Biz kazanacağız!..
TwitterFacebookGoogleYouTube

DÜŞMANIN AĞZI İLE KONUŞANLAR!..

genisletilmis_tc 

TSK‘nin en gözde komutanlarının yargılandığı Ergenekon Davasında esas hakkındaki mütalaanın okunması ile birlikte, Ankara’da bombalar patlatıldı. Hükümet, bombalarla “Ergenekon Terör Örgütü” arasında bağlantı kurmaya çalıştı fakat DHKP-C ‘nin olayı üstlenmesi ile bu plan tutmadı… Suriye muhalefetinin İstanbul’da toplanması ve toplantıda Kürt kökenli ABD vatandaşı Gassan Hito’nun “geçici hükümet başbakanı” seçilmesi de aynı zamana denk getirildi. Teksas’ta yaşayan kovboy Hito, 62 üyenin 35′inin “evet” oyunu alarak Suriye’ye “başbakan” seçildi!.. İnançlı bir Müslüman olan Hito’nun, İslami eğitim veren bir okulla bağlantılı olduğu da söyleniyor. Bu yönü ile Müslümanlara cihat çağrısı yapabileceği umuluyor!.. 

Buna karşın, Suriye Halk Meclisi Üyesi, Meclis Ulusal Uzlaşma Komisyonu Başkanı Ömer Ossi, Suriye’deki bütün etnik ve mezhepsel grupların öncü şahsiyetlerinin oluşturduğu “Vatanı Kurtarma Akımı” adlı grubun da liderliğini yürütüyor. Ossi, Suriye Kürtlerinin kararını şu şekilde açıklamış: “Ülkemiz düşmanlar tarafından parçalanmak isteniyorsa, biz Suriye’de yaşayan herkesle birlikte aynı siperde düşmanlara karşı savaşacağız.” Ossi, ABD’nin “Büyük Kürdistan Projesi” ile ilgili olarak da şunları söylemiş:” Ben inanıyorum ki, Irak’ta, Türkiye’de ve Suriye’de kurulacak Kürt devleti Anglo Sakson Amerika’nın imtiyazlı bir hizmetkarı olacaktır. Siyonizme ve emperyalizme hizmet edecektir.” 

İşte size Suriyeli iki Kürt; biri vatanını savunuyor, diğeri ABD’nin çıkarlarını!.. 

Bu ara öne çıkan bir başka konu “Sayın” Apo’nun Nevruz’da okunan bildirisiydi. Apo’nun militanlarına “çekilin” komutu, Kandil’den “ateşkes” olarak anlaşılmış. Karayılan “ateşkes ilan ediyoruz” demiş!.. Silah bırakma konusuna ise, hiç değinmiyor. Silahla çekilme, ne kadar çekilme sayılabilir, bu konuda bir şey diyen yok!.. PKK kalıcı barışı Apo’nun özgürlüğüne bağlıyor!.. Buna da şükür, ordunun terhis edilmesini istemediler!.. 

Tam da bu arada, Obama İsrail’e gelmez mi! Netenyahu’ya, Erdoğan’dan “özür” dile demiş, o da dilemiş. Anlaşılıyor ki, Erdoğan bundan böyle de ABD’nin çıkarlarını korumak üzere, İsrail’le birlikte çalışmaya devam edilecek. Apo’nun Nevruz nutkundaki birleştirici vurgusu; İslamiyet şemsiyesiydiBu mesaj Erdoğan’ın pek hoşuna gitmiş, “milliyetçiliği ayaklar altına alma” sözleriyle de uyumludur tabiiki. Apo’nun, Fetullah Hoca’ya Ortadoğu’da birlikte çalışabiliriz şeklinde selam göndermesi ise, PKK’nın “Ilımlı İslam”ı kabul ettiğini gösteriyor!.. 

“Sayın” Apo’nun “Kürt Manifestosu”, Nevruz Bayramındaki görüntüler ve “Ergenekon Davası”nın esas hakkındaki mütalaasının okunmasının arka arkaya getirilmesi, elbette ki tesadüfi değildir. Her biri bir diğeri kadar önemli, her biri diğerine bağımlı ve ayrı bir yazı konusudur. Tümünün bir merkezden uygulamaya konduğu ise tartışmasızdır. Hangi biri ile başlasak acaba? Duran Kalkan’ın “TSK Kürdistan’dan çekilsin!” talimatı ile mi yoksa Apo’nun TBMM’ne dayattığı “karar alma” nın zorluğu ile mi? Anayasa ve İçtüzük’te Apo’nun isteğini karşılayacak şekilde bir meclis kararı aldırmak şimdilik olanaksız görünüyor! Meclis Başkanı Cemil Çiçek, bu nedenle topu tekrar hükümete paslamış… Çünkü Meclisin böyle bir hukuksuzluğa alet edilmesi, hiçbir meşru ve hukuksal metne dayandırılamıyor!.. Obama, İsrail’in göstermelik bir “özür” dilemesini sağladıktan sonra, Erdoğan’a bu “süreç”i kimlerle geçeceği talimatını da vermiş. Netenyahu, Erdoğan, Barzani ve Öcalan. Bu dörtlü, bundan sonra ABD’nin Ortadoğu’daki takım komutanları olarak görev yapacak!.. 

Anlaşılan Kürt halkına “Özgür Kürdistan”ı öyle kolay kurdurtmayacaklar. En az 100 yıl daha sökülüp atılamayacak şekilde, emperyalizmin ahtapot kollarını Ortadoğu’ya tutturmak görevi, bu dönem Kürtlere ihale edilmiş gibi. ABD adına bölge halkları ile Kürtler daha çok savaştırılacak! Belli ki, ithal paralı askerler bu işi gereği gibi yapamıyor. 

Dikkat “Kürt Mehmetler” nöbete kaldırılıyor! Anlaşılan Kürt halkı Ortadoğu’daki ateşe iyice sürülecek… 

Apo’nun manifestosunda söz ettiği “misak-i milli” pek çok kişiyi heyecanlandırmış! Milliyet Gazetesi Halep, Musul ve Kerkük‘ü içerisine alan yeni bir Türkiye haritası yayınlamış. Hangi aklın karıdır bellidir tabi. Halep’i sınırlarımız içerisinde göstermek Suriye’nin, Musul ve Kerkük ise Irak’ın topraklarında gözümüz olduğunu gösterir. Bu harita bile başlı başına skandal ve komşularımıza karşı düşmanca bir tavır sayılır. “Yurtta sulh, cihanda sulh” prensibine bağlı kalmayacağımızın bir işaretidir aynı zamanda. Öcalan’ın “çekilme” için Meclis kararı dayatmasının, PKK’ya “savaşan taraf” statüsü sağlamak için olduğu kolayca anlaşılmıştır. Akıllarınca, uluslararası anlaşmalardan (Cenevre Sözleşmesi) yararlanacaklardı. “Kürt sorununu” Birleşmiş Milletler’e taşıma planının bir parçası olacaktı Meclis kararı. O zaman PKK militanları için “af kanunu” çıkartmaya bile gerek kalmadan, serbest kalmalarını sağlanacaktı. Meclis kararı aldırmak bu işin ilk aşamasıdır!.. İşin ilginç yanı Kılıçdaroğlu’nun “Akil Adamlar Komisyonu” da tam olarak bu tanımla örtüşmektedir!.. 

Yakın geçmişte “Akil adamlar” projesi, Endonezya ve Yugoslavya’yı parçalamak için kullanılmıştı… Öcalan bu isteğinde boşuna diretmiyor… Nihai amacı olan “Özgür Kürdistan”ın kurulması mücadelesine bu isteği katkı sunuyor. “Süreç” konusunda CHP’lilere konuşma yasağı koyan Kılıçdaroğlu: “Masanın bir ucunda Abdullah Öcalan var, diğer ucunda da Recep Tayyip Erdoğan var. Konuşuyorlar, pazarlık yapıyorlar, bize de soru soruyorlar ‘Ne düşünüyorsunuz?’ diye. İyi de bilmediğimiz konuda yorum yapmak, konuşmak ne kadar doğrudur? Önce bir şeyler bilmemiz gerekiyor. Bize bir şeylerin anlatılması lazım” diyerek, “süreç”ten haberdar olmadığına inanmamızı istiyor! Habur görüntüleri gözlerimizin önünden hala gitmedi. Oslo ve İmralı tutanakları daha yeni yayınlanmış. Dolayısıyla kapalı kapılar ardında ne konuşulduğu da bellidir. Her şey açık seçik ortada iken, Kılıçdaroğlu’nun “bilgisiz” numarasına yatmasının nedeni nedir? Demek ki, toplumsal muhalefeti dizginleme görevini bu şekilde yerine getirebiliyor. Ne var ki, söylediği gibi “Süreç” masasının bir ucunda Erdoğan’ın, diğer ucunda Öcalan’ın oturduğu doğrudur. Ancak aynı Öcalan’ın oturduğu Anayasa Uzlaşma Komisyonu’nu masasının öteki ucunda da kendisi oturuyor. Bu durumunu daha fazla gizlemesi olanaksızdır!.. 

Yeni Anayasayı “süreç”ten bağımsız bir olgu gibi kimse gösteremez. Anımsayınız Öcalan’ın “Akil adamlar komisyonu” ile “Hakikatleri araştırma komisyonu”nu da ilk sahiplenen lider Kılıçdaroğlu’ydu… Bu sahiplenmeyle Erdoğan’ın işini de bayağı kolaylaştırmıştı. Şimdi “AKP ile bizim önerdiğimiz akil adamlar önerisi arasında 180 derece fark var. Biz parlamentoda sorunun çözümüne ilişkin uzlaşma komisyonu kurulmasını ve paralelinde araştırma komisyonu kurulmasını istedik” demesi, kaş yaparken göz çıkartmak gibi bir şey oldu. Hatta bu kadarı önemli bir itiraf olarak kabul edilebilir… 

Kılıçdaroğlu, hükümetin ve Meclis Başkanının “Meclisin bu aşamada yapacağı bir şey yok” şeklindeki tavrını fazlasıyla aşmıştır. Apo’nun istediği komisyonların, Mecliste kurulmasını o da açıkça istiyor. PKK’yı doğrudan TBMM ile muhatabı yapacak bu gidişle. Çekilme için Apo’nun ileri sürdüğü şart Meclis kararı alınması ve komisyon kurulması değil miydi?.. Hükümetin cesaret edip, dile getiremediği bu konuları bile, yine Kılıçdaroğlu gündeme taşımıştır. Lamı cimi yok, Y-CHP bu dönem PKK’nın sözcülüğüne soyunmuştur! Bu noktada milletvekilleri ile parti yöneticilerine konuşma yasağı koymak son derece anlamlıdır elbette. Serbest bıraksalar, bu hususları tartışmaya başlayabilirler. Serbestçe tartışmayı engelemek için CHP gibi bir partiye konuşma yasağı getirilmiştir!.. Ey millet! Duyduk duymadık demeyin! Düşünebiliyor musunuz Grup Başkanvekili Muharrem İnce, “Akil Adamlar Komisyonu’na üye verir misiniz?” sorusuna “Partiyle görüşmeden konuşmak istimiyorum” yanıtını vermiştir… 

ABD’nin 705 numaralı adamı Sezgi Tanrıkulu, “Akil Adamlar” önerisini ilk yapanın Y-CHP olduğunu belirterek, “8-9 ay niye kaybettik?” diye soruyor. Aynı zamanda Kılıçdaroğlu’nu da yalanlıyor hazret. Madem öyle, Y-CHP’nin “Akil Adamlar” projesi ile AKP’ninki arasındaki 180 derecelik farkı da anlatsın bakalım. Partililere yasak konulmamış olsaydı, bu soruları sorulacak ve yanıtları aranacaktı kuşkusuz. Partinin kuruluş felsefesine bağlı kalarak, fikirlerini söyleyenler de çıkacaktı ortaya. O zaman CHP’nin Programdaki görüşleri hatırlanacaktı. Program’da yazılı olan görüşler, doğal olarak Kılıçdaroğlunun görüşleri ile uyuşmuyor! Çünkü CHP Programında “terörle müzakere” değil, mücadele esas alınmıştır. Kurultay kararı ile değiştirilmediği sürece de bu esaslara herkes uymak zorundadır; aykırı hareketler partiden ihraç nedenidir! Belli ki, bu hukuksal zorunluluğu, Genel Başkana kimse hatırlatmasın diye, konuşma yasağı getirilmiştir. Konuşanlar, partiden ihraç edilmekle tehdit edilmektedir. CHP, Kılıçdaroğlu’na babasından miras kalmış şirket gibi yönetiliyor. CHP’nin işgal altında olduğunun en temel kanıtlarından biri de hiç kuşku yok ki, bu ciddiyetsiz tutumdur!..

Av. Cemil Can

GÖNÜL KIRAN BİR MEKTUP!İ

 

 

 


   
OSLO TUTANAKLARI             İMRALI TUTANAKLARI

pkk-bdp1

 

Sevgili Yoldaşlar;

Bazı arkadaşlarımız ülkemiz işgal altındadır diyorlar. Fakat bu defaki işgal, bildiklerimizden  biraz farklı. Bu defa düşmanın silahlı kuvvetleri ülkemize gelmemiş. Onların görevini bizimkilere yaptırıyorlar. Şanlı Türk Silahlı Kuvvetleri’nin yurtsever subaylarının çoğu, Balyoz ve  Ergenekon Davaları denen tertiplerle içeri tıkılmışlar. Savcılar, her biri için bir kaç kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezalarına çarptırılmalarını istiyorlar…

Savunma görevini yapmaya çalışan avukatlarını dövmeye kadar geldi sıra….

Ülkemizde ses çıkartmak çok kolay değil artık. Aydınlar, yazarlar, çizerler bu hazin duruma ilişkin en küçük bir imada bulunduklarında, açlıkla terbiye ediliyorlar.  Başbakanlık emri ile derhal  işlerine son veriliyor…

Emniyetimiz teslim alındıktan sonra, o da devleti teslim almış  durumda… Anlayacağınız emniyette değiliz artıki!..

18 Mart’ta Çanakkale Zaferi’nin 98. Yıl dönümü münasebetiyle Genelkurmay Başkanlığı’nın resmi sitesinden yayınlanan bildiri, kafamızdan aşağıya sıcak suların dökülmesi etkisi yaptı… Sanki  o gün yapılan emperyalist bir saldırı ve bu saldırıya karşı koyma değil de, “medeniyetler ittifakı” toplantısıydı…  O bildiriye aşağıdaki bağlantıdan bakabilirsiniz…

Okuduğumda ben utandım. Ne yalan söyleyelim…

http://www.tsk.tr/3_basin_yayin_faaliyetleri/3_7_mesajlar/2013/18mart_sehitler_gunu_17032013.htm

Yukarıdaki fotoğrafla ilgili bir şey söylemek  içimizi acıtıyor.

Cumhuriyet Halk Partisi’nin Adıyaman Milletvekili Salih Fırat,  Meclis’te yaptığı basın toplantısında “seçmenleri ile konuştuktan sonra”  AKP’ye geçtiğini açıklamış. Güya seçmenleri ona AKP’ye geçebilirsin demişler. Yalana bak. Sen hainlik yapmaya müsaitsin belli, bari bizi aptal yerine koyma. Ne günlere kaldık, ne günlere!…

CHP’li seçmenlerin, dişleri ile tırnakları toprakları ve betonları kazıyarak söküp aldıkları milletvekilliğini AKP’ye mi bağışlamışlar yani?!. Hala bu saçmalığa inanan arkadaşlarımız var biliyor musunuz?…

Fırat, AKP’lilerle ortakmış. Barzanistan’da birlikte bir hastane açıyorlar!..

Adıyaman’da TBMM’ne gönderilecek bir tane CHP’li yok muydu da bu adamı yazdınız birinci sıraya?..

CHP’lilerin oylarını çöpe atmaya ne hakkınız vardı?.. Birisi bunun hesabını vermeli!?

AKP’ye CHP seçmeni üzerinden milletvekili seçmek böyle oluyor galiba!…

Asıl sorumluluğun Genel Merkez’imizde olduğunu söylemeyelim mi yani?

Parti içi demokrasiyi işletme sözü verilip de bunun gereği yapılmazsa eğer, Salih Fırat gibiler, ikinci  cumhuriyetçiler, yetmez ama evetçiler, Cemaatçiler ve liberaller partiye doluşurlar elbette..

CHP’yi CHP olmaktan çıkartan da bunlar değil mi?…

Hani “Korku imparatorluğunu yıkmaya” gelmiştiniz?..

Milletvekillerine televizyonlarda konuşma yasağı koymak yakışıyor mu CHP’ye?..

Parti Meclisi’nin son toplantısında alınan ve suya sabuna dokunmayan kararın dışında görüş bildiren partililere “disiplin kurallarını” göstermek de neyin nesi oluyorr?..

Sevgili Yoldaşlar;

Biliyorsunuz CHP’nin “millet iradesi” ile seçilmiş iki milletvekili hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası isteniyor. Büyük olasılıkla “mahkeme” bu isteğe uyarak, milletvekillerimize bu cezaları verecek!..

AKP her yaptığı hukuka aykırılığı, Meclis’teki çoğunluğuna dayanarak ve biraz da küstahlaşıp   CHP’lileri azarlayarak, “millet iradesi”ne dayandırmadı mı?

“Millet iradesi” diye diye rejimi baştan aşağı değiştirmişken, CHP aynı milletin iradesi ile seçilen iki milletvekilini tutsaklıktan kurtaramamıştır…

Söylenenlere göre, Y-CHP yönetimi, tatlı gelen milletvekilliği maaşlarının tehlikeye girmemesi için iki milletvekilini bu çirkin tertibe feda etmiştir!..  Bu görüşte olanlar haksız sayılabilir mi? CHP Grubu yemin krizinde geri adım atmamış olsaydı, ülkenin durumu bundan daha mı kötü olacaktı? Elbetteki hayır!..

Şu aşağıdaki belgeye de bakar mısınız?

 Biz CHP olarak,  bu işler  için mi yeni bir kredi açmışız?..

 

seyahat_edebilir

Masada oturanların bazı kişiler için kullanılan ifade “TÜRK TARAFI”dır…

Sevgili Arkadaşlar;

Bu kahramanların arkasındaki bezler renkli flamalar değil, PKK bayraklarıdır…

Peki, Türk tarafının bayrağı nerededir? Biliyorsunuz Habur’da da PKK’lılar kızmasın diye Türk bayrağı ile Atatürk’ün resimleri “Çadır Mahkemesi”nden  kaldırılmıştı… Buradaki durum da Habur’a  benziyor galiba…

teslim_tutanagi

Sevgili Arkadaşlar;

Bu kahramanların arkasındaki bezler renkli flamalar değil, PKK bayraklarıdır…

Oslo ve İmralı görüşmeleri  tutanaklarını okudunuz mu bilmiyoruz.

Sizler için bu iletinin ekine onları da “pdf” formatında koyuyoruz…

Bebek katili PKK’nın sözde hastanelerinden esir alınmış asker,  polisle ve kaymakamlarımıza “seyahat edebilir” raporu veriliyor!..

Bu raporu görmeniz için bağlantısını vermiyoruz. Olduğu gibi aşağıya aldık. Bugünün “hatırası” olarak saklayınız!..

Ankara ve İstanbul Baroları ise uyarıyor!..

Nazi Almanya’sında yaşayan papaz Martin Niemöller’in sözünü hatırlatma zamanının çoktan geldiğini düşünüyorlar…

 ankara barosu

 

                                                                 C H P     G Ö N Ü L L Ü L E R İ

 

 

 

Y-CHP’YE VERİLEN GÖREV!..

 milli_hukumet1

 

 

CHP‘nin Anayasa Uzlaşma Komisyonu masasında oturması, Cumhuriyeti yıkma projesine meşruiyet zemini hazırlıyor. Masum gibi gözüken bu durum, Cumhuriyet düşmanları tarafından sürekli kullanılıyor. TBMMkurucu meclis” olarak seçilmiş değil, buna rağmen AKP tarafından kurucu meclis gibi çalıştırılmak isteniyor. Böylece Meclis’e yetkisi olmayan işler de yaptırılacak! Milletin yeni anayasa yapmak için seçtiği kurucu meclis, hiç kuşku yok ki, yeni bir anayasa yapabilir. Yeter ki, halk seçtiği kişilerin yeni bir anayasa yapacağını bilsin. “Kurulu meclis” ise, Anayasa’da yazılı kurallara bağlı kalarak, ancak anayasa değişikliği yapabilir. Zira kurulu meclise, sil baştan yeni bir anayasa yapma yetkisi, mevcut anayasa ile verilmemiştir. Yetkisiz bir meclisin yaptığı anayasa ise meşru kabul edilemez. Bugünkü meclis, kurulu meclis olduğu için, yeni bir anayasa yapma konusunda da yetkisizdir. Dolayısıyla bu meclisin “değiştirilmesi teklif dahi edilemeyen” ilk dört maddeyi değiştirmesi olanaksızdır. Siyasi iktidar, bu durumu biliyor. O nedenle yapacağı yeni anayasanın meşruiyetini tartıştırmamak için, muhalefet partilerini, özellikle de yüzde 26 oy oranına sahip CHP‘yi, bu çalışmaların içerisine almak istiyor…

 

CHP yönetimi ısrarla bütün iyi niyetli uyarılara kulaklarını tıkamış ve sonuçta bu anayasa tuzağına düşmüştür! AKP’nin yola BDP ile devam edeceğini açıklamasından sonra, Y-CHP Parti Meclisi’nin toplanıp; ilk dört maddeyi “kırmızı çizgi” olarak açıklaması, içerisine düşülen tuzaktan kurtulduğunu göstermez. Hükümetin izlediği “açılım” politikasına Y-CHP’nin destek vermemesini eleştiren ve ellerinde dövizler bulunan gençleri, Genel Merkez önünde protesto gösterisi yaptırılmak zevahiri kurtarmaya yetmez. Gören de sanacak ki, “açılım”ı destekleyen bu gençler, “açılım”a destek vermeyen Y-CHP yönetimini protesto ediyorlar. Yemezler!.. Çünkü Y-CHP’nin hükümetin “açılım” politikasını, kredi üstüne kredi vererek, baştan itibaren desteklediğini sağır sultanlar bile duymuştur!.. Kısa aralıklarla yapılan birbirine zıt açıklamalar, CHP yönetimini güven verici olmaktan çıkartmıştır!..

 

Y-CHP başlangıçtan bu yana Anayasa Uzlaşma Komisyonu masasında oturarak, bu Mecliste bulunmayan yeni anayasa yapma yetkisinin, var olduğu inancının yerleşmesine ortam hazırlamıştır. Bu tutarsız davranışla, anayasanın toptan değiştirilmesinin yolunu açmıştır. Bu noktada en büyük sorumluluk CHP’nindir. Zira CHP, bu Meclis’in yeni anayasa yapabileceğini kabul etmekle, üzerinde uzlaşma sağlanamayan maddelerin de “halkoyuna” sunulmasını meşrulaştırmıştır. Artık hiç bir şekilde halkoyuna itiraz edemeyecektir!.. İşte CHP’nin düştüğü veya düşürüldüğü tuzak budur. Aslına Y-CHP yönetimi, bu iki yüzlü siyaseti ile Türk halkını tuzağa düşürmüştür!..

 

Kaset olayı”ndan sonra, CHP yönetimine taşınan TESEVCİ ekip, işbirlikçidir ve asıl görevinin; AKP’ye muhalif kesimleri barajlayıp, muhalefet yapmalarını engellemek olduğu ortaya çıkmıştır. Bundan sonraki işi, iktidar çok rahat yapabilir ve nitekim bu plan, Y-CHP sayesinde harfiyen uygulanabilmiştir!.. Parti Meclisi’nin son bildirisinde “kırmızı çizgilerin” hatırlanmasını, Y-CHP’nin muhalefet görevi yapıyormuş izlenimini vermek içindir. Aynı zamanda muhalif kesimlerin gazını da bu sözlerle almaktadır. Bildiriyi bu bağlamında değerlendirmek gerekir!..

 

Y-CHP’nin “Kürt açılım” konusundaki duruşu ile “yeni anayasa” konusundaki tutumu biri biriyle uyumludur. Y-CHP ortamı hazır hale getirip, yapılan işi meşrulaştırdıktan sonra, Anayasa Mahkemesi’nin Başkanı Haşim Kılıç daasıl “görevi” olan siyasetin gereğini yapmak üzere kollarını sıvamıştır. 90 yıllık Cumhuriyet’i “travma” olarak nitelendirip, sonunun geldiği müjdesini vermiştir!.. Kayseri’de yapılan “Yeni Anayasa Sempozyumu”na katılan Kılıç, İmralı ile yapılan görüşmeleri desteklediğini açıklamıştır. Dikkat buyurunuz, yürürlükteki hukuk kurallarımıza açıkça aykırı olan bu “siyasi” görüşmeleri, hiç bir şekilde görevi ile ilgili olmadığı halde, en yüksek mahkememizin başkanı desteklediğini açıklayıvermiştir!… Bu durumu, yargının ne kadar siyasallaştığının bir kanıtı olarak not edelim!.. MİT Başkanı Hakan Fidan‘ın, Oslo görüşmeleri sırasında, PKK temsilcilerine yaptığı:”Habur açılımında yaşananların hukuka aykırı olduğu”(1) şeklindeki tespiti de önceki notumuzun yanına koyalım. Kuvvetler Ayrılığı ve Hukukun Üstünlüğü gibi evrensel hukuk ilkelerinin, AKP iktidarı boyunca nasıl işlevsiz hale getirildiğinin de altını çizmeden geçmeyelim… En yüksek mahkeme başkanının, hukuka aykırı olduğu tartışma götürmeyen “Habur açılımı” ve onun devamı olarak gelen “Oslo görüşmeleri” ile “İmralı görüşmeleri”ni desteklediğini açıklaması tam bir skandaldır!.. Ana muhalefet partisi Y-CHP’nin, bu durumu görmezden gelerek, aynı oyunun içerisinde rol alması ise ikinci büyük skandaldır… Anayasa Mahkemesi Başkanı; 4 partinin Anayasa Uzlaşma Komisyonu’nda oturmasını, bir “şans” olarak görmesi ise, Cumhuriyet’i yıkmak üzere kurulmuş bir ortaklığın itirafıdır!..

 

AKP, CHP ile MHP’nin “İmralı Süreci”ne daha fazla dahil olmasını istemektedir. Kuşkusuz bunun bir nedeni vardır. Muhalefet, muhalefet görevini hakkıyla yerine getirebilse, AKP yaptığı işler nedeniyle bir miktar puan kaybeder ve oylarında azalma meydana gelir. AKP’nin düşen oyları doğal olarak muhalefet partilerine katılır. Böyle bir oy kayması olmasın diye, haklı olarak iktidar muhalefetin işin içerisinde olmasını isteyebilir. Zaten muhalefet olmasa da iktidar, dilediği yasaları çıkartarak ve gerektiğinde halkoyuna başvurarak, istediği değişiklikleri yapabilirdi!.. Bunun için TBMM’nde yeterli çoğunluğu her zaman bulabilmektedir!.. Meclis aritmetiği açısından durum böyledir…

 

Siyasi açıdan iktidarın elini güçlendirecek ve iktidar partisinin oy kaybını en aza indirecek şekilde, işin içinde olmak ve kredi üstüne kredi açarak, Anayasa Uzlaşma Komisyonu masasında çakılı kalmak başka ne anlama gelebilir?..

 

Sonuçta denebilir ki, AKP’nin oyu azalmasın diye, başka bir söyleyişle, CHP ve MHP’nin oyları artmasın diye bir “görev” ifa edilmektedir!.. Yapılan “çakma muhalefet”tir ve artık muhalefetin hiç bir inandırıcılığı kalmamıştır!.. Y-CHP ile Y-MHP, bir tür muhalefetçilik oyunu oynanmaktadırlar!.. Bu ilkesiz, faydacı ve sığ politikalar sonunda, Y-CHP ve Y-MHP, PKK ile aynı Anayasa Masası’nda oturmak zorunda kalmıştır!..

 

***

 

Hazır söz meşruiyetten açılmışken, uzun zamandır gözüme takılan bir hususu aktarmak isterim: CHP’nin eski genel başkanlarından Altan Öymen, Atatürk ve Cumhuriyet düşmanları; Nagihan Alçı ve Nazlı Ilıcak ile yandaş kanallarda programlara katılmaktadır. Aynı şekilde Ümit Zileli de bir diğer Cumhuriyet düşmanı Rasım Ozan Kütahyalı ile benzer bir programa katılmaktadır. Kim ne dersen desin, Altan Öymen ile Ümit Zileli’nin bu programlarda yaptığı konuşmalar, program yapımcılarını, karşı görüşlere yer veren, demokrat, objektif program yapıcıları düşüncesinin yerleşmesinden başka bir işe yaramamıştır. Altan Öymen ile Ümit Zileli’nin temsil ettiği düşünceleri izleyicilerin benimsemesi bakımından programların hiç bir yararı bulunmadığı son derece açıktır. Tam aksine karşı görüşte olanlara; ne kadar da isabetli fikirleri olduğu hususunda güven telkin edilmesine sebebiyet vermişlerdir.. Dolayısıyla adı geçen düşünürler, son tahlilde; bu işe yaramaz, gerici ve Cumhuriyet düşmanı programları meşrulaştırarak, izleyici bulmalarına yardımcı olmuşlardır…

 

Aynı şekilde, Cemaate yakınlığı ile bilinen Türk Amerikan Birliği (TAA) ile Türkiye İşadamları ve Sanayiciler Federasyonu‘nun (TUSKON) ortaklaşa düzenlediği, Türk Amerikan Kongresi’nin Washington’da gerçekleşen sempozyumuna 6 Y-CHP milletvekili ile Antalya Belediye Başkanı’nın katılması, Y-CHP açısından tam bir yönetim zaafiyeti içerisinde olduğunu göstermiştir. Bu hamle, ABD ile işbirliği yaparak, TSK’yı tasfiye etme ve Cumhuriyet’i yıkma planında rol alan Cemaat’i, meşrulaştırmaya hizmet etmiştir!.. Y-CHP ise, bu hareketi ile hiç bir siyasi yarar sağlayabilmiş değildir. Tam aksine, Y-CHP’nin, Cemaat’in yörüngesinde hareket edebilecek kadar, irade yoksunu ve işbirlikçi olduğunu ortaya koymuştur!..

 

Tam da bu sırada, Avrupa Konseyi Karma Parlamento Meclis toplantısı için Fas‘a giden CHP eski genel başkanı ve Y-CHP Antalya Milletvekili Deniz Baykal‘ın, Fas Kazablanka Muhammed el Fatih Eğitim Kurumları‘nı ziyaret etmesi, CHP’liler üzerinde şok etkisi yapmıştır. Vaktiyle Ecevit’in Gülen okulları ile ilgili söylediği olumlu sözleri, Baykal’ın tekrar etmesi hiç yakışık almamıştır. Başta Rusya olmak üzere, bu okulları CIA’nın yuvalandığı yerler olarak ifşa edip kapatan ülkelerin, bu yönde yaydıkları fikirler ile gayrimeşru duruma düşen Gülen okulları, Baykal’ın bilinmez ihtirasları ile bir kez daha meşrulaştırılmıştır!..

 

Atatürk’ün partisi CHP’nin şu kötü talihine bakar mısınız? İkinci kez açıldıktan sonra, ezik ve kendine güveni olmayan, bu nedenle de işbirlikçiliğe yatkın liderlerin elinde kalmıştır. Genel Merkez’in şaşkınlığı, ne yazık ki örgüte de yansımıştır. Öte yandan, CHP örgütünün Ordu‘da vatandaşa, 1000 adet baş örtüsü dağıtarak neyi ispatlamaya çalıştığı da ayrı bir muamma olarak ortada kalmıştır! Bu noktadan itibaren, Y-CHP’ye Atatürk’ün partisi denebilir mi? Şu andaki rejime ne kadar demokratik, layık, sosyal hukuk devleti diyebilirsek, CHP’ye de o kadar Atatürk Devrimleri’ni savunan parti diyebiliriz!.. Laikliği ideolojisinin merkezine koymuş bir parti, nasıl başörtüsü dağıtabilir? Bu kadar öngörüsüzlükle , sığ sularda siyaset yapılabilir mi?..

 

Y-CHP’nin Atatürk’ün CHP’si ile bir ilgisinin kalmadığı açıktır. CHP ele geçirilmiş ve yeni görevine göre dizayn edilmiştir… CHP artık yabancı ellerdedir ve düşmanın borusunu çalmaktadır!..

 

Bazı saf arkadaşlar, AKP’nin üç dönem iktidarda olmakla yıpranıdığını .

ve artık iktidar olma sırasının CHP’ye geldiğini, ABD’nin de CHP’yi destekleyerek iktidara getireceğine inanmaktadırlar!.. Onların da aklına şaşarım, emperyalizmi hiç tanıyamamışlardır. Oysa ABD’nin CHP’ye yaptığı iltifatlar veya değer verme sözleri, AKP’ye gösterilen beyzbol sopası hükmündedir!.. Dediklerimizi harfiyen yapın, aksi halde CHP’yi destekleriz diyerek, AKP’ye aba altından sopa gösterilmektedir. Y-CHP içerisindeki bazı hainler de bu gelişmeleri, “CHP’ye iktidar yolu açıldı” gibi lanse etmektedirler!..

DİPNOT: 

(1) http://www.radyotucu.com/iste-merak-edilen-osloda-yapilan-mit-pkk-gorusmesi-tam-metin.html

 

 

 

“SAYIN” APO!..

sayin_apo
35 bin sivil, 8 bin güvenlik görevlisi (asker ve polis) olmak üzere; toplam 43.000 insanın ölümünden sorumlusun… 43 bin anayı ağlatma kararını sen verdin! 30 yılda sadece 8 ana için önce ağlatma sonra da kaçırdığın çocuklarını serbest bırakarak sevindirme kararı verdin… Adaletine hayran olanların gözünün içerisine bakmak isterim!..
Kabul ediyoruz, “Analar ağlamasın” formülünü sen buldun. Bu formülünü en çok işleyen ana muhalefetin lideri oldu. Ne yalan söyleyeyim; formülün son 8 ana için geçerlidir. Onlarca yıldır ağlayan ve mezara kadar ağlayacak olan 43 bin ana için ne düşünüyorsun, çok merak ederim! Onlar için de bir şeyler yapacaksınız herhalde!..

 

Bir zamanlar Siyasal Bilgiler Fakültesi öğrencisiydin, bilirsin yasalarımıza göre, “adam kaçırmak” çok ağır bir suçtur. Türk Ceza Yasası’nın 109/2 ve 109/3-c maddelerine göre, bu suçun karşılığı 14 yıl ağır hapistir. Uluslararası anlaşmalara göre de adam kaçıranlar, hiç bir şekilde himaye edilemezler. İade edilmeleri veya bulunduklarI ülkede yargılanıp cezalandırılmaları gerekir… Demek ki, sizin bazı imtiyazlarınız varmış, bunları bilmiyorduk kusurumuza bakmayın!..
Gel gör ki, bizim yöneticilerimiz, suç işleyen vatandaşlarının, bulundukları ülke tarafından cezalandırılmasını istemek şöyle dursun, kendi yasalarını bile hiçe sayarak, yani bir af kanunu dahi çıkarma zahmetine girmeden, suçlularla aynı masaya oturup, anlaşmalar yapabiliyor!.. “Hukukun üstünlüğü”ne inanan, yasalara saygılı vatandaşlar, bu olup bitenleri kavrayamadığı için doğal olarak size kızıyor. Onların da kusuruna bakmazsınız umarım!..
Anlaşılıyor ki, PKK terör örgütü T.C. Devletini yenmiş ve dize getirmiştir. Bundan böyle size terörist başı, örgütünüze de terör örgütü demek çok kolay değil tabi. 8 rehinenin teslim edilme fotoğrafları bize çok şey anlatıyor. PKK bayraklarının asılı olduğu ortamlarda bizim bayrağımız bile yok!.. Bu an itibariyle 76 milyon Türk vatandaşı tutsağınız sayılırız!..

 

“Sayın” Apo;
Mesleğim yazarlık değil ama AKP‘nin iktidara gelmesinden sonra, düşünsel alanda boşluk olduğunu gördüm ve yazarak Türk Milletine yararlı olmaya çalıştım. Başbakanımız, sana “sayın” dediği için bu sözcüğü kelime dağarcığımdan çıkarttım ve bir daha asla kullanmadım. Söz veriyorum; özenle koruduğum bu sözcüğü, bundan böyle yalnız ve sadece senin için kullanacağım. Az önce kurduğum cümlede “Türk Milleti” dediğim için kızacağını biliyorum. Bu aşamada ne deseydim yani? Hiç kusura bakma “Esir Türk Milleti” diyemezdim!..
Bazılarımız diyor ki:”Bu kafayla gidersek, pek yakında 76 milyon Apo’nun eline düşeceğiz.” İnşallah yanılırlar. Yanılmazlarsa şayet, yerine getirilmesi senin için hiç de güç olmayacak bir dileğimiz olacak:
Umarız esirlerinize iyi davranırsınız!..
Av. Cemil Can

GÖREVLERİMİZİ YAPIYOR MUYUZ?

 

chp

CHP İstanbul İl Örgütü’nün 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü için düzenlediği etkinliğe katılan CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, ”Barış sürecinde kadınların rolü ne olmalı” sorusuna “Çözüm sürecine kadınlar destek vermeli. Barış toplumun ortak talebidir. Barışı hep beraber desteklemeliyiz” cevabını vermiştir… 

Kılıçdaroğlu’nun, “açılım” konusunda hükmetten farklı düşünmeyen Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’den sürpriz bir şekilde randevu isteyerek, ikinci Kürt açılımı sürecine müdahale etmesini istemesi, parti tabanında şaşkınlık yarattı. Bazı CHP milletvekilleri Kılıçdaroğlu’nun “açılım masasında yer arama” anlamına gelecek bir tutum izlemesinin, partiye zarar verdiğini savunmuşlar. Grup Başkan Vekil Emine Ülker Tarhan: Açılımın teröre destek kattığını ileri sürerek, “Çocuklarımızın geleceğinden endişeliyim… Bugün yapılanlar teröre değer katmış, demokrasi umudunu azaltmıştır” diyerek, Genel Başkan Kılıçdaroğlu’ndan farklı düşündüğünü kamuoyuna açıkladı… Eski Genel Başkan Baykal da sessizliğini bozup, Anadolu yollarına düşmeye karar vermdi… 

Hatay Milletvekili Hasan Akgöl, Suriye dönüşünde yaptığı açıklamada; AKP-Öcalan görüşmelerini olumlu bulduğunu, Genel Başkanın da aynı görüşte olduğunu söylemesi partililerin şaşkınlığı bir kat daha artırdı… Zaten Genel başkan da hükümet-Öcalan görüşmeleri için “negatif bakmıyoruz” diyerek, programa aykırı bir söylem içerisine girdi.. 

Bir diğer Hatay Milletvekili Nihad Matkap, Öcalan’ın önerdiği “vatandaşlık” tanımının CHP programında yer alan “milliyetçilik” tanımına uyduğunu söyledi. Program hepinizin elinizin altındadır. 13. sayfada milliyetçilik anlayışımız yazılıdır. Programı okuyunca, Öcalan’ın yaptığı “vatandaşlık” tanımı ile programımızda yazılı milliyetçilik anlayışımızın en küçük bir benzerlik olmadığını zaten göreceksiniz… 

Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu 25 milletvekilinin imzası ile Abdullah Öcalan’ın “Hakikatleri Araştırma Komisyonu” talebini yerine getirmek için önerge hazırlamış… Bu tür örnekleri çoğaltmak mümkün. Biz sadece geçen hafta basına yansıyanları özetledik… 

Bir tarafta Parti Programı, diğer tarafta programa açıkça aykırılık yaratan (ve disiplin suçu olan) bu söylemler!.. 

Program halen yürürlükte ve herkesi bağlayıcı bir metin!.. 

Ne yapılmaya çalışılıyor? Bu duruma daha ne kadar sessiz kalacağız? Bu kadrolar ile seçimlere girilebilir mi? CHP’nin kendine gelmesi için yeteri kadar vakti kaldı mı? CHP’liler CHP’nin yönetimine gelebilecek mi? Bu sorulara benzer, yanıtı verilmemiş yüzlerce soru var kafamızın içinde!.. 

CHP GENEL MERKEZİNDEN VE MİLLETVEKİLLERİMİZDEN ÇIKAN SESLER; HER GEÇEN GÜN KAFAMIZI BİRAZ DAHA KARIŞTIRMAKTADIR... 

Kimin söylediği doğrudur, kime inanmamız gerekir, elbetteki bunun için elimizde bir ölçü olmalıdır. CHP’liler için en doğru ölçü, hiç kuşku yok ki, partili olan herkesin uymak zorunda olduğu CHP Programı’dır!.. 

Yeni CHP’nin merkez yönetimi, ne yazık ki, “Kürt Sorunu” hakkında tutarlı bir görüş ortaya koyamamıştır. Yetkili kurullarda tartışılmadan, adeta emrivakiler yapılarak, CHP’nin kuruluş felsefesi ile uyuşmayan görüşler ortaya atılmaktadır. Sanki herkesin bu görüşleri savunma mecburiyeti varmış gibi bir hava da estirilmek istenmektedir!.. 

Siyaseti ve siyasetle ilgilenmeyi, “Kamusal Görev ve Toplumsal Özveri” (1) alanı olarak kabul eden partimiz, programında “özerklik” konusunda net bir duruş sergilemektedir: 

“Küreselleşme adına çok sayıda yerel iktidar odağı oluşturmayı dayatan, merkezi devlete rakip olarak cemaat, tarikat ve çok uluslu şirketler eksenini geliştirmeye yönelik idari federalizm benzeri yapılanmayı öngörerek, Cumhuriyetimizin temel niteliklerini ve özellikle üniter yapıyı tehdit eden her türlü idari düzenleme girişimleri gündemden çıkartılacaktır.” (2) 

“CHP yerel yönetimleri, yerel iktidar odakları olarak değil, yerel demokrasi odakları olarak görür. (…) Yerel nitelikli hizmetlerin yetki ve sorumluluğu, üniter devletin gerekleri dikkate alınarak, ihtiyaç duyulan yerlerde kaynak ve araçlar da sağlanarak merkezi yönetim tarafından yerel yönetimlere devredilecektir.” (3) 

CHP’nin Terör ve PKK konusunda, programında belirlenmiş ve kurultay tarafından da benimsenerek onaylanmış bulunan görüşleri ile Y-CHP yönetiminin kurultay onayından geçmeyen (ve dolayısıyla hukuken geçerli olmayan) şimdiki görüşleri birbirine tamamen terstir!.. 

Cumhuriyet Halk Partisi Programı’nda, Kuzey Irak’ta üstlenen PKK mensupları, “özgürlük savaşçıları” olarak değil, terör örgütü üyeleri olarak tanımlanmıştır. CHP Programı, terörle “müzakere” yapılmasına hiç bir şekilde izin vermez. Terörle mücadele esas alınmıştır. Aksine olan söylemlerin tamamı programa aykırılık teşkil eder… 

PROGRAMA AYKIRI SÖYLEMLER, PARTİ İÇERİSİNDE AYRIŞMALARA NEDEN OLUR VE GİDEREK DE PARÇALANMANIN ALT YAPISINI OLUŞTURURLAR. SANKİ YAPILMAK İSTENEN DE BUDUR! 

BU GİDİŞE PARTİ TABANI ASLA İZİN VERMEMELİDİR!.. 

Parti programımıza göre; 

“Türkiye’nin Kuzey Irak’tan PKK’yı tamamen tasfiye etmek hem hakkı, hem de görevidir. Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında bu görev eksiksiz yerine getirilecektir.(…) Terörle etkili bir mücadele gerçekleştirmek için güvenlik güçleri yeniden yapılandırılacaktır. Uzman ve profesyonel elemanlardan oluşacak özel eğitimli güvenlik güçleri, terörist saldırıları eylem aşamasına gelmeden ve mümkün olduğu ölçüde Türkiye sınırlarına ulaşmadan önlemeyi amaçlayan bir yapıya kavuşacak ve yeterli olanak, yetenek ve teknoloji ile donatılacaktır.”(4) 

“Geçmişte bağımsızlığını ve haklarını korumak için savaşçı yeteneğini gerektiğinde kanıtlamış olan ülkemiz bir saldırıya uğramadıkça barış içinde yaşamak ister. Silahlı kuvvetlerimiz ulusun bağımsızlığını ve güvenliğini korurken dünya barışına da katkıda bulunmaya her zaman özen göstermiştir.(…) Cumhuriyet Halk Partisi, Atatürk’ün yurtta barış, dünyada barış anlayışına dün olduğu gibi bugün de sahip çıkmaktadır.(5) 

HER KOŞUL ALTINDA CHP’LİLERİN ERTELENEMEZ VE DEVREDİLEMEZ GÖREV VE SORUMLULUKLARI VARDIR: 

Tüzüğümüzün 5. maddesinin 3. fıkrasına göre; “Partililer; özel yaşamlarında, görevlerinde, işlerinde ve üyesi bulundukları kuruluşlarda, partinin ilkelerine ve doğrultusuna uygun davranırlar ve çalışırlar.” 

Aynı şekilde 5. maddenin 5. fıkrasına göre “Parti yöneticileri de bu ilkeleri uygulamakla yükümlü ve sorumludurlar.” 

ZİRA; 

-CHP’liler hiç kimsenin kapı kulları değillerdir. Yurttaşlık bilincini özümsemiş bağımsız bireylerdirler!

-CHP’lilerden uşak olmaz!

-CHP’liler hiçbir yerden ve hiç kimseden emir almazlar!

-CHP’liler “biat kültürü” ile yetişmedikleri için olguları sorgulayıp, yargılama yeteneğine sahiptirler!

-CHP’li olmak görev ve sorumluluk sahibi olmayı gerektirir…

-CHP’liler ülke ve dünya sorunlarına duyarlıdırlar!..

-CHP’liler gerçek yurseverlerdir!..

-CHP’lilerin ödevleri; Ulu Önderimiz ve Birinci Genel Başkan’ımız Mustafa Kemal Atatürk’ün “Gençliğe Hitabe”si ile “Bursa Nutku”nda yazılıdır. Genel Merkez’den gelecek genelgeleri bekleyerek ne yapacaklarına ve nasıl konuşacaklarına karar vermezler!..

-CHP’lilerin “ödev” ve “sorumlulukları” parti programda açıkça yazılıdır. 

İşte o ödevlerimiz: 

Parti Tüzüğümüzün Parti Üyelerinin Görevlerini belirleyen 7/A maddesinin (d) bendinde: ”Partinin ilkelerini, programını, kurultay bildirgelerini ve kararlarını, seçim bildirgelerini, partinin genel ve yerel politikaları ile hizmetlerini, her olanaktan yararlanarak yurttaşlara duyurmakla görevlidirler” demek suretiyle, üyelerin birincil görevinin parti ilkeleri ve programını yurttaşlara duyurmak olduğu ortaya konmuştur. 

Parti içi demokrasi” üyelerin ancak ve ancak üyelik görevlerini eksiksiz olarak yerine getirebilmeleri ile yaşam bulabilir… 

CHP’liler ihanete ile Atatürk İlke ve Devrimlerinin çiğnenmesine asla sessiz kalamazlar. Sessiz kalmak ihanete ortak olmak anlamına gelir… 

Üyelik görevlerimizi eksiksiz olarak yerine getirdiğimizi söyleyebilir miyiz?.. 

Başta Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu olmak üzere, bazı genel merkez yöneticilerimiz, yukarıda özetlediğimiz parti programına, söylem ve eylemleri ile aykırı davrandıklarını, pek çok kişi gibi bizler de üzülerek izlemekteyiz… 

Böyle bir durum karşısında sessiz kalmak; parti programına, ilkelerimize, onurlu tarihimize, önderlerimize ve inançlarımıza ihanet etmek olur ki, böyle bir durum içinde bulunmak insanın kendisine ve siyasi geçmişine ve programı onaylayan delegelerin iradesine karşı yapabileceği en büyük saygısızlıktır!.

Görevi ne olursa olsun, hiç bir partilinin “parti suçu” işleme imtiyazı olamaz! 

Bu çerçevede, üyelik görevini gereği gibi yerine getirmek; parti suçu işleyenleri eleştirmekle başlar… 

Ve nihayet, fikirlerimizi söylemek, yanlış söylem ve eylemleri eleştirmek, Anayasamızın 26. maddesinde ifadesini bulan “Düşünceyi Açıklama ve Yayma Hürriyeti” kapsamında bir haktır. Bildiğiniz gibi bu madde hükmüne göre:”Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir.” 

Öte yandan Anayasamızın 67. maddesine göre; “Vatandaşlar …bir siyasî parti içinde siyasî faaliyette bulunma” hakkına da sahip olup, bu hükümler çerçevesinde siyasi faaliyetlerim tamamı yürürlükteki yasaların güvencesi altında bulunmaktadır… 

Atatürk’ün koltuğunun hakkını vermek; birikim, cesaret ve inanç işidir… 

BİZ CHP’LİLER, BAŞKA BİR İFADE İLE MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’ÜN ASKERLERİ, BU ZOR GÜNLERDE GÖREVİMİZİ LAYIKIYLA YAPMAZSAK, KİMSEDEN BİR ŞEYLER YAPMASINI DA BEKLEYEMEYİZ!.. 

Saygılarımızla…                                                         CHP GÖNÜLLÜLERİ

 DİPNOTLAR:

1.) CHP Programı s.71

2.) Age,s.82,

3.) Age,s.86,

4.) Age,s.113-115,

5.) Age,s.119

 

 

Google Drive: Tüm dosyalarınızı tek yerde oluşturun, paylaşın ve saklayın. Google Drive logosu

ERDOĞAN’I KURTARMAK-II

erdogan_li_otobusler

 

Kabul etmek gerekir ki, Erdoğan cahil bir adamdır. Geçen birkaç hafta içinde yurt dışında ve yurt içinde cahilliğine 3 kez vurgu yapılmıştır. Doğru bir tespit yapıldığından olacak ki, oralı bile olmadı. Erdoğan, dünyada “cehaleti” sermaye olarak kullanabilen tek siyaset adamıdır ve kabul etmek gerekir son derece de başarılı sayılır!..

Erdoğan’ın, Avusturya’da 5. Medeniyetler İttifakı Forumu‘nda söylediği, “Tıpkı siyonizm, antisemitizm gibi, tıpkı faşizm gibi İslamofobiyanın da bir insanlık suçu olarak görülmesi kaçınılmaz hal almıştır” sözlerine, Yahudi çevrelerinden kınama yağdı. Recep Bey’in umurunda bile değil. İsrail Gazetesi Jeruselam Post‘un haberine göre, İsrail Dışişleri Sözcüsü Yigal Palmor, Erdoğan’ın bu demecine ilişkin “sadece cehaleti yansıtan içi boş sözler” yorumunu yaptı. Recep Bey tınmadı bile!..

Moskova Hahambaşı ve Avrupa Hahamlar Konferansı Başkanı Pinchas Goldschmidt, “Bu Yahudi halkına ve özünde barış olan bir harekete yapılmış cahilce ve nefret dolu bir saldırıdır” dedi… Onu da duymadı!.. Hakkında söylenen bu sözler hoşuna bile gitti denebilir!.. Zira sermayesine sermaye kattı!..

Başbakan Erdoğan, Ord. Prof. Şevket Aziz Kansu tarafından kaleme alınmış olan ve Uluslararası 18. Antropoloji ve Prehistorik Arkeoloji Kongresi için hazırlanmış Türk Antropoloji Enstitüsü Tarihçesi adlı eseri, Meclis’teki Grup Toplantısı’nda eline alıp, milletvekillerine göstererek: ”Bu insani midir? Vicdani midir? Bunun bizim ruh dünyamızda, inanç dünyamızda yeri olabilir mi?” şeklinde sözler etti. Korkunç da alkış aldı! Bu cahilce sözler, her uygar insan gibi Prof. Dr. Celal Şengür Hoca’nın da tüylerini diken diken etti. Hoca, bilim adamı kimliğiyle, Erdoğan’a haddini bildirmeye karar verdi ve bir köşe yazısı kaleme aldı. Yazıda doğrudan Erdoğan’ın cahilliğine vurgu yapıyor!.. (1) Mutlaka okumanızı öneririm. Büyük olasılıkla, bu niteleme nedeniyle, Erdoğan ve danışmanları yine ellerini ovuşturmaya başladılar… Ne de olsa, ilk seçimlerde istismar edilecek yeni bir konu daha buldular… Sermayelerini katladılar!.. O nedenle bu ülkede aydınların işi cahillerden çok daha zordur!..

***

Medeniyetler İttifakı Formu‘ndan sonra, Yahudi çevreler Erdoğan’ı itibarsızlaştırma işine bayağı hız verdiler. ABD’de iğrenç bir kampanya başlatıldı. ABD yönetimi, acaba ünlü teröristlerle aynı kategoride gösterilmesine ses çıkartmadığı Başbakanımıza, deliğe süpürülme zamanın geldiğini mi hatırlatıyor?..

Diplomaside hiç yeri olmayan “cahil” nitelemesinin, bir ülkenin başbakanı için yapılmış olması ciddi bir uyarıdır. Yetmiyormuş gibi ABD’lilerin en nefret ettiği Müslüman teröristler ile “dost” bir ülkenin başbakanını eş değerde ve aynı karede göstermek, akıl alacak iş değildir. Böyle bir durum, en kaba uyarının bile çok ilerisinde, tehditten de öte bir anlam taşır!..

Başbakanımızın en kötü fotoğrafı, dost ve müttefikimiz, aynı zamanda model ortağı olduğumuz ABD’nin üçüncü büyük şehrinde, pek yakında aranan teröristler listesine adı yazılacakmış gibi, belediye otobüslerinin reklam panolarında, yanına mahkum olduğu Ziya Gökalp’ın o ünlü mısrası da yazılı olduğu halde, sokak sokak dolaştırılmaya başlandı!..

Aşağıdaki videoda (2) izleyeceğiniz gibi, o afişler Amerika’nın en büyük kentlerinden Shikago’da otobüslerin üzerlerine ilan gibi yerleştirildiler…

Dostumuz ABD”nin ne yapmaya çalışdığını anlamak için, Amerikan Özgürlüğü Savunma Girişimi (American Freedom Defense İnitiative) adlı kuruluşun, buafişler üzerine ne yazdığını bilmemiz gerekiyor.

Afişlerin tercümeleri aşağı yukarı şöyledir:

Ünlü terörist USAME BIN LADIN‘nin fotoğrafının yanına:

İlk işimiz İslam’a davettir. Bu onun cihatıdır, seninki nedir?

T.C. Başbakanı RECEP TAYYİP ERDOĞAN‘ın fotoğrafının yanına;

Camiler kışla, kubbeler miğfer, minareler süngü ve müminler askerdir. Bu onun cihatıdır, seninki nedir?”

1 Mayıs 2010′da bomba koyduğu arabayı New York’taki “Time Meydanı”na park ettikten sonra, yakalanan Pakistan asıllı Müslüman bombacı FAISAL SHAZAT‘ın fotoğrafı yanına:

Allah için savaş kutsaldır. Silahlar İslamiyet’te her müslüman için ödev ve yükümlülüktür. Bu onun cihadidır, seninki nedir?”

5 Kasım 2009 tarihinde Teksas’taki “Fort Hood Askeri Üssü”nde, tek silahla 13 kişiyi öldüren ve 29 kişiyi de yaralayan, Filistin kökenli bir Müslüman olan Amerikan Ordusu’nda görevli Binbaşı NİDAL HASAN‘ın fotoğrafının yanına:

Allahü Ekber diye bağırarak kurbanlara ateş etmek, doldurup tekrar tekrar ateş etmek gerekir. Bu onun cihadıdır, seninki nedir?”

HAMAS MTV üyesi bir Arap teröristin fotoğrafı yanına:

Yahudileri öldürmek, bizi Allah’a yaklaştıran bir ibadettir. Bu onun cihadıdır seninki nedir?” yazılmıştır!.. (3)

Sıralamada Usame Bin Ladin‘den sonra, Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ikinci sırada yer alması, geçiştirilecek bir olay değildir. Bu olay, en hafifinden diplomatik bir skandaldır. ABD yetkililerinin bu duruma sessiz kalması anlaşılır gibi değildir. Şikako’daki Türkiye Büyük Elçiliği, ABD yetkilileri nezdinde bir girişimde bulunmuş mudur bilmiyoruz. Bulunmamışsa o da ayrı bir rezalettir. Bir an için Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek‘in, ABD Başkanı Obama’nın fotoğrafını bizim teröristlerle aynı fotoğraf karesi içerisinde belediye otobüslerinin ve bilbordların üzerine koyduğunu düşünün. ABD’nin Ankara Büyükelçisi Ricciardone, o anda Başbakanlık binasında biter! Kim bilir birkaç saat içinde kaç kişinin kulağı çekilir ve kaç kişi işinden olurdu!..

Her neyse, böyle bir karşılaştırma yapmak belki de doğru değildir. Bu olaydan çıkartacağımız ders çok daha önemlidir. Bu işi yapan girişim, belli ki İsrail’e yakın ve Radikal İslam’a karşıdır. Ama sonuçta bunu yapanlar müttefikimiz olan ABD‘nin bir veya birkaç yurttaşıdır. Bu duruma, Obama neden ses çıkartmaz, anlamak mümkün değil! Acaba şimdi de hükümetimize beyzbol sopası yerine, bu afişler üzerinden mi mesaj verilmektedir? Bizimkilere; yakında hepinizi terörist ilan edebiliriz, aklınızı başınıza devşirin mi demek istiyorlar? Öyleyse eğer, hükümetimiz ciddi bir tehdit altındadır. Bu nedenle iş yine bize düşüyor demektir!..

***

Bu olayla birlikte, kozmik odalardan alınıp, sızdırılan belgeleri düşünelim. Biliyorsunuz Arınç‘a suikast iddiası ile Özel Kuvvetler’in kozmik odalarına girilmiş ve en gizli sırlarımız kopyalanarak, özel görevli mahkemenin kasalarında saklanmaya başlanmıştı. Nasıl olduysa, bir süre sonra, bu gizli planlar, MİT tarafından TBMM Darbeleri Araştırma Komisyonu‘na verilmişler!? Şimdi ise, belgeler Zirve Yayınevi dava dosyası içerisinden çıktılar. Belgeleri ele geçiren taraf, her zamanki gibi Taraf gazetesidir elbette. Bu beyler isimlerin üzerini örterek, sanki çok gerekliymiş gibi belgeleri hemen yayınlamışlar. Bu “gazetecilik olayı” gerçekten de en gizli sırlarımızın ifşası niteliğindedir… Zira TSK’nin, düzenli ordu biçiminde savaşamayacak duruma düşmesi halinde, en yetenekli subayların kontrolünde, tıpkı 70′li yıllarda, Kıbrıs’ta olduğu gibi halkın sivil direnişini örgütleyecek olan kanaat önderleri ve yurtseverler deşifre edilmişlerdir!?.. TSK’nın savaşma gücü iyice kırıldıktan sonra, ne yazık ki, sivil direnişçilerin de isim listesi düşmanın eline geçmiştir! Bu noktadan itibaren, hükümetimizin kolu kanadı kırılmıştır denebilir. Artık hükümetiniz her türlü şantaja boyun eğebilir. Anlaşılıyor ki, hükümeti kurtarmak yurttaşlık görevi olarak yine bizim üzerimize yıkılmıştır. Bu nedenle öncelikle ve gecikmeksizin, ilk seçimlerde AKP‘yi iktidardan uzaklaştırmak şart olmuştur. AKP için siyasi bir yenilgi gibi gözükecek olsa da, bu eylem aslında onlar için bir kurtuluş olacaktır…

Av. Cemil Can

DİPNOTLAR

(1)http://www.gazeteport.com.tr/haber/128570/sayin-basbakan-bilim-karsisinda-haddinizi-biliniz_#ixzz2MTQy

(2) http://youtu.be/wQTPviwktDo

(3) http://freedomdefense.typepad.com/

 

EkrenGoruntusu-22

 

 

ERDOĞAN’I KURTARMAK-I

Imrali_Tutanaklari

imrali

 

Bugün itibariyle 75 milyon Türk Milleti tehdit altındadır!..

Başbakan ise daha ağır bir tehdit altındadır… Bu nedenle o da Türk Milletini tehdit ediyor!..

PKK’nin lideri, bebek katili Apo bile, İmralı’dan ABD adına tehditlerini sürdürüyor:

”Ne ev hapsi, ne de af bunlara gerek kalmayacak. Herkes, hepimiz özgür olacağız. Şunu bilin ki bu hamlem komployu boşa çıkaracaktır. Ben komployu aşıyorum. Başarılı olursam, Ne KCK tutuklusu kalır ne başkası. Bu olmazsa 50 bin kişiyle halk savaşı olacak. Ölen ölecek, ben karışmıyorum.”(1) diyebiliyor!..

Bu kadar ağır baskılar nedeniyle Başbakan’ın alacağı kararlar, vatana ihanet düzeyinde olsa da artık mazur görülebilirler!.. Biliyorsunuz tehdit altında işlenen suçlar affedilebilirler!..

Başbakanımızı kurtarmak, bu Yüce Milletin boynunun borcudur artık…

Zira, “nakavt” durumuna düşmüştür ve ne dediğini bilmediği gibi ne yaptığını da bilmemektedir!..

ABD Dışişleri Bakanı John Kerry Türkiye ziyaretinde; Suriye konusunda “En önemli önceliğimiz politik çözüm bulmak” diyerek, hükümetle aynı görüşte olmadığını söylemiştir!.. Bu sözler bir tür tehdit gibidir ve önceki tehditlerin de arkasında durulduğunu göstermektedir!..

Önceki tehditler nelerdi?

Onları ABD’nin önceki Dışişleri Bakanı Clinton’un, Başbakan’a yazdığı mektuptan öğrenelim…

Ne diyordu Clinton?

“Anlaşmamız TSK’da tasfiyeyle sınırlıydı, siz operasyonu çok aşırı noktalara götürdünüz”!..(2)

Dilerseniz bu sözleri biraz daha açalım:

  1. Erdoğan kendi ülkesinin silahlı kuvvetlerinin tasfiye edilmesinde ABD ile anlaşmıştır. Nitekim, bu operasyon sonunda TSK, BOP’nin uygulanmasında “etkisiz eleman” haline getirilmiştir. Daha sonraki safhalarda Türk askeri, ABD askerlerinin yerini de alabilir mi bunu bilemiyoruz… Erdoğan, bu ağır suçu, iktidar olma ve iktidarını sürdürmek için ABD’nin baskısı ile işlemiştir!.. Bir yere not edelim…

  2. Yukarıdaki ifadeden Erdoğan’ın, anlaşma konusu dışına çıkarak, daha başka (kötü) işler de yaptığı anlaşılmaktadır. Bu yapılanları ise, güya ABD onaylamamaktadır. En azından böyle bir görüntü verilmektedir. ABD yetkilileri, biz bu ikinci kategori suçlarda, AKP ile suç ortağı değiliz demek isterken, aba altından sopayı da göstermektedir. Birinci suç kadar ağır olmasalar da Türk kamuoyu tarafından öğrenilmeleri halinde, hiç kuşku duyulmasın ki, Erdoğan hükümeti kendi sonunu getirecek başka suçlar da işlemiştir!..

Bu iki ağır tehdit altında AKP hükümeti bocalamaktadır.

Üçüncü tehdit ise, ABD’nin Erdoğan’ı deliğe süpürüp, yerine Apo ile Cemaat’ten birine görevi vermesidir!..

Bu görevlendirmenin de ilk işaretleri verilmiştir…

ABD kendi askerini kullandığında pahalıya mal olduğunu Irak’ta test edip görmüştür. Apo ile İmralı’da yapılan görüşmelerin bilerek sızdırılan tutanaklarından anlaşıldığına göre, bundan böyle Ortadoğu’da, Conilerin yerine Kürtler kullanılacaktır! TSK’yı ise, sorun çıkartamayacak bir noktada tutmak işlerine gelir. Dünya petrol rezervlerinin üçte ikisine sahip bu bölgeyi terk edip gidecek değiller herhalde… Belli ki, bu dönemin ucuz askeri Kürtler olacaktır. Baksanıza komutanları Apo, ABD emrine vereceği Kürt asker sayısını bile vermektedir:

“Şu an Suriye’de 50 bin, Kandil’de 10 bin, İran’da 40 bin var” diyor… Apo, “Çekildiğimiz yerlerde gerilla büyüyecek” diye ekliyor da… Adamlarını aldatmaya devam ediyor tabi! Türkiye’deki destekçilerine; çekilsek de bir şey olmaz demek istiyor bir bakıma! Yedek kuvvet olarak, sınır dışındaki Kürt militanları gösteriyor. Bu beyandan anlaşılmaktadır ki, PKK’nın niyeti silah bırakmak değildir!.. Tam aksine, amaçları silahlı gücünü daha da büyütmektir. Dolayısıyla Erdoğan’ın, silahlarınızı toprağa gömün ve güvenle başka ülkelere gidin şeklindeki sözleri, samimi olarak üzerinde anlaşmaya varılmış bir hususu yansıtmıyor. Bu sözlerin halkın gazını almak için söylendiği bellidir…

Bu oyunda Kürtler yine piyondur…

Bir de Cemaat’in “Başkanlık Seçimleri”nde Erdoğan’la yollarını ayıracağı senaryosu konuşuluyor. AKP açısından durum oldukça ciddidir… Mutlaka dikkat etmişsinizdir; Apo “Başkanlık” konusunda Erdoğan’ı destekleyeceğini söyledi. Diyeceksiniz ki, bu işin terörü bitirmekle, anaların göz yaşlarını dindirmekle ne ilgisi vardır! Haklısınız, yoktur elbette. “Süreç” olarak yutturulmak istenen dolmanın, bir alış veriş olduğu zaten buradan bellidir!.. Tıpkı eski CHP Genel Başkanı Baykal’ın dediği gibi yapılan “Ulus devleti ver, başkanlığı al” pazarlığıdır!..

Bu noktada Erdoğan, ABD’nin bütün isteklerine evet demek zorundadır!..

Ona hiç tercih hakkı bırakılmamıştır!.. Aksi halde, ABD görevi Apo ile Fetullah Hoca’nın bir adamına verebilir!.. Bu da Erdoğan’ın baldıran zehrini içip, tarihin tozlu sayfaları arasındaki yerini alması anlamına gelir!..

Kovboy blöf yapmıyor. Tehditler dünya kamuoyu önünde ve açık olarak yapılmaktadır!..

ABD’nin çiçeği burnundaki Dışişleri Bakanı Kerry, Başbakan Erdoğan’ın Avusturya’da 5. Medeniyetler İttifakı Forumu’nda söylediği, “Tıpkı siyonizm, antisemitizm gibi, tıpkı faşizm gibi İslamofobiyanın da bir insanlık suçu olarak görülmesi kaçınılmaz hal almıştır” sözlerine katılmadığını ifade ettikten sonra, Türkiye’nin yerinin, İsrail’in yanı olduğunu vurgulaması, Erdoğan’da soğuk duş etkisi yapmıştır!.. Mavi Marmara Baskını ve Davos’taki “one minute” krizi ile toplanılan puanlar, bu hamle ile geri alınmıştır!..

Kerry, hükümetin Türkiye-İsrail ilişkilerini bir an önce düzeltmesini ve Ermenistan ile diyalog kapısının açılmasını hatırlattıktan sonra, Ankara-Bağdat arasındaki gerginliğin de azaltılmasını istemiştir!.. Bu kadarla yetinmemiş, “İsrail’e engel olmayın” diyerek, Türkiye’nin İsrail’e yönelik NATO vetosunun tam anlamıyla kaldırılmasını buyurmuştur!.. Anlayacağınız, stratejik model ortağımız, dış politikada da AKP’ye hiç inisiyatif alanı tanımamıştır!..

Bu durumdan ülkemizin Başbakanını kurtarmak, elbette ki Türk halkının görevidir!..

Aksi halde, ABD akla gelmedik işleri bu hükümete yaptırabilir!.. Hükümeti bu baskılardan kurtarmak, ülkemizin ve halkımızın yararınadır. Bu nedenle yerel seçimlerden başlayarak, AKP’ye verilen halk desteğinin hızla geri çekilmesi şarttır. Bu noktadan itibaren AKP’ye destek vermek, Erdoğan’ın sonunu da hazırlamakla eş anlamlıdır… AKP’ye destek verenlerin, konuya bir de bu açıdan bakmalarını öneririm!..

Diğer yandan, ABD “İkinci İsrail”i kurma çalışmasında, Türkiye’ye verdiği görevin eksiksiz olarak yerine getirilmesini istemektedir. PKK’nın affı ile devam edecek sürece karşı çıkacak olan ulusalcılar, peşinen “düşman” olarak ilan edilmişlerdir. Bu süreçte, ulusalcıların hedef gösterileceği ve başarısızlığın onların üzerine yıkılacağı açıktır. PKK ve yeni ortağı AKP, bölünme anayasasına karşı çıkacak kesimleri “faşist” olmakla suçlamaya başlamışlardır… Nitekim, Öcalan peşin peşin:

CHP ve MHP ulusalcılığı, Hitler milliyetçiliğinin aynısıdır. Zaten kuruluş tarihi de aynıdır. Anayasanın önüne de bunlar dikilecekler” diyerek, bu aşağılık kampanyayı başlatmıştır… Sinop ve Samsun olaylarını da bu yolun açılması için düzenlenmiş tertipler olarak düşünmek gerekir…

***

Y-CHP’nin iki numaralı ismi Nihat Matkap ise, Apo’nun CHP içerisindeki sözcüsü gibi konuşmaya başlamıştır. Matkap: ”Öcalan’ın önerdiği ‘vatandaşlık‘ tanımı CHP programındaki ‘milliyetçilik‘ tanımı ile uyuduğunu” söylemiştir. Ona göre, CHP’liler nasılsa CHP Programı’nı bilmiyor, bu nedenle dilediği gibi atıyor! Halbuki, Anayasamızdaki “Türk” tanımının CHP Programı ile örtüştüğünü kendisinden başka bilmeyen kalmamıştır? Belli ki, Nihat Matkap da kendisine verilmiş görevini yapıyor!.. Öcalan, “Özgür iradesi ile kendisini bu ülkeye bağlı hisseden herkes Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıdır” demişti!.. Anlaşılan Matkap’ın da diğer TESEV’ciler gibi “Türk” sözcüğüne allerjisi var!..

AKP-PKK ortaklığı karşısında, Y-CHP yönetimi ne yazık ki, dik duruş gösteremiyor. Kılıçdaroğlu, geleneksel CHP çizgisi ile “görev” arasında bocalamaya başladı… Biliyorsunuz Kılıçdaroğlu, “İkinci Kürt Açılımı” başladığında 4 temel ilkeden söz ederek AKP’ye kredi açmıştı:

“Bir, samimi ve dürüst olacaksınız. İki, gizli kişisel bir ajandanız olmayacak. Üç, millete izah edemeyeceğiniz angajmanlara girmeyeceksiniz. Dört, ana muhalefet partisine veya millete bilgi vereceksiniz. Bunları yapmazsanız bu sorunu çözemezsiniz” demişti…(3)

Şimdi ise, Erdoğan’ı kastederek, “TBMM’nde gizli bir oturum yaparak, yapılan görüşmeleri bize aktarmak zorundadır” demektedir… (4)

Ne oldu da bir kaç gün içerisinde, Meclis’te gizli bir oturum yapılarak, ana muhalefete bilgi verilmesini yeterli bulunabilmektedir?.. CHP, halktan gizli iş çevrilmesine nasıl olur verebilir, anlamak mümkün değildir!..

Habur’daki “çadır mahkeme”sini unutmadık. Oslo görüşmeleri de çocukların elinde dolaşıyor. Imralı’daki görüşmenin tutanakları daha yeni yayınlanmış. Gizli saklı bir şey kalmamış! Kılıçdaroğlu gizli oturumda ne öğrenmeyi bekliyor acaba? Böyle bir görüşme CHP’ye ne katabilir? Olayın içerisindeyiz inancını vermekten başka, hiç bir işe yaramayacak olan bu taleple, belli ki birilerine göz kırpılıyor!..

Yaşanan gelişmeler açık olarak ortaya çıkarttı ki, CHP’nin başına acilen siyaset bilen ve CHP Programını özümsemiş bir liderin geçmesi gerekiyor. Bir kaç gün içerisinde fikir değiştiren ve neden değiştirdiğini kendisi dahi bilmeyen bir liderle, muhalefet görevinin doğru olarak yerine getirilmesi olanaksızdır!.. Zira Türkiye’nin, iktidardan çok muhalefete gereksinimi vardır!.. 

Av. Cemil Can 

DİPNOTLAR: 

  1. Imrali_Tutanaklari
  2. http://www.ulusalkanal.com.tr/gundem/clintondan-tayyipe-gizlenen-mektup-h9211.html
  3. http://www.hurriyet.com.tr/gundem/22297831.asp
  4. http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&ArticleID=1123530&CategoryID=77