Biz kazanacağız!..
TwitterFacebookGoogleYouTube

ALÇAKLAR!..

kimyasal_silah_2

Amerikan CNN televizyonuna konuşan Obama, uluslararası kamuoyunun Suriye’de “kimyasal silah” kullanımıyla ilgili daha fazla delile ihtiyaç duyduğunu söylemiş. Tıpkı “Ergenekon Davası” açılmadan önce Abdullah Gül’ün, “Delillendirin ve bir savcı bulun” talimatında olduğu gibi… Mesajı alan ÖSO, Şam yakınlarında “kimyasal silah” kullanarak istenen delili yaratmaya çalıştı… Fakat kimyasal silahlar konusunda yeterli bilgileri olmadığı için foyaları erken ortaya çıktı!.. Ne var ki, herkesten önce, Dışişleri Bakanımız Ahmet Davutoğlu, Alman meslektaşı Westerwelle ile yaptığı basın toplantısında, Suriye’de kırmızı çizginin aşıldığını söyleyerek, diplomatik bir skandala imza attı… Nitekim Rusya, uydu görüntüleri ile söz konusu saldırının muhalifler tarafından yapıldığını kanıtladı!.. Zaten ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Jen Psaki de “Şu an için kimyasal silah kullanıldı diyemiyoruz” diyerek, Davutoğlu ile aynı görüşte olmadığını açıklayıp, Türkiye’ yi daha da zor durumda bırakmıştı!..

Unutmamak gerekir ki, geçen aylarda Emniyet birimleri Türkiye’deki Suriyeli muhaliflerin elinde 2 kg sarin gazi bulmuştu!.. Gel gör ki, ülkemizi bu kadar gülünç duruma düşüren AKP iktidarı, pişkinliğe vererek ve “iki kişiden biri”ne güvenerek yoluna devam edebiliyor…

Irak’ın işgal edilmesinden önce de ABD, Irak’ın elinde kimyasal silahlar var ve bu nedenle Saddam komşu ülkelerin sivil halkları için tehlikeli olabilir diyerek, uluslar arası kamuoyu aldatılmış ve bu yalanı bahane ederek Irak’ın işgaline zemin hazırlamıştı. CIA’nın uydurduğu bu gerçek dışı bilgiye göre, Irak’ı işgal eden ABD’ye, uluslar arası kamuoyu neredeyse tepkisiz kalmıştı. İşgalden sonra Irak ordusunun elinde kimyasal silah olmadığı anlaşılmış ve ABD “CIA bizi yanılttı” diyerek bu olayı geçiştirmişti… Irak’ın işgalindeki tek delil CIA’nın o raporuydu. Şimdi ise Obama “kimyasal silah” kullanıldığına dair “daha fazla kanıt” hazırlanmasını istiyor… Aynı yalan ile Suriye’ye saldırmak pek kolay görünmüyor. Kimsenin kuşkusu olmasın istenen delilleri CIA yine yaratabilir. Bunun için “görev”e hazır terör örgütleri zaten ÖSO’nun içerisinde. İşin ilginç yanı, Obama aynı konuşma içerisinde “Uzun vadede ulusal çıkarlarımızın ne olacağını stratejik olarak düşünmemiz gerekir” diyerek, Suriye olayına ABD çıkarları açısından baktığını da itiraf etmiştir… Zaten Büyük Ortadoğu Projesi de ABD’nin ulusal çıkarlarına göre düzenlenmiştir… Bizim Dışişleri Bakanı sanki ABD’nin bakanı!..

***

Bu arada Irak makamları, Türkiye’nin teröristlere destek verdiğine ilişkin ellerinde belge olduğu iddiasını CHP heyetine iletmişler. Irak Ulusal Güvenlik Müsteşarı Faleh Feyyaz, “Biz Türkiye’ye koca bir işbirliği kapısı açıyoruz. Ama onlar kapı yerine pencereden, bacadan girmeye çalışıyorlar” demiş. “Türk hükümetin’in izlediği politika terör örgütlerini ortaya çıkarıyor. Bizim için de rahatsızlık verici. Beşşar Esad’ı ne pahasına olursa olsun devirmeye çalışmak için terör örgütlerini desteklemek akıllıca değil” diyen Feyyaz, AKP hükümetinin El Kaide‘yi kullanarak Esad’ı yok etmeye çalıştığını söylemiş… AKP hükümetinin, devletleri bırakıp terör örgütleri ile iş kotarmasına “iki kişiden biri” ne diyor?.. Çok merak ederim…

***

Rabiaselamıverenleri rabia işareti ile selamlayan ve “Mısır’daki darbenin arkasında İsrail var” diyen Recep Tayyip Erdoğan’a, Mısır Cumhurbaşkanı Sözcüsü Ahmet El Müslümani El Masri, “Batılı bir ajandan vatanseverlik dersi almaya ihtiyacımız yok” diyerek çok sert ve diplomatik dil dışında bir yanıt vermiş… Aynı şekilde İsrail’in eski Dışişleri Bakanı Avigdor Lieberman, “Erdoğan’ın nefret dolu ve kışkırtıcı sözlerini duyan, bu sözlerin Goebbels’in halefinden geldiğini düşünür” diyerek, Erdoğan’ı Hitler’in propaganda şefine benzetmiş!.. “İki kişiden biri” yaşanan bu gelişmelere rağmen, hala Erdoğan’ın kendilerini temsil ettiğini savunuyor mu?

Genişletilmiş İl Başkanları toplantısında konuşan Erdoğan, “Türkiye’yi, kendi ülkesini tüm dünyada karalamaya çalışanlara, kendi ülkesini şikayet edecek kadar alçalanlara, bu ülkenin ne kadar demokratik olduğunu bir kez daha göstermek zorundayız” diyerek, hükümeti şikayet edenlere “alçak” yakıştırmasını yapmış!.. Muhalefette iken, özellikle de “türban” konusunda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne şikayet başvuruları yapan, aynı yolun yolcularını hedef aldığını sanmam. Zira onların arasında Bayan Gül de var!. O halde bu hakaretin muhatabı CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’dur!.. Yanıt vermekte neden gecikti, anlayamıyoruz!..

***

Şanlıurfa’da Suriyelilerin barındığı çadırkentlerdeki Kuran kurslarında başarılı olan hafızlara ödül verme törenine, kamuflaj elbiseleri ile Özgür Suriye Ordusu militanları da katılmış. Başbakanının valisi Veysel Dalmaz, ÖSO’nun Suriye’de “cihad” yaptığını söyleyerek, onlar için dua yapılmasını istemiş!.. Ne vali ama değil mi?..

***

İki yıla yakın Silivri’de tutsak kalan eski Genelkurmay İstihbarat Dairesi Başkanı İsmail Hakkı Pekin, Aydınlık gazetesinin “Ergenekon davasını nasıl değerlendirirsiniz?” sorusuna, “Bir devletin ordusuna, böyle bir şey yapabileceği hiç kimsenin aklına gelmezdi. Türkiye’de birinci sorun PKK sorunuydu, bunun için Silahlı Kuvvetleri kontrol altına almak gerekiyordu. Dolayısıyla askeri vesayeti önlemek, silahlı kuvvetlerin siyasi nüfuzunu azaltmak için bir şeylere ihtiyaç vardı. Ergenekon bunun için yapılmış bir “tertip” şeklinde en doğru cevabı verdi!.. Dava tertip olunca, Savcıların Osman’ı da daha önce itiraf edip mahkum olduğu, Cumhuriyet Gazetesi’ne bomba atmak suçundan, yeniden yargılanıp beraat da ettirilir tabi!.. Pekin, “Sizin vücudunuzda başkasının kafası var, kafayla düşünüyorsunuz” dedikten sonra, Türkiye’de CIA ve MOSSAD’ın çok geniş bir teşkilatı olduğuna inandığını ve içimizden bir sürü devşirilmiş insanın bu örgütlere “ajanlık” yaptığını söylemiş!..

İki kişiden biri” gelişmeleri izleyip değerlendirebiliyor musun?.. Zira, Türkiye’nin tek umudu kalmış, o da senin uyanman!..

Av. Cemil Can

YEREL SEÇİMLERDEN ÖNCEKİ ACİL İŞ!..

Tunceli_Belediyesi_1

AKP’nin Cumhuriyet karşıtı sivil darbesinin en etkili aracı, “Özel Görevli Mahkemeler”dir. Bu mahkemeleri “meşru” hale getiren en önemli aktörlerden biri de Y-CHP‘nin başına getirilen TESEV kurucusu Kemal Kılıçdaroğlu’dur. “ErgenekonDavası”nı eleştirirken özel görevli mahkemeler ile bunların verdiği kararların “meşru” olmadığını söylemesi inandırıcı değildir!.. Kılıçdaroğlu, “12 Eylül Darbesi”ni yapan ve bugün mahkemeye bile getirilemeyen komutanlar hakkında açılan o göstermelik davaya da herkesten önce Grup Başkanvekili eliyle “katılmadilekçesi” verilmesi talimatını vermiştir. Böylece özel görevli mahkemelerin “mahkeme” olduğu ve dolayısıyla “adalet” dağıtabilecekleri inancının yerleşmesine neden olunmuştur… Y-CHP yönetiminin AKP “sivil darbesine” vermiş olduğu bu önemli desteğe, “yetmezamaevet”çiler, ile dönek-eski solcular ve liberaller her duruşmaya katılarak anlamlı bir destek vermişlerdir!.. Yürürlükteki hukuk kurallarına göre, 12 Eylül Darbesi’ni yapanların yargılanıp cezalandırılamayacakları son derece açık iken, bu kesimler adeta mesaiye gider gibi bütün duruşmalara katılarak, meşruiyet konusunun tartışılmasını önlemiş oldular!.. Aynı şekilde başta Kılıçdaroğlu olmak üzere, Y-CHP’nin Atatürk Cumhuriyeti ile sorunu olan yöneticileri, sürekli olarak “ordudarbecilerdentemizlensin” tezini işleyerek; özel görevli mahkemelerin bağımsız olduklarını, tarafsız ve adil yargılama yapabilecekleri algısını yaratmışlardır!..

Bir kaset operasyonu ile Atatürk’ün koltuğuna oturtulan “Kılıçların Efendisi”, kendisine bu makamı tahsis eden dış güçlere diyet borcunu bu şekilde ödemeye çalışmaktadır! Öte yandan, CHP tabanının yeni arayışlara girmesini önlemek için; “Darbe hukuku istemiyoruz, eğer özgürlük için bedel ödenecekse her zaman hazırım” gibi suya sabuna dokunmayan ve bir işe yaramayan açıklamalarla işi götürmeye çalışmaktadır!..

***

CHP’yi ele geçiren Kılıçdaroğlu ve ekibi, Atatürkçü düşünceyi benimsemediklerini, BDP’ye daha yakın olduklarını değişik şekillerde sözlü ve eylemli olarak defalarca açıklamışlardır. Bayram tatilinde, BDP’li Tunceli Belediyesini ziyaret eden Kılıçdaroğlu’na, Belediye Başkanvekili Babıkhan Adır; “çözümsüreci”ne CHP’nin daha fazla destekvermesini beklediklerini söylemiştir. Kılıçdaroğlu’nun Adır’a verdiği:”Biz Türkiye’ninbarışı için büyük bir çaba içindeyiz. Biz CHP olarak Türkiye’de barışınsağlanması için elimizden ne geliyorsa yapıyoruz, bu konuda hiç şüphenizolmasın” şeklindeki yanıt bir itiraf gibidir… Açıkça ortaya konulduğu gibi, Kılıçdaroğlu ABD’nin Türkiye’yi bölmeprojesinin bir aşaması olan “çözümsüreci” için, elinden ne geliyorsa yaptığını itiraf etmekle kalmadığını söylemiştir. Ayrıca, bu süreci “barışsüreci” olarak niteleyerek, CHP tabanını aldatmaya devam etmiştir!..

Ana Muhalefet Partisi Genel Başkanı’nın, kendi seçildiği il bile olsa, terör örgütü PKK’nın siyasi kanadı olan BDP’nin belediye başkanının ayağına kadar gitmesi hiç de hoş olmamıştır. Bu durumu gerçek CHP’liler asla içlerine sindirebilmiş değillerdir…

***

Halkçı-MilliyetçiCephenin, yerel seçimlerden başlayarak, AKP’ye karşı ortak mücadele yürütülmesi şeklindeki İşçiPartisi’in teklifi, Y-CHP yönetimi tarafından inandırıcılığı olmayan gerekçelerle reddedilmiştir. Bu gerekçelerden biri “Olası bir ittifak modelinin ‘KürtSorunu‘ konusunda çözüm önerisi sunamayacağı” şeklindeki kaygı imiş!.. Bu ifade ile Y-CHP’nin siyasi hedefinin AKP’yi düşürüp, iktidara gelmek veya bir “MilliHükümet”in kurulmasına katkı vermek olmadığı ortaya çıkmıştır. Anlaşılmaktadır ki, Y-CHP’nin tek derdi merkezi Diyarbakır olan bir “Kürt Devleti”nin kurulmasıdır… Nitekim, Öcalan’ın çözüm önerisi olarak ortaya attığı projeyi de ilk dillendiren Kılıçdaroğlu olmuştur. CHP Programı’na açıkça aykırı olan bu duruş devam ettikçe, CHP’ye iktidar olma şansı doğmayacaktır!.. Cumhuriyet’in kurucularını itibarsızlaştırmayı ödev edinmiş ve gerici-hain şeyhleri önder kabul etmiş bu ekib,CHP yönetiminden uzaklaştırılmadıkça yerel yönetimleri AKP’nin elinden almak oldukça zorlaşmıştır!..

PKK, 15 Ağustos 1984 tarihinde Eruh veŞemdinlibaskınları ile silahlı eylemlerine başlamış ve bugüne kadar 40 bin civarında insanın ölümüne sebebiyet vermiştir. 15 Ağustos’u DirenişveDirilişBayramı olarak ilan eden bu katiller sürüsüne karşı, CHP yönetiminden en küçük bir eleştiri duyamadık!..

Bu nedenlerle, öncelikle işgalden kurtarılması gereken Cumhuriyet Halk Partisi’dir. Bu acil görev ise kurultay delegelerine düşmektedir. Bu görev yerine getirilmeden, ön seçim yerine merkez yoklaması ile saptanacak adayların da aynı şekilde Y-CHP yönetimine yakın kişilerden seçileceği şüphesizdir. Bu durum ise gerçek CHP’lilerin içlerine sindirebilecekleri bir şey değildir… O bakımdan, CHP yönetimine partinin ilkelerine inanan kişilerin getirilmesi hayati öneme sahip bulunmaktadır…

Av.CemilCan

RUHU CEZALANDIRDILAR!..

BalyozTimi_1

ERGENEKON DAVASI”NDA RUHU CEZALANDIRDILAR!..

Ergenekon Davası”nda verilen karar, saygı duyulacak bir mahkeme ürünü kabul edilemez! Çünkü hüküm, Türk Milleti adına verilmiş değildir. Her şeyden önce, “özel görevli mahkemeler” hukuka aykırı olup, siyasi iktidardan bağımsız değillerdir. Bu nedenle, ne kendileri ne de kararları meşru sayılabilir. Kararların altına imza atanları, yargıç olarak görmeyenler haksız sayılmaz. Bu konuda hakkını yememek gerekir, ana muhalefet lideri Kılıçdaroğlu’nun son zamanlarda söylediği en doğru söz, bu kararların “meşru” olmadığıdır!..

Yukarıdaki saptamalar, farklı cümlelerle ağızdan kaçırılmış olsa da hükümet kanadından dile getirilmektedir: Başbakan Erdoğan’ın Başdanışmanı ve AKP’nin akıl hocası kabul edilen Yalçın Akdoğan, “Bu dava ile 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat ve 27 Nisan’dan süzülüp gelen müdahale ruhundan hesap sorulmuştur” demiştir… Yalın gerçek Yalçın’ın bu cümlesinin içerisinde saklıdır!..

Gerçekte ceza davası ile suç teşkil eden bir fiili işleyen failden hesap sorulur. Suç işleyen fail, bağımsız bir mahkemede yargılanarak, suçlu olduğu ıspatlanırsa cezaya çarptırılır. Ceza hukukunun sujesi; ruh değil, insandır. Hiç kuşku yok ki, Yalçın Akdoğan, “ruh” sözcüğü ile “askeri müdahale anlayışı” ile hesaplaşıldığını anlatmak istemiştir. Bu durum dahi, vahameti kurtarmaya yetmemektedir. Zira, 1960′dan bu yana aralıklarla olagelen askeri müdahalelerden, bu davanın sanıklarını sorumlu tutmak, hukuken değil, “siyaseten” olabilecek bir şeydir!.. Başkalarının eylemlerinden bu eylemler sırasında büyük olasılıkla doğmamış olan insanları sorumlu tutup, cezalandırmak, adaletle uzaktan yakından ilgili olamaz. Çağdaş ceza hukuklarının olmazsa olmazı olan “suçların şahsiliği” ilkesi bu davada açıkça ihlal edilmiştir!..

Babanın işlediği bir suçtan, ailenin bütün üyelerini cezalandırmak ne kadar adil olabilir ki?..

AKP iktidarında, görev verilen ve bir süre sonra hukuka aykırı oldukları için varlıkları ortadan kaldırılan “Özel Görevli Mahkemeler”, AKP’nin sivil darbesini yerleştirmek için kurulmuş ve muhalifleri cezalandırmak suretiyle, halkı sindirmeyi görev edinmiş “ihtilal mahkemeleri” gibidir… Bu mahkemelerde akıl almaz cezalara çarptırılanlar ise, iktidara muhalif olup, “müdahale eden ruhu “ (anlayışı) temsil ettiği düşünülen kurbanlardır sadece!..

Başbakan Başdanışmanı Yalçın Akdoğan’ın, mahkumiyet kararları ile ilgili yukarıdaki beyanı, aynı zamanda “Ergenekon Davası” sanıklarının suçlu olmadıklarının da ikrarıdır!..

***

Kılıçdaroğlu haklı ve yerinde olarak “Ergenekon Mahkemesi” kararını “meşru” görmediğini açıklamıştır. Atatürk’ün CHP’sine yakışan da budur. Başbakan Bülent Arınç, bu beyana karşılık; “O beğenmediğin mahkemelerde gün gelir sen de yargılanabilirsin” diyerek, ana muhalefet partisinin genel başkanı üzerinden, halkı korkutmaya ve tehdit etmeye devam etmektedir!.. Bu nokta son derece önemlidir…

Elindeki işleri bitirince, varlığı sona erecek olan bu mahkemelerde, Kılıçdaroğlu ya da başka bir muhalif, bundan sonra yargılanabilir mi?..

Bunun için iki yol vardır. Birincisi; mevcut karar Yargıtay’da bozulur ve Kılıçdaroğlu bir şekilde (Osman’ın gibi “gizli” bir tanığın beyanları veya kişisel bilgisayarında tespit edilen, “suç teşkil eden” dijital verilerin ele geçirilmesi ile) bu dava ile ilişkilendirilebilir. Bu şekilde “özel görevli mahkeme”nin elindeki iş de bitirilmemiş olur. “Görevini” gereği gibi yapmayan Kılıçdaroğlu veya başka bir gerçek muhalif, “Ergenekon Davası”na ek iddianame ile dahil edilerek, yargılanması olanağı elde edilebilir… İkinci olasılık, bu mahkemelerin her ne kadarı görevi bittiğinde kapanacakları yasa ile hüküm altına alınmış ise de, iktidar benzer nitelikli yeni mahkemelerin açılması için yeni bir yasa çıkartabilir!.. Bu konuda iktidarı engelleyecek bir güç yoktur!.. Usul kurallarını ise, dinleyen kim?!..

Hukukun olmadığı bir ülkede, olacakları kestirebilmek için hukukçu olmak gerekmiyor. AKP’nin zihniyetini anlamak yeterlidir. Dilerseniz bunun için yaşanmış olayların en yenilerinden birini irdeleyelim: AKP’ye destek vererek işlenen günahlara doğrudan ortak olan “iki kişiden biri”ni aldatmak için yalanlanma olasılığı bulunmayan Ali İsmail Korkmaz cinayetine göz atıyoruz.. Anımsarsınız, Başbakanımız 3 Haziran günü “Bize oy veren yüzde 50′yi evlerinde zor tutuyoruz” (1) dediği kişilerden bir kısmı, Eskişehir’de 2 Haziran günü ellerinde sopalarla sokağa çıkmışlardı. O gün Sanayi Sokakta ele geçirdikleri 19 yaşındaki üniversite öğrencisi Ali İsmail’i, öldüresiye dövdüler. Aynı sokaktaki ekmek fırını sahibi İsmail Koyuncu, olay yerinde bulunan üniformalı ve sivil polislerin kendilerine “kaçan göstericileri durdurun” talimatını verdiklerini anlattı. Bu komut üzerine durdurulan Ali, “kahramanlık” destanı yazan TEM Şubesi polisi Mevlüt Sağalman’ın tekmeleri ve fırıncı İsmail’in sopa darbelerini karşılayamadı. Aslan gibi delikanlı, beyin kanaması geçirerek yere düştü… Kaldırıldığı Yunus Emre Devlet Hastanesi Acil Servisi’nde “bir şeyin yok” denilerek evine gönderildi. Ertesi gün, fenalaşınca yeniden hastaneye kaldırılan Korkmaz, 10 Temmuz günü aramızdan ayrıldı!..

Ali_İsmail_Korkmaz_1

Eskişehir Valisi Güngör Azim Tuna, -Onu patates doğramak için mutfağıma bile sokmam- olayla ilgili yaptığı açıklamada; “Kesinlikle bunu yapan Türk polisi değil. Orda bir takım kişiler tabii ki, darp olayını yapıyorlar. Hatta aldığımız duyumlara göre, kendi arkadaşlarına bile zarar verip, ‘bunu polis yaptı’ süsü vermeye çalışan gruplar oldu” demişti!.. Olaydan sonra, olayın geçtiği yerin karşısında olan fırının, bilirkişiler tarafından dahi açılamayan kamera kayıtları, iki kez silinmeye çalışıldı!? MOBESE kayıtlarında ise, hiç görüntü bulunamamıştı!.. Tanıkların beyanlarına itibar etmeyen vali, “duyum” üzerine; Ali İsmail Korkmaz’ın arkadaşları tarafından öldürülmüş olabileceğini söyleyerek, hükümetini rahatlatmıştı!.. Valinin bu açıklamalarından sonra, kamera kayıtlarını ortaya çıkartmak tabii ki biraz sıkar!..

Devletin polisinin, demokratik bir hak olan hükümeti protesto eyleminde, eyleme katılan 19 yaşındaki bir genci, öldüresiye dövecek kadar gözü dönebiliyor, Devletin valisi, katilleri doğrudan koruyacak kadar kendini kaybedebiliyordu, Devletin doktoru ise, beyin kanaması geçiren bir hastayı müşahade altına almayarak, evine gönderiyordu!.. Hiçbir yoruma gerek kalmadan, bu üç cümle ile AKP iktidarını özetlemek mümkündür!.. “İleri Demokrasi” dedikleri rejim, bu olsa gerek!.. Bu rejimde; farklı düşüncelerin yaşama şansı yoktur! Hükümete karşı olanların başına Ali İsmail Korkmaz’ın başına gelenler her an gelebilir!..

Bütün bu gerçekleri, “silindi” denen kamera görüntülerinin Jandarma Kriminal Laboratuvarı’nda geri döndürülmesi ortaya çıkarttı… Bu durumda, gerçekleri ortaya çıkartan Jandarma’daki görevlilerin de başına bazı işler gelebilir!.. Yalan söyleyemediği için Bezm-i Alem Valide Sultan Camii Müezzini Fuat Yıldırım’ım başına gelenleri (2) unutmadık!..

Ali İsmail Korkmaz olayı göstermektedir ki; hükümet karşıtı eylemlerde, eylemciler için kendi alacakları görüntü kayıtları hayati öneme sahiptir. MOBESE kayıtları sınavı geçememiştir, onlara hiç bir şekilde güvenemeyiz. Kamu görevlileri ise, katilleri koruyup saklayabilirler ve polisler eli palalı-sopalı sokak serserilerini halkın üstüne saldırtabilirler!.. Nitekim, gerçeklerin ortaya çıkmasından sonra bile, aynı vali, “Bunu polis yapmadı demiştik. Yine o sözümüzün arkasındayız. Ağırlıklı olarak sivil kişiler işin içindeşeklinde, akıllara durgunluk verecek savunmalar yapabilmektedir!.. Bu beyan ile, devlete ve adaletine güvenemeyeceğimiz açık seçik ortaya çıkmaktadır!..

Bu durum karşısında, halkın tek korunma kalkanı kalmıştır: O da cep telefonları ile alabilecekleri görüntü kayıtlarıdır!.. Bu kayıtların hem caydırıcı etkisi vardır, hem de ileride olası bir yargılama söz konusu olduğunda, görgü tanıklarını desteklemek bakımından kesin kanıt niteliği taşıyabilirler…

Av. Cemil Can

DİPNOTLAR:

  1. http://www.hurriyet.com.tr/gundem/23429709.asp

  2. http://www.medyanindibi.com/camide-icki-icilmedi-diyen-muezzin-fuat-yildirim-aciga-alindi.html

SUÇLU OLAN TERTİPÇİLERDİR!..


cagdas_cengiz_1

AKP faşist bir parti olduğunu uygulamaları ile her gün yeniden gösteriyor. En yetkili ağızdan, demokrasiyi amaca ulaşmak için binilecek tramvay olarak gördükleri, yıllar önceden açıklanmıştı zaten. Nihai amaçlarının “şeriat düzeni”ni getirmek olduğunu da hiçbir zaman gizlemediler. “Halk isterse laiklik elbette gidecek” diyen adam, bugün T.C hükümetinin başında oturmaktadır. Cumhuriyeti kuranlara her fırsatta saldıran, onları itibarsızlaştırmak için akıl almaz yalan ve iftiraya başvuran, bizzat Recep Tayyip Erdoğan’ın kendisidir. Atatürk ve İnönü’ye “iki ayyaş” diyerek dil uzatan da odur. Her söyleminde, dini terimleri referan salarak sömüren ve din devleti kurmanın alt yapısını tamamlayan da aynı adamdır. Halkı ötekileştiren, bölücü ve nefreti körükleyici bir dil kullanarak, milli birliğimizi zedeleyen bu Recep Efendi, akıllara durgunluk verecek şekilde, yandaşlarına devletin olanaklarını peşkeş çekmiş ve bu şekilde bütün ülkenin başbakanı olmadığını da defalarca kanıtlamıştır!..

Hükümet, futbol taraftarlarını bile, e-bilet uygulaması ile fişleyip, kontrol altına almak istemektedir. AKP’nin eski Adalet Bakanı ve Meclis Bakanı M.Ali Şahin, “Gezi Direnişi”nin hükümeti düşürmeyi amaçladığını söyleyerek; hükümet karşıtı eylemlere katılanlara, müebbetlik suç olan TCK 312. (1) maddenin uygulanması gerektiğini söyleyebilmiştir…”Gizli Tanık” uygulamasından sonra, yurttaşlara erdemli ve ahlaklı insan olmayı özendirecek yerde, “Sırdaş Polis Noktaları” projesi ile ispiyonculuk yapmak önerilmektedir. halkın birbirine karşı güven duygusunu zedeleyen bir hükümet dünyanın neresinde görülmüştür?.. Hükümeti demokratik yollardan yıkmayı öngören eylemleri bile, “darbe” kavramı içerisine alarak, yeni bir yasa çıkartmadan, ceza hükümleri üretenler, AKP zihniyetinin yarattığı yandaş ve yalakalardır!..

Siyasi propaganda”nın, aynı zamanda hükümeti demokratik yollardan düşürmek için yapılan siyasi faaliyet olduğu düşünüldüğünde; AKP hükümetinin, siyasi faaliyetleri yasaklamak istediği son derece açıktır. Hükümete karşı yapılan eylemlere katılan gençleri, devlet yurtlarından atmak ve burslarını kesmekle tehdit, aynı anlama faşist uygulamalardır!..

Hamile kadınların sokağa çıkmasını “terbiyesizlik” olarak nitelendirmek, aynı yurtta kalan kız ve erkek öğrencileri haremlik-selamlık olarak ayırarak, gençliği töhmet altında bırakmak kadın erkek eşitliğine vurulmuş ağır bir darbedir! 5 Eylül’de Silivri’de verilecek olan kararı dinlemek üzere mahkemeye gitmek isteyenlere, yasak koyan bir anlayış, yılgınlığa uğramayan ve Silivri’ye gitmek kararından vazgeçmeyen; başta TGB ve İşçi Partisi yöneticileri olmak üzere, barıştan ve özgürlükten yana olan herkese karşı başlatılan bu cadı avı, acaba hangi gerekçeler ile açıklanabilir?.. (2) Yüz akımız Çağdaş Cengiz ve yurtsever çalışma arkadaşları huzurunda saygı ile eğiliyorum!.. “Haziran Direnişi”nden sonra başlayan faşist uygulamalardan sadece bir kaçı bile dudakları uçuklatmaya yetmektedir… İdarenin mahkeme yerine geçerek, “aleniyet ilkesi”ni kaldıracak ve “seyahat özgürlüğü”nü yok edecek şekilde kararlar alması, demokratik ülkelerde mümkün müdür?..

AKP’nin gerçek niyetinin, siyasal İslam’ı getirmek olduğu artık sır değildir!..

Bütün bunlardan daha da önemlisi; AKP’nin toprak bütünlüğümüz için en büyük tehdit olmasıdır. “Açılım Süreci” ile topraklarımız üzerinde uydu bir “Kürt Devletinin kurulmasının temel taşları döşenmektedir.. Demokrasilerin olmazsa olmazı olan “kuvvetler ayrılığı”na son darbenin vurulması için Anayasa Uzlaşma Komisyonu yeniden çalışmaya başlamıştır! Ne yazık ki, “dizayn” edilmiş muhalefet partileri, Y-CHP ile Y-MHP de “kuvvetler ayrılığı” ilkesinin yok edilmesi hususunda, iktidar ile işbirliği içerisine girmişlerdir!.. Şu iki yüzlülüğe bakar mısınız: İstanbul Valisi’nin Ergenekon Davası’nın karar duruşmasına koyduğu yasağı eleştiren Kılıçdaroğlu, utanmadan kamuoyuna dönüp: ”Duruşma salonu ile ilgili kararları bile vali açıkladığına göre güçler ayrılığı ilkesinin olmadığı ortaya çıkıyor” diyebilmektedir!.. Bu sözleri söyleyen Kılıçdaroğlu, öte yandan Anayasa Uzlaşma Komisyonu’nda güçler ayrılığını sona erdirecek madde üzerinde iktidarla anlaşmıştır!.. (3) İktidar ve muhalefetin üzerinde anlaştıkları anayasa maddeleri, 2010 Anayasa Referandumu ile kabul edilen maddelerin çok daha gerisindedir!.. Bundan böyle Yasama Organı ile Yargı, Yürütmenin kontrolü içerisinde olacağından, Türk Milleti adına egemenlik yetkisini sadece hükümet kullanabilecektir!.. Bu durumun açık faşizmin hukuksal temelini oluşturacağı, tarihsel deneyimlerle sabittir. Buna rağmen, Kılıçların Efendisi Kemal Efendi’nin, demokrasiye bu korkunç ihaneti yapmaktan çekinmemiş olması oldukça anlamlıdır!..

AKP’liler 11 yıl boyunca, Yüce Divanlık çok ağır suçlar işlemişlerdir!..

Bu nedenle de, olası bir yargılamadan kurtulmak ve aynı zamanda da iktidarlarının sürekliliğini sağlamak için “yeni” bir anayasa yapılmasına ihtiyaç duymaktadırlar!.. “Yeni” anayasa ile aynı zamanda BOP içerisinde üzerlerine aldıkları “görevleri” de kolayca yerine getirebileceklerdir… İşte bu ve benzeri nedenlerle; Anayasa Uzlaşma Komisyonu’nda iktidar ve muhalefetin üzerinde anlaştığı 48‘den 57‘ye çıkartılan maddelerin, (4) bir an önce Meclis’ten geçirilmesi istenmektedir…

Üzerinde uzlaşmaya varıldığı söylenen ve gerçekte çıkartılmasalar dahi çok da önemli olmayan o maddelerin, muhalefetin katılımı ile birlikte Meclis’ten geçirilmesi, hayati öneme sahiptir!.. Üzerinde uzlaşmaya varılmayan ve AKP’nin ısrarla çıkartılmasını istediği, “Başkanlık Sistemi”ne ve federasyona olanak sağlayan o maddelerin, halkoyuna sunulmasının yolu, ancak bu şekilde açılabilir!..

Hükümetin nihai hedefi; Meclis’te yapılmaya çalışılan yeni anayasanın üzerinde uzlaşma sağlanamayan maddelerini halkoyuna sunmasıdır!..

Bu hamlenin meşruiyet temelini, ancak ve ancak bazı maddeler üzerinde uzlaşmaya varılmış olması sağlayabilir. Ayrıca, Anayasayı toptan değiştirme yetkisi olmayan bu Meclis’in, yeni bir anayasa yapma yetkisi olduğuna halkı inandırmanın tek yolu da muhalefetin işin içerisinde olmasıdır!..

Gerçekte bu Meclis, silbaştan yeni bir Anayasa yapmak üzere değil, hükümet kurmak üzere yetkilendirilmiş olup, sadece Anayasa’da öngörülen usullere uygun olarak değiştirmesi mümkün olan bazı maddeler üzerinde değişiklikler yapabilir...

Bu durum anayasanın meşruiyet temelini teşkil etmektedir. AKP bu noktayı geçmek için, Kılıçdaroğlu ile Bahçeli’yi kullanmaktadır!.. Her iki partinin Anayasa Uzlaşma Komisyonu masasından kalkmak için direnmeleri, “görevle” ilgilidir ve bu nedenle oldukça acıdır!.. Bu durum, aynı zamanda CHP ve MHP’nin ele geçirilmiş olduğunun da en çarpıcı kanıtıdır!..

Anayasa Uzlaşma Komisyonu masasında oturarak; buradaki çalışmalara katılan ve bazı maddeler üzerinde anlaşarak, bu komisyona meşruluk kazandıran muhalefet partilerinin, üzerinde uzlaşma sağlanamayan maddeler için halkoyuna gidilmesi karşısında, söyleyebilecekleri bir tek sözleri olamaz!.. O zaman, muhalefet halka gitmekten korkmuş ve sandıktan kaçmış ilan edilerek, hükmen mağlup edilecektir!.. Belki de asıl yapılmak istenen budur!.. O bakımdan Y-CHP ile Y-MHP’nin, Anayasa Uzlaşma Komisyonu’nda üstlendikleri rol, Cumhuriyetimiz açısından son derece hayati öneme sahiptir!.. Bu somut gerçeklik karşısında, AKP gibi demokrasi ile uzaktan yakından ilgisi olmayan bir parti ile anayasa yapmaya kalkışmak, faşist bir iktidara meşruiyet sağlamaktır. Cumhuriyete karşı; en büyük gaflet, dalalet ve ihanettir!..

Masada oturarak kaybedilen vakit, AKP’nin gerçek niyetini halka anlatmak, suretiyle en iyi şekilde değerlendirebilirdi… Y-CHP, kapalı kapılar ardında, iktidar ile aynı masada oturarak, hayati öneme sahip bu zamanı da heba etmiştir!..

Anlaşılıyor ki, SOROS’un Türkiye şubesi durumundaki TESEV; başka bir ifade ile Y-CHP; AKP ile yeni bir anayasa konusunda anlaşmıştır!.. Bu anlaşma ile Y-CHP’yi ele geçiren TESEV’in öncü birliğine muhalefeti oyalamak ve Atatürk ile Cumhuriyet’e bağlı güçlerin uyanarak başlarının çaresine bakma girişimini engellemek görevi verilmiştir!.. CHP’nin aldatılan delegasyonunu sayesinde de bu hain strateji, bugüne dek başarı ile uygulanabilmiştir!.. Kılıçdaroğlu’nun bu kadar yoğun tepkiye rağmen, pişkinliğe vermesini üzerine aldığı görevin ağırlığı ve tehlikesi bağlamında değerlendirmek gerekir. Gerçekten zor bir işi üzerine almıştır!? PKK yandaşları, liberal solcular ve Cemaatçi paratonerleri partinin en etkin görevlerinde tutması da bu görevini gereği gibi yapabilmek içindir!.. Başka bir açıdan bakıldığında Kılıçdaroğlu, Erdoğan ve Gül’den daha ağır suçludur!.. Bizleri aldatan ve ihanet düzleminde oyalayarak, siyasi rakiplerimizle işbirliği içerisine giren Kılıçdaroğlu’nun bizzat kendisidir!..

Amacı ve görevi; halk muhalefetini kontrol altında tutarak; hükümet karşıtı eylemleri en aza indirmek olan Kılıçdaroğlu, görevi kapsamında; “Taksim Gezi Parkı Direnişçileri”nin tek talebinin, AVM yapımı için kesilecek ağaçların kurtarılması olduğunu söyleyerek, bu şanlı direnişi sulandırmaya çalışmıştır!.. Kurumsal olarak bu gösterilere katılmayan Y-CHP yönetimi, CHP tabanını engelleyemediği için, eylemlerin ivmesi düştükten sonra, direnişçiler için “Bizim Çapulcular” ifadesini kullanmak zorunda kalmıştır…

Y-CHP Ergenekon ve Balyoz tertiplerinin başından beri içerisindedir!?..

Kılıçdaroğlu, BOP’un hayata geçirilmesinde Abdullah Gül ve Recep Tayyip Erdoğan gibi bir görevlidir! Kılıçdaroğlu, AKP’nin “Millet iradesi” diyerek ele geçirdiği devleti, Cumhuriyet’i yıkmak için araç olarak kullanmasına “Darbelere karşıyız” aldatmacasıyla sessiz kalmıştır!.. CHP içerisine doldurulan ve Sabiha Gökçen gibi ulusal kahramanları bile, katil olarak göstermek isteyen; Sebahat Akkiraz, Hüseyin Aygün, Sena Kaleli, Sezgin Tanrıkulu, Gülseren Onanç ve aynı kafa yapısındaki diğer Atatürk ve Cumhuriyet düşmanı milletvekilleri, CHP’nin geçmişini ve önderlerini sürekli karalamışlardır!.. Tutuklu iki milletvekili Mustafa Balbay ve Mehmet Haberal‘ın Ergenekon tertibine “kurban” verilmesi ise ayrı bir tezgahtır!.. Belli ki bu oyun, büyük tertip Ergenekon’un hedefinde, güya CHP’nin de olduğu görüntüsünü vermek için kurgulanmıştır!..

Sebahat_1

Millet iradesi” ile seçilmiş milletvekillerini hangi güç Meclis yerine hapiste tutabilir?..

Y-CHP, hiçbir zaman “Türkiye’de ‘Millet iradesi‘nden daha büyük bir güç var mıdır?” sorusunu kamuoyunun gündemine taşımamıştır!.. Bu süreçte, Kılıçların Efendisinin bir başka aldatmacası da “Ordu darbecilerden temizlensin” teranesi olmuştur!.. Bu nedenle, AKP “sivil darbe”sinin başarıya ulaşmasındaki en büyük sorumluluk, Y-CHP yönetiminin üzerindedir!.. Şimdi döktükleri timsah gözyaşlarına aldanmamak gerekir… Ana gövdesi “ulusalcı” olan CHP’nin, ele geçirilip emperyalizmin hizmetine sokulmasından sonra, parti içerisindeki “ulusalcılar” küçük bir kanat olarak gösterilerek, tabanın başka arayışlara girmesi önlenmek istenmektedir!..

İşte bu koşullar altında, 5 yıldan fazla bir süredir gerçek yurtseverler ve ulusal kahramanlarımız hukuk dışı kanıtlarla, Silivri zindanında esir tutulmaktadır!.. Türkiye’nin kurtuluşu öncelikle “adalet”in özgürleşmesi ile mümkün olabilecektir. Bu nedenle başlangıç noktamız Silivri olmalıdır!.. “Silivri Hukuku”ndan kurtulduktan sonra, ilk kurtarılacak olan, ülkemizi düşman işgalinden kurtaran ve Cumhuriyeti kuran önderlerimizin partisi CHP’dir. Ondan sonra, sıra ülkemizi emperyalizmin işgalinden kurtarmaya gelecektir!.. Emperyalizmin ikinci kez denize dökülmesi ile birlikte, AKP’den de kurtulmuş olacağız!..

Bu Yüce Millet, eninde sonunda Milli Hükümet’ini kuracaktır!..

Bu nedenledir ki, yüzbinler, tarihe tanıklık etmek üzere, yönlerini Silivri’ye dönen otobüslere koşmaktadır!..“Bu kutsal kavgada ben de vardım” diyebilmek onurunu taşımak için; yurtseverler Silivri’ye bu nedenle akın ediyor!..

Halk hükmünü daha şimdiden verdi: “Suçlu olan tertipçilerdir” dedi!..

Av. Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1) TCK m.312:Cebir ve Şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya VEYA görevlerini yapmasını kısmen VEYA TAMAMEN engellemeye teşebbüs eden Kimseye ağırlaştırılmış müebbet hapis Cezası Verilir. (http://www.tbmm.gov.tr/kanunlar/k5237.html)

(2)http://www.izlesene.com/video/silivriye-kimse-gelmesin-herkese-yasak-vali-uyardi/7020518

(3) 2 Ağustos 2013 tarihli Cumhuriyet Gazetesi

(4)http://www.trthaber.com/haber/gundem/yeni-anayasa-calismasinda-onemli-gelisme-95572.html