Biz kazanacağız!..
TwitterFacebookGoogleYouTube

İKİNCİ KURTULUŞ SAVAŞI!..

YDG Asayis

Bu hafta “gizli bilgi ve belge bulundurma” suçlaması ile açılan Askeri Casusluk Davası‘nda; iki numaralı sanık ve örgüt yöneticisi olarak gösterilen Pamukkale Üniversitesi öğrencisi Narin Korkmaz’ın görme engelli babasının evinde yapılan aramada bulunan delilleri, oraya koyan polis memurunu yazmayı düşünüyordum. Yazının başlığı 57. saniyeye dikkat” olacaktı! Arama anında kaydedilen görüntülerden anlaşıldığına göre; üst kattakilerin aşağıya çağrılmasından sonra, elinde siyah bir poşetle yukarı çıkan polis memuru, biraz sonra poşetsiz olarak aşağıya inmişti. İşte Türkiye’yi ayağa kaldırdıkları o meşhur davanın kanıtları, o siyah poşetin içerisindeydi. Gel de bu noktadan sonra devlete güven, güvenebilirsen… Buna “Devlet terörü” de denir, faşizm de denebilir…

Ülkemizin bir bölümü de PKK terör örgütüne teslim edilmiştir.Teröristler gündüz gözüyle, kimlik kontrolü yapabiliyor, oralarda iş yapan müteahhitlerden “vergi” adı altında haraç toplayabiliyorlar. “Asayiş” terör örgütü üyelerine bırakılmıştır! “Yurtsever Demokratik Gençlik-Hareketi (YDG-H) adlı eşkiyalar, zaman zaman Türk askerine saldırıyorlar. Hükümetimiz ise, hala terör örgütü lideri ile pazarlık halindedir. Hainler, elbirliği ile ülkemizi yaşanmaz hale getirmişler. Her geçen gün bir önceki günü arıyoruz… Ortadoğu bataklığına girmemize ramak kalmış…

***

23 Ekim günü PKK’lılar “açılım” filan dinlemediler. Kars’ın Kağızman ilçesinde hidroelektrik santraline saldırdılar. İhbar üzerine olay yerine gelen askerlere ateş açtılar. Çıkan çatışmada 3 terörist öldü, biri kaçtı, otomobillerinde 4 kalaşnikof silah ve el bombaları vardı… Hainler bir korucuyu da Bitlis’te kurşuna dizdiler…

Hükümetimiz, bu olayları “provokasyon” (=kışkırtma) olarak değerlendirdi…

25 Ekim günü Hakkari’nin Yüksekova ilçesinde, sivil kıyafetli olarak çarşı iznine çıkan 3 askerimiz arkadan ateş edilerek şehit edildi… Sosyal paylaşım sitelerinde ve PKK’ya yakın internet sitelerinde, bu olay Kağızman’daki çatışmada öldürülen PKK’lıların intikamı olarak değerlendirildi.Hükümet adına yapılan açıklamada ise, yine “açılımı” sabote etmek isteyen iç ve dış güçlerin provokasyonudur denildi… Halbuki KCK Yürütme Konseyi Başkanı Cemil Bayık, iki hafta önceden açılımın bittiğini ilan etmişti!..

Başbakan Davutoğlu’nun yaptığı bir başka açıklamada da; “PKK’nın hiç çekilmediğini biliyorduk, çözüm süreci zarar görmesin diye söylemedik” demişti… Demek ki, aralarındaki anlaşmaya bir tek hükümetimiz uyuyor, PKK eski tas eski hamam gibidir…

PKK ile başlayan “açılım süreci” devam ettiğine göre; “açılım”ı sabote eden “provokatör”lerin ateşinden nasıl kurtulacağımızı irdeleyelim: Aklıma gelen en etkili çözüm, bu provokasyonları yapan iç ve dış düşmanlarla “ikinci açılım”ı yapmaktır… Terörle mücadele etme yerine müzakereyi esas alan AKP ile muhalefetimizin, “açılım”ı baltalayan provokatörlerle de müzakere yapılmasına bir diyeceği olamaz sanırım… İkinci açılımın terörist kanadı da PKK gibi anlaşma şartlarına uymayıp, silah bırakmazsa ne yapacağız? İkinci açılımı sabote etmek için yeni provokasyonlar yapılırsa, bu defa da onu yapanlarla yeni müzakereler başlatılabilir mi? Bir müzakereden öteki müzakereye, derken böylece Mondros Mütarekesi’ne kadar gelebilir miyiz? Genel seçimleri de geçirdik mi, sonrası Allah kerim diyebilir miyiz?!..

***

Hükümet Obama’nın baskısına dayanamayıp, peşmergenin Kobani’ye girmesine izin vermek zorunda kaldı. PKK’nın Suriye kolu PYD bayağı zor durumdaydı. Hükümetimizin bu aşamada PKK’ya yapabileceği yardım ancak bu kadar olabilirdi! Allah’tan hükümetimiz Kemal Kılıçdaroğlu’nun aklına uyarak, yeni bir tezkere çıkartmak suretiyle, Türk askerinin Kobani’ye girmesine ve PYD’nin saflarında savaşması önerisine sıcak bakmadı!.. Gerçi Yeni CHP adına yapılan bu açıklama ile hükümetin eli iyice rahatlatıldı… Hükümetimiz Türk askerini dilediği gibi kullanabilir artık!..

Duydunuz mu? Emperyalizme ilk ve en ağır yenilgisini yaşattıran kahraman Türk Ordusu, AKP’nin iktidara gelmesiyle birlikte, artık emperyalistlerin çıkarlarını korumak üzere görevlendirilecek!.. Emperyalizme karşı savaşmak üzere kurulan (eski) Marksist PKK da aynı şekilde, emperyalizmin Ortadoğu’daki bir enstrümanı olarak görev yapacak!.. Nereden nereye!?..

***

ABD’li yetkililerden Marie Harf, PKK’nın Suriye kolu PYD’nin, terör örgütü listelerinde olmadığını söylemiş. Amerikalılara göre, bir şeyin kolu başka, gövdesi başka olabiliyormuş! Yani kolu ahtapot, gövdesi çakal olan bir canlı varmış gibi… Bu nedenle de IŞİD ile savaşan terör örgütü PKK’nın Suriye kolu PYD’ye, silah yardımı yapmakta sakınca görmemişler…

Anlayacağınız gövde terör örgütü olabilir ama kolu değildir!..

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, “PYD şu anda PKK ile eşittir, silah verilmesi mümkün değildir” sözlerinin üzerinden 2 gün bile geçmeden, bu defa da sazı Kılıçdaroğlu eline aldı. Ona göre de, Temmuz ayında Ceylanpınar’da üç askerimizi öldüren PKK’nın Suriye’deki kolu PYD-YPG, “Vatanını kurtarmak için örgütlenmiş bir oluşum”dur!.. Özetle Kemal Kılıçdaroğlu (KK) demek istiyor ki; PKK’lılar terörist değil, “özgürlük savaşçıları”dır… KK yönetimindeki CHP’nin geliştirdiği politikalar ne yazık ki bu şekildedir. Önümüzdeki günlerde CHP örgütlerinin görevi: Bu politikaları halka anlatmak olacakmış. Genelgesi yayınlandı bile… Anlayacağınız Apo’nun Kemal’i, sivil halkın tahliye edildiği Kobani’de, TSK’nın PKK yanında savaşmasına bir şey demiyor. ABD’nin PKK’yı silahlandırmasına da karşı değildir…

Bakalım yeni CHP’nin örgütleri; Türk bayrağını indiren, Atatürk heykellerini yıkan ve kamu binalarını yakan PKK‘lı teröristleri, “özgürlük savaşçıları” olarak halka kabul ettirebilecekler mi?..

O günler yaklaşıyor, sakın tükürüklerinizi yerlere atmayınız!..

***

Hiç düşündünüz mü, vaktiyle Apo’yu Türkiye’ye teslim ederken, idam edilmemesini de garanti altına alan ABD, bugünleri o günden planlamış olabilir miydi? Yoksa sadece öngörmüş müydü?

KDP ile PKK, adeta yukarıdaki açıklamaları yalanlayacak şekilde, 15 Ekim’de ABD gözetiminde, Duhok’ta başlattıkları görüşmeler sonunda; “ortak yönetim, ortak askeri güç ve siyasi birlik” konularında anlaşmaya vardılar!.. En üst yönetim organı olarak 30 kişilik bir karar mekanizması belirlemişler. 12′si KDP kontrolündeki Suriye Kürt Ulusal Kongresinden (ENKS), 12′si PKK-PYD kontrolündeki Demokratik Toplum Hareketi’nden (TEV-DEM) seçilecekmiş. Kalan 6 kişi ise, bu iki örgütün seçimiyle belirlenecek “bağımsızlar”dan oluşacakmış!..

Anlayacağınız “Özgür Kürdistan” için Irak’taki “Barzanistan” yönetiminden sonra, Suriye’deki çekirdek yapı da bu şekilde oluşturuluyor! Kaldı İran ile Türkiye…

Bugünlerde sıradaki en önemli iş Öcalan’ın sekretaryasıdır. Hükümet sözcüsü Arınç, bu istek için “Öcalan haksız değil” demiş… PKK’nın siyasi kanadı BDP’nin kravatlı başkanı Selahattin Demirtaş ise, Öcalan için Kandil‘den bir isim istemiştir!..

Geldiğiniz yer burasıdır ve saflar iyice belirlenmiştir…

Türk halkı, bu karanlık günlerin de içerisinden öz gücü ile mutlaka çıkacaktır… Bu defa da küresel güçler ve onlarla işbirliği içerisindeki hainlere karşı tek başına savaşacaktır!.. Bu savaşın adı: Türklerin emperyalizmle ikinci savaşıdır!..

Av. Cemil Can

DEVLET ADALET DAĞITAMIYORSA…

17 aralik

1 Eylül’de 25 Aralık Yolsuzluk ve Rüşvet Operasyonu için takipsizlik kararı verildikten sonra şimdi de aynı şekilde 17 Aralık Yolsuzluk ve Rüşvet Operasyonu takipsizlikle sonuçlandı! İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Birimi savcılarından Ekrem Aydıner’e göre; deliller usulüne uygun toplanmamış ve herhangi bir örgüte de rastlanmamıştır!.. Madem öyle, 17 Aralık Operasyonu’nu yürüten savcı Celal Kara, nereye dayanarak aralarında 4 bakanın oğulları da bulunan 89 kişi hakkında gözaltı kararı almıştır? Peki, mahkeme 24 kişi hakkında nasıl tutuklama kararı verdi? Çocukları tutuklanan bakanlar; Zafer Çağlayan, Muammer Güler, Erdoğan Bayraktar ile Egemen Bağış neden istifa ettiler?..

25 Aralık Soruşturması’nı yürüten savcı hakkında soruşturma yürüten HSYK Müfettişi Ömer Kara, Cumhuriyet Savcısı Muammer Akkaş’ın meslekten ihracını istemekle doğru mu yapıyor?..

İçişleri Bakanı Muammer Güler’in oğlu Barış Güler’in evinde bulunan yüklü miktarda para, kasalar ve para sayma makineleri, Hak Bankası Genel Müdürü Süleyman Aslan’ın evinde ayakkabı kutularına dizilmiş 4,5 milyon dolar, Egemen Bağış’a çikolata kutusu içerisinde verilen 500 bin doların açıklamasını nasıl yaptılar çok merak ediyorum!..

Bu ve benzer soruların yanıtları verilmeden, halkın kafasında bu dava, takipsizlikle sonuçlanmış olmaz!..

Kanıtların usulüne uygun olarak toplanmamış olması ise böyle bir sonucu ortaya çıkartmaz… Çünkü Yargıtayımız usulüne uygun olarak elde edilmemiş kanıtların dosyadan çıkartılmasını kabul etmemektedir. Usulsüz kanıt toplamak ayrı bir suç olsa da, toplanan kanıtlar bir suçun varlığını kanıtlıyor ve diğer kanıtlarla destekleniyorsa, o kanıtlar da hükmün oluşması sırasında değerlendiriliyor. Bugüne kadar uygulama bu şekildeydi…

Bu kadar yüz kızartıcı kanıtlar ortalığa dökülmüşken, Savcı Muammer Akkaş hakkında soruşturmayı yürüten HSYK Müfettişinin, “yalnızca iletişim tespit tutanakları ile işlem yapıldığını” kabul etmesi akıl ve mantıkla bağdaşır gibi değildir…

Dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Ne istediler de vermedik” dediği Cemaat’e, Emniyet gibi Yargı’nın da verilmiş olduğu açık seçik ortaya çıkmıştır. Bu gerçeklik elbette ki Cemaat’e yakın savcıların, hükümet üyelerine karşı yaptığı soruşturmaların tümünü sakat hale getirmez!..

Yargıdaki Cemaat’e karşı, hükümetin yargısı da hiçbir şekilde desteklenemez!.. Yargı içerisinde Cemaat’e yakın hakim ve savcılar var diye de hiç kimse işlediği suçlardan takipsiz bırakılamaz!.

Bağımsız ve tarafsız olması gereken yargının bir kısmı Cemaat’e, bir kısmı da hükümete bağlı ise, öyle bir yargıdan adaleti gerçekleştirmesi de beklenemez!..

Yaşanan bu gerçekler karşısında Türk halkının önünde şu soru cevap beklemektedir:

Bir kere “Hukuk Devleti” ilkesinden vazgeçemeyiz!..

Bu ilkeyi çiğnemeden, yargı içerisinde yuvalanan “Cemaatçi Yargı”yı nasıl temizleyeceğiz? Önümüzde duran temel sorun budur.Hakimlik ve Savcılık Sınavı’nın sorularını çalarak hak edenlerin yerine, hak etmeden hakimlik ve savcılık görevlerine gelen Cemaat mensuplarının durumunu “kazanılmış hak” olarak görüp, ses çıkartmamak mümkün değildir!..

Anayasa ile hüküm altına alınmış “Hakimlik teminatı”nı da yok saymak mümkün olmadığına göre, yargı içerisinde -en alt düzeyden en tepeye kadar- örgütlü bulunan Cemaat’i dağıtmak nasıl mümkün olacaktır?..

Cemaat tarafına geçip hükümetin adamlarına, hükümet tarafından Cemaat’in adamlarına sövüp saymak kolaydır ama çözüm değildir!.. Birinin çıkıp, yukarıdaki sorunun hukuk içinde; akla ve mantığa yatkın cevabını vermesi gerekir. Aksi halde, sistem tıkanmış; bilinen yollardan “tarafsız ve bağımsız” yargıyı oluşturmak ve demokrasinin önünü açmak imkansız hale gelmiş demektir!..

Av. Cemil Can

 

“PKK’YI KURTARMA EYLEM PLANI”DIR!..

 afrin_kobana_cizre_1

-Ekonomik durumumuz:

12 senede milli gelirimiz 3‘e katlanmış çok şükür. Ama sadece son 6 senedeki dış borcumuz 7‘ye katlanmış. 2014 itibariyle 373 milyar dolar olan bu borcun, 220 milyar doları özel sektöre aitmiş. 2000′e kadar 46′yı bulan AVM sayısı, 2014 itibariyle 300‘ün üzerine çıkmış… Küçük esnaf olarak isimlendirilen; bakkal, kasap, manav gibi meslekler tarihe karışmış artık. Bir kısmı AKP’nin il ve ilçe yönetim kurulu görevlerine getirilmiş, geri kalan özelleştirmelerde ihale sırasının kendilerine gelmesini bekliyor!..

2015 Mart ayına kadar ödenmesi gereken 130 milyar dolar dış borcumuz var. Merkez Bankası’nın elinde ise net 30 milyar dolar bulunuyor. Geri kalan 100 milyar dolar, Türk bankalarının dolarda tuttukları mevduattan kaynaklanıyor. Yani borcumuz için ödenebilecek para değil!.. Söz paradan açılmışken, Suriye’den gelen sığınmacılar için harcanan 4,5 milyar doları da biz ödeyeceğiz, haberiniz ola!..

***

-Muhalefet daha önemlidir:

Demokrasilerin olmazsa olmazı muhalefettir. Bir rejimde; muhalefet yoksa, zayıfsa veya görevini gereği gibi yapmıyorsa; yani iktidara “yandaşsa”, o yönetimde demokrasi topaldır, eksiktir veya yoktur… Başka bir ifade ile söylersek; iktidarın keyfileşerek hukuk devletinden uzaklaşmasının freni düzgün muhalefettir. Muhalefet görevini gereği gibi yapmazsa, iktidar freni boşalmış kamyon gibi üstümüze doğru gelir. Hele de muhalefet de “yandaş” ise, durum çok daha beterdir. Bu defa halk muhalefetin varlığına inandırıldığı için, yeni arayışlar içerisine girmez. Barajlarda eğlenir, oyalandıkça oyalanır… Ülkemizde yaşanan durum, tam olarak bu tarif edildiği şekildedir… Bu yüzden gözümüz iktidardan çok, muhalefetin üzerinde olması gerekir…

***

-PKK’yı kurtarma eylem planı:

Kobani zaten boşaltılmış, 185 bin sivil Kürt, Türkiye’de misafirdir. Ayn el Arap’ta kasabayı savunmak için sadece PKK’lılar kalmış. Yeni CHP’nin Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu (K.K.) yeni bir tezkere ile Türk Ordusunun Kobani’ye girmesini ve Kürt vatandaşlarımızın yakınlarının kurtarılmasını neden istiyor?.. K.K. bu isteğini dile getirmeden önce, yardımcısı Sezgin Tanrıkulu, KCK yöneticileri ile aynı dili kullanarak, halkı sokağa dökülmeye davet etmemiş miydi? Açıkca hükümet PKK’ya yardım yapsın diyemiyorlar tabi. Akıllarınca, TSK’yı PKK’nın yanına vererek, IŞİD’e karşı savaştıracaklar. Sonra da görevini yapan asker doğruca kışlasına dönecek!..

Kobani, PKK’nın üç kantonundan biridir. Düşerse K.K.nın morali fena halde bozulacak elbette. Öte yandan, CHP genel merkeze mescit açmakla görevli Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Bekaroğlu, tabanı daha fazla oyalayamaz. Yeni CHP ,giderek AKP’ye benziyor!.. Ne zaman sivri bir çıkış yapsalar, bilin ki, o sırada hayati öneme sahip bir konuyu gözümüzden kaçırıyorlar!.. Genel merkeze mescit açma işi de öyledir: Kobani’de 40 bin kişinin katili PKK’nın “Rojava”sını kurtarma projesinin üzerini kapatacaklar!..

IŞİD’in, Irak’ta Musul’u işgali ve Türkmen yerleşim alanlarına saldırısıyla birlikte, binlerce Türkmen katledilirken, Kılıçdaroğlu sağırları oynuyordu… Türkmen şehri Telafer’den, Suriye sınırına o zaman yaklaşık 200 bin Şii Türkmen gelmişti… Türkiye bu soydaşlarımıza sınırı açmayınca, onlar da güney illere doğru göç etmek zorunda kaldılar… PKK’nın Türkiye kolu Y-CHP, mescit açma numarası ile bir de bu konuyu unutturmayı deneyecek!..

***

-PKK yoğun olarak aldatılmışlık duygusunu yaşıyor:

PKK’nın Atatürk heykellerini kırması, resmi binalara saldırması, otobüsleri yakmasının arkasında hangi duygu ve düşünceler yatıyor?

AKP ile PKK kardeş kardeş “açılım” oyununu ne güzel oynuyorlardı. Şimdi de Y-CHP de bu oyuna katılmış. Öyle utangaç da filan değil. HDP’nin çağrısı ile sokağa dökülen PKK militanları, ortak oldukları hükümeti, bayağı zor duruma düşürmüşler. Erdoğan’ın tek derdi Esat’ı düşürmek ve iktidarını sürdürmekti. PKK’nın ki ise, IŞİD’den kurtulmak. Erdoğan, kendi amacına hizmet edeceği için IŞİD’in zayıflatılmasını istemiyor tabi. O hala IŞİD ile Esat’ı düşürebileceğini sanıyor. Çünkü bir tek bu şekilde itibarını kurtarabilir. Erdoğan, hem PKK hem de IŞİD ile hemhal gibidir. O yüzden aralarındaki kavgada açıktan yer almak istemiyor. Diğer yandan, gizli tanıklık yaparak, Türk Ordusu’nu çökertme hainliğinde görev üstlenen terör örgütünü kurtarmak için aynı orduyu görevlendirmek pek kolay olmayacak! Her ne kadar ulusalcı komutanlar, Ergenekon ve Balyoz davaları ile tasfiye edildiyse de, Atatürkçüleri TSK’dan kimse silip atamaz. Bu yüzden haklı olarak arkadan gelenlerden emin değillerdir. Erdoğan’ı, Cumhurbaşkanlığına taşıyan PKK, bugünlerde aldatıldığına kesinkes inanıyor!.. Şu an en can alıcı düşmanı IŞİD’i, Davutoğlu hükümetinin desteklediğine de inanıyor. Bu noktada örgütün psikolojisini en iyi yansıtan Cemil Bayık’tır. Açılım bitti deyip, silahlı birliklerini Türkiye’ye göndermiştir… Söylenenler doğruysa, ülkemizde de IŞİD’ın uyuyan hücreleri varmış. İki arada bir derede kalan Erdoğan, ne yapsın şimdi?..

Aldatılmışlık duygusunu en yoğun şekilde yaşayan PKK, kurtuluşu Atatürk büstlerine saldırmakta bulmuş… IŞİD karşısında çaresiz kalan örgüt, ha bire Türk “kardeşlerini” tehdit ediyor…

***

-Türkiye Cumhuriyeti’nde son durumu arz ediyorum:

Tarih 11 Ekim 2014.

Nüfusumuz: 76 milyon’dan 35 kişi azalmıştır,

İşsiz Sayımız: 6 milyon 197 binin üzerine çıkmıştır, (1)

Son ayaklanmada ölü sayısı: 2 polisimiz şehit, 4 vatandaşımız linç edilmiş, böylece ölü sayısı 35‘i ulaşmıştır,

Yaralı sayımız:170‘i polis olmak üzere 1.000‘e yakındır,

Yakılan okul sayısı:212,

Yakılan kamu binası sayısı:92,

Yakılan araç sayısı:1.177‘dir…

Ekonomik durumumuz ise birinci paragrafta özetlendiği gibi berbattır…

***

-Küresel güçlerin planı dört dörtlük yürüyor:

Savaş: İçeride “olağanüstü hal” ve “sıkıyönetim” demektir… Savaş çıkartmadan, hiçbir şekilde halkı sakinleştirmek mümkün değildir!..

Devletin tepesinden, Cumhurun başı Erdoğan’ın son açıklaması şöyle:”IŞİD ne ise PKK da odur.

Hükümetin başı Davutoğlu:”Barış sürecini feda etmeyiz” demiştir…

Yukarıdaki rakamlar “barış” halini ifade ediyor, bir de savaş halimizi düşünün artık!..

Doğrusunu söylemek gerekirse, ben bu gidişten çok ama çok korkuyorum…

BM Suriye Özel temsilcisi Staffan de Mistura: Türkiye’nin Kobani’yi savunmak isteyen gönüllülere izin vermesini istemiş…

Ne ilginç değil mi? BM bile Kobani’yi kurtarma peşindedir… PKK ise gönülsüzler ordusu gibi, ha bire verilen görevden kaçıyor. Tabanları yağlayıp, kapağı Türkiye’ye atmışlar yine!.. Birkaç Atatürk büstü daha yaksalar, örgüt olarak varlıklarını sürdüreceklerini sanıyorlar…

ABD Dışişleri Bakanı, Türkiye’nin Suriyeli “ılımlı” muhalifleri eğitme ve techizatlandırma programını kabul ettiğini açıklamış…

ABD, yabancı uyruklu teröristlerin adını “ılımlı muhalifler” koyarak, kamuoyunu aldatabileceğini sanıyor. Nasılsa, Türkiye bir kere terör örgütleri ile müzakereye başlamış. Oldu olacak, eğitim ve donatımları ile de uğraşsın istiyor!..

Beklenmedik gelişmeler olunca, ABD, Y-CHP, AKP ve PKK aynı cepheye düştüler… K.K.nın “analar ağlamasın” edebiyatı çöktü yine. Gizlenerek bugünlere getirilen iğrenç ilişkiler, şimdi PKK ile diz dize oturmaya kadar geldi işte…

Cellatların örgütü IŞİD’i öne sürerek; Türkmen ve Arapları katlettiren ABD, sıra Kürtlere gelince acaba neden harekete geçti!? “Özgür Kürdistan” ile “Sünni Irak”ın alt yapısı oluşmak üzeredir. Bu istek, yıllar önce BOP haritası ile duyurulmadı mı? Bölgedeki gelişmeler o haritayla örtüşünce, rahat uyuyan Coniler olacak!..

Bundan böyle Türk halkına rahat uyku yok!..

Uyuduğumuz yetti artık!?..

Av. Cemil Can

DİPNOT:

(1) http://sozcu.com.tr/2014/ekonomi/gercek-issiz-sayisi-6-milyon-197-bin-556836/

 

ÖNCE KAFAMIZI…

 joe-biden-foot-in-mouth_1

ÖNCE KAFAMIZI KARIŞTIRACAKLAR ONDAN SONRA...

Anlaşılan bu sıralar Irak Şam İslam Devleti (IŞİD), bütün kötülükleri anası olarak işlem görecek!..

Aydınlık’tan Mustafa Mutlu’nun kafası bayağı karışık. Sözcü’den Emin Çölaşan neler olduğunu anlayamadım diyor. ABD, IŞİD’i hem silahlandırıyor hem yok etmek istiyor diyenler de çoğaldı… Tezkereyi PKK ve IŞİD’e karşı gibi görenler de var elbette!..

Halbuki, Davutoğlu: “Tezkere çözüm sürecinin garanti altına alıyor, çözüm sürecine katkıdır” diyor…

KCK Eşbaşkanı Cemil Bayık, bugünlerde “Kobani” olarak adlandırılan Halep’e bağlı Ayn el Arap’ta tampon bölge oluşturulması halinde, açılım sürecinin biteceğini söyleyerek, “Savaş başlar, Çünkü tampon bölge bize yöneliktir. Rojava’nın kazanımlarını ortadan kaldıran bir güçle çözüm süreci geliştiremeyiz” ifadesini kullanmış… Bu arada “müzakere süreci”ne geçilmezse “sivil itaatsizlik” veya “gerilla” eylemlerine geçecekleri tehdidini savurmayı da ihmal etmemiştir!..

Bayık’ın “kazanım” olarak ifade ettiği Kobane; Suriye’nin Ayn el Arap ilçesini Şam’dan koparıp “kanton” ilan etmektir. “Kürt koridoru” diye tanımlanan bu yer, gerçekte petrolün güvenli bir şekilde Akdeniz’e akıtılması için önemli geçiş noktalarından biridir…

19 ayda Irak’ta 9 bin 347 sivili öldüren, 17 bin 386 kişiyi yaralayan ve 800 bin insanı da göçe zorlayan IŞİD’in önünde kaçacak delik arayan PKK’nın, bu kuru sıkı tehditlerini hiçbir şekilde ciddiye almamak gerekir.

BDP yöneticileri biraz daha temkinlidir; açılım bitti, bitecek diye ha bire bağırıp duruyorlar…

Bu arada, Diyarbakır 3. İdare Mahkemesi, “açılım”a inananlar cephesinde şaşkınlık yaratacak şekilde; “eşbaşkanlık” uygulamasının hukuka aykırı olduğuna karar vermiştir!..

Daha önemlisi; Şam güney sınırımızda tampona karşı değilmiş ve IŞİD mevzilerine yapılacak hava saldırılarına da ses çıkartmayacakmış… Ama Suriye Dışişleri Bakan Yardımcısı Faysal Mikdat, Türkiye’nin toprakları içinde gerçekleştireceği herhangi bir askeri operasyonun “saldırı” olarak kabul edeceklerini açıklamıştır!..

Rusya ile İran ise, tezkereyi eleştirmişler, BM kararı olmadan yapılacak askeri müdahaleyi “işgal” kabul edeceklerini açıklamışlardır…

İBDA-C’nin yayın organı Adımlar dergisi, “IŞİD sen oradan biz buradan” diyerek, Türkiye’deki geleneksel İslami çizginin yerini göstermiş, IŞİD’e destek vermiştir…

Kılıçdaroğlu’nun uluslararası koalisyona peşin destek açıklamasından sonra, genel başkanını açığa düşürecek şekilde Y-CHP’nin son kararını yine Loğoğlu açıklamış: “Güvenli bölge, uçuşa yasak bölge komşuya saldırı anlamına gelir” demiştir…

PKK lideri Öcalan‘ın: “Kobani’nin düşmesi Türkiye’yi yeni bir darbe sürecine sokacaktır. Ayrıca çözüm sürecini sonlandıracaktır” şeklindeki tehdit mesajı da ilk defa TBMM’nden okunmuştur…

Genelkurmay Başkanı Org. Necdet Özel, daha önce PKK ile savaşan komutanların, Ergenekon ve Balyoz davalarında sanık olarak yargılandığını hatırlamış ve MİT’e verilen yasal zırhı askerler için de istemiştir!..

Şantaj ve tehdidin en büyüğü ise, ABD Başkan Yardımcısı Jeo Biden‘den gelmiştir: Harvard Üniversitesi’nde verdiği konferansta; El Kaide terör örgütü de dahil olmak üzere, Suriye’de bulunan bütün terör örgütlerinin Türkiye’den finans desteği aldıklarını iddia etmiştir… Bölgedeki en büyük problemin Washington’un müttefikleriyle ilgili olduğunu ileri süren Biden; Türkiye, Suudi Arabistan ve Arap Emirlikleri’nin, Suriye devletine karşı savaşacak her güce yüz milyonlarca dolar finans ve kamyonlar dolusu silah desteği yaptıklarını dile getirerek, (1) Obama’nın beyzbol sopası yerine, bu defa Uluslararası Ceza Mahkemesi‘i göstermiştir!.. Jeo Biden gibi kurt bir politikacının, yoğun tepkiler üzerine sözlerini geri alması ve özür mahiyetinde açıklamalar yapmasını, diplomatik nezaket çerçevesinde değerlendirmek gerekir!..

***

Yukarıdaki haberleri kim okusa elbette hiç kuşku yok ki, kafası karışacaktır, karışması da gerekir!..

***

Ne olup bittiğini anlamak için biraz geriye gitmek gerekir. O zaman büyük haritaya baktığımızda gelişmeleri kolayca analiz edebiliriz. İşe, ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi’nden (BOP) vazgeçip geçmediği sorusuna verilecek yanıt ile başlamak en doğru yoldur. Dünyanın ikinci büyük petrol rezervleri Irak’ta olduğuna göre, ABD’nin petrolü bırakıp gideceğini düşünmek biraz saflık olur. O halde, bütün gelişmeleri; sonuçta Ortadoğu petrolleri ile doğal gazının küresel güçlerin eline geçecek ve güvenli bir şekilde Akdeniz’e akıtılacak şekilde değerlendirmek gerekir… Küresel güçler, enerjinin güvenli bir şekilde akıtılması için, kendilerine göbekten bağlı, bekçi bir devlete ihtiyaç duymaktadırlar. BOP haritasında işaretlenmiş “İkinci İsrail” denen “Free Kurdistan” bu görevi yapmak üzere düşünülmüştür. Kürtleri temsil etmek iddiasında olan; Barzani, PKK, PYD gibi örgütler de bu plana evet diyerek ABD’den rol istemişlerdir… Bu gerçekleri dışarıda bırakarak yapılacak olan değerlendirmeler emperyalizmin çıkarlarına hizmet eder!..

Bu sıralar yaşanan gelişmeler, bu temel plana kısa ve uzun vadede zarar veriyorsa o hareketler desteklenebilirler

Aksi halde emperyalizmin bölgedeki piyonu olmak ve küresel güçlere hizmet etmekten kurtulmak olanaksızdır!.. Elimizdeki tek ölçüt bu olmalıdır…

Küresel güçlerin desteği ile iktidara gelmiş ve iktidarlarını sürdürebilmek için; iç hukuka göre anayasal suçlar, devletler hukukuna göre -terör örgütlerini destekledikleri için- savaş suçları işlemek zorunda bırakılmış iktidarların, daha sonra “milli duruş” göstererek, emperyalist saldırılara karşı koyması beklenemez!.. Tam aksine, tehdit ve şantajla emperyalist planlarda rol almak zorunda bırakılırlar!.. Halktan güç almayan böylesi iktidarlar, milli ordularını emperyalistlerin çıkarlarını korumak için görev verebilirler!..

Milli orduları böyle kirli savaşları sokmak, ileride vatana ihanet suçu kapsamında yargılamaya neden gösterilebilir… Genelkurmay Başkanı Necdet Özel’in, MİT’in PKK terör örgütü ile müzakereleri sürdürmesine sağlanan yasal zırhı, askerler için de istemesini bu bağlamda değerlendirmek gerekir!..

Genelkurmay Başkanı Özel’in, PKK’lı Milletvekili Gülten Kışanak’a haddini bildiren teğmeni çağırıp kutlaması da bu aşamada oldukça anlamlıdır… Bu kutlama, milli bir duruşu ifade etmektedir. Hükümetin baş kesen terör örgütü IŞİD önünde tutunamayan ve Türkiye’ye sığınmak zorunda kalan PKK’lı teröristleri tezkere kapsamına alınması, biraz da TSK’nin bu duruşundandır!..

Dolayısıyla Erdoğan’ı, (ABD’nin baskısı ile TSK’nın duruşu arasında) iki arada bir derede kalmış gibi düşünmek pek de hatalı olmasa gerekir… Kendisinin ve partisinin siyasi geleceği bire bir bu olaylara bağlıdır…

***

IŞİD, ABD’nin BOP haritasında “Sünni Irak” olarak belirlediği coğrafyada verilen temizlik görevini yapmıştır. Şimdi sıra bu bölgenin IŞİD’ten temizlenmesine gelmiştir. ABD’nin bölgedeki müttefikleri eliyle silahlandırıp eğittiği bu cinayet örgütüne verilen temizlik görevi bittiğinde, kuşkusuz işi de bitirilecektir!.. Bunun için ABD askerleri yerine bölgedeki Sünni Müslüman ülkelerin askerleri kullanılacaktır!.. En önemli ihraç ürünü askeri olan Türkiye bu nedenle ayrı bir öneme sahiptir…

Emperyalistler temizlik harekatı ile bölgedeki Kürt güçlerini de teke indireceklerdir. Barzani, Talabani, PKK ve PYD’nin bir şekilde birbirine düşürülmesi ve sonuçta muhatap olarak bir tekinin kalması arzulanan bir durumdur. Aksi halde, bu bölgede savaşı bitirmek ve enerjinin akış güvenliğini sağlamak mümkün olamayacaktır!.. Sürekli savaş hali de küresel güçlerin işine gelmez. Bu yüzden ABD Kongresi 3 yıllık bir savaş süresi öngörmüştür!..

Emperyalistler, aynı zamanda üç yıl süreceğini öngördükleri bu savaş sırasında, dünyanın değişik Müslüman ülkesinden gelecek olan ve en çok korktukları kafa kesen IŞİD gibi “radikal” İslamcı gruplardan da kurtulmuş olacaklardır… Türklere özgü bir söyleyişle ifade edersek; “İti ite kırdırma” işini de bitireceklerdir!..

***

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Esat’ı düşürme inadı, onu yeni bir “Parsadan olayı” ile karşı karşıya bırakmış olabilir mi? Jeo Biden’in, Türkiye’nin terör örgütlerine finansal destek verdiği açıklamasını, Erdoğan’ın sıcağı sıcağına; “Biz hiçbir terör örgütüne destek vermedik” diyerek inkar edip yalanlaması, akla bu olasılığı getiriyor… Bu noktada, Erdoğan’ın “terör örgütü” vurgusu yapması da son derece önemlidir. IŞİD’e terör örgütü mü dedi, yoksa IŞİD terör örgütü değildir mi demek istedi, pek anlaşılamamıştır!.. Biden’ın özür dilemesinin ise hiç bir anlamı bulunmamaktadır!..

Dünya Ekonomik Forumu’nda konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suriye’den gelen sığınmacılar için harcanan paranın 4,5 milyar dolar olduğunu söyledi. Aynı toplantıda konuşan Başbakan Davutoğlu ise 3,5 milyar dolar harcandığını söyleyerek (2) Erdoğan’ı yalanladı!.. Sığınmacılara ne kadar yardım yapıldığının elbette tutulmuş kayıtları vardır. Fakat Başbakanın örtülü ödenekten kime ne kadar para verildiğinin hesabını sorma olanağı bulunmamaktadır. Bu yüzden, fark olarak gözüken 1 milyar doların, terör örgütlerine “finansal destek” olarak kullanılıp kullanılmadığını bir tek Erdoğan açıklayabilir!.. Buna rağmen, Jeo Biden, kendinden bu kadar emin nasıl konuşabiliyor anlamak mümkün değildir!.. Bu kefere, o kadar mı içimize sızmıştır?!.. Yok daha neler…

***

Diyarbakır’da bulunan hava üssünden kalkan savaş uçakları, Suriye sınırı boyunca keşif uçuşları yapıyor ve havan mermilerinin geldiği noktalara bomba yağdırıyorlar. Bu demektir ki, Türkiye resmen bu kirli savaşın içindedir! Koca bir ülkeyi, kendisine ait olmayan bir savaşa sokmak, bu kadar basittir işte! Nasılsa karşı tarafta yabancı ajanlar cirit atıyorlar. Bize doğru bir iki füze veya bir kaç havan mermisi attılar mı, savaşın içerisindeyiz!.. Bu son tümce size de bir şey anımsattı mı acaba?..

1 Mart 2003 tarihinde reddedilen tezkereye inat, 11 yıl sonra bu defa sınırlarımızı korumak üzere yabancı askerlerin topraklarımıza çağrılmasına izin veren bir tezkere TBMM’nden geçti. 4 Temmuz 2003 günü Süleymaniye’de askerlerimizin başına geçirilen çuval ise henüz çıkarılmış değil!..

Av. Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1) http://sozcu.com.tr/2014/gundem/turkiye-iside-destek-verdi-ama-simdi-pisman-615534/

(2) http://www.ulusalkanal.com.tr/stratejik-derinlik-makale,3242.html