Biz kazanacağız!..
TwitterFacebookGoogleYouTube

DEVLETİN “ÖZEL”İ OLMAZ!..

polisler_11

Emniyet içerisindeki “F Tipi” örgüte yönelik operasyonda gözaltına alınan 39 kişiden 20‘si tutuklandı. Tutuklananlar Balyoz ve Ergenekon soruşturmalarını yürüten polis şefleri. Operasyonun Adana ayağında ise, 6 polis meslekten ihraç edilmiş…

Cumhuriyet rejimi ve onu kollamakla görevli Türk Silahlı Kuvvetleri’ne karşı, yabancı güçlerle işbirliği yaparak “tertip” içerisine giren Cemaat’i savunmak Halk TV’nin son günlerdeki tek işi oldu!.. Aynı şekilde muhalefet partileri Yeni CHP ile Yeni MHP de Gülen Örgütü’ne kol kanat gererek kalkan olmuşlar. Böylesi belki de çok daha iyi olmuştur. Bu şekilde Y-CHP ve Y-MHP yöneticilerinin gerçek yüzleri görülmüş, Ergenekon ve Balyoz davalarında tutuklanan (Balbay, Haberal ve Alan) milletvekillerinin arkasından döktükleri göz yaşlarının yapay olduğu ortaya çıkmıştır…

Hükümetin sulh ceza mahkemelerini kapatıp, sulh ceza hakimliklerini oluşturması, daha önce yaptığı gibi ağır ceza mahkemeleri yanında “özel yetkili” savcılık ve “özel görevli” ağır ceza mahkemesi kurmaktan farksızdır. Her ikisi de çağdaş hukuka ve temel hukuk prensiplerine aykırıdır…

Hiç kuşku yok ki, “özel yetkili emniyet”i de “özel yetkili savcılık”lar doğurmuştur…

Öyle ki, döneminin en güçlü özel yetkili savcısı Zekeriya Öz bile, sanıklara sorulacak sorular için çoğu kez emniyeti beklemek zorunda kalmıştır!..

Denebilir ki, başında “özel” sözcüğü yer alan bütün devlet kurumları keyfiliğe ve siyasi iktidarın müdahalelerine açıktır…

12 yıllık AKP iktidarları boyunca “özel” olan tüm makamlara Fetullah Gülen Cemaati‘nin mensuplarının doldurulduğu herkesin bildiği bir olgudur… Söz buraya kadar gelmişken, “yararlı-yararsız cemaat” ayırımını yaparak, Gülen Cemaati’ne ayrıcalıklar tanıyan ve devlet içerisinde yuvalanmalarına göz yuman AKP’den önceki (Çiller, Yılmaz ve Ecevit) hükümetlerini de “saygı” ile anmak gerekir… Dolayısıyla bugün koalisyon ortaklarından birinin diğerine karşı yürüttüğü operasyonda, “adalet” aramak boşuna bir yakarış olur. Zira soruşturulan sanıklar, “adalet” dağıtacak kurumlarda en etkin görevlerdedir!.. Sanıkların kendileri hakkındaki soruşturmayı “adaletli” bir şekilde yürütmelerini beklemek hayal dünyasında gezinmek gibi olur…

Başka bir söyleyişle, ne şekilde olursa olsun Cemaat’i, Yargı ve Emniyet’ten söküp çıkartmadan, “adalet” dağıtılacağına inanmak, piyango bileti almadan ikramiyeyi beklemek kadar akıl dışıdır!..

Başbakan Erdoğan’ın “Ne istediler de vermedik” sözleri ile itiraf ettiği gibi, her istediğini alan Gülen Cemaat’i, devletin en kritik noktaları olan Yargı ve Emniyet’i tamamen kontrolleri altına almıştı… Bu noktadan itibaren, -bir devrim olmadıkça- devlet örgütü içerisinde yuvalanmış bu örgüt mensuplarının, kendilerine çalışmayan kamu görevlilerini, üretilmiş deliller ve yapay davalarla tasfiye etmelerinin önüne geçmek imkansızdır… Nitekim yakın geçmişte de öyle olmuştur… En yetkin ve yasalara saygılı üst düzey emniyet yetkilileri başta olmak üzere, pek çok kamu görevlisi, uydurma suçlarla yargı önüne çıkartılmış ve haksız bir şekilde görevlerinden alınmıştı!..

Devletin en kritik makamlarını bu şekilde ele geçiren “F Tipi” örgüt üyelerini ise, bu noktadan itibaren soruşturmak, haklarında dava açmak fiilen olanaksız hale gelmişti. Zira onları engelleyebilecek olan devlet gücü, kendilerinin eline geçmiştir!.. Ne yazık ki, Türkiye bu süreci yaşamış ve muhalefet partileri Y-CHP ile Y-MHP de bu çirkin oyunun içerisinde; “Darbeciler yargılansın, ordu darbecilerden temizlensin, yargı gereğini yapar, yargı kararlarını beklemek gerekir” gibi sözlerle üstlendiği görevi yerine getirmiştir…

Ne yazık ki, Ergenekon ve Balyoz davlarının TSK’yı etkisizleştirme ve komutansız bırakma operasyonu olduğu infaz koruma memurlarınca bile anlaşılmış ama Kılıçdaroğlu ile Bahçeli nedense bunu bir türlü anlamak istememişlerdir…

Bu nedenle zamanı geldiğinde onların da sanık sandalyesine oturtulmaları gerekir!..

Tarafsız ve bağımsız” yargı olmadan “F Tipi” örgütten kurtulmak olanaksızdır. Bu gerçeği kabul etmek gerekir. Ne var ki, iktidar ortakları arasında yaşanan çelişkiler ve birinin diğerini tasfiye etme yoluna gitmeye yönelmesi ile ortaya çıkan durum, “F Tipi “ örgütün ele geçirdiği devlet kurumlarından sökülüp atılması olanağı da ortaya çıkmış bulunmaktadır…

Bu fırsat tepilemez ve en iyi şekilde değerlendirilmesi gerekir!..

Bu noktada hükümete destek vermek gerekirken, tam aksini yapıp, “F Tipi” örgüte kol kanat germek, aklın alacağı bir şey değildir!.. Bu şekilde başlayan bir hesaplaşmanın iktidarın kirli çamaşırlarını da ortaya dökeceği ve iki tarafı da yıpratacağı açıktır. Bu sürecin sonunda itibar kaybedeceği kesin olarak gözüken iktidara, bu aşamada karşı durmak veya Cemaat’e destek vermek uzun vadede hükümete destek vermek sonucunu doğuracaktır. Hal böyle iken, Y-CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun olayı, “17-25 Aralık Yolsuzluk ve Rüşvet Operasyonları”nın “intikamı” gibi göstererek küçümsemesi anlaşılır gibi değildir!..

Y-CHP‘nin Gülen Örgütü ile bugüne kadar gizli olarak yürüttüğü işbirliği artık alenileşmiştir. Y-CHP Milletvekilleri; Mahmut Tanal, Sezgin Tanrıkulu ile bağımsız Milletvekili İdris Bal’ın, bavulcu gazeteci Mehmet Baransu ile kol kola girip, Çağlayan Adliyesi’nde basın açıklaması yaparak, gözaltına alınan polis şeflerine destek vermeleri Cemaat-Muhalefet ortaklığını göstermektedir. Polis yakınlarının adliye önünde “Polis dışarı, hırsızlar içeri” şeklinde slogan atmaları ise bir Türkiye klasiğidir!..

Bu operasyonun bir yararı da “kumpas” sonucu haksızlığa uğratılmış kahramanların, yıllardır hatırlatmaya çalıştığı ve fakat bir türlü hükümete duyuramadığı, çağdaş ceza yargılamalarının olmazsa olmazı “Masumiyet ilkesi”nin önemini bir kez daha öne çıkarmış olmasıdır… Bu temel ilkeyi çiğneyenlerin, şimdi aynı ilkeye sığınmaya çalışması, son derece önemlidir. “F Tipi” örgütün bu çığlığını “tarafsız-bağımsız yargı” yolunda atılmış önemli bir adım olarak değerlendirmek gerekir!..

Sahte kanıt üreten bir emniyet teşkilatı ve bu kanıtlara itibar ederek mahkumiyet kararları veren yargının olduğu bir ülkede, zaten “hukuk güvenliği”nden söz etmek mümkün değildir!.. Hukuk güvenliğinin olmadığı bir yerde, devlet de yok kabul edilmelidir… Dolayısıyla “F Tipi Örgüt” devletin temeli olan “adaleti” yok ederek, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin temellerini tahrip etmiştir…

İnsanlığın en önemli kazanımlarından olan “çağdaş hukuk prensipleri”ni her zeminde savunmak, ilericiliğin ve devrimciliğin ertelenemez bir görevidir… Hükümetin son operasyonunu, Y-CHP ve Y-CHP’nin aksine bu bağlamda desteklemek gerekir!..

Av. Cemil Can

 

“CESARET ÖDÜLÜ”NÜN BEDELİ!..

israil_gazze

İsrail gizli servisi MOSSAD‘a yakınlığı ile bilinen DEBKA haber sitesinde 24 Haziran’da yayınlanan bir yazıda; “Kaynaklarımızın bildirdiğine göre günde 120 milyon varil ihraç eden Kürdistan, Ceyhan yoluyla İsrail’e 2 milyon varil gönderdi bile… Bu nakliyatın çoğu Hafya ve Aşkelon’a vardı varacak” yazılmış!… (1)

İsrail’e Türkiye üzerinden petrol ve jet yakıtı satılmasının ortaya çıkması üzerine Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız; “Bunu ihale eden ve satan, sevkiyatını yapan Irak. O yüzden bu satışın sorumlusu Irak’tır. İsrail’e mi, başka bir yere mi satıyor biz o kısmına girmiyoruz” demiş!..(2)

Bu hazırlıklar biter bitmez, büyük olasılıkla HAMAS’ın kaçırıp öldürdüğü üç genci bahane eden İsrail, Filistin’e bombaları yağdırmış… Filistin Sağlık Bakanlığı’nın açıklamasına göre, bombardımanın hemen arkasından başlatılan kara harekatı ile ölü sayısı 271′e ulaşmış…

Görünüşe göre, ölü sayısı daha da artacak…

Bu insanlık dışı ve haksız saldırı karşısında Venezuella, İsrail Büyükelçisini sınır dışı etmiş. Şili ise İsrail ile bütün ticari ilişkilerini kesmiş. 18.07.2014 günü yapılan BM Güvenlik Konseyi toplantısında Çin de tepkisini dile getirmiş…

İsrail’i Türkiye Cumhuriyeti adına Başbakan Erdoğan’ın büyük kızı Esra kınamış! İsrail’e jet yakıtı ikmali yapan abisi Burak’a inat, şeytan taşlar gibi İsrail Konsolosluğunu taşlamış!..

Erdoğan’ın 2012′de Davos’ta başlattığı şov, 2013′te İsrail’in IHH’ya ait Mavi Marmara gemisine yaptığı baskın sonrasında da sürdürüldü… Bu şekilde Türkiye’nin İsrail tarafına geçtiği gerçeği, Türk halkından, özellikle de AKP seçmeninden gizlendi. Yalan konuşma konusunda bir numara olan Erdoğan, uzun sayılmayacak bu süre içerisinde, Türk halkı ile birlikte Ortadoğu halklarını da aldatmayı başardı!.. Oysa el altından İsrail’i İran’dan gelebilecek füze saldırılarına karşı korumak amacıyla düşünülen ve “Demir Kubbe” adı verilen füze kalkanı (3) için topraklarımızı NATO emrine verdi. O günlerde yapılan eleştirilere “Türkiye toprakları aynı zamanda NATO toprağıdır” (4) demişti…

İsrail, bir taraftan öldürülen yurttaşlarının intikamını alırken aynı zamanda bu durumu “Demir Kubbe”yi test etmek fırsatı olarak değerlendiriyor!.. Verilere göre Filistin tarafından atılan bütün füzeler havada imha edilmiş. İsrail tarafında bir tek ölü varmış! Jet yakıtı “Kürdistan” ile Türkiye’den kaçak olarak sağlanmış, Hava Savunma Sistemi’nin Finansmanı ise ABD’ tarafından karşılanmış. Sonuç: “Demir Kubbe” başarılı… Sayemizde İsrail halkı huzur içerisinde yataklarına girebiliyor!..

Durum bu kadar açık ve anlaşılır halde iken bile, acaba Esra Hanım İsrail Konsolosluğu’nu neden taşlıyor?..

demir_kubbe_2

TIPIŞ TIPIŞ!..

Cumhurbaşkanlığına seçildiğinde; tarafsızlık yemini yaptıktan sonra tarafsız olmayacağını açıklayan Erdoğan’ı destekleyenler çılgınca alkışladı!.. Açıkca yeminini tutmayacağını söyleyen birinin yanında yer almak çılgınlık değilse nedir?

Ahlat ağacından kiraz bekleyen bizimkiler, 1,5 milyon Ermeni’yi katlettik diyen Orhan Pamuk’u öven Ekmeleddin’e oy vermeye mecbur bırakılmış… Kılıçdaroğlu daha önce açıklamıştı; Ekmeleddin kabul etmeseydi Orhan Pamuk‘u veya Yaşar Kemal’i aday gösterecekmiş!.. Fırsatlar kaçırılmıyor, Nobel ödüllü Orhan Pamuk için yıkama yağlama çalışması da ihmal edilmiyor. Böylece 1,5 milyon Ermeni’yi öldürdüğümüz yalanı, Türk halkına gerçekmiş gibi kabul ettirilecek!.. Kemal Bey, görevini iyice öğrenmiş!.. Artık otel odalarında ABD elçileriyle halvete girip, talimat almasına ihtiyaç kalmamış!..

Haber-Türk’e açıklamalarda bulunan Kılıçların Efendisi, AKP’yi kastederek, “Ekmeleddin Bey’i onlar aday gösterse emin olun biz destek verirdik. Niye vermeyelim” diyerek (5) siyasette bir iddiasının olmadığını gösterdi. Ana muhalefet partisi iktidarın adayını destekleyecekmiş!.. Peki, o zaman size ne gerek var? Kemal Bey’in bu cümlesi bile, AKP iktidarını meşrulaştırmak ve iktidarda tutmak için “çakma muhalefet” yapmakla görevli olduğunu gösteriyor!..

Türk halkının okuma özürlü olduğundan emin olan İhsanoğlu, fikirlerinin öğrenilmesi için kitaplarının okunmasını önermiş. Kitapları bulmak ise imkansız. “Derin Tarih” adlı dergide, (6) Kurtuluş Savaşı’nın gerçekte yapılmadığı savunuluyormuş. Sevr Anlaşması’nı Lozan’dan daha iyi dergi, hiç olmamış bu Kurtuluş Savaşı’nı başlatanın ise, Fevzi Çakmak olduğunu ileri sürüyormuş… Bu derginin danışma kurulunda Ekmeleddin Bey de var. İnsan fikirlerine katılmadığı bir derginin yayın kurulunda neden yer alır?..

Neyse ki, cumhurbaşkanı adayı gösterme hakkı olmayan Türk halkının, dış güçlerin gösterdiği adaya oy verme hakkı var!.. Bunun da adı “ileri demokrasi” oluyor!..

Sözde muhalefetin ortak adayı Ekmeleddin ise, Recep Tayyip Erdoğan‘ın başbakanlığını beğendiğini açıklıyor! Demek ki, onun adayı da Erdoğan’dır… “Benim sayın başbakanla çok mükemmel bir dostluğum vardır, belediye reisliğinden itibaren. Ben AK Parti’nin aleyhinde değilim ki, böyle bir şey yok. Ben AK Parti’nin adayının da aleyhinde değilim…” (7) diyen biri, belli ki, Erdoğan’ı seçtirmek için görevlidir

Karşısındaki adayı beğendiğini söyleyen birine kim oy verir ki? Böyle biri Erdoğan’a rakip olabilir mi?..

Oy vermek zorunda bırakıldığımız Ekmeleddin İhsanoğlu, 40 bin kişinin katili, bölücü terör örgütü PKK’nın sivil uzantısı HDP’nin adayı Selahattin Demirtaş için ise, “Güven telkin eden bir insan… Kendisini çok beğendim. Çok zarif, muhataplarına güven telkin eden, fikirlerini dürüstçe söyleyen bir insan” demiş… (8)

Ekmeleddin Bey, Gülen Okulları için : “Bu mekteplerle her zaman iftihar ettim. Kapatılmalarının menfaatlerimize uygun olduğunu düşünmüyorum” demiş… (9) Oy vermek zorunda bırakıldığımız cumhurbaşkanı adayı Ekmeleddin Bey, İngilizce eğitim yapan ve öğrencilerine Türkler ve Türkiye ile ilgili sadece bir kaç şarkı öğretmekten ibaret olan, CIA’ya ajan yetiştirdiği için bir çok ülkenin kapattığı bu okulların nesiyle iftihar ediyor acaba?..

Tanıdıkça çok seveceğimiz söylenen adayımız budur ve düşüncelerini gizlemiyor aslında… Gizli ajandası olan Yeni CHP ile Yeni MHP’nin yöneticileridir… Onlardan hesap sorabilmek için sandığa gideceğiz mutlaka… Erdoğan’ı birinci turda seçtirip, güçlü görünmesine neden olmamamız gerekir. Kerhen de olsa Ekmeleddin’e oyumuzu vereceğiz… Sanki bu düşünceye inat Ekmeleddin Bey, konuşmalarıyla seçilme şansını zayıflatıyor. Buna rağmen, Türk halkı anketleri ters köşeye yatırıp, Ekmeleddin’i seçebilir. Eğer bu olasılık gerçekleşirse, o zaman güç odağı olduğu tartışmasız olan AKP’de çözülme başlayacaktır!.. Küçük menfaatleri için bir arada olan ideolojiden yoksun AKP’liler, yeni güç odaklarında yer tutabilmek için birbirleriyle yarışacaktır!..

İşte salt o günleri görebilmek için de Ekmeleddin’e oy vereceğiz!..

Av. Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1)http://www.debka.com/article/24032/Gaza-rockets-aim-at-Kurdish-oil-route-via-Israel-More-security-for-Ashkelon-and-Eilat-depots

Türkçe metin için bu bağlantıyı açınız:

http://www.ydh.com.tr/HD12949_debka–gazze-roketleri-israil-yolundaki-kurt-petrolunu-hedefliyor.html

(2)http://www.aydinlikgazete.com/mansetler/45963-sucu-ortme-hesap-ver.html

(3) http://tr.wikipedia.org/wiki/Demir_Kubbe

(4) https://www.facebook.com/video/video.php?v=432446923488899

(5)http://www.aydinlikgazete.com/m/mansetler/kilicdaroglu-akp-ekmel-beyi-aday-gosterse-destek-verirdik-h45620.html

(6)http://www.ulusalkanal.com.tr/gundem/ihsanoglu-hangi-ataturk-karsiti-derginin-danismani-cikti-h32092.html

(7)http://www.milliyet.com.tr/ekmeleddin-ihsanoglu-secim/siyaset/detay/1909826/default.htm

(8)http://t24.com.tr/haber/ihsanoglu-kurtler-ilk-turda-hdpye-ikinci-turda-bana-oy-vereceklerdir,264632

(9)http://www.aydinlikgazete.com/m/?id=46281

TANRIKULU’NUN KULLARI!..

 cemil_bay_k

CHP Parti Meclisi’nde Mayıs 2013 tarihinde:”PKK Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı her türlü terör eyleminden vazgeçtiğini ve silahlarını teslim edeceğini beyan etmediği sürece, herhangi bir çözüm arayışının içinde olunmayacağı; çözüm arayışının Öcalan ve Kandil tarafından yönetilmesine izin verilmeyeceği” kararı alınmıştır…(1)

Bu karar kamuoyundan ve parti üyelerinden gizlenmektedir. CHP’nin resmi sitesine (http://www.chp.org.tr/) girip, arama motoruna “Parti Meclisi kararları” yazdığınızda, karşınıza 141 içerik gelmektedir fakat aralarında nedense bu karar bulunmamaktadır… (2)

Geçen hafta KCK Yürütme Konseyi Eş Başkanı Cemil Bayık, Kürtçe yayınlanan Azadiye Welat gazetesinde yazdığı yazıda; Ortadoğu ve Suriye’nin Rojava diye adlandırılan bölgesinde yaşananlara dikkat çekerek, “Kürtler ve Kürdistan halkı özgür ve demokratik yaşama kavuşmadan kim gerillanın direnişten vazgeçeceğini sanıyorsa o hayal görüyor” demiştir… (3)

AKP iktidarına, PKK ile yürüttüğü müzakerelerde “sınırsız yetki” kullanma olanağını veren ve iki “tarafa” “dokunulmazlık zırhı” kazandıran 6 maddelik “PKK Yasası”na, Yeni CHP de destek verdi. Yasa Meclis’ten geçti… (4) Eski PKK avukatı ve CIA kaynaklarında TR705 olarak adı geçen CHP’nin fiili ve gerçek Genel Başkanı Sezgin Tanrıkulu, yasa Meclis’te görüşülmeye başlamadan önce, CHP örgütlerine bir yazı göndererek, CHP’nin çözüm sürecine ve PKK paketine destek verdiğini bildirdi ve örgütlere bu konuyu çevrelerine anlatılması görevini verdi… (5)

Parti Meclisi’nin kararında belirtilen “her türlü terör eyleminden vazgeçildiği” ve “silahların teslim edileceği” koşulları gerçekleşmeden CHP’nin çözüm arayışı içerisinde olmayacağı kararı ortada iken ve bu karardan sonra, PKK adına yapılan “Kim gerillanın direnişten vazgeçeceğini sanıyorsa o hayal görüyor” şeklindeki beyana rağmen, CHP örgütlerine paketi destekleme talimatı göndermek, Kurultay’dan sonra en yetkili organ olan Parti Meclisi kararlarını tanımamak ve açıkça çiğnemek anlamına gelir…

Yeni CHP’nin gerçek Genel Başkanı Sezgin Tanrıkulu yasanın geçmesinden sonra; “İki yıldır ısrarla tarif ettiğimiz yer burasıdır. Kürt meselesinin çözümü konusunda biz varız, hodri meydan” sözleri ile Kılıçdaroğlu’nun gerçekte “tuzluk” hükmünde bir zavallı ve Tanrıkulu’na “kul” olduğunu kanıtlamıştır… (6)

***

CHP Tüzüğünün 70. maddesinde : “Programa ve Tüzük kurallarına, kurultay ve yetkili organ kararlarına aykırı davranmak” parti suçu olarak tarif edilmiş ve parti üyeliğinden “kesin çıkarma” yaptırımına bağlanmıştır… (7)

Cumhuriyet Halk Partisi’nin yürürlükte olan Programı’nda da Kuzey Irak’ta üstlenen PKK mensupları, “özgürlük savaşçıları” olarak değil, terör örgütü üyeleri olarak tanımlanmıştır. CHP Programı, terörle “müzakere” yapılmasına hiç bir şekilde izin vermemektedir. Terörle mücadele esas alınmıştır. Aksine olan söylemlerin tamamı programa aykırılık teşkil eder…

CHP Parti Programı’nda:

“Türkiye’nin Kuzey Irak’tan PKK’yı tamamen tasfiye etmek hem hakkı, hem de görevidir. Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında bu görev eksiksiz yerine getirilecektir. (…) Terörle etkili bir mücadele gerçekleştirmek için güvenlik güçleri yeniden yapılandırılacaktır. Uzman ve profesyonel elemanlardan oluşacak özel eğitimli güvenlik güçleri terörist saldırıları eylem aşamasına gelmeden ve mümkün olduğu ölçüde Türkiye sınırlarına ulaşmadan önlemeyi amaçlayan bir yapıya kavuşacak ve yeterli olanak, yetenek ve teknoloji ile donatılacaktır” denmektedir…(8)

CHP Tüzüğü ve Programı’na göre, başta Kemal Kılıçdaroğlu olmak üzere, hükümetin “Kürt açılımı” politikalarına destek veren tüm yöneticileri, partiden “kesin çıkarma” cezasını gerektiren parti suçu işlemiş bulunmaktadır… Aynı zamanda CHP örgütüne, bu konu ile ilgili olarak vermiş oldukları talimatlar da “kanunsuz emir” niteliğinde olup, yerine getirilmeleri gerekmemektedir!..

İlginçtir, Kılıçdaroğlu ve ekibi, program ve tüzük değişikliğine gitmeye bile ihtiyaç duymamaktadır. Yönetime geldikten sonra, zaman içerisinde Kurultayı toplayacak olan delegeleri de kendilerine kulluk edecek, küçük makam ve mevkilere “fit” kişilerden seçerek değiştirmişler… Bu şekilde Atatürk’ün tam bağımsızlıkçı ve halkçı partisi, AKP’yi iktidarda tutma aracı haline getirilmiş ve PKK’nın propaganda birimine dönüştürülmüştür…

Bugün itibariyle CHP’nin Programı ve Tüzüğü yürürlükte olduğuna göre;

1) Kemal Kılıçdaroğlu CHP’ye genel başkan, Soroscu ekibi iseüye olma niteliklerini kaybetmişlerdir…

2) Bu noktadan itibaren hiçbir sözlerinin ciddiye alınmaması ve yerine getirilmemesi gerekir…

3)En kısa süre içerisinde büyük kurultay toplanmalı ve CHP’nin yeni Genel Başkanı ile Parti Meclisi üyelerini seçmelidir!..

Aksi halde, CHP tarihin tozlu sayfalarında yerini alacaktır!..

Bu görevi yerine getirmeyen, geciktiren veya savsaklayan; kurultay delegeleri, milletvekilleri, il ve ilçe başkanları da aynı şekilde Kılıçdaroğlu ekibi ile birlikte suç ortakları olarak anılacak ve tarihe bu yönleri ile geçeceklerdir!..

Av. Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1)http://www.aydinlikgazete.com/m/?id=45629&t=makale

(2) chp.pm_kararlari

(3) http://azadiyawelat.biz/dema-sewaze-soresa-kurdistane/

(4) http://www.tbmm.gov.tr/kanunlar/k6551.html

(5)https://stratejikoperasyon.wordpress.com/2014/07/11/pkk-dosyasi-ali-serdar-bolat-pkk-paketi-acilim-tasarisi-meclisten-gecti/

(6)http://www.karsigazete.com.tr/politika/artik-teror-orgutu-degil-silahli-muhalefet-olarak-tanimlanacaklar-h4535.html

(7) CHP-Tuzuk

(8) CHP-Program

RAKİBİMİZİ SEÇECEĞİZ!..

cumhurbaskanligi

Tarihçi Sinan Meydan’a Halk TV’de sansür uygulandı. Meydan, “Çatı Adayı” olarak gösterilen Ekmeleddin İhsanoğlu’nun yazmış olduğu bir kitap üzerinden eleştirilerini sıralayacaktı. Büyük olasılıkla da Atatürk’ün halifeliğe karşı olmadığı şeklindeki, çarpıtılmış düşüncesi hakkında konuşacaktı… “Özgürlüğün sesi” olmak iddiası ile ortaya çıkan Halk TV, havuz medyasından farklı olmadığını, Sinan Meydan’ın sesini keserek ve ekranı karartarak kanıtladı.. Halk TV’de program yapan Şaban Sevinç de çatı adayı İhsanoğlu’na oy vermeyeceğini söyleyen Hulki Cevizoğlu’na sert bir şekilde karşılık verdi… Şimdilik sadece not edip geçiyoruz!..

Emine Ülker Tarhan, “Cumhurbaşkanı adayı değilim” demediği halde, CHP Kayseri Milletvekili Şevki Kulkuloğlu ise, “twitter” hesabından böyle bir yalan uydurdu!..(1) Kulkuloğlu da genel başkanı gibi yalana başvuracak kadar küçülmüş. Tam da Yeni CHP’ye yakışan bir milletvekiliymiş!..(2) Oysa onun bu yalanı yayılmaya başladığı saatlerde Emine Hanım, aday gösterilmesinden duyduğu gururu ifade eden basın açıklamasını yazıyordu!.. (3) Bunu da bir yere not edip, geçelim!..

Bir CUMOK olarak, 40 yıldan fazla bir süredir, kesintisiz olarak okuduğum ve bir açık üniversite gibi gördüğüm Cumhuriyet gazetesinin tutumunu da şiddetle kınıyorum… Hikmet Çetinkaya’nın Cumhuriyet ilkelerine aykırı yazılarından, ve terbiye dışı üslubundan bıktım usandım. Utku Çakırözer’in Kılıçdaroğlu’nu parlatma çabaları ve diğer yazarların suskunluğunu da anlayabilmiş değilim. Bütün bunlar Cumhuriyet gazetesinin de şirazesinden çıkartıldığını gösteriyor… Doğal olarak okunacak gazete olarak geriye, Aydınlık gazetesi ile izlenecek TV kanalı olarak Ulusal Kanal kalıyor… Atatürkçü çizginin bu yılmaz savunucuları yine aklın bir olan yolunu gösterdiler… Her ikisini de kutluyorum!..

***

Gelelim 10 Ağustos’ta vereceğimiz oyun niteliğine: O gün kullanacağımız oy, Ekmeleddin Beye “destek oyu” niteliğinde değil, 10 Ağustos’tan sonraki mücadelemizde “siyasi rakibimizi seçme” niteliğindedir… Bu fırsattan yararlanarak, “Kürt açılımı”na destek veren Kılıçdaroğlu ile Bahçeli’den de kurtulma olanağını da elde edebiliriz diye umuyorum…

Anlayacağınız bu seçimde, Milli Mücadele kahramanları için ölüm fetvası veren Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi’nin yardımcısı İhsan Efendi’nin oğlu Ekmeleddin Beye oy vermeye mecbur bırakıldık! Bu zorunluluğun sonucu olarak, ne ona ne de başka bir güce teslim olacak değiliz… Cumhurbaşkanı seçimini, ortaya çıkan somut duruma göre, yeni bir strateji, yeni bir mücadele biçimi belirlemek üzere değerlendirebiliriz artık…

Oyun bozan”, “karşı tarafa hizmet eden” suçlamalarına fırsat vererek, yenilginin gerçek suçlularına mazeretler üretme olanağını da asla vermeyeceğiz…

Atatürkçülük çizgisinde yılmadan mücadele eden yurtsever devrimcilerin, bir teki bile, RTE’nin hanesine yazılacak şekilde oy kullanmayacağından eminim!..

Bir kez daha tekrar edersek, 10 Ağustos’da kullanacağımız oy, destek oyu niteliğinde değildir. Bu seçimi, yeni bir mücadele stratejisi belirlemek üzere, toparlanma olanağı gibi kullanacağız…

Çok iyi bildiğimiz birine oy vermeyeceğiz ama neden oy verdiğimizin bilincinde olacağız!..

Bilmediğimiz ama geçmişiyle, söylemiyle, kuşkulu olan aday Ekmeleddin İhsanoğlu’na oy vermek zorunda kalsak da, bu oyların “kerhen” verilmiş oylar olduğunu, bugünden ilan etmemiz şarttır!..

Beklendiği gibi Ekmeleddin Bey, kendi ağzıyla tarif etti kendini. Beyefendi, Arap dünyasının bugün içerisinde bulunduğu acıklı durumdan, Mısır’ın 2. Cumhurbaşkanı sosyalist lider Cemal Abdül Nasır’ı sorumlu tutuyor!.. Bundan anlaşılıyor ki, İhsanoğlu, mandacılığın devamı olan bir çizginin savunucusudur… Emperyalizme karşı ilk zaferi kazanarak, sömürge halklara kurtuluş yolunu gösteren Mustafa Kemal Atatürk hakkındaki görüşleri de belli!.. Sonuçta oy vermek zorunda bırakıldığımız Ekmeleddin’in fikirleri bize göre değil: O bazı ülkelerde geçerli olan Şeriat Kanunu içerisinde yer alan “recm” (taşlanarak öldürme) cezasını, insanlık dışı bulanları kınayan İslam İşbirliği Teşkilatı’nın (eski adı İslam Konferansı Örgütü) genel sekreteridir. Temsil ettiği örgütle aynı görüşleri paylaşmadığını da hiçbir zaman söylememiştir!..

Bu yüzdendir ki;

Alevi örgütleri Ekmeleddin Beye oy vermemekte kararlı gözüküyor(4)

Erdoğan ile İhsanoğlu’nu emperyalizmin dayatması olarak görenler de aynı görüşteler…

Kılıçdaroğlu’na karşı olanların tepki olarak sandığa gitmemesi de söz konusu değilmiş…

Bir de duygusal nedenlerle “Çatı Adayı”na oy vermeyecek olanlar varmış. Onlar da kendilerinin ciddiye alınmamış olmasından şikayetçiler. Bu yüzden onlar da sandığa gitmeyecekler veya gitseler de Ekmeleddin’e oy vermeyeceklermiş…

TEHLİKE BU NOKTADADIR İŞTE!..

Acaba böyle bir tablodan kim yararlanacaktır? Elbette ki, Recep Tayyip Erdoğan…

Yani, bu davranışlarla; sonuçta hiç istemediğimiz bir adaya oy vermek mümkün hale gelmiştir!…

Örneğin; bu defa “asla Erdoğan’a oy vermem” diyen biri, “boykot yaparak” veya “boş oy atarak” Erdoğan’a oy vermiş duruma düşebilir…

Geçen yazımda, bunun nasıl gerçekleşeceğini basit bir aritmetik hesapla göstermiştim.. (5) O yazım bugün de geçerliliğini koruyor…

Erdoğan’a karşı olanlardan oy vermeye gitmeyen ya da gidip de boş (geçersiz) oy kullananların oranının, sadece yüzde 2′yi bulması halinde; Erdoğan’ın oylarında 1 tek oy artışı olmadan, oy oranı yüzde 50′yi geçebilir ve birinci turda salt çoğunluğu sağlayıp, Cumhurbaşkanı seçilebilir…

Böyle bir sonuca kim sebep olmak ister?..

O zaman “Ben Recep’e oy vermedim” demek, durumu kurtarmaya yetmez. Çünkü verilmeyen oylar, RTE’ye verilmiş gibi işlem görecektir… Bu hesabı görmek için 5 numaralı dipnottaki yazıyı bir kez daha okuyun lütfen!..

Bu gerçeği görmezden gelemeyiz…

Bizi seçeneksizliğe mahkum eden Kılıçdaroğlu ve Bahçeli’den mutlaka hesap soracağız. Kılıçdaroğlu ve Bahçeli’den kurtulmadan, Türkiye’nin kurtuluşunun mümkün olmadığını bir kez daha anladık. Bu çok açık ve net olarak görülüyor artık….

Aklın yolu birdir. Ülke meselelerinde duygusallığa dayer olamaz!.. Bir kez daha tekrar ediyorum ki, 10 Ağustos’da Ekmeleddin İhsanoğlu’na verilecek oyları hiç kimse “destek” oyu olarak gösteremez! Bu oylar Kılıçdaroğlu ile Bahçeli’ye verilmiş destek olarak da değerlendirilemez!..

Çünkü biz, Ekmeleddin İhsanoğlu’na oy vererek, seçimden sonra siyaset arenasında mücadele edeceğimiz rakibimizi seçiyoruz!.. Bu şekildeki bir isimlendirme hiç de yanlış değildir!..

Oyumuzu bu anlayışla kullanacağız…

Önümüze getirilen adayların her ikisi de “mandacı” zihniyettedir, bunu biliyoruz… Tayyip Erdoğan’ı durdurabilmek için onun bir benzerini karşısına çıkartmak, daha baştan RTE’nin temsil ettiği mandacı zihniyete teslim olmak anlamına gelir. Bunun da farkındayız… Bu bilinçle hareket ettiğimizde; Ekmeleddin Beye oy vermek, yenilgiyi peşinen kabul etmek veya Siyasal İslam‘ı seçeneksiz göstermek anlamına gelmiyor… Türk halkını, pısırık ve ufuksuz politikalara mahkum edenler, er geç hesap vereceklerdir. Laik demokratik Cumhuriyete inanan çağdaş Atatürkçü kesimlerde, umutsuzluk yaratanlar, seçimlerden hemen sonra, Türk halkından esaslı bir tokat yiyeceklerdir!..

Karşı tarafın adayına oy verme psikoloji, bizim cephede; “mücadeleyi bırakma” ve “saflarımızda dağılma” sonuçlarını doğursa da bu geçici bir durumdur. Mustafa Kemal’in askerleri, önünde sonunda toparlanacaklar ve olmaları gereken mevzilerde yerlerini alacaklardır!.. Bundan kimsenin kuşkusu olmasın…

Bu yüzden, daha baştan saflarımızda çöküntü yaşanmasına fırsat vermemeliyiz!..

Bakınız… Recep Tayyip Erdoğan, sürekli kendi tabanını canlı tutarak, saflarını sıkılaştırmaktadır… Bu yüzden; bize dolaylı olarak dayatılan “daha fazla zayiat vermeden siz de teslim olun” anlamına gelecek komutlara asla itibar etmeyeceğiz… Çünkü biz daha fazlayız!..

TESLİM OLMAYACAĞIZ, BİZİ SİYASİ RAKİPLERİMİZE TESLİM OLMAYA MECBUR BIRAKACAK OLANLARI ASLA DİNLEMEYECEĞİZ!.. ONLARDAN DA ZAMANI GELDİĞİNDE HESAP SORUP KURTULACAĞIZ!..

Bizdenmiş gibi gözüküp de bizim mahallede, yenildiğimizi ilan edenler, gerçekte karşı tarafın tellallığını yapmaktadırlar. Onlar EMPERYALİZMİN AJANLARIDIR!..

Bizlerin, Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinden başka önderliğe ihtiyacımız yoktur… Yolumuz Kuvayi Milliyecilerin yoludur… Sevr’e karşı mandacılığı savunanlar ile “Çözüm Süreci“ne sınırsız kredi açanlar, aynı zihniyetin temsilcileridir, onlar bizden değillerdir…

Unutmayınız ki, “boş oylar” da geçersiz oy olarak sayılacaktır…

Bir kez daha tekrar ediyorum: Geçersiz oyların tümü RTE’ye verilmiş oylar olarak işlem görecektir… Çünkü Anayasamızın 102. maddesine göre, “salt çoğunluk”, geçerli oyların yarıdan bir fazlası ile hesap edilecektir… Başka seçimlerde siyasi bir duruşu, bir seçeneğini ifade eden; “seçimleri boykot” veya “geçersiz oy kullanma”, bu Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde, yandaşları oy kullanmaya giden adaya verilmiş oy gibi değerlendirilecektir… Bu kadar basit aritmetik bir hesabı görmeden hareket etmek, çağdaş uygarlığı hedef olarak belirlemiş yurtseverlere asla yakışmaz!..

Tam olarak, karşı tarafın kurduğu tuzağa düşmek ve oyununa gelmek olur!…

***

Cumhurbaşkanlığı adaylığı kesinleştikten sonra, Başbakan Erdoğan servetini açıklamış!? Çocukları dahil değil tabi. Mal varlığı 3 yılda; 1 milyon 14 bin TL artmış. 2011′deki beyanına göre, 3 milyon 390 bin TL’si olan Başbakanın, şimdi 4 milyon 404 bin TL’si varmış… Aradaki farkı hangi ticari faaliyeti ile kazandığını da herhalde açıklayacaktır. Benim anlamadığım, 500 bin TL alacağının, nasıl ve nereden doğduğudur! Bu alacak, Başbakan olarak yaptığı “fazla mesai” yüzündense, alacağını derhal örtülü ödenekten alsın!..

Çünkü 76 milyon Türk halkının, Başbakanına borçlu olarak sandığa gitmesini doğru bulmuyorum!..

Başbakanlar örtülü ödenekten harcanan paranın hesabını nasılsa vermiyorlar!.. Biliyor musunuz? Sadece geçen yıl örtülü ödenekten harcanan para 1 milyon doların üzerindeymiş. Bu miktar 500 bin dolar daha artsa ne yazar?.. Örtülü ödeneğin paraları nerelere harcanır, bu harcamalar zorunlu mudur, bu soruların da yanıtını kimseler bilmiyor!.. AKP’nin “İleri demokrasi”si böyle bir şey işte!..

***

Her neyse, bu defa sandığa gidiyoruz!.. Başka yolumuz kalmadı!..

Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı seçimini kaybetmesi ile bu defa onun cephesinde, panik ve çözülme başlayacaktır… Kamu kaynaklarını yağmalama ve talan üzerine bir araya gelenler, karakterlerine uygun şekilde, yine güçlü görünenin yanında yerlerini alacağından, bu seçimler AKP iktidarı için sonun başlangıcı gibi sonuçlar ortaya çıkartacaktır!..

Av. Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1) http://www.yurtgazetesi.com.tr/politika/chpli-kulkuloglu-tarhan-aday-degil-h55745.html

(2) http://www.hurriyet.com.tr/gundem/26712903.asp

(3)http://www.sozcu.com.tr/2014/gundem/tarhandan-adaylik-aciklamasi-546882/

(4) http://odatv.com/n.php?n=aleviler-ekmel-bey-kararini-verdi-2906141200

(5) http://chp-muhalefethareketi.biz.tr/2014/07/henuz-vakit-var/

HENÜZ VAKİT VAR!..

tuzak

UYARILARI GÖRMEZDEN GELENLER HESAP VERMEYE HAZIR OLMALIDIR!..

Cumhurbaşkanı adaylarının leh veya aleyhinde hiç bir yorum yapmadan, şu andaki somut duruma bakarak ve 30 Mart Yerel Seçimleri’nde ortaya çıkan tabloyu esas alarak, içerisine düşmekte olduğumuz tuzağı göstermek istiyorum:

Anayasanın 102. maddesine göre, (1) GEÇERLİ OYLARIN SALT ÇOĞUNLUĞUNU alan aday Cumhurbaşkanı seçilir. “Salt çoğunluk” yarıdan bir fazla demektir… Bu kuralı bir kenara not edelim…

Şimdi diğer verilere bakalım. 30 Mart Yerel Seçimlerinde AKP ve Kürt Partilerinin almış olduğu oylar aşağıdaki gibidir:

1. VERİ:

AKP: yüzde 43.13,

BDP+HDP; yüzde 4.20+1.90 =yüzde 6.10

Kürtler, Selahattin Demirtaş’ı aday göstermesine rağmen, oylarını Tayyip Erdoğan’a verebilirler. Bu olasılığa göre, Erdoğan, en fazla 43.13+6.10=49.23 oy alabilir ve bu oran salt çoğunluğu sağlayamadığı (yüzde elliye geçmediği) için RTE, birinci turda Cumhurbaşkanı seçilemez!..

2.VERİ:

CHP ve MHP‘nin “çatı adayı” olarak gösterdiği Ekmeleddin İhsanoğlu’na oy vermeyeceğini açıkça ilan edenlerin (Aleviler ile aralarında Atatürkçü Düşünce Derneği, Cumhuriyet Kadınları Derneği ve 50′ye yakın Demokratik Kitle Örgütü) SANDIĞA GİTMEMELERİ veya gidip de BOŞ OY ATMALARI halinde; yine yüzde 49.23 oranında oy alan Recep Tayyip Erdoğan, bu defa geçerli oyların salt çoğunluğunu sağlayarak birinci turda Cumhurbaşkanlığına seçilebilir!..

Oy vermeyeceğini açıklayan örgüt ve kesimler; seçmenlerin sadece yüzde 2′sini etkileyerek sandığa gitmemelerine (veya geçersiz oy kullanmalarına) neden olabilirse eğer; Bu defa Tayyip Erdoğan’ın (yüzde 49.23 oranı ile ifade edilen) alacağı OYLAR, geçerli oyların yüzde 50.23 ‘üne karşılık gelerek, salt çoğunluğunu sağlamasına ve Cumhurbaşkanı seçilmesine yetebilir…

T Ü R K İ Y E ‘ Y E   K U R U L A N   S O N   Y Ü Z Y I L I N  

E N  B Ü Y Ü K     T U Z A Ğ I   B U D U R !..

Bu tuzak basit bir aritmetik hesap ile anlaşılabilecek durumdadır. Şöyle ki: Geçerli oylardan yüzde 2′yi düşersek, bu defa yüzdelik oranı 98 üzerinden hesaplanacığı için: 100×49.23/98=50.23 sayısı elde edilecektir…

ŞİMDİ SORUN ŞURADADIR: Aleviler ve Ekmeleddin İhsanoğlu’na oy vermeyeceğini açıklayan seçmenleri ile tatilini bölüp oy kullanmaya gitmeyecek olan seçmenlerin sayısı, geçerli oyların yüzde 2′sine ulaşabilir mi?…

Yukarıda adı geçen örgütler ve kesimler tabanları üzerinde yüzde 2 oranında etkili olabilirse (yüzde 98′i örgütlerinin kararını dinlemezse bile) Recep Tayyip Erdoğan, oylarında bir tek artış olmadanbile, birinci turun sonunda Cumhurbaşkanı seçilebilir!..

Çözüm: “Çatı adayı”na oy vermeyecek olan küskün kesimlere de kendi adaylarını çıkarma olanağının tanınmasındadır…

Bu seçeneğin yaşama sokulmasının ayrıca şu yararları vardır:

Herşeyden önce, küskün olan bu kesim, sandığa giderek Recep Tayyip Erdoğan’ın birinci turda salt çoğunluğu sağlamasını önleyebilir ve Cumhurbaşkanı seçilmesini engelleyebilirler...

İkinci yararı, birinci turda birden çok Cumhurbaşkanı adayının oylanması ile bir tür ÖN SEÇİM yapılmış olur…

Bu şekilde, birinci turda Recep Tayyip Erdoğan’ın karşısında konuşlanan seçmen, bu tavrını sürdürerek, ikinci tura kalan adaylardan Tayyip Erdoğan’ın karşısında en çok oyu alana -biraz da zorunlu olarak- oylarını verirler…

Bu olasılıkta, şanslar hemen hemen eşittir. Hatta denebilir ki, birinci turu kaybeden Recep Bey, bu rüzgarla ikinci turu da kaybedebilir…

İkinci tura kim kalır? Bunu şimdiden kimse bilemez ama her kim olursa olsun, yürütülecek doğru seçim strateji budur…

Bunun dışındaki “oldubitti” ve “emrivakiler” geçerli değildir, son tahlilde AKP’ye hizmet ederler…

Sağduyulu Türk halkının bu konuda en doğru karar vereceğine inanmak gerekir…

Yanlıştan dönmek bir erdemdir ve bunun için henüz vakit vardır…

Aksi halde, yenilgiye sorumlu aramak bir işe yaramaz ve “eyvah” da para etmez…

Av. Cemil Can

DİPNOT: (1)

ANAYASA

MADDE 102- (Değişik: 21/10/2007-5678/5 md.)

Cumhurbaşkanı seçimi, Cumhurbaşkanının görev süresinin dolmasından önceki altmış gün içinde; makamın herhangi bir sebeple boşalması halinde ise boşalmayı takip eden altmış gün içinde tamamlanır.

Genel oyla yapılacak seçimde, geçerli oyların salt çoğunluğunu alan aday Cumhurbaşkanı seçilmiş olur. İlk oylamada bu çoğunluk sağlanamazsa, bu oylamayı izleyen ikinci pazar günü ikinci oylama yapılır. Bu oylamaya, ilk oylamada en çok oy almış bulunan iki aday katılır ve geçerli oyların çoğunluğunu alan aday Cumhurbaşkanı seçilmiş olur.

İkinci oylamaya katılmaya hak kazanan adaylardan birinin ölümü veya seçilme yeterliğini kaybetmesi halinde; ikinci oylama, boşalan adaylığın birinci oylamadaki sıraya göre ikame edilmesi suretiyle yapılır. İkinci oylamaya tek adayın kalması halinde, bu oylama referandum şeklinde yapılır. Aday, geçerli oyların çoğunluğunu aldığı takdirde Cumhurbaşkanı seçilmiş olur.

Cumhurbaşkanı göreve başlayıncaya kadar görev süresi dolan Cumhurbaşkanının görevi devam eder.

Cumhurbaşkanlığı seçimine ilişkin usûl ve esaslar kanunla düzenlenir.