Biz kazanacağız!..
TwitterFacebookGoogleYouTube

ALDATILACAK NE ÇOK İNSAN VAR!..

HDP_1

Genel aftan önce af dileyenler!

Başbakan’ın “cezaevleri boşalacak” sözleri ile dile getirdiği genel affa karşı en ciddi tepki cezaevindeki komutanlardan geldi. “Genel afla” 40 bin kişinin katili Öcalan da affedilecekse, biz ölene kadar cezaevinde kalmaya razıyız dediler. Yeni CHP’nin Grup Başkanvekili Engin Altay, genel affın ancak “toplumsal mutabakatla” yapılabileceğini belirttikten sonra, “Buna da Erdoğan değil halk karar verir” demiş… Yürürlükteki Anayasaya göre, af kanununu çıkartmak için Meclis’in beşte üçünün oyu yeterlidir. AKP ile BDP’nin oyları buna yeter. Yeni CHP içerisindeki PKK ve cemaat sempatizanlarını da eklediniz mi, af kanununu rahatlıkla çıkarabilirler. Demek ki, hükümetin PKK’yı af etmek için halka sormasına gerek yok!.. Tıpkı Ülkenin Doğu ve Güneydoğusunu “Kürdistan” haritasına katan Barzani’nin, Diyarbakır’da devlet başkanı gibi karşılanışını sormadıkları gibi…

Parti sözcüsü Haluk Koç, ”Demokrasi içinde mücadele eden herkesle ittifak ederiz” diyerek, PKK’nın siyasi uzantısı HDP’nin “demokrasi içerisinde” mücadele ettiğini, CHP adına kabul etmiştir. Öte yandan, Genel Başkan Yardımcısı Gökhan Günaydın, “Başta Gezi direnişinin simgesi olan Beyoğlu olmak üzere, İstanbul’da bütün kesimlerle güçbirliği yaptık” diyerek, CHP-HDP (PKK) ittifakına meşruiyet zemini hazırlama çabası içerisine girdi. Demek ki, şimdi de sıra seçmene gelmiş. Beylerin işaret buyurdukları gibi oylarımızı getirip PKK’ya vereceğiz, öyle mi? Emriniz başımız üstüne!.. Sevsinler sizin gibi sosyal demokratları!.. CHP adına söylenen bu tutarsız sözlerden, partinin “genel af” ve “seçim ittifakları” konusundaki kurumsal tavrının ne olacağı aşağı yukarı belli olmuştur. Bu defa sözlerin ağızlarda evelenip gevelenmesine aldanmayacağız!..

Peki, geçen genel seçimlerde “genel affı” ilk defa ağzına alan kimdi? Allah aşkına bu sözleri söyleyen biri, CHP’nin başında bir saniye durabilir mi? Siz CHP’nin son kurultay delegeleri! Vatan haini olmadığınızı biliyorum, “Basra harap olduktan sonra”(1) mı harekete geçeceksiniz? Olağanüstü kurultayı bir haftada toplayıp, bu hainlerin icabına bakabilirsiniz!.. Taze kan alarak seçimlere gitmek varken, bu topal ördeklerle yola devam etmenin ne anlamı var!..

Yeni CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun, Diyarbakır buluşmasını “yerel seçim şovu” gibi niteleyerek, sıradan basit bir olay gibi göstermesini içinize sindirebiliyor musunuz? Bu sözler, bölünmeye verilen dolaylı destek değil midir?.. BOP’un bir aşaması olan Diyarbakır buluşmasında; Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanı ilk defa “Kürdistan” sözcüğünü kullandıktan sonra, Diyarbakır Belediye Başkanı Osman Baydemir de Doğu Anadolu’ya, “Kuzey Kürdistan” diyerek, bölünme konusundaki ittifakın “zaferi”ni ilan etmedi mi?.. Devletin fiilen sahadan çekilmiş olduğu bu coğrafyada, terör örgütü PKK denetimi sağlıyorsa ve bu örgütün cezaevindeki başı Abdullah Öcalan hükümet ile anlaşmalar yapabiliyorsa, bölünmenin ilk aşaması tamamlanmış demektir! Bu vahim durumu, “yerel seçim şovu” gibi göstermek, bölünme tehlikesini bir süre daha gizlemek ve gelişmelere destek vermek anlamına gelir!.. Yerin yedi kat altından bile uğultular geliyor, ama siz hala derin uykudasınız. Uyanın artık!..

Ey Kemal Kılıçdaroğlu; “Kürdistan Bayrağı”nın dalgalandığı bir mitingi, AKP’nin yerel seçim şovu olarak nasıl gösterebilirsin! Anlaşılıyor ki, kafanın çapı, bu işleri kavrayacak genişlikte değil, bari önümüzden çekil!..

***

YeniAnayasa,YeniCHP veYeniTürkiye!..

Yeni” sözcüğü bu dönemin en kalleş sözcüğü oldu. Irak’ı “birlik” sözcüğü ile bölen ABD, yenileşme ve çağdaşlaşmanın yolunu “yeni” sözcüğü ile tıkadı. “Yeni” Anayasanın ise durumu malum. Morga kaldırıldı. “Yeni” CHP ise yerlerde sürünüyor. Yetmezmiş gibi bir de YeniTürkiye’yi devreye soktular. “Yeni” Türkiye, doğusu olmayan, yönü belirsiz bir ülkedir artık. Aynı şekilde bütün anormallikler de “normalleşme” sözcüğü ile kamufle edilmedi mi?… Demokrasinin önüne konan “ileri” sözcüğü kadar aldatıcı olanı ise, hiçbir zaman bu millet görmedi!..

Anayasa Uzlaşma Komisyonu’nun AKP tarafından dağıtılmasından sonra, masada figüran olarak oturan Yeni CHP’den Atilla Kart ile Yeni MHP’den Faruk Bal, kullanılmış bir mendil gibi çöpe atılmanın mahcubiyeti içerisinde, masayı dağıtan Meclis Başkanı Cemil Çiçek’i eleştiriyorlar. O masada ne işiniz vardı diyenlere ise, Atilla Kart’ın yanıtı acizliğin ötesinde, zavallılığını da göstermek bakımından ibret vericidir. Kart, AKP’nin ne yapacağını “tahmin” ederek, bu yapılacaklara karşı önlem almak için Anayasa uzlaşma Komisyonu’nda görev aldık diyormuş. Bre gafil, AKP ne yapacağını yıllar önce açık açık söylemedi mi? Adamlar “demokrasi tramvayına” binerek, gidecekleri yere kadar çoktan gitmişler bile. Bizimkiler hala ne yapacaklarını “tahmin” etmeye çalışıyorlar… “Kurucu Meclis” olmadıkları halde, kendilerini kurucu meclis yetkileriyle donanmış gibi kabul eden Meclis’te, AKP”nin “kırmızı çizgilerine” boyun eğen Yeni CHP yönetimi, AKP’nin “yeni” bir anayasaya ihtiyaç duymadığının farkında bile değil. 2010 Halkoylaması ile istedikleri düzenlemeleri geçiren siyasi iktidar, bu şekilde yargıyı ele geçirdikten sonra, karşıdevrimini de tamamlamış ve Atatürk Cumhuriyet’ini yıkmıştır. Dediklerim anlaşılmıyor mu? Bu yıkım ile demokrasinin temelini teşkil eden “kuvvetler ayrılığı ilkesi” de yok edilmiş ve Türk Silahlı Kuvvetleri “kafese” kapatılmıştır!.. Hatta denebilir ki, yargı yetkisi kabul ettiğimiz İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi’ne başvuru yolu da ciddi engellerle donatılarak, hak arama yolları iyice daraltılmıştır. Bu nedenlerle “yeni” bir anayasaya, sadece başkanlığa hevesli olan Erdoğan’ın ihtiyacı vardır. AKP’nin gerici iktidarına engel gibi duran bazı Anayasa hükümleri bulunsa da, onları zaten “yorum” ve “fetva” yollarıyla aşıp, diledikleri gibi genişletip, daraltarak kullanabiliyorlar… Tıpkı türbanın Meclis’e sokulmasında olduğu gibi… Meclis’te çoğunluğu olan AKP iktidarı, demokrasinin olmazsa olmazı “laiklik ilkesi”ni görmezden gelince, güya İçtüzük’te türbanın Meclis’e girmesini yasaklayan bir hüküm bulamamıştır!.. Oradan bakılırsa, İçtüzük’te padişahlığı da yasaklayan bir hüküm yok!.. Hatta Doğu Anadolu’da “Kuzey Kürdistan”ı kurmayı da yasaklamıyor o kutsal içtüzüğünüz… Ne yazık ki, bu noktada da en anlamlı destek, yine güzellik uykusuna yatmış muhalefetten gelmiştir!..

***

CHP-HDP(PKK) İttifakı!

İşçi Partisi Genel Başkanvekili Hasan Basri Özbey, İstanbul’da CHP ile PKK’nın Batı için kurduğu Halkların Demokratik Partisi (HDP) ittifak mı yaptı diye iki haftadır soruyor… Cumhuriyet gazetesinin 21 Kasım günü attığı manşete göre; CHP, HDP ile örtülü temas yürütüyormuş… HDP, kendi adayını çıkartmama karşılığında “etkili bir başkan yardımcılığı ile ilçeyi bize bırakın” koşulunu ileri sürüyormuş!.. CHP ise, ancak 3 ilçe belediye başkanlığını vermeye razı! Bu konudaki temasları CHP’li olmayan CHP İl Başkanı Oğuz Kağan Salıcı ile imar yolsuzlukları nedeniyle CHP’den atılan Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül yürütüyormuş… Gelen ağır eleştiriler ve tepkiler üzerine Kılıçdaroğlu, manşet çıkan bu rezillikten 2 gün sonra, bozulan imajını düzeltmekle görevli Cumhuriyet gazetesi yazarı Utku Çakırözer’ı çağırıp, bir “çakma mülakat” yapmışlar… Kemal Bey, sonunda “CHP-HDP ittifakı doğru değildir” demek zorunda kalmıştır!.. CHP’nin bütün düşmanları bir araya gelip kafa kafaya verse, yemin ederim, bu adamın CHP’ye verdiği zararın milyonda birini veremezler!..

2013 yılında Atatürk’ün CHP’sini, ülkemizde “Şeriat tehlikesi yoktur” diyen, Seyit Rıza hayranı bir çapsız adam yönetiyor. Kemal Bey’in bu “isabetli” tespitinden sonra, türban bile 4 kadının saçları üzerinde, özgürlük postuna bürünerek Meclis’e girdi. Seninki mutluluktan havalara uçtu. Ardından iktidar, kızlı-erkekli evler tartışmasını başlattı. Bu tartışma ile öğrenci yurtları da ayrıldı. Yetmedi tabi. TBMM Başkanvekili Sadık Yakut, karma okulların da kapatılacağını açıkladı… Kim bilir bizimki şimdi ne kadar mutludur! İmam Hatip okullarındaki korkunç artış bir yana, 4+4+4 ve çocukların Kuran kurslarına kaydından söz bile etmiyorum artık. Çünkü CHP’nin Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun, şeriat tehlikesine karşı gerekli önlemleri aldığı kesin!?..

Şu işe bakın hele! CHP ile HDP yani PKK, yaklaşan yerel seçimlerde ittifak yapacaklarmış! Bu durumda doğal olarak CHP’ye verilecek oylar PKK’nın hanesine yazılacaktır. Atatürkçüleri PKK’nın siyası uzantısı olan bir partiye oy verdirmek kime kısmetmiş! Ne yazık ki, hesap uzmanı Kemal Kılıçdaroğlu ile geldiğimiz yer burasıdır ve onun bu son hesabı tutmayacaktır. Atadan CHP’liler bile ciddi ciddi CHP’ye oy vermemeyi tartışmaya başlamışlarsa, herkesin şapkasını önüne koyup düşünmesi gerekir.Sakın ha bir şeyler yapmanın vaktini geçirmeyelim!..

***

Parti İçi Demokrasi!..

Yerel seçimlerde AKP için çalışmak başka nasıl olabilirdi?

Biliyorsunuz İstanbul’da CHP’li ilçe belediye başkanlıklarının sayısı 12′dir… (2) Yeni CHP’nin İstanbul İl Başkanı Oğuz Kağan Salıcı, bu 12 belediyeye, kazanılması kuvvetle muhtemel bir ilçe belediye başkanlığı daha ilave edip, SOROSÇULAR için bir köşeye ayırmıştır!.. Bu başkanlıklar “ulufe” olarak dağıtılacaktır!..

Kalan ilçelerin 17′sinde “eğilim yoklaması”, 9′unda “eğilim yoklaması” ve “anket çalışması” ile adaylar belirlenecekmiş… Oğuz Kağan, “Belediye başkanlığı ya da meclis üyeliği üzerinden ittifaklara ve pazarlıklara karşıyız. Bu konuda genel merkezin de il örgütünün de kararı kesin ve net”tir demiş… Salıcı’nın bir kaç hafta önce dile getirdiği, kaparo olarak verilmiş çeklerden burada söz etmeyeceğim. Utanma duygum beni engelliyor… Dilerseniz o konuya hiçbir zaman da girmeyelim…

Gerçekte Kılıçdaroğlu ve Salıcı’nın karşı olduğu ittifak, İşçiPartisi‘nin önerdiği, AKP’nin yıkılışını getirecek olan; CHP, MHP ve İP’nin güçbirliğidir... Muhalefet partilerinin hangisi önde ise, o bölgede oyları ona verip, AKP’yi geriletmeye, nedense Yeni CHP hiç razı değil!.. Deniz Baykal’ın “Küçük olsun benim olsun” kafası işte!.. Ayrıca “parti içi demokrasi”yi işleteceği vaadiyle yönetime seçilen Kılıçdaroğlu, CHP’nin güçlü olduğu ilçelerin adaylarının belirlenmesinde önseçime hiç yanaşmıyor!.. Bunun anlamı açıktır: Bundan böyle Yeni CHP’de gerçek CHP’lilere yer yoktur!..

***

Eğitimde Fırsat Eşitliği

Anamuhalefet partisi Yeni CHP, cemaat ile Erdoğan arasında devam eden ve dersanelerin kapatılması kararı ile zirveye ulaşan kavgada; cemaatin yanında yerini almış… Bir kez olsun ağzına “eğitimde fırsat eşitliği” kavramını almayan Kılıçdaroğlu, cemaatin dersanelerini savunma görevini acaba neden üzerine almıştır? CHP Genel Başkanlığı’na getirilmenin ne ödenmez diyeti varmış! Devlet okullarının imam-hatip okullarına dönüştürülmesine seyirci kalan “sosyal demokrat” Kemal Bey, “dindar ve kindar” nesil yetiştiren bu çağdışı eğitime hiçbir zaman karşı gelmemiştir. Ne atanamayan öğretmenlerin durumunu dile getiriyor ne de tüm dersanelerin kamulaştırılarak, devlet okullarına dönüştürülmesini isteyebiliyor.

Sen ey Tunceli İl Derneği Başkanlığı kapasitesi ile sınırlı düşünebilen Kemal Efendi! Devlet okullarında dersanelerle aynı düzeyde eğitim verilmesini talep etmek hiç mi aklına gelmiyor?!..

***

Batı’da kardeşiz de Doğu’da neden düşman olalım?..

Halkların kardeşliği” prensibi ile terbiye edilmiş Kürt solunun geldiği nokta; “Bağımsız Kürdistan” devletinin kurulmasıdır. Bu amaç için emperyalizmle işbirliği içerisinde ve emperyalizmin hizmetinde ikinci bir İsrail devletinin kurulmasına razı geliyorlar… Ayrılıkçı Kürtler, bu isteklerinin haklılığını(!) iki halkın birlikte yaşama koşullarının ortadan kalktığına bağlamaktadırlar! Türkiye’nin her noktasına dağılmış olan Kürtlerin, Doğu Anadolu’da bir an için “Bağımsız Kürdistan”ı kurduklarını varsayalım. O zaman nüfusunun çoğunluğu Batı’da yaşayan Kürtlerin durumu ne olacak? “ÖzgürKürdistan‘a mı göç edecekler, yoksa bugüne kadar olduğu gibi bulundukları yerlerde Türklerle kardeş kardeş mi yaşayacaklar? Batı’daki Kürtler, böyle büyük bir göçe acaba razı olurlar mı?.. Bu soruların yanıtı, bugün olup bitenleri kavramamız için anahtar görevi yapabilir…

PKK terör örgütü ile siyasi uzantılarının yapacakları en doğru hareket; emperyalizmin silahı olmaktan kurtulup, yaşadıkları topraklardaki egemen devletlerin özgür ve eşit yurttaşları olarak, demokrasi mücadelesine katılmaktır… Hem bölge halkları hem de kendileri için tek kurtuluş yolu ve en doğru siyasi duruş budur…

***

Kordineli” dinlemeler!..

Gazeteci ve yazarların kod isimlerle dinlenmesi üzerine, MİT ile koordineli çalışan yargıçların İstanbul Başsavcılığı’nca soruşturulmak istenmesine HSYK izin vermemiş. Öteden beri, yargıda cemaat yapılanması olmadığını savunan Kılıçdaroğlu, Cumhuriyet’in ortaya çıkarttığı o belge için “Hükümet-yargı ilişkisinin inkar edilemez delilidir. İstihbaratçılarla işbirliği yapan yargıçlar tarafsız değillerdir” diyerek yine cemaatini korumuştur!.. Başbakan ise, cemaatin devlet içerisinde “ölçüsüz” kadrolaşmasından rahatsız olduğu için cemaatin dersanelerini kapatacağını açıklamıştı… En iyisi, biz yine de yargıda cemaat yapılanması iddialarını doğru bulmayan “Seyit” Kemal’in sözlerine (3) inanalım… Ne de olsa hala genel başkanımızdır!..

Av. Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1)Arapça’dan dilimize geçen “Ba’de Harab-ül Basra” (Basra harap olduktan sonra) deyimi iş işten geçtikten sonra anlamında kullanılır….

(2)http://www.chp.org.tr/?page_id=43642

(3)http://video.cnnturk.com/2012/haber/1/25/kemal-kilicdaroglu-ozel-roportajinin-tamami

CHP’Lİ SEÇMENLERE KURULAN HAİN TUZAK!..

Barzani_1

Amerika’ya sığınan eski vaiz Fetulah Gülen; kendine ait internet sitesinde Balyoz, Ergenekon ve 28 Şubat davalarında tutuklanan subaylar için “Elimde bir imkan olsa ben onların hepsine serbestsiniz derim” demiş.  Hocaefendi, suçlu insanların serbest bırakılmasını isteyecek kadar adalet duygusundan yoksun bir Amerikalı değil!.. Demek ki, bu davalarda yargılanan askerleri suçlu bulmuyor!.. Başka bir ifade ile söylersek; Fetullah Gülen, özel görevli ağır ceza mahkemesi ile Yargıtay’ın Balyoz davasında adil karar vermediğini kabul ediyor… Bu açıklama aynı zamanda yargının “bağımsız ve tarafsız” olmadığının dolaylı bir ikrarıdır da… Gülen, bu adaletsiz durumdan doğrudan doğruya AKP iktidarının “milli görüş” kanadını suçladı…

Kamu vicdanının iyice kanatılmasından sonra toplumsal barışı yeniden tesis etmek üzere bir genel af çıkartılması ve bu af ile birlikte Abdullah Öcalan’ın da serbest bırakılması Büyük Ortadoğu Projesi içerisinde vardı… İşte Cemaat bu kapsamda üstlendiği rolü oynamaya başladı. Bu arada cemaat, suçu koalisyon ortağının üzerine atarak, kendisini temize çıkartmak da istiyor tabi… Tek başına iktidar olma yarışını sürdürüyor… Doğrusunu söylemek gerekirse, cemaati aklama işinde, asıl Kılıçdaroğlu üzerine düşeni fazlasıyla yaptı.

Taraf gazetesine verdiği özel demecinde; “Ergenekon, Balyoz gibi davalarda Fetullah Gülen cemaatinin sorumluluk sahibi olduğunu düşünüyor musunuz?” şeklindeki soruya şu yanıtı verdi: “Yargıçların belli bir merkezden talimat aldığı ve o talimat çerçevesinde yola çıktıkları söyleniyor. Ben bu talimatın siyasi iktidar tarafından verildiğini düşünüyorum. Yani bunu cemaat değil, doğrudan doğruya iktidarın yargı üzerindeki baskısına bağlıyorum.” (1) Daha ne deseydi?..

***

Başbakan Erdoğan, Barzani ile Diyarbakır’da yaptığı ortak mitingde, ilk defa “Kürdistan” kelimesini kullandı ve “Dağdakilerin indiğini, cezaevlerinin boşaldığını göreceğiz” dedi… (2) Hiçbir yoruma gerek bırakmayacak kadar açık olan bu sözleri, Erdoğan boşuna söylemiş olamaz!.. Bir taş ile iki kuş vurduğunu kabul edeceğiz. Birincisi hükümet olarak “Kürdistan”ı tanıdığını ilan etti. İkincisi, yeni CHP’nin Sarıgül’e devredilmesinden sonra başlatılan yerel seçim ittifakı ile AKP’nin kaybedeceği oyları, “genel af” vaadi ile geri almaya çalıştı… Tartışılmaya başlanan ve Yeni CHP yönetiminin inkar etmediği pazarlığa göre, İstanbul’daki 4 belediye başkanlığı için BDP’nin önereceği kişiler aday gösterilecekmiş!.. Bir seçim taktiği gibi sunulan bu ihanetin CHP’yi bitireceği kesindir. Güya bu başkanlıklar karşılığında Kürtler oylarını CHP’ye vereceklermiş. Geçen genel seçimlerde, PKK’nın avukatı Sezgin Tanrıkulu da Kürtlerin oylarını CHP’ye çekebilmek için İstanbul’dan aday gösterilmemiş miydi? Tanrıkulu’nun kendi köyünde bile CHP’ye bir tek oy getiremedi. O seçimde CHP’lilerin oyları, CHP üzerinden doğrudan PKK’ya verilmişti. Şimdi de durum pek farklı olmayacak! İstanbul gibi metropol bir şehirde, PKK’ya lojistik destek sağlayacak belediyeler, Yeni CHP üzerinden PKK’ya hediye edilmiş olacak!..

Genel af, Büyük Ortadoğu Projesi içerisinde zamanı geldiğinde yapılacak olan bir hamleydi. Zamanlaması ise son derece önemlidir. Zira AKP, bu hamle ile bir kez daha iktidar olma fırsatını yakalayacaktır… Şimdi zamanı geldi sayılır. Gelişmelere bakılırsa, “Kürdistan”ın başına getirilecek olan lider, Kürtlerin en yoğun olarak yaşadıkları Türkiye’den seçilecek. Hiç kuşku yok ki, o da Abdullah Öcalan’dır. Abdullah Öcalan’ı, genel aftan başka bir şekilde dışarı çıkartmak olanaksız olduğuna göre, AKP ve Yeni CHP’nin, “analar ağlamasın” edebiyatı ile birlikte gündeme getirecekleri genel af çağrısı, kamuoyunda yeterli desteği sağlayabilir…

PKK için af meselesi “Kürt açılımı”nın olmazsa olmaz bir koşuludur… Apo’yu af edebilmenin tek yolu genel aftır… Bu talebi ilk defa seslendiren ise AKP değil, yeni CHP’dir. Yeni CHP’nin nasıl ellerde olduğunun en çarpıcı kanıtı budur. CHP Milletvekili ve Cumhuriyet Gazetesi yazarı Mustafa Balbay, Sosyalist Enternasyonal Genel Sekreteri Luis Ayala’nın kendisini cezaevinde ziyareti sırasında, iç barışın sağlanması için, hiç kimseyi ayırmadan çıkartılacak bir affın şart olduğunu söylemesi manidardır!.. Sırası geldiğinde; PKK’ya karşı Barzani’yi, Barzani’ye karşı PKK’yı bir fren gibi kullanan, yerine göre de her ikisine “iş” yaptıran ABD’nin nihai tercihi, kusursuz uşaklık yapandan yana olacağı sır değildir!.. Barzani ile Öcalan’ın Kürtlere liderlik yarışı da bu yüzden kıyasıya olacak!..

***

Kılıçdaroğlu, “türban silahı”nı Erdoğan’ın elinden aldıktan sonra, silahsız kalan AKP iktidarı, bu defa da örgün eğitim müfredatının dışına çıkarak, hafta sonları akşam saatlerinde hafızlık dersleri vermek üzere, “Hafiz Liseleri” açılması için çalışmaları başlattı… Buna karşılık, AKP’nin yeni silahı Yeni CHP’nin genel müdürü Kemal Bey, Uğur Dündar ile yaptığı söyleşide; Diyanet İşleri Başkanlığı’nı CHP’nin kurduğunu, ilk imam hatip lisesi ve ilk ilahiyat fakültesini CHP’nin açtığını söylemiş!.. Bu sözleri söylerken bu tür icraatları siyasette “kullanmamış” olduğunu da eklemiş hazret! Laikliği “özümsemiş” CHP Genel Başkanının, dinci bir başbakana vereceği karşılık böyle mi olmalıydı?..

Parti içi demokrasiyi işleteceği vaadiyle Atatürk’ün partisinin başına gelen bu zat, nedense ön seçim kurumunu bir daha ağzına almadı. “Eğilim yoklaması”, “anket” ve “merkez yoklaması” gibi aldatmaca yöntemlerle, CHP’li olmayan insanları seçtirmeye çalışacağı belli oldu!.. CHP tabanı, sandığa gittiğinde AKP’nin adaylarına oy verecek değil herhalde… Milli Merkez’in aday gösterememesi halinde; mecburen önlerine getirilen, büyük olasılıkla da PKK’lı veya Fetullahçı olan adaylara oy vermek zorunda bırakılacaklar!..

Seçimlere çok daha var ama, bu tuzağa bir daha düşmeyeceğiz!..

Av. Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1) http://www.aydinlikgazete.com/cemaat-aklayicisi-chp-genel-baskani-makale,27185.html

(2) http://www.hurriyet.com.tr/gundem/25134624.asp

BALBAY İLE DE YOLLARIMIZ AYRILDI!..

Cumhuriyet

Abdullah Öcalan’ı affettirmek için uygulamaya konan ve ana muhalefet partisinin de katkısıyla bu noktaya getirilen Balyoz ve Ergenekon davaları ile kamu vicdanı onarılamayacak şekilde kanatılmıştır. Tedaviyi ancak ve ancak bir genel af sağlayabilir!..


Büyük Ortadoğu Projesi bu şekilde kurgulanmıştı. Kürtlere lider olarak tayin edilen Apo, ancak bu formülle serbest bırakılabilirdi!..

Cumartesi günü Diyarbakır’da ağırlanacak olan Barzani ile bölücü Şivan Perver ve İbrahim Tatlıses’in buluşmasını, içerisinde biraz Kürt’ü Kürt’e kırdırma politikası olsa da, bu kapsamda değerlendirmek gerekir… Kabul etmek gerekir ki, KDP, PYD ve PKK Ortadoğu’daki etkili Kürt partileridir… Tümünün arkalarında ABD vardır. Bu bağlamda hepsi de emperyalistlerin kuklasıdır…Aralarında doğal olarak birinci uşak olmak yarışı da vardır… ABD’den BOP kapsamında “rol istemek” başka bir anlama gelmez!.. Hangisi daha fazla ABD uşaklığına yaklaşırsa, Kürtlerin liderliği de doğal olarak ona verilecektir. Aralarındaki yarış, tıpkı Yeni CHP ile AKP arasındaki rekabet gibidir!.. Hepsi de kulaklarını Atlantik’e dönük yatarlar… Parmak ucuyla çağrılmayı bekliyorlar… İlk çağrılan mavi boncuğu alacaktır elbette… Diğerine “sıranı bekle” denecektir!..

Halkına güvenmeyenler, dışarıdan destek alarak iktidara geldiklerinde, aldıkları desteğin diyetini ödemeyecekler mi? Ödeyecekler elbette… Hem de ülkemizin varlıklarıyla ödeyecekler. AKP ödememezlik edebildi mi? Belli ki Kürtler, önümüzdeki yıllarda ABD’nin sıcak denizlere akıtacağı petrolün bekçiliğini yapacaklar… Bu yeni işlerine birbirlerini ve komşularını öldürmek de olacak tabi…

Sonunda af talebi BDP veya AKP’den değil, Yeni CHP’den geldi!..

Yıllar önceden Mustafa Balbay’ın kurban seçildiğini söyleyenler hiç de yanılmadılar… Evet Mustafa Balbay bu büyük proje içerisinde vicdanları kanatmak için kullanılacak en uygun adamdı… Öyle ya, yazıları nedeniyle bir insan hapse atılabilir mi? Atılamaz, atılmamalı tabi… Ama gördüğünüz gibi atıldı!.. Ve sözde yargı kararı de mahkumiyet hükmü kesinleşti…

Artık aftan başka çözümü kalmadı, çok beğendiğim bu kadife kalemin!..

Oysa yurtsever komutanlar ve subaylar için de durum aynıydı… Ama onlar, Apo’yu affetmek için bizi kullanacaklarsa, ömür boyu hapis yatmaya razıyız demişlerdi… Herkesten aynı dayanıklılığı beklemek doğru değil elbette. Belki de Mustafa’ya sosyalizmle bir ilgisi kalmayan Sosyalist Enternasyonal’in Genel Sekreteri Luis Ayasa sufleyi vermiştir… Karşıdevrim bitti, artık iş yaraları sarmaya geldi demiş olabilir!..

Kimbilir, belki de Balbay bu işkenceye daha fazla dayanamadı!..

Eeee ne yapacaksınız, cezaevi koşullarında yaşamak kolay değil ki… Balbay’ı bu tutumu nedeniyle kınayamayız… Balbay, bu kararını açıklarken de usta kalemini yine konuşturdu… Barışın sağlanması için “İnsanların da hükümeti affetmesi lazım” dedi… Hükümetin suçlu olduğu bir kez daha vurguladı!.. Mustafam sanıyor ki, iç barış bu şekilde sağlanabilecek… Halbuki, afla sadece kendisi dışarı çıkabilir, düşünceleri bir süre daha içeride kalacak!.. Zira, dışarısı onun bıraktığı gibi değil..

Mustafa! 11 yılda bizim imam takımı karşıdevrimi yaptı, artık bunu anla… Senin beğenmediğin o imamlar, Cumhuriyet’in köküne kibrit suyunu, abdest ibriği ile akıttılar!…

Baş yazarı olduğu o şanlı Cumhuriyet gazetesi bile, bu dönemde Sorosçu Kılıçdaroğlu’nun peşine takıldı… Durduk yerde, onun saçmalıklarını örtmek ve düzeltmek görevini üstlendiler ve Utku Çakırözer’i, sadece bu iş için görevlendirdiler… Yani anlayacağın sizin Cumhuriyet gazetesi, Cumhuriyet’in ortadan kaldırıldığının tam olarak ayırdında bile değil… Bu yüzden biz, şimdi olup biteni doğru haberin ve yorumun adresi Aydınlık‘tan öğreniyoruz!..

Anımsadınız mı? Bir zamanlar “TEHLİKENİN FARKINDA MISINIZ ?”sorusunu sorardınız! Ne oldu? Tehlike geçti mi?…

Öyle ya da böyle, bu acı gerçeği de kabul etmek zorundayız: 14 Kasım 2013 günü Balbay ile de yollarımız ayrıldığı gündür!.. Dosta düşmana ilan edilir!..

Av. Cemil Can

 

HİTLER YAŞASAYDI NAL TOPLARDI!..

kizli-erkekli_1

CNN Televizyonunun verdiği; değişik ülkelerden gelen El Kaide militanlarının ellerini kollarını sallayarak sınırdan geçmesi haberi, Türk hükümeti için uluslararası bir skandal haline geldi!.. Aynı şekilde Adana’da uyuşturucu aranan bir TIR’ın içerisinde 935+10 roket başlığının bulunması daha büyük bir skandal olarak kayıtlara girdi!.. Silahlar, sanki hükümetin bilgisi içerisindeydi ve taşınırken yanlışlıkla yakalanmışlar gibi!.. Adana Valisinin roket başlıklarının Türkiye’de kullanılmayacağını “garanti” etmesi, tam anlamıyla bir komedi ve bu rezaletin resmi gibiydi!..

SOROS destekli Açık Toplum Vakfı’nın sponsorları arasında yer aldığı; İran, Irak, Suriye ve Türkiye’nin Kürt örgütlerinin ilk kez bir araya geleceği Kürt Konferansı‘na Türkiye’nin ev sahipliği yapacak olmasına ise, Mehmet Barlas bile bahane bulamaz şimdi!..

Şu andan itibaren her şey hükümetin aleyhine işliyor…

Bu gerçek ve yoğun gündeme ilaveten, Erdoğan, Cemaatle olan kavgasında sürekli kan kaybediyor!.. “Haziran Direnişi” ile Erdoğan hükümetinin tahminlerin çok üzerinde bir itibar kaybına uğradığını kabul etmeyen neredeyse yok gibi!.. Bu geri gidişi durdurmak ve hatta tersine çevirmek için, yeni ve etkili bir hamle gerekiyor. Başbakan, bu yüzden evde zorla tuttuğu yüzde 50′den, savunma konumundan çıkıp, saldırıya geçmelerini istemiş. Erdoğan, bu stratejiyi Kızılcahamam Kampının kapanış konuşmasında “Defansif değil ofansif olacağız” (1) sözleri ile özetlemiş!.. Durumu bu kadar zor yani…

Bu noktada şartları tersine çevirebilmek için gündemi değiştirmek gerekiyor. Muhalefet, değiştirilen gündeme yanıt vermez de halkın gerçek gündemi ile ilgilenirse, pek tabii ki, hükümet gündemi kolayca değiştiremeyecek!..

Gündemin değiştirilmesinde hükümetin gizlemek istediği konu başlıkları aşağı yukarı bellidir. Muhalefetin de gizlediği bir şeyler varsa eğer, ki o zaman zımni bir işbirliği ile “kızlı-erkekli öğrenci evleri” ile başka bir gündeme geçilebilir…

Yaşananlara bir de bu pencereden bakmak gerekir!..

Muhalefetin maskesini indirmeyi, iktidarı eleştirmekten çok daha önemli bulduğum için, bu yapay gündem hakkında bir kaç söz de ben söyleyeyim istedim:

Elinden türban silahının “alınmasından” sonra, “kızlı-erkekli öğrenci evleri” kartını açan Erdoğan’ın karşısında zor duruma düşen Kılıçdaroğlu: “Gencecik çocuklar üzerinden siyaset yapmaya kimsenin hakkı yoktur” diyerek yine ağlamaya başlamış… “Zırva tevil götürmez” demiş atalarımız. Bakalım muhalefet “kızlı-erkekli öğrenci evleri” silahını da Erdoğan’ın elinden nasıl alaca! Türbanın meclise girmesi ile türban silahı Erdoğan’ın elinden alınmış mıydı? Kılıçdaroğlu, hükümetin öğrenci evleri ile ilgili yapacağı yasal düzenlemeye ses çıkartmayarak, bu silahı etkisiz hale getirilecek değil herhalde!.. Aklın kiraya verilmesi ya da CHP’lilerin zekasıyla alay etmek, aynen böyle oluyor galiba!.. Kılıçdaroğlu’nun hükümetin elinden silah alma yöntemini öğrendiniz değil mi?.. Hükümetin isteğine boyun eğerek, bir konuyu istismar ettirmemek olanaklı mı?.. Hükümetin icraatlarına destek vermek söz konusu olduğunda da aynı şey yapılıyor çünkü. Desteklerken de susacaksınız, karşı gelirken de!.. Yok öyle yağma. Zekamızla bu kadar da alay edemezsiniz!.. Bence siz, yerden küçük bir çakıl taşı alıp, alnınıza vurmalısınız. Yoksa bu derin uykudan bir daha uyanamayacaksınız!..

Zinayı serbest bırakan AKP iktidarı, nereden estiyse, kız ve erkek öğrencilerin aynı yurt veya evlerde kalmasını sakıncalı bulmaya başlamış. Pes demiyorum, daha önce pes etmiştik bu taktiklere!!.. Erdoğan, bundan böyle, doğrudan özel hayatlara müdahale edecek bellidir. Lakin bu eyleme yasalar müsait değil. Hazret, inanç alanından bir yasak bulup koyamıyor ortaya… Zira karşısına “imam nikahı”, “muta nikahı” ve “cihat nikahı(2) çıkabilir diye korkuyor! İslam hukukuna göre nikah; evlenecek kadın ile erkeğin iradelerinin birleşmesi ile tamamlanıyor. Nikahta imamın bulunması şart değil ki, onun yaptığı da bir tür tanıklık zaten. Ayrıca Hristiyanların kilise kaydı gibi bir kayıt da tutulmuyor camilerimizde. Dolayısıyla kapısına dayandığınız gençler size: İnancımıza göre nikahlıyız dediler mi yapabileceğiniz bir şey kalmıyor. Suçlamak üzere ele aldığınız gençler, pek tabii ki, “imam nikahlıyız” dediler mi, AKP’li milletvekillerinin sekreterleriyle imam nikahlı, 40′a yakın milletvekilinin dokunulmazlığından da yararlanacaklar… Her birine TOKİ’den ev vermek zorunda da kalabilirsiniz. Daha doğrusu imam nikahına rağmen, gençlere bir şey yapmaya kalkarsanız, şer’i hükümleri karşınıza alırsınız… Demek ki, hükümet ne yürürlükteki yasalara, ne de din kurallarına göre öğrenci evlerine giremez artık!.. Nitekim, bu bahis h0akkında kum torbası durumuna düşürülen hükümet sözcüsü Bülent Arınç bile isyan edip, özgül ağırlığını ortaya koymak zorunda kalmıştır!..

Çocukların bile inanmadığı bu çakma gündeme, acaba ana muhalefet partisinin genel başkanı neden balıklama atlamıştır?..

Bu aralar; dinin bir “emri” olarak (3) türbanın Meclise girmesinden genel başkanın mutlu olması, CHP’nin Kılıçdaroğlu eliyle Sarıgül’e teslim edilmesi, imar yolsuzlukları nedeniyle CHP’den atılan Sarıgül’ün, gelir gelmez Başbakanı dünya lideri olarak ilan etmesi, yeni CHP yönetiminin kazanılması kesin gibi gözüken belediyelerin başkan adaylarını, darı ambarında beslenen bir ajansın yapacağı ankete göre, şüpheli yerleri ise eğilim yoklaması ile belirlemesi gibi hususlar, CHP tabanının öncelikle tartışacağı konulardır. Bu bahisler hakkıyla tartışılabilseydi eğer, Kılıçdaroğlu ve ekibinin muhalefet için değil, karşıdevrimin yerleşmesi için yoldaki taşları temizlemekle görevli oldukları ortaya çıkacaktı… Zira türbanın Meclise sokulması bir Anayasa ihlalidir. Bu suçun asli faili, AKP ise, fer’i faili de Yeni CHP’dir kuşkusuz. İşte bu nedenlerle, tartışmayı başka bir noktada sürdürmekte, yeni CHP açısından sayılamayacak yararlar vardır. Doğrusunu söylemek gerekirse, “kızlı-erkekli öğrenci evleri” konusunu bulan her kimse, iki tarafa da merhem olmuştur. Göreceksiniz, yeni CHP bu tartışmayı daha da derinleştirecektir!.. Kılıçdaroğlu’nun Başbakan’ı, vapurdan inenleri dikizlemekle suçlaması, ciddi bir siyaset adamına yakışmıyor mu? Kaldırım seviyesinde sürdürülen bu tartışmaya “uçkur politikası” diyenler, asla haksız değildir!..

CHP’nin Mustafa Sarıgül’e mahkum edilmesi, her şeyden önce, Baykal’ın üzerinin çizilmesi anlamına gelmektedir… Sosyal paylaşım sitelerinde “Baykal göreve” sayfalarını açtırıp, kendini gündemde tutmaya çalışan ve Kılıçdaroğlu’nun yıpranması sonucunda, yeniden genel başkanlığa getirileceği hayalleri ile yaşatılan Baykal, Kılıçdaroğlu’nun CHP adına Sarıgül’den af dilemesi ile siyaset tarihindeki “saygın” yerini almış bulunmaktadır…

Diyeceksiniz ki, Baykal böyle bir sonu hak etti mi?

Tartışılır elbette… Bana göre fazlasıyla hak etmiştir. Zira Kılıçdaroğlu gibileri parlatan ve yürekli pek çok Atatürkçüye kapıyı gösteren bir liderin, beslediği kargalar tarafından gözünün oyulması gayet normaldir!.. Partilileri kulu, partiyi çiftliği gibi gören ve parti içi demokrasiyi hiç bir zaman işletmeyen liderler, bedelini elbet bir gün ödeyeceklerdir!.. Baykal’ın parti üyeliğine layık görmediği Sarıgül’e, Kemal Kılıçdaroğlu ve Parti Meclisi bir kurtarıcı gibi sarılması ironinin ötesinde bir şeydir!.. CHP’liler bugünleri de gördü, ama asla hak etmediler!..

Hükümet ise, bir taşla iki kuş vurmanın peşindedir. Erdoğan, gündemi değiştirirken “Gezi Direnişi”nin intikamını alıyor bir bakıma. Bu şekilde, topluma korku da salıyor. Zira Hükümetin halkı korkutmaya şiddetle ihtiyacı var. “Tahrir Direnişi” bir türlü aklından çıkmıyor Erdoğan’ın. Hükümet, önceleri “darbe” dediği Tahrir’de olanlara, şimdi neden “devrim” diyor acaba, hiç düşündünüz mü?.. Bir gün Kızılay Tahrir olur mu korkusu ile yaşamak elbette kolay değildir!.. Hükümete akıl verenlere göre, bu işlere öncülük edecek olanları şimdiden sindirmek gerekiyor!.. Bu nedenle de TGB‘nin Cemaat yurtlarına alternatif olarak gündeme getirdiği “Çapulcu yurtlarını” kötüleyip, bu işe öncülük edenleri yermek, kanımca bir seçenek olarak ileri sürülmüştür!..

İktidar ve muhalefet Türkiye’nin sıcak gündemini değiştirmek için elbirliği ile “kızlı-erkekli öğrenci evleri” konusunu ele aldılar. Bir taraf Hacivat’ı oynuyor diğer taraf Karagöz’ü… Orta oyunu diyenler bile var. Bu tespitlerin kanıtı; Başbakan’ın Reuters muhabirinin, “Kişilerin özel evlerine nasıl bir yetkiyle denetim yapılacak” şeklindeki sorusuna kızarak verdiği yanıttır. Başbakan, “Eğer bir yasal düzenleme gerekiyorsa biz bu yasal düzenlemeyi de yaparız” diyerek, yalın gerçeği itiraf etmiştir. Demek ki, gündeme taşınan konu gerçek değildi ve uydurulmuş olan bu konu ile ilgili olarak alınacak önlemlerin de yasal dayanağı yoktur!.. Yeni yasalara bu nedenle ihtiyaç duyulmaktadır. Tıpkı Hitler”in hezeyanlarının bir kaç gün içinde yasalaştığı gibi!..

Yaşayıp göreceğiz… Ben buradayım sizin de yerinizi biliyorum!..

Av. Cemil Can

DİPNOTLAR.

  1. http://siyaset.milliyet.com.tr/defansif-degil-ofansif-olacagiz/siyaset/detay/1786633/default.htm

  2. http://www.yurtgazetesi.com.tr/dunya/cihat-nikahinda-son-nokta-kiz-kardesle-evlilik-caiz-h41099.html

  3. Türban dinin emri midir?

Nur Suresi 31. Ayet’in tercümesi:

http://www.aydinlikgazete.com/m/?id=27352&t=makale

 

Sırada pantolon çıkarma var!..

turban_1

Pantolonlarınızı da çıkartacaksınız!..

Çarşafa CHP rozeti takma ile başlatılan, “laiklik tehlikede değildir” zırvası ile önü açılan, “türban sorununu biz çözeriz” cahilliği ile zirveye taşınan siyasi körlüğün, Cumhuriyet rejimine ağır bir yara vereceği belliydi… İşlerin bu noktaya kadar gelmesinin tarihi sorumluluğu AKP’nin değil, CHP’nin üzerindedir! Zira AKP’nin Cumhuriyet rejimine, Atatürk ilke ve devrimlerine karşı olduğu, demokrasiyi, rejimi dönüştüreceği “Ilımlı İslam”a ulaşmak için binilecek bir tramvay olarak gördüğü, yeni ortaya çıkmış değildir… Bu nedenle AKP iktidarının fırsat buldukça rejimin temel taşlarını yerlerinden oynatmak, daha sonra da çıkartıp atmak için elinden geleni ardına koymayacağını öngörmek gerekirdi… Pek çok hukukçu ve siyaset adamı tarafından gerekli uyarılar zamanında yapılmış olmasına rağmen, CHP yönetiminin akıl ermez bir aymazlık içerisinde bulunmaktaki ısrarını, basiretsizlikle açıklamak olanaksızdır…

Rejime doğrudan ihanet, bu sürecin önündeki en temel engel olan yargı kararlarının çiğnenmesine göz kırpmakla başlatılmıştır. Anayasaya göre, herkesi bağlayacak olan mahkeme kararlarının, üstelik İnsan Hakları Avrupa Mahkemesinin de bu konu ile ilgili kararları varken, çiğnenmesine öncülük etmek, af edilecek bir davranış değildir… Rejimin temel dinamiği olan “laiklik ilkesi”, ana muhalefet partisi eliyle bir defa delinirse, zaten buna karşı olduğunu açıkça söyleyen iktidar tarafından sürekli delineceği aşıkardır… CHP yapmış olduğu bu fahiş hatayı, Muharrem İnce ve Şafak Pavey’in duygusal konuşmaları ile kapatamaz…

CHP grubu adına konuşan İnce’nin şu sözlerini asla görmezden gelemeyiz: “Başörtüsü dinin emridir, diyor Başbakan …yetimin hakkını yememek, ihalelere fesat karıştırmamak, milletin içine nifak sokmamak, milleti ayrıştırmamak, açları doyurmak, onlara iş bulmak, ölülerin arkasından kötü konuşmamak da dinin emri değil mi?Grup adına söylenmiş bu sözlerle, pek çok yetkin din adamı aksini söylemesine karşın, başörtüsünün dinin emri olduğu da kabul edilmiş bulunmaktadır!.. Başka bir söyleyişle CHP yönetimi parlamentoda gerçekte olmayan “dinin emirlerine” teslim olmuştur. Bundan böyle, sırası geldikçe nelerin dinin emri olduğu, nelerin olmadığı siyasi iktidar tarafından belirlenip, önlerine konacaktır… Kaçma şansları kalmamıştır… CHP bu iğrenç ve ikiyüzlü tavrıyla, “Ben inancımdan dolayı örtünüyorum” demenin bir dayatma olduğunu kamuoyuna açıklayan eski AKP Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın bile fersah fersah gerisinde kalmıştım…

Yeni CHP’nin yönetimi, bu ihanetinin faturasını er geç sandıkta ödeyecektir!..

Kılıçdaroğlu, “AKP’ye mağduriyet fırsatı vermeyelim”, Tayyip Erdoğan’ın elinden türban silahını alalım” sözleri ile kimseyi kandıramaz. Çünkü Tayyip Erdoğan’ın elindeki silah bizzat Kılıçdaroğlu’nun kendisidir!.. Başka bir ifade ile Cumhuriyeti kuran Atatürk’ün partisi CHP’yi, Tayyip Erdoğan’a “silah” olarak teslim eden bu SOROSÇU yönetimdir!.. AKP’nin siyasi simge olduğunu kabul ettiği “türban”ın, Anadolu kadının baş örtüsü gibi sunularak istismar edilmesi, üniversitelerde türbanın serbest bırakılmasına, öncülük ederek önlenemez. Nitekim önlenememiştir de… Sonunda sorunu ilk okullara kadar taşıyan Y-CHP olmuştur!.. Kılıçdaroğlu ve ekibi, sırtlarına mahkum numarası gibi yazılacak olan bu ayıpla siyaset tarihine geçeceklerdir!..

Ödünler üstüne ödün vererek, ödün verenin isteğinin yerine geldiği, insanlık tarihinin hiç bir döneminde görülmemiştir!.. Üstelik CHP, bu ödünleri iktidarda değilken vermiştir. Bu nedenle, Yeni CHP’nin yaptığı, Cumhuriyete ihanetle eş değerdedir!.. Ne yazık ki, “yeni” sözcüğü ile vitrine çıkan Kılıçdaroğlu’nun gerçek yüzünü, bu işbirlikçi ve teslim olmuş tavrı ile tanımlamak durumundayız!.. Cumhuriyet, kurulduğu yerde, Yeni CHP yönetiminin bu pısırık ve işbirlikçi tavırları ile ne yazık ki yıkılmıştır!..

CHP sözcülerinin, Meclis’e türbanları ile gelerek meydan okuyan AKP milletvekillerine karşı, sadece duygusal bir konuşma yaparak, türban silahını iktidarın elinden alacağını sanması, kelimenin tam anlamıyla acizlik ve akılsızlıktır!.. Tam aksine, dokunaklı konuşan taraf teslim olmuş ve rakibinin insafına sığınmış durumdadır!.. Dolayısıyla bu durumdan siyasi bir kazanç da elde edemez. Zira “Türban silahı”, hala iktidarın elindedir ve sonuna kadar da kullanılacağı kesindir. Herkesçe etkili olduğu kabul edilen bir silahtan, iktidar neden vazgeçsin?.. Y-CHP almış olduğu bu ağır yenilginin, adını “beraberlik” koyarak durumu tersine çeviremez!.. Teslim olarak, iktidarın elindeki silahı, daha da etkili hale getirmiştir!..

Bu işin burada bittiğini sananlar, yakında ne biçim yanıldıklarını göreceklerdir. Söz gelimi, ileride kamu kurumlarından “hizmet almak” veya “kamu hizmetine girmek” isteyen kadınların türban, erkeklerin ise şalvar giymesine dair bir yönetmelik çıkarılması halinde buna nasıl engel olunabilecektir? Bu defa da vatandaşa işinizi gördürebilmek için “türban takın veya şalvar giyin” mi denecektir? Giderek iktidar muhalif milletvekillerinden Meclis’e girerken pantolonlarını çıkartmasını da isteyebilir!.. Milletvekili maaşını “ağır bir zincir gibi boynunda taşıyan” ilkesiz ve inançsız siyasetçiler için giriş kapılarındaki vestiyerlerde bedenlerine uygun şalvarların bulundurulacağı günler yakındır!..

Geldiğimiz noktada çözülen türban sorunu değil, hukuk olmuştur!..

Yeni CHP’nin hükümet önündeki taşları temizlemesi ile Cumhuriyet hukuku delik deşik edilmiş ve şeriat hukukunun getirilmesi için elverişli ortam hazırlanmıştır… Bundan sonra her şey iktidarın insafına kalmıştır. Gelinen bu noktanın sorumluluğu ise, bu durumdan “Çok mutluyum” diyen Kılıdaroğlu’na hala destek veren CHP Kurultay Delegelerinin üzerindedir…

***

Kılavuzu karga olanın…

Anlaşılan odur ki, sonunda CHP’yi de özelleştirip, cemaatlere teslim edecekler!.. Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül, cemaatlere yardım ettiğini söyledikten sonra, akıl hocasının Hüsamettin Özkan olduğunu, onunla konuşmadan hiç bir iş yapmadığını da kamuoyuna duyurmuştur!.. Sarıgül, Hürriyetin Pazar ekinde Ayşe Arman’la yaptığı söyleşide:” Ben ne yaptıysam tek başıma yaptım, seçkinci de değilim. Diğerleri seçkinci, İnönü seçkinci, Ecevit seçkinci, Baykal seçkinci… Kılıçdaroğlu mütevazi” diyerek CHP’nin mirasını toptan reddetmiştir. (1) Cumhuriyeti kuran kadroların partisini, Sarıgül’ün ayağına göndererek özür dileten Kılıçdaroğlu ise, Sarıgül’ün saygın bir siyasetçi olduğunu söylemiştir… Böylece Baykal’ın yol açtığı ihraç kararının haksız olduğu bir kez daha vurgulanmıştır!.. Nedense Baykal da anlaşılmaz bir sessizliğe gömülmüştür!.. Böylece Sarıgül’ün ihraç sürecinde, MYK üyelerinin hazırladığı rapordaki; 40 binada imar yolsuzluğu yapmak, kaçak 7 kata ruhsat vermek için 300 bin dolar rüşvet almak, inşaat mafyası ile işbirliği yaparak rüşvet karşılığı inşaat sahiplerine rant sağlamak suçlamaları da bir anda buharlaşıp yok olmuştur!… Son kararla, Sarıgül’ün dolaylı olarak Baykal tarafından iftiraya uğratılmış olduğu da kabul edilmiştir… Dolayısıyla “kaset olayı” ile tartışılmaya başlayan Baykal’ın “saygınlığı”, CHP’nin Sarıgül’den af dilemesi ile ciddi ciddi tartışılır hale getirilmiştir!..

Sarıgül için bundan sonraki hamle; İstanbul Belediye Başkanlığı yoluyla, Yeni CHP’nin Genel Başkanlığı’nı teslim almak olacaktır… Yakışır da!.. Zira, her iki halde de CHP eski CHP olmayacaktır. Atatürk’ün CHP’sini yıktıktan sonra, enkazının üstüne köpekler çiş yapsa ne yazar?!.. Bundan sonra, halkın gündeminde, Cumhuriyeti ve partisini yeniden inşa etmek var!..

Av. Cemil Can

DİPNOT:

(1) http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/24989682.asp