Biz kazanacağız!..
TwitterFacebookGoogleYouTube

OYUN BİTTİ!..

tuncay2

Ne zaman AKP’ye karşı ciddi ve yıpratıcı bir eleştiri konusu ortaya çıksa, CHP içerisinden mutlaka bir can simidi atılır. Ya Kılıçdaroğlu boyundan büyük bir çam devirir, ya da “seçilmiş” milletvekillerinden biri, CHP nin felsefesiyle uyuşmayan bir görüş atar ortaya. Kılıçdaroğlu’nun bu iş için yedekte tuttuğu çok adamı var. Geçen hafta Faik Tünay: “CHP milletvekiliyim ama CHP’li değilim (1) diyerek, gündemin tamamen dışında, tüm CHP’lilerin canını sıkacak bir zevzeklik daha yaparak araya girdi!..

Dolayısıyla CHP yine döndü içe dönük tartışmaya. Başladı, milyonlarca insanın arasından kim, ne hakla böyle bir adamı listeye koyup, CHP’lilerin oylarını çöpe atar, şeklinde sorular sormaya!.. AKP’nin yıpratılacağı konu ise doğal olarak güme gitti. Bu tür olaylar, ilk defa değil ki. Bir sene içinde neredeyse onlarca kez geliyor başımıza!.. İktidar ile uğraşmaktansa, iktidar ile işbirliği yapmaya yatkın olan bu adamlarla uğraşmak öne çıkıyor! Öyle ya, bir ülkede muhalefet partilerinin, gerçek muhaliflerin eline geçmesi halinde, ancak muhalefet görevi yapılabilir. Bu halka karşı oynanan bir oyun olsa da, belli ki, bu oyuna bile bile çok daha düşeceğiz!.. Zira, siyasi iktidara karşı, en etkili silah olan siyasi partiler, iktidarın hizmetine girdikten sonra, bu silahları geri almak, yapılacak işlerin en başına geçiyor…

***

Clinton’un, “Anlaşmamız TSK’da tasfiyeyle sınırlıydı, siz operasyonu çok aşırı noktalara götürdünüz” (2) şeklindeki uyarı mektubu ortaya çıktıktan sonra, Ergenekon Mahkemelerinin arkasındaki gücün, ABD olduğu da itiraf edilmiş oldu!.. Bu ifşaattan sonra, mahkeme ilamının başına:Türk Milleti Adınaibaresini yazmak çok tartışılacak!.

CMK madde 178′e göre, sanığın hazır bulundurduğu tanık dinlenir. (3) “Ergenekon Mahkemesi”nin 18 Şubat’ta yapılan son duruşmasında hazır edilen dönemin Genelkurmay Başkanı Işık Koşaner ve Kuvvet Komutanını mahkeme dinlemedi. Hakimler, yasaya ve bütün ceza mahkemelerini bağlayıcı nitelikle olan Ceza Genel Kurulu kararlarına göre, mahkemenin taktir yetkisi olmadığı bu konuda, taktir yetkisi kullandılar!.. Yapılan açıkça yasayı çiğnemekti!.. Asıl fahiş hatayı ise, gerekçeleriyle yaptılar! Mahkeme, tanıkları dinlememe gerekçesini; “maddi hakikate ulaşma” nedenine bağladı! Arkasından da sanıkların tutukluluk hallerinin devamına karar verdi! Bu aşamada, maddi hakikate bir tek şekilde ulaşılabilirdi. Sanıkların suçsuz olduğunu, kanıtların sahte olduğunu anladık deselerdi, ancak o zaman başka tanık dinlemeye veya delil getirmeye gerek yok diyebilirlerdi. O nedenle de hazır olan tanıkları dinlemiyoruz diyebilirlerdi. Bunun ötesi skandaldır! İhsas-ı reydir. Başka bir deyişle, hükümden önce, mahkemenin kararını açıklamasıdır. Böyle bir durum, mahkemenin tarafsız olmadığını gösterir. Dolayısıyla heyetin, dosyadan derhal elini çekmesi gerekir!.. Aksi durum, hakimlerin reddi sebebidir. Bağımsız ve tarafsız mahkemelerde kazara böyle bir olay meydana gelse, hakimlerin ağzından bu tür sözler kaçsa bile, mahkeme derhal kendiliğinden çekilir!.

Bu noktadan itibaren “Silivri Hukuku”nun deşifre olduğunu ve davaların çöktüğünü söyleyebiliriz. Burada yine “iki kişiden biri”ne sormamız gerekiyor. Davaların başladığı Ekim 2008′de, gözlerinizi TV ekranlarına kilitleyerek, izlemeye başladığınız bu davanın devam etmesi için 2011 tarihinde yapılan genel seçimlerde de, yine AKP’ye destek oldunuz. Bu son kararınızdan memnun musunuz? İstediğiniz sonuç bu muydu?..

Yalan ve iftira üzerine kurulu “Silivri Hukuku”nun baş aktörlerinden, savcılığın muteber adamı Tuncay Güney, yaşamakta olduğu Kanada’dan bir TV programına katılarak; iddianamelere esas teşkil eden tüm açıklamalarını işkence altında söylediğini açıkladı. “Ergenekon davası bir projeydi, bitti artık” dedi… Oyunu önce Tuncay Güney bitirmiş. Clinton’un mektubundan sonra böyle bir açıklama gelmesi önemlidir!.. Böylece Silivri’de görev yapan savcı ve hakimler, en fazla değer verdikleri delil Tuncay Güney’den beklenmedik bir tokat yediler!.. Bu şaşkınlıktan olsa gerekir, artık Anayasayı ve yasalar ile Ceza Genel Kurul Kararlarını çiğnemekte bir beis görmüyorlar! Anlaşılan “Ergenekon Davaları”nı kamuoyu önünde, dava olmaktan yine bu işlerde görevli olan “hukukçular” çıkaracaktır!.. Elektronik ortamda dosya kapasitesi 580 GB’a çıktığı düşünülürse, bu kadar evrakı okuyup, birbirleriyle ilişkilerini kurmak, insan zekası ve gücü ile imkansız görünüyor… Bunu anlayan hakimler, bari davayı biz çıkmaza sokalım da bitsin bu iş demiş olabilirler?!..

“İki kişiden biri”ne, bu noktada da bir soru sormak isterim: İftiracılara destek vermekle, onların işlediği iftira suçuna iştirak etmiş olmadınız mı? İslam Dinine göre, “şirk”ten sonra en büyük günah “iftira” değil miydi? İftiracıların yaşam boyu sözüne değer verilmez şeklindeki ayet (4) karşısında, tövbe etmeyi düşünüyor musunuz?..

***

Anayasa’nın değiştirilemez ve değiştirilmesi dahi teklif edilemez 2. maddesinde belirtilen Cumhuriyet’in, niteliklerinden biri “milliyetçilik”tir. Milliyetçilik, aynı zamanda CHP’nin altı okundan biridir. Başbakan açıklaması ile bu ilkeyi, dolayısıyla Anayasa’yı açıkça çiğnemiştir!.. “İki kişiden biri”ne tekrar hatırlatırım… “Laiklik İlkesi” de Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen Cumhuriyet’in niteliklerinden biriydi ve AKP “Laiklik karşıtı eylemlerin odağı” haline geldiği için vaktiyle, Anayasa Mahkemesi’nde mahkum edilmişti!.. O zaman kapatılmaktan kıl payı kurtulan AKP, “iki kişiden biri”nin verdiği destek sayesinde, şimdi Cumhuriyet’in niteliklerini korkusuzca çiğnemeye devam ediyor!.. Yasaları çiğnemediği halde uydurma kanıtlarla kahramanlarımız, zindanlara tıkılıyor. İktidar ise, neredeyse her gün pervasızca yasaları çiğniyor ama yine de alkışlanıyor!..

***

AKP ve BDP’lilerin, ellerinde hiç bir kanıt olmadığı halde, Sinop olaylarını CHP’li Sinop Belediye Başkanı’nın tahrikiyle, CHP ve MHP’liler çıkarttığıyalanı, kısa sürede ortaya çıkartılınca, BDP’liler Karadeniz gezisini iptal ettiler! Somut kanıtlarla suçüstü edildiklerinden, ayrıca özür dilemek zorunda da kaldılar. Belli ki, hedefleri: CHP’nin ulusalcı kanadı ile diğer milliyetçi kesimleri sindirmekti. Açılım süresinde çıkacak olayların, potansiyel suçlusu olarak, onları ilan etmek ve mümkün olduğu kadar tepkisizliğe sevk etmekti hesapları! Neyse ki, bu planları tutmadı…

Başbakan’ın Sinop’taki gerginlik üzerine Bahçeli’ye: “Sivas’ın ötesine geç de görelim seni” (5) demesi, bu ülkenin en büyük talihsizliğinin AKP iktidarı olduğunu göstermeye yetiyor. Başbakan, bu tür sözleri ilk defa söylemiş değil ki. Daha önce de Kılıçdaroğlu için aynı sözleri sarf etmişti. Eğer muhalefet partileri ülkenin bazı bölgelerine gidemiyorsa, bunun sorumlusu hükümettir. Hükümet, ülkede güvenliği sağlayamıyor demektir. Demek ki, AKP hükümeti devleti yönetemiyor. Bu rezalet yetmiyormuş gibi, bir de bunu övünülecek bir şeymiş gibi anlatmalarını anlamak mümkün değildir!.. “İki kişiden biri” belki anlamıştır, kim bilir!..

İşçilerin ve öğrencilerin hak arayışında, derhal biber gazına davranan polisin, Sinop ve Samsun’da seyirci olarak yer alması anlamlıdır! Birkaç hafta önce, Karadeniz bölgesini ziyaret eden ABD’li diplomatların, bu projenin sahibi olduğu açıktır. Erdoğan’ın ziyaretlerden önce, Karadeniz milletvekillerini toplayıp, “İkinci Kürt Açılımı”na halkın ikna edilmesini istemesi ile bu olaylar birleştirildiğinde, asıl hedefin “Ulusalcılar” olduğu ve ileride gösterecekleri olası tepkiler nedeniyle, peşin gözdağı verilmek istendiği anlaşılmaktadır!.. Bu sahnede Y-CHP’ye günah keçisi rolü verilmiştir!..

Cumhuriyet Gazetesi: ”Sinop’taki hoşgörü İstanbul’da niye yok?” diye soruyor. Yanıt belli, AKP Boyabat Gençlik Kolları Başkanı, aynı zamanda olayı örgütleyen Sinop Gençlik Kolları Platformu’nun da başkan yardımcısıymış. Olayda kullanılan kişilerin çoğu AKP’li çıkmış. Böyle olunca biber gazını tüketmeye gerek kalmamış tabi!..

***

Türkiye 1960′tan bu yana AB’ye girmek için uğraşıyor. PKK’lı teröristlerin durumu Türkiye’den çok daha iyi görünüyor! Başbakan devletin televizyonundan açıklamış; silahlarını toprağa gömenler, AB ülkelerine gidebilirler!.. Belli ki, Kürtler için AB’nin yolu Kandil’den geçiyor. Türkler için daha açılacak 35 fasıl var!..

AKP iktidarı “ Türk milliyetçiliği ayaklar altında” demekle, asıl ayaklar altına aldığı Kılıçdaroğlu ile Bahçeli’dir. Başbakan’ın özellikle de Bahçeli’yi, “ciddiye almadığını” söylemesi, MHP tabanında nasıl karşılık bulacak çok merak ediyorum. Baştan bu yana AKP’ye yedek lastik görevi yapan siyasi çizginin, sonunda varacağı yer şamar oğlanlığı olacağı belliydi!.. Milli devlette, milliyetçilik hükümetin ayakları altında ise, devletin yeri nerededir, onu da çok merak ederim! Bir merakım daha var. O da: Ezanın Türkçe okunmasına karşı çıkanlar, Kürtçe vaaz verilmesine ne diyorlar acaba?..

***

Y-CHP’de Çankaya Belediye Başkanlığı’nı AKP’li Osman Gökçek’e verme planından sonra, şimdi de İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ni Cemaat’e teslim etme planı devreye sokuluyor! Görüşmeleri yürüten kişi; Ecevit’in “sağ kolu”, Cemaat’in muteber elçisi Hüsamettin Özkan‘mış!.. Mustafa Sarıgül, birkaç ay önce Pensilvanya’ya giderek, Fetullah Hoca’sından icazetini almıştı zaten! Şimdi iş, anketlerle ortamı hazırlamaya gelmiş. Cemaat basını, tam kadro Sarıgül’ü destekliyor. Anlaşılan Cemaat, bu defa adaylarını yerleştirecekleri parti olarak, CHP’yi belirlemiş. Hayatlarında bir kez olsun CHP’ye oy vermemiş kişilerin baş derdi, CHP’nin İstanbul Belediye Başkanlığı’nı hangi adayla alabileceğine kadar gelmiş!.. Bu seçimde Sarıgül kazanırsa, asıl kazanan Cemaat olacak elbette. Y-CHP’nin de bir kazancı olacak belki. Sözde İstanbul Belediye Başkanlığı CHP’nin olmuş olacak. Hepsi o kadar. Bu yolda bir kaç ilçe de feda edilmiş olacak tabi!..

Av. Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1)http://www.odatv.com/n.php?n=chp-milletvekiliyim-ama-chpli-degilim-1902131200

(2)http://www.ulusalkanal.com.tr/gundem/clintondan-tayyipe-gizlenen-mektup-h9211.html

(3) Madde 178 -(1) Mahkeme başkanı veya hâkim, sanığın veya katılanın gösterdiği tanık veya uzman kişinin çağrılması hakkındaki dilekçeyi reddettiğinde, sanık veya katılan o kişileri mahkemeye getirebilir. Bu kişiler duruşmada dinlenir. http://www.ceza-bb.adalet.gov.tr/mevzuat/5271.htm

(4)http://www.kuran.gen.tr/?kid=1&sid=24&x=s_main&y=s_middle

(5)http://siyaset.milliyet.com.tr/erdogan-sivas-in-otesine-gec-gorelim-seni/siyaset/siyasetdetay/19.02.2013/1670797/default.htm


“NİYAZİ”!..

 niyazi

NİYAZİLER” GELECEK ANALAR AĞLAMAYA DEVAM EDECEK!.. 

Kılıçdaroğlu’nun da jetonu köşeli, 4 gün sonra düştü. Son yaptığı açıklama ile yine kendini yalanladı. Başbakan’ın Org. Ergun Saygun’u ziyaretindeki asıl amacını: ”Yakında KCK davalarındaki tutuklularının serbest bırakılmasına toplumun vereceği tepkiyi dengelemek” olarak açıkladı.(1) 11 Şubat günü sıcağı sıcağına yaptığı açıklaması ise, Erdoğan’a atılmış can simidi değerindeydi. O gün ziyaret için “insani bir ziyaret” demişti. Adeta Erdoğan’ın basın sözcüsü gibiydi… Ziyaretin eleştirilecek bir yanını bulamamıştı!.. (2) 

Kılıçdaroğlu, 40 bin yurttaşımızın öldürülmesinden sorumlu olan terör örgütünün kurucularının, iç infaz nedeniyle öldürülmesi üzerine, ailelerine “PKK irtibat bürosunda” taziye ziyaretinde bulunan Hüseyin Aygün’ün, eleştirilen bu durumunu da “insani nedenlerle yapılmış bir ziyaret” olarak gösterip, savunmuştu!.. Bugüne kadar bir tek şehit askerin ailesine taziye ziyaretinde bulunmayan Hüseyin Aygün’ün, “insani duyguları” nedense Türk askerleri şehit edildiğinde, bir türlü harekete geçmiyor. Kılıçdaroğlu’nun ürettiği bu mazeretleri, artık Aygün bile kabul etmiyor!.. 

Birinci cümlenin başına yerleştirilen “insani nedenler” ibaresi Atlantik ötesinden ithaldir. Bu ibare matematikteki “yutan eleman“ gibidir; ardından söylenen sözlerin tümünü anlamsız ve işe yaramaz hale getirir. Tıpkı sıfır ile çarpılan rakam, ne kadar büyük olursa olsun, sonucun sıfır olacağı gibi. Kılıçdaroğlu’nun bu olayda “İnsani” kelimesini kullanmak zorunluluğu yoktu! Nitekim, Başbakan bir hafta boyunca, kendisine yöneltilen bütün eleştirileri “insani” sözcüğü ile karşıladı. Gel gör ki, Erdoğan’ın paşayı ziyaretinin amacı; insani değil, siyasiydi… Kılıçdaroğlu her zaman olduğu gibi Başbakan’ın yarattığı gündemin peşine takılıp, yine onun tuzağına düştü ve bir defa daha onu kurtardı!.. Buna Başbakan’a açılmış yeni bir “kredi” demek yanlış değildir!.. Bir değil, iki değil, Erdoğan’ı, “insani” cilası ile sürekli parlatması. Oysa Saygun’a yapılan insanlık dışı muamele ve komplonun ortayla çıkarttığı sonuçtu ziyaretin asıl sebebi. Ana muhalefetin, “Ergenekon” ve “Balyoz” davalarındaki hukuk dışı uygulamaları öne çıkartması gerekirken, “iyilik meleği” olmaya soyunan Başbakanı, “insani” kelimesi ile kutsamak gerekmezdi! Başbakan’ın bu hareketini bir tür özür ve itiraf olarak değerlendirmek gerekirdi. En azından itiraf bölümü üzerinde biraz daha fazla durup, özür dilenecekse; hükümetin komplocuları ortaya çıkartıp, özel görevli mahkemelerde yapılan yargılamaları, bu noktadan itibaren sivil yargıya devretmesi savunulabilirdi. Hükümetten bu seçeneğin yaşama geçirilmesine olanak verecek yasalar çıkartmasını istemek gerekirken, hiç de insanı olmayan, siyasi parsa toplamak amaçlı bir ziyareti, insani hale getirmek, muhalefetin üzerine düşen bir vazife olamaz!.. Özellikle de Başbakan’ın Ergun Paşa’ya:“Biz seni biliyoruz Paşam” sözlerinin, yapılan yargılamaların adil olmadığının bir itirafı olduğu üzerinde durmak gerekirdi. Muhalefet “çakma” olur ve bütün görevi iktidarı destelemek olarak şekillenmişse, elbette söylenecek sözlerin başına ”insani” sözcüğü yerleştirilmesi zorunludur!?.. Bundan sonra gelen bütün sözleri, “insani” sözcüğü zaten yutmuş olacaktır!..Kaldı ki, Başbakan “insani” duygularını hasta olan diğer Silivri mağdurları için neden göstermiyor? Örneğin, Prof. Fatih Hilmioğlu göz göre göre, ölümünü bekliyor. O insan değil miydi?.. Onu ziyaret daha “insani” olmaz mı?..

***

Ergun Saygun’un tahliyesine karar, gece saat 01.00′de verildi. Mahkemeyi o saatte toplayan irade acaba kimindi? İşte o irade, onu haksız yere tutuklatan ve tutuklu kalmasına karar veren hükümetindir!.. Bu durum aynı zamanda yargının, bağımsız ve tarafsız olmadığının en somut kanıtıdır da… Bir an için mahkemeyi mesai dışındaki bir saatte toplayan olgunun, Adli Tıp Kurumu’nun Ergun Saygun Paşa hakkında verdiği rapor olduğunu düşünelim. Bundan çıkan sonuç; mahkemenin doktor raporlarına bir değer verdiği ve uyduğudur! Peki, gerçekte öyle midir? Örneğin, Haberal ve diğer hasta tutuklular hakkında verilen hayatı tehlike raporlarına uyulmuş mudur? Silivri zindanında yaşamını kaybeden diğer tutukluların sağlığı konusunda Adli Tıp Kurumu, acaba neden rapor vermiyor? Demek ki, Ergenekon Mahkemeleri bağımsız ve tarafsız mahkemeler değildir. Tamamen siyasi iktidarın keyfine göre karar veren, “siyasi mahkeme”lerdir… Dolayısıyla bu mahkemelerden verilen kararları, hiç kimse mahkeme kararı gibi görüp değerlendiremez!..

***

Tam da bitiyor derken, başımıza bir de “casusluk davası” çıktı. Doğrusunu söylemek gerekirse, Türkiye’de işlenemez tek suç casusluktur!.. Çünkü düşmanın bilmediği bir şey yoktur ki, casusluk suçu işlenebilsin! TELEKOM İsraillilerin; TTNET, TELEKOM’UN yan kuruluşu zaten, o da İsraillilerin kontrolünde. Elektronik haberleşmenin tümü, TTNET ve ondan hizmet alan şirketler üzerinden yapılıyor. Dolayısıyla teknik olarak İsrail ile ABD’nin bilmediği bir şey olamaz ülkemizde!?.. Kısaca düşmana karşı bizim gizlimiz saklımız kalmamış! Haberleşmenin gizliliği yok ki!.. Bir tek vatandaşın bu konularda yeterli bilgisi yok. Dolayısıyla İşlenemez bir suçtan ötürü, 400 civarında subayı casusluk iddiası ile içeri tıkmanın da bir anlamı yok! Bu dava ile gösterilmek istenen; iktidarı elinde tutan güç ve ortağı, dilediği zaman, dilediği muhalifi içeri tıkabilir olduğudur. Bu dönem yargı erki, Demokles’in kılıcı gibidir.. 74 milyon vatandaşın başının üzerinde sallanıp duruyor. Kimin, ne zaman kellesinin alınacağına ise “siyasi irade” kararı verir!..

CHP’nin eski Genel Başkan’ı Baykal’ın:“CHP Anayasa Uzlaşma Komisyonu’nda tuzağa düşürüldü(3) açıklamasından sonra, Kılıçdaroğlu, İngiliz İşçi Partisi’nin daveti üzerine gittiği İngiltere’de, AKP ile “Anayasada büyük ölçüde uzlaşma sağlanmış durumda” dedi…(4) Bir taraftan Baykal’ın konuşması yararlı oldu derken, (5) bu sözlerinin üzerinden birkaç gün bile geçmeden, tarihi öneme haiz bu uyarıların tam tersine açıklamalar yapılması, siyasetteki iki yüzlülüğün canlı bir örneği olarak hafızalarda kaldı!..

CHP’yi, TESEV raporlarını benimseyip överek, ABD emperyalizminin Ortadoğu’ya dönük tezlerinin merkezi haline getiren Kılıçdaroğlu, Brüksel’deki temsilcilikten sonra, şimdi de Washington’da bir temsilcilik açıyor. Güya, bu yolla CHP tezlerinin yurt dışında duyulmasını sağlayacakmış!.. Yurt dışında bilinmeyen CHP’nin hangi tezi kalmış? Daha yakın işbirliği için Obama’nın dizinin dibinde oturmaya çalışmak, CHP’ye hiç yakışmadığı gibi, ülkemize de bir yarar sağlamaz!.. Dünyadaki dengeler içerisinde, ülke çıkarlarımız neyi gerektiriyorsa orada yerimizi alırız demek varken, bizi insan yerine koymayan Batılıların karşısına esas duruşa geçip, peşin peşin “Yerimiz Atlantik” demek, en hafif tabiriyle zayıflıktır ve her türlü işbirliğine hazır olmayı anlatır!.. İktidar sahiplerinin bu şekildeki tavrını anlamak mümkündür ama kuruluş felsefesinin özü, antiemperyalist olan Atatürk’ün CHP’sine ve onun koltuğunda oturan bir adama bu duruş hiç yakışmamıştır!.. Üstelik o Batılılar, ülkemizi parçalamak isteyen PKK’ya her türlü yardımı yaptıkları ortada iken, böyle sözler hiçbir şekilde söylenmemelidir!..

***

İşte bu omurgasız duruş nedeniyledir ki, son araştırma sonuçlarına göre, Öcalan’la görüşmeye CHP’den verilen destek, genelde yüzde 23 iken, Kılıçdaroğlu’nun “kredisine” CHP içinde verilen destek yüzde 20‘lerde kalmıştır!…

MetroPOLL Stratejik ve Sosyal Araştırmalar Merkezi‘nin anketine göre; “İkinci Kürt Açılımı”na İstanbul’da verilen destek ise, yüzde 25 civarında kalmıştır. 2011 Genel Seçimleri’ne göre, İstanbul’daki seçmenin yüzde 50′sinin desteğini alan AKP’nin seçmeni, “Öcalan’la Müzakere” yi desteklemiyor. AKP tabanındaki bu durum, Meclis grubuna da yansımıştır. TBMM İnsan Hakları Komisyonu toplantısında, Ankara Milletvekili Ülker Güzel ile Erdoğan’ın “sorunsuz dili” ile konuşan Mehmet Metiner, neredeyse biri birlerine girmişlerdir.(6) AKP’nin tabanı bile bu kötü gidişe uyandı!..

1 Mart Tezkere‘sini reddeden ve CHP’nin oturmuş çizgisini terk eden Kılıçdaroğlu, sanki “BOP Eşbaşkanlığı”nın halkı aldatmak için uydurduğu yalanları, tekrar etmekle görevlendirilmiştir!.. CIA’nın “etki ajanları”na bu konularda nal toplattırıyor!.. Biliyorsunuz, “etki ajanı” nitelemesi oldukça iddialı ve vatana ihanete kadar varacak suçlamalarla yüklüdür. Bu nedenle somut olgularla altının doldurulması gerekiyor: ABD ve müttefiki AB’nin, Ortadoğu ve Ön Asya’daki enerji kaynaklarını yağmalama planı olan Büyük Ortadoğu Projesi’nin uygulayıcıları, Kuzey Afrika’dan Suriye’ye kadar olan bütün devletlerin yönetimlerini devirdiler!.. Bir tek mermi bile atmadan (teknolojik üstünlüklerini kullanarak) NATO’nun ikinci, dünyanın beşinci büyüklükteki ordusu olan ve 700 binden fazla mevcudu bulunan, Türk Silahlı Kuvvetleri’ni de etkisizleştirip, kontrolleri altına aldılar!.. Şimdi TSK’yı da kendi amaçları için kullanarak, Suriye ve İran rejimlerini düşürmeye çalışıyorlar…

Buraya kadar yapılan tespitlere bir itirazınız olacağını sanmam. Bu kadar kapsamlı bir harekatı yürüten emperyalistler, kendi kontrollerindeki Kuzey Irak ve Türkiye topraklarında konuşlanmış ve en fazla 7000 mevcudu olan PKK ile mi baş edemiyorlar?..

Sadece bu sorunun yanıtını aramak faaliyeti bile, hain emperyalist planı bütün çıplaklığı ile gözler önüne sermeye yeter. PKK emperyalizmin bir silahıdır sadeceve bu nedenle onu tasfiye etmek istemiyorlar! Başka bir deyişle, PKK’yı destekleyen, koruyup kollayan, kol kanat geren ve silahlandıran emperyalist ülkelerdir. Bu noktada Kürt milliyetçiliğinin, işbirlikçiliğine ve gerici karakterine de işaret etmek gerekir. Asıl söylemek istediğim, bu değildir elbette. 30 yıldır, dış destekle Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı sürdürülen bu kirli ve haksız savaşın, TSK tarafından “bitirilemediği” veya “bitirilemeyeceği” yalanına, yurtsever olduğunu sandığımız Kılıçdaroğlu’nun da alet edilmiş olmasıdır!..

Ne zaman TSK, PKK ‘ya karşı, onu yok edecek şekilde, kapsamlı bir harekata giriştiyse, ABD ve AB karşısına dikilmiştir. Ne yazık ki, yurtsever olduğunu sandığımız bazı çevreler de “sivil halk zarar görmesin, insan hakları ihlalleri olmasın, teröristle halk iyi ayırt edilsin vb” propagandalar ile bu harekatlara köstek olmuşlardır. Şu anda, geldiğimiz aşamada, emperyalistler e işbirlikçileri, Türk halkını “terörün silahla bitirilmesi imkansızdır, boşuna yere daha fazla analar ağlamasın” yalanına inandırmaya çalışmaktadırlar!.. Başka bir deyişle, düşmanlarımız, PKK’nın TSK’yı “yendiğine” inanmamızı istiyorlar!.. Bunun içindir ki, Başbakan Erdoğan ile ana muhalefet lideri Kılıçdaroğlu, “her türlü bedeli ödemeye, gerektiğinde siyasi yaşamlarını sonlandırmaya” hazır olduklarını tekrarlıyorlar!.. (7) Dikkat ettiyseniz, iktidar ile ana muhalefetin hemfikir olduğu tek konu budur!.. Bu durum, her ikisi de ABD güdümlü olduğunun kanıtıdır… Halbu ki, sadece iktidar “bedel” ödese, kazanacak olan ana muhalefet olacaktır!.. Belki de sadece bu başarısızlık nedeniyle CHP iktidara bile gelebilecektir. Nedense Y-CHP, AKP’nin üzerine aldığı riski, bir kefil gibi gereksiz yere üzerine almaktadır!.. “İkinci Kürt Açılımı” başarı ile sonuçlanırsa, başarıdan sadece AKP iktidarı nemalanacaktır!.. İşte Kılıçdaroğlu’nun bu noktadaki tutukluğu, “diyet ödeme” durumuyla karşı karşıya bulunduğunu göstermeye yetmektedir!..

***

Besbelli ki, “Analar ağlamasın” edebiyatı içinde, ağlamak görevini yerine getirmek, Kılıçdaroğlu’na verilmiştir!.. Bu son derece açıktır. Şu ana kadar, PKK’nın ağlattığı ana sayısı 40 bin civarındadır. PKK’nın kökünü kazımak üzere, girişilecek kapsamlı bir askeri harekat sırasında, belki de ağlayacak ana sayısı onlarla ifade edilecektir!.. Bu noktada şu soruyu sormak gerekir:40 bin ananın sürekli ağlaması mı, yoksa bu analara birkaç ana daha eklenip, başka da hiç bir ananın bir daha ağlamaması mı önemlidir?.. Terör bitirilince, şehitler ve gaziler ile onların aileleri, hak ettikleri saygıyı gördüklerinde, bütün anaların gözyaşları dinecektir!.. Türk anaları şehitlerine ağlamaz! Aksine, bu vatan için diğer çocuklarını da ellerine kına yakıp, askere gönderirler. Onları ağlatan; çocuklarının “Niyazi” muamelesine tabi tutulmasıdır. Kaldı ki, Y-CHP’nin, AKP ile kol kola girerek başlattığı “Analar Ağlamasın Açılımı”na, terör örgütü olumlu yanıt da vermiş değildir!.. PKK’nın askeri karargahının Kandil’de, siyasi kanadının ise Avrupa’da olduğu bilinmektedir. Bu merkezlerden, silahlarını bırakacaklarına ilişkin en ufak bir işaret gelmemiştir. Aksi yönde yapılan açıklamalar ise vardır…(8)

PKK‘nın “Akil Adamlar Projesi”ni sahiplenen Kılıçdaroğlu ile TR 705 no’lu CIA’nın haber kaynağı Sezgin Tanrıkulu ve Hüseyin Aygün şahsında somutlaşan CHP’nin “yenilikçi” kanadı, CHP’yi siyaseten bitirme pahasına, yukarıdaki politikalar içerisinde yer almakla ve “etki ajanı” sıfatını fazlasıyla hak etmiş bulunmaktadır!.. O bakımdan Baykal’ın; “Türkiye’yi işgalden kurtarmak için CHP’yi işgalden kurtarmak gerekir” anlamına da gelen “”Türkiye’yi savunmak, CHP’yi savunmaktan geçer. Türkiye’yi değiştirmenin ilk aşaması CHP’yi değiştirmekti. Onun için CHP’yi savunmak Türkiye’yi savunmaktır. Bunu çok iyi bilin. CHP’ye muazzam haksızlıklar yapıldı ve yapılmaya da devam ediyor. Bu duruma meydan okumak gerekmektedir“ sözlerini doğru anlamak gerekir!..

Eski CHP Genel Başkanı’nın bu sözleri çok önemlidir. Zira MetroPOLL şirketinin son anketine göre, CHP ve MHP seçmeninin yüzde 50‘si, yeni parti aramaya başlamıştır bile!.. Bu sonuç; Y-CHP yönetiminin yarı yıl karnesidir… Birkaç yılda yarı yarıya fire vermişlerdir!.. Sertifika töreninde, Kılıçdaroğlu’nun esip gürlemesine bakmayın siz. CHP Parti Okulu’ndan sertifikalarını alan katılımcılara: ”Okulda ne öğretildiğini” sorduk… Aldığımız yanıtlar iç karartıcıdır. 2 gün boyunca, ne parti Programından bir satır okunmuştur ne Tüzükten. Övünebildikleri tek şey, partililerin yol paralarını ceplerinden vermiş olmalarıdır!.. Eğitmenlere, Parti Okulu’nda “beden dili” öğretiliyormuş!.. Zahir ağızdan söyleyecek sözleri yok!.. Halka söyleyecekleri, derli toplu olarak öğretilmemiş, ama sertifikaları verilmiş. Eğitmenlerin eline Parti Programı ve Tüzük olmadığıa halde yola koyulmuşlar. Bunun da bir nedeni olmalı: Y-CHP yönetimi, galiba Baykal’ın konuşmasından sonra, Programının okutulmasını sakıncalı buluyor. Parti üyelerinin, görev ve sorumlulukları ile parti programını bilmeleri istenmiyor anlaşılan. Partililer, Programı ve Tüzüğü özümseyerek öğrenseler, buralarda yazılı ilke ve kurallara aykırılıklara da karşı gelebilirler diye korkuyorlar. Düşünen, sorgulayan, yargılayan, üreten ve itiraz eden partili tipini, hiç sevmiyor Kılıçdaroğlu. Hak ve hukuku bilen üyeler, kolaylıkla Y-CHP yönetiminin, CHP’li olmadığını da anlayıp sorgulayabilirler çünkü!.. Yürekli ve inançlı olanlar, sorun da çıkarabilirler elbette. Bu nedenle, suya sabuna dokunmayan, göstermelik, iki günlük bir “eğitim” ile partililer Anadolu yollarına revan edilmiş. CHP’yi tarihi köklerinden kopartmaya çalışan Kılıçdaroğlu ve ekibi, “formatladığı” 1915 partiliye, büyük olasılıkla “Atlantikçiliği” ve TESEV‘in raporlarını yüklemeyi düşünüyor!.. Ama yemezler!..

Zaten bu nedenledir, söz dinleten yöneticiler yerine söz dinleyenleri öne çıkartıyorlar!..

Av. Cemil Can 

DİPNOTLAR:

(1) http://www.cumhuriyet.com.tr/?hn=399046&kn=895&ka=4&kb=5&kc=895

(2)“İnsani bir ziyaret. İnsan olarak baktığımızda bunun eleştirilecek bir tablosu yok, bir tarafı yok. Ama eğer olaya Ergenekon davası penceresinden bakacak olursak, bu gecikmiş bir ziyarettir. Yapılan haksızlıklar toplumun her kesiminde ciddi tepkiler uyandırdı. Sayın Başbakanın bu ziyareti elbette ki toplumda bir rahatlama sağlamıştır...”

http://www.haberturk.com/gundem/haber/819010-kilicdaroglu-surpriz-ziyareti-yorumladi

(3) http://www.ulusalkanal.com.tr/gundem/iste-deniz-baykalin-grup-toplantisinda-yaptigi-konusmanin-tamami-h9011.html

(4) http://www.gercekgundem.com/?p=526390&com=all

(5) “İçerikli bir konuşma. Anayasa konusunda sanki CHP‘de farklı görüşler varmış gibi bir endişe taşımış ve bu endişeyi gidermeye yönelik bir konuşma yapmış. İçerik olarak doğru.

http://www.cnnturk.com/2013/turkiye/02/13/kilicdaroglundan.deniz.baykal.yorumu/696412.0/index.html(6)“Hak arayışı günahsız yavruların, anaların öldürülmesiyle mi olur? PKK ve yandaşlarının oynadığı bu oyunda yiyeceği şamar, bir zamanlar dış ülkelerin Osmanlı Devleti’nin yıkılması sırasında karşılaştıkları ve yedikleri Türk şamarı olacaktır”

http://www.ulusalkanal.com.tr/gundem/akpde-catlak-teror-ne-zaman-hak-arayisi-oldu-h9033.html

(7) a- http://www.ntvmsnbc.com/id/25107583/

b- http://www.haberturk.com/gundem/haber/752126-chp-her-turlu-bedeli-odemeye-hazir

(8) http://chp-muhalefethareketi.biz.tr/2013/01/bir-kredi-daha/

 

 

İŞTE O MUHTARLAR!..

zeki_alcin
Y-CHP YEREL SEÇİMLERDE AKP’Yİ DESTEKLEME KARARI ALDI!..

Çankaya’da 116 muhtar var… (1) Çoğunluğunu CHP’liler destekleyip seçmişler. Önce bu tespiti bir yere not edelim. Kılıçdaroğlu’na göre: “Demokrasinin en saf, en temiz, en güzel tecelli ettiği seçimler muhtarlık seçimler”idir. (2) Doğrusunu söylemek gerekirse, bizim muhtarlar parklara bile bekçi olamazlar!.. Muhtarların görevleri; 4541 Sayılı Kanunun üçüncü maddesi ile Şehir ve Kasabalardaki Mahalle Muhtar ve İhtiyar Kurulları Tüzüğü’nün dördüncü maddesinde tek tek sayılmıştır…(3) Dolayısıyla yetkilerinin de bu görevlerini yapmakla sınırlı olduğu tartışmasızdır…

Siyasi partilerden aday gösterilemeyen muhtarların, tek tek veya toplu olarak devlet mührünü ve muhtarlık unvanını bir belge üzerinde kullanarak, siyasi partilere aday önermeleri olanaksızdır! Siyasi etikle asla bağdaşmayan böyle bir davranış, Kılıçdaroğlu’nun CHP Genel Başkanlığı dönemine rastlamıştır ve bir ilktir!.. Başka bir deyişle; Muhtarlar, ilgili yasa ve tüzükte 23 madde halinde belirlenmiş olan (ilmuhaber verme, tutanak düzenleme ve yazılı bildirimde bulunma) işlerinden başka, hiç bir faaliyet için devletin mührünü ve muhtarlık unvanını kullanamazlar!..

Aksi ceza kanunlarımızda bir yaptırıma bağlanmamış olsa da, devletin mührünü ilgisiz ve gereksiz bir yerde kullanmak, en azından yetkiyi kötüye kullanma olarak düşünülmelidir. Aynı şekilde, bir siyasi parti üyesinin, başka bir siyasi parti adayı için çalışmasını da siyasi ahlaksızlık ve seçmenlere karşı saygısızlık olarak kabul etmek gerekir. Bu işi yapan kişi veya kişiler seçilmiş muhtarlar ise, durum çok daha vahim demektir. Nitekim, CHP’liler için böyle bir durum; CHP Tüzüğü’nün 70. maddesinin (A) bendinin ( e) fıkrasında: “Parti adaylarına karşı veya başka parti adaylarından yana açık veya gizli çalışmak” şeklinde formüle edilip, en ağır parti suçu olarak belirlenmiştir. Başka bir söyleyişle, başka parti adaylarından yana açık ya da gizli çalışmak “kesin çıkarma” cezası yaptırımına bağlanmış parti suçu olarak kabul edilmiştir…

Çoğu parti üyesi, biri de CHP Çankaya İlçe Yönetim Kurulu Üyesi olan, Çankaya İlçesi’nin muhtarları; İ. Melih Gökçek’in oğlu olmaktan başka bir özelliği bulunmayan Osman Gökçek‘in, Çankaya Belediye Başkan adayı olarak gösterilmesi için mühürlerini de kullanarak AKP’ye dilekçe vermişlerdir!.. (4) Parti tüzüğüne göre derhal haklarında soruşturma açılarak parti ile ilişkilerinin kesilmesi gerekmektedir…

Yukarıda belirtilen hukuki durum karşısında; Botanik Park’a bekçi olması bile sakıncalı olan; Çankaya İlçesi Muhtarlar Derneği Başkanı Adil Ağtaş’ın,AKP’ye aday önermesini hiçbir neden mazur gösteremez. Ağtaş, şu anda CHP Çankaya İlçe Yönetim Kurulu Üyesi‘dir. Aynı zamanda da Naci Çakır Mahallesi Muhtarı’dır. Adil Ağtaş’ın, Kemal Kılıçdaroğlu‘nun Çankaya İlçe Başkanlığı için destek verdiği Başkan Mehmet Perçin tarafından ilçe yönetim kurulu listesine yazıldığı hesaba katılırsa, ikisinin de CHP’deki varlığı başlı başına skandaldır!..

***

CHP Çankaya İlçe Başkanı Mehmet Perçin’in, AKP’li ve MHP’lilerle birlikte türbeleri yeniden canlandırmak üzere, vakıf kurup (5) uzlaşması ise, ikinci büyük skandaldır!.. Bu konu Ankara yerel basınında geniş yer almış, (6) fakat Y-CHP’nin merkez yönetimi kulağının üzerine yattığı için bu haberleri duyamamıştır!?..

Alevi oylarını AKP’ye pazarlama çalışması olduğu son derece açık olan bu faaliyet nedeniyle, İl Başkanı Zeki Alçın‘ın, Mehmet Perçin ve Adil Ağtaş hakkında derhal soruşturma başlatması gerekmektedir. İleride hesabı sorulduğunda, “haberim olmadı” diyemez. Zira bu köşe yazısını ihbar kabul etmek zorundadır. Aksi halde CHP’nin siyasi tarihine, Ankara’nın İl Başkanı olarak değil, Aşure Kolu Başkanı olarak geçecektir!..

AKP iktidarının, CHP’li belediyelere karşı başlatmış olduğu itibarsızlaştırma amaçlı soruşturmalara karşı, siyasi bir duruş belirlemek için, belediye başkanlarını Ankara’ya toplayan Kılıçdaroğlu; haklı olarak:”CHP’li bütün belediye başkanlarından onur duyuyorum, gurur duyuyorum” demiştir. Şimdi çok merak ediyorum; CHP üyesi muhtarlar için de aynı sözleri söyleyebilecek midir? Hadi diyelim ki, AKP’yi destekleyen o muhtarların tümü CHP’li değildir. Peki, partili olanlar için ve parti hukukunu uygulamayanlar için ne yapacaktır? Sonuç itibariyle, CHP’nin Ankara İl Başkanı ve Çankaya İlçe Başkanı’nın arkasında genel başkan vardır ve fatura her şekilde kendisine kesilecektir!.. Bu hesabı er geç genel başkan ödeyecektir. Onun hesap vereceği yer, kuşkusuz kurultaydır ve bu gidişle o da yakındır!..

Çankaya İlçesi, CHP’nin Türkiye’de en güçlü ve örgütlü olduğu yerleşim birimidir. Partinin en ağır topları, siyasi faaliyetlerini bu ilçede yürütürler. Doğal olarak muhtarların yüzde 90′ı da onların yönlendirmesi ve CHP’lilerin desteği ile seçilmişlerdir. Çoğunluğu parti üyesidir… Bu gerçeği kimse inkar edemez!..

***

CHP içinde, tekkelerinaçılması için faaliyet gösterenler vardı. Bir süre sonra bunlara dergahların açılmasını isteyenler eklendi. (7) Şimdi de, türbelerin bakım ve onarımı için (8) CHP’li belediye başkanları ve Çankaya İlçe Başkanı, AKP’liler ile “uzlaşarak” bir vakıf kurma işine giriştiler!… Laiklik ilkesini programının merkezine koyan CHP’nin, 2013 yılı itibariyle Kılıçdaroğlu yönetiminde geldiği yer burasıdır işte… Atatürk Devrimlerinin en önemlilerinden biri olan tekke, türbe ve zaviyelerin kapatılmasına ilişkin “Tekke ve Zaviyelerle Türbelerin Kapatılmasına ve Türbedarlıklarla (türbede hizmet edenler) Birtakım Unvanların Men ve İlgasına Dair (677 Sayılı) Kanun, (9) Y-CHP yöneticileri tarafından çiğnenerek, Atatürk Devrimleri’ne ciddi bir darbe daha vurulmuştur!..

Atatürk’ün koltuğunda oturan Kılıçdaroğlu’nun, kol kanat gerdiği ve arkalarında durduğunu gizlemediği bu iki yüzlü kadroların, (10) bundan böyle türbelerde hizmet etmeye talip oldukları aşikardır!.. Kılıçdaroğlu’nun “kredisi” ile CHP’de hızlanan bu başkalaşım, İkinci Kürt Açılımı’nda sıkıntıya düşecek olan hükümetin yolundaki taşları temizleme işlevini görmüştür… Tıpkı PKK’nın “yol haritası”nı sahiplenme olayında olduğu gibi.. Y-CHP’de başlayan türbedar olma yarışına paralel olarak, Ankara 16. Asliye Hukuk Mahkemesi de tekke ve zaviyelerin kapatılmasına ilişkin yasanın, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamında uygulanamayacağına ilişkin, enteresan bir karar almıştır…(11) Zamanlama ilginçtir. Anlayacağınız Devrim Yasaları‘nın, anayasaya aykırı yorumlanamayacağına ilişkin hükmünü çiğnemek suretiyle, yeni bir yol açma görevi Y-CHP’ye verilmiştir!..

Y-CHP’nin bu yöndeki yol temizleme çalışmalarından cesaret alan, BDP’li Altan Tan, “Şeriata inanıyorum, Kemalizm tasfiye edilmeli” diyerek, Tevhidi Tedrisat Kanunu’nun kaldırılması için yasa teklifi verdi!.. (12) Anlaşılıyor ki, Y-CHP merkez yönetimi, eş-dost ve akrabalarının AKP’li belediyelerde “güvenlik görevlisi”olarak çalıştırılması karşılığında, yerel seçimlerde AKP’yi destekleme kararı almıştır!.. Bu nedenle olsa gerekir ilk uygulamaya CHP’nin en güçlü ve Alevilerin en yoğun yaşamış olduğu Çankaya ilçesinden başlanmıştır!..

***

Başta Ankara Büyükşehir Belediyesi AKP Grup Başkan Vekili Ali İhsan Ölmez olmak üzere, AKP’li ilçe belediye başkanları ve bazı AKP’nin ağır topları ile birlikte kurdukları vakfın senedinden anlaşıldığına göre; vakfın amacı kısaca; türbelerin bakımını yaptırmakmış!.. Son derece açıktır ki, hedef; türbe bakımı görüntüsü altında, Anadolu erenlerinin türbeleri etrafında dolanmak ve Alevi inancından olan dürüst insanları, siyaseten sömürmektir!..

Bu beyler işe, Hüseyin Gazi Tepesi’nde bulunan türbeden başlamışlardır. Alevilerin adak kurbanı kestikleri ve Alevi inancını yaşattıkları bu türbe, eklentileri ile birlikte Kültür Bakanlığı’ndan istenmiştir. (13) Bütün hesap ,türbeyi ele geçirerek, inançlı Alevileri kontrol altında tutabilmektir!..

Tunceli Dayanışma ve Kültür Vakfı’nın Onur Kurulu Yedek Üyesi olan (14) Mehmet Perçin, Kılıçdaroğlu’nun son dönem prenslerindendir. Göreve getirilmesine karar verildikten sonra, kendisi gibi Alevi olan ve sadece “inanç siyaseti” yapacak durumda olan kafadarlarından bir ekip kurmasına olanak sağlanmıştır. Muhtar Adil Ağtaş da bu ekibin içerisindeki yıldızlardan biridir. Öyle muhtar deyip geçmeyin, bayağı aktif ve becerikli bir adamdır. Çankaya İlçesi Muhtarlar Derneği Başkanlığına seçilebilmek öyle kolay bir iş değildi. Muharrem Ayı’nda düzenlendiği “aşure partisi”ne Çankaya Belediye Başkanı Bülent Tanık bile katılmak zorunda kalmıştır. Muhtar Ağtaş, Y-CHP’nin son dönemdeki ağır topları arasına bu yetenekleri ile girmiştir!..

Y-CHP’nin Kılıçdaroğlu çizgisindeki bu becerikli muhtarı, diğer muhtar arkadaşlarını toplayıp, Çankaya Belediyesi’ne başkan adayı olarak; İ. Melih Gökçek’in oğlu Osman Gökçek’i, Başkan adayı olarak neden tespit etmişlerdir? Bu sorunun yanıtını İ. Melih Gökçek’in seçim taktiklerinde aramak gerekir. Gökçek bu hamlesi ile CHP’yi yerel seçimlerde rakip olmaktan çıkartmıştır. Görüldüğü gibi Bülent Tanık’ın katıldığı o “aşure partisi” yeniden aday olmasına yetmemiştir!..

Biliyorsunuz muhtarlar temsil ettikleri mahalle veya köy halkı adına ak kağıt üzerine devlet mührünü basarlar!.. Hiç kuşku yok ki, sadece kendi adlarına yapmaları gereken bir öneriye, görev ve yetkileri içerisinde bulunmayan “belediye başkanı önerme” işini de katmışlar ve devletin mührünü kullanmışlardır. Bu iş iktidar yalakalığı yapmaktan başka “görev ve yetkiyi kötüye kullanma” olarak kabul edilmelidir… Tekrar oluyor ama yine de söylemek istiyorum; işin ilginç yanı, mührü basan muhtarların çoğunluğunun CHP’lilerin destekleyip seçtiği adaylar olmasıdır…

Diyelim ki, muhtarlar Kılıçdaroğlu’nun SOROSÇU olmasına kızdılar veya Bülent Tanık’ın hizmetlerinden memnun değiller. Bu nedenle de ayrı bir adayı destekleme kararı aldılar. Elbette böyle bir karara saygı duyanlar çıkabilir!.. Ama çoğu CHP’li olan bu muhtarların gösterdikleri adayın, en azından Atatürkçü çizgide olması gerekmez miydi?.. 20 yıldır CHP’lilere küfreden ve Atatürkçü Düşünce’den nefret eden bir adamın oğlunu, bir dönem daha Ankara’nın başına bela etmenin ne gereği vardı? Alevileri oy deposu gibi görüp, türbe ve dergahların bakım ve tamiri ile aldatarak; gericilere, Atatürk ve Cumhuriyet düşmanlarına oy verme tuzağına düşürmek, CHP kimlikli siyasetçilere yakışıyor mu? İlkesizliğin, saygısızlığı, soytarılığın ve siyasi ahlaksızlığın bir belgesi olan o dilekçeyi Kılıçdaroğlu görmedi mi?..

***

CHP’li muhtarlar açısından işin bir de disiplin hukuku cephesi vardır. Yukarıda da belirtildiği gibi, CHP Tüzüğü’ne göre, başka bir partinin adayını desteklemek, partiden ihraç nedenidir. Basına yansıyan bu kepazelik karşısında, CHP Ankara İl Yönetim Kurulu’nun derhal toplanıp, Adil Ağtaş’ı “tedbirli olarak” görevden alması gerekiyor. Bu durumunu bilerek, Adil Ağtaş’ı listesine yazan ve AKP’lilerle türbe vakfı kuran CHP Çankaya İlçe Başkanı Mehmet Perçin’in de hesaba çekilmesi gerekir… Y-CHP’nin Ankara İl Başkanı Zeki Alçın’ın “oybirliği” ile hareket ettirdiği yönetim kurulu, bakalım bu durum karşısında ne yapabilecektir!.. Aynı zamanda Mehmet Perçin’e kol kanat gererek, arkasından duran Kemal Kılıçdaroğlu’nun da hesap verme zamanı elbette gelecektir!..

Biliyorsunuz Kemal Kılıçdaroğlu, birkaç ay önce “iktidara gelmek gibi bir hedefimiz yok” (15) diyerek, saklı tuttuğu temel düşüncesini ağzından kaçırmıştı. Bir süre sonra da, bir gazetecinin Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Abdullah Gül’ü destekler misiniz şeklindeki sorusuna da, “bakarız neden olmasın” (16) karşılığını vermişti!..

CHP’yi ele geçiren bir ekibin, CHP’lilerin oylarını doğrudan sağ partilerin adaylarına vermelerini sağlaması oldukça zordur.. Böyle bir işi, ancak sağcıları ve cemaatçileri CHP’den aday göstererek yapabilirlerdi ve şimdi onu yapmaya başladılar!..

Adayların önseçimle belirleneceği sözünü vererek, genel başkanlığa seçilen Kılıçdaroğlu, şimdi kendi seçtiği delegeler için bile; “Bu delege yapısı ile ön seçim yapılmaz” (17) deyip, kıvırmaya başlamıştır…

Çünkü Kılıçdaroğlu, kapı kullarıyla birlikte, ülkeyi AKP’ye teslim etme görevini üstlenmiştir. Şimdi İstanbul, Ankara, İzmir ve Eskişehir gibi büyük merkezlerin AKP’ye teslim edilmesine sıra gelmiştir… Bunun için saptanan yol, CHP’li olmayan adayları CHP’den aday göstermektir… CHP’lileri aldatarak, onları CHP’li olmayanlara oy verdirmek, ancak bu şekilde olanaklı hale gelebilir!..

Kendileri için istedikleri ise, teslim edecekleri CHP’li belediyelerde sadece “muhalefet görevlisi” olmaktan ibarettir… Atatürk’ün ve İnönü’nün partisinin başına getirdiğimiz bu adamların gerçek yüzü böyledir işte!..

Bu haberleri öğrenen eski CHP’liler, kahırlarından vereme tutulmak üzeredir! 40-50 yıldır CHP’nin iktidar olması için mücadele veren ve kendisi için hiçbir talepleri bulunmayan vefakar partililer, Kılıçdaroğlu’nun göstereceği adaylara oy vermeme noktasına getirilmiştir!…

Başlarında Kılıçdaroğlu olmak üzere; bu utanmaz, arlanmaz rezil siyaset adamlarının CHP’yi düşürdükleri durum ne yazık ki, böyledir!…

Alevilerin siyasetteki önderleri için ise, durum çok daha acıdır. Onlar şimdi, okka ile armut satar gibi, Aleviliği Melih Gökçek’e pazarlamakla meşguldür… Anlaşılan, bu gidişle Başkent’in Gökçeklerden kurtulacağı yok!..

Bu kadar tekrardan sonra, dilerseniz özetleyelim ve bitirelim: Y-CHP ile AKP, İ. Melih Gökçek’in oğlu Osman Gökçek’in Çankaya Belediye Başkanlığına aday gösterilmesi hususunda uzlaşmışlardır!..

Cumhurbaşkanlığın seçimlerinde ise, Abdullah Gül’e oy vermemiz istenecektir!.. Kılıçdaroğlu’nun iktidar olma gibi bir hedefi yok zaten. Yerel yönetimlerde, bu delege yapısı ile ön seçime gidilemeyeceği için belediye başkan adayı olarak muhtarların üzerinde uzlaştığı kişiler gösterilecektir.

Çankaya için en popüler başkan adayımız Osman Gökçek’tir!…

Oylarınız, milletimiz ve ülkemiz için hayırlı olsun!..

Av. Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1) http://www.cankayakaymakamligi.gov.tr/default_B0.aspx?content=415

(2) http://t24.com.tr/haber/kilicdaroglundan-muhtarlara-destek/214695

(3) http://www.mevzuat.adalet.gov.tr/html/5013.htm

(4) Dipnotların en altındaki “iste bizim adımıza karar veren o muhtarlar” satırını tıklayınız.

(5) http://tutkav.com/index.php

(6)…

(a) http://haber.sol.org.tr/devlet-ve-siyaset/chp-ve-akp-uzlasi-vakfi-kurdu-turbeleri-onaracaklar-haberi-65991

(b) http://www.halkinhabercisi.com/chp-ankarada-vakif-depremi

(c) http://www.skyturk.net

(d) http://www.gercekgundem.com/?p=506102

(e) http://www.ankarahaber.com/haber/Yerel-yonetim-Baskent-te-uzlasi-ariyor-/123308

(f) http://www.yenimahalle.bel.tr/web/Haber/HaberIcerikGoster.aspx?id=1361

(7) Seyit Rıza’nın CHP Kolları” başlıklı yazı altındaki fotoğrafa bakınız:

http://chp-muhalefethareketi.biz.tr/2012/12/chpnin-seyit-riza-kollari-4/

(8) Vakfın Amacı:” Tarihsel ve manevi öneme sahip şahsiyetlerin türbeleri ile ülkemizdeki inanç merkezlerinin kültürel dokusuna uygunluğunun araştırılarak bakımı, onarımı, çevresel düzenlemeleri ile ilgili çalışmalar yapmak, sosyal ve kültürel  faaliyetler düzenlemek” olarak belirlenmiştir. (http://tutkav.com/hakk.php)

(9) http://www.ataturkiye.com/metin/tekkezaviye.html

(10) http://www.gercekgundem.com/?p=452469&com=all

(11) http://www.memurlar.net/haber/333602/

(12) http://www.aydinlikgazete.com/m/mansetler/bdpli-tandan-seriat-cagrisi-tamami-h19035.html

(13) http://www.gercekgundem.com/?p=518483&com=all

(14) http://www.tunc-vak.org/yonetim/template.asp?articleid=163&zoneid=60

(15) http://chp-muhalefethareketi.biz.tr/2012/12/asure-partisi/

(16) http://www.haber7.com/partiler/haber/961889-kilicdaroglundan-abdullah-gule-oy-sinyali

(17) http://www.ilk-kursun.com/haber/123630

iste o muhtarlar

 

GÜYA MUHALEFET

Emre

CHP İzmir Milletvekili Prof. Dr. Birgül Ayman Güler’in TBMM’inde yaptığı konuşmada ifade ettiği “Kürt milliyetçiliğini bana “ilericilik” ve “bağımsızcılık” diye yutturamazsınız. Türk ulusuyla Kürt milliyetini eşit, eş değerde gördüremezsiniz” şeklindeki çok doğru ve yerinde tespit, bir süre daha tartışılacağa benziyor. Konuyu anlamayan veya bilinçli olarak saptıranlardan biri de ne yazık ki, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu olmuştur. İl başkanları toplantısında söylediği: “Kimsenin şu veya bu şekilde etnik kimlik üzerinden siyaset yapması, bir etnik kimliği dışlaması, onu ikinci sınıf yurttaş olarak görmesi bizim kabul edebileceğimiz bir olay değildir” şeklindeki sözler, doğrudan olayı saptırmayya dönüktür. Açıktır ki, Kılıçdaroğlu bu konuda ya çok bilgisizdir ya da bu fırsattan yararlanarak Atatürkçüleri sindirmek istemiştir!.. 

Dersim üzerinden Atatürk ve İsmet İnönü’yü katliam yapmakla, hatta daha da ileriye gidip, Kurtuluş Savaşı’mızda Atatürk ve arkadaşlarını Ege’de etnik temizlik yapmakla suçlayan Hüseyin Aygün için ağzını hiç açmamış olmasını gerçekten ibretliktir… Söz konusu Sezgin Tanrıkulu ve Hüseyin Aygün olunca Kemal Kılıçdaroğlu, nedense sağır ve dilsiz gibidir!.. 

Kılıçdaroğlu’nun “Parlamentoda konuşurken, üniversitede ders vermiyoruz biz. Kullandığımız sözlerin nerelere çekiştirileceğine dikkat etmemiz gerekiyor“ sözleri ise nasıl bir siyasetçi olduğunu gözler önüne sermektedir. Güler’in doğru tespitlerini eleştiremeyen Kılıçdaroğlu, ona halka gerçeği söyleme, yanlış anlaşılabilir demek istemektedir!.. Kılıçdaroğlu’nun halka verdiği değer ve bakış açısı ne yazık ki böyledir!.. 

CHP Genel Başkan’ına böyle bir durum karşısında:”Siz bilimsel doğruları, her zeminde korkmadan, bıkmadan, usanmadan savunmaya devam edin. Halka her zaman doğruları söyleyin. Siyasi rakipleriniz tarafından sözleriniz çarpıtılabilir. Böyle endişelerle doğruları söylemekten çekinmeyin. Er geç halk sizi anlayacaktır. Ben de arkanızdayım” demek yakışırdı… Gerçekleri halkın önünde savunan milletvekillerine; üniversite kürsüsünde söylediğin gerçekleri, halkın duyacağı yerlerde söylemeyin, şeklinde tavsiyelerde bulunulması en hafif tabiriyle ayıptır!.. 

Diğer yandan Hüseyin Aygün’ün saçma sapan fikirlerini “düşünce özgürlüğü” içerisinde gören Kılıçdaroğlu, Prof. Dr. Birgül Aymar Güler’in parti programı ile bire bir örtüşen sözlerini televizyon programlarında savunmasına “yasak” koymasını anlamak mümkün değildir!.. Hele grup toplantısında Güler’in yuhalattırılması, vaktiyle Antalya İl Kongresi’nde Deniz Baykal’ın yuhalattırılması olayını anımsatmıştır. Bu rezillikler karşısında Kılıçdaroğlu tepki vermeyerek, yapılanları bir anlamda onaylamıştır!.. Bu tutum yuhalama olaylarının arkasında doğrudan Kemal Kılıçdaroğlu’nun olduğunu söyleyenleri haklı çıkarmaktadır!.. 

Daha da önemlisi; Kılıçdaroğlu’nun il başkanları toplantısında olayı “ırkçılık” olarak tarif etmiş olmasıdır. Bu açıklama Kılıçdaroğlu’nun bu konularda ne kadar bilgi sahibi olduğunu ortaya koymaktadır!.. 

*** 

CHP Gençlik Kolları Genel Sekreteri Özgür Ozan Doğru’nun CHP gençliğini “Biz Seyit Rıza’yız” şeklinde tanımlamasından sonra, siyasetteki hedefini “Başbakan olmak” (1) şeklinde açıklayan Gençlik Kolları Başkanı Emre Doğan (2) da nihayet safını belli etmiştir!.. “Atatürk’te Birleşelim” önerisinin nafile bir çaba olduğunu söyleyen Doğan, öneri için “farklı ideolojik-politik grupların önerilerinden biri”dir dedi. Birinin bu çocuğa; aynı ideolojiyi benimseyenler zaten kendi ideolojilerinde birleşmişlerdir, önemli olan farklı ideolojiyi benimseyenler için bir ortak payda bulmaktır. Türk halkı için o payda “Atatürk”tür diyerek, gerçeğini öğretmesi zamanı çoktan gelmiştir!.. 

Milli Merkez”e dönüşen “Milli Anayasa Forumu” bu konudaki en somut örnek olarak önümüzde durmaktadır,… 

Y-CHP’nin Atatürk’çü düşünceyi terk ettiğinin son kanıtı, Emre Doğan’ın yukarıdaki sözleridir… Genel seçimler sırasında Gençlik Kolları’nın siyasi yelpazedeki yerini “Gençlik ana kademenin daha solundadır. Biz partinin daha soluyuz.” sözleri ile belirten Doğan’ın, “Sol”u “yoksullukla mücadele” (3) olarak tanımlaması, kendi bilgi seviyesini ortaya koymaktadır… Temelsiz saçma sapan düşüncelerini “sol” düşünce sanan böyle bir anlayışın, TGB‘nin gölgesinde kaybolup gitmesi de son derece doğaldır… 

Avukatlık mesleğinden hayatını idame ettirmeyi başaramayan Doğan’ın, Eylül ayında basına yansıyan “rüşvet” konusu da unutulmuş değildir. CHP’li yerel yöneticiler tarafından Kıbrıslı bir iş adamına yaşatıldığı iddia edilen mağduriyet, CHP Genel Merkezindeki yetkililere anlatılmak istenmişti. Bu nedenle de Emre Doğan’la tanıştırılan iş adamı, daha sonra Doğan’ı kendisinden 1 milyon Dolar rüşvet istemiş olmakla suçlamıştı. Bu suçlama nedeniyle suç duyurusunda bulunacağını söyleyen Gençlik Kolları Genel Başkanı’nın suç duyurusunda bulunmamış olmlası(4) ve olayı unutulmaya bırakması anlamlıdır!.. Böyle bir yeteneğin “Atatürk’te birleşelim” önerisini elinin tersiyle itmesini ise, fazla garipsememek gerekir!.. 

***

Kılıçdaroğlu Erdoğan’a“ Eğer siz ‘AB’den çıkacağım‘ diyorsanız o zaman millete çıkıp hesap vermek zorundasınız. Siz o çağdaş dünyadan kendinizi koparmak istiyorsunuz. Kiminle konuştunuz, kime danıştınız. Eğer Şangay İşbirliği Örgütü’ne girecekseniz, NATO’yu ne yapacaksınız? “ diyerek, kendi safını da belli etmiş ve emperyalizmin hizmetine girmeye hazır olduğunu ifade etmiştir… 

“Batı bir uygarlığın adıdır, ahlakın adıdır” sözleri doğru kabul edilebilirse de “O zaman NATO’yu ne yapacaksınız” sorusu ile bu önerme anlamsız hale getirilmiştir! Zira NATO uygarlık değil, askeri bir paktır, bir ittifaktır. Dolayısıyla ülkemizin yararları Şangay İşbirliği Örgütü’nde ise, o ittifaka dahil olmamızda bir yanlışlık olamaz. NATO’dan da girdiğimiz gibi çıkar gideriz. Komünizmin yayılmasını önlemek amacıyla Varşova Paktı’na karşı kurulan NATO, şimdi emperyalizmin işgal ordusu olarak görev yapmaktadır. NATO içerisinde bulundukça başımız da beladan kurtulmuyor. NATO’nun ülkemizde kurduğu füze kalkanı ile sınırlarımıza yerleştirdiği patriotların ne işe yaradığı nihayet ortaya çıkmıştır. Hiç kuşku yok ki, savunma amaçlı getirildiği söylenen patriotlar, İsrail’in Suriye’yi vurmasından sonra İsrail’i savunmak görevini yerine getirmişlerdir. Savunulan Türkiye değildir ama düşmanları çoğaltılan ülke Türkiye’dir. Bu silahlar aynı zamanda saldırı amaçlı olarak da kullanılabilirler. Yakında onu da yaşayıp göreceğiz… 

Kılıçdaroğlu’nun NATO’yu “uygarlık” gibi göstermesi, işe girmek için yazılmış bir dilekçe gibidir. Kılıçdaroğlu bu mesajı ile AKP iktidarının beklenmedik bir şekilde yıkılması gündeme gelirse, yerine göreve talip olduğunu söylemektedir. Kılıçdaroğlu bu konuda il başkanlarına da bir açıklama yaptırarak CHP tabanından koptuğunu ortaya koymuştur. Atatürk’ün CHP’sini, emperyalizmle işbirliği içerisine sokmak ona nasip olmuştur!.. Zaten genel başkanlığa getirilmesinde de emperyalistlerin “kaset operasyonu” etkili olmuştu. Şimdi onun diyetini ödemektedir!.. 

Böyle bir muhalefet olsa ne olur, olmasa ne olur!..

Av. Cemil CAN 

DİPNOTLAR

  1. http://www.milliyet.com.tr/ankara-1-bolge-7-sirada-ilginc-tesaduf/siyaset/sondakika/29.04.2011/1383912/default.htm

  2. http://emredogan.org/

  3. http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalYazar&ArticleID=1046099&Yazar=KORAY%20%C3%87ALI%C5%9EKAN&Date=14.04.2011&CategoryID=98

  4. http://www.halkinhabercisi.com/chp-genclik-kollari-baskani-emre-dogan-hakkinda-1-milyon-dolarlik-sok-iddia