Biz kazanacağız!..
TwitterFacebookGoogleYouTube

ESKİYE RAĞBET OLSA…

indir_1

Yeni CHP Erdoğan’ın paketini beklemeden kendi paketini açtı. Erdoğan’ın paketinde yer alacağı kamuoyuna sızdırılan konulardan ikisini Kılıçdaroğlu sahiplendi… “Dersimli” Kemal, CHP tabanını sarsan sözleri ile gündeme gelen Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün ile Sezgin Tanrıkulu’na, Kamer Genç’i de arkadaş olarak ekledi… Bu üç milletvekili, Erdoğan’ın paketinde olacağına kesin gözüyle bakılan Tunceli ilinin adının “Dersim” olarak değiştirilmesi için yasa teklifi verdiler… Bu utanmaz arlanmaz herifler, yasanın gerekçesini; Tunceli’nin aynı zamanda 1937-38 askeri harekatının adı olması ve bölge halkında çağrıştırdığı hatıraların negatif olmasına bağladılar…

Tekliflerinin gerekçesinde halkın isteğinin de bu yönde olduğunu belirtmeyi ihmal etmediler!.. Halkın isteklerinin ne olduğunu nasıl da biliyor bu Y-CHP’liler! Kaset komplosu ile CHP’nin başına getirilen “Dersimli”Kemal, bilgisi ve onayı ile verilen bu teklif için “ Doğrusu ben şunu arzu ederim; bölgede bir referandum yapılsın, bölge halkı istiyorsa Dersim olmasını, olsun” diyor… Bay Kemal, milletvekilleri gibi halkın ne istediğinden pek emin değil!..

Kemal Bey’e göre Erzurum, Erzincan, Malatya ve Bingöl’ü de kapsayan “Dersim”, sanki ayrı bir devlet gibi!.. Yerleşim yerlerinin adının ne olduğuna, bölgede yaşayanlar karar verecekmiş. Sanki diğer yerleşim yerlerinin adlarını oralarda yaşayanlar vermiş gibi!.. Nedense “Dersimli” Kemal’in aklına bu tür konuları 76 milyonluk Türk halkına sormak gelmiyor!..

Kemal Bey’e sormak lazım; madem ki, Tunceli’nin adı “Dersim” olarak değiştirilerek, eski adlara dönülecek, neden Tunceli adının “Munzur”, Nazimiye İlçesinin ise “Kızıl Kilise” olarak değiştirilmesini önermiyorsun?.. Belli ki, onun derdi “eski” ile değil, Atatürk ve İnönü ile…

“Dersimli” Kemal’in mensup olduğu Kureyşen aşireti, önder olarak kabul ettikleri Seyit Rıza ile birlikte, genç Cumhuriyet’e baş kaldıran asilerin önde gelenlerindendi. (1) Kemal’in kuyruk acısı biraz da bu yüzden olsa gerekir… Çocuklarını askere göndermemek ve vergi vermemek gibi imtiyazlar elde etmek için, isyan eden bu feodallere karşı, girişilen haklı ve yerindeki askeri harekatın adı olan Tunceli, daha sonra Munzur’a isim olarak verildi… İşte Kemal Bey, Tunceli isminden bu nedenle rahatsızdır!.. Atatürk’ün koltuğuna oturduktan sonra, Cumhuriyet’ten intikamını bu şekilde almak istiyor!.. Yoksa 1948 doğumlu olan Kemal’in yaşadığı bir şey yok ki, “negatif” bir anısı da olsun!..

CHP Sözcüsü Haluk Koç’un, Tunceli’nin adının “Dersim” olarak değiştirilmesinin tartışılmasını, Cumhuriyet’in değerlerinin tartışıldığı anlamına gelmediğini söylemesi beyhude bir çabadır… Zaten onun beyanını da kimsenin ciddiye aldığı yok!..

Tam da bu gelişmeler yaşanırken, Başbakan CHP’yi terör örgütleri ile işbirliği yapmakla suçluyor. AKP Genel Merkezi ile Polisevi’ne roketatarlı saldırı yapan örgütle, CHP’nin Taksim’de kol kola eylem yaptığını ileri sürüyor. “Dersimli” Kemal, en kanlı terör örgütü PKK ile işbirliği içerisinde olan Erdoğan hükümetinin olduğunu söyleyemiyor!..Çünkü kendisine, “açılım”ı destekleme görevi verildi… Sürece zarar verir diye PKK’ya terör örgütü diyemiyor!.. Hüseyin Aygün ile Erdoğan’ın ağız dalaşı tipik bir kayıkçı kavgasıdır…

CHP İstanbul Milletvekili Umut Oran, ABD ziyaretinde “Türk halkının Erdoğan’dan daha iyisini hak ettiğine yönelik mesaj aldık” demiş… Genel Başkan Yardımcısı Faruk Loğoğlu ise, ziyaretle ilgili, “Türkiye’nin içindeki gelişmeler bağlamında da şimdilik herhalde biraz saklı tutmamız gereken değerlendirmeler oldu” diye konuşuyormuş… Bu ifadelerden, Erdoğan’dan daha “iyi” olanın Kemal Kılıçdaroğlu olduğu sonucunu çıkartmamız isteniyor. İyi de ABD “iyilik” ölçüsünde Türk halkının değil, ABD’nin çıkarları önde tutulmuştur… ABD’ye göre en iyisi Kılıçdaroğlu olabilir, bize göre değil!..

***

Çekmeköy Sanayici ve İşadamları Derneği’nin düzenlediği toplantıda konuşan Kılıçdaroğlu, 20-25 yıllık enerjimizi türban konusuna ayırdığımızı söyledikten sonra, “Şapka Kanunu var değil mi? Uygulanıyor mu? Hayatın gerçeğinden koparıyoruz Türkiye’yi” diyerek, peşinen AKP’nin “demokratik çözüm paketi”nde yer alması beklenen bazı devrim kanunlarının kaldırılmasına muhalefet etmeyeceğinin işaretini verdi… Altında Atatürk ve İnönü’nün imzası bulunan her konu Cumhuriyetin bir değeridir ve CHP için dokunulmaz sayılır… Asıl onlara dokunulmakla hatıralar zedelenir!.. Kılıçdaroğlu bu konuda da hükümetin önünü açmaktadır, işbirlikçidir!..

Başbakan Birlik Vakfı’ndaki konuşmasında AK gençleri “Barbarlık karşısında pısmayın” diyerek, gerektiğinde şiddete başvurmalarına icazet vermiş!.. Çarşı‘yı itibarsızlaştırmak için kurdukları “1453 Kartalları” ilk eylemlerinde deşifre oldu. Anlaşılan, toplumsal olaylara müdahale görevini AK gençlik yerine getirememiş! Bunun için ücretli yeni bir teşkilat kuracaklarmış. AKP’nin “ileri demokrasi”si böyledir işte. F tipi polise ilaveten, bir de polis yetkileri ile donatılacak imam hatipli 10 bin militan… AKP’nin SS’leri, üniversitelerde görev yapacakmış!.. Karşı devrimin palalı, sopalı bu “muhafızları”, çağdışı yasalardan alacakları yetkiyle çok can akıtacak!.. “İki kişiden biri” bu gelişmelere ne diyor acaba!..

Av. Cemil Can

DİPNOT:

(1) http://www.navkurd.eu/index.php?option=com_content&task=view&id=1250&Itemid=84

FİGÜRANA FİGÜRANLIK!..

 

 tatbikat

İngiliz “Times” gazetesi manşetten verdiği haberde, dünyanın dört bir yanından gelen cihatçıların “Türkiyenin sınır politikası” sayesinde kolaylıkla Suriye’ye girebildiklerini belirtti. Suriye sınırı AKP’nin hatalı politikaları yüzünden kevgire çevrildi, gireni çıkani belli değil… Terörist gruplar, Suriye güçlerinin geri çekilmek zorunda kaldığı bu sınırdan içeri giriyorlar. Erdoğan ise bu durumu fırsat bilerek sınır denetimini yaptırmıyor ve bu şekilde muhaliflere destek vererek, Esat’ı devirebileceğini sanıyor… Terörist grupları izlemek için görevlendirildiği açık olan; genel amaçlı ve silahsız bir Suriye helikopterini düşürme emrini veren AKP hükümeti, dünya kamuoyu önünde daha da zor duruma düşüp iyice yalnızlaşmıştır…

Pentagon‘un raporuna göre, dünyayı savaşın eşiğine getiren “sarin gazı”  El Kaide (1) tarafından yol geçen hanına döndürülen Suriye sınırından sokulmuştur. Emperyalizmin tetikçiliği görevini üstlenen terör gruplarını etkisiz hale getirmek için, Suriye devletinin operasyon yapması ve hatta “sıcak takip” hakkını kullanarak komşu ülkenin sınırlarından bir miktar içeri girmesi son derece doğaldır ve haktır… Tıpkı bir zamanlar Türkiye’nin PKK’ya karşı yürüttüğü operasyonlarda sıcak takip sırasında Irak topraklarına girdiği gibi.. Böyle bir durumda sınırları ihlal edilen ülkenin “angajman kuralları” bahanesine sığınarak müdahale eden devlet güçlerine ateş açması, doğru değil ve doğrudan terörist gruplara destek anlamına gelmektedir. Nitekim düşürülen helikopter pilotunun paraşütle indikten sonra, terörist gruplarca yakalanıp, kafasının kesilmesi olayı da akla böyle bir iş birliğini getirmektedir!..

Gelişmeleri yakından izleyen yabancı gözlemcilerin ortak kanısı; Suriye keşif helikopterinin düşürülmesi ile Haziran 2012′de Rusya, Çin, İran ve Suriye’nin Doğu Akdeniz’de ortak askeri tatbikat yapmaya hazırlandıkları sırada, (2) NATO tarafından Suriye’nin hava savunma sistemlerini test etmek amacıyla görevlendirilip gönderilen Türk jetinin düşürülmesinin intikamının alındığı şeklindedir… Zaten “angajman kuralları” da bu olay üzerine değiştirilmişti…

Türkiye’nin çıkarının ne olduğu bir türlü anlatılamayan “Suriye politikası” yüzünden, yaşanan bu olaylar karşısında, ana muhalefet partisi CHP’nin, hükümeti desteklemesini anlamak mümkün değildir. Anımsanacağı gibi, Kılıçdaroğlu Türk keşif uçağının düşürülmesinde de Suriye’ye karşı “Bu olay sineye çekilemez, üstü örtülemez, zamana yayılarak unutturulamaz” diyerek son derece sert mesajlar vermişti.(3) O tarihte Kılıçdaroğlu, Türk keşif uçağının Suriye sınırını ihlal etmesi üzerine düşürülmesini haksız bir eylem olarak nitelendirmişti… Nedense aynı ihlali yapan Suriye keşif helikopterinin düşürülmesini doğru bulmaktadır… Ana muhalefet partisinin bu tutarsızlığının bir nedeni olmalıdır!? Anlaşılan yeni CHP dış politikasını “Yurtta barış, dünyada barış” ilkesine göre değil, ABD’nin Ortadoğu’daki çıkarlarına göre saptamaya başladı… Eğer öyle değilse, -çapsız sözcüğünü kullanmak istemiyorum- Kılıçdaroğlu CHP Genel Başkanlığı makamını dolduramıyor demektir… Her iki halde de CHP’nin durumu kötüdür. Son olasılık; Kılıçdaroğlu AKP hükümetinin izlediği Suriye politikasında, Türkiye’nin yararının ne olduğunu biliyor olmasıdır!.. O zaman CHP tabanını ve kamuoyunu bilgilendirmesi gerekmez mi? Kılıçdaroğlu’nun sürekli olarak hükümetin muhalefeti bilgilendirmediğinden yakınması da bu nedenle inandırıcı olamaz!..

Hükümetin Suriye politikası ile Türkiye’nin figüran durumuna düştüğü ve G-20 zirvesinde bu durumun net olarak ortaya çıktığı, analistlerin ortak yorumudur. Buna rağmen, yeni CHP yönetiminin, AKP Hükümetinin hatalı politikalarını desteklemesi ne anlama gelmektedir? Muharrem İnce (4) ve Gökhan Günaydın‘ın (5) bu konudaki açıklamaları, Kemal Kılıçdaroğlu’nun açıklaması ile örtüşmektedir… Demek ki, partinin görüşü bu şekildedir!..

Kılıçdaroğlu’nun Suriye keşif helikopteri düşürüldükten sonra, “Türkiye gereğini yaptı, olaya böyle bakmak gerekir” şeklindeki açıklaması, ne yazık ki, CHP’yi Esat rejimine saldıran terörist gruplarla aynı safta buluşturmuştur!..

Daha önce yapılan Mısır ziyaretinde, gerici terörist örgüt “Müslüman Kardeşler”in (6) eski dış ilişkiler bakanı Darrap ile CHP heyetinin görüşmesi ve destek vermesi de CHP’ye hiç yakışmamıştır. Bu noktadan itibaren PKK terör örgütü ile masaya oturan AKP hükümetinin görüşmeleri de meşrulaştırılmış bulunmaktadır!.. Dolayısıyla CHP bu konu ile ilgili eleştiri hakkını da kaybetmiştir!..

CHP’nin destek verdiği hükümetin dış politikası, acaba dışarından nasıl görünmektedir? Bu sorunun yanıtı “Foreign Policy” dergisinde, Türkiye’nin HAMAS’ın silahlı kanadı İzzeddin El Kassam Tugayları‘nın kurucusu Salah Al-Arouri’ye ev sahipliği yaptığı ve İsrail’e karşı eylemler Türkiye’den planlandığı için terörü destekleyen ülkeler listesine alınabilir şeklinde verilmiştir!.. (7)

Y-CHP’nin AKP hükümetinin ülkemize bir yararı olmayan politikalarına destek vererek, iktidara gelmesi olanaksızdır. Figürana figüranlık yapmak CHP’ye hiç ama hiç yakışmamaktadır!.. Bu tür örnekler, kaset operasyonu ile CHP’nin başına getirtilen TESEV’cilerden beklenen asıl görevin, karşı devrimin başarısı için “muhalefet yapmamak” olduğunu açıkça ortaya koymaktadır… Her halde, CHP delegasyonun şapkayı önüne koyup düşünmesi ve bir karar vermesi gerekmektedir… Kangren olmuş kol kesilecek, başka yolu yok!..

Av. Cemil Can

DİPNOTLAR:

  1. http://tr.wikipedia.org/wiki/El_Kaide

  2. http://www.cnnturk.com/2012/dunya/06/19/rusya.cin.ve.iran.suriye.ile.tatbikat.yapacak/665718.0/index.html

  3. http://siyaset.milliyet.com.tr/kilicdaroglu-ndan-aciklama/siyaset/siyasetdetay/24.06.2012/1558194/default.htm

  4. http://www.aksiyonhaber.com/muharrem-inceden-helikopter-cikisi-73732h.htm

  5. http://www.internethaber.com/bu-cocuklar-okul-sevinci-yasayamadi-585388h.htm

  6. http://tr.wikipedia.org/wiki/M%C3%BCsl%C3%BCman_Karde%C5%9Fler

  7. http://www.foreignpolicy.com/

MASKELİ BALO BİTTİ!..

egildi_1

Rusya ve Çin’in diplomatik zaferi, pek çok masum insanı haksız bir savaşta ölmekten kurtardı. Doğunun büyükleri kimyasal silahları Suriye halkına karşı Özgür Suriye Ordusunun (ÖSO) kullandığına dair bütün dünyayı ikna ettiler. Buna bağlı olarak Suriye politikasında başarısız olan AKP iktidarı yalnız kaldı. Erdoğan iktidarını sürdürmek için çok acil sıcak paraya ihtiyaç duyuyor. Parayı ancak Arapların düşmanı Suudilerle, Katar’dan sağlayabilirler. Suriye’ye karşı ABD’nin savaş ilan etmesi halinde, savaş masraflarını karşılamayı bu ülkeler teklif etmişti. Suriye’ye karşı, olası bir askeri müdahalede başı çeken Türkiye’ye de parasal yardım yapacakları kesindi. Türkiye’ye Temmuz ayında 4.8 milyar dolarlık gizemli para girmiş. Üretimin bitme noktasına geldiği ülkemizde, sıcak para konusu Erdoğan hükümeti için son derece etkili bir tehdit haline geldi. Savaş olasılığının şimdilik belirsiz bir tarihe ertelenmiş olması, kuşkusuz AKP hükümetini yıpratacaktır. Arkasındaki halk desteği, her geçen gün hızla azalan Erdoğan hükümetinin, iktidarını sürdürmek için acil olarak savaş istediği de ne yazık ki ortaya çıkmıştır. Suriye’de bu olanağı kaybettiği için, PKK ile yeniden çatışma ortamına girmek hükümetin aklına yatmış olabilir!.. Nitekim, Başbakan’ın “süreç” hakkında;

Herhangi bir süreç yoktur. Sadece bizim yaptığımız çalışmalar vardır” diyerek, PKK ile başlattığı görüşmeleri “inkar” etmeye başlamasını bu şekilde okuyabiliriz… Erdoğan’ın bir tek “çılgın projesi” vardır o da savaştır!..

***

Aydınlık gazetesinin sürmanşetten verdiği haber ürkütücüdür. TSK’nin olası hava operasyonlarına karşı PKK’nın Stinger füzeleri kullanabilme noktasına gelmiş olması ve bu füzelerin hükümetimizin doğrudan destek verdiği Özgür Suriye Ordusu üzerinden PKK’nın eline geçmiş olması iddiaları doğru çıkarsa, kendi ellerimizle topraklarımız üzerinde “kurtarılmış bölgeler” yarattığımızı da kabul etmek zorundayız… Omuzdan atılan ve alçaktan uçan uçak ve helikopterlere karşı kullanılan bu füzeleri, ÖSO’ya kim vermiş acaba?.. Bu sorunun yanıtı 17 Ağustos 2012 tarihinde 21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ tarafından Yeniçağ gazetesinde verilmişti. ÖSO’ya her türlü yardımı yapma sözü veren ve verdiği sözleri tutan Başbakan Erdoğan, yarın TSK’ne karşı kullanılacak olan füzelerin hesabını acaba nasıl verecek?.. Erdoğan’ın bir de bu yüzden savaşa ihtiyacı var!..

***

Tuzluçayır’daki Aleviler, kaç gündür sokaklarda. En çok kızdıkları ise dede olarak bildikleri kendilerinden biri. Aleviler, İzzettin Doğan Hoca Efendinin, Fetullah Gülen Hoca Efendi ile birlikte başladıkları Cami-Cemevi Projesini kabul etmiyorlar. Projenin Alevilik inancına en büyük darbe olduğu hususunda Alevi örgütlerinin çoğu hemfikir. Bu nedenle de İzzettin Doğan’a haklı olarak “İzzetullah” ismini koydular… İzzetullah, Gülen Cemaati’nin Aleviler içerisindeki sağ kolu… Ama bundan daha da önemlisi, Fetullah Gülen’in Aleviler ve CHP içerisindeki kadife eldivenli elidir… Alevi sözcüleri nedense Gülen’in CHP içerisindeki elini görmek ve göstermek istemiyorlar…

O halde bu gerçeği de biz söyleyelim. CHP içerisindeki Fetullah Gülen’in eli, Cami-Cemevi Projesinin açılışına CHP Ankara Milletvekili Sinan Aygün’ü gönderen ve yardımcısı Erdoğan Toprak’a projeyi destekleyici açıklamalar yaptıran Kılıçların Efendisi Kemal Kılıçdaroğlu’dur… Alevilerin haklı ve yerinde tepkisini azaltmak ve etkisizleştirmek için bu projeyi desteklediğini ve CHP milletvekillerini açılışa kendisinin gönderdiğini söylemek zorunda kalmıştır… Dikkat edin Aleviliği bir inanç olarak kabul eden devlet değil, Cemaattir. Dolayısıyla atılan bu adım, Sünnilerin kafasında Aleviliği değil, Cemaat’i meşrulaştırır... Yerel seçimler için beklenti içerisinde olan Alevi sözcüleri, bu açıklamaya rağmen, Kılıçdaroğlu’na gerekli tepkiyi gösterememiştir… Bu noktadan itibaren Kılıçdaroğlu’nun başlarına getireceği her türlü belayı da hak etmiş olacaklardır!.. Fetullah Gülen Hoca Efendiye yalvararak, onun Alevi örgütleri ve CHP içerisinden elini çekmesini sağlamak ise olanaksızdır!.. Alevilerin öncelikle Gülen’le işbirliği yapan ve birlikte iktidar olma hayalleri kuran Kılıçdaroğlu’na haddini bildirmesi gerekir!.. Kılıçdaroğlu, Alevilerden esaslı bir tokat yemedikçe hem Atatürkçü düşünceye hem de Alevi inancına zarar vermeye devam edeceği kesindir!..

***

Tetkik Hakimi Ömer Kaya, Danıştay’a dinleme cihazı yerleştirirken görüntülenmiş! Kaya daha önce istihbaratçı olarak görev yapıyormuş. Emniyet İstihbarat Dairesi’nin Cemaatin kontrolünde olduğu ve Başbakan, bu ekibe güvenini kaybettiği için yakın zamanda tümünü görevden aldığını biliyoruz. Bu bilgiyi de ekleyince Ömer Kaya’nın bağlı olduğu örgütlü yapıyı tahmin etmek hiç de zor olmayacak. Ama ben o örgütü söylemek yerine “Yargı’da Cemaat kadrosu vardır diyemem(1) diyen Gülen hayranı Kılıçdaroğlu’nun sözlerini hatırlatmak isterim…

***

CHP’lileri emperyalizme boyun eğdirmekle görevli CHP Genel Başkan Yardımcısı Faruk Loğoğlu, KCK’nın “çekilmeyi durdurduk” açıklaması üzerine; “Biz çözüm sürecinin giderek sıkışmakta olduğundan ciddi kaygı duyuyoruz” demiş. Hazret Başbakanın bu konuda daha ciddi açıklamalar yapmasını beklediğini de eklemiş!.. Kandil’in CHP içerisindeki temsilcisi gibi konuşan Loğoğlu, kukla Kılıçdaroğlu’nu parmağında oynatıyor!.. Bu yetmiyormuş gibi Mısır ziyaretinde Başbakan Erdoğan aleyhine söz söylenmesine de izin vermediğini söyleyerek övünmüş. Eski büyükelçi, Yeni CHP’nin AKP hükümetine karşı göstermelik muhalefet yapmakla görevli olduğunu bir kez daha kanıtlamıştır!..

Av. Cemil Can

DİPNOT:

(1)http://www.aydinlikgazete.com/m/?id=18102&t=makale

HACILAR!..

Kilicdaroglu

HACILAR!.. ARAPLARI BOYKOT EDİN!..

Başta Suudi Arabistan olmak üzere, Arap Sultanları ABD’nin Suriye’ye savaş ilan etmesi halinde masrafları karşılamayı teklif etmişler!.. Araplar kendilerine yakışanı yaptılar. Sıra hacılarda. Bundan böyle Hac görevini yapmak üzere kutsal topraklara gidenlerin, içecekleri su dahil bütün ihtiyaç maddelerini yanlarında götürmelerini öneriyorum. Araplardan satın alacakları en basit şeye verecekleri her kuruşun, Suriye’deki kardeşlerine mermi olarak geri döneceği açıktır… Bu nedenle Suudilere karşı uygulanacak boykot, masum insanların yaşamını kurtarır ve hacdan daha sevaptır!..

HANGİSİ PAYANDADIR?

AKP’de kaos ülkeye zarar verir” (1) diyen Bahçeli mi “Cemaat sermayesinin gücü kırılırsa ülke zarar görür” (2) diyen Kılıçdaroğlu mu AKP’ye payandadır?..

11 yıllık AKP iktidara geldiği 2002 yılında dış borcumuz 130 milyar dolardı, 2012 yılı sonunda bu miktar yüzde 160 arttı ve 337 milyar dolara ulaştı… Cemaat sermayesini dış borcun içerisinde düşünmek lazım, sıkıyı görünce kaçabilir!.. Bir bakıma ülke 11 yılda Cemaate borçlandı denebilir… Özelleştirmelerden, her türlü yağma ve ranttan payını alan olanlar… Bu dönemde devlet eliyle yeni sermayedarlar yaratıldı… MİT’in raporuna göre “Gülen İmparatorluğu”nun sermayesi 150 milyar dolar civarındadır (3) Türkiye’nin yabancı sermayeye ödediği faiz giderlerinin ne kadarı Cemaat’e ödeniyor acaba? Faiz cenneti olan Türkiye’yi “yabancı sermaye” adı altında söğüşleyenlerin arasında Cemaat’in olmadığını kim iddia edebilir?..

Kılıçdaroğlu’nun bütün derdi Cemaat sermayenin kırılması ile ülkenin göreceği zararmış! Ülkemizi iliklerine kadar sömüren kapitalist sermayenin gücünün kırılmasına Kılıçdaroğlu neden razı değil? Yoksa Kılıçdaroğlu’nun Cemaat ile bir ortaklığı mı var? Kardeşini asgari ücretle bir inşaat şirketinde çalıştırmakla gizlediği bir şey mi var? Cemaat’e söz kondurmayanları CHP listelerinden milletvekili seçtirmenin nedeni şimdi çıktı ortaya… Danışman olarak Cemaat’in adamlarına CHP’nin parasını ödemenin sebebi aranmalıydı!..

“BİLMİYORUZ!”

Kılıçdaroğlu kendine arka arkaya sorular sorup, “bilmiyoruz” yanıtlarını verebiliyor ama Cemaat’in mali gücü zarar görürse, Türkiye’nin zarar göreceğini bilebiliyor!.. Kılıçların efendisinin Cemaat’i “hizmet” olarak isimlendirmesi de ayrı komedidir doğrusu. Cemaat sermayesinin sözcülüğü, Kılıçdaroğlu’nun gerçek kimliğine pek yakışıyor!.. Belli ki, Bay Kemal’in CHP’de çekineceği kimse kalmamış! Baykal’ın kovduğu Cemaat’in Sarıgül’ünü CHP’ye ikinci adam olarak getiriyormuş!.. CHP’yi delege düzeyinde ele geçirdikten sonra, maskesini kendi elleriyle indirdi… Nasılsa 2500 civarında ilçe yöneticisi, belediye meclisi üyeliklerine tav!.. Geri kalanları da belediye büfesi ile tavlamak olanaklı!.. Yaşasın Cemaat’in “Yeni CHP”si!..

Irak ve Mısır’a yapılan ziyaretlerin raporu, Cumhurbaşkanı Gül’e sunulduktan sonra, siperde yatıp beklemek Kılıçdaroğlu için en güzel taktik. Nasılsa Erdoğan girdiği Suriye bataklığından geri dönemeyecek!.. Bu zat, vaktiyle Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Gül’ü destekleyebiliriz dememiş miydi?(4) Gül-Gülen-Kılıçdaroğlu koalisyonunun zamanı geldi galiba!.. ABD’nin Türkiye’deki iktidarının, A planı AKP ise, B planı Kılıçdaroğlu’dur kuşkusuz… Belli ki, Yeni CHP bu günler için dizayn edilmişti…

“AK”LAMA!..

Cemaatin sermaye gücünün kırılmasını önlemek için kendini siper eden Kılıçdaroğlu, bu hamlesiyle aynı zamanda Cemaat’in sermayesini aklamış da oluyor!.. Bir taşla iki kuş anlayacağınız… Yaptığı iş, kara para aklama gibi bir eylem!.. Cemaat sermayesinin içerisinde kara para diye tabir edilen paranın olmadığını kim denetlemiş de sen kefil oldun be adam? Peşinen bu sermayeyi “meşru kazanç” olarak tarif etmek üzerine vazife miydi?..

İZZET, SALİH VE KEMAL!..

Aleviler için Gülen Cemaati ile “al takke ver külah” ilişkiler içerisinde bulunan ve Gülen’in Cami-Cemevi Bir Arada Projesini uygulamaya sokarak, gerçekte Aleviliği bitirme projesine imza atan, aynı zamanda da AKP’nin “akil adamları” listesinde yer alan İzzettin Doğan; işçi sınıfı için ne ifade ediyorsa, hükümetle görüşerek gizli bir protokol imzalayan, en son kamu toplu iş sözleşmelerinde yüzde oranındaki sözleşmelere imza atan, AKP’nin bölücü ve gerici Anayasasına “evet” denmesi için TOBB ile toplantılara katılan, sözde “çözüm süreci”nin bir diğer “akil adamı”, eski Türk-İş Başkanı Mustafa Kumlu onu ifade ediyor. Şimdi bunlara Cemaat’i bir “hizmet hareketi” olarak tanımlayan ve mali gücünün kırılmasından Türkiye’nin zarar göreceğini savunan Kılıçdaroğlu katıldı. O da CHP’liler için aynı ayardaki bir başka adamıdır!.. Bu anlamda; İzzettin eşittir Kemal, oda eşittir Sahih’tir!.. Sadece bulundukları konum farklıdır!..

“RESTORASYON”

Kılıçdaroğlu Cumhuriyet düşmanları ile gizli ortaktır. Cumhuriyet’in kollayıcısı TSK’nın kalleş bir komplo ile ve tek mermi atamadan teslim alınmasında; “ordu darbecilerden temizlensin” söylemi ile görev almıştı. Bu hain planın uygulayıcıları ile şimdi de hükümet kurma arayışları içerisine girmiş bulunmaktadır. Anlaşılan yaptığı görevin karşılığını alma zamanı gelmiştir. Kılıçdaroğlu, Türkiye’yi parçalayacak olan BOP’nin başarılı olması için de elinden geleni yapmıştır. Terörist başı Abdullah Öcalan’ın “Çözüm Süreci” olarak dayattığı projeleri, “analar ağlamasın” söylemi ile halka ilk benimsetmeye çalışan odur. Şimdi de Cemaat’in elemanlarını CHP’den aday gösterip, yerel yönetimlere seçtirerek son hamlesini yapacak… Yerel seçimlerde CHP’liler isteseler de istemeseler de Cemaat’in adaylarına oy vermeye mecbur bırakılacaklar!.. Böylece Cumhuriyeti kuranların partisi olan CHP, siyaset tarihindeki son işlevini “Yeni CHP” olarak tamamlamış olacak…

Cumhuriyet düşmanları ile ortak olup, Cumhuriyet kurtarılamaz, sadece yıkımı hızlandırılır… Bu işin adının “restorasyon” olarak konulması, sadece halkın tepkisini azaltmak içindir. Unutmayalım ki, bugün “Restorasyon” sözcüğü ile elde edilmek istenen; yakın geçmişte “Açılım Süreci”nin önüne “Analar ağlamasın”, “Ergenekon Davası”nın önüne “Ordu darbecilerden temizlensin” sözleri konularak elde edilmek istenmişti!.. Erdoğan’ın en fazla yüzde 20′si çekildi dediği PKK’nın eşbaşkanı Cemil Bayık, çekilmeyi durduracaklarını söylemiş… Ne haber!?..

Av. Cemil Can

DİPNOTLAR:

  1. http://www.ntvmsnbc.com/id/25305443/

  2. http://www.ulusalkanal.com.tr/gundem/yikilan-akpnin-restorasyonunda-chpye-verilen-rol-h14649.html

  3. http://bmajans.blogspot.com/2013/01/mit-tarafindan-hazirlanan-fethullah.html

  4. http://www.istanbulhaber.com.tr/haber/kilicdaroglundan-abdullah-gule-destek-151871.htm

AHMAKLAR!..

SUKO

91 yıl önceki 30 Ağustos’ta Anadolu’dan emperyalistlerin tetikçilerini temizlemiştik. 91 yıl sonra aynı emperyalist güçlere “tetikçilik” yapıyoruz!..

10 ay önce Akçakale’de, Suriye Ulusal Koalisyonu (SUKO) lideri Ahmet Muaz El Hatip ile Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) atkısı takıp, birlik mesajı veren Başbakan Erdoğan, devletler hukukunu hiçe sayarak, Suriyeli muhaliflere kesintisiz olarak desteğini sürdürüyor… Kendine muhalif olanlar için Güney Doğu’dan İstanbul’a 6 jandarma komando taburu getirmiş!.. Olası Sonbahar eylemlerine karşı “seçilmiş” AKP iktidarını bu şekilde koruyacak!.. PKK için Güney Doğu’da konuşlanan askerler, bundan böyle Erdoğan karşıtı gençleri kovalayacak!.. Anlaşılan “süreç” ile PKK tehlike olmaktan çıkartılmış!..

PKK’ya boyun eğen AKP hükümeti, utanmadan Suriye’deki seçilmiş hükümeti düşürmek için savaş hazırlıkları yapıyor. Hani demokrasinin namususandıktı… Türk halkına benimsetilmek istenen bu kriter, Suriye halkı için neden kabul görmüyor?.. İki yüzlülüğün böylesi dünyada görülmemiştir!.. Başbakan, her ağzını açtığında Esat rejiminin Suriye’de Müslüman kardeşlerimizi öldürdüğünden yakınıyor… Erdoğan’a göre, Esat’ı devirmek için silah kullanmak gerekiyor. Aslında Erdoğan bu şekilde kendi iktidarını kurtaracağını sanıyor. Esat’a karşı silahlı mücadele ederken ölenler için göz yaşlarını döküyor ama, kendi yönetimine karşı barışçıl gösteri yaparken öldürülenler için kılını bile kıpırdatmıyor. Erdoğan “demokrasinin namusu sandıktır” diyerek, kendisine karşı çıkılmasını eleştiriyor ama, aynı sandıktan çıkan Esat’a karşı silahlı mücadele yapılması gerektiğini savunabiliyor!.. Ne yaman çelişki değil mi? Esat’ın muhaliflerine her türlü desteği veren Erdoğan, kendi muhalifleri için en sert tedbirleri alabiliyor!.. “İki kişiden biri”nin desteğini tam olarak kaybetmeyen AKP’nin demokratlığı bu kadardır işte!..

Filistin’deki HAMAS (1) ve Lübnan’daki Hizbullah, yakın tarihe kadar Erdoğan’ın müttefiki ve dostuydular… Şimdi Suriye tarafında kaldılar… Anımsarsınız yakın geçmişte, uluslararası baskılara rağmen, Erdoğan terör örgütleri listesinde yer alan HAMAS’ı, terör örgütü olarak görmediğini söyleyip, liderini Türkiye’ye davet ederek resmi törenle kabul etmişti… Bir ay bile olmadı, AKP sözcüsü Bekir Bozdağ, Esat’ı desteklediği için Hizbullah’ı, “Hizbulşeytan” olarak ilan etmişti… Erdoğan’ı, Suriye politikaları yüzünden Ortadoğu’daki en yakın müttefikleri bile terk etti!.. “Mavi Marmara” ve “One Minute” olayları ile İsrail karşıtlığı yaparak prim toplayan Recep Tayyip, en sonunda İsrail’in saflarında Müslümanlara karşı savaşmayı da kabul etmek zorunda kaldı!.. Erdoğan’ı bu durumdan Türk halkından başkası kurtaramaz artık. Bunun da tek yolu var; AKP’yi bir an önce iktidardan düşürmektir. Erdoğan, sonunda TSK’yı İsrail’e asker yapacak!.. Görüldüğü gibi dış güçlerin desteği ile iktidara getirilen AKP’nin marifetleriyle, Türk Ordusu da ele geçirilmiş ve adım adım İsrail’in tetikçisi durumuna getirilmiştir! Emperyalistlerin desteği ile iktidara gelmenin, elbette ki bir bedeli olacaktı ve o bedel şimdi Müslümanların kanları ile ödettirilecek!..

İslamcı yazarlardan eski Adalet Bakanı İsmail Müftüoğlu,biraz da Türkiye’yi kollayarak,içinden geçmekte olduğumuz durumu şu şekilde özetlemiş:” Türkiye zaten uzun zamandan beri Suriye’ye vurma hazırlığı içindedir. Suudi Arabistan, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri, bu küresel çetelere lojistik destek vermektedir. Bunlar menfaatleri gerektirdiğinde demokrat, menfaatleri olmadığı zamanda insan kasabı olarak ortaya çıkarlar. Irak’ta, Libya’da, Afganistan’da olduğu gibi”…

Erdoğan’ın savaş isteğini kısmen yerine getirmeye karar veren ABD Başkanı Obama, 21 Ağustos’ta Şam yakınlarındaki Guto bölgesinde kimyasal silah kullanıldığından emin olmadığı halde, emin gibi konuşuyor. Kongrenin onayını aldıktan sonra Suriye’ye saldıracakmış! Bakalım Erdoğan’ı tatmin edebilecekler mi?.. Erdoğan’ın isteğini tam olarak yerine getirmek hiç işlerine gelmez. O zaman Erdoğan kontrolden çıkar ve karar veren lider durumuna getirilmiş olur ve söz dinlemez!..

BM uzmanları Suriye’de iken, Esat’ın kimyasal silah kullanacağını düşünmek, kafadan çatlak damgasını yemek için yeterlidir. Esat yönetiminin kimyasal silah kullanıldığı iddiası, ABD tarafından Ürdün’de eğitilerek Suriye’ye sokulan 300 militana karşı başlatılan operasyonu durdurabilmek için uydurulmuş bir yalandır. Suriyeli yetkililerin bu savunmasına değer vermek gerekir. Fransız gazetesi Le Figaro‘nun 21 Ağustos’ta yayınladığı haberinde, Amerikalıların komuta ettiği iki birliğin Suriye’ye sızarak, Şam’a ilerlediği yazılmış. Kimyasal silah kullanıldığı haberi doğru ise, bunu o 300 militanın yapmadığı ne malum?! Davutoğlu’nun “şüphe” duymadığı husus, baştan aşağıya şüphelidir. Unutmamak gerekir ki, Muhalifler bazı yerlerde Suriye Ordusu’na ait tankları bile ele geçirmişlerdi! Belli ki, Emperyalistlerin Esat’ı yalnızlaştırmak için tek geçerli yolları kalmış, o da “kimyasal silah kullanıldığı” yalanına sarılmak… Ne var ki, giderek kendileri yalnızlaşıyor. Kim ne derse desin, Suriye’de “kimyasal silah” kullanıldıysa eğer, CIA’nın marifetidir…

Rusya Devlet Başkanı Putin, ABD yönetimini kastederek, Suriye hükümetinin kimyasal silah kullandığını iddia edenlere “ahmak” demiş… Dışişleri Bakanı Davutoğlu, “Bizim açımızdan bu konuda atım vasıtaları ve atım mekanlarıyla bölgeler arasındaki açılar, izler açısından bakıldığında şüphe bırakmayacak şekilde rejimin sorumluluğu” diyor… Bizim tarafın şüphesi yok anlayacağınız… Putin’in sözlerinden paylarına ne düşer, onu da ben söylemeyim, siz tahmin edin!..

Av.CemilCan

DİPNOT:

  1. HAMAS, Mısır’daki Müslüman Kardeşler örgütünün Filistin’deki kanadı olarak kurulmuştu.