Biz kazanacağız!..
TwitterFacebookGoogleYouTube

ACILI HABER ÖZETLERİ!..

 kurt_ulusal_11

TürkDilKurumu, padişahımız efendimizin iradesine uygun olarak “darbe” sözcüğünün anlamına “Demokratik yollardan hükümet iistifaettirme”yi de eklemiş… (1) Böylece bir kelimenin anlamı genişletilerek, “demokratik eylemler” de “suç” haline getirilmiş!.. Meclisi toplayıp, AKP iktidarına karşı demokratik muhalefet etmeyi suç sayan yeni bir yasa çıkartmaya gerek kalmadan, tüm muhalifleri “darbeci” olarak yaftalama olanağı elde edilmiş!.. Daha önce de “çapulcu” sözcüğünün anlamını değiştirerek, Başbakana duyulan tepkileri yumuşatmaya çalışan TDK’nun, karşı devrimin hizmetinde, halkı aldatmakla görevli olduğu ortaya çıkmış!.. Hak etmeden, sırf yandaş ve yalaka oldukları için böyle kurumlarının başına getirilenlerin, çoğu zaman da kendiliklerinden işgüzarlıklar yaparak, ortamı baştaki “führerin” faşist uygulamalarına hazır hale getirdikleri, tarih tekerrür eder gibi bir kez daha görüldü!..

***

2005 yılında ticari faaliyetlerini sona erdirmek zorunda kalan Başbakan Erdoğan ile ilgili olarak, o günlerde gazetelere yansıyan haberler özetle şöyleydi: Başbakan Erdoğan’ın mal beyanına göre, Ülker Grubu‘nun distribütörlüğünü yapan üç şirketteki hisselerinin değeri anormal bir şekilde artış göstermiş! Erdoğan, AKP Genel Başkanı olduktan sonra, Ekim 2001′de verdiği mal beyanında, bu şirketlerdeki yüzde 12′lik hisselerinin toplam değerini 120 milyar lira olarak belirtmişti. Ticari bir “deha” olduğu anlaşılan Erdoğan, 3,5 yılda üç şirketteki hisselerini 923 bin dolara satarak 12 kat gelir elde etmişti… (2) Tüyü bitmemiş yetimin hakkını korumak ve gözetmekle görevli olduğuna inanılan Erdoğan’ın, ekonomik durumunun “bozuk” olması nedeniyle, çocuklarını yakın arkadaşlarından aldığı burs yardımları ile ABD’de okuttuğu biliniyordu! Bu duruma yüzde yüz inanan “iki kişiden biri”, asıl aşağıdaki haberi duyunca afallayacak:

 AKP iktidarı ile birlikte gıda sektörünün en büyüğü haline gelen Ülker Grubu, alışılmışın dışında, kendi alanı dışına çıkarak, 2006 yılında Giz Ajans ve Soft Metal adlı iki şirketi üzerinden Arnavutköy, Dursunköy-Karahalil mevkiinde; neredeyse ölü fiyatına, 3.630.300 metrekare arsa toplamış… Hükümet, 7 yıl sonra 3. havalimanı ile 3. köprünün bağlantı yolunun bu bölgeden geçirilmesine karar vererek, dünyanın en büyük ikramiyesini Ülker Grubu’na çıkartmış!.. Ülker, 326 milyon TL bedelle arsalarını TOKİ’ye devretti ve yaklaşık 250 milyon TL kara geçerek, 3. Köprü İhalesinin yapıldığı tarihten sadece bir gün önce iki şirketini de kapattı... Yapılacak inşaatlardaki ortaklığı nedeniyle ise, elde edilecek toplam kazancının milyar doların üzerinde olduğu tahmin ediliyor… (3)

Yaklaşan seçimlerde, makarna ve bulgur yerine, şekerli Ülker ürünleri dağıtılırsa şaşırmamak gerekir!..

***

Devletler ailesi içerisinde hızla itibar kaybeden AKP yönetimindeki Türkiye, sonunda “İmam büyükelçiler” dönemini başlatarak, gizleme gereği duymadan terör örgütleri ile düşüp kalkmaya başlamış!..

 Bu dönem imamlara, imamlık dışında yaptırılmayan iş kalmamış!..

 “Suriye’nin kuzeyinde Türkiye’ye dost ve kardeş bir yapı oluştu” diyen BDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’tan sonra, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu da: “Suriye’deki bütün oluşumlar ve gruplar etnik ve dini ayırım gözetmeksizin Türkiye’nin dostudur” diyerek, PKK’nın Suriye’deki uzantısı PYD ile El Nusra’yı dost ilan etmiş!..

PYD Eşbaşkanı Salih Müslim’in, Taraf gazetesine yaptığı açıklamalarından anlaşıldığına göre; Kahire Büyükelçimiz Hüseyin Avni Botsalı‘nın daveti üzerine, Mayıs ayında Türk heyeti ile PYD arasında “sınır güvenliği” konusunda bir görüşme gerçekleşmiş!.. Botsalı hakkında, Müslüman kardeşler’in liderine kuryelik yaptığı iddiasıyla soruşturma da başlatılmış!.. Türkiye’ye davet edilen PKK’nın Suriye’deki kolu PYD’nin Eşbaşkanı Salih Müslim, Türk yetkililer ile yaptığı görüşmelerden sonra şu açıklamayı yapmış: “AKP ile ‘özerklik’ konusunda anlaştık”!..

***

Kılıçdaroğlu’nun “Analar ağlamasın edebiyatı” ile kamuoyuna yutturmaya çalıştığı ve daha sonraki gelişmelerin bilgisi dışında yürütüldüğünü savunduğu “açılım süreci” ile, güya PKK’ya silah bıraktırılacaktı. Yaşanan gelişmeler sonunda görüldü ki, PKK yönetimi tam aksine daha fazla silahlanacağını ilan etmiş!.. KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Cemil Bayık, süreçte silahlı kanadın (HPG) olası bir savaşa karşı hazırlıklı olması ve kendini geliştirmesi gerektiğini” söyleyerek, PKK’nın hiç bir zaman silah bırakmayacağını duyurdu!.. Bayık, “Eğer önderliğin koşullarında bir değişiklik olmazsa, karakol, yol ve baraj yapımları durdurulmazsa, çetelerin sayısının artırılmasından vazgeçilmezse, İmralı’da gerçekleşen mutabakat çerçevesinde adımlar atılmazsa; biz, halkımız ve demokrasi güçleri bunları kabul edemeyiz” diyerek tehditlerini sürdürdü!.. Ülke sınırları içerisinde “PKK Asiyiş”i yaşama geçirdikten sonra, “Mali Örgüt”ünü de kurup, vergi toplamaya başlayan terör örgütü,şimdi de kaymakamlıklara, kendi atadığı kaymakamlarını göndererek; “Bizden habersiz iş yapmayacaksınız” diye talimatlar yağdırmaya başlamış!.. Duymayanlara duyurulur!..

***

Y-CHP’nin “analar ağlamasın genel müdürü” Bay Kemal, acaba bu duruma ne diyor?.. Hani desteklediği bu süreçte, PKK silahlarını bırakıp çekilecekti, şehit cenazeleri gelmeyecekti, şantiyeler basılıp işçiler kaçırılmayacaktı? Tam aksine çekilen PKK’lıların yerine daha fazla genç dağlara çıktı. Örgüt ise hızla silahlanmaya devam ediyor!..

Seni ABD elçisi seni!.. Nasıl da kandırdın bizi!..

***

Öcalan’ın isteği üzerine; İran, Türkiye, Irak ve Suriye’deki Kürtlerin birliğini sağlamak amacıyla Erbil’de toplanan Kürt Ulusal Kongresi, Suriye sınırındaki PYD bayrağını indirip, “birliği temsil eden bayrağı dikmiş!..

Elazığ’ın Arıcak ilçesine bağlı Üçocak beldesinde baraj gölü altında kalacağı için yenilenen karakola, Öcalan posteri ve BDP bayrağı asılmasından sonra, İl Başkanı Zübeyde Zümrüt, bundan böyle karakol açılmasına izin verilmeyeceğini açıklamış!.. İmralı’ya giden BDP heyeti de Öcalan’ın basın buluşması yapmak istediğini ve “Taraflar süreci zora sokacak açıklamalardan kaçınmalıdır” şeklindeki isteklerini açıklamış… Terör örgütü PKK’ya karşı Türkiye Cumhuriyeti Devletinin “taraf” haline getirilmesi, hiçbir kesimde tuhaf karşılanmıyor artık!..

PKK yöneticilerinden Sabri Ok, “Çözüm süreci tek ayakla gidiyor ve bu olacak iş değil. Sabrımızın bir sınırı var” diyerek hükümeti tehdit ettikten sonra, “Kürtlerin topraklarında kendi kendini yönetme hakkının olduğunu” söylemiş!.. Tayyip Erdoğan ise, Gezi eylemlerinde, polislerin “çok sabırlı” davrandığını söyleyerek, “sabır” konusunda Sabri Oka’a “sabırlı” bir yanıt vermiş!..

Bu arada PYD’yi İstanbul’da ağırlayan AKP Hükümeti, Özgür Suriye Ordusu’na bağlı farklı gruplardan 70 elebaşını da (komutan) Gaziantep’te ağırlamış…

***

BM Keyfi Tutuklamalar Çalışma Grubu”, Türkiye’nin Balyoz Davası’nda; keyfi tutuklama, adil yargılama ve savunma hakkına dair üç maddeyi ihlal ettiğini karara bağlamış!.. Yargı öyle bir hale getirildi ki, “Gezi Direnişi” nedeniyle gözaltına alınan gençler, doğumlarından önce lağvedilen örgüte üyelikle suçlanmaya başlanmış!..

***

Böylesine önemli gelişmeler yaşanırken, ana muhalefet partisi Y-CHP, nedense halkın dikkatini gündemin en geri sıralarındaki konulara çekmek için çırpınıyor! Y-CHP, bu gelişmeler yaşanırken, “Tüm Dünyanın Nükleer Silahlardan Arınması Gerektiğine İnanıyoruz” bildirisini yayımlamış!.. Bildiride; 9 ülkenin tahmini olarak 19 bin nükleer silahı bulunduğunu ve bunların 2 bin tanesinin her an ateşlenebilir durumda tutulduğunu söyleyerek, insanlığı uyarmışmış!..

Yeni CHP, CHP’yi ABD’nin Türkiye temsilciliği haline getirdikten sonra, şimdi de Amerika’da yaşayan 500 binden fazla Türk’ün, Türkiye ile “bağlarını güçlü kılmak” ve Washington’daki gelişmeleri daha yakından izleyebilmek amacıyla, ABD’de bir temsilcilik açmaya karar vermiş!..

Genel Başkan Yardımcısı Loğoğlu ise, TBMM’nde yaptığı basın açıklamasında; “Suriye’deki gelişmelerin en önemli etkilerinden birinin, Türkiye’de halen içeriğini bilmedikleri çözüm sürecini sekteye uğratabilecek bir gelişme olduğunu, ama Türkiye’nin de bu çözüm sürecinde elini çabuk tutması gerektiğini” söyleyerek, dolaylı olarak Y-CHP’nin sürecin içerisinde olduğunu itiraf etmiş. Böylece, Kılıçdaroğlu’nun “süreç hakkında bilgimiz yok” şeklindeki beyanları yalanlamış oldu! İçeriği bilinmeyen bir süreçte, Türkiye’nin elini çabuk tutmasını istemek CHP’nin işi olamayacağına göre, Y-CHP’nin işin içerisinde olduğu bellidir!.. Bu konularda Y-CHP’nin gerçek yüzünü, PKK’nın “açılım” çerçevesinde çıkartılmasını istediği yasaların derhal çıkartılması için Meclisin toplanmasını isteyen gölge genel başkan Sezgin Tanrıkulu‘nun tutumundan öğrenmek daha isabetlidir!.. Hiç değilse o yalan söylemiyor! Bay Kemal’in artık ciddiye alınacak bir yanı kalmamış!.. Genel başkanlığa Tanrıkulu daha çok yakışıyor!..

Değişik dini cemaatlerin temsilcileri ve ilahiyatçılarla iftar yemeğinde buluşan Bay Kemal, CHP’nin karşı çıkacağı gerekçesiyle, kuran kursu öğrencilerine paso verilmemesine: “Kuran kursu öğrencisi öğrenci değil mi? Tabii ki pasosu olacak. Başvuruyu biz yapalım” diyerek, aklınca bir çözüm getirmiş!.. AKP’nin puan kaybetme endişesi ile yapmaktan çekindiği bütün işlerin önünü görev gereği hep Kılıçdaroğlu açıyor!.. Paso işinde fena halde duvara toslamış!..

***

Tüm bu rezillikleri halkın gözünden kaçırmak için, iktidar ve muhalefet adeta el birliği ile gündemi değiştiriyor… Hamilelerin sokağa çıkmasını “terbiyesizlik” olarak nitelendiren, sözüm ona “tasavvuf düşünürü” Ömer Tuğrul İnançer adlı zevzeğin tekini, AKP hükümeti bu nedenle Devletin televizyonlarında konuşturuyorlar… (4)

Av.CemilCan

DİPNOTLAR:

(1) Bir ülkede baskı kurarak, zor kullanarak veya demokratik yollardan yararlanarak hükümeti istifa ettirme veya rejimi değiştirecek biçimde yönetimi devirme işi.

(http://www.tdk.gov.tr/index.php?option=com_gts&arama=gts&guid=TDK.GTS.51f4c80cbfeae2.48430295)

(2) http://haber.gazetevatan.com/0/47925/2/ekonomi

(3)http://www.aydinlikgazete.com/mansetler/akp-ulkeri-ucurdu-tamami-h23530.html

(4) https://eksisozluk.com/omer-tugrul-inancer–954039

“PKK ASAYİŞ”!..

 

licede_pkk_sehitligi_acilisi__1

“Kendi iktidarında” 26 liralık benzini 100 lira ödeyerek satın alabilen “iki kişiden biri”, Suriye sınırımızda Resulayn İlçesin’deki binalara PKK bayrağı çekilmesi ile şaşkınlık üzerine şaşkınlık yaşadı!.. İşini gücünü bırakıp, Suriye’deki rejimi değiştirmek için tam gün mesai yapan AKP hükümeti, Esat’ın karşısında ağır bir yenilgi aldı!.. Yenilgiyi ilk ilan eden ABD’nin Genelkurmaybaşkanı idi… Başbakan Erdoğan, “Gezi Direnişi” ile başlayıp yurt geneline yayılan muhalefet hareketi karşısındaki acıklı durumunu, Suriye’deki olayları abartılı ve yanlı bir şekilde aktararak gizlemeyeçalışıyor. Hükümet, hızla altından kayan tabanını yerinde tutabilmek için yapay düşmanlık yaratmaktan medet umuyor. “Palalı” gençlik ile istediği sonucu alamayan Erdoğan, şimdi de tencere ve tava çalarak hükümeti protesto edenler hakkında dava açılmasını istiyor… Savaş diline sarılan Erdoğan’ı, iktidardan düşmenin korkusu sardı!.. O bakımdan sınırlarımızda yaşanan olayları, doğru bir şekilde hükümetin kontrolündeki basın-yayın organlarından izleme olanağımız kalmadı… Bu nedenle olup biteni, bundan böyle dışarıdan öğreneceğiz..

 

ABD Genelkurmay Başkanı Org. MartinDempsey‘in “Esat kazanıyor mu?” sorusuna, “ŞuandaakıntıEsat’tanyana” yanıtını vermesi, kazanan tarafın Esat yönetimi olduğunu ortaya koydu… Dempsey’in yardımcısı James Winnefeld de Senatör McCain’in sorusu üzerine; “Ülkenin orta ve batısında akıntı Esat’ın tarafına geçti, kuzey çok kırılgan ve dayanmaya çalışıyor” diyerek Dempsey’i teyit etti… Esat’ın bir yıl önce Kürtlere terkederek çekildiği Kuzey Suriye’de PKK’nın Suriye’deki kolu olarak kabul edilen Demokratik Birlik partisi (PYD), “özerklik” ilan etmeye hazırlanıyor!.. Türkiye’nin desteklediği El Nusra (El Kaide) gibi İslamcı gruplardan bölgeyi temizlemeye çalışan PYD’nin lideri SalihMüslim, BBC’ye yaptığı açıklamada; İslamcı grupların Türkiye sınırından Suriye’ye geçiş yaptığını belirterek, “Türkordusuilekarşıkarşıyagelmekistemiyoruz” diyerek Erdoğan’ı uyarıyor… Aynı şekilde terör örgütü PKK’nın Başkanlık Konseyi de yaptığı açıklama ile tehditlerini sürdürüyor… Çözüm sürecinin 2. aşamasının 1 Haziran’da başladığını, buna karşın AKP hükümetinin hiçbir adım atmadığını belirten Başkanlık Konseyi, “ 4. aşama eylemleri” için Kandil’in talimatı ile kurulan “PKKAsayiş”i devreye soktu!..

PKK asayis 

Bilindiği gibi Başbakan Erdoğan, PKK militanlarının ancak yüzde 15-20′sinin sınırdan çıktığını, bu nedenle sürecin 2. aşamasına geçilemediğini savunuyordu!.. Bu resmi açıklamadan sonra, “PKKAsayiş”Cizre, Diyarbakır ve Van’da yol kesip kimlik kontrolleri yapmaya başladı… Sürecin birinci aşaması henüz bitmeden, Van’ın Gevaş İlçesinde geçen yıl ölen bir terörist için düzenlenen cenaze törenine, ellerinde otomatiktüfek ve bellerindebombalar bulunan PKK’lı teröristler de katıldı… Bu arada Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde güvenlik güçleri ile giriştikleri çatışmalarda hayatını kaybeden 170 PKK’lı için Diyarbakır’ın Lice İlçesine bağlı Yolaçtı Köyü’nde yapılan “PKKŞehitliği” törenle açıldı!.. Törene katılmak üzere yola çıkan ve aralarında BDP Milletvekili Nursel Aydoğan ile İl Başkanı Zübeyde Zümrüt’ün de bulunduğu BDP’lileri; Diyarbakır’da polis, Lice yolu üzerinde asker ve Kayacık Köyü yakınlarında yüzleri kapalı “KCKAsayişGrubu” militanları kimlik kontrolü yaptı!.. Tören sırasında, çevrede silahlı PKK militanlarının önlem aldığı da görüldü!..

 

İçerideki gelişmeler bu yönde iken, Türkiye’nin, PYD’ye yönelik tutumu nedeniyle “çözümsüreci”nin kritik bir aşamaya geldiğini belirten PKK’nın Başkanlık Konseyi de “Biz hareket olarak son kez AKP hükümetini uyarıyoruz” dedi..

 

AKP hükümetini uyaran uyarana!..

 

Dışişleri Bakanı Davutoğlu, sınıra PKK bayrağı dikilmesini “Muhaliflerin askeri kanadı Özgür Suriye Ordusu’nun Halep yakınlarında Esat güçlerine karşı mücadele verdiği için PYD’nin meydanı boş bulduğu”na bağladı!… Başbakan’ın Başdanışması ve en yakın adamı Yalçın Akdoğan ise, “Bu bizim iç güvenlik meselesidir, orada bir oldu bittiye göz yummayız” diyerek, iç kamuoyuna mesaj vermeyi uygun buldu!.. AKP’nin Mayıs ayında PYD ile Kahire’de “sınır güvenliği”ni görüştüğü, eş başkan Salih Müslim tarafından Taraf gazetesine açıklanmıştı… Ayrıca; insani yardım nasıl gidecek, Özgür Suriye Ordusu ile ilişkiler nasıl olacak konularının da konuşulduğu ortaya çıktı. AKP hükümeti komşu devletleri bıraktı, terör örgütleri ile iş bitiriyor!..

 

Ne var ki, tüm bu gelişmeler BüyükOrtadoğuProjesi‘ne uygun olarak yürüyor. Suriye’nin kuzeyinde “özerklik” ilan edilmek istenmesi, nihai hedefi; Başkenti Diyarbakır olan “BüyükKürdistan” hedefinden bağımsız düşünülemez… Dolayısıyla Davutoğlu ve Akdoğan’ın sözlerinin bir kıymeti harbiyesi olamaz!.. Bu noktadan itibaren “PKK’nın Asayiş” birliklerine törenle diploma verilmesini duyamayan hükümetin, sözcüleri de tümüyle inandırıcılıklarını kaybetmişlerdir… Artık ülkemizde yönetim zaafiyeti veya boşluğu değil, yönetimsizlik tartışılmaya başlandı!.. PKK kendi yolunda emin adımlarla yürüyor, önüne çıkacak engelleri de AKP hükümeti ile aşacağından emin gibi. PKK, Dokuzuncu genel kurulda büyük şehirlere göç eden Kürtlere “geri dönün” çağrısı yaparken, Şeyh Sait ayaklanması ile ilgili uluslararası soykırım çalışması yapacağını da duyurmuş!.. (1)

pkk_bayragi_1

 

Türk halkının, işbirlikçi AKP iktidarına karşı başlattığı muhalefet hareketine karşı, Başbakan’ın takındığı tutum ile siyasi geleceğini bağlamış olduğu Esat rejimi için söyledikleri oldukça ilginçtir ve dikkat çekicidir! Başbakan, 2 aydır biber gazı ve tazyikli su altında “hükümetistifa” diye bağıran milyonları dinlemeyip “terörist” ilan edebiliyor ama Bitlis’in Güroymak İlçesi İlköğretim öğrencilerinin oluşturduğu DoğuYorumMedeniyetKorusu’nu dinlemeye gidebiliyor!.. Erdoğan, buradaki konuşmasında:”Biz Suriye’deki rejime şu veya bu mezhepten olduğu için karşı çıkmıyoruz, her kesimden halkına açıkça zulmettiği için karşı çıkıyoruz. Şu ana kadar 100bininsanöldü, hala öldürmeye devam ediyor bu rejim. Ben bu rejime katildemeyecek miyim?” demiş…

 

En demokratik haklarından biri olan, toplantı ve gösteri yürüyüşü haklarını kullanan “GeziParkı” direnişçilerini, “darbeyeteşebbüsetmek” ve “Halkı Türkiye Cumhuriyeti aleyhine isyanateşvik etmek, cebir ve şiddet kullanarak TürkiyeCumhuriyetiHükümetiniortadankaldırmayateşebbüsetmek” gibi en ağır ve akla ziyan suçlarla suçlayarak zulmeden, Erdoğan’ın savcıları değil mi? Bu haklı gösterilerde 5 gencimizi haksız yere öldüren ve 13′ünün de gözlerini kör eden polisleri, “destanyazmakla” överek, sırtlarını sıvazlayan ve 24 maaş ikramiye ile ödüllendiren bu ülkenin Başbakanı değil mi?.. Erdoğan, Esat’a katildeme hakkını kendinde görecek ama kimse ona bir şey söylemeyecek, öyle mi?.. Suriye’de 100 bin kişinin ölümüne çok üzülen Erdoğan; Irak’da bir buçuk milyon Müslüman’ın öldürülmesini hiç duymadı mı? Sudan’da yüzbinleri katleden bir lideri kırmızı halı sererek, aynı Erdoğan karşılamadı mı? Elinden ödül aldığı Libya Devlet Başkanı Kaddafi’nin ve 300 bin Libyalı’nın öldürülmesine NATO işidir diye katılmadı mı?..

 

Türk halkını 11 yıldır aldatan bir hükümet gidicidir!.. Boşuna bölücü dil kullanıp da halkı birbirine düşman etmeyin!..

 

Zulüm, ölüm, gözyaşı, yoksulluk, yolsuzluk ve baskı; adeta AKP’yle özdeşleşmiştir!.. Boşuna debelenmeyin!.. Battıkça daha derine batıyorsunuz!… Artık yeter çekilin!..

 

Av.CemilCan

DİPNOT:

(1) http://www.odatv.com/n.php?n=pkkdan-sok-karar-1007131200

AKP DARBESİ!..

sivil_darbe_1

Anayasa Mahkemesinin kararları yasama, yürütme ve yargı organlarını bağlar. Anayasamızın amir hükmü böyle diyor.(1) “Ergenekon Mahkemesi” bu tartışmasız hükmü tanımıyor! Ülkemizin yetişmiş bütün hukukçuları, Anayasa Mahkemesi’nin kararından sonra, tutukluluğun 5 yılı geçemeyeceği hususunda hemfikirler. Başka bir deyişle, tutukluluğu 5 yılı aşan bütün tutukluların, derhal serbest bırakılması gerekiyor…

Kör olan “adalet” şimdi de sağırları oynuyor!

Anayasa Mahkemesinin bu konu ile ilgili kararı aslında bir tür önlem sayılır…

Tutukluluğun 10 yıla kadar uzayabilmesine olanak sağlayan Ceza Muhakemesi Kanununun 252. maddesinin 2. fıkrası idi.(2) Anayasa Mahkemesi, CHP’nin başvurusu üzerine 3. Yargı Paketi olarak bilinen 2 Temmuz 2012 günlü, 6352 sayılı (Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında) Kanunu’nu görüştü. Kanunun ismi bile bir tuhaf! Yüksek Mahkeme, “ölçüsüz ve uzun” olduğu için 3713 sayılı Kanun’un başlığı ile birlikte değiştirilen 10. maddesinin; ilgili hükmünün (4. fıkrasının) iptaline karar verdi…

Belli ki, bu çağ dışı hükümden beklenen yarar elde edildi!..

İptal edilen fıkra şöyleydi:

“Türk Ceza Kanununun 305, 318, 319, 323, 324, 325 ve 332 nci maddeleri hariç olmak üzere, İkinci Kitap Dördüncü Kısmın Dört, Beş, Altı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlarda, Ceza Muhakemesi Kanununda öngörülen tutuklama süresi iki kat olarak uygulanır.” (3) Bunun adı çoklu hukuk sistemidir aslında. Bir tür vergiyi vatandaşlara farklı uygulama gibi yani…

Anayasa Mahkemesinin son kararı ile mevzuatımızdan bir kepazelik daha çıkartıldı. Hiçbir mahkeme, olmayan bir hükme dayanarak tutukluluğu sürdüremez artık! Sürdürürse ona da mahkeme denemez! Çünkü Anayasaya aykırılığı tespit edilen bir maddenin yürürlükte olması, hukuken hiçbir sonuç doğuramaz!.. Dolayısıyla bu maddeye dayanarak tutukluluğu 10 yıla kadar sürdürmek yasal ve olanaklı değildir!..

Hukuk dışı bir duruma sığınan iktidar olabilir mi?.. Oluyor işte… Bu konudaki tartışma, abesle iştigaldir ve bir an önce bitirilmelidir!..

Ceza Muhakemesi Kanununun (CMK) 252. maddesi yürürlükteyken, maddenin 2. fıkrasına göre; “250 nci maddenin birinci fıkrasının (c) bendinde öngörülen suçlar (5) bakımından, Kanunda öngörülen tutuklama süresi iki kat olarak uygulanır” hükmü mevcuttu… Ne var ki, CMK’nun 250, 251 ve 252. maddeleri 5.7.2012 tarih ve 28344 sayılı R.G.’de yayımlanan 2.7.2012 tarih ve 6352 Sayılı Kanunun 105/6. maddesi hükmü gereğince yürürlükten kaldırıldı…

Bu hüküm olduğu gibi Terörle Mücadele Kanunu’nun 10. maddesine aktarılarak, acaba neden korunmuştur?..

Hükümetin anlayışına göre, Terörle Mücadele Kanunu’nun (TMK) 10. maddesinin 4. fıkrası hükmüne dayanılarak, bir süre daha tutuklama süresinin iki kat olarak uygulanmasına devam edilmesinde yarar umuldu!.. Türk halkının gözünün içerisine baka baka bu iğrenç uygulamaya devam edildi… Bu şekilde iktidarın keyfi davranışının faturası, Türk Milleti adına “Ergenekon Davası” ile “Balyoz Davası” tutuklularına ödetildi… Yurtseverler, bizim adımıza bu faturayı hala da ödemeye devam ediyor. Bu yolda ölenleri saygıyla anmak, kalanların önünde eğilmek, yurttaşlık borcumuzdur biline!..

Malumunuz olduğu üzere, Yargıtay, CMK’nun 102. maddenin 2. fıkrasında belirtilen ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren suçlar için azami 2+1 = 3 yıl olması gereken tutuklu kalma süresini, hatalı bir kararla, 2+3 yıl olarak yorumlayıp, 5 yıl olarak belirlemiştir… Bu karar asla hukuki değildir!.. Zira uzatma süresinin asıl süreden daha uzun olduğu bir uygulama, dünyanın hiçbir yerinde görülmemiştir. Ayrıca yasalarımızı uydurmaya çalıştığımız Avrupa müktesebatında da bu kadar uzun bir tutukluluk mevcut değildir… Dolayısıyla Yargıtay’ımızın bu noktada karşı devrime alet olduğunu söyleyebiliriz!.. Zaten ülkemizde, karşı devrim yargı eliyle yürütülmüştür!..

Yargıtay’ın çağdışı yorumunun esas alınması ile; TCK’nun, İkinci Kitap, Dördüncü Kısmın Dört, Beş, Altı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlarda azami tutukluluk süresi; 5 yılın 2 katı yani, 10 yıl olarak uygulanmaya başlanmıştır!.. AKP zulmüne “yargı” tarafından verilen vize ile bu işler yapılmıştır!.. Unutmayalım ki, bütün bu işler; AKP’nin yargıyı ele geçirmesi ve halkın aldatılması sonucu “Anayasa Referandumu”na “evet” denilmesiyle gerçekleştirilmiştir!..

AKP iktidarının, Ceza Usul Kanunu’nda yaptığı basit gibi gözüken birkaç değişikliğe, Yargıtay’ın hatalı yorumu da eklendiğinde, hükümete muhalif olanları 10 yıl içeride tutma olanağı kolayca elde edilmiştir… Yargılamaların 10 yıl sürdürülüp sürdürülemeyeceği hususu, darbecilerin ikincil bir problem olarak karşılarına gelmiştir. Bunun için ana davayı, ilgili ilgisiz pek çok davayı birleşterek, okumak için bir insanın ömrünün yetemeyeceği sayfa sayısına ulaştırdılar!.. Acı olan halkın yanında olması gereken güçlerin; “Yargı gereğini yapar”, “Yargılamaların sonucu beklensin” anlamına gelen sözler ile bu sürecin meşru gösterilmesine verdikleri katkıdır!.. Darbecilerden daha ağır suç işleyenler, işte bu şekilde halkı oyalayan ve aldatanlardır!..

Yaratılan bu karanlık ortamda, darbeciler için geriye bir tek iş kalıyordu. O da tutuklular ile yakınlarının, “adalet” konusundaki yakınmalarını bloke etmekti. Hükümet ve işbirlikçileri aleyhine oluşacak kamuoyu ile baş etmek ise, hiç de zor değildi. Bunun için medyayı ele geçirmek yeterliydi ve o da kısa süre içerisinde ele geçirildi. Bir tek Aydınlık ve Ulusal kanal doğru haber veriyordu. Birkaç yüz tutuklu yakınının, kısıtlı olanakları ile ele geçirilmiş medya karşısında oluşturabilecekleri kamuoyu ise ne kadar etkili olabilirdi?.. Kaldı ki, ana muhalefet de her bulduğu fırsatta “darbelere karşı olduğunu” söyleyerek, özel görevli mahkemelerin tutukladığı yurtseverleri, dolaylı yoldan “darbeci” olarak yaftalıyordu!.. Kısaca “darbelere karşı” bir şeyler yapılıyormuş izlenimi verilerek, asıl darbe yapılıyordu!.. AKP’nin bu darbesine karşı direnç gösterecek örgütlü ve örgütsüz kesimleri oyalayıp, kontrol altında tutmak görevi Y-CHP ile MHP’ye verilmişti. Allah var, her ikisi de görevlerini layıkıyla yerine getirdiler!.. Kutlamak gerekir!..

ABD ile açıkça işbirliği yapan “Milli Görüş” ve “Cemaat” ortaklığı, iktidarı ele geçirdikten kısa süre sonra, yargıyı da ele geçirmiş ve yukarıda açıklandığı gibi karşıdevrimi bir aracı gibi kullanmaya başlamıştır. İşte bu şekilde Cumhuriyet’e karşı -kansız- bir darbe gerçekleştirilmiştir!.. Darbeciler ve işbirlikçileri, gözümüzü boyamak için ağız birliği etmişcesine, Mısır’da darbe yapıldığını söyleyerek, bizde yapılan darbeyi gizlemeye çalışmaktadırlar. Cumhuriyeti korumakla görevli devlet kuruluşlarının darbecilerin eline geçmesi ve bir korku imparatorluğunun kurulması ile pek çok aydın ve yurtsever sesini çıkartamaz duruma düşürülmüştür!..

Şimdi iktidarın açık ve gizli ortakları birbirlerine düştüler!..

Biz onların iç kavgası ile değil, başımıza ördükleri çorapla ilgilenmeliyiz!..

Sağır Sultanların da duyduğu gibi, Cumhuriyet’e karşı darbe yapan aktörlerin, üzerinde anlaştıkları plan, Büyük Ortadoğu Projesi‘dir (BOP). Ülkemizin parçalanmasını da öngören bu proje, sahipleri tarafından hiçbir zaman gizlenmemiş, aksine eşbaşkanları tarafından, defalarca övünç vesilesi olarak kamuoyuna açıklanmıştır. Aynı şekilde, baş patronları da ABD de 23 ülkenin sınırlarının değiştirileceğini ve yönetimlerinin yıkılacağını, Dışişleri Bakanları aracılığı ile bütün dünyaya meydan okurcasına açıklamıştır!..

Bu hain tertip, AKP iktidarı eliyle uygulamaya konulmuş olup, karşı devrimin döşenen her taşında, Sorosçu Y-CHP ile MHP’nin de anlamlı bir katkısı vardır!..

Muhalefetin bu yaşananlardan sonra, hala AKP ile Anayasa yapmak istemesinin bir nedeni vardır? Halkın gözünde meşruiyetini iyice yitiren AKP’yi, yeni anayasanın mimarı olarak parlatmak, muhalefetin ne işine yarayabilir?! AKP’nin başarı hanesine yazılacağı kesin olan bu girişim için, Kılıçdaroğlu’nun yerlerde sürünmesini artık anlamak mümkündür!.. Adi bir kaset operasyonu ile CHP Genel Başkanlığı’na getirilmenin diyetini ödüyor, verilen görevi yerine getiriyor!..

Suriye, Irak ve İran’ı da içerisine alan BOP, beklenmedik bir şekilde Suriye’deki direnişle karşılaşınca sekteye uğradı. Rejimleri yıkılan ülkeler için dayatılan “Ilımlı İslam” rejimi de Mısır örneği ile ortaya çıktığı gibi ABD’ye beklediği sonucu vermedi!..

Bu arada, hiç beklenmedik bir şekilde, “Gezi Parkı Direnişi” ile Türkiye’de başlayan halk hareketi; muhalefetin ihanetine rağmen, işbirlikçi AKP hükümetinin temellerini sarsmaya başladı. Daha geniş yığınların karşısına dikileceğini anlayan hükümet, darbeyi gerçekleştirirken kullandığı ve artık ihtiyaç duymadığı “tutuklama” aracını, ortadan kaldırarak, makul bir ölçü içerisine almakta sakınca görmedi. Aslında Anayasa Mahkemesi’nin son kararını, bu gelişmelere karşı alınmış bir önlem olarak görmek, yanlış değildir…

Bu düşüncelerle, öncelikle karşı devrimin bir diğer aracı olan “özel görevli ağır ceza mahkemeleri”nin, kurulmasına dayanak teşkil eden CMK’nun 250, 251 ve 252. maddeleri yürürlükten kaldırılmıştır. Bu şekilde, 252. maddenin 2. fıkrası ile hüküm altına alınan tutuklulukta güya “iki kat” uygulamasına son verilerek, hükümet sureti haktan gösterilecekti. Ama olmadı, çünkü devlet içerisinde, adı “Ergenekon Mahkemesi” olan ikinci bir hükümet vardı. İkinci hükümet de artık iktidara taliptir. Bu nedenle iki ortak da, yeni koalisyon ortakları arayışındadır. Kılıçdaroğlu’nun iktidar olma hırsı yok. Bu konuda kadrosu da bulunmuyor. O ikinci sınıf pavyon konsomatrisi gibi, her çağıranın masasına oturmaktadır…

Anayasa Uzlaşma Komisyonu Masasına oturma ile Cemaat ile flört bu kapsamda değerlendirilmelidir!..

Gerçekte birbirlerini yıpratmak amacı ile bilek güreşi yapan iktidarın güçlü ortakları, kendi yarattıkları yargı canavarının kurbanı olmak üzeredir!..

Sürecin böyle devam edeceği kesin gibidir. Pek yakında, sıranın diğer ağır cezalık suçlar için hatalı olarak uygulanan 2+3 = 5 yıllık azami tutuklama süresine geleceğini de söyleyebiliriz. Bir yargı yorumu (İçtihatları Birleştirme Ceza Genel Kurul Kararı) ile azami tutukluluğun 2+1= 3 yıl olarak uygulanmasını olası bir af yasasından önce görebiliriz!.. Bunların tümü halkı aldatmak amacıyla yapılacak olan göz boyamalarıdır!..

Daha önceleri, Ceza Muhakemesi Usulü Kanunu’nda belirsiz olan tutukluluk süresi, “uyum yasaları” çerçevesinde belirli hale getirilirken, yürürlük tarihi de ileri bir tarihe atılarak, mevcut tutuklular için haksız bir uygulama daha yapıldığını unutmayalım… AKP kurmaylarının bu konudaki şeytanca düşüncelerini o tarihlerde tahmin etmiş ve dilim döndüğü kadarıyla anlatmaya çalışmıştım…(6)

İşte bu gelişmeler, ceza usul kanunlarında basit gibi gözüken değişiklikler yapılmak suretiyle, faşizmin nasıl getirilebileceğinin çarpıcı örneklerdir… Askeri darbe yapmakla elde edilen sonuçların neredeyse tamamı, bu yöntemlerle de elde edilebilmektedir!.. O nedenle 11 yıldır yaşadığımız gelişmelere, “AKP Darbesi” demekte bir yanlışlık yoktur!..

Av. Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1) Anayasa m. 138 fıkra son: “Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez.”

(2) CMK Madde 252.- “

1) 250 nci madde kapsamına giren suçlarla ilgili davalara ait duruşmalarda aşağıdaki hükümler uygulanır:

2) 250 nci maddenin birinci fıkrasının (c) bendinde öngörülen suçlar bakımından,

Kanunda öngörülen tutuklama süresi iki kat olarak uygulanır.”

Birinci fıkranın (c ) bendinde öngörülen suçlar şunlardır:

4.Bölüm: (Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar) m.302-308

5.Bölüm: (Anayasal Düzene ve Bu Düzenin işleyişine Karşı Suçlar) m.309-306

6. Bölüm:( Milli Savunmaya Karşı Suçlar) m.317-325

7.Bölüm: (Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casusluk) m.326-343

(305,318,319,323,324,325,332 hariç)

(3)TMK’nın 10. maddesinin 4. fıkrasında: “Türk Ceza Kanununun 305, 318, 319, 323, 324, 325 ve 332 nci maddeleri hariç olmak üzere, İkinci Kitap Dördüncü Kısmın Dört, Beş, Altı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlarda, Ceza Muhakemesi Kanununda öngörülen tutuklama süresi iki kat olarak uygulanır.”

(4) Terörle Mücadele Kanununun 1. maddesinde, “Terör; cebir ve şiddet kullanarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle, Anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasî, hukukî, sosyal, laik, ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak amacıyla bir örgüte mensup kişi veya kişiler tarafından girişilecek her türlü suç teşkil eden eylemlerdir.”şeklinde tanımlanmıştır.

(5) İster örgüt kapsamında olsun, ister olmasın CMK 250. maddenin (c) bendinde belirtilen; (305, 318, 319, 323, 324, 325 ve 332 nci Maddeler hariç) İkinci Kitap Dördüncü Kısmın Dört, Beş, Altı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçların “özel görevli ağır ceza mahkemeleri”nde yargılanacağı hüküm altına alınmıştır.

(6) http://cemilcan.gen.tr/2005/12/fasizmin-ayak-sesleri/

DAĞILIN LAN!..

                           

DAĞILIN LAN!.. DAĞILIN, DAĞILIN!…”

ABD ve AB Mısır Devrimi ile ilgili olarak “darbe” diyemediler, devrim de demediler. “Darbe” sözcüğünü Y-CHP’nin genel müdürü Kılıçdaroğlu ile Başbakan Erdoğan’a dedirttiler!.. Kılıçdaroğlu, üstüne vazifeymiş gibi, yanına kurmaylarını da alarak alelacele: Askeri darbelerin hiçbir zaman kabul edilemeyeceğini belirterek, direnişçi gençleri “bizim çapulcular” deyip gecikmeli olarak sahiplenirken, Mısır Devrimi’ni de “darbe” olarak yaftalayıverdi!..

Böylece Müslüman Kardeşler‘e ve onların lideri Mursi’ye en anlamlı destek Kılıçdaroğlu’ndan geldi!..

Kılıçdaroğlu, ABD’nin destekleyip yönettiği “Arap Baharı” eylemleri sonucu yönetimden uzaklaştırılan Mübarek için acaba ne demişti? Bu çapsız adam hatırladığımız kadarıyla o hareket için hiçbir zaman “darbe” dememiştir!..

Mursi‘yi koşulsuz destekleyen Katar bile, ilk açıklamasından hızlı bir dönüşle, devrimi destekleyenlerin yanında yerini aldı. Mursi’nin yanında kala kala bir Tunus, bir de Türkiye kaldı!.. Bir de bizim zavallı kukla genel müdür Kemal Bey tabi!..

Arap Baharı” mı devrimdi, yoksa Tahrir’le başlayıp Mursi’yi deviren hareket mi “darbe”dir?

Ters yüz edilmiş bu sorunun yanıtını, özellikle Kemal Kılıçdaroğlu için vermek gerekiyor. Ama ondan önce, CHP’nin 6 okundan biri olan “Devrimcilik” ilkesinin ne anlama geldiğini hatırlatalım. CHP Programına göre; devrimcilik: Mustafa Kemal Atatürk’ün Cumhuriyeti kurarak başlattığı, çağdaş medeniyeti hedefleyen kökten değişim sürecinin devam ettirilmesidir.(1) Büyük devrimci Atatürk, kendi devrimini, Türk Milletini geri bırakmış olan kurumları yıkarak, yerlerine çağdaş olan yenilerini koymak olarak tanımlamıştır.(2) Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk, devrimin gerçekleşmesinde, gerekirse zor kullanılmasını da öngörmektedir…(3)

Atatürk’ün koltuğunda oturan biri, onun düşüncelerine ve partinin kurultayca onaylanmış Programına aykırı söylemlerin içerisinde olamaz, CHP*** Genel Başkanı, Erdoğan’ın ağzı ile konuşamaz!..

Kim ne derse desin, 30 Haziran’da Tahrir Meydanı’nı dolduran milyonlar, devrim yapmıştır. Meşruiyetini kaybetmiş bir iktidara karşı, halkın direnişini, halkın ordusu bastıramaz! Meşruiyetini kaybeden iktidarın, halka karşı, orduya vereceği “vur” emri hiç bir şekilde kabul edilemez ve yerine getirilemez. Konusu suç teşkil eden böyle bir emri yerine getirenler de suçlu olurlar!.. Bu nedenle, Mısır ordusu yapması gerekeni yapmıştır. Halkın ordusu olduğunu göstermiş ve olması gerektiği gibi, halkının yanında yerini almıştır. Mısır ordusu, kendini zorba bir iktidarın kullanacağı “güç” olmaktan çıkartmış olmakla sadece alkışlanır!.. Bu hareketin itici gücü, Mısır halkıdır ve gerçekleştirilen eylem, dört dörtlük bir devrimdir… Eğer hareketi başlatan ve ilerleten ordu olsaydı ve mevcut düzeni korumak veya rejimi daha geri bir duruma getirmek isteseydi, o zaman ordunun darbesinden söz edilebilirdi!..

***

Tayyip Erdoğan’ın CHP içerisindeki bazı adamları, liberaller “Darbe barbedir, darbenin şöylesi, böylesi olmaz” diyerek, Mısır Devrimi’ni sulandırmaya ve “darbe” gibi göstermeye çalışmaktadır… Onların da AKP’nin de korkusu halk hareketleridir. Zira halk yetkiyi eline aldığında, kendilerini elinin tersiyle iteceğini hepsi bilir!..

***

Erdoğan, Mursi’ye yardım olarak, 2 milyon dolar göndermişti. Hükümet, akibeti belirsiz hale gelen bu parayı, 24 milyon ehliyeti değiştirerek, Türk vatandaşlarına ödetmek istiyor. Bu şekilde 2, 3 milyar dolar toplayacaklardı!.. Sosyal medyada başlayan boykot üzerine şimdilik geri adım atılmış…

***

AKP’nin iktidara gelmesiyle üye sayısı 41 binden 707 bine yükselen yandaş memur sendikası Memur-Sen, Hak-İş ve Mazlum Der üyeleri, “Mısır Halkının İradesine Saygı ve Darbeye Hayır” mitingi düzenlediler!.. Bu üç örgütün kuruluş amaçlarına dönük bir tek eylemine tanık değiliz. Bütün işleri iktidar yalakalığıdır. İşçi ve memurlar yoksulluk sınırının altında yaşarken, onlar Mısır’la, arpayla meşguller!.. Emek, emekçi, emekçilerin ücreti, grev, toplu sözleşme vb. bunların sözlüklerinde yeri yok!.. Bir tek sarı renkleri vardır!.. Böyleler, sahibinin sesi gibi sandığı “demokrasinin namusu” sanırlar. Oysa en büyük namussuzlar da sandıktan çıkmıştır! Tarih bunların acı örnekleri ile doludur. Demokrasinin namusu sandık değil, meşruiyettir. Siyasi iktidarlar, farklı düşüncelerin, iktidara gelişini zorlaştırır veya hepten ortadan kaldırıp, yalana ve hileye başvurarak, temel hak ve özgürlükleri kısıtlarlarsa, evrensel kuralları değiştirmeye kalkışırlarsa, elbetteki meşruiyetlerini de kaybederler. Halklar, böyle zorba yöneticilere karşı ayaklanırlar. İşte halkın iradesini yansıtan böyle ayaklanmalara devrim deniliyor!.. Halk daha önceden sandıkta ortaya çıkan iradesini, sandık zamanı gelmeden değiştirmek zorunda bırakılıyor!..

 

***

tahrir_3_1

Tutuklulukta geçen süreler ile ilgili olarak Anayasa Mahkemesi’nin vermiş olduğu karar, hukuksuz infazların artık sona erdirilmesi aşamasına gelindiğini gösteriyor… Gezi Parkı Direnişi ile başlayan ve yurdun her tarafına yayılan eylemler, biber gazı ve tazyikli su ile duracağa pek benzemiyor! “Hükümet istifa” talebini öne çıkaran “çapulcular”, bu haksız tutuklananları da sahiplenebilirler!.. Bunu göze alamayan AKP, böyle bir adım atmak zorunda kalmıştır denebilir… Yargıtay’ın hatalı bir yorumu ile 5-10 yıl olarak uygulanan tutukluluk, insanlık tarihi boyunca dünyanın hiç bir ülkesinde görülmemiştir!.. Yargıtay’ın bu yorumunun 12 Eylül Anayasa Referandumunun bir sonucu olduğunu unutmamak gerekir. Yargı eliyle karşı devrimi yapabilmek için kurulan tuzaklardan biri “Özel Görevli Mahkemeler”dir ve 10 yıllık tutukluluk süresi bu mahkemelerde yargılanacak yurtseverler için getirilmiştir… Hafızalarımızı tazelemek bakımından, Nisan 2009′da yazdığım ve 16 Mayıs Ulusal Hukuk ve Tavır Dergisi’nde yayınlanan bir makaleyi okumanızı öneririm. (4)

10 yıl tutuklu yargılamanın, “Ergenekon” tertibinin bir olmazsa olmazı olarak getirildiği ve muhalefetin de ayakta uyutulduğunu göstermek bakımından oldukça ilginçtir… 

Av. Cemil Can 

DİPNOTLAR  : 

 (1) “CHP’nin devrimciliği, kurucumuz Mustafa Kemal Atatürk’ün Cumhuriyeti kurarak başlattığı çağdaş medeniyeti hedefleyen kökten değişim sürecinin devam ettirilmesidir, çağı paylaşmadır, geleceğe atılımdır. Bu anlayışla, CHP, halkla birlikte, halktan güç ve yetki alarak, demokratik hukuk devleti kurallarına ve barışçı yöntemlere bağlı kalarak devrimciliği sürdürür.

CHP’nin devrimciliği;

Çağdaş düşüncelere açılarak yenilikleri kavrayıp benimsemek; bunu süreklilik içinde bir yaşam ve yönetim biçimine dönüştürmektir. Kuralları ve kendini sorgulayarak, daha iyiye ve doğruya ulaşmanın yollarını açmak, bu çerçevede gelişimin yöntem ve araçlarını oluşturmaktır. Özü itibariyle gençliğin enerjisini ve dinamizmini değişimin itici gücüne dönüştürmek, gençliğin değişim ve yenilik vizyonunu topluma aşılamaktır.” (CHP Programı, Syf 16-17)

(2) Atatürk’ün devrim tanımı: “Türk Milletini son yüzyıllarda geri bırakmış olan kurumları yıkarak, yerlerine, milletin, en yüksek uygarlık gereklerine uygun olarak ilerlemesini sağlayacak yeni kurumları koymuş olmaktır. “ (Türk İnkilap Tarihi Enstitüsü yayınları, Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, Cilt 2, Baskı 2, Syf 155)

(3)“Akıl ve mantığın çözemeyeceği sorun olmadığını ifade eden Mustafa Kemal, aynı konu üzerinde der ki: Devrim, milleti ve sosyal çevreyi hazırlayarak yapılır; hayat bir ilerleme ve dinamizm kaynağıdır, insan ona kendini uydurmak zorundadır; daima yeni şeylerden ve insanların uygarlık yolunda ilerlemesinden söz edelim. Bu bize, gelecek için hız ve kuvvet verecektir. O, Devrimin gerçekleştirilmesinde, gerekirse zor kullanmayı da öngörür.” (Prof. Afet İnan, Kemal Atatürk’ten yazdıklarım, Syf 120-350) 

(4) http://cemilcan.gen.tr/2005/12/fasizmin-ayak-sesleri/

 

YALAN SÖYLENEN HALK HAKARETE UĞRAMIŞ SAYILIR!..

camide icki_1

Reyhanlı’daki saldırıda yaşamını kaybeden vatandaşlarımız için Başbakan Erdoğan’ın “53 sünni vatandaşımız şehit edildi” (1) ifadesini kullanması bilinçli bir tercihtir. Bu durum Başbakanın Gezi Parkı direnişinden sonraki beyanları ile açık seçik ortaya çıkmıştır. Kullanılan bu bölücü dil karşısında Erdoğan’ın planını bir tek Aleviler bozabilir! Mezhepçilik üzerinden yapılan siyasetin en etkili panzehiri laikliği savunmaktır. Alevilerin ısrarla bu çizgide savunma yapmaları şarttır. Aksine Sünniliğe karşı Alevi mezhebini öne çıkarmak, hakim durumda olan Sünni mezhebi azgınlaştırmaktan başka bir işe yaramayacaktır. Siyasal İslam olarak bilinen örgütlü yapı, Sünni mezhep içerisinde yuvalanmıştır. Alevilerin, “Alevicilik” yapmaları halinde, Sünnilerin laiklik karşıtı eylemleri sıradanlaştırılır ve meşruiyet kazanır!.. Bu önemli nokta asla akıldan çıkartılmamalıdır!..

Başbakan’ın, yurttaşların en demokratik hakkı olan düşünceyi ifade etme özgürlüğünü kullanmalarını, hukuka aykırı olarak bastıran polisleri(ni) “Destan yazmakla” övmesi ve bir emniyet amirinin göstericileri Çanakkale’yi geçmeye çalışan düşman kuvvetlerine benzetmesini asla unutamayız! Polisin orantısız güç kullanmaktan, insanlık dışı muameleye doğru hızla kayması ve hükümetin hukuk dışına çıkan polisleri açıktan 24 maaş ikramiye ile ödüllendirilmesi herşeyi ortaya koymaktadır. Hedef gözeterek insanlara ateş eden polisleri görevden almak şöyle dursun, onları “meşru müdafaa” çizgisinde başbakan yardımcısının savunması ise, anlaşılabilir bir tutum değildir. Daha da kötü olan, hükümet tarafından yapılan bu savunmalara, mahkemelerin itibar ederek, şüphelileri serbest bırakmasıdır! Bağımsız olması gereken yargının ne hale geldiğini bu olay bile tek başına göstermeye yeter. Ne yazık ki, iktidar eliyle “benim polisim” yanında “benim savcım” ve “benim yargıcım” da yaratılmıştır. Bundan böyle, her türlü bölücülüğün iktidar eliyle yapılabileceği günleri yaşamaya başlayacağımız anlaşılmaktadır!..

Tayyip Erdoğan’ın taktiği, ayağa kalkan kitleler içerisinden AKP tabanını çekip alarak, kemikleştirmek olduğu anlaşılmaktadır. Özellikle AKP’ye oy veren seçmenlerin çocuklarının sokak eylemlerine karışmaları ve “çapulcu” nitelemesini benimsemeleri, iktidar açısından tehlikeli bir sürpriz olacaktır. Böyle bir durumda eylemci gençliği, aileleri yoluyla kontrol altında tutmak oldukça zordur. AKP seçmeninin çocuklarının da içerisinde bulunduğu bir protesto eylemi düşünün. Hükümetin düştüğü gün o gündür işte! Böyle bir gösteriyi şiddet yolu ile bastırmayı ise hiç bir hükümet göze alamaz!.. Erdoğan ve kurmayları bunu bildiği için bölücü dil kullanarak kendi tabanlarını kontrol altında tutmayı tercih etmişlerdir…

Bu nedenle olsa gerekir, hükümet hiç tereddüt etmeden yalana başvurabilmektedir. “Camide içki içilmesi, bayrağın yakılması ve türbanlı gelinin üzerine işenmesi” yalanları, hep bu amaçla üretilmektedir. Her söylenen yalanı, bir kaç gün içerisinde görüntüleriyle birlikte kanıtlanacağını söyleyen Başbakan, bu sözünü bir türlü yerine getirememektedir. Yabancılar için hazırladıkları sunumlar yüzünden, iyice rezil olmuşlardır. Buna rağmen, iç kamuoyunu aldatmak için, aynı yalanları ısrarla sürdürmektedirler. Hükümetin sahte kanıt üretme birimi ise bu kez işe yaramamıştır. Bundan böyle, toplumsal olaylarda sahte kanıt üretmek, artık öyle kolay olmayacaktır. Zira polisin kaydettiği görüntüler, aynı zamanda basın mensupları ve göstericiler tarafından da kayıt altına alınmaktadır. İktidarın yalan üretim merkezleri iftiralarını bu nedenle kanıtlayamamaktadırlar. İktidar ve yandaşları, iftira ve yalan konusunda o kadar ileri gitmişlerdir ki, Taksim’de namaz kılan Antikapitalist Müslümanların bile, inançlarını sorgulama hak ve yetkisini kendilerinde görebilmişlerdir…

Yalanlarla asıl kandırılmak istenen AKP seçmenleridir!..

Kendi tabanını bu kadar aşağılayan ve zekasıyla alay eden bir hükümet bugüne kadar görülmemiştir!..

Anlaşılmaktadır ki, iktidarın bütün hesabı; kendini muhafazakar ve dindar olarak tanımlayan gençliği, “kindar” hale getirmek ve o çizgide tutabilmektir… Kindar insanlar akıl ve mantıkları ile değil, duyguları ile hareket edeceğinden, iktidarı protesto edenlere karşı bir tek bu yapıdaki insanlar kullanılabilirler. AKP’nin muhaliflerine karşı geliştirdiği strateji bu kadar basittir işte!.. Kabul etmek gerekir ki, bu stratejiye karşı en ağır darbeyi Gezi Parkı direnişine katılan ve Taksim’de namaz kılarak bir ilki gerçekleştiren Antikapitalist Müslümanlar vurmuştur!..

***

Öte yandan, unutmamak gerekir ki, baş “akil adam” Ricciordane’nin, Van’dan Hakkari’ye geçerken “Açılımı yüzde yüz destekliyoruz” demesi, diplomatik teamüllere asla uymayan bir tutumdur. Ülkemizin bölünmesi anlamına gelen düşmanca bir projenin, ABD eliyle topraklarımız üzerinde uygulamaya konulması ve işin içerisine doğrudan elçilerinin sokulması, haklı olarak “devlet nerededir?” sorusunun sordurulmasına neden olmaktadır!.. İçişlerimize doğrudan müdahale anlamına gelen bu geziyi, ana muhalefet partisi CHP’nin görmezden gelmesi ise düşündürücü olduğu kadar hüzünlüdür!..

AKP’nin sayesinde İsrail’in NATO’ya üye olması ise, AKP’nin temsilciliğini yaptığı geleneksel İslamcı çizgi açısından tam bir teslimiyettir. “One minute” ve “Mavi Marmara” olayları üzerine tırmandırılan krizin, muhafazakar kesimleri aldatarak, oylarını çalmak amacı ile yapıldığı bir kez daha ortaya çıkmıştır. Artık İsrail’e karşı yapılan her saldırı, Türkiye’ye karşı yapılmış kabul edilecek ve buna göre karşılığını alacaktır… Bu durumun da mimarı Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki AKP hükümetidir!.. Bundan böyle, Yahudilerle aynı ittifak içerisinde yer alacak olan Türkiye, Müslüman Arap halklarına kan kusturulmasında aktif bir rol üstlenecektir!.. Erdoğan’ın yere göğe sığdıramadığı, Avrupa Birliği ve ABD tarafından terör örgütleri listesine alınan HAMAS (2) ise, artık düşman taraftadır! AKP’nin vaktiyle Suriye ile kurduğu “dostluk”, HAMAS ile tekrar edeceğe benzemektedir! “Müslümanlığı” savunduğu için muhafazakar kesimlerin desteğini alan AKP, bundan böyle savunduğu fikirlerin tam tersini yapmak zorunda kalacaktır. Müslümanlara karşı savaşmak ve Yahudileri savunmak çok kolay olmayacaktır tabi!.. Tayyip Erdoğan ile dost olmak, işte bu kadar basit, sıradan ve tehlikelidir!..

Sadece bu olay nedeniyle “iki kişiden biri”nin nasıl kullanıldığı çok net olarak görülebilmektedir…

“Sivri sinek saz” her zaman anlayanadır… “Davul ve zurna” yerine geçecek olan ise şimdilik tencere ve tavalarımız vardır!..

Av. Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1) http://www.radikal.com.tr/politika/erdogan_reyhanlida_53_sunni_vatandasimiz_sehit_edildi-1137612

(2) http://tr.wikipedia.org/wiki/Hamas