OLDUĞUNU GÖRÜRSÜN…

BİR KAÇ GÜN BEKLEYEBİLİRSEN EĞER, BU İŞİ SENİN ADINA YAPIP TÜRK GENÇLİĞİ İLE PAYLAŞABİLİRİM!.. BİRAZ BEKLE HELE…

SONRA;

GERİ DÖNÜP 68-128 SAYFALAR ARASINA BAKARSIN…

SIRASI GELMİŞKEN ŞEYH SAİT‘İ DE TANIRSIN OĞLUM!…

ONUN NASIL BİR HAİN OLDUĞUNU BİRİNCİ ELDEN ÖĞRENİRSİN!..

ŞİMDİLİK BU KADARI YETER SANIRIM…

ZİYANI YOK ÜNİVERSİTELİM!..

İKTİSAT DERSLERİNE DE ÇALIŞACAK ZAMANIN OLACAK…

DAHA GENİŞ BİLGİ İSTİYORSAN Kİ, İNANIYORUM SENİN İÇİN ÇOK GEREKLİDİR…

O ZAMAN YAZ TATİLİN BAŞLAYINCA TURGUT ÖZAKMAN AMCANIN “ŞU ÇILGIN TÜRKLER“, “DİRİLİŞ” VE “CUMHURİYET” ADLI KİTAPLARINI OKURSUN…

ADRESİNİ BİLDİR, KİTAPLARI HEMEN GÖNDEREYİM…

OKU DA ADAM OL OĞLUM, SENİ ALDATANLAR GİBİ ÇAPSIZ OLMA!..

OKUMADAN OLMUYOR GÖRÜYORSUN!..

AKSİ HALDE, SAHİBİNİ TEKRAR EDEN PAPAĞANA DÖNERSİN…

BİLİRSİN; SIRASI GELDİĞİNDE PAPAĞAN DÖNÜP SAHİBİNE SÖVEBİLİR!...

CHP GENÇLİK KOLLARI GENEL SEKRETERİ UNVANINI TAŞIDIĞIN SÜRECE, AĞZINDAN ÇIKAN HER SÖZÜ TARTMALISIN!..

OTURDUĞUN KOLTUĞUN GERÇEK SAHİPLERİNİ TEMSİL EDİYOR MUSUN?.. SÖYLEDİĞİN SÖZLERLE O MAKAMA LAYIK MISIN BAKALIM?

ACABA ADD VE TGB GENÇLİĞİNİN ÇAĞRILMADIĞI BİR YERE SEN NEDEN ÇAĞRILDIN?..

19 MAYIS’I, 29 EKİM’İ VE 10 KASIM’I ÖRGÜTLEYEN O GENÇLERDEN NEDEN KORKULUYOR HİÇ DÜŞÜNDÜN MÜ?..

ONLARIN BULUNMADIĞI BİR TOPLANTIDA “GENÇLER VARDI” DENEBİLİR Mİ?..

OZANIM!..

TARİH BİLMEMİŞ OLMAN, ÇAĞRILMA SEBEBİN OLABİLİR Mİ?

BU NEDENLE Mİ SEÇİLİP O KÜRSÜYE DEVRİLDİN?..

BU SORULARIN YANITINI BULDUĞUN ZAMAN, İŞİN İÇİNDE NASIL BİR İŞ DÖNDÜĞÜNÜ DE ANYACAKSIN?..

HAYDİ KENDİNİ TOPARLA VE 74 MİLYONA DİLİNİN SÜRÇTÜĞÜNÜ SÖYLE…

DİLİN SÜRÇTÜĞÜ İÇİN ÖZÜR DİLEMEN GEREKMİYOR AMA, BİLMEDİĞİN BİR KONUDA BAŞKASININ YAZDIĞI BİR METNİ OKUDUĞUN İÇİN ÖZÜR DİLERSEN İYİ EDERSİN!..

BÖYLE ZAMANLARDA DİLENDİĞİNDE “ÖZÜR” ERDEMDİR!..

SENİ YİTİRMEYE HİÇ NİYETLİ DEĞİLİZ ÇOCUĞUM!..

GÖRECEKSİN BİR DAHAKİ SEFERE BİRLİKTEYİZ!…

Cemil Can Amcandan

SEVGİLERLE…

 

http://www.youtube.com/watch?feature=player_embedded&v=7JhVMnYzyHU

 

O KOLTUKLARDAN KALKIN!..

Dersim

BAŞTA Y-CHP‘LİLER OLMAK ÜZERE; “DERSİM İSYANI“NI ÇARPITARAK GÜNDEME TAŞIYANLAR, UYDURULMUŞ MASALLARLA, GERÇEKLERİ TERS YÜZ EDEBİLECEKLERİNİ SANIYORLAR… DÜŞMANLA İŞBİRLİĞİ YAPAN İSYANCI DEDELERİNİ “MASUM” GÖSTERİP, BAŞTA ULU ÖNDERİMİZ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK OLMAK ÜZERE, DÖNEMİN YÖNETİCİLERİNİ “KATİL” VE “SOYKIRIM” YAPMAKLA, SUÇLAYABİLECEKLERİNİ HAYAL EDİYORLAR!.. 

BÖYLECE DEDELERİNİ DÜŞMANLA İŞBİRLİĞİ YAPARAK DEVLETE BAŞKALDIRAN “ASİ” OLMAKTAN ÇIKARTIP,  KENDİLERİNE “TEMİZ” BİR GEÇMİŞ HAZIRLAMIŞ OLACAKLAR!.. AYNI ZAMANDA ŞİMDİ İŞLEDİKLERİ DÜŞMANLA İŞBİRLİĞİ SUÇUNU GİZLEMİŞ OLACAKLAR!.. BAŞKA BİR İFADE İLE BOP‘UN GÖREVLİLERİ OLDUKLARINI SAKLAYACAKLARDI!..

BU GÜRUHUN, BİR DÖNEMİ KARALAYARAK, ŞİMDİ YAPILMAKTA OLAN  KARŞI DEVRİMİN DEĞİRMENİNE SU TAŞIMAKLA GÖREVLİ OLDUKLARI, AYAN BEYAN ORTAYA ÇIKMIŞTIR!..
GERÇİ DÖNEM ONLARIN DÖNEMDİR: ASTEĞMEN KUBİLAY‘IN BAŞINI KESEN DERVİŞ MEHMETLERİN TORUNLARI DA BAŞ TACI EDİLMEKTEDİR!.. TÜRK HALKI, ASİLERİN ÇOCUKLARINI DİĞERLERİNDEN AYIRMAMIŞTIR. BUNU SORUN  DAHİ ETMEMİŞTİR. “SUÇLARIN ŞAHSİLİĞİ” DİYE BİR İLKE VARDIR VE BU İLKEYE GÖRE, SUÇU KİM İŞLERSE CEZAYI DA O ÇEKER…  BU NEDENLE DEDELERİN YAPTIĞI İHANETİN HESABI, TORUNLARA SORULAMAZ!..
AMA ONLARDA AYNI YOLDAYSA EĞER, YALAN KONUŞUYORLARSA, HALKI ALDATIYORLARSA, TARİHİ GERÇEKLERİ TERS YÜZ EDİYORLARSA, DÜŞMANLA İŞBİRLİĞİ EDİYORLARSA O ZAMAN ONLARI DA “SUÇU VE SUÇLUYU ÖVMEK“LE SUÇLAYABİLİRİZ!..  BU DA BİZİM EN DOĞAL HAKKIMIZDIR… ELBETTEKİ GENETİK BİR BENZERLİĞE İŞARET EDENLERE DE  SES ÇIKARTAMAYIZ!..
CUMHURİYET VE ATATÜRK DÜŞMANI OLAN BU ZAVALLILAR; HEDEF TAHTASINA DOĞRUDAN ATATÜRK’Ü  KOYMAYI GÖZE ALAMADIKLARINDAN, GERÇEKLERE AYKIRI OLARAK ANLATTIKLARI OLAYLARIN SORUMLULARINI, CELAL BAYAR VE İSMET İNÖNÜ İLE SINIRLI TUTUP KENDİLERİNE YOL AÇABİLECEKLERİNİ SANIYORLAR!..EMPERYALİSTLERİN UYDURARAK CUMHURİYET DÜŞMANLARINA EZBERLETTİĞİ BU MASALLARI TEKRAR EDEREK, GERÇEĞE AYKIRI BİR ALGININ OLUŞMASI SAĞLANDIKTAN SONRA, NASIL OLSA O DÖNEMLE BİRLİKTE ATATÜRK VE ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DE KARALANMIŞ OLACAKTI!.. PLANLANAN OYUN BU KADAR BASİTTİ İŞTE!..
TÜRK HALKINA BU LOKMAYI KİMSE YUTTURAMAZ!..NE VAR Kİ, DÜŞMANLA İŞBİRLİĞİ YAPIP, GENÇ CUMHURİYETİN ASKERLERİNE PUSU KURAN VE ONLARI CANİCE  ÖLDÜREN VATAN HAİNLERİNE KARŞI, DERSİM HAREKATINI BİZZAT ATATÜRK’ÜN YÖNETTİĞİ, TRABZON’DA ATATÜRK KÖŞKÜNDEKİ HARİTA ÜZERİNDEKİ KENDİ EL YAZISI İLE SABİTTİR!.. 
 
DOLAYISIYLA “DERSİM” İLE İLGİLİ  DEVLET ALEYHİNE SÖYLENEN SÖZLER DOĞRUDAN ATATÜRK’Ü HEDEF ALIR!..  BUNUN HİÇ AMA HİÇ KIVIRMA PAYI YOKTUR!..
 
Y-CHP‘NİN GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU‘NUN “DERSİM HOBİMDİR” AÇIKLAMASINI DA BU KAPSAMDA DEĞERLENDİRMEK GEREKİR!..
YA SEYİT RIZA VE ARKADAŞLARININ İŞBİRLİKÇİ VE ASİ OLDUKLARINI KABUL EDECEK, YA DA (HOBİSİNE UYGUN OLARAK) ONLARIN İZİNDEN  YÜRÜMEYE DEVAM EDECEKTİR!.. TERCİH KENDİSİNE KALMIŞTIR…
İKİNCİ SEÇENEĞİN TERCİH EDİLMESİ HALİNDE, ULU ÖNDERİN KOLTUĞUNDA OTURMAYA HAKKI YOKTUR!.. ONURLU BİR İNSANA YAKIŞAN DERHAL İSTİFA EDİP ÇEKİLMEKTİR!..
ZATEN ORAYA OTURURKEN DE CHP DELEGESİNİ “GÜLER YÜZÜ” VE  ”SEMPATİKLİĞİ” İLE ALDATMIŞTI!.. BU NEDENLE DE AYRICA HALKA KARŞI  SUÇ İŞLEMİŞTİR!..İŞTE ŞİMDİ SÖYLEDİKLERİMİN KANITINI  GÖSTERİYORUM!..
YUKARIDA GÖRDÜĞÜNÜZ FOTOĞRAF, YÜCE KOMUTAN MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’ÜN DERSİM İSYANINI BASTIRMAK ÜZERE; ÜZERİNDE BİZZAT ÇALIŞTIĞI HARİTANIN ALTINA YAZILMIŞ BİLGİ NOTUDUR… HALEN DE MÜZEDE DUVARA ASILI BULUNMAKTADIR…ŞİMDİ LÜTFEN AŞAĞIDAKİ BAĞLANTILARI AÇIP, DERSİM İSYANI İLE İLGİLİ BİLGİLERİMİZİ TAZELEYELİM…
VE;
SOSYAL PAYLAŞIM SİTELERİ“NDE BU YAZININ VE FOTOĞRAFIN PAYLAŞILMASINI SAĞLAYARAK, GERÇEKLERİ DE  MİLYONLARA HAYKIRALIM!..
Av. Cemil Can

Y-CHP’NİN GİZLİ AJANDASI:TESEV’İN RAPORLARI!..

tesevlistesikilicdaroglu

BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş’ın “Öcalan’ın heykelini dikeceğiz” açıklamasından sonra, Başbakan, neden BDP’ye “Güneydoğu’nun CHP’si” benzetmesi yapma ihtiyacı hissetti? AKP iktidarının özellikle de CHP’nin geçmişi ile uğraşmasının bir nedeni olmalı! Profesyonelce hazırlandığı belli olan sinsi bir planın uygulayıcıları arasında, yakasında CHP rozeti olanlar da var. AKP’nin genişletilmiş il başkanları toplantısında “Baskı yapmada CHP’den hiç farkları yok, susturmada CHP’den hiç farkları yok, öldürmede, sindirmede CHP’den hiçbir farkları yok… Kusura bakmayın, bu millet yeni bir CHP zulmüne, yeni bir faşizm dalgasına asla ve asla geçit vermez… CHP Genel başkanı ne kendi kişisel tarihini ne de CHP tarihini konuşamaz. Zira her ikisinde de Dersim var. Her ikisinde de Dersim ile yüzleşmek zorunda” diyerek CHP’yi en ağır ithamlar altında tutan Erdoğan’a neden yanıt verilmiyor?.. 

Başbakan’ın “Kemal Kılıçdaroğlu, Seyit Rıza’nın izinden gitmek yerine Dersim’in üzerini örtmeyi tercih etti” sözleri üzerine, Kılıçdaroğlu’nun dublörü Hüseyin Aygün, kaleme sarıldı. Vakit geçirmeksizin “Dersim 1938 büyük bir katliamdır” içerikli bir kanun teklifi hazırladı. Hazret, “75 yıl sonra da olsa, idam edilenlerin halk nezdinde zaten var olan itibarlarının resmen iadesi ile bir haksızlığın kaldırılması”nı istedi, Hazırladığı kanun teklifine ise, Kemal Kılııçdaroğlu, sessiz kalarak destek verdi!.. 

Nitekim, Beşiktaş Mustafa Kemal Merkezi’nde düzenlenen “Gençler Konuşuyor, Kılıçdaroğlu dinliyor” başlıklı toplantıda bu desteğini açığa vurdu. Menderes’in kabrini ziyaretini soran gence yanıt verirken: “Adnan Menderes’in de Seyit Rıza‘nın da özel mahkemelerde yargılandığını” söyleyerek Hüseyin Aygün’ün arkasında olduğu mesajını da vermiş oldu. Aynı zamanda da Başbakan’a Seyit Rıza’nın izinden gittiğini göstererek görevini yaptığını kanıtladı!.. 

Cumhuriyet gazetesinin, bu haberi verirken “küçük” bir değişikliğe uğratması, bu gazetenin ciddiyeti ile hiç bağdaşmadı! Haberi yazan muhabir Şule Köktürk, Kılıçdaroğlu’nun Menderes’in kabrini ziyaret etmesi ile ilgili soruya cevap verirken, söz etmediği Deniz Gezmiş’i, Seyit Rıza ile değiştirerek aklınca bir düzeltme yaptı. (1) İyi niyetli olduğu belli olan bu düzeltme çabası, gerçekte Kılıçdaroğlu’nun gerçek yüzünü gizlemeye hizmet ediyor! O nedenle üzerinde durulması gerekir!.. 

Hüseyin Aygün, yasa teklifinin gerekçesinde; 15 Kasım 1937′de Elazığ Sıkıyönetim Mahkemesi kararıyla idam edilen, asi Seyit Rıza ve 7 suç ortağının, güya bu yıl ortaya çıkan yeni “resmi belgelerle” masum olduklarının kanıtlanmış olduğunu ileri sürüyor!.. “Resmi belge” ile hangi belgeleri kastettiği ise belli değil!.. 

CHP’ye yöneltilen ağır ve haksız eleştirilere, ne yazık ki, genel başkanlık makamından bir karşılık verilmedi. Büyük olasılıkla, aynı amaca hizmet eden bu sözler beğenilmiştir de!.. CHP’li milletvekili veya Genel Başkan sıfatını taşıyanlar, Erdoğan’ın o sözlerini çok kolay söyleyemez elbette. Bu nedenle, Erdoğan’ın söylemine karşılık verilmeyerek, desteklemek asıl amaca daha iyi hizmet ediyor!.. 

CHP Genel Başkan Yardımcısı Erdoğan Toprak, Bursa Girişimci İşadamları Derneği’ni ziyareti sırasında, “Türk bayrağını dalgalandırdıkları için” yurt dışındaki okulları yapan iş adamlarını övmüş. Yurt dışında bir tek Fetullah Gülen’in okulları var!.. Bir kanat Seyit Rıza’yı öne çıkarırken, diğer kanat Gülen’e övgülerini sürdürüyor!.. 

Bütün bu olup bitenle, biz Atatürkçülere ne anlatılmak isteniyor?

Bu sorunun en doğru yanıtı TESEV raporlarında vardır. 

Bildiğiniz gibi Kılıçdaroğlu, sonunda “TESEV’ci” suçlamalarına yanıt vererek, gerçek düşüncesini açıkça ortaya koydu: “Evet TESEV’in kurucuları arasındayım. Çok saygın isimler, bu vakfın kurucuları arasında. Suçlayanlar acaba TESEV’in kaç yayınını okumuş, merak ediyorum” diyerek TESEV’i öven Genel Başkan, CHP’nin temel ideolojisi ile uzaktan yakından ilgisi olmadığını da itiraf etmiş oldu!.. Bu noktadan sonra kurultay delegelerinin şapkalarını önlerine koyarak, ona verdikleri destekle ne halt ettiklerini sorgulama zamanı gelmiştir!.. 

Kılıçdaroğlu’na haksız yere eleştiriler yöneltmemek için TESEV raporlarına göz atarak hedeflerini saptadım… 

TESEV’in “bilimsellik” görüntüsü altında yaptığı çalışmaların tümünde, Genişletilmiş Büyük Ortadoğu ve Kuzey Afrika Projesi’nin, Ortadoğu halkları yararına olacağı düşüncesinin propagandası yapılmaktadır!.. Doğal olarak bu yıkıcı proje içerisinde aktif olarak yer alan Türkiye’nin izlemekte olduğu dış politikanın doğru ve ülke yararına olduğu kanısı verilmeye çalışılmaktadır… Örneğin; yaptıkları bir anketin sonuçlarına göre, güya Ortadoğu halkları, “tehdit” olarak ABD’yi değil, İsrail’i görüyorlarmış! En “olumlu ülke” olarak da Türkiye’yi gösteriyorlar!.. “Bölgesel güç” algısında, Türkiye yüzde 12 ile en öndeymiş! Ortadoğu halklarının yüzde 47‘si “Arap Baharı”nın olumlu etkisi olduğunu söylüyormuş! “Türkiye hakkında ne düşünüyorsunuz?” sorusuna ise, Suriyelilerin yüzde 28‘i “olumlu” cevap verirken, yüzde 70‘i Türkiye’yi “dost” görüyormuş!.. “Suriye krizi”ne Türkiye’nin tepkisini “olumlu” bulanlar yüzde 52‘yi buluyormuş!.. Türkiye’nin “Ortadoğu’da rolü” olduğunu kabul edenler ise yüzde 61 civarında. Türkiye’yi “model ülke” görenler ise, ankete katılanların yüzde 53′ü imiş!.. Özetle; TESEV‘e göre; hükümet “sıfır sorunlu” dış politika çizgisi tutturmuş!.. 

Kılıçdaroğlu,okumadığımız için “cahil” gördüğü bizlere, okumamızı önerdiği TESEV raporlarında vurgulanan fikirler böyle!… 

TESEV‘in bir başka raporunda ise: deneklere Türkiye’nin Ortadoğu’da “barışa katkısı” soruluyor. Geçen yıla oranla biraz düşüş olmuş ama yine oran bayağı yüksek çıkmış!.. Geçen yıl için buldukları değer neymiş biliyor musunuz? Yüzde 78. Ne kadar inandırıcı değil mi? Bir başka tespitleri şöyle: Bölgede Türkiye’nin “siyasi bir güç” olduğu ve bundan sonra da bu durumunu koruyacağı konusunda yaygın bir kanaat hakimmiş!.. Demek ki, “sıfır sorun” politikası Ortadoğu halklarını bayağı etkilemiş!.. 

TESEV‘in askeri harcamaların denetlenmesi konulu bir başka çalışmasında; Türkiye’nin NATO ile paylaştığı askeri bilgileri, kendi kamuoyu ile paylaşmadığı ve Türkiye ile ilgili bütün askeri bilgilere Batılı kaynaklardan ulaşılabileceği savunuluyor… 

KKTC konusundaki görüşleri ise, üzücü olduğu kadar düşündürücü de. KKTC‘nin Türkiye tarafından bile tanınmadığı, KKTC ile Türkiye arasındaki ilişkinin aşk-nefret (muhtaçlık-hoşnutsuzluk) ilişkisi olarak yürütüldüğü, büyükelçimizin Başbakan’dan daha yetkili olduğu, hiç bir zaman üretime dönük ekonomik bir düzen kurulmadığı, polis ve itfaiyenin dahi TSK‘ne bağlı olduğu ileri sürülerek, okuyucu “ver kurtul” noktasına gelmeye zorlanıyor!… 

Yeni anayasa ile ilgili olarak üzerinde durulan temel konular: Kürt sorunu, azınlık hakları, yargı reformu, din-devlet ilişkisi, yerel yönetimler ve bölgesel yönetimler olarak öne çıkartılmaktadır. TESEV, bu görüşlerini, raporlar halinde Anayasa Uzlaşma Komisyonu’na iletmiştir. “Kutsal devlet” yerine “kutsal birey”in konulduğu, askerlerin değil, toplumun yapacağı bir anayasa ambalajı ile süslü, bire bir BOP ile uyumlu anayasa önerilmektedir.TESEV‘in, özellikle sivil toplum kuruluşları, medya ve siyasi partileri etkilemek amacı ile kurulduğu ve yoğun bir çalışma içerisinde olduğu açıktır. Anlaşıldığı kadarıyla, TESEV‘den en fazla etkilenen Kemal Kılıçdaroğlu ile onun Y-CHP‘si olmuştur. Y-CHP’nin yakın geleceği bakışının nasıl olduğunu öğrenmek için illa da yönetimin açıklama yapmasını beklemek gerekmez. TESEV‘in raporları, Y-CHP‘nin gizli ajandasıdır!..(2) 

Y-CHP‘nin Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun TESEV raporlarından övgü ile söz etmesi ve Anayasa Uzlaşma Komisyonu’nda izlenen tutum ile diğer genel konulardaki söylemleri, çok açık ve net bir şekilde CHP’nin ele geçirildiğini ve BOP’nin uygulanması sırasında muhalefet edecek olanların etkisiz hale getirilmesi için bir araç olarak kullanılacağını ortaya koymaktadır. Cumhuriyet ve Atatürk karşıtlarının partiye doldurulması da bu planın bir parçasıdır. Hüseyin Aygünlerin Erdoğan Toprakların hiç de gerekli olmadığı halde, zamansız olarak ortaya çıkıp bir şey yumurtlamaları planlıdır. CHP’nin geçmişini sorgulamaya kalkışmam, İnönü dönemini kötülemek ve Atatürk’e söz ederek, bu değerleri itibarsızlaştırmadan emperyalizmin bu toprakları geçemeyeceği anlaşılmıştır!.. 

Artık saflarımızı düşmanın bu konuşlanmasına göre belirlemek zorundayız!..

Av. Cemil Can 

DİPNOT:

  1. 18 Kasım 2012 tarihli Cumhuriyet ve Aydınlık gazeteleri

  2. http://www.tesev.org.tr/

 

BUNDAN BÖYLE SEÇİM MEÇİM YOK!..

chp

 

Habur rezaletinde olduğu gibi Türk halkı Oslo’da varılan mutabakatı da kabul etmiyor!.. PKK‘nın şehir yapılanması olarak bilinen KCK, “açlık grevi” ile hiç değiştirmediği siyasi taleplerine meşruiyet zemini hazırlama çabası içindedir. Kendileri için cezaevi koşullarının düzeltilmesini isteselerdi, bunu anlamak daha kolay olabilirdi. Onlar, öncelikle Apo’ya uygulanan “tecrit”in kaldırılmasını istiyorlar. Gerçekte 40 bin kişinin ölümünden sorumlu olan bir katile, “özgürlük” istiyorlar!.. “Kürtçe savunma”, “anadilde eğitim” için de aynı kararlılıkla direniyorlar!.. PKK’nın Meclis’teki uzantısı BDP’nin milletvekilleri de “açlık grevi”ne katılma kararı almışlar. Hükümet, zaten Oslo’da pek çok konuda PKK ile anlaşmaya varmıştı. Anlaşma konuları arasında, açlık grevine konu edilenler de var… Belli ki, “açlık grevi” ile toplumu hazırlıyorlar!.. 

Demek ki, toplum bölünmeye henüz hazır değil!.. 

Muhalefet ne yapıyor? MHP, AKP’nin dümen suyuna girmiş, kolay kolay da kurtaracağa benzemiyor. Bahçeli, kaderini Erdoğan’ınkine bağlamış, el ele tutuşmuş yürüyorlar!.. Anlayacağınız MHP‘den umut yok!.. Y-CHP‘ye gelince, Kılıçdaroğlu, “Anadilde eğitim” konusu hariç, PKK’nın diğer taleplerinin kabul edilmesine sıcak bakıyor! Atatürk’ün partisi, PKK’nın avukatı Sezgin Tanrıkulu’nun peşine takılmış, bir bilinmeze doğru yol alıyor! Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir’i ziyaret ettikten sonra, söylenen sözler ise, yenilir yutulur gibi değil!.. 

Sorulan bir soru üzerine Kılıçdaroğlu:”Anadilde eğitime toplum henüz hazır değil” demiş. Ona göre, toplum hazır olunca sorun yok, anadilde eğitim yapılabilirmiş. Başbakan’a göre, Türk milleti 27 ayrı etnik gruptan oluşuyor. Bizimkine göre, 27 ayrı dilde eğitim ve öğretim verilebilirmiş. Devlet daireleri ve üniversitelerde 27 ayrı dilden eğitim verildiğini düşünün. “Toplum hazır” olduktan sonra, Y-CHP‘ye göre sorun bitiyormuş!.. Böyle bir şey gerçekleşince; ulusal bütünlükten, devletin üniter yapısından söz etmek mümkün olabilir mi? Hazret bunu hiç düşünmemiş galiba… 

Bir ülkenin, bir tek mermi atılmadan, sadece dil üzerinden parçalannması böyle oluyor anlaşılan… 

Diğer yandan, “Büyükşehir Yasası” ile 29 eyaletin alt yapısı hazırlanıyor. “Bölünme Anayasası”na verilen katkı da aynı amaca hizmet ediyor elbette. Bugünlerde Y-CHP‘nin tek derdi, “Büyükşehir Yasası” ile Ümitköy ve Çayyolu’ndaki bazı semtlerin, Etimesgut ve Çankaya ilçelerine bağlanmış olması galiba. Bu değişiklikle, 44 bin CHP‘li oy, Yenimahalle’den kopartılacakmış!.. MHP’lilerin ağırlıkta olduğu Çayyolu ve Alacaatlı Köyü, yine MHP‘nin Belediye Başkanlığını kazandığı Etimesgut İlçesine bağlanıyormuş. CHP‘lilerin ağırlıkta olduğu Konutkent ve Yaşamkent mahalleleri ise, aynı şekilde CHP‘nin Belediye Başkanlığını kazandığı Çankaya’ya bağlanacakmış! Pratikte bu mahallelerin seçmeninden seçme hakkı alınmış gibi. Aslında bu tür düzenlemelerle; rejim değişikliğinin temelleri atılıyor, başkanlık sistemine geçiş yolu hazırlanıyor, ülke bölünmeye doğru sürükleniyor, kimsenin umurunda değil!.. 

Y-CHP‘nin tek önceliği kaybedilme olasılığı belirmiş bir ilçe belediyesi!.. 

Demek ki, toplumu bölünmeye hazırlamakta, Y-CHP’nin de üzerine aldığı bazı görevler varmış!.. Bu işe bizim “Brutuslar” ne diyor, doğrusu çok merak ediyorum… Ana muhalefet partisi, ülkenin eyaletlere bölünmesinde hükümetten daha hevesli gibi!.. Genel Başkan Kılıçdaroğlu, vaktiyle “Anayasa Uzlaşma Komisyonu”nun CHP‘li üyelerinden, Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı ruhunun yeni anayasaya yansıtılmasını istemişti. Genel seçimler öncesinde de, iktidara geldiğinde bu sözleşmenin çekince konulmuş bütün maddelerini imzalayacağını söylemişti. Böylece ikinci İsrail’in ülkemiz içerisinde kurulması için şart gözüken “toplumu hazırlama” görevini fazlasıyla yerine getirmiştir!.. 

Başka bir ifade ile söylemek gerekirse, “Büyükşehir Yasası”nın bir adım sonrası, Sevr‘in Lozan’da atıldığı çöp kutusundan çıkartılarak, yeniden duvara asılmasıdır… 

Görünüşe bakılırsa, bundan böyle ülkemizde seçimler de yapılmayacak!? KHK‘ler ile belediye başkanları atasınlar bu iş tamam olsun. Nasıl olsa, yasal düzenlemelerle oyları yığınlar halinde, ihtiyaç duydukları yerlere taşıyabiliyorlar!.. Zaten milletvekili seçimi için de tek seçici Erdoğan değil miydi? Demokrasinin en önemli aracı olan “genel seçimler” ve “halk oyu”na başvurmak, ortadan kaldırıldıktan sonra, boşuna yere neden masraf yapalım. Varsın milletvekilleri gibi belediye başkanlarını da başbakanımız atasın!.. 

Bunca hizmetlerinden sonra, herhalde bir Çankaya Belediyesi’ni de Kılıçdaroğlu’na bırakır!..

Av. Cemil Can

 

ATATÜRK’TE BİRLEŞTİK, SİZ NERELERDESİNİZ?

63328_10151354654106844_787240651_n

10 Kasım 2012‘de T.C’nin Başbakanı Erdoğan, Altın Sultan’ın ülkesi Brunei‘ye gitmiş. Brune’i bize 9000 km uzaklıkta. Güneydoğu Asya’da Okyanus’ta Borneo Adası’nda küçücük bir sultanlık. Petrol denizinin üzerinde yüzen bir gemi gibi. Sultanları Hasan El- Bulkiye Muiziddin Va’dullah, 5000 otomobili ile Guinness Rekorlar Kitabına girmiş. Uçağı altından kaplama, bizim hava sahasında arızalanıp düşsün diye, duacıymış bütün ülkeler!.. Erdoğan, 10 Kasım’dan bir gün önce, Sultan’ın kulağına eğilip, kendini ülkesinde davet ettirmiş. Türkiye tarihinde bu bir ilkmiş!.. Gazetecinin biri Brunei’de Başbakan’a:”Sultan mı davet etti sizi?” diye sormuş. Başbakan boşta bulunup yanıt vermiş:”Yok. Kendisini görünce ne zaman döneceğini sordum. Cuma deyince, aynı gün geleyim mi dedim. Bir gün kalıp dönüyoruz” demiş… 

Bu sene, 10 Kasım için Erdoğan’ı Brunei Sultanı kurtarmış. Bakalım bundan sonra kim kurtaracak onu. Zira bundan böyle Türkiye’de her gün 10 Kasım’dır! İleride bir gün kaçacağı ülke zaten bir Sultanlık olacak. Oraya kadar hazır gitmişken, geriye dönmese kendisi için daha iyi olacak!.. Erdoğan, Anıtkabir’e doğru koşan milyonlardan acaba neden kaçmış? Ne yazık ki, o milyonların arasında Kılıçdaroğlu ile Bahçeli de yoktu!.. Hadi diyelim ki, Erdoğan Atatürk’ü sevmiyordu, peki ötekilerin Atatürk’le derdi nedir?.. Resmi töreni zor bitirip, ikisi de bir yerlere sıvışmışlar!.. Bahçeli’ye son kurultayda rakip çıkartan ülkücülerin önemli bir kısmı oradaydı. Onlar için “fitneci” (1) diyen Bahçeli, sanırım tepkilerden çekinmiş olmalı!.. Halkın partisinin genel başkanı Kılıçdaroğlu ise, halkın arasına girmemekte son derece kararlıdır!.. Atatürk’ün koltuğunda oturan biri, onu anma toplantısına güya toplantı yasaklanırsa, gelecekmiş! Geçiniz efendim, geçiniz!.. Son devirdiğin çamdan sonra, Atatürkçülerin arasında dolaşmanız biraz cesaret ister!.. 

Hazır söz kendiliğinden buraya kadar gelmişken, o konuda da bir kaç söz söyleyelim. Kılıçdaroğlu, geçen Salı günü yapılan grup toplantısında söylediği sözlerden, bugün utanıyorsa çok iyi bir yoldadır. Ama öyle değil de, ulusalcıları “geri zekalı” ve “kafasız” bulan (2) Hüseyin Aygün ile aynı görüşteyse ve bu nedenle aramıza katılmadıysa o zaman başka!.. Hüseyin Aygün’ün, CHP çizgisiyle uyuşmayan bütün söylemlerinin arkasında durmakla, böyle bir kanının oluşmasına Kılıçdaroğlu sebebiyet vermiştir!.. “Tavuk mu yumurtadan çıkar, yumurta mı tavuktan?” diye sorduktan sonra, kendini “horoz” yerine koyarak, o sinkaflı (3) kelimenin yerine “söyler geçerim” demesi ile içine düşülen bu durum kurtarılamaz. Kaldırım seviyesinin bile altına düşüldüğünü herkes kabul ediyor!.. 

Hey! Siz grup toplantılarının değişmez elemanları; siz kadrolu Kılıçdaroğlu alkışlayıcıları, genel başkanlık yalakaları!.. Size de yazıklar olsun! Çıkartıp atın, cebinizdeki o CHP kimlik kartlarını. Bu bayağı sözleri bile çılgınlar gibi alkışladınız, utanmaz herifler!.. 

Beyler! CHP‘nin Genel Başkanı, bütün CHP’lileri temsil ediyor. Dolayısıyla ağzından çıkan sözler, bizler adına söylenmiştir. Aynı şekilde siyasi rakiplerimizin Genel Başkan’ımıza söylediği sözleri de doğrudan üzerimize alırız. Bu çerçevede; Başbakan Erdoğan’ın Kılıçdaroğlu’nu “Bahtsız Bedevi”ye benzetmesi, hepimize söylenmiş bir küfürdür. Dolayısıyla “Bahtsız Bedevi” kıssasındaki sövmeden (3) herkes hissesine düşen kadar almıştır!.. Bu nedenle bize yakışan, Erdoğan ile aynı düzeye inip, küfür etmek olamaz. Genel Başkan’ımızın, Başbakan’ı bu sözlerinden ötürü halka şikayet etmesi ve ona oy veren seçmenlere bir soru sorması çok daha etkili bir yanıttır. Örneğin; “Ey AKP’ye oy veren yurttaşlarım! Siz bu Recep’e bize küfür edip sövsün diye mi, yoksa ülkeyi iyi yönetip, refah düzeyimizi yükseltsin ve insanca yaşayabilmemiz için bize önderlik etsin diye mi oy verdiniz?” diyebilirdi!.. Böyle yapmak yerine, ondan bir farkı olmadığını ve dağarcığının boş olduğunu göstermesi, Erdoğan’a siyasi alternatif olmadığını da ortaya koymaktadır. Biz de doğal olarak genel başkanın, partimizin “tam bağımsızlıkçı” ve “antiemperyalist” ana çizgisini içselleştiremediği için CHP genel başkanlığına yakışmadığını söylemek zorunda kalıyoruz. Kılıçdaroğlu, kendi sözleri ile Erdoğan’dan daha terbiyeli olamayacağını kanıtlamıştır… Dolayısıyla bizi temsil etme niteliğini de kaybetmiştir… Ayrıca iktidar olmak için bir alternatif olmadığını da gösteriyor. Yakınındaki bir kaç yalakanın duygularını tatmin etmekten başka hiç bir işe yaramayan o sözleri, asla CHP’nin söylemi olamaz!.. Halka küfür ederek, iyice batağa saplanan siyasi rakibine, aynı perdeden cevap verip, onu kurtarmak fahiş ve affedilmez bir siyasi hatadır?.. 

Aşağıya dipnota koyduğum bağlantılardan, Erdoğan ile Kılıçdaroğlu’nun sözlerinin orijinal hallerini bulup okuyabilirsiniz. Onların seviyesizliği yüzünden çoluk çocuğumuzun yüzüne bakmaya ve CHP’liyim demeye utanır olduk!.. Kılıçdaroğlu’nun Ata’yı anma etkinliğine katılmama nedeni devirdiği bu son çam ise, o zaman gelmeyişini özür dileme olarak kabul edebiliriz. Zaten “özür dilemek” onun ilk defa yaptığı bir şey değildir! Bunun ötesinde, halkın arasına girmeyişini hiç bir sebeple mazur gösteremez!.. 

Ey CHP‘lilerin oylarını alarak Meclise gelen CHP milletvekilleri! Şimdi söyleyin bakalım “Bu Cennet, bu Cehennem vatanı” düşman işgalinden kurtaran, Cumhuriyeti kurarak, bizi padişahın kulu olmaktan çıkartan, her şeyimizi borçlu olduğumuz, her zaman minnet ve şükran duyduğumuz, Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün formüle edip, Anayasamıza yerleştirdiği “Büyük Türk Milleti” sözünün neresi sizleri rahatsız ediyor?.. 

Anayasa’daki milletvekili yemininden bu sözlerin çıkartılması önerisini yapmak, Y-CHP‘ye mi düşmüştür?.. Bu iş bölümünü kimlerle nerede yaptınız, bize de anlatın bakalım! Emperyalistlerin ulus devleti parçalama planına hizmet eden bu girişiminizi, önce size oy verip Meclis’e gönderen bizlere açıklamak zorundasınız. Bu sözlerin Anayasa’dan kalkması ile 74 milyon vatandaşa ne sağlayacaktır acaba? Yoksa siz de emperyalistlerin CHP içindeki adamları mısınız? Bu güzelim ülkenin parçalanmasında rol mü aldınız? Atatürk’ün koltuğunda oturup, onun CHP’sini, tek eserim dediği Cumhuriyet’in yıkılmasında bir silah olarak kullanabileceğinizi mi sandınız? Bu parti bizimdir, çünkü biz halkız ve yeniden doğarız ölümlerde!.. Bizi şimdilik kapının dışında tutabilirsiniz. Sizlerin, CHP ve Atatürk İlkeleri ile doku uyuşmazlığınız var. Parti içindeki “yabancı unsur” gibisiniz!.. Er ya da geç bu partiden gideceksiniz!.. Zira, Kılıçdaroğlu’nun da dediği gibi “Bu başbakandan ülkeye yarar gelmez…” Aynı şekilde kendisi de hiç bir şekilde CHP‘yi büyütüp iktidara getiremez!..

Av. Cemil Can 

DİPNOTLAR:

(1)http://yenisafak.com.tr/politika-haber/bahceli-fitne-amacina-ulasamamistir-04.11.2012-420865

(2)Tunceli devşirme Milletvekili Hüseyin Aygün’ün parti içindeki “ulusalcı”lara yönelik, “Bunlar kafatasçı, partinin bunlardan kurtulması lazım” sözüne açıklık getirmesinin istenmesi üzerine, bu “sert çocuk (!) terbiye sınırlarını zorlayan bir üslupla “Siz geri zekalısınız, kafa yok ki bunları anlayamazsınız” şeklinde cevap vermesi, Uşak Milletvekili Dilek Akagün Yılmaz’a kafa sallayıp dışarıda görüşürüz demesi, diğer bir sert çocuk Sezgin Tanrıkulu’nun Hüseyin Aygün’ün tutumunu eleştiren Şevki Kulkuloğlu’na “terbiyesiz” deyip arkasından tehdit etmesi, artık durumun çok vahim bir noktaya geldiğini göstermektedir.

(3)http://www.itusozluk.com/goster.php/yumurta+m%FD+tavuktan+tavuk+mu+yumurtadan+%E7%FDkar

(4)http://www.uludagsozluk.com/k/bahts%C4%B1z-bedevi/ ; http://www.itusozluk.com/goster.php/bahts%FDz+bedevi

 

DENİZ BİTTİ!..

deniz_bitti

Ergenekon davası” avukatlarından Hüseyin Ersöz, davadaki belge ve dijital verilerin 3 terebayt (1) boyutlarında olduğuna dikkat çekti. 3 terebaytın ne anlama geldiğini en kalın kafalıların anlayabileceği şekilde açıkladı. Her davada olduğu gibi, 300′e yakın kişinin yargılandığı, 18 ayrı davanın birleştiği “Ergenekon Davası”nda sanıkların ve avukatlarının savunma yapabilmeleri için dava dosyasına hakim olmaları gerekiyor. Ancak o zaman aleyhlerindekidelilleri çürütebilir ve sahtecilikleri gösterip, karşı delillerin toplanmasını talep edebilirler. Haklarındaki haksız isnatların doğru olmadığını başka nasıl kanıtlayabilirler?.. Diğer yandan bütün bu adli işlemlerin makul bir süre içerisinde gerçekleşmesi gerekir ki, adil yargılamadan söz edilebilsin. “Ergenekon Davası”nda incelenecek 64 milyon sayfa vardır. Başka bir anlatımla, savunma yapabilmek için 300′er sayfalık 214.000 kitabın okunması ve akılda tutulup ileri sürülen iddiaların birbiriyle ilişkilerinin karşılaştırılarak, değerlendirilmesi gerekiyor!.. Yukarıdaki rakam, bir baskı hatası olarak buraya yazılmış değildir. Duyduğunuz rakam doğrudur. Avukatların ve sanıkların okuması gereken belge miktarını kitap boyutu ile anlatmaya çalışmış. Kısaca iki yüz on dört bin kitabın okunmasından söz ediliyor!..

Bir insan tüm yaşamı boyunda kaç kitap okuyabilir? Siz bugüne kadar kaç kitap okuyabildiniz? Kütüphanenizde kaç kitabınız var, saydınız mı? Bu soruların yanıtlarından yola çıkarak, altmış dört milyon sayfayı okumak için insana kaç ömür gerekir, bir de bunu hesaplayın bakalım!.. Davayabakan hakimlerin bizler gibi sıradan insanlar olduğunu ve bizim kadar okuyabileceklerini düşünün, Sonra da bir yargıya varın!.. İlla da bir hukukçunun konuşmasını beklemeniz gerekimiyor!..

Sanırım yaptığınız bu basit aritmetik işlemlerden sonra “Ergenekon Davası”nın sonuçlandırılmak üzere açılmadığını da anlamışsınızdır! Diğer 18 davanın bu dava ile birleştirilmesi de aynı amaçla yapılmıştır demekte bir yanlışlık yoktur. Davaların arasında “maddi veya hukuki bağlantı” olduğunu söyleyebilmek için bu belgelerin tümünün okunması şarttır. Bu kadar belgeyi, kimler, ne zaman ve nasıl okuyabilmiştir de aralarında “maddi ve hukuki bağlantı” olduğunu anlamışlardır, bunu birinin açıklaması gerekiyor. Ayrıca bu bağlantıyı anlayan üye, anladıklarını mahkemenin diğer üyelerineanlatıp onları da ikna etmiş olmalı ki, “oy birliği” ile birleştirmeye karar vermişler. Ya da bütün üyelerin bu dosyaları okuduklarını kabul etmek gerekir. Öyleyse, yargıçların sadece bu işi başarmış olmalarından yola çıkarak olağanüstü insanlar olduklarını söyleyebiliriz!?.. Acaba gerçek böyle midir? Burada fiziki bir imkansızlık var. Bu imkansızlık ancak olağanüstü bir yetenekle aşılabilir!.. O olağanüstü yetenek özel görevli mahkemelerin hakimlerinde var mı?..

İşte size “Cemaatçi” yapılanmanın bulunmadığı söylenen “bağımsız yargı”dan, bir fotoğraf. Adil bir şekilde sonuca bağlanması beklenen o meşhur davanın özeti bu kadardır işte. Dilerseniz bu özete davanın hüzünlü öyküsü de diyebilirsiniz tabi!…

İşte böyle bir davada, Y-CHP’nin Genel Başkanı; CHP’li sanıklar için “Biz yargılanmasınlar demiyoruz ki…” diyebilmiştir!Bir ana muhalefet partisi genel başkanıdır bu sözlerin sahibi. Hiçbir zaman bu sözlerini, “yanlış anlaşıldım” diyerek, düzeltme ihtiyacı da duymamıştır… Bu sözlerin bir çok yazıda tekrar edilme nedeni; sahibi tarafından sıkı sıkıya sahiplenilmiş olmalarıdır. İşte size, bu çirkin tertibi kabul eden AKP ile aynı komisyonlarda oturup, “özürlükçü” bir anayasa yapacağını söyleyen Y-CHP‘nin üst yönetiminin düştüğü durum!..

Dikkat ettiyseniz, Kılıçdaroğlu son günlerde sıkça “bedel ödemek” ifadesini kullanmaktadır. Oysa ortada başka bir gerçek vardır. Yoksul kesimler, son on yıl içerisinde, körü körüne ya da bir kaç paket makarna alabilmek için AKP’yi desteklemenin bedelini en ağır şekilde ödemişlerdir. Emperyalistlerin çıkarı için tertiplenen kirli savaşta, hep onların çocukları “şehit” olmaktadır. Şehit babaları, yaşadıkları bu şokun etkisi altında, sağ kalan oğullarını da “vatan için” “şehit” olmaya yollayacaklarını söylemektedirler… Geride gönderecek bir oğlu kalmayanlar ise, kendileri nöbete kalkmaktadır. Bazıları ise şehit olan oğullarının bebeğini göreve hazırlamaktadır. Mübarek Türkiye, emperyalistler için gönüllü asker tarlası sanki… Ne yazık ki, sade vatandaş cahil bırakılmışlığının bedelini bu şekilde ödemektedir. Hem de çocuklarının kanı ile!..

Vatandaş için durum böyledir diyelim. Peki, Kılıçdaroğlu’nun suçu nedir? Ne yaptı da bedelini “siyasi hayatı” ile ödemeye hazırlanıyor?.. Bedel ödetmeyi ağzına hiç almayan bir genel başkan, iktidara talibim diyebilir mi? Yoksa, üzerine aldığı bir görevi mi yerine getiriyor? Ya da yolun sonuna mı geldi de böyle konuşuyor? Bu soruların yanıtlarını bulmak zorundayız!..

Kürt sorunu”nu PKK‘nın yol haritasına göre çözmek için “siyasi hayatını sonlandırmayı” göze alan “Gandi Kemal”e, Türkiye emanet edilebilir mi? Cumhuriyet’i korumak için parmağını bile oynatmamış, oynatacak durumda olanları ise oyalamış olan bir kişi bu hareketi ile atı alanın Üsküdar’ı geçmesine olanak sağlamış değil mi? Böyle bir adamın sözlerine kim inanır?.. Niçin inanalım ki?!..

Bu ülkede “irtica tehlikesi yoktur” diyen Kılıçdaroğlu, karşı devrimin gerçekleşmesi için en önemli araç haline getirilmiş olan yargının içinde; “Cemaatçi (F tipi) bir yapılanma” olduğunu da elbette söyleyemeyecektir!.. Eğer bir ülkede, Anayasa Mahkemesi tarafından “Laiklik karşıtı eylemlerin odağı haline geldiği” oybirliği ile kabul edilen bir parti, hala iktidarda ise ve ana muhalefet partisine göre de o ülkede irtica tehlikesi yoksa; yargı içinde de okyanus ötesi ile işbirliği yapmış Cemaatçi bir yapılanma bulunmuyor ise, doğal olarak o ülkede darbe yapmaya hevesli olanları ordu içerisinden temizlemek için açılmış olan davaların sonucunu beklemek gerekebilir!.. Ne yazık ki, bu temel fikri kafamıza nakış gibi işleyen Kılıçdaroğlu ile Y-CHP’nin kurmay kadrosudur… Her şeyden önce bu saptamanın yapılması gerekiyor!..

Atatürkçü düşünceyi benimsemekten başka “suçu” gösterilemeyen; bilim adamları, yazarlar, gazeteciler ve subaylar için “Biz yargılanmasınlar demiyoruz ki...” demek, bu mahkemelerde adil ve en azından yürürlükteki hukuka uygun şekilde yargılama yapıldığını kabul etmek anlamına gelir! Bu sözleri veya aynı anlama gelecek farklı sözleri, en çok tekrarlayan ana muhalefet partisinin genel başkanı olmuştur. “Ordu darbecilerden temizlenmeli” diyerek, yapılan bu büyük haksızlıkları meşrulaştırıp destekleyenlerin başında Kılıçdaroğlu gelmektedir. Oysa hiç bir şekilde ordu darbecilerden temizlenmiyordu. Tam aksine ordu, içerisindeki ulusalcı subaylardan temizleniyordu!.. Geçmişte yapılan veya eksik bırakılan darbeleri, sürekli gündemde tutulup, asıl yapılmakta olan büyük darbe gözlerden kaçırılmak isteniyordu! Cumhuriyet rejimine karşı vurulan son darbeyi gizleme görevini, ne yazık ki Kılıçdaroğlu ile ekibi üstlenmiştir. Böylece Y-CHP ile Y-MHP’ye kalan iş, darbenin meşrulaştırılmasıydı!..

Hiçbir yöne doğru kıvırma payı kalmadan, söylemleri ile dolaylı şekilde, karşı devrimi destekleyen Kılıçdaroğlu ile Bahçelidir. Temel tartışma konularını sürekli geri plana iterek, tali konular üzerinde, göstermelik bir muhalefet yapmışlar ve yaşanmakta olan tehlikeyi basitleştirerek halkı aldatmışlardır!.. Dikkat ettiyseniz eğer, her iki liderin iktidarın icraatlarına karşı bütün söylemleri , yapay “sert” gibi duran bir muhalefettir ve hep iş işten geçtikten sonradır. Ne yazıktır ki, bu beyler, hukukun üstünlüğünü savunmada ve haksızlıklara karşı tepki göstermekte, her zaman sokaktaki insanların gerisinde kalmışlardır!..

Tamemen göstermelik muhalefet yapan bu işbirlikçiler, bir yanda özel görevli mahkemelerde “darbeciler” yargılanırken, diğer yanda “güçler ayrılığı” ve “bağımsız yargı” ilkelerine tamamen aykırı olan “Darbeleri ve Muhtıraları Araştırma Komisyonu”nda görev almakta bir sakınca görmemişlerdir! Gerçekte bu komisyonun, PKK lideri Abdullah Öcalan’ın önerdiği “Hakikatleri Araştırma Komisyonu”ndan hiç bir farkı yoktur. “Silivri Hukuku”nu meşrulaştırmak ve CHP’yi darbelerin içinde göstermekten başka, hiçbir işe yaramadığı ortaya çıkan bu komisyonda, Y-CHP hangi amaçla görev almışolabilir? Bunu çok merak ediyorum! Doğrusu bu tutum, Y-CHP’ye pek de yakışmıştır!.. Aynı şekilde “Anayasa Uzlaşma Komisyonu”nda oturmak da darbe hukukunu benimsetmekten başka hiç bir işe yaramamıştır. Kılıçdaroğlu, Tayyip Erdoğan’ın başkanlık hayallerine sürekli umut olmuştur… Nitekim en sonunda Erdoğan, yeni anayasa konusunda bildiğini yapacağının işaretlerini vermeye başlamıştır. Kılıçdaroğlu’nun, CHP’yi kullanmaları için onların hizmetine sunduğu da böylece ortaya çıkmıştır. Şimdi kendilerini tuhaf bir “şaşkınlık” içerisinde göstermeleri hiç de inandırıcı değildir!..

Denebilir ki, yargı eliyle yapılan darbeyi gözden kaçırtanların başında, Kılıçdaroğlu gelmektedir. Bahçeli için kullanılacak ifade biraz daha farklı olabilir. O AKP ile açıktan işbirliği yapacak kadar gözü kara bir şekilde yoluna devam etmektedir… Neyazık ki, MHP’nin milliyetçi kanadı, 10. Kurultay’da bu gidişe “dur” diyememiştir. AKP iktidarı yine MHP kongresinde kazanan taraf olmuştur. Bu da bir başka acınacak yanımızdır!..

Cumhuriyetin yıkılmasında en önemli işlevi gören bu ekip, artık kendilerini daha fazla gizleyemeyecektir. Onlar için deniz bitmiştir!.. Kılıçdaroğlu’nun “Siyasi hayatıma mal olacaksa… “ ve “Bedel ödenecekse ödemeye hazırım...” şeklindeki cümleleri, onun da yolun sonuna geldiğine inandığını gösteriyor… CHP‘liler işin farkına varana kadar, belki bir süre daha Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir’in ziyaretine gidebilir!.. Daha fazlası zaten olmayacak! Zira 1919′da ayağa kalkıp, geleceğini belirleyen Türk halkının, hala ayağa kalkabilecek takati var!..

Av. Cemil Can

DİPNOT:

(1)  1024 cigabayt büyüklüğündeki ölçü birimidir

 

TGB’Yİ ÖRNEK ALALIM!..

CHP_TGB 001

Sevgili Yol Arkadaşlarım;

“BENİM CHP’YE GENEL BAŞKAN ADAYIM VAR” BAŞLIKLI YAZIM  PEK ÇOK KESİMDE YANKI UYANDIRDI…

ÖZELLİKLE DE CHP TABANINDA…

SOSYAL PAYLAŞIM SİTELERİNDE PAYLAŞIM REKORLARI KIRDIĞINI SÖYLEYENLER BİLE  VAR…

İLGİNÇ YORUMLAR ALIYORUM…

KUTLAYANLAR ARASINDA “BİZİ BAŞKA BİR PARTİYE Mİ YÖNLENDİRİYORSUN” DİYENLER DE VAR!..

YOKSA SEN CHP’DEN AYRILDIN MI “ DİYE SORANLAR İSE HAYLİ FAZLA…

ÖNCE BU ÖNEMLİ SORULARA YANIT VERMEK İSTİYORUM:

CHP’DEN AYRILMAK GİBİ BİR DÜŞÜNCEM YOK.  AYRILMAYI DA HİÇ BİR ZAMAN DÜŞÜNMEDİM. BENİM DERDİM, İŞGAL EDİLMİŞ OLAN ATATÜRK’ÜN PARTİSİNİ İŞGALDEN KURTARIP, GERÇEK SAHİPLERİNİN ELLERİNE GEÇMESİ İÇİN KATKI SUNMAKTIR.  BUNUN İÇİN MESAİ YAPIYORUM. NE ŞİMDİ NE DE İŞGAL KIRILDIKTAN SONRA, YÖNETİM KADEMELERİNDE VEYA BAŞKA BİR YERDE HERHANGİ BİR  GÖREVE TALİP OLMAYACAĞIM. ZATEN ÖYLE BİR BEKLENTİ İÇİNDE OLSAYDIM, “PARTİ İÇİ DEMOKRASİ” İŞLİYORMUŞ GİBİ, BÖYLE AĞIR BİR  GÖREVİN GEREĞİNİ YERİNE GETİREMEZDİM!.. EN BASİTİNDEN PEK ÇOK KİŞİ GİBİ BEN DE GENEL BAŞKANA YAĞ ÇEKEREK YÜKSELMEYİ DENERDİM!

İNANIYORUM Kİ, CHP MÜCADELENİN İÇERİSİNDE OLMADAN, KARŞI DEVRİMİ DURDURMAK DA İMKANSIZ HALE GELMİŞTİR. DAHA DA ÖNEMLİSİ, ATATÜRK CUMHURİYETİ’Nİ YENİDEN KURMAK İÇİN ATATÜRK’ÜN PARTİSİNİN İŞİN İÇİNDE OLMASI GEREKTİĞİDİR. BİR AN İÇİNBU  EN ÖNEMLİ SİLAHIMIZ OLAN PARTİNİN KARŞI TARAFIN ELİNE GEÇTİĞİNİ DÜŞÜNELİM!? O ZAMAN BAŞARIYA ULAŞMA ŞANSIMIZ NE KADAR AZ VE GERÇEKLEŞMEKTEN UZAKTADIR TAHMİN EDEBİLİRSİNİZ!..

O NEDENLE İLK HEDEFİMİZ KAYBETTİĞİMİZ MEVZİYİ GERİ ALMAKTIR. BU MEVZİ HİÇ KUŞKU YOK Kİ CHP’DİR. O BAKIMDAN, ÖNCELİKLİ OLARAK UYARMAK İSTEDİĞİM KESİM; KURULTAY DELEGELERİ OLMAKTADIR!.. BU TARİHİ GÖREVİ BİR TEK ONLAR YERİNE GETİREBİLİRLER. BU ARADA,  DELEGELER İLE HABERLEŞTİĞİM E-POSTALARIMIN ŞİKAYET ÜZERİNE KAPATILDIKLARINI DA HABER VEREYİM. YOL ARKADAŞLARIM TARAFINDAN BU ŞEKİLDE SUSTURULMAK İSTENMİŞİM!.. HERKESİN BİLDİĞİ YÖNTEMLERLE “İSTENMEYEN POSTALAR”DAN KURTULMAK OLANAKLI İKEN, BİZİMKİLER NEDENSE BENİ HEPTEN SUSTURMA YOLUNU SEÇMİŞLER!.. OYSA YAZILARIMDAN RAHATSIZ OLANLAR,  BU İŞİ KENDİ BAŞLARINA YAPABİLİRLERDİ. ÖYLE YAPMAYIP DA TOPLUCA ŞİKAYETTE BULUNMALARI VE BU ŞEKİLDE HESAPLARIMI KAPATTIRMALARI, ÖRGÜTLÜ BİR ÇALIŞMA İÇERİSİNDE OLDUKLARINI GÖSTERİR. VE BU TUTUMLARINI OLDUKÇA ANLAMLI BULUYORUM!…

ŞUNA YÜREKTEN İNANIYORUM Kİ: BAŞTA KILIÇDAROĞLU OLMAK ÜZERE, SOROS’UN VE CEMAAT’İN 15-20 ADAMINI, CHP YÖNETİMDEN UZAKLAŞTIRMAYI BAŞARABİLİRSEK, CHP’Yİ ESKİ ROTASINA SOKABİLİRİZ!… ONU HALKA KARŞI KULLANILAN BİR “SİLAH” OLMAKTAN ÇIKARTIP, DÜŞMANA KARŞI KULLANILAN ETKİLİ BİR SİLAH HALİNE GETİREBİLİRİZ!..

GEÇENLERDE TGB GENEL BAŞKANI İLKER YÜCEL İLE GENEL BAŞKANIMIZ KEMAL KILIÇDAROĞLU ARASINDA YAPMIŞ OLDUĞUM KARŞILAŞTIRMADAN RAHATSIZ OLANLAR İÇİN AŞAĞIDA BİR  BENZERİNİ KOYUYORUM…

O TARİHTE, KEMAL BEY DE CHP GENÇLİĞİNE, TGB GİBİ ÇALIŞMALARINI ÖNERİYORDU.

BEN DE AYNI ŞEYİ YAPTIM. ONA: “SEN DE İLKER YÜCEL GİBİ OL” DEDİM!…

YA DA ÇEKİL GİT BAŞIMIZDAN!..

ATATÜRK’ÜN KOLTUĞUNDA DAHA FAZLA OTURMA!..

BİZ SANA MECBUR DEĞİLİZ!..

Av. Cemil Can

 

 

 

Google Drive: create, share, and keep all your stuff in one place. Logo for Google Drive