Biz kazanacağız!..
TwitterFacebookGoogleYouTube

HANCI TAVUKLARI!..

chp

Kılıçdaroğlu’nun “2015 seçimlerinde anlamlı bir oy kaybı olması halinde bırakırım” şeklindeki sözleri, üzerindeki korkunç baskının acıklı bir itirafıdır!.. Kemal Bey, ancak CHP’nin alacağı oyların birkaç puan düşmesi halinde istifa edebileceğini söylemektedir. Demek ki, görevleri arasında en az bir dönem daha AKP’yi iktidarda tutmak da vardır!..

Açık söylüyorum: PKK ile pazarlık sürecini, “barış” adı altında halka yutturmaya çalışan bildiriye destek veren CHP milletvekilleri:Alaattin Yüksel, Aykan Erdemir, Ayşe Danışoğlu, Binnaz Toprak, Erdoğan Toprak, Hülya Güven, Hüseyin Aygün, İlhan Cihaner, Kadir Gökmen Öğüt, Melda Onur, Mustafa Moroğlu, Nurettin Demir, Rıza Türmen, Sena Kaleli, Sezgin Tanrıkulu, Veli Ağbaba ve bunların benzerleri 2015 genel seçimlerinde aday gösterilirlerse, Y-CHP’ye kesinlikle oy vermeyeceğim… Kurultay öncesinde bu açıklamayı ulusal bir görev kabul ediyorum!..

Emperyalist “küresel güçlerin”, Y-CHP’den beklediği görev: AKP’yi iktidarda tutmak için muhalif olanları oyalayarak dizginlemek olduğu açık seçik ortaya çıkmıştır… Türkiye’deki karşıdevrimin başarıya ulaşması, ancak bu şekilde mümkün olabilirdi. Küresel güçlerin Ortadoğu’daki rejimleri yıkma ve laik Cumhuriyet rejimini tasfiye etmekle görevlendirdiği iki “başarılı” önemli aktör terfi almıştır. Ellerinde oyuncağa dönen Türk halkını kolaylıkla yönlendirerek, Erdoğan’ı Cumhurbaşkanlığına, Davutoğlu’nu da Başbakanlığa çıkartmayı “başarmışlardır”… Emperyalistler, TSK‘nın etkisizleştirilmesi ve CHP’nin ele geçirilmesinden sonra, adım adım hedeflerine yaklaşmaktadır. “Gezi Direnişi” gibi, toplumsal muhalefeti arkasından sürükleyecek bir ayaklanma olmadıkça, emperyalizmin önünde ciddi bir engel kalmamıştır…

CHP’nin başından Kılıçdaroğlu ayrılınca, AKP’nin bir dönem daha iktidar olma olanağını yitireceği ve buna bağlı olarak karşıdevrimin tehlikeye gireceği gün gibi ortadadır. Satılacakların neredeyse tükenme noktasına gelmesi, yıllar içerisinde ekonomik varlıkların talanı, yaklaşan ekonomik krizin nasıl atlatılacağı konusunu gündemin birinci sırasına taşımıştır. Bu durumu en iyi bilen kişi olarak Recep Tayyip Erdoğan’ın icranın başından ayrılıp, Cumhurbaşkanlığını tercih etmesini, yaklaşan fırtınadan kaçış olarak değerlendirmek hiç de yanlış değildir… Bu ateş çemberi içerisinde en önemli görev, doğal olarak halkı yatıştırmak ve uyutmakla görevli muhalefete düşmektedir… Aksi halde, küresel güçlerin Ortadoğu’da kazandığı bütün mevzileri tehlikeye düşebilir!.. Olup biteni ve yakında olacakları bu fotoğraf içerisinde değerlendirmek gerekir…

Böyle aciz bir duruma düşülmesine emperyalistler asla izin veremezler!.. Zaten (B) ve (C) planları da bu nedenle vardır!..

Haziran 2011 seçimlerinden önce “Artışı sağlayamazsam bırakırım” diyen Kılıçdaroğlu, 2015 milletvekili seçimlerinde, oy oranını bir kaç puan artırabilse, yerinde kalıp görevine devam edecek. Acaba neden? Sıkı sıkıya koltuğa yapışması; onursuz bir adam veya koltuk heveslisi olmasından değil, “görev” bilincinden kaynaklanmaktadır!.. Bu gerçeği artık görmemiz gerekir… Laik, demokratik Cumhuriyet tasfiye edildikten sonra, Kılıçdaroğlu’nun oy oranını artırması ne işe yarar? Oy oranını azaltırsa, bu defa koltuğunu Sezgin Tanrıkulu veya Rıza Türmen gibi PKK’nın onay verdiği bir isime teslim edebilir!.. Acı ama gerçektir: PKK lideri Abdullah Öcalan’ın “Kemal’e selam söyleyin” cümlesi, Kılıçların efendisinin görevini ve hiyerarşideki yerini ayan beyan göstermektedir!..

6 okun yorumu çağdaş ve evrensel anlayışa göre yeniden yapılacak” sözlerini söyleyen Kılıçların efendisi, 6 oku hiçbir zaman anlamadığını veya içine sindiremediğini göstermiştir. Her iki halde de durum kötüdür. Gerçek kişiliğini ve kimliğini gizleyerek Atatürk’ün koltuğunu kalkan olarak kullanan Kılıçdaroğlu, CHP tabanını aldatarak, küresel güçlerin verdiği görevi yapmayı kabul etmiştir. Cumhuriyetin nitelikleri ile bire bir örtüşen “6 ok”un “çağdaş” anlayışa göre yorumunu yapmaya kalkışmak, CHP Programı’nın da iskeletini oluşturan bu ilkeleri çağdışı bulmaktan başka bir anlama gelmez!.. Büyük olasılıkla programa aykırı eylem ve söylemlerinin kaynağını da bu anlayış oluşturmaktadır. “6 ok”u çağdışı gören anlayışın, vakit geçirilmeksizin -hem de tekme, tokat- kapı dışarı edilmesi kaçınılmaz hale gelmiştir!..

Fazilet Partisi Milletvekili Mehmet Bekaroğlu’nun:” CHP’ye gelme konusunda bende sıkıntı oluşturabilecek CHP’nin geçmişine ilişkin bagajları olduğunu ilettim. Hatta ben demokrasi ve özgürlüklere ilişkin savunduğum tüm görüşleri savunup bu konudaki düşüncelerimi iletince, onu benden daha radikal gördüm” şeklindeki sözleri ise acı ve düşündürücüdür. Yukarıdaki tespitlerimizi doğrulayan bu açıklamadan anlaşılmaktadır ki, Abdullah Öcalan’ın Kemal’i, Bekaroğlu’ndan daha iyi Fazilet Partilidir… O zaman neden başka bir partide değil de Atatürk’ün partisi CHP’nin başında oturur?!..

Cumhuriyetçilerin elinde siyasi bir parti olmadan, ne karşıdevrimi tersine çevirmeleri ne de iktidara gelmeleri olanaklıdır. Ne yazık ki, Alevi kesimin içerisinden seçilen işbirlikçi Kemal, karşıdevrimin gerçekleşmesi için iktidarın yolundaki tüm taşları temizlemiştir. Rejim süratle “Suni İslam Devleti”ne doğru yol almaktadır. Kamuoyunda 4+4+4 yasası olarak bilinen ve eğitim-öğretim birliğini bozan yasaya, “elbette çocuklar dinini öğrenecek” diyerek muhalefet etmeyen Kılıçdaroğlu, şimdi çocukları zorla imam-hatipli yapılan Alevi ailelere nasıl hesap verecek, çok merak ediyorum!..

Özetliyorum: 4,5 yıllık Kılıçdaroğlu yönetimi ile geldiğimiz nokta; “devrimcilik” ilkesini karakteristik temel özelliği kabul eden Atatürk’ün partisi CHP, karşı devrimcilerin eline geçmiştir!.. Bu el değiştirme ile birlikte; Cemaatçiler, Kürtçüler, Liberaller ve 2. Cumhuriyetçiler parti yönetimine taşınmış, gerçek CHP’liler ise sokağa atılmıştır. Bu süre içerisinde yapılan il ve ilçe kongrelerine genel merkez ağırlığını koymuş, kurultay delegelerini önemli ölçüde değiştirmiştir. Bu arada CHP’nin Program’ı da edepsizce çiğnenmiştir. Bütün bunların adına “yenileşme” ve “çok çalışma” denmiştir!.. Yerel ve genel seçimlerde dinci ve gericiler öne çıkartılmış, çoğu aday gösterilerek ödüllendirilmiştir. Bununla birlikte, cumhuriyet karşıtlığı, “düşünce özgürlüğü” adı altında utanmadan savunulmuştur…

CHP’liler, “6 ok”u benimsemeyen, başka bir ifade ile Atatürkçülüğü ve Cumhuriyetin niteliklerini özümsemeyen, cumhuriyet karşıtlarına oy vermeye mecbur bırakılmışlardır… Sağ görüşlüler CHP’ye yerleştirildikten sonra, aday gösterilmişler ve bu kişilere “tıpış tıpış” oy vermemiz istenmiştir… Bu gidişle bizden sağ görüşü benimsememiz de istenirse, şaşırmamak gerekir. Çünkü gidişat o yöndedir!..

Ülkeyi yönetmek için halka sağ görüşlü olmak dayatılıyorsa, bu konuda zaten yeterince deneyimli sağ partiler var!.. Sonradan dönmelere kim, neden itibar etsin!..

Kaldı ki, “Yeni” CHP’nin “görev”i vardı, bu yüzden dişe dokunur bir programı bile olmadı… İktidar partisinin iç çelişkileri nedeniyle parçalanacağı düşünü kurmak ve bu düş üzerine ulufe dağıtmaya kalkışmak; katır pisliğinden beslenen hancı tavuğunun yaşam biçimini benimsemekle eş anlamlıdır!..

Yani içerisinde bulunduğumuz ahval ve şerait bu kadar vahimdir. O bakımdan tek kurtuluş yolumuz kaldı. O da CHP’yi işgalden kurtarıp, yeniden halkın partisi haline getirmektir… Bu mümkün olmazsa, yeni parti kurarak yola devam etmek kaçınılmazdır!..

18. Olağanüstü Kurultay’ın önemi de bu noktadadır!..

Av. Cemil Can

 

DELEGEYE SON ÇAĞRIDIR!..

binnaz toprak

Siz, Yeni CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ve “görevli” yakın mesai arkadaşlarına Nevşehir’in Gülşehir ilçesinden bildiri imzalayarak “destek açıklaması” yapan il başkanları!..

Mustafa Kemal Atatürk ve Kuvayi Milliyeci arkadaşlarının kurup Türk gençliğine emanet ettiği CHP’nin işgal altında, 78 il başkanlığının ise üstünde “ipotek” olduğunu dünya aleme ilan etmeye mecbur muydunuz?..

Genel merkezin önünde kapıkulları olduğunuzu ortaya koyan o aşağılık bildiriye imza atmakla:

*Padişah Vahdettin başkanlığında toplanan Meclis-i Ali’de; Sevr Anlaşması‘nı imzalayan dönemin hükümetine, anlaşmanın kabulü yönünde destek veren;

*Milli bilinci yok etmek suretiyle, halkın düşman işgaline karşı isyan etmesinin önüne geçmek amacıyla kurulduğu aşikar olan ve başkanlığını İngiliz Rahip Frew‘un yaptığı İngiliz Muhipleri Cemiyeti‘nin kurulmasına öncülük eden;

*Kurucusu olduğu İslam Teali Cemiyeti‘nin 25 Eylül 1919′da yayınladığı bildiride, Kuvayi Milliyecilere “kudurmuş haydutlar” şeklinde hitap eden;

*İşgalci devletlerin baskısı ile Boğazlıyan Kaymakamı “Milli Şehit” Kemal Bey’in, Ermeni Tehciri sırasında ihmali bulunduğu gerekçesi ile verilen idam cezasını onaylamayan Vahdettin’e, fetva vererek idam edilmesini sağlayan;

*”Padişahın aksi emrine rağmen, istilacılara karşı direnişe geçen milliyetçilerin öldürülmeleri caiz olmakla kalmayıp, hatta her Müslüman’ın dini görevidir. Bu uğurda ölenler şehit, kalanlar gazi sayılırfetvasını yazarak, Dürrizade Abdullah Efendi’ye imzalatan;

*Kurtuluş Savaşı başarıldıktan sonra, İngilizlerin temin ettiği yük gemisi ile Mısır’a kaçan;

*Oradan da Yunanistan’a sığınıp, “Yarın” ve Peyam-ı İslam” gazetelerini çıkaran ve paçavralarda yayınladığı bildirilerde;

*Ankara Hükümetinin Musul üzerinde hak iddia etmesini “gülünç” bulan;

*Türkler için “Müslüman barbarlar” diyen,

*Daha sonra da Mısır’a gidip, “Çatı Aday”ımız Mustafa Sabri Efendi’nin yardımcısı Şeyh İhsanoğlu’nun oğlu Ekmeleddin İhsanoğlu’nun da mezun olmakla iftihar ettiği El-Ezher Üniversitesi‘nde din dersleri veren;

Son Şeyhülislam MUSTAFA SABRİ Efendi’den farkınızı görmek istiyoruz!..

Mustafa Sabri ile kader birliği yapan samimi arkadaşı Şeyh İhsanoğlu‘nun (1) oğlu Ekmeleddin Bey’i, Atatürkçülerin önüne cumhurbaşkanı adayı olarak süren Kemal Kılıçdaroğlu’nu “başarılı” buldunuz ve yola onunla devam etme kararı aldınız. Öyle mi?

Bence de başarılıdır başarılı!?.. (2)

Dersimli Kemal, milletvekillerine baskın kurultay sonuna kadar “konuşma yasağı” koyarak, başlarına birer çuval geçirmiştir! İl başkanlarına ise “destek açıklaması” yaptırarak, tümünü tek bir çuvalın içerisine yerleştirmiştir!.. (3)

Başarılıdır tabi başarılı!..

Siz CHP’nin son kurultay delegeleri!..

Bu size Türk halkının yapacağımız son çağrısıdır:

CHP’deki işgal kırıldıktan sonra, ülkemizdeki işgalin de kırılacağından en ufak bir kuşkunuz olmasın!..

Kurultay, 6 oka sahip çıkma(4) ya da bölünmeye evet deme noktasında hayati öneme sahiptir!..

Bu acı gerçekliğe göre karar vereceksiniz…

Kafanıza geçirilmiş çuvalı çıkartın artık ve son sözünüzü söyleyin!..

MUSTAFA KEMALLER olarak mı tarihe geçeceksiniz yoksa MUSTAFA SABRİLER olarak mı?..

Bilelim….

Çünkü Ankara’da 5-6 Eylül günlerinde, 1216 delege, CHP’nin en önemli sayfasını yazacak!..

Umarız risk alıp bedel ödemesi gerekenler, Gülşehir’den verdiğiniz “destekle”, yurtsever CHP’lilere bedel ödetmeye kalkışmazlar ve sizler de “Mustafa Sabriler” olarak tarihe geçmezsiniz!..

Av. Cemil Can

DİPNOTLAR;

(1)http://www.aydinlikgazete.com/mansetler/ekmeleddin-ihsanoglu-kimdir-biliyor-musunuz-bir-de-bizden-dinleyin-h43575.html

(2)http://chp-muhalefethareketi.biz.tr/2014/08/b-a-s-a-r-d-i-k/

(3) Genel Başkanlığa adaylığını açıklayan Yalova Milletvekili Muharrem İnce, bu bilginin gerçeği yansıtmadığınıaçıkladı: Gülşehir’deki toplantıya 78 değil, 60 il başkanı katılmış. Destek açıklamasına imza atan il başkanlarının 38′i zaten delege değilmiş. Geriye kalıyor 22 delege il başkanı. Deste bu kadar yeni. Kemal Bey, ancak 22 il başkanını kendine benzetebilmiş… Çok da başarılı değil yani. Bu gerçeğe rağmen, yalan söyleyerek kendini şişirmek Kemal Bey’e pek yakıştı… Bu durumu kendi ifadesi ile söylersek; “Yalan söyleyenden başbakan olmaz”, ama Yeni CHP’ye genel başkan olur!..

http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/siyaset/108807/ince__O_gunku_Kemal_agabey_gitti….html

(4) Bir BOP projesi olan “ulusalcılıkla hesaplaşma” 18 Ekim 2005 tarihinde Fethullah Gülen Aktüel Dergisi’ne verdiği yazılı mülakatta dile getirdi: “Şimdi önümüzde daha geniş, kapsamlı ve kompleks bir süreç var. Dolayısıyla direnç noktaları daha fazla sancı oluşturabilir. AB sürecinde son günlerde yaşanan kavga ve tartışmalara bir bakıverin. Ölseler bir araya gelmeyecek kimseler ulusal cephe adı altında suni bir kitlesel dalga oluşturmaya çalışıyor. Kimlikleri, söylemleri, hassasiyet ve dünya görüşleri bu derece farklı, üstelik birbirleriyle hiçbir diyalog geliştirme niyet ve isteği olmayan insanlar muvakkaten bir araya geliyor. Gerçekten her söz ve hareketleri suni ve iğreti duruyor. Ulusal cephe adı altında oluşturulmaya çalışılan dalganın sınırları belli değil. Hedefi, niyeti ve çağrı yaptığı hassasiyetleri farklıdır. Kemiksiz, kimliksiz ve hedefsiz bir dalga. Her açıdan manipülatif bir organizasyon olduğu belli. Ama sancılar olacaktır. Bunlar aşılacaktır.” demiştir…

http://www.odatv.com/n.php?n=fethullah-gulen-yasananlari-nerede-haber-verdi-2802101200

Ardından AKP’nin Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, 17 Eylül 2012 tarihli Hürriyet gazetesinde yayımlanan ropörtajında:”19. yy ideolojisi olan ulusculuk Avrupa’da feodalite ile bölünmüş yapıları bir araya getirip ulus devletleri doğurdu. Bizde ise tarihten gelmiş organik yapıları dağıtarak geçici ve suni karşıtlıklar ve kimlikler ortaya çıkardı. Hepimizin bu ayrıştırıcı kültürle hesaplaşma zamanı geldi” diyerek, hükümetin ulusalcılık konusundaki görüşünü anlaşılır bir şekilde dile getirmiştir.

http://www.hurriyet.com.tr/gundem/21483551.asp

Davutoğlu’nun bu görüşü 17 Şubat 2013 tarihinde Recep Tayyip Erdoğan‘ın “Biz her türlü milliyetçiliği ayaklar altına almış bir iktidarız” açıklaması ile hükümetin resmi görüşü halingetirilmiştir.

http://sozcu.com.tr/2013/gundem/milliyetciligi-ayak-altina-aldik-227165/

Büyük Ortadoğu Projesi’nin bir parçası olan ve ulusalcılığı düşman ilan eden bu yeni ideolojik tespit, Yeni CHP tarafından da aynen kabul edilmiştir.

Kılıçdaroğlu’nun akıl hocalarından (Seyit) Rıza Türmen, “Hem ulusalcı hem solcu olunmaz” diyerek, olağanüstü kurultay öncesinde; 6 okun biri “milliyetçilik” ilkesine saldırıyı başlatmıştır.

http://www.ulusalkanal.com.tr/gundem/hem-ulusalci-hem-solcu-olunmaz-h34971.html

Y-CHP’liler, “sol”un özünü teşkil eden; tam bağımsızlık, antiemperyalist tavır, emekten ve evrensel değerlerden yana olmak yerine, üzerinde anlaşmaya varılamamış bir siyasi kavram olan; “sol” sözcüğünün içerisinde kendilerini tarif etme acizliği içerisine girmişlerdir…

http://tr.wikipedia.org/wiki/Solculuk

Türmen’i Binnaz Toprak takip etmiştir: “Ulusalcı çizginin solda yeri yok” diyerek, Y-CHP’nin çizgisinin BDP’den ve Cemaat’ten farklı olamayacağına vurgu yapmıştır.

http://t24.com.tr/haber/chpli-binnaz-toprak-ulusalci-cizginin-solda-yeri-yok,268342

Y-CHP‘nin başına kaset komplosu ile getirilen “Dersimli” Kemal:”6 okun yorumu çağdaş ve evrensel anlayışa göre yeniden yapılacak” diyerek, CHP’nin temel ilkelerini özetleyen 6 oku, “çağdışı” gördüğünü açıkça ifade etmiştir…

Bu sözler yürürlükteki CHP Programına açıkca aykırılık teşkil edip, Tüzük hükümleri gereğince partiden ihraç nedenidir.

Dolayısıyla olağanüstü kurultayın bir anlamda CHP’nin “temel ilkelerine sahip çıkma” ya da “programından ayrılma” kurultayı olarak gerçekleşecektir!..

Geldiğimiz noktada; BOP’un sadık bir görevlisi olduğunu gizlemeye dahi gerek görmeyen Kılıçdaroğlu’nun kazanması halinde; bölünmenin kaçınılmaz olacağı ortadadır!…

http://www.aydinlikgazete.com/mansetler/kilicdaroglu-6-ok-yeniden-yorumlanacak-h49207.html

 

türmen

B A Ş A R I L I Y I Z!?..

tarhan_1

 

4 yıllık Kemal Kılıçdaroğlu yönetiminde:

Başta kendisi olmak üzere; Parti Sözcüsü Haluk Koç, ve Genel Sekreter Gürsel Tekin’in “derin analizlerinden” anladık ki; önceki genel seçimlerde, anayasa referandumunda ve yerel seçimlerde pek başarılı olamadık ama, Cumhurbaşkanı seçimlerinde başardık!..

.

Ortak aday”ımız, kendisini destekleyen 14 partinin daha önce almış olduğu oyların toplamından 9 milyon daha az oy almış…

Toplama yaparken, çıkarma işlemini yapmayı başardık!..

Sandığa götürebildiğimiz seçmen sayısı 14 milyon civarında kaldı fakat 15 milyon oyu sandığın dışında bırakmayı başardık!..

Başka bir söyleyişle “çatı adayı”na oy veren partilerin toplamından daha fazla oyu olan yeni bir “oy kullanmayanlar partisini” yaratmayı başardık!..

Atatürkçü bir aday çıkmasının önünü keserek, toplam oyların sadece yüzde 38‘ini alan Recep Tayyip Erdoğan’ın oy oranını yüzde 52‘ye çıkarmayı başardık!..

İslamcı Ekmeleddin’i aday göstererek, 40 yıldır birlikte mücadele veren devrimci karı-kocayı kavga ettirip küstürmeyi başardık!..

Demokratik kitle örgütlerini ve kanaat önderlerini dinliyormuş gibi yapıp, gerçekte hiçbirinin düşüncesine değer vermeyerek, küresel güçlerin dayattığı adaya “tıpış tıpış” oy verilmesini başardık!..

AKP iktidarının hukuksuzluk, yolsuzluk, partizanlık ve hırsızlıklarının tavan yaptığı bir dönemde, liderlerini devletin tepesine taşımayı başardık!..

Hepsinden önemlisi; 40 bin kişinin katili PKK‘nın lideri Abdullah Öcalan’ın “İzleme Kurulu”, Toplumsal Mutabakat Komisyonu” ve “Ortak Akil Heyeti” gibi projelerini sahiplenerek, hükümetin başlattığı “açılım süreci”nin önündeki taşları temizlemeyi de başardık!..

Askeri kanat lideri Cemil Bayık’ın “Silah bırakacağımızı sananlar hayal görüyor” sözlerine ve bu sözlerinin gereğini yapmasına rağmen, hükümetin terör örgütü ile görüşmeleri suç olmaktan çıkartan yasa tasarısına destek vererek, PKK’nın meşrulaştırılmasını başardık!..

Bu listeyi TSK’ya kumpas kuran Cemaat’le işbirliği, laikliğin tehlikede olmadığı gibi daha pek çok “başarılı” olduğumuz hususu ekleyerek uzatabilirim…

Demek ki, bayağı başarılıyız!..

***

Hedeflerini başaran Yeni CHP’nin “iktidara gelmek” gibi bir siyasi hedefi olmadığına göre, kapısına kilit vurulmasında veya Sezgin Tanrıkulu’na bırakılmasında bir sakınca kalmamıştır…

Başardık” sözcüğü ile aynı anlama gelen “Bu seçimin kaybedeni biz değiliz” şeklindeki sözlerle hezimeti unutturmaya çalışan Y-CHP yöneticileri, halkı her söylediklerine inanacak kadar saf sanıyorlar…

Bundan sonra, CHP tabanı ilk fırsatta (kurultayda) bu Cumhuriyet düşmanlarına gerekli dersi veremezse, gerçekten yöneticiler haklı çıkacak ve halkı koyun sürüsü haline getirmeyi başarmış kabul edileceklerdir!..

Kanımca “başarılıyız” derken, büyük olasılıkla bunu kastediyorlar…

Yoksa bu adamlar “başarısızlığı” başarı sözcüğü ile tarif edecek kadar odun kafalı olamazlar!..

***

Bu güzelim ülkeyi düşman işgalinden kurtaran ve Osmanlı’nın küllerinden Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran atalarımızın partisini bu ihanet şebekesine nasıl teslim ettik?..

Siyasete uzak durarak bu işi başardık galiba!..

Siyasetle ilgilenmeyince, alanlar doğal olarak hainlere kalmıştır!..

Dolayısıyla biz de biraz suçlu sayılırız!..

Başka Türkiye yok ve bir yere de gidemeyeceğimize göre, çocuklarımızın geleceğine sahip çıkmak için görevimizi yapmak zorundayız!..

Siyasete uzak durarak; devlete, millete ve atalarımıza karşı işlediğimiz suçların bedelini ödeme zamanı geldi de geçiyor bile…

Seçme ve Seçilme Hakkı”nın anayasal bir haktır ve aynı zamanda bir yurttaşlık ödevi olduğunu unuttuk!..

Bu ödevin yerine getirilmesi için yapılacak olan her etkinlik; yani hangi partiye veya adaya oy verileceğini saptama faaliyeti, en basit ve kaba tanımıyla siyaset yapmak anlamına gelir. Demek ki, siyasetten uzak durmak, yurttaşlık ödevini yapmamakla eş anlamlıdır!.. Tıpkı askerlik yapmamak, vergi vermemek gibi…

***

O halde herkes görev başına gitmelidir!..

Duyarlı yurttaş sorumluluğu bunu gerektirir…

Atalarımızın partisi CHP’yi işgalcilerin elinden geri almak, öncelikli bir yurttaşlık ödevidir…

CHP’deki işgali kırmadan ülkemizdeki gizli (emperyalist) işgali sona erdirmek olanaksızdır!..

Tüm yurtseverler ve devrimciler, bu savaşımın öncülerini desteklemek üzere Ankara’ya büyük kurultaya gitmelidir…

Bir kez daha Türk halkının gücünü dünyaya göstermek zamanı gelmiştir!..

Av. Cemi Can

“TIPIŞ TIPIŞ KEMAL” !..

inadına_1

İNADINA “TIPIŞ TIPIŞ KEMAL” !..

 İnadına da ne demektir?

Kimin inadına iş yapıyorsunuz?

Halkla inatlaşılır mı hiç?

Bu ne biçim duygusallık, bu ne kendini beğenmişliktir!

Mahallede oyun oynayan çocuklar bile bu yaptığınızı yapmaz, böyle inadına inadına konuşmazlar…

Bu nasıl afiştir böyle!

Sağlık kurulu raporunuz sanki…

Hastalıklı ruh halinizi duvarlara asmanız şart mıydı?…

Yedi kat yerin altında Atatürk ve Kuvayi Milliyeci arkadaşlarının kemiklerini sızlatıyorsunuz!..

 Sen heeeey!..

“TIPIŞ TIPIŞ KEMAL”;.

 ARTIK BİRAZ UTAN, BİRAZ AR ET!..

ONURLU DAVRAN VE YAKAMIZDAN DÜŞÜP UZAKLAŞ: İSTİFA ET!..

***

Seçim sonuçlarını “Bugün seçim olsa yine yine Ekmel Bey derdim” sözleriyle son derece saygısızca değerlendiren TIPIŞ TIPIŞ KEMAL, hiç kuşku yok ki, AĞIR BİR VAKIA bir megaloman olarak duruyor karşımızda!..

Orhan Pamuk ile Yaşar Kemal’i cumhurbaşkanı adayı olarak düşünen bu zeka fukarasının hatasının bedelini ne yazık ki Türk halkı ödüyor. Basiretsiz, çapsız ve korkak “TIPIŞ TIPIŞ KEMAL”in, bundan böyle görevlendirileceği en uygun yer: Tunceli hariç, başka bir ilin Alevi derneğine saymanlık olabilir en fazla…

Tuncelililer haklı olarak ona “Gundi Kemal” diyorlar ve nedense hiç değer vermiyorlar… Yerel seçimlerde bu tutumlarını açıkça göstermediler mi? Biz anlamadık ne yazık ki!..

 “TIPIŞ TIPIŞ KEMAL”;

Demek tekrar seçim olsa, üstelik de İNADINA, önümüze yine EKMELEDDİN’i koyardın ha! Helal sana Kılıçların Efendisi, helal sana… Sen sana yakışanı yapıyorsun ya…

Yani YİNE seçimi KAZANAMAYACAK kişiyi, muhalefetin önüne aday olarak koyacaktın!.. Büyük olasılıkla efendilerinin sana vermiş olduğu “görev” budur da bu defa bizi aynı çuvala sokamayacaksın!…

Oy kullanmayarak protesto seçeneğini kullananların yanında yerimizi alacağız. Ne de olsa “oy kullanmayanların partisi”nin oyu senin Y-CHP’nden fazla!..

 “Tıpış Tıpış Kemal”!..

Halk iktidar olmak istiyor, bunu o pancar motoru gibi tekleyerek işleyen kafana sok!..

Sözlerin, iktidar olma iddianın olmadığını gösteriyor. Bu düşünceni birkaç kez ağzından kaçırdın zaten. SİYASETTE İDDİASI OLMAYANA KİMSE OY VERMEZ!.. En odun kafalılar bile bunu bilirler… Sen de bu kadarını bari anla…

En uygun aday SEÇİMİ KAZANAN veya kazanabilecek olandır!..

Ekmeleddin Bey seçime girdi ve kazanamadı…

O halde uygun olan aday o değildi. İNADINA tekrar onu aday göstermek; halkı takmamak, koyun yerine koymak anlamına gelir. Bizi koyun yerine koyma, bayramlık ağzımı açtırma…

“Tıpış Tıpış Kemal”!..

Yoksa bizim bilmediğimiz Ekmeleddin’i kazandıracak, (başka gezegenden getireceğin) AYRI seçmenlerin mi var?

“Analizin”den anladığımıza göre, mevcut seçmen CHP’ye ihanet etmiştir. Öyle mi?

Öyle değilse, nedir bu kafa tutmalar, bu efelenmeler, soytarılıklar, haddini bilmezlikler…

Bu saçma düşünceler denizinde kulaç atacak yerde gerçeği kabullensene: Siyaset senin işin değil, güven vermiyorsun insanlara… Birkaç adamının, ki onlar da bir yerde yönetim kurulu üyeliği veya CHP’li bir belediyenin vereceği büfeye fitler, sana yaktığı yağ, gerçeği ters yüz edemez…

 Halkın zekası ile sürekli ALAY etme!..

Senin gibi; kendini beğenmiş kuş beyinli hainler, CHP içerisinde yuvalanmış Şeyh Sait’in işgal birliği erleri, Seyit Rıza’nın maraba torunları, F Tipinin ortakları, ABD’nin yeni taşeronları, PKK’nın basın bürosu mensupları, TR 705′lerin hamileri ve emperyalizmin sadık uşakları; halkın önünden çekilmeden ne CHP’yi iktidara taşıyabiliriz ne de subayları ile kol kola girdiğiniz işgal kuvvetlerini ülkemizden kovabiliriz!..  Bunu biliyoruz. Bu yüzden önce sizden kurtulmamız gerekir…

***

 ”Dürüst” sözcüğünü de alabildiğine sömürdünüz!..

Örneğin; kardeşinizi İNŞAATLARDA BEKÇİ olarak çalışıyormuş gibi gösterip, duygu sömürüsü yapmanıza ve itibar kazanmanıza daha fazla İZİN VERİLMEYECEKTİR…

Halkın paralarını hangi hainlere niçin dağıttığınızı açıklayın!

Kardeşinizin bekçilik numarası ile bu istismarınızı örtemezsiniz… Kendinize güveniyorsanız, en kısa zamanda partinin internet sitesinden ayrıntılı bilançoyu yayınlarsınız.

“DÜRÜST KEMAL” kendinizi denetime açın, parti adına kime hangi işi yaptırdınız ve ne kadar para ödediğinizi görelim!..

 ***

CHP’lilerin önündeki bir başka zorluk daha var:

O da “Tıpış Tıpış Kemal”in, bir kaç yıl içerisinde kurultay delegelerinin yarıya yakınını kendisine benzetmiş olmasıdır…

Rahatlığı ve muhaliflere 586 imzayı bulup gelin diye efelenmesi bu yüzdendir…

Genel Başkan Yardımcı Bülent Tezcan ile Erdoğan Toprak; bir tek kişiyle bile konuşmadan, “Taban kurultay istemiyor” diyecek kadar kendini kaybetmişlerdir…

Erdoğan Toprak’ı anlarım da Bülent Tezcan’ı çok kınadım çoook!.. Bir de hukukçu olacak bu adam. Bugüne kadar söylediği doğru sözleri bile bir kalemde sildi gitti…

Ayarlanmış olan delegeler başka, fakat geri kalanların bugünlerde acil bir görevi vardır:

Partinin PARÇALANMASINA fırsat vermeden, en kısa zamanda seçimli olağanüstü büyük kurultayı toplamaları ve HEMEN yönetime el koymaları şarttır…

SOROS-TESEV işgal birliğini görevden almak ve EMANETİ HALKA TESLİM ETMEK ertelenemez ve vazgeçilemez ve ertelenemez bir ödev hale gelmiştir…

Yılların CHP’lileri bu çıkmaz sokak karşısında; başka arayışlara girmeyi ve bundan böyle CHP’ye OY VERMEMEYİ dahi düşünmeye başladılar!.. Bu kadarını görmezden gelemezsiniz…

Aksi halde, CHP’nin son kurultay delegeleri, BÖLÜNMENİN SORUMLUSU ve Kılıçdaroğlu ekibinin SUÇ ORTAKLARI olarak SİYASİ tarihe geçeceklerdir…

CHP’li olan hiç kimse, “İNADINA” sözcüğünü bir insan için inadına kullanamaz, hele hele kendisi için asla kullandırmaya izin vermez!..

İnanın:

CHP’NİN BİR GENEL BAŞKANI OLMADAN, YANİ SADECE TABELASI İLE GİRDİĞİ SEÇİMLERDE BİLE, BU EKİPTEN DAHA İYİ SONUÇLAR ALIR!..

SADECE CHP PROGRAMINA BAĞLI OLDUĞUNU AÇIKLASIN YETER!..

Av. Cemil Can

av.cemilcan@hotmail.com

“DÖNÜŞTÜK”!..

Bu haftaki yazıma, yanıldığımı itiraf edip, özür dileyerek başlamayı çok isterdim. Olmadı işte!..

İçerisine çekildiğimiz ve ısrarla işaret ettiğim tuzağa yine düştük: AKP’nin 30 Mart Yerel Seçimleri’nde aldığı toplam oy: 19 milyon 111 bin 182 idi. Kesin olmamakla birlikte Cumhurbaşkanlığı seçiminde AKP seçmeni sandığa gitmiş ve adayı Erdoğan’a 19 milyon 870 bin 619 oy vermiştir… Oy oranında kayda değer bir artış yok…

CHP’ye 30 Mart’ta 11 milyon 270 bin 468 kişi, MHP’ye ise, 7 milyon 718 bin 799 kişi oy vermişti. Bu oyların toplamı: 18 milyon 898 bin 285 eder. Çatı adayı Ekmeleddin İhsanoğlu,bu oyların ancak 14 milyon 623 bin 716‘sını alabilmiştir… Destek veren diğer partileri hesaba katmıyoruz bile. Sadece bu iki partinin verdiği fire: 4 milyon 365 bin 569‘dır. Yani CHP ve MHP’nin tabanı yönetimlerini dinlememiştir. Muhalefetin bu tavrı, Erdoğan’ın oylarında bir artış olmadığı halde, oy oranının yüzde 52.6′ya çıkması sonucunu doğurmuştur… Özetle, 30 Mart’ta hemen hemen aynı oy miktarı ile toplam oyların yüzde 43‘ünü almış olan AKP, Cumhurbaşkanlığı seçiminde geçerli oyların yüzde 52.6‘sını almıştır…

30 Mart yerel seçimlerinde yüzde 89 olan katılım, Cumhurbaşkanlığı seçiminde yüzde 73‘e düşmüştür. Başka bir ifade ile 30 Mart’ta 6 milyon 300 bin kişi oy kullanmaya gitmezken, Cumhurbaşkanlığı seçiminde bu sayı, yaklaşık 3 kat artışla 16 milyon 867 bin kişiye çıkmıştır…

Rakamların üç aşağı beş yukarı bize söylediği budur.

Peki, bu durumun sorumluları kimlerdir?.. Hiç kuşku yok ki, halkı adaysız bırakıp, “tıpış tıpış” sandığa gideceklerini sananlardır!.. CHP tabanını “dönüştürme” görevini üzerine alan Kemal Kılıçdaroğlu ile ülkücüleri “terbiye” etmeyi üstlenen Devlet Bahçeli’dir… Her ikisi de küresel güçlerin Türk halkına dayattığı birer görevlidir!..

Gelin bu seçimler nedeniyle iki liderin üstlendiği küresel görevleri gözden geçirelim:

Türkiye’nin rejimini “laik, demokratik Cumhuriyet”ten “Ilımlı İslam”a dönüştürmek, Büyük Orta Doğu Projesi’nin (BOP) hayati önemdeki bir bölümüdür. Bu ısmarlama dini benimseyen uydu devletçikler daha sonra kurulacaktır. Türkiye’yi dönüştürmeden ve işin içerisine almadan, Ortadoğu’yu dönüştürmenin öyle kolay başarılacak iş olmadığı açıktır. Çünkü Türkiye, Müslüman toplumların laik rejimle yönetilen tek ülkesidir… Öncülüğünü toplumun önemsediği din adamları yapmadıkça da, “Gerçek İslam”ı, “Ilımlı İslam”a dönüştürmek olanaksızdır. “İkiz Kule” kabusunu unutamayan Amerikalılar, Müslümanlara “Ilımlı İslam”ı kabul ettirmeden rahat uyuyamayacaklardır. Kim ne derse desin, küresel güçlerin “Gülen Hareketi” ile bu yönde aldığı yol küçümsenemez…

Bir başka gerçeklik de “laiklik ilkesi” sulandırılmadan Türk toplumuna “Ilımlı İslam”ı kabul ettirmenin zorluğudur!..

CHP Programına göre, Cumhuriyet rejiminin olmazsa olmazı kabul edilen “laiklik ilkesi”ni, en fazla sulandıran siyasetçi, hain Seyit Rıza’nın hayranı “Dersimli” Kemal Kılıçdaroğlu olmuştur. Denebilir ki, CHP’nin okundan biri olan “laiklik” ilkesinden, onun döneminde vazgeçmiştir. Üstelik programı değiştirmeden bu işi gerçekleştirmiştir…

Yeni CHP adı, özünde bu başkalaşımı ifade etmektedir…

Kılıçdaroğlu’nun zaman zaman övünerek ifade ettiği, CHP yönetimindeki “dönüşümü gerçekleştirme” sözlerinin asıl hedefinde CHP’nin tabanı vardır… Hal böyle olunca, “laiklik ilkesini” özümsememiş olan Kemal Kılıçdaroğlu gibi birinin, Atatürk’ün partisinin başında tutunabilmesini, tabandaki dönüşümün önemli ölçüde başarıldığına kanıtı olarak gösterebiliriz…

CHP tabanındaki dönüşüm, halkın gözüne parmak sokarcasına gerçekleştirilmektedir… 

Yeni CHP’nin, “Türbanı biz çözeriz” sözleriyle girdiği yol; kamuoyunda 4+4+4 olarak bilinen ve “eğitim öğretim birliği”nin bozulması sonucunu doğuran yasaya destek vermeye kadar uzanmıştır. Karşıdevrime verilen bu katkı, Kılıçdaroğlu’nun “Elbette çocuklar dinini öğrenecek, biz çocuklar dinini öğrenmesin demiyoruz” şeklindeki sözleri ile tavan yapmıştır. CHP yönetiminin, Kuran Kursları’na gitme yaşının düşürülmesi karşısındaki suskunluğunu AKP’ye verilen gizli destek olarak değerlendirmek yanlış değildir…

Cumhuriyeti korumak ve kollamakla görevli olan TSK’ya karşı kurulan “kupmas”ta Y-CHP’nin üstlendiği; “Ordu darbecilerden temizlensin” rolünü de aynı kapsamda değerlendirmek gerekir…

Bütün bunlar yetmiyormuş gibi, il ve ilçe binalarında “Aşure Günü” etkinlikleri düzenlemek, CHP‘nin kurumsal olarak da “laiklik ilkesi”nden iyice uzaklaştırıldığını, adeta bir “mezhep partisi” haline dönüştürüldüğünü gözler önüne sermiştir!..

Deniz Baykal’a yapılan iğrenç kaset komplosu ile CHP yönetimine getirilen bu “yol düşkünleri”, (1) bütün samimi uyarılara rağmen, tutumlarını değiştirmeyerek, eski CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın deyimi ile “görevli” olduklarını eylem ve söylemleri ile defalarca kanıtlamışlardır…

Bu yaşananlardan sonra, iktidarın önümüze getirdiği ilkel propaganda karşısında şaşırıp kalmışız. Başbakan Erdoğan’ın: ”Kılıçdaroğlu Alevi, Demirbaş Zaza, İhsanoğlu zaten yerli değil ama ben Sünniyim Sünni...” şeklindeki sözleri, 75 milyon halkın 61 milyondan fazla olan eğitimsiz kesimini (2) etkilemek içindir!… Hiç kuşku yok ki, bu kesimin dilini konuşan ve desteğini alan iktidara gelip, kuralları belirler… Öyle de olmaktadır!..

Bizim asıl üzerinde durmamız gereken, Erdoğan’a önemli ölçüde oy devşirme olanağını sağlayan yukarıdaki sözleri söyletme fırsatını kimin verdiğidir. Elbette ki, bu işin de baş suçlusu küresel bir “görevli” olan Kılıçdaroğlu’dur…

Sünnilik”, sonuç itibariyle mezhepçiliktir ve dini bir inanç olduğundan çağdaş siyasette asla yeri olamaz!..

Ama görüyoruz ki, laik bir rejimde siyaseten bile söylenmesi utanç verici olan, bir mezhebe mensubiyet, CHP içerisindeki “görevliler” tarafından en önemli siyaset argüman haline getirilmiştir. Doğal olarak Erdoğan’a önemli bir silah daha verilmiş bulunmaktadır. Bu defa “Sünnilik” Kılıçdaroğlu’nun Aleviliğinden yola çıkılarak, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin en önemli propaganda malzemesi olarak kullanılmıştır…

Yandaş muhalefetin” bu çapsızlığı ve öngörüsüzlüğü yüzünden, son yerel ve genel seçimlerde olduğu gibi, Cumhurbaşkanlığı seçiminde de projeler yarıştırılmamıştır…

Kabul etmek gerekir ki, AB’ye girmek için önümüze şart olarak konulan, ABD’nin de uygun bulduğu ve özünü “laiklik ilkesi”nin oluşturduğu “Atatürkçü düşünce”den vazgeçip, “Ilımlı İslam”ı kabul etme projesinin en önemli aktörü, bütün istismar yollarını kendi elleri ile açan Kemal Kılıçdaroğlu olmuştur…

Kılıçdaroğlu ve Soroscu ekibi yönetime gelene kadar, Atatürk’ün CHP’sinde dinsel tören ve ritüeller hiç yapılmamıştır. Cemevlerinde yapılması gereken aktiviteler, CHP içerisinde parti faaliyetleri gibi sürdürülerek, partililerin yozlaşmasına, Sünniliğin azmasına ve her türlü dini istismarın yapmasına ortam hazırlanmıştır. Nitekim; geldiğimiz noktada, iktidar düz liseleri bile imam hatip liselerine dönüştürmek için elinden geleni yapmış, eğitimin kızlı-erkekli olarak ayrı ayrı yapılması için ortamı hazırlamıştır… Bu bağlamda Diyanet İşleri Başkanlığı bile, asli görevinden uzaklaştırılmış, doğrudan siyasetin içerisine sokulmuştur. Bütün bu olumsuzlukların oluşmasına Y-CHP katkı vermiş ve AKP’nin partizan icraatlarına; “Sünni çoğunluğa götürülen ibadet hizmetleri” savunmasını yapma olanağı sağlanmıştır…

Yine Y-CHP’nin umursamaz tutumu yüzünden İmam-Hatipler gibi diğer temel eğitim kurumları da AKP’nin arka bahçesi olmaya sürüklenmiştir…

Sonunda getirildiğimiz yer bellidir: CHP tabanı, “laiklik ilkesini” bir kez bile ağzına almamış olan İslam Konferansı Örgütü’nün eski Genel Sekreteri’ne “tıpış tıpış” oy vermek mecburiyetinde bırakılmıştır. Bu son durumu, “tabanındaki dönüşüm” olarak ifade etmek yanlış değildir… Seçim sonuçlarına bakarak yaklaşık 10 milyon seçmenin henüz dönüştürülemediğini söyleyebiliriz…

Anlaşılmaktadır ki, bundan böyle; bilimi, aklı öne çıkaran ve çağdaş değerleri esas alan siyasetin, Yeni CHP‘de yaşama şansı kalmamıştır…

Erdoğan’ın BOP’un eş bakanı olduğu kendi itirafıdır…

Kılıçdaroğlu ise, Büyük Ortadoğu Projesi’nde en zor işini üzerine alan eş başkan çok daha önemli bir aktörüdür: Muhalefet yapıyormuş gibi yaparak, gerçek muhalifleri oyalamak veya dizginlemek, başka parti kurmak gibi arayışların içerisine girmelerini önlemek, bu arada geniş yığınları oldubittilerle karşı karşıya getirerek, “kerhen” oy vermeye mecbur bırakmak kolay işler değildir…

Şimde sıra “görev” yapanların “ödül töreni”ne gelmiştir!..

Kılıçdaroğlu ve TESEV‘ci ekibinin bekledikleri en büyük ödül; bir kez daha ana muhalefette kalabilmektir!.. Eksik bıraktıkları ve gönüllü olarak üzerlerine aldıkları görevlerini ancak bu şekilde tamamlayabilirler!.. Bunun için de önce büyük kurultayı ertelemişler ve bir dönem daha kendilerini seçtirme olanağını ellerinden kaçırmamışlardır!..

Bu hal ve şartlar altında hala yapabileceğimiz bir şeyler vardır!..

Av. Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1) “Aleviler, hak ve adaleti sağlamak amacıyla birtakım kurallar koymuşlardır. Bu kurallara uymayanlara, suç işleyenlere ceza verilmiş ve bu cezaya da düşkünlük denilmiştir. Pir gözünde düşkünlük ve yol düşkünlüğü olmak üzere iki tür düşkünlük vardır. Pirin “Düşkünsün.” dediği kişi toplum içinde toplumla yaşantısını sürdürür fakat ceme gelemez. Yol düşkünlerinin ise, bulunduğu ortamda selam verilmez, onların selamı alınmaz, düğünde bayramda dahi topluma konulmaz, malı mala katılmaz, cenazesi olsa darı çekilmez. Dedesi gelene kadar toplumdan dışlanır. Yol düşkünlerine bir yıldan on iki yıla kadar topluma katılmama cezası verilir. Düşkün olan kimseler verilen cezanın yılı dolunca dedelerine giderek düşkünlükten kurtulmak için dedeye danışırlar. Dede ileri gelen canları toplar ve canlar da münasip görürlerse “düşkün cemi” düzenlenir.

Zülfikar Özbilgin, Alevilikte Düşkünlük

http://www.hbvdergisi.gazi.edu.tr/index.php/TKHBVD/article/view/228

(2) TÜİK verilerine göre; nüfusumuz 75 milyondur. Okuma-yazma bilmeyenlerimiz: 9.625.000, ilkokulu bitirememiş olanlarımız: 17.820.000, sadece ilkokul mezunlarımız: 24.000.000 ve ilköğretim (ilkokul+orta okul) mezunlarımız ise:10.200.000 kişidir. Bunların toplamı: 61.645.000 kişidir.

“BAĞIMSIZLIK” MI “HIRSIZLIK” MI?!..

17-aralik

Cemaat, AKP iktidarının “hırsız”lıklarını görmüş ve adamlarına 17 ve 25 Aralık operasyonlarını başlatmaları için talimatı vermişti. Hükümete karşı başlayan operasyonlar sonunda tutuklamalar olmuş, soruşturmayı yürüten savcılar kanıtlarını kamuoyu ile paylaşmışlardı. Böylece yerel seçimlerden önce 4 bakan istifa etmek zorunda kalmış. İddialar fezlekelere kadar yansımıştır…

Hükümet ise, soruşturmayı başlatan savcı ve polisleri Fetullah Gülen hareketinin militanları olarak suçlamış ve “casus” olduklarını ileri sürmüştü… Başbakan, “İnlerine gireceğiz inlerine” dedikten sonra, operasyonun düğmesine bastı. Bugünlerde “İnlerine girdik, daha da gireceğiz” diyerek güç gösterisi yapmaktadır… Şimdilik 79 polis açığa alınmış, 31 polis amiri de tutuklanmıştır… Soruşturmayı yürüten savcı, pek yakında iddianamesini hazırlayacaktır. Büyük olasılıkla Cumhurbaşkanlığı seçiminden (belki de genel seçimlerden) önce, Cemaat’in nasıl casusluk yaptığını öğrenmiş olacağız…

Ana muhalefet partisinin bu aşamada değerlendirmesi evlere şenliktir. Kılıçdaroğlu’na göre, hükümetin polis içeresinde başlattığı operasyon; 17-25 Aralık Rüşvet ve Yolsuzluk Operasyonlarını yapanlardan intikam almak içindir!..

Bu varsayıma göre de Yeni CHP’yi Cemaat’in yanında konuşlandırmıştır!..

Operasyonlar aynı kararlılıkla sürerse; koalisyon ortaklarının kirli çamaşırlarının ortaya döküleceği tartışmasızdır. İki tarafın da itibar kaybedeceğini anlamak için olağanüstü akla ihtiyaç yoktur. Muhalefet, hiçbir katkısı olmadan ortaya çıkan bu süreçten yararlanarak, iktidara bile gelebilir. Zaten bunun dışında iktidara gelme ihtimali yok denecek kadar az. Bu olasılığı Kılıçdaroğlu kendi stratejisi ile kapatmıştır: PKK’nın “açılım” politikasının sözcülüğünü eden, “F Tipi” örgütü destekleyerek Türk Silahlı Kuvvetleri’ne yapılan “kumpas”ta rol alan, Ekmeleddin İhsanoğlu’nu dayatarak, Atütürk’ün yolunda yürüyen milyonları Cumhurbaşkanı adaysız bırakan Kemal Kılıçdaroğlu’na, kimse inanmaz artık! Günleri de sayılıdır. Bunu kendisi de baştan beri bildiği için, iktidara gelme iddiasını hiç bir zaman dile getirmemiştir. Tersini ağzından kaçırdığına tanık olmuşuz. O bu göreve “çakma muhalefet” yapmak için getirilmiştir. Asıl görevi; kendiliğinden oluşan muhalefetin önüne set çekmek, muhalefeti yanlış yönlendirmek ve gerçek muhalefet yapacak olanları, “oyları bölmekle” suçlayıp, etkisiz hale getirmektir!..

Bu görevin bir gereği olarak, Kılıçdaroğlu CHP’yi iktidara taşıyacak süreci hızlandırmak yerine, durdurmak istiyor!?.. CHP kazara iktidara gelir diye de ödü kopuyor!..

Muhaliflere ve Türk Silahlı Kuvvetleri’ne yapılan hukuksuzluklar karşısında; “yargılamanın sonucunu beklemek gerekir, yargı gereğini yapar, ordu darbecilerden temizlenmeli” diyordu. O zaman da çağdaş hukuk değerleri açıkça çiğneniyordu. Kılıçların efendisi, “Masumiyet karinesi” olarak bilinen en temel ilkenin ayaklar altına alınmasına sesini çıkartmıyordu. Özetle; Ergenekon ve Balyoz gibi operasyonlara utangaç (pasif) bir şekilde destek veren Kılıçdaroğlu, aynı tutumunu Cemaat’e karşı yapılan operasyonlarda sürdüremiyor!..

Aslında Kılıçdaroğlu bu isteği ile kader birliği yaptığı Cemaat’in elinde bulunan kılıcın (kamu gücünün), ehil ellere geçmesini istemediğini göstermiş oluyor!..

Bu defa; hukukun, onu çiğneyenlere tam uygulanmasını istemiştir… Yani şüpheliler yerlerinde kalsın diyor!.. Bu halde adil yargılama nasıl yapılabilir? Bu soruya yanıt veremiyor. Geçen hafta yazdığım yazıyı (1) aynı mantıkla eleştirenler olmuştur. Onlara verdiğim yanıta (2) gözattıktan sonra devam etmenizi rica ediyorum…

İlk bakışta, hiç kimse “hukukun herkese tam uygulanması” şeklindeki istekte bir yanlışlık göremez. Bu talep, zaten genel kabul görmektedir. Hukuku eksiksiz olarak uygulayacak olan ise “bağımsız ve tarafsız” mahkemelerdir… Bağımsız ve tarafsız mahkemeler yok edilmişse, o zaman hukukun tam olarak uygulanmasını istemek, Cemaate ücretsiz avukatlık yapmak ve “yargılanmama” imtiyazı sağlamak anlamına gelir!..

Unutmamalıyız ki, Pensilvanya ile birlikte hareket eden bu “çakma muhalefet”in, yerel seçimlerdeki tek argümanı, 17-25 Aralık Operasyonlarıydı… ABD’nin Erdoğan’dan “vazgeçtiği” ve onu “deliğe süpürme” kararı aldığı palavralarını da çok söylediler. Hiç biri para etmedi… Yeni CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun, otel odalarında, üstelik tek başına, ABD elçisi ile görüşmesi ile ABD’nin Yeni CHP’yi desteklediği havası yaratılmaya çalışıldı… O da yemedi!.. Ülkemizde bu tür “siyaset mühendisliklerine” pek itibar edilmiyor… Türk halkı nasıl olmuşsa, yaklaşmakta olan savaşı; emperyalist ABD ile mazlum Türk Milleti arasında kabul etmiştir. Halkın meşru temsilcisi olarak gördüğü Erdoğan’ı da bu yüzden destekliyor. Bir tür yurtseverlik görevi yapılmış sanılıyor!..

Çok iddialı olan bu fikre göre, Türkiye’de ABD karşıtlığının, dolayısıyla antiemperyalist duruşun azımsanmayacak ölçüde arttığını söylemekte bir yanlışlık yoktur!.. Öyle ki, Cumhuriyeti kuran CHP’nin yönetimine Kılıçdaroğlu ve ekibi gedikten sonra, ilk iş olarak seçim bildirgesine; 600 liralık “Aile sigortası” ile “Amerikan karşıtlığının azaltılacağı” vaadi bu nedenle konulmuştur…

Türk halkının, AKP hükümetinin “hırsızlık” ve “yolsuzluklarını” görmezden geldiğini veya hoşgördüğünü söyleyemeyiz… Türk halkı, “Bağımsızlık” sorununu daha önemli bulunduğu için sadece bir öncelik sıralaması yapmıştır… Cemaat’e kol kanat germeler, otel odalarında gizli buluşmalar, Amerikan karşıtlığını düşürmeyi dert etmeler, PKK’nın sözcülüğünü yapmalar muhalefete güveni zedelemiştir. Böylece en önemli silah da iktidarın eline geçmiştir… Erdoğan’a ard arda seçim başarılarını getiren AKP hükümetlerinin icraatları değil, muhalefetin tutarsızlığı ve küresel güçlerle yaptığı işbirliği olmuştur!..

Denebilir ki, ABD, Gülen Hareketi aracılığı ile iç işlerimize karıştığı için, antiemperyalist yığınlar, Erdoğan’ın arkasına geçmiştir! “Bizim hiç adayımız olamayacak mı?” diyen yığınlar, bu yüzden yerel seçimlerde, AKP adaylarına destek vermek zorunda kalmışlardır!.. Tıpkı yaklaşan Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Ekmeleddin İhsanoğlu’na oy vermek zorunda bırakıldıkları gibi…

Bizim tarafta olması gereken milyonları, bir hamle ile nasıl da kendi saflarına çekiyorlar!..

“Siyaset mühendisliği”nin bu başarısı, 76 milyon Türk halkının tuzağa düşürüldüğünün en belirgin kanıtıdır!..

O yüzden vakit geçermeden, bu safralardan kurtulmak ve başımızın çaresine bakmak zorundayız…

Çaresiz değiliz, çare sizsiniz!..

Av. Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1)http://cemilcan.gen.tr/2014/07/2091/

(2)https://www.facebook.com/notes/cemil-can/son-yazimi-be%C4%9Fenmeyen-bir-arkada%C5%9Fima-yanitimdir/333639970132708