Biz kazanacağız!..
TwitterFacebookGoogleYouTube

YOLSUZLUK VE RÜŞVET!..

para_din_para

2010′da yapılan Anayasa referandumuna bugünleri yaşamamak için “hayır” demiştik. O değişikliklere “evet” deyince; ordumuza “kumpas” kurulabilir, yargı yürütmenin denetimine geçip adalet ortadan kaldırılabilir, iktidarı denetleyen -Sayıştay gibi- kurumlar işlevsiz hale getirilerek yolsuzluk ve rüşvet tavan yapabilir demiştik. Hatta yabancı güçlerin desteği ile iktidara gelen AKP, diyet borcunu ödemek için ulusal çıkarlarımızdan olmadık tavizler verebilirdi. Yıllardır yan yana yaşadığımız komşularımızla, sudan sebeplerle düşman hale getirebilirdik. Zorunlu olmadığı halde Telekom ve Tekel gibi kar eden milli kuruluşlarımız yok pahasına yabancılara satılabilir, yandaşlara peşkeş çekilebilirdi… Dışarıdan aldığımız borçlar, halkın yararlanacağı yatırımlara dönüştürülme yerine, yandaşlara kredi olarak verilerek, bir avuç insanın zenginleşmesi sağlanabilirdi. Bu yolla iktidar kendi zenginlerini yaratıp, borçları her zamanki gibi yoksul halkın sırtına yıkabilirdi… Hepsinden de önemlisi, o anayasa değişikliklerine “evet” demekle, demokratik devletin yaşaması için hayati öneme sahip “kuvvetler ayrılığı ilkesi” ortadan kaldırılabilir ve hükümet egemenlik yetkisini keyfi olarak kullanmaya başlayabilirdi. Bu sonuncusu ise son derece tehlikeliydi, zira rejimin otoriterleşmesi ve demokrasinin yok edilmesi sonucunu doğurabilirdi!.. Din ve dince kutsal sayılan değerleri sömürerek, yoksul kesimlerin desteğini alan AKP iktidarı, halka yakınlığını göstermek için ekonomiye hiçbir katkısı bulunmayan imam-hatip okullarını açmayı sürdürerek, demokrasinin olmazsa olmazı olan “laiklik ilkesini” ortadan kaldırabilirdi… Nitekim kaldırıldı da… Dediklerimizin hepsi bir bir gerçekleşti…

2002-2012 yılları arasında Diyanet İşleri Başkanlığının 5 bin 360 personeli MEB’na atanmıştır. Bu dönemde devlet bankalarının bile genel müdürleri imam-hatipliler arasından seçilmiştir. AKP iktidarında, bin okul imam-hatibe dönüştürülmüştür. Bunlardan mezun olacak imam ve hatipler nerede istihdam edilecekler? Her imam için bir cami yapılacak değil herhalde. 2002′de 74 bin olan Diyanet’in personeli, bugün itibariyle 129 bin 376‘ya çıkmıştır. Buna karşılık, 300 binin üzerinde ataması yapılmayan öğretmenimiz var. Diyanet, 5 milyar 442 milyar liralık bütçesi ile genel bütçeden 13 bakanlıktan fazla pay almıştır… Kuran kurslarında yaş sınırının kaldırılmasının ardından, Diyanet İşleri Başkanlığı “Kuran Kursları Okulöncesi Din Eğitimi Projesi” hazırladı. 4-6 yaş arasındaki çocuklara, “oyun ve şarkılarla” temel dini bilgileri öğreteceklermiş… Bütün bunlar yetmiyormuş gibi ana muhalefet partisi yeni CHP’nin Ankara Milletvekili Sinan Aygün de Ayasofya’nın ibadete açılmasını istiyor. Aynı şekilde Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün, Meclis’te cemevi açılması için dava üzerine dava açıyor… Böyle bir devlete “laiktir” denebilir mi?..

Bu sakıncaların tümü, halkoylamasından önce, halka olabildiğince anlatılmaya çalışılmıştır. Anayasa değişikliklerine, bu nedenlerle “hayır” denmesi gerektiği ısrarla vurgulanmıştır. Medya ve iletişim olanaklarının neredeyse tamamına yakını, iktidarın veya yandaşlarının elinde olduğu için onların yalan propagandaları daha etkili olmuştur. Bu yüzden de sonuç “evet” çıkmıştır. Anımsarsınız, o günlerde üzerinde en fazla durulan konulardan biri “pozitif ayırımcılık”tı ve geçen zaman içerisinde tamamen unutuldu gitti!…

Korkulanların neredeyse tamamı gerçekleşti diyebiliriz. 12 yıllık AKP iktidarında; hükümet 400 milyar dolar civarında borçlanmıştır. Şimdilik durdurulabilen ikinci yolsuzluk operasyonundaki yolsuzluğun boyutu ise 100 milyar dolardan fazladır. Gazetelere yansıyan gözaltı kararından anlaşıldığına göre, 41 “işadamı” haksız yere, halkın cebinden 100 milyar dolardan fazla para çalmıştır. Yani toplam dış borcumuzun dörtte biri bunlara gitti. Hortumlanan paraları her halükarda ödeyecek olan yoksul halkımızdır!.. Başbakan’ın “yedirmeyiz” dediği Halkbank’ı çoktan yemişler bile; yüzde 48.9‘u yabancılara satılmış olan bankanın, borsada işlem gören hisselerinin ise yüzde 78‘i de zaten yabancıların elindeymiş!.. Sayıştay’ın 2012 yılı hesapları ile ilgili hazırladığı rapora göre, 30 Mart 2013 tarihi itibariyle 3 milyar TL üzerindeki batık kredi sayısı 124‘tür ve bu şirketlerin bankaya olan toplam 627.7 milyar liralık borcu takiptedir!..

AKP iktidarı ise yolsuzluk ve rüşvet soruşturmalarını engellemeye çalışıyor. Soruşturmalar Başbakanın çocuklarına kadar dayanmış. Hükümet, “soruşturmanın gizliliği”ni ortadan kaldırmak için yasalara aykırı yönetmelik çıkartmanın peşindedir. Soruşturmayı yürüten polisleri görevlerinden alıyorlar. Polisler, savcılığın gözaltı kararını yerine getirmiyor. Hükümetin adamı bir başsavcı, soruşturma yapan savcıları, yalan yanlış belgeleri basına sızdırmakla suçlayıp, dosyayı ellerinden alıyor. Başbakan ise, bu gelişmeler üzerine polis savcılığın emirlerini uygulamalı diyen HSYK‘yı hedef gösteriyor. “Yetkim olsa HSYKyı yargılarım” diyerek, yargının tepesine gözdağı veriyor!.. İktidar bütün bunlara rağmen; utanmazlığın, arsızlığın ve yüzsüzlüğün zirvesinde oturabiliyor…

Sonuç itibariyle, faturası halka çıkacak olan bu gelişmelerin yaşanmaya başlanmasıyla, dolar 2.17‘ TLyi, avro ise 3 TL’yi aşmış. Faizler yüzde 10.36 seviyesine kadar ulaşmış. Halktan çalınan paralar, ayakkabı kutuları içinde dururken bile çoğalıyorlar. Bir faiz cenneti olan Türkiye’den son 11 buçuk yılda 101 milyar dolar, faiz adı altında transfer yoluyla yurt dışına çıkartılmış… O kadar mı yani demeyin lütfen. Borçlandığımız paraların yarısının trafiği böyledir!.. Yeter ki, parayı takip edebilin yolsuzluğa karışanları, hırsızlık yapanları bulabilirsiniz!..

***

Bu arada İstanbul Cumhuriyet Savcılığı da “Gezi olayları” nedeniyle iddianame düzenleyip, dava açmıştır. İlginç olan, iddianamede Bezmi Alem Valide Sultan Camii’nde içki içildiğine ilişkin bir delil bulunmadığı saptamasına yer verilmiş olmasıdır. Bunun anlamı, tam aksini iddia ederek aylarca ortalığı ayağa kaldıran Başbakan ve arkadaşlarının yalan söylediğidir. Başbakanın utanmadan, sıkılmadan din ve dince kutsal sayılan değerleri sömürüp, istismar ettiği bir kez daha kanıtlanmıştır. Bu yalın gerçeğe rağmen, Başbakan Erdoğan Fetullah Gülen’i eleştirirken; “Kuran, Allah, peygamber diyeceksin ama adın kasetlerle, komplolarla anılacak. Hiç kimsenin bu aziz dine bunu yapmaya hakkı yok” diyerek, Cemaatin Erdoğan’a karşı sözlerini dine yapılmış gibi gösterebilmektedir… “Birilerinin topu tüfeği varsa, birilerinin her türlü hilesi varsa, neyi olursa olsun bizim Allahımız var bize yeter, bize millet yeter…” sözleriyle de din sömürüsünü en acımasız şekilde kullanmaya devam edilmektedir. Yakında “Din elden gidiyor” diyerek, halkın sokağa inmesini isterlerse şaşırmamak gerekir!.. Türkiye baştan başa yolsuzluk ve rüşvetle çalkalanırken, hükümet yandaşlarını yargıya teslim etmiyor. O yüzden olsa gerekir “Kimin ne hesabı varsa, kendilerine güveniyorlarsa 30 Mart’ta seçim var, o seçime girsinler, hesabı orada milletle görsünler” demektedir… Bu ülkenin Başbakanı artık TSK’nın komuta kademesini demir kafese tıkan yargıya güvenmiyor. Bu yüzden iş kendisine gelince, mahkeme yerine sandığı gösteriyorlar!..

***

Birkaç hafta önce, Başbakanın konuşmalarını hazırlayan başdanışmanı Yalçın Akdoğan’ın eniştesi ile eski bakan Suat Kılıç’ın kayınpederinin şüpheliler arasında yer aldığı “112 acil servis yolsuzluğu”nda; yüzlerce müteahhit, 300′e yakın 112 acil servis istasyonu kurdurmak sahtekarlığı ile dolandırılmıştı. Dikkatler ikinci yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasına yoğunlaşmışken, böylesine kapsamlı bir soruşturmada takipsizlik kararı verilebilmiştir!.. Belli ki, hükümetin istediği, kabineye doğru gelecek olan soruşturmaları jet hızıyla kesecek savcıların görevde olmasıdır. Başbakan’ın HSYK’yı yargılamak istemesi ve yeni Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’in, basın açıklaması yapan HSYK’yı, anayasayı ihlal etmekle suçlaması bu yüzden olsa gerekir!..

***

Görünürde Erdoğan taraftarları ile Gülen taraftarları arasında geçen bu savaş, gerçekte CIA ile AKP arasındadır. ABD desteği ile iktidara gelen Erdoğan, iktidar sarhoşluğu içerisinde, gerçek efendisi olan AB ve ABD emperyalistlerine güven vermez duruma gelmiştir. Bu nedenle de üzeri çizilmiş ve Erdoğan’sız hükümet arayışları başlamıştır. Kendi deyimleriyle; Erdoğan raf ömrünü tamamlamış, deliğe süpürülme zamanı gelmiştir. Bu yerinde saptamanın temel nedenleri şunlardır: Gazze’ye konulan ambargoyu Mavi Marmara gemisi ile delmeye çalışmak, Davos’ta ABD’nin tartışmasız müttefiki İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres’e “one minute” diyerek kafa tutmak, ABD’yi Suriye’ye karşı savaş ilan etmeye zorlamak, ABD’nin yardımı ile iktidara getirilen ve yine CIA’nın marifeti ile devrilen Müslüman Kardeşler Örgütü Lideri Mursi’yi sahiplenmek, uranyum zenginleştirmesi nedeniyle ambargo uygulanan İran’a, altın ihracatı yaparak ambargoyu delmek, füze alım ihalesini NATO‘ya rağmen Çinli bir firmaya vermeye kalkışmak ve Türkiye’yi Şangay İşbirliği Örgütü’ne alması için Putin’e yalvarmak gibi tutarsız politikalardır. Bütün bu gelişmeler Erdoğan’ın AB-ABD kontrolden çıktığının kanıtları olarak kabul edilmiş ve ipi çekilmiştir… Sıra Erdoğan’ın boğazına “kıllı örümceğe benzeyen eliyle” ipi çekecek zavallı çingeneyi bulmaya gelmiştir… Yolsuzluk ve rüşvete bulaşmayanlar, bulaşanları görmezden gelmez artık. O bakımdan ipi çekecek olanlar da aralarından çıkartılacaktır!.. Biraz daha bekleyelim hele. Erken bir seçim ise, iktidarın kurtuluşudur, ona asla yanaşmamamız lazım!..

Av. Cemil Can

ERMENİ SOYKIRIMI YALANI!..

perincek

“ERMENİ SOYKIRIMI YALANI”

11 yıldır iktidarda bulunan AKP’nin dış politikadaki tek “başarısı” uluslararası bir yalan olan “Ermeni soykırımı” iddialarını çürütmek olmuştur!.. “Öhö öhööö” demeyin!.. Bu olayı da sahiplenmeseler bileklerimi keserim. Tıpkı, CHP’li Eskişehir Belediyesinin icraatlarını hükümet icraatı olarak sahiplendikleri gibi..

Dışişleri Bakanlığımız Türklerin Ermenilere karşı soykırım yapmadığını sonunda kanıtladı!..

Doğu Perinçek olmasaydı, içerisine girmek için takla attığımız AB üyelerinin neredeyse tamamı, bu yalanı parlamentolarında kabul edeceklerdi… Bu kadarla da yetinmeyip “Ermeni soykırımı iddiası yalandır” diyenleri hapse de atacaklardı. Bu planın ilk kurbanı, İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek seçilmişti…

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi‘nin kararından sonra, hükümetimiz, muhalefet partileri ve aydınlarımız, artık uluslararası platformlarda yüzlerinin AK’ı ile bu gerçeği haykırabilirler…

17 Aralık Operasyonunun gölgesinde, bu önemli gelişme kaybolup gitmez umarım. En azından bu haberin bir yerine “Yaşasın hükümetimiz” notunu ekleyerek sosyal medyada dolaştıralım derim. Bakarsınız bu sefer paylaşarak çoğalabiliriz!..

Öyle demeyin ama. Hükümetimiz de bu konuda bir şeyler yaptı. “Ermeni açılımı”ndan söz ediyorum sanmayın. Anımsarsınız sanırım, başında rahmetli Rauf Denktaş‘ın bulunduğu Talat Paşa Komitesi adlı bir komite vardı. İsviçre’de, Fransa’da, Almanya’da ve pek çok yerde bir dizi etkinlikler düzenleyerek, Ermeni soykırımı iddialarının uluslararası bir yalan olduğunu kanıtlamak üzere çalıştı durdu… O komitenin en etkili aydınlarından Doğu Perinçek’e “Ermeni soykırımı Uluslar arası bir yalandır” dediği için, İsviçre Mahkemesi tarafından hapis cezasına çarptırılmıştı!.. İşte hükümetimiz de bu komitenin faaliyetlerini engellemek için elinden ne geldiyse yapmıştır! Örneğin; Berlin Mitingi’nden önce, konsolosluklarımız aracılığı ile Türk derneklerine, bu mitinge katılmamaları yönünde uyarıda bulunmuştur. AB ülkeleri el birliği ile bu etkinliklere katılacak olan Türklere vize verilmesine de engel oldular. Hükümetimiz ise, Rus devlet arşivlerinde 10 yıl çalışarak, Ermeni soykırımı iddialarının kocaman bir yalan olduğunu kanıtlayan Doğu Perinçek’in oğlu Mehmet Perinçek‘i hapse attı. Yetmiyormuş gibi, bir de üniversitedeki araştırma görevinden kovaladılar…

Şimdi, utanmadan sıkılmadan Perinçek’in açtığı dava nedeniyle elde edilen kazanımı Ermeni sorununda “milat” olarak kabul ediyorlar. Ana muhalefet partisi CHP’nin Genel Başkan Yardımcısı eski büyükelçi Faruk Loğoğlu, Doğu Perinçek’e CHP adına teşekkür ediyor. Fazlasıyla hak etti tabi. Bu noktada yeni CHP’ye sormak gerekir. Vaktiyle Talat Paşa Komitesi’ne destek verdiniz mi? Aslında şöyle de sorulabilir: Bu kadar önemli bir konuda Doğu Perinçek’i neden yalnız bıraktınız? Elbet bir gün bunların hesabı size de sorulur…

Sırası gelmişken, başta Talat Paşa Komitesi’nin yiğit Başkanı Rahmetli Rauf Denktaş olmak üzere, bükülmez bileği ile bu mücadeleye önderlik eden İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek’e ve onun şahsında eylemleri düzenleyen ve katılan tüm yurtseverlere teşekkür etmek borcumuzdur…

Bu zaferde onların payı çoktur ve tarihe kahramanlar olarak geçeceklerinden kuşkumuz yoktur!..

Hakkı hamiline teslim etmek gerekir. Kahramanın önde gideni şimdi Silivri zindanındadır…

Aynı konu ile ilgili diğer makale:

http://cemilcan.gen.tr/2011/12/soykirim-iddiasi-soysuzlugun-itirafidir/

***

“SORUŞTURMANIN SELAMETİ”

AKP hükümetinin son durumunu, utana sıkıla sıcağı sıcağına ekranlardan izliyoruz. Lağımın patladığı noktada çok fazla söylenecek söz yoktur. Önce pislikten uzaklaşıp, sakin kafayla olup biteni izlemek gerekir. Bunun için birkaç güne daha ihtiyacımız vardır… Değerlendirme biraz sonra olsa da olur…

Hükümet kanadı o kadar şaşkın ki, tutuklananların suçlu olduklarını peşinen kabul etmiştir!.. Belki de daha önceden kalma alışkanlıklarından böyle yaptılar. Hükümet Sözcüsü Bülent Arınç: “Soruşturmanın selameti” bakımından, soruşturmayı yürüten polis müdürlerin görevlerinden alındığını açıklamıştır… Ardından operasyonu başlatan Zekeriya Öz’den dosyayı aldıklarını ve iki yeni savcı görevlendirdiklerini söyledi. Kamuoyunu devlet içerisinde bir çete olduğuna ve bu çeteyi ortaya çıkartmak için çalıştıklarına inandıracaktı herhalde. Devlet içerisinde çeteler olduğu doğrudur elbette. Bunu Ergenekon, Balyoz vb gibi davalardan biliyoruz zaten. Ama bu aşamada bizi devlet içerisinde yuvalanan çete değil, ortaya dökülen hırsızlıklar daha çok ilgilendiriyor… Çünkü çalınan paralar bizimdir!..

Polis müdürlerini görevden almak “soruşturmanın selameti”nden çok “soruşturulanların selameti” ile ilgili bir eylemdir…

Türk halkının zekasıyla bu kadar da alay edilmez…

Bizim bildiğimiz “soruşturmanın selameti” bakımından hakkında soruşturma yürütülenler açığa alınırdı. Çünkü bu uygulamanın haklı nedenleri vardır. Hakkında soruşturma yapılan kişi, makam ve mevki itibariyle, soruşturmayı etkileyebilecek durumda olabilir. Görevine devam ederse, bu defa da adaletin terazisini şaşırabilir. Bu nedenle hakkında soruşturma açılan kişiler, soruşturma bitene kadar açığa alınırlar. Alışılagelmiş bir uygulamadır. Buraya kadarını kimsenin bir diyeceği olamaz! Ama şimdi tam tersi olmaktadır. Soruşturulanların selameti bakımından, soruşturmada görev alan polis ve savcılar görevden alınıyor…

Tıpkı Deniz Feneri Davası’nda olduğu gibi. Orada da soruşturmayı sürdüren üç savcı görevlerinden alınmıştı. Görevden alınmak bir yana, “evrakta sahtecilik” yapmak gibi asılsız bir suçlama ile haklarında ceza davası bile açılmıştı. Neyse ki, hepsi de Yargıtay’da görülen davada beraat ettiler. Çok şükür ki, ülkemizde hala hakimler vardır!.. O olay nedeniyle görevden alınan savcılar, hırsızların büyüğünün iktidarda olduğuna işaret etmişlerdi. Söylediklerinin doğruluğu şimdi ortaya çıkmıştır!..

Kısaca: Deniz Feneri Davası’nın asıl sanıkları ellerini kollarını sallayarak aramızda dolaşıyorlar.

Selametteler yani!..

Selametten AKP’ye gelen o ince çizgi; bugünlerde mücahitten, müşahite oradan da müteahhit olmaya şeklinde tarif ediliyor!… Çok yerinde bir saptama. Zira, müteahhitliğin olduğu her yerde, bavullar dolusu yeşil dolarlar olabilir; o bakımdan doların olduğu yerde de her türlü itlik yapılabilir…

Av. Cemil Can

HER ŞEY AÇIK!..

  simit-cay_1

7 bin çalışanı bulunan TRT 1500′ye yakın personeli taşeron veya hizmet alımı yoluyla çalıştırıyor. Gelirinin yüzde 86.5′i elektrik payından karşılanan kurum, 2012 yılında hizmet alımlarına 35 milyon TL ödemiş, 2013 yılı için bu rakam 22 milyon 215 bin liraya ulaşmış. Niteliksiz yandaşların doldurulduğu TRT, doğal olarak vermesi gereken hizmetleri üretemiyor. Hizmet alımı yoluyla yapılan hükümetin borozanlığıdır. İmam-hatiplilerin yönetiminde, rant kapısına dönüşen TRT’de; tarafsız ve objektif habercilik bitti, ülke çıkarlarına dönük analizler ise, sizlere ömür!.. Bu arpalıktan beslenenlerin ücretlerini ödeyenler arasında; belediyenin makarnası ve nohudu ile karnını doyuran 3,5 milyon aç, kömür yardımı alan 6 milyon üşüyen insan ve 4 milyon işsiz vatandaş da bulunuyor… Hükümet, açlık sınırının altında yaşayan 5 milyonu aşkın insanı “iki kişiden biri” olarak isimlendirmiş… Bu tabloda bir iyileşme gözlemlenmezken, BBC’nin Türkçe haberlerinden öğrendiğimize göre; Başbakanımız, İngiltere’nin Cambridge kentinde bin kişi kapasiteli ve maliyeti 26 milyon doları bulan bir cami yaptırmak için İngiliz yetkilelerle görüşmeler yapıyor…

***

İstanbul Arşiv Müdürlüğü olarak kullanılan, Musa Sefveti Paşa’nın (1) 1862 yılında kendi adıyla yaptırdığı Eminönü’nün en değerli yerinde 2 bin 500 metrekarelik arazi içerisindeki 5 yapıdan oluşan dergah, Başbakan Erdoğan’ın ailesinin kurduğu; Türkiye Gençlik ve Eğitime Hizmet Vakfı (TÜRGEV)’e 49 yıllığına kiralandı!.. AKP’nin “ileri demokrasi”sinde, çevik kuvvet ve zabıta tarafından zorla boşaltılan “dergah” içerisindeki işletmelerin sahiplerine, kiracılıktan kaynaklanan hakları da kullandırılmadı… Hükümet, yandaşlarına devleti yağmalatmak için engel tanımıyor. Genel kurullarında seçilen “denetleme kurulu” tarafından denetlenen ve hür türlü karar ile uygulamaları yargı denetimine açık olan meslek odaları, kanun hükmünde bir kararname ile sözde “idari ve mali” denetim için bakanlıklara bağlanmış!.. Bu şekilde hükümet, “rant politikaları” önünde engel olarak gördüğü, meslek odalarının baskısından da kurtulacakmış!..

***

Ailesi lüks içerisinde yaşayan Başbakan, TBMM kürsüsünden asgari ücretin yeterli olduğunu, “iki kişiden biri”ne asgari yaşam standardı olarak layık gördüğü çay ve simit ile kanıtlamaya çalışıyor. Bu hesapta bile, gözümüzün içerisine baka baka hile yapıyor. Çay parasını hesaba katmayan Erdoğan, son zam ile 1.40 TL’ye çıkan simitin fiyatını 1.00 TL olarak almış!.. Başka hiçbir parametreye bakmaya gerek yok… Türkiye ekonomisinin AKP ile getirildiği nokta burasıdır. Çay ve simit Türkiye’nin gerçek resmidir. İcra daireleri ile cezaevlerini törenle açan bir iktidar ve bu açılışlarda hükümeti alkışlayan halk, dünyanın hiçbir yerinde hiçbir zaman görülmemiştir!..

***

CHP’nin sorunlu milletvekillerinden Hüseyin Aygün’ün, TBMM’nde cemevi açılması talebiyle açtığı dava, Ankara 6. İdare Mahkemesi tarafından “Dinsel norm ile hukuksal norm arasında kurulmaya çalışılan ‘denge‘nin giderek, laik devlet ilkesinden uzaklaşmaya neden olacağı gerekçesi ile reddedilmiş… Laiklik ilkesine saygılı bir yargı organı, dinsel norm ile hukuksal norm arasında kurulacak dengeyi ölçüt olarak alabilir mi? Kaldı ki, mahkemenin sandığı gibi dinsel normlarla hukuksal normlar arasında denge kurulamaz! Bunun başlıca nedeni; denge hangi dinin normu ile hukuk normu arasında kurulacaktır sorusuna yanıt vermenin imkansızlığıdır. Dinler bir tarafa, işin içerisine mezhepler de girerse, hiç bir şekilde öyle bir denge kurulamaz. Ve zaten bu nedenledir ki, laiklik ilkesi ortaya atılmıştır. Mahkemenin ret gerekçesindeki tutarsızlık bir yana, asıl tutarsızlık Aygün’ün ölçüsüz talebindedir. Laik devlet, bütün inançlara saygılı ve aynı uzaklıkta olacağı için, buna saygılı bir milletvekilinin isteyeceği şey; TBMM’nde cemevi açılması değil, mevcut mescitin kapatılması olmalıydı. Ya da samimi bir ihtiyaçtan kaynaklanıyorsa, bütün din ve mezheplerin ibadethanelerinin Meclis’te açılmasını savunmak gerekirdi.. Sadece cemevini istemek, Süni mezhebin camiyi istismar etmelesi ile eş değerde hatalı bir davranıştır!..

***

Ecevit’in başına gelenleri unutan yeni CHP’nin Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, CHP’ye kurtarıcı olarak, Türkiye’yi parçalama projesinin finansmanını sağlayan ABD’li düşünce kuruluşu Brookings Enstitüsü’nün Başkan Yardımcısı Kemal Derviş’i getirmeye çalışıyor… Derviş’le birlikte kameralara poz veren Kılıçdaroğlu, “Dünya ve Türkiye ekonomisinin sorunlarını masaya yatıracağız, çözümlerini tartışacağız. 41 kişilik bir ekibiz. Ekibi Sayın Derviş yönetecek” dedi..(2) Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’nda Derviş ile birlikte görev yapan Batu Soral’ın anlattığına göre; AKP’nin köylerin kalkınması için Birleşmiş Milletler’den aldığı 37 milyon dolarlık kredi, “süreç” için kullanılmış… Krediyi sağlayan Derviş, 8 Aralık’ta İstanbul’da yapılan Ekonomi Çalıştayı’nı da “moderatör” olarak yönetmiş!..(3) Kılıçdaroğlu’nun “ekonomi kurmayı” olarak kabul ettiği Derviş, AKP hükümetlerini başarılı bulmakta ve Ali Babacan’ı yere göğe sığdıramamaktadır. Milliyet Gazetesi ile yaptığı bir röportajda kendisine sorulan “Bugün uygulanan ekonomi programını hazırladınız. İktidarda çok başarılı uyguladı. Uygulanan ekonomi programı 11 yılını dolduruyor. Önümüzde hükümetin koyduğu 2013 hedefleri var. Bu programla 2023 hedeflerine de ulaşabilir miyiz?” sorusuna; “2007′lere kadar giden dönemde bir kere yapısal reform olarak mali disiplinden ödün vermedi hükümet. Sayın Babacan da bunu çok iyi idare etti. Maliye politikasında 90′lı yılların gayri ciddi tutumuna dönülmedi hiçbir şekilde. Bunu kutlamak gerekir.” şeklinde cevap vermiştir…(4) Bu yanıtla övülen Erdoğan hükümetleridir…

Adama sormazlar mı:Olası bir CHP iktidarında da Kılıçdaroğlu’nun “ekonomi kurmayı” Kemal Derviş’in ekonomi politikaları uygulanacağına göre, AKP iktidarının değişmesini isteme sebebini halka nasıl izah edeceksiniz? Bu yağma ve vurgun düzeni, hükümetin ekonomi politikalarından kaynaklanmıyor mu? CHP de aynı ekonomi politikaları uygulayacaksa, AKP’den farkı ne olacaktır? Hiç kuşku yok ki, CHP’li laf ebeleri bu sorular karşısında saatlerce konuşabilirler. Ama CHP’nin talip olduğu yüzde 26′lık bir seçmen kitlesini teşkil eden kararsızlar, böyle beyanlar karşısında AKP’nin ekonomi politikalarını aynen uygulayacak olan CHP’ye yönelmezler… Kararsızlar zayıf ve sürekli zigzaglar çizen politikacılara asla güvenmezler!..

Dolayısıyla kararsızların oyunu avlamak sahtekarlığı arkasına gizlenmiş CHP’ye kurulan büyük tuzaktan bir an önce kurtulmak şarttır. Genel Başkan Yardımcısı Erdoğan Toprak’ın CHP adına yaptığı açıklamalardan anlaşıldığına göre, yerel seçimlerde “gri seçmen” olarak da tanımlanan kararsız seçmenlerin oylarını alabilmek için, sağa yakın adaylar aday olarak gösterilecekmiş… Zaten iyice sağa kayan partinin, yeni seçilecek belediye başkanları ile tamamen sağa kayması ve AKP’lileşme tehlikesi vardır. Ne yazık ki, bu kafalarla gidilirse, önümüzde duran tehlikeye karşı alınacak bir önlemimiz de kalmayacaktır… O bakımdan CHP’deki işgalin bir an önce kırılması şarttır!.. Bence Türkiye’nin önündeki birinci öncelikli sorun budur… Cumhuriyeti yeniden inşaya bu işten sonra başlanabilir!..

***

Türkiye, Ecevit’in Azerbaycan’la yaptığı anlaşmaya göre, doğalgaza 129 dolar öderken, AKP’nin “Ermeni açılımı” politikaları yüzünden 508 dolar ödemek zorunda kalmış. Anlaşmada yapılan değişikliğin, 2021 yılına kadar Türkiye’ye maliyetinin ise, 15 milyar doları geçmesi bekleniyor.(5) Hükümetin bu hatalı politikaları yüzünden, halk bir taraftan soğuktan donarken, diğer tarftan kullanmadığı gazın bedelini de ödeyecek…

***

Mustafa Balbay’ın tahliyesi ile başlayan tartışmalar, “özel görevli ağır ceza mahkemeler”in hukukun üstünlüğüne saygılı, bağımsız ve tarafsız mahkemeler olmadığını bir kez daha kanıtlamıştır. Mahkeme, Ekim ayında tahliye talebiyle mahkemeye başvuran eski Aydınlık Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Deniz Yıldırım’ın talebini “Dosyadan el çektik, karar veremeyiz” diyerek reddetmişti. Aynı mahkeme, bu defa aynı durumda bulunan Balbay ile ilgili tahliye kararı vererek, dosyadan el çekmediğini göstermiş ve kendini yalanlamıştır!..

Cemaat ile Erdoğan arasında başlayan kavga sırasında benzer bir rezalet daha ortaya çıktı. Mahkeme, altında Erdoğan, Gül ve bazı hükümet yetkililerinin imzası bulunan 2004 MGK kararının dosyaya gönderilmesi için 17 Eylül 2011′de verdiği ara karardan dönmeden ve kararın gelmesini de beklemeden hükmünü kurdu. Güya bu ara karar “sehven” yazılmıştı ve Mahkeme Zabit Katibi Mahmut Fidan, Genelkurmay Başkanlığı Adli Müşavirliği’nden bir yetkili ile görüşerek, ara kararın “sehven” yazıldığını ve “işlemsiz iade edilmesi” gerektiğini bildirmiş de bunun üzerine karar gönderilmemişti. Mazeret kabahatten daha büyük! Ne zamandan beri ara kararlar zabit katipleri tarafından yazılmaya başlanmış da infaz edilmeleri de yine zabit katipleri tarafından telefonla istenmeye başlanmış? Bu savunma ciddiyetten uzaktır ve “özel görevli ağır ceza mahkemeleri”nin mahkeme olmadığını göstermektedir…

 Av. Cemil Can

 DİPNOTLAR:

(1) http://tr.wikipedia.org/wiki/Osmanl%C4%B1_Ticaret_ve_Ziraat_Naz%C4%B1rl%C4%B1%C4%9F%C4%B1

(2)http://siyaset.milliyet.com.tr/41-uzmanla-ekonomi-tartisildi/siyaset/detay/1804510/default.htm

(3)http://www.chp.org.tr/?p=131979

(4) http://ekonomi.milliyet.com.tr/ben-sosyal-demokrat-ailenin-bir/ekonomi/ydetay/1805065/default.htm

(5)http://www.aydinlikgazete.com/mansetler/ermeni-aciliminin-turkiyeye-faturasi-15-milyar-dolar-h30143.html

KOKUŞMUŞLUK, UTANMAZLIK, REZİLLİK VE ÇÜRÜME!..

İbn-i Haldun_1

 

Gümrük ve Ticaret Bakanlığı, “Saydam ve hesap verilebilir kamu ilkesi”ne rağmen, gümrük uzlaşma tutanaklarını Sayıştay’a vermiyor!.. Yasaya göre, gümrüklerden mal geçirenlerin beyanı ile gümrük idaresince yapılan tespit arasında farklılık olması halinde; -ki bu durum çoğunlukla gümrükten mal kaçırma olarak kabul edilir- ödenmesi gereken vergi ve cezalar için uzlaşma komisyonlarında, uzlaşma tutanağı düzenlenerek (1) vergi ve cezasının bir kısmından vazgeçiliyor. İşte devletin en yüksek denetleme kurumu olan Sayıştay’dan gizlenmekte olan bu tutanaklardır. Bakanlığın denetimden kaçmayı, Sayıştay’ın “yerindelik” denetimi yapacağı varsayımına dayandırması hiç bir şekilde inandırıcı değildir… Gümrük Kanununun 244. maddesine (2) göre vatandaşın beyanı ile idarece yapılan tespit arasındaki farklılığın kanun hükümlerinin yeterince anlaşılamamasından veya yanlış anlaşılmasından ya da yargı kararları ile idarenin görüş farklılığından kaynaklanması söz konusu olduğunda uzlaşmaya gidiliyor. Bu kapsamda tutulan tutanakların Sayıştay denetiminden kaçırılması, akla gümrüklerde yolsuzluk yapıldığını getirir… Hükümetin bu denetimden kaçınması ise, yolsuzluğun büyüklüğünü gösterir…

***

Mısır İhvan’ıyla gizli görüşmeler yapan Başbakan’ın danışmanları 90 milyar doları gözlerini kırpmadan bu örgüte verdiler!..(3) Hükümetin Suriye politikasının Türkiye’ye maliyeti ise, boşuna yere ölen insanları katmazsak 10 milyar doları aşmış durumda...(4) Otogaza yapılan zamdan sonra, bir kaç gün arayla, benzine ve mazota da zam yapıldı. Pek yakında doğal gaza da zam geleceği kesin… Sıra AKP mitinglerinde Erdoğan’la birlikte “Beraber yürüdük biz bu yollarda” türküsünü söyleyen asgari ücretliye gelince, hükümetimiz dikenlere takılmış, adım atamıyor!.. DİSK’e göre, 4 kişilik bir ailenin açlık sınırının 1.121, insanca yaşam sınırının 3.544 TL olduğu ülkemizde, 803.68 TL tutarındaki asgari ücrete, sadece ve sadece yüzde 3′lük bir artış öngörülüyor!.. Yani ayda 24 lira!..

***

Çoğu AKP’ye yakın olan müteahhitleri dolandırmak amacıyla, Türkiye’nin dört bir yanında yapılan 112 acil servislerinin birçoğu için arazileri, AKP’li belediyeler bedelsiz vermiş. Dolandırıcılar, komisyon adı altında istasyon başına 30 bin lira almışlar. Yerel seçimler öncesinde yapımı hızlandırılan ve hükümetin en önemli yatırımı olarak lanse edilecek olan “acil servis” işinin içerisinde, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Başdanışmanı Yalçın Akdoğan’ın eniştesi Oktay Ferşat ile Spor Bakanı Suat Kılıç’ın kayınpederi Ali Yüksel’in olması ise, müteahhitlerin kolayca dolandırılmasında etkili oldu… Anlaşılıyor ki, yaklaşan yerel seçimlerde AKP’li belediyelerin ve hükümetin icraat olarak göstereceği bir şeyi yok. Bu yüzden olsa gerekir, AKP grup toplantısında, CHP’li belediyenin Eskişehir’de yaptığı işleri hükümetin icraatları imiş gibi gösterdi!.. Halbuki, Erdoğan’ın asıl icraatı; oğlu, kızı, damadının ağabeyi, oğlunun kayınvalidesi, eniştesi ve kızının eltisinin de aralarında bulunduğu, Türkiye Gençlik ve Eğitime Hizmet Vakfı (TÜRGEV)’in İbn-i Haldun adıyla kuracakları üniversitedir…(5) Bu konudaki yasa tasarısı bile hazırlanıp, TBMM’ne sunulmuştur!.. Ne kaldı geriye, ihtiyaç duyulan 15 milyon dolar. O da vakfın işlettiği 12 ayrı kız yurdundan karşılanacakmış!.. (6) Bu kız yurtlarını aklınızın bir köşesinde tutun. Sonra da kızlı-erkekli yurtlar tartışmasını anımsayın. Başbakan’ın dünyayı ayağa kaldırmasının nedeni kendi kız yurtları olabilir mi acaba? Her neyse söylediğimi anladınız umarım.

Doğalgaza gelecek zam nedeniyle, bizim bu taraflarda bu kış biraz zor geçecek… Sizin yurtlarda, ham dolsun yakıt sıkıntısı da pek olmaz!.. Biraz ötenizde 3. havalimanı yapılacak olması nedeniyle, toprakları metrekaresi 22 TL’den kamulaştırılmak istenen Yeniköy halkı var. Onlar “topraklarımız gasp ediliyor” diye bağırıyorlarmış… Çok bağırmayın ama, nasılsa bundan sonraki yağmurlarda da beraber ıslanmayacak mıyız?

***

Vaktiyle müşahit olarak siyasete atılan AKP Milletvekili Mahmut Mücahit Fındıklı, milletvekili seçildikten sonra, Sima İnşaat’taki hisselerini oğlu müteahhit Hasan Fındıklı’ya devretmiş. Sonra da TOKİ’den sahte belge ile 12 milyon 65 bin liralık “Isparta-Gelendost TOKE Toplu İnşaat” işini almışlar… Sahte belge kullandığı için Tahsin Fındıklı hakkında açılan ceza davasında, sahte olduğu ileri sürülen evrakların “aldatma kabiliyeti” olmadığı için beraat kararı verilmiş. Aldatma kabiliyeti olmayan o evraklar, TOKİ yetkililerini acaba nasıl aldatmışlar?.. Hadi bu soruya cevap aramayın bakalım. Sonuçta aldatmak isteyen yandaşlara, sahte evrakları iyi hazırlayamadıkları için ceza verilmemiş tabi. Onu anladık da aldanmak isteyen yandaşlar neden hala aynı yetkilerle koltuklarında oturuyor?..

***

Japon Milli Günü’nde konuşturulan Emine Erdoğan’a “Burada hangi sıfatla konuşuyorsunuz” diye sorması üzerine, neredeyse linç edilmek istenen Kamer Genç’e, gösterilen bu aşırı tepki, sorusu yüzünden değilmiş meğer. Genç, o günlerde büyük bir yolsuzluğun üzerinde çalışıyormuş… Bodrum’da Cennet Koyu’nda bir gün önce hazine adına kaydedilen 678 bin 963 metrekarelik arazi, üç gün sonra emekliye 2 bin lira kredi vermeyen Ziraat Bankası’nın Kurumsal Şubesi’nden alınan 180 milyon dolar kredi ile 150 milyon dolara Bodrum A.Ş tarafından satın alınmış… (7) Yani Hazinenin parası ile yine Hazinenin arazisi satın alınmış. Üstelik ayni arazi teminat gösterilerek 180 milyon da kredi alınmış. Arazi beleşe geldiği gibi 30 milyon dolar da yandaşların ceplerinde kalmış!.. Devleti adam gibi söğüşlemek buna derim işte!..

***

Kadir Has Üniversitesi Türkiye Araştırmaları Merkezi tarafından yapılan bir araştırmaya göre, ABD Türkiye ilişkilerini, ankete katılanların yüzde 58.6′sının bakışı olumsuz. Yüzde 32,6′lık bir kısım ise, ABD’yi sömürgeci olarak görüyor. (8) ABD’nin önde gelen düşünce kuruluşu Brookings Enstitüsü’nün Küresel Ekonomiden Sorumlu Başkan Yardımcısı Kemal Derviş, Kılıçdaroğlu’nun ABD ziyaretini değerlendirirken; “Başbakan da başbakan olmadan önce ABD’ye gitmişti” vurgusunu yapmış, ardından “ABD’nin çok yakın dostuyuz” diyerek, olumsuz algıyı değiştirmek için üzerine düşeni yapmıştır… Gezisinin son gününde Washington’daki temasları ile ilgili olarak gazetecilere değerlendirme yapan Kılıçdaroğlu, hiç geri kalır mı. O da BOP’un bugün için geçerli olmadığını savunarak, görevini yapmıştır!.. Kılıçdaroğlu, BOP’un geçerli olmadığı gibi son derece iddialı bir sözü nere dayanarak söylüyor acaba? Kalıbımı basarım CHP Genel Başkanı’nın ağzından çıkan bu sözlerin, çok daha yumuşatılmışını ABD’li bir yetkiliden duyamazsınız!.. “Açılım”a destek vermeyi, İsrail ile sıcak ilişkilere işaret etmeyi de yukarıdakilere eklediniz mi, ABD’ye verilen mesaj, ayan beyan ortaya çıkmaktadır. Her ne kadar düşük seviyeli görüşmeler sonunda bu sözler söylenmiş ise de, Kılıçdaroğlu ABD yönetimine: Vakti gelir de Erdoğan’ı deliğe süpürürseniz eğer, ondan boşalan yeri doldurmaya hazırım mesajını vermiştir!.. ABD’ye giderken ulusalcı medyaya ambargo koyma nedeni, demek ki bu mesajı Türk kamuoyundan gizlemekmiş!.. Bakmış olmuyor, hazret açıktan Amerikancı kesilmiş!..

***

25 Ağustos 2004′te MGK’da alınan 481 nolu ve altında Tayyip Erdoğan, Abdullah Gül ve diğer hükümet yetkililerinin imzası bulunan Cemaat’le mücadele kararının, ara karara rağmen, usul kuralları çiğnenerek, mahkemeye getirtilmediği ortaya çıktı… MGK kararının Taraf gazetesinde yayınlanması ile Balyoz, Ergenekon, Askeri Casusluk gibi çöken davaların, hukuki değil, siyasi davalar oldukları bir kez daha kanıtlanmıştır… Erdoğan’a geri adım attırıldıktan sonra, savcılık bavulcu gazeteci Mehmet Baransu hakkında, devlet güvenliğine ilişkin belgeleri temin etmek ve açıklamak suçlaması ile 43 yıla kadar hapis istemi ile soruşturma başlatmıştır… Güya bu dava ile berabere kalmışlık mesajı verilecek!.. Bu arada Anayasa Mahkemesi, CHP Milletvekili Mustafa Balbay’ın uzun tutukluluk nedeniyle “siyasi haklarının ihlal edildiği” sonucuna vardı. Can simidi değerinde olan bu karar ile asıl tutuklu milletvekilleri değil, hükümet kurtarılacaktır!.. Zira 481 nolu MGK kararının altından Erdoğan hükümeti kolay kolay kalkamayacaktı…

Kumburgaz’da bir villada yakalanan büyük abi Yardımcı İstihbarat Elemanı Erhan Tuncel, Baransu’dan aşağı kalacak değildi herhalde. O da zamanlamasını iyi yapmış ve bavulunu açmıştır. Tuncel, Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink cinayetinin arkasında “Ramazan Akyürek çetesi var” demiş… Erhan Tuncel’in suçladığı isimlerden, eski Emniyet İstihbarat Dairesi Başkanı Sabrı Uzun, Tuncel’i doğruladıktan sonra, “Hrant Dink’i vuracaklar” yazılı raporun kendisinden gizlendiğini ileri sürmüştür!.. Bu açıklamalardan sonra, Emniyet Genel Müdürlüğü Teftiş Kurulu Başkanlığı’nın yeni bir soruşturma başlatması gerekiyor… Teftiş Kurulu Başkanı ise, soruşturulacak olanların başında gelen Ramazan Akyürek’tir. Soruşturmanın selameti bakımından görevden alınması zorunlu mu değil mi göreceğiz!.. Bakalım hükümet, Akyürek kadar “yürekli” midir?..

Av. Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1) Gümrük Uzlaşma Yönetmeliği, Madde 4: Beyan ile gümrük idaresince yapılan tespit sonucunda belirlenen veya gümrük idaresince tespit edilmesinden önce beyan sahebince bildirilen farklılıklara ilişkin tebliğ edileng ümrük vergileri alacakları ile Kanunda ve ilgili diğer kanunlarda öngörülen cezaların tümü uzlaşma kapsamındadır. 

http://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2011/08/20110827-16.htm

(2) Gümrük Kanunu, Madde 244: Beyan ile gümrük idaresince yapılan tespit sonucunda belirlenen farklılıklara ilişkin tebliğ edilen gümrük vergileri alacakları ile bu Kanunda ve ilgili diğer kanunlarda öngörülen cezalar hakkında; yükümlülük veya ceza muhatabı tarafından, söz konusu eksiklik veya aykırılıkların kanun hükümlerine yeterince nüfuz edememekten veya kanun hükümlerini yanlış yorumlamaktan kaynaklandığının veya yargı kararları ile idarenin ihtilaf konusu olayda görüş farklılığının olduğunun ileri sürülmesi durumunda, idare bu maddede yer alan hükümler çerçevesinde yükümlüler veya cezanın muhatabı ile uzlaşabilir. Uzlaşma talebi, tebliğ tarihinden itibaren onbeş gün içinde, henüz itiraz başvurusu yapılmamış gümrük vergileri ve cezalar için yapılır. Uzlaşma talebinde bulunulması halinde, itiraz veya dava açma süresi durur, uzlaşmanın vaki olmaması veya temin edilememesi halinde süre kaldığı yerden işlemeye başlar, ancak sürenin bitimine üç günden az kalmış olması halinde süre üç gün uzar. Uzlaşmanın vaki olmaması veya temin edilememesi halinde yeniden uzlaşma talebinde bulunulamaz.

http://www.orgtr.org/tr/gumruk-kanunu-madde-242245

(3)http://www.aydinlikgazete.com/mansetler/akp-ihvana-90-milyon-dolar-aktardi-h28400.html

(4)http://www.sariyertimes.com/savasmadan-turkiyenin-suriye-aarari-10-milyar-dolar/

(5)http://www.gazeteport.com.tr/haber/153199/erdogan-ailesi-universite-kuruyor

(6)http://www.gazeteport.com.tr/haber/153328/yeni-universiteye-15-milyon,

(7)http://www.aydinlikgazete.com/m/?id=28370

(8) http://www.khas.edu.tr/news/950/1278/Kadir-Has-ueniversitesi-nden-Dis-Politika-Anketi.html

 

 

BÖYLE GİDERSE AKP SEÇİMLE DÜŞÜRÜLEMEZ!..

secsis_1

 

İktidardaki siyasi partinin devlet olanakları ile propaganda yapmasına izin veren; bakanların istifa etmeden yerel seçimlere aday olarak katılabileceklerine ilişkin Yüksek Seçim Kurulu (YSK) kararı, bundan böyle yapılacak olan seçimlerin adil, sağlıklı, güvenilir ve şeffaf olarak yapılabilirliğini kuşkulu hale getirdi. Seçmen veri tabanının, YSK tarafından takip edilen bağımsız bir seçmen kütüğü yerine, İçişleri Bakanlığının üretip güncelleştirdiği ve dış kaynaklardan alınan verilerle güncellenen bir veri tabanının kullanılmış olması, seçimlerin tarafsızlığı ile güvenilirliğini tartışmalı hale getirmiştir. 1 milyondan fazla Suriyeli sığınmacıya vatandaşlık statüsü verilerek “seçmen” haline getirilmeleri ise, kabul edilebilir bir durum değildir. Son olarak; seçimlerin güvenliğinin, ortakları arasında GAMA ve KUTLUTAŞ gibi özel şirketlerin olduğu, genel müdürlüğünü de AKP ile yükselmeye başlayan Sadık Yamaç adlı bir bürokratın yaptığı, 1982 yılında Türk-ABD şirketi olarak kurulmuş bulunan HAVELSAN’a (1) teslim edilmesi, yargının tartışma götürmez şekilde “by-pass” edildiğinin en somut kanıtıdır… Bu son hamleyle denebilir ki, Türk Milleti adına egemenlik hakkını kullanabilen organların başında gelen yargının elinde hiç bir güç bırakılmamıştır. Söylenenlere inanırsak, güya seçim sonuçlarına dışarıdan olası müdahalelerin önüne geçmek ve YSK içi güvenliği sağlamak için bu çok önemli iş HAVELSAN’a ihale edilmiştir!..

Seçimlerin sonucunu doğrudan etkileyecek olan veri tabanı ile seçim güvenliğinin, yüksek hakimlerden oluşmuş bağımsız ve tarafsız bir kurum olması lazım gelen Yüksek Seçim Kurulu yerine, siyasi iktidarın etkisine açık veya doğrudan kontrolünde olan kurum ya da şirketlere bırakılması, geçmiş yıllarda tartışılan ve fakat bir türlü sonuçlanamayan milyondan fazla (ölü) seçmenin nasıl oy kullanabildiği hususunu yeniden tartışmaya açmıştır!..

Suriyeli sığınmacılara seçmen olabilmeleri için vatandaşlık verildiğine ilişkin iddialar üzerine, CHP Antalya Milletvekili Gürkut Acar, son 6 yılda ülke nüfusu yaklaşık 5 milyon artarken, seçmen sayısının 12 milyon arttığına dikkat çekerek, AKP’ye mezardan gelen desteği bir kez daha hatırlatmıştır… Acar’ın bu iddiası ile başta CHP olmak üzere pek ilgilenen olmamıştır… CHP’nin Bilgi ve İletişim Teknolojilerinden sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Emrehan Halıcı’nın bu konu ile ilgili değerlendirmesi ise, acıklı ve yürek yakıcıdır. (2) Halıcı, CHP’nin geleceğini doğrudan iktidarın vicdanına teslim etmekle, Y-CHP’nin acizliğini bir kez daha kanıtlamıştır. Yürekli yurtsever yazar Dr. Ali Rıza Üçer (3) dışında bu konuyu ele alıp inceleyen ne yazık ki, yok denecek kadar azdır. Halbuki, Antalya Milletvekili Acar, bu çıkışı ile “seçimlerin güvenliği” hakkında çok önemli bir hususa işaret etmişti: Ülkemizde 2002-2007 döneminde seçmen sayısı yaklaşık milyon artmışken, 2007-2011 döneminde bu sayı, on kat artarak 10 milyona çıkmıştır! Bu anormal artışın sebebinin birileri tarafından mutlaka açıklanması gerekir… Sayılar ortadadır: 2007 yılındaki nüfusumuz 70.586.256 iken, 2012 yılı sonunda bu sayı 75.627.384′e çıkmıştır. 2007 yılında seçmen sayımız ise, 42.800.000 idi. YSK, 24 Ekim 2013 tarihi itibariyle seçmen sayısını 54 milyon 971 bin olarak açıklamıştır.

Şimdi önümüzdeki soru şudur: 6 yılda nüfus yaklaşık milyon artmışken, seçmen sayısı nasıl olur da 12 milyona çıkabilmiştir?..

Bu sorunun en doğru yanıtını nüfus istatistiklerinden (4) bulabiliriz…

Resmi kayıtlara göre; her yıl yaklaşık 1 milyon 300 bin kişi yeni doğan olarak nüfusumuza eklenmekte, 400 bin kişi de vefat ederek nüfusumuzu eksiltmektedir. (5) Bu verilere göre, nüfusumuzun her yıl yaklaşık 900 bin kişi arttığını kabul edebiliriz. Başka bir ifade ile söylersek; 2008 yılında 17 yaşında olan 1991 doğumlular, 2009 yılı içerisinde 18 yaşını doldurarak “seçmen” sıfatını almış ve o yılın toplam nüfusu olan 72.561.312 sayısı içerisinde yerlerini almışlardır. Aynı şekilde, 2008 yılında 16 yaşında olan 1992 doğumlular da iki yıl sonra, 18 yaşını doldurarak 2010 yılı içerisinde, 73.772.988 olan toplam nüfusumuz içerisinde kayıt altına alınmışlardır. Bu şekilde her yıl yaklaşık 900 bin kişi nüfusumuza eklendiğinden, 6 yılda nüfus artışımız en fazla 900.000 x 6 = 5.400.000 kişi olabilecektir. Nitekim, 2012 yılındaki nüfusumuz 75.627.384 olup, 2007 yılındaki nüfusumuz olan 70.586.256 ile arasındaki fark da: 5.041.128 olmakla bu artış oranına uygun düşmektedir…

YSK, 2007 yılında 42.800.000 olan seçmen sayısını 24 Ekim 2013 tarihi itibariyle 54 milyon 971 olarak vermektedir… Yukarıdaki verilere göre, en fazla 5.400.000 artabilecek olan seçen sayısına 6.600.000 fazlalık nereden gelmiş de toplam seçmen sayımız 12 milyona çıkmıştır?

Bu sorunun yanıtını öncelikle siyasi iktidarın vermesi gerekir. Akla yatkın ve matematiğe uygun bir yanıt verilmedikten sonra, sandığa gitmenin hiç bir anlamı olmayacaktır! Ölü mü sağ mı ve nerede oldukları belli olmayan “çantada keklik” 6.600.000 oyu hazır olan bir siyasi iktidar ile yarışmak ve seçimi kazanmak öyle kolay değildir. Bu koşullar altında yapılacak olan seçim ile siyasi iktidar hiç bir şekilde değiştirilemez!.. Hele de iktidarın karşısında tek siyasi hedefi “muhalefette kalabilmek” olan çapsız siyasetçiler olursa, AKP’yi hükümetten düşürmek imkansız gibi gözükmektedir!..

Av. Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1) HAVELSAN, resmi internet sitesinde misyonunu; AKP’nin politikalarına paralel olarak, şu şekilde ifade etmektedir:

“Türk Silahlı Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı’nın (TSKGV) bağlı ortaklığı olan HAVELSAN’ın misyonu ülkemizin savunma, güvenlik ve bilişim alanındaki gereksinim ve ihtiyaçlarının milli olarak karşılanmasına azami katkıda bulunmaktadır. HAVELSAN, misyonu doğrultusunda, Cumhuriyet’imizin 100. yılında, ülkemizin “Vizyon 2023″ hedeflerinin gerçekleşmesi için belirlenen strateji ve politikalarda, öncelikli olarak seçilen sanayi ve teknoloji alanlarında bu sorumluluğun bilinci ve heyecanıyla çalışmaktadır. Özgün ürün sahibi olmak amacıyla öz kaynaklarımızı kullanarak Ar-Ge  faaliyetlerimize yatırımlar yapmaktayız”

HAVELSAN’ın siyasi iktidardan bağımsız bir kuruluş olmadığını anlamak için lütfen aşağıdaki bağlantıyı tıklayınız.

http://www.havelsan.com.tr/SirketProfili/BaskanM.aspx

(2) Yeni CHP’nin de kabul ettiği gerçek: SEÇSİS ile sağlıklı, güvenilir ve şeffaf bir seçimden bahsedilemez…

Emrehan Halıcı’nın yaptığı değerlendirmede:

“YSK tarafından takip edilen bağımsız bir seçmen kütüğü yerine NVİnin üretip, güncellediği

ve ASAL,Yargıtay, Adli Sicil gibi dış kaynaklardan alınan veriler ile güncellenen bir seçmen

kütüğü veri tabanı kullanılmaya başlanmıştır” demektedir

Bu değerlendirmenin tamamını okumak için bağlantıyı tıklayınız.

http://esecmen.chp.org.tr/secim_guvenilirligi.aspx

(3) İŞTE SEÇİM HİLESİNİN AÇIK KANITI

(Dr.A.RızaÜçer)

http://www.odatv.com/n.php?n=iste-secim-hilesinin-acik-kaniti-1509101200

(4) Nüfus İstatistikler:

http://www.nvi.gov.tr/Hizmetler,Hizmetler_Ana_Sayfasi.html

(5) http://www.tuik.gov.tr/UstMenu.do?metod=temelist

 dogum_ölüm istatistikleri