Biz kazanacağız!..
TwitterFacebookGoogleYouTube

YENİDEN YORUMLAYARAK…

2757311430_2

 

İşçi Partisi,  ”Atatürk”de birleşelim” teklifini ortaya atınca, Kılıçdaroğlu paniğe kapılmıştı. TGB‘nin “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” sloganına karşı, alelacele  ”Mustafa Kemal’in yurttaşlarıyız” sloganını geliştirdiler. Besbelli askere ve asker olmaya kökten karşıydılar!.. Başarılı olamadılar tabi. CHP tabanını küstürmek işlerine gelmiyordu. Dersimli Kemal, bu yüzden Bağdat Caddesi’ndeki Cumhuriyet yürüyüşünde, 37 kez “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” diye bağırmak zorunda kaldı…(1)

 

İşçi Partisi, bugünlerde “Altı Ok’ta (2) birleşelim” çağrısını yapıyor. Bu öneriden sonra da  PKK’ye göz kırpan “Öcalan’ın Kemali”nin yine ödü kopuyor… Atatürk’te birleşemeyen Yeni CHP’nin, Altı Ok’ta birleşmesi imkansız gibi bir şey..

 

Y-CHP’nin asli görevi: Altı Ok’u yeniden yorumlayarak, ortadan kaldırmaktır. Dersim yalanları ile Atatürk ve İnönü’yü katil ilan edip, itibarsızlaştırmaktır…

 

ABD’nin Ortadoğu’da dilediği gibi at koşturmasının önündeki en büyük engel TSK‘dır. TSK ise, gövde olarak tıpkı CHP gibi, Atatürk ilkelerine sıkı sıkıya bağlıdır. Yönetim kademelerine işbirlikçiler getirilmedikçe, bu iki engelin aşılması olanaksız gibidir. Bunu çok iyi bilen küresel güçler; TSK’ya kumpas, CHP’ye de kaset operasyonu düzenlediler…

 

Bu gerçeği görüp, kabul etmeden, yapılacak olan analizler  hiçbir işe yaramazlar!..

 

ABD’li askerlerin başına çuval geçirerek, Süleymaniye’nin intikamını alan TGB’li gençlere kol kanat geren İşçi Partililer olmasaydı eğer, bazı temel kavramları yorum yoluyla genişleterek sulandırmak çok kolay olacaktı!..

 

İşte bu nedenlerle Y-CHP,  enerjisinin çoğunu yeni kadroları ile Altı Ok’u yorumlamaya  ayırmıştır:

 

Çok kötü şekilde istismar edilip kullanıldıkları için, Y-CHP’de kısa süre içerisinde yıpranan kadroların yerine, yenileri alınarak vitrin güncelleniyor. Bu şekilde Y-CHP’nin ömrü de uzuyor tabi…

 

Şimdi görev sırası; Genel Başkan Yardımcılığına getirilen Selin Sayek-Böke’ye geldi. Hanımefendi,  ”Türkiye’nin bunalımdan çıkış yolunun güler yüzlü liberalizmden geçtiğini” söyleyerek, CHP’nin Altı Ok’unun “Devletçilik İlkesi“ni yeniden yorumlamaya çalışıyor!..

 

Önceki haftalarda, tetikçilerine Peygamber soyundan geldiğini söyleterek, bir “Seyit” olduğunu iddia eden Dersimli Kemal,  ”Türkiye’de laiklik tehlikede değildir“, “Türbanı biz çözeriz” diyerek,  ”Laiklik İlkesi“ni yeniden yorumlamaya kalkışmıştı!..

 

Son cumhurbaşkanlığı seçimlerinde,  Ekmeleddin’i “çatı adayı” göstererek, halkı sandık dışında bırakan Kılıçdaroğlu, Erdoğan’ın birinci turda seçilmesinden, yine halkı  sorumlu tutuyor. Adeta sürgün cezasına çarptırılan CHP tabanı, Yeni CHP yönetimin,  ”halk iradesi” ile alay etmesine bir türlü alıştırılamıyor.  ”Halkıçılık İlkesi” de bu şekilde yeniden yorumlanıyor!..

 

Milliyetçilik=Ulusalcılık İlkesi” ise, aylar öncesinden  Genel Başkan Yardımcısı Rıza Türmen tarafından, “Hem ulusalcı hem solcu olunmaz” diyerek, yeniden yorumlanmıştı! PKK  açılımına “açık çek” yazarak, ulus devleti gözden çıkartan Y-CHP’nin Genel Başkanı Dersimli Kemal, KCK Yürütme Konseyi Üyesi Mustafa Karasu’nun: “AKP’nin tutuklamalarına karşı, halka karşı suç işleyen askerleri, polisleri ve kaymakamları tutuklayacaklarını” söylemesi üzerine;  ”Asıl açılımı biz yaparız” şeklinde karşılık vererek ve MİT‘in ulusalcılar  üzerinden CHP’ye operasyon yapabileceğini iddia etmiş ve “Milliyetçilik İlkesi“ni yeniden yorumlamıştır!..

 

Yeni CHP’nin parlatılmış Genel Başkanı Dersimli Kemal,  egemenliğin ve iktidarın kaynağını, halkta  arayacak yerde, Amerikan elçileri ile otel odalarında baş başa gizli görüşmeler yaparak, küresel güçlerde aramaya devam ediyor. Bu şekilde “Cumhuriyetçilik İlkesi“ni de yeniden yorumluyor!..

 

Atatürk’ün partisini kaset operasyonu ile ele geçiren Dersimli Kemal ve TESEVCİ arkadaşları, başta Gülen Cemaati olmak üzere, karşı devrimcilerle kol kola girip, yıllarca “Ordu darbecilerden temizlenmeli” mavalını okuyarak, Türk Ordusu’na kurulan kumpasta rol almışlardır. Atatürk Devrimleri’nin en önemlisi kabul edilen Öğretim Birliği Yasası’nı kaldıran yasaya da karşı çıkmamışlar, işin sadece ihale  bölümleri ile ilgilenmişlerdir.  Şimdi de “Anadilde eğitim“i savunarak, “Devrimcilik İlkesini“ yeniden yorumlamaya çalışıyorlar!..

 

Anlaşılıyor ki, küresel güçlerin Türkiye’deki memurlarına  verdiği yeni taktik: Reddedilmesi imkansız gibi duran kavramları, yeniden yorumlayarak sulandırmaktır!..

 

Bakalım ne kadar başarılı olacaklar!..

 

Av. Cemil Can

 

DİPNOTLAR:

(1)http://www.dha.com.tr/kadikoyde-buyuk-cumhuriyet-yuruyusu_791449.html

 

(2) Yeni CHP’nin yorumlayarak sulandırmak istediği Altı Ok’tan neleri anlamak gerekir?

 

İşçi Partisi’nin gelin üzerinde birleşelim dediği Altı Ok:Bir bütün olarak, siyasi kimliğimizin, ideolojimizin ve parti programımızın tarihsel en güçlü dayanağıdır. Tam bağımsızlık tutkumuzdur. Halkın iradesine, yurttaşın özgürlüğüne ve modernleşmeye dayalı çağdaş bir toplum olma iddiamızın, Cumhuriyet-Laiklik-Demokrasi altın üçgenini korumaya ve geliştirmeye yönelik kararlığımızın kaynağıdır. Emperyalizme, kurulu düzenin yanlışlarına, eşitsizliğe, sömürüye ve her türlü imtiyazlara baş kaldırımızdır. Uluslaşma sürecinin, Laik Cumhuriyet yapılanmasının, çağdaşlaşma hedefinin, Aydınlanma Devriminin sürekliliğinin ifadesidir…

 

Cumhuriyetçilik İlkesi

 

Egemenliğin kaynağını ulusta bulan anlayıştır. Saltanat kavramının yıkılması ve milli iradeye dayalı devlet düzeninin gerçekleşmesidir. Tebaanın yerini yurttaşın almasıdır…

 

Milliyetçilik İlkesi (Moda deyimiyle Ulusalcılık)

 

Irk, köken, din, mezhep, bölgecilik, kavimcilik anlayışının ulusal düzeyde aşılmasını ifade eder. Ülkenin sorunlarının çözümüne ırk temelinde değil yurttaş temelinde yaklaşmayı esas alır. Türkiye’nin bölünmesine ve parçalanmasına yönelik tüm düşünceleri kesinlikle reddeder. Milliyetçilik anlayışımız; çoğulculuğu ve tüm yurttaşların hukuk önünde eşitliğini benimser. Bütün vatandaşların ülkenin sahibi olduğu anlayışıdır. Bu anlayış, Devletin tüm etnik kimliklere eşit mesafede durmasını öngörür. Bireysel Kültürel Haklara Saygı İlkesini savunur. Tüm yurttaşların birliğinin ve güvenliğinin, ülkenin bağımsızlığının ve egemenliğinin, Türkiye toprakları ve halkı ile bütünlüğünün koşulsuz olarak korunmasını öngörür

 

Halkçılık İlkesi

 

Siyasal meşruiyetin temelinin halkın iradesi olduğunu kabul etmektir. Sahipsizlerin sahibi olmaktır...

 

Devletçilik İlkesi

 

Devletin halka hizmet için yapılanmasını, katılımcı yönetimi ve demokratik hukuk devletini öngörür. Yurttaş Devlet için değil, Devlet yurttaş için anlayışının yaşama geçirilmesidir. Piyasaların hata yapabileceği gerçeğinden hareketle, Devletin düzenleyici ve denetleyici  rolünün önemini kabul etmektir…

 

Laiklik İlkesi

 

Din ve Devlet işlerinin birbirinden ayrı tutulmasıdır. İnanç ve vicdan özgürlüğünün omurgası, toplumdaki farklı inançların barış içerisinde birlikte yaşamalarının önkoşulu ve güvencesidir.Cumhuriyetin, demokrasinin,ulusal bütünlüğün ve iç barışın temel değeridir. Devletin ve kurumlarının, toplumun, hukukun ve eğitimin laik olması, asla ödün vermeyeceğimiz temel kuraldır. Laiklik ilkesinin temel amacı; aklın özgürleşmesidir. Siyasetin dini istismar etmesine kesinlikle karşı çıkmaktır. Ne dinin siyasallaştırılması ne de siyasetin dinselleştirilmesi kabul edilemez. Devletin din ve inançlar karşısında eşit mesafede durmasını ifade eder. Anayasamızın değiştirilemez ve vazgeçilemez hükmüdür…

 

Devrimcilik İlkesi

 

Ülkemizi kurtarıcısı ve Devletimizin kurucusu Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün Cumhuriyeti kurarak başlattığı çağdaş medeniyeti hedefleyen kökten değişim sürecinin devam ettirilmesidir. Çağı paylaşmadır, geleceğe atılımdır. Gençliğin enerjisini ve dinamizmini, değişimin itici gücüne dönüştürmek, gençliğin değişim ve yenilik vizyonunun topluma aşılanmasıdır...

(Bu bölüm, CHP Programı’nın  11-17. sayfalarından özetlenerek aktarılmıştırAşağıdaki bağlantıyı tıklayarak ilgili sayfalara ulaşabilirsiniz.)

CHP_Program.docx                                             CHP Program pdf                                 

 

 

YANIT VERİYORUM!..

sultanmurat_1

 

 

CHP İLÇE BAŞKANI İBRAHİM AKBULUT HOCAM’A !..

 

Anadolu Partisi’ne verdiğim destek üzerine; bana “Biraz daha bekle, belki ‘Trakya Partisi’ kurulur, ona oy verirsin” diyerek sitem etmiş!..

Hocam katıksız CHP’lidir, biliyorum. Küçük bir ilçemizin hala ilçe başkanlığını görevini yürütüyor; özverilidir, dürüsttür, namusludur… Bundan kimsenin en küçük bir kuşkusu yoktur, olamaz da…

 

Lakin bir eksiği var: Hocam Ecevit gibi bir şairdir, ince ruhludur… Siyasette ince ruhlu olanlar kolay aldatılırlar!..

 

Akbulut hoca, CHP yönetiminin ihanet içerisinde olduğunu bir türlü kabullenemiyor.

 

Kolay değil tabi…

 

Küresel güçlerin TSK’ya kumpas kurabileceklerine aklınız yatıyor da CHP’nin kaset operasyonu ile ele geçirebileceğine  bir türlü inanmak istemiyorsunuz. NATO’ya karşı olan subayların Ergenekon ve Balyoz davaları ile tasfiye edilmeleri karşısında şaşırıp kalmıyoruz. Atatürkçü yurtsever subayların neredeyse kül halinde CHP’ye değilde İşçi Partisi‘ne geçmesine ve hemen hemen tümünün genel başkan yardımcılığı görevini kabullenmesine nedense bir anlam veremiyoruz…

 

İnsanın çocuğu gibi benimseyip kolladığı partisinin, bir gün düşman tarafından, üstelik bizim hainlere işgal ettirileceğini sindiremiyorsunuz. CHP’lilerin ezici çoğunluğunun yaşadığı korkunç travma budur!..

 

Hocamın ikinci eksiği: Parti içerisinde mücadele ederek, yönetimin değiştirilebileceğine olan inancıdır. Anadolu kasabalarından durum böyle gözüküyor olabilir. Ama yalın gerçek ne yazık ki, bunu imkansız kılıyor. Bundan böyle, Y-CHP’de delege yapısını değiştirmek mümkün değildir ve bu yapıyla da yönetimi değiştirmek olanaksız hale gelmiştir… Nedeni ise çok basittir: Genel merkez tarafından, kurultay delegelerinin seçimine doğrudan müdahale edilmektedir. Kılıçdaroğlu, geçenlerde Halk TV’ye çıkıp parti adına “Dersim’de soykırım yapıldığı“nı savunan eski Tunceli Vakfı Başkanı Gürsel Erol’u bu işle görevlendirmiştir. İl kongrelerini ne tez unuttunuz hocam!.. Vitrin süsü olsun diye Karayalçın ve Feyzioğlu gibi bazı isimlerin delegelerin aralarına serpiştirildiğine bakmayın. Öyle birkaç isim, önemli kararlarda etkili olamazlar…

 

Seçimlerin demokratik yapıldığı havasını vermek için, listeye dahil edilen tanınmış kişiler, kullanılıp daha sonra  bir kenara atılmaktadırlar. Örneklerini burada saymak istemem. Şimdi İstanbul İl Başkanılığı için kullanılma sırası Murat Karayalçın’a gelmiştir. O kadarını söyleyeyim…

 

Demek istediğim; delege kontrolü Dersimli Kemal’in elindedir ve bir daha aleyhine asla bozulamaz…

 

Partime oy veriyorum” diyenlerin, dolaylı olarak desteklediği bu antidemokratik durumdur ki, bu döngü işgalcileri daha da güçlendirmektedir…

 

Sevgili Hocam;

 

Bana “Biraz daha bekle” diyorsun. Neyi bekleyeceğim hocam? Karşıdevrimin tamamlanmasını mı? O iş tamam zaten…

Karşıdevrim sürecinde AKP’nin yolundaki taşları temizleyen kimdi? Hadi onu da ben söyleyeyim bari: Yeni CHP…

Cumhuriyet’in olmazsa olması olan “Laiklik ilkesi“nin içerisini boşaltanı hatırladınız mı? Anlıyorum söylemeye diliniz bir türlü varmıyor. Onu da ben söyleyeyim: “Laiklik tehlikede değildir” diyen ve “Peygamber soyu“ndan geldiğini deklere ederek bir “Seyit” olduğunu ilan eden bir genel başkan. Bu adam Atatürkçü olabilir mi? Cumhuriyet’e sahip çıkabilir mi? Beni daha fazla konuşturma isterseniz…

 

Peki, hocam… Prof. Dr. Rennan Pekünlü‘yü biliyorsun. Türbanlı öğrencileri, derse almadı ve Rektörlüğe rapor etti diye 2 yıl 1 ay hapis cezasına çarptırıldı. Ona destek veren bir tek Y-CHP’li gösterebilir misin? Hadi onu geçelim, kesinleşmiş yargı kararı var diyebilirsiniz. KCK Eşbaşkanı Sabrı Ok, geçen hafta mahalle aralarına giren Ordu ve Emniyet mensuplarının tutuklanacağını söyledi. Bu konuda Y-CHP ne söyledi? Ben duymadım, siz duyduysanız söyler misiniz….

 

Haklısın biraz daha bekleyelim” dememi mi istiyorsunuz?

 

Neyi bekleyeceğiz hocam?

 

GODOT’u mu?..

 

Belki MİLLİ MERKEZ bir parti kurar ve Meclis dışı muhalefet orada birleşirler de bizim de oy verecek bir partimiz olur, demek istiyorsan, ona da eyvallah, bu fikrine katılırım… Lakin kesinlikle Atatürk düşmanları ile bölücülere oy VERMEM. Böyle bir ihanetin içerisine asla giremem…

 

Emine Ülker Tarhan Hanım’ın çıkışı son derece yerinde ve saygı değerdir. Emine hanım cesur bir karar almıştır. Diğer milletvekilleri gelecek kaygısı ile bencilce hareket ediyorlar belli. Hepsinin ona katılması gerekirdi… Hele de okumuş yazmış bir kadının, baş kaldırısı son derece yurtseverce kabul edilmelidir. Emine hanım, sadece bu nedenle bile desteklenmeyi hak etmiştir!.. Kendi geleceğinden başka bir şey düşünmeyen, o kadar erkeğin arasından bir kadın cesaretle çıkıp, Türkiye’de bir ilki başarmıştır. Bir kadın olarak parti kurmaya kalkışması da  her türlü taktirin üzerindedir. Bir de bu nedenle desteklenmesi gerekir…

Adı Yeni CHP olan parti, artık bizim değildir. Çünkü 6 Ok’u kalmamış parti CHP olamaz. Partiyi bir operasyonla ele geçirenler, ilk iş olarak temel ilkelerimizi “yorumlayarak” yok ettiler. Program’ı takmıyorlar bile…

 

Bugünlerde İşçi Partisi’nin “6 Ok’ta birleşelim” önerisinden vebalı görmüş gibi kaçıyorlar. Acaba neden? Geçen aylarda “Atatürk’te birleşelim” teklifini duyduklarında adeta ödleri kopmuştu. “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” sloganına karşı, çabucak “Mustafa Kemal’in yurttaşlarıyız” sloganını koydular. Gençlik Kolları Genel Sekreterini “Dersimli Rıza’yız biz” diye bağırttılar! Hiç biri tutmadı tabi… Bunları ne tez unuttunuz hocam?

 

Y-CHP‘liler Atatürkçü değiller. Bu kesin. Bölücülerle işbirliği içerisindedirler, buna Allah’ın birliğine inanır gibi inanıyorum…

 

Bu utanmaz, arlanmaz herifler, Seyit Rıza eşkıyasından bile özür dilediler. Daha dün TBMM’nde Atatürk ve İnönü’yü “katil” ilan ettiler... Bunları duymamış olamazsınız!..

Biraz bekle” derken, her halde bütün bu olup bitenlere rağmen, yine de Y-CHP’ye oy vermemi beklemiyorsun!..

 

Size bir soru sormak istiyorum: AKP adını değiştirip CHP yaparsa, isminden dolayı ona oy verir misiniz?

 

Ya da CHP, PKK’lıların işgali ile CHP olmaktan çıkar da -bugünkü gibi Yeni CHP adını alırsa- yine de oyunuzu onlara mı verirsiniz?..

 

Başka türlü ve açık seçik söylüyorum: PKK’lılara oy verir misin hocam?

 

Ayn-el Arap’ta (Kobani’de) Türk Silahlı Kuvvetlerinin 40 bin insanımızın katili PKK’nın yanında IŞİD’e karşı savaşması için tezkere çıkartmaya çalışan Dersimli Kemal’e hala güveniyor musun?..

O kadar da saf olamazsın hocam!..

 

Daha yeni Diyarbakır’da: «Asıl açılımı biz yaparız» açıklamasını yapmadı mı? «30 yıldır devam ediyor mu, evet ediyor» dedikten sonra, «CHP olarak söyledik, bu sorun güvenlik önlemleri ile çözülemez dedik» demedi mi? Türk halkına  yapılan bu çağrının; «PKK’ya teslim olun!» anlamına gelmiyor mu?

 

KCK Yürütme Konseyi Üyesi Mustafa Karasu: «AKP’nin tuklamalarına karşı, halka karşı suç işleyen askerleri, polisleri ve kaymakamları tutuklayacaklarını» söylemiş… Y-CHP’nin «Kürdistan» kurulmuş anlamına gelen bu sözler karşısında ne dediğini duyan var mı?..

 

2 ay önce 2 polisin şehit edildiği Bingöl’de Çevik Kuvvet Müdürü’ne yapılan silahlı saldırıyı kınayan bir Yeni CHP’li gördünüz mü?

 

Yaklaşan genel seçimlerde PKK’nın uzantısı olan HDP ile yapılmaya çalışılan ittifak, CHP’yi mi büyütür yoksa HDP’yi mi?

Kılıçdaroğlu kimin hizmetinde belli değil mi?

 

Şimdi söyler misin hocam neyi bekliyoruz?

 

O sözlerinizle başka bir mesaj vermek istediyseniz o başka. Yani Karadeniz türü mizah yapmaya çalıştıysan eğer,  şakana şapka çıkarır, saygı duyarım. Lakin ben ne yapmak istediğini, hangi mesajı vermek istediğini tam olarak anlayabilmiş değilim! Sizi de yanlış anlamak istemem. Lütfen ne demek istediğini açıklar mısın?…

 

Sevgili hocam!

 

Sanırım geçen haftaki yazımı da okumamışsın. Hadi senin için bağlantısını koyuyorum. Onu da oku ondan sonra yine tartışalım.

 

Ben hep buralarda olacağım!…

 

http://chp-muhalefethareketi.biz.tr/2014/11/gobegimizi-kesecegiz/

 

Cemil Can

 

 

 

“ULUSALCILIK” VE “SOLCULUK”!..

ensar_ogut_1

ULUSALCILAR MI SOLCU SAĞCILAR MI?..

Yeni CHP’nin (Y-CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun 21 Kasım günü Hürriyet gazetesinden Onur Konuralp’a verdiği mülakatta:

MİTin içindeki bir kanatla beraber CHP içinde operasyon yapmaya çalışıyorlar. Bu tuzağa da hiçbir CHP’linin düşmemesi lazım. Başta da kendisini ‘Ulusalcı’ olarak tanımlayan arkadaşların düşmemesi lazım…

MİT’in içinde bir grubun sadece CHP için görevlendirildiğini biliyoruz. CHP içinde karışıklıkçıkarmak ve daha bir sürü başka şey için yapıldı bu görevlendirme…

CHP ile ilgili verilen talimatlardan biri şöyle: ‘CHP Alevilerin ve Kürtlerin partisidir’ algısını yerleştirmek için mücadele edecekler, bu çabayı gösterecekler…

Saray olayını gizlemek için Dersim’i gündeme getirdiler…

Ancak birinin de çıkıp CHP’nin görüşlerini anlatması lazımdı, Sezgin Bey anlattı…” demiştir…(1)

Kılıçdaroğlu’nun parti içerisinde en yetkili ve etkili adamı, CIA’nın yan kuruluşu Stratfor’un 705 kod numaralı elemanı, PKK’nın avukatı Sezgin Tanrıkulu’nun CHP’yi karıştırdığını gizlemek için, MİT’in CHP’yi karıştıracağı ileri sürülerek, ortalığa toz duman üfleniyor!..

Kılıçdaroğlu, yukarıdaki açıklaması ile aynı zamanda Sezgin Tanrıkulu’nun, CHP adına dilediği özrü de sahipleniyor…

Y-CHP, Muharrem ayında, “aşure partisi” düzenleyen örgütlerine ses çıkartmamakla, kurumsal olarak “Kürt Açılımı“na açık çek verip, Öcalan’ın sözcülüğünü yapmakla, zaten kitle partisi olmaktan çıkartılmıştır. Kılıçdaroğlu ekibi Atatürk’ün CHP’sini adeta Kürt ve Alevi partisi haline dönüştürmüştür… Ulusal istihbarat örgütümüz olan MİT’in, bu konuda algı yerleştirmesine ihtiyaç kalmamıştır!..

20 Ağustos’da Birgün gazetesine konuşan CHP’yi dönüştürme görevlilerinden Rıza Türmen: “Hem ulusalcı hem solcu olamazsınız” (2)diyerek, ulusalcıları solcu olmamakla suçlamıştır… Kılıçdaroğlu, bu sözleri de paylaştı ki, daha sonra düzeltme yapma gereği duymadı… Tam aksine, ulusalcı milletvekillerine aba altından sopa göstererek, aday göstermemekle tehdit etti!..

Kılıçdaroğlu, bu iki açıklama ile solcu olarak görmediği “Ulusalcı”ların, MİT içerisindeki bir kanadın kontrolünde ve bundan böyle gösterecekleri tepkileri de peşinen o kanadın yönlendirmesi ile yapılacakmış gibi ilan ediyor!.. Bu şekilde, genel seçimler öncesinde Y-CHP’nin yürürlükteki Program’ına aykırı söylem ve eylemlerinin eleştirilmesinin önünü kesmek istiyor…

Y-CHP’nin Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt ise, Kılıçdaroğlu’nun verdiği ödevi Erzurum’da yaptı… CHP İl Başkanlığı’nda düzenlediği basın toplantısında Kılıçdaroğlu için: “Peygamber soyundan gelen, Kureyşan Aşireti’nden (3) gelen, dini bütün, İslamiyet’i çok iyi benimsemiş, Seyit soyundan (4) geliyor. Seyit sülalesinden geldiği için de genel başkanımız, dini bütündür, ibadetini evinde, Allah’a karşı yapar” diyerek, (5)Kılıçdaroğlu’nun yeniden yorumlayacağını söylediği “laiklik ilkesi“ne gerçekte bağlı olmadığını da vurgulamış oluyor!..

Hazreti peygamberin (kızı Fatıma’nın Ali’den olan) torunlarının soyundan geldiği iddia edilen Kureyşan aşireti’nin ve bu aşirete mensup Kemal Kılıçdaroğlu’nun Türk kökenli olmadığını, Arap kökenli olduğunu da bu açıklamadan anlamış bulunuyoruz… Yoksa Hz Ali mi Türk’tü?..

Bu yeni tartışmalardan; Kılıçdaroğlu’nun mensup olduğu Kureyşan aşireti’nin Dersim İsyanı’nın baş aktörlerinden olduğunu, Dersim İsyan’ı sırasında; kendi çocuklarını boğarak(6) Munzur’a attıklarını, kadınları ve kız çocuklarını tatlı canlarını kurtarmak için kalkan olarak kullandıklarını, daha sonra da bu insanlık dışı suçlarını Türk ordusunun üzerine attıklarını öğreniyoruz…

Dersim İsyanı’nın arkasında dış güçlerin bulunduğu, isyana karışan aşiretlerin düşmanlarımızın piyonu olduğu bütün kanıtları ile ortaya çıkmış (7) olmasına rağmen, Kılıçdaroğlu’nun “Ben bu işin mağduruyum(8) diyerek, bu ihaneti sahiplenmesinin itiraf olduğuna kuşku yok. Dersimli Kemal’in bu konuda ısrarla ve inatla bilgi kirliliğine devam etmesini ise, küresel güçlerin kendisine verdiği; CHP’yi bitirme ve Atatürk’ü itibarsızlaştırma görevinin bir parçası olarak kabul etmek gerekir!..

CHP’li ulusalcı milletvekillerinin genel merkezin insanfız ve akıl almaz baskısı altında olduğu tartışmasızdır. Büyük olasılıkla önümüzdeki seçimlerde aday da gösterilmeyecekler!..

CHP’nin 6 ok’undan ikisi; demokrasinin olmazsa olmazı “Laiklik ilkesi” ile milli bütünlüğümüzü sağlayan “Milliyetçilik (Ulusalcılık) ilkesi”, bu bilim ve akıl dışı tartışmalarla başlatılmış bulunmaktadır…

Bu yüzden, önümüzdeki günlerde çok tartışılacağı anlaşılan “ulusalcılık” ve “solculuk” kavramlarının ne anlama geldiğini anımsatmak, hafızalarımızı tazelemek gerekir. Bu iki kavram Rıza Türmen’in söylediği gibi, gerçekte birbiri ile çelişiyor mu?..

Kemal Kılıçdaroğlu, Rıza Türmen ve “Yeni CHP“lilere batan:

Ulusalcılık: Atatürk’ün öngördüğü; tam bağımsızlığı, küreselciliğe ve emperyalizme karşı olmayı, ulusal sanayinin geliştirilmesini, dışa bağımlılıktan kurtulmayı, devletin temel kuruluş ilkelerine bağlı kalmayı, emeği savunmayı, ulusal çıkarlarımızı her zeminde korumayı, ulusal davalardan ve diplomasideki kırmızı çizgilerden taviz vermemeyi ve ülkenin iç işlerine yabancı devletlerin karışmamasını esas alan siyasi düşüncedir… (9)

Solculuk ise: Sosyal eşitsizliği kaldırmak isteyen, maddiyatın ve sosyal adaletin eşit dağılımını öngören, sosyal eşitsizliklerin sınıfsal nedenlerden kaynaklandığına inanan, çelişkileri emek düzleminde çözüleceğini savunan ve her türlü sümürüye karşı duran siyasi bir kavramdır… (10)

Görüldüğü gibi “ulusalcılık” ile “solculuk” kavramlarının çeliştiğini söylemek akıl dışıdır…

Tam aksine, solcu olmanın birinci koşulu ulusalcı olmaktan geçer…

Ulusal kurtuluş savaşlarında ulusalcılığın itici gücü ve ilerici niteliği inkar edilemez!.. (11)

Maddi varlıkların ve adaletin eşit dağılımı, ancak ve ancak Türkiye Cumhuriyeti’nin de kuruluş ilkelerinin başında yer alan; demokratik hukuk devletinde gerçekleştirilebilir… Dolayısıyla bu iki kavram, bir birini tamamlar…

Programına bağlı kalmayan, söylemlerinde ise; ulusal sanayiyi geliştirme, ulusal çıkarlarını koruma ve dışa bağımlılığı en aza indirme bulunmayan “Yeni CHP”nin, solcu olduğu iddia edilemez!..

Küresel sermayenin desteğini alarak iktidara gelmeye çalışan Y-CHP, AKP’nin yedeği durumundadır ve kötü bir taklitidir denebilir!..

Av. Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1) http://cep.hurriyet.com.tr/detay/27620785

(2)http://www.ulusalkanal.com.tr/gundem/hem-ulusalci-hem-solcu-olunmaz-h34971.html

(3)http://tr.wikipedia.org/wiki/Kurey%C5%9Fan

(4) http://www.ehlibeyt-alevi-seyyitleri.com/47.html

(5)http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/siyaset/146641/_Kilicdaroglu_Peygamber_soyundan_geliyor_.html,

(6) http://www.youtube.com/watch?v=aaZCvMzbGXA

(7)http://www.guncelmeydan.com/pano/dersim-yalanlari-ve-gercekleri-sinan-meydan-t33567.html

(8)http://www.chp.org.tr/?p=128819

(9) http://tr.wikipedia.org/wiki/Ulusalc%C4%B1l%C4%B1k

(10)http://tr.wikipedia.org/wiki/Solculuk(11)

(11) http://webftp.gazi.edu.tr/hukuk/dergi/2_14.pdf

 

SOYUNUZ:KATİL VE HIRSIZDIR!..

Al_sana_ozur

DERSİMLİ KEMAL CHP’NİN TARİHİ İLE YÜZLEŞİYOR!…

 

Y-CHP‘NİN DERSİM İSYANI‘NIN SERT BİR ŞEKİLDE BASTIRILMASI NEDENİYLE RESMEN ÖZÜR DİLEMESİNDEN SONRA;

 

YILLARDIR “ARŞİVLER AÇILSIN” DİYEREK SANKİ ARŞİVLERDE UTANILACAK BİR ŞEYİMİZ VARMIŞ GİBİ KUŞKU YARATAN; DERSİMLİ KEMAL VE ARKADAŞLARI İÇİN ARŞİVLER DE AÇILDI!..

 

Kemal Kılıçdaroğlu’nun mensubu olmakla övündüğü KUREYŞAN AŞİRETİ’ne bağlı KOLAN AŞİRETİ’nin,(1) Dersim İsyanı’nı jandarma karakolunu basarak başlattıkları ve hiçbir kuşkuya yer vermeyecek şekilde vatan haini olduklarını gösteren bir belgeyi ibretle okuyacaksınız…

 

Soysuzlar, askerlerimizi şehit ettikten sonra,veresiye alınan erzaklarını da çaldılar!..

 

Hepimiz Seyit Rıza’yız” diyerek  öykündükleri ataları, meğer hem KATİL hem de HIRSIZMIŞ!…

 

Yeni CHP’nin işgalci Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, bir de utanmadan peygamber soyundan geldiğini iddia ediyordu…(2)

 

Arap dünyasının bütün işbirlikçileri ve hainleri de aynı soydan geliyor…

 

Soyunuz sopunuz batar inşallah!..

 

Dersimli Kemal, yıllardır CHP’nin tarihi ile yüzleşmesi gerektiğini söylüyordu…

 

BUYURUN! YÜZLEŞİN TARİHİNİZLE…

 

Sizin utanmaz yüzünüze ben şimdi ne diyeyim!..

 

Önce dedelerinizin karakoldan çaldığı erzakların bedelini ödeyin. Bu borcu ödeyecek olanların listesini ben tutacağım. Birinci sıraya Kemal Kılıçdaroğlu’nu, ikinci sıraya Sezgin Tanrıkulu’nu, üçüncü sıraya Hüseyin Aygün’ü yazıyorum…

 

Aralık 2014 maaşlarınızdan dedelerinizin borcunu ödeyin bakalım..

 

(1)http://www.ehlibeyt-alevi-seyyitleri.com/47.html

 

(2) http://tr.wikipedia.org/wiki/Kemal_K%C4%B1l%C4%B1%C3%A7daro%C4%9Flu

 

Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk ve Başbakan Celal Bayar başkanlığındaki Bakanlar Kurulu’nun 23.06.1938 tarih ve 2/9112 Sayılı Kararnamesi’nde aynen şunlar yazıyor:

 

T.C.

B A Ş V E K A L E T

Kanunlar Dairesi Müdürlüğü

Karar Sayısı :2/9112

                                                                                              Kararname

 

Tunceli Vilayeti dahilinde Ovacık Kazası jandarma birliğine tabi (Diztaş) karakoluna 02.02.1938 tarihinde Kolan Aşireti tarafından yapılan taarruz neticesinde şehit edilen karakol komutanı ile 20 jandarma erine ait olup mutaarrızlar tarafından gaspedilen 499 lira değerindeki erzakın iaşe bedellerinden ödenmek üzere Ovacık Kazası merkezindeki bakkallardan veresiye olarak alındığı ve bunların Jandarma Genel Komutanlığı bütçesinin iaşe tertibinden verilmesi mümkün olmayacağı anlaşıldığından, Maliye Vekaleti bütçesinin masarifi gayri melhuza tertibinden verilmesi; Jandarma Genel Komutanlığı iş’arına atfen Maliye Vekilliğinin 08.06.1938 tarih ve III83/12/2244 sayılı teklifi üzerine İcra Vekilleri Heyetinin 23.06.1938 tarihli toplantısında onanmıştır. 23.06.1938

REİSİCUMHUR: Mustafa Kemal Atatürk (imza) BAŞVEKİL: Celal Bayar (imza) VEKİLLER HEYETİ: Bakanlar Kurulu

GÖBEĞİMİZİ KESECEĞİZ!..

anadolu-partisi-

Atatürk’ün partisi CHP‘nin Cumhurbaşkanı adayı olarak Ekmeleddin’i göstermesi ile yaklaşık 5 milyon seçmen sandık dışında bırakıldı. Çoğunluğu CHP çatısı altında toplanmış olan Kemalist cephenin ilk esaslı bölünüşü bu seçimdir. Daha sonra, Kemal Kılıçdaroğlu (KK) Kurultay’ı topladı fakat yenilginin nedenlerini tartıştırmadı. Bir daha seçim olsayine aynı adayı gösterirdim diyerek halka meydan okudu. Yenilgiden halkı sorumlu tuttu! PKK‘nın “Özerk Kürdistan“ı kurabilmesinin hukuki alt yapısı olan “Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’nı mutlaka getireceğiz,  Dersimli Kemalim ben” diyecek kadar ileri gitti. KK ikinci bölücülüğünü Kurultay’daki konuşması ile yaptı…

Parti Meclisi’ne aday gösterdiği açılımın mimarı ve AKP’nin en önemli bürokratı olan eski Kamu Güvenliği Müsteşarı Murat Özçelik’i delege içine sindiremeyip çizdi. KK delegenin bu kararına zerre kadar saygı göstermedi. Çünkü delegeyi o, böyle günler için özenle seçtirmişti. Tepki gösteremeyeceğinden yüzde yüz emindi. KK Kurultay’da adeta kendi seçimini test etmişti…

 

Nitekim öyle de oldu. CHP’nin kurultay delegesi konu mankeni yerine konmuştu. Dersimli Kemal, inadım inat dedi ve Parti Meclisi’nden iki kişiyi istifa ettirerek, açılımın mimarına yer açtı. ABD’nin en has adamını CHP’nin Dış İlişkilerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcılığına getirdi…  Üçüncü bölünme de bu noktada yaşandı…

 

Sıra CHP’yi Dersim İsyanı’nı başlatan KK’nın önderi ve dedesi Seyit Rıza’dan özür diletmeye gelmişti. Bu defa Y-CHP‘nin gölge Genel Başkanı Sezgin Tanrıkulu’nu sahaya sürdü. Koca CHP’yi feodal ağa ve işbirlikçi hainlerden özür diletti… Bu dördüncü bölünmeydi…

 

KK boş durmuyordu, kendi yolunda ilerlemeye devam etti. Atatürk’e “Kefere Kemal” diyen mikro milliyetçi, şeriatçı, gerici Mehmet Bekaroğlu’nu Tanıtım ve Propagandadan Sorumlu Genel Başkan Yardımcılığı’na getirdi. Bekaroğlu, militan adamdı. Derhal işe koyuldu ve Genel Merkez’e mesciti açtı. Artık din ve dince kutsal sayılan değerlerin istismarında Y-CHP de vardı… Türkiye’de şeriat tehlikesi yoktur diyen ekip, Cumhuriyet’in laiklik ilkesine de elveda diyordu!..

 

Burada özetlediklerim son bir kaç ay içerisinde yaşananlardır…

 

Biraz daha geriye doğru gitsek, utancınızdan başınızı kaldırıp yazılanları okuyamazsınız!..

 

Şimdilik onlara girmiyorum. Y-CHP’nin ne demek olduğunu kanıtları ile görmek isteyenler, aşağıdaki bağlantıyı açıp okuyabilirler:  http://chp-muhalefethareketi.biz.tr/

 

Utanma ve ar duygusundan yoksun olanların, Emine Ülker Tarhan hanımın istifa etmesinin ardından söylediklerini de yazmayacağım. Şimdilik Süheyl Batum hocayı disipline verme densizliğine de değinmiyorum… Bu zevzeklikler ile bizlere beşinci ve altıncı bölünmeler yaşatıldı…

 

SÜRÜKLENDİĞİMİZ BÖYLE BU ORTAMDA ANADOLU PARTİSİ‘NİN KURULMASI, ULUSAL BİR ÖDEVDİR. BU GELİŞMELERİ KİMSE SÜRPRİZ KABUL ETMEMELİDİR!..

 

Dersimli Kemal ve arkadaşları, çınarın dallarını budayarak (ulusalcıları tasfiye ederek) Y-CHP’nin daha da güçleneceğine inanıyorlar… Bu çapsız adamlar da BOP’un çocukları gibi “küçülerek büyümeyi” savunuyorlar… Türkler, “Kürdistan”ın kurulmasına izin vererek, önce küçülecekler, sonra “Kürdistan”la federasyon kurup büyüyeceklermiş!? 21. yüzyılda Türklere yutturulmaya çalışılan uluslararası yalan budur işte. Ne kadar da inandırıcı değil mi? Mantık aynı mantıktır işte… Bunların tümünün hocası ABD’nin düşünce kuruluşlarıdır!..

 

CANIMIZ  ACIYACAK AMA GÖBEĞİMİZİ KENDİ ELLERİMİZDE KESMEK ZORUNDAYIZ!..

 

Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde üçüncü bir adayın çıkması, nasıl ki Erdoğan’ın birinci turda seçilmesine  engel olacaktıysa, aynı şekilde, barajı geçecek bir partinin daha kurulması, AKP’nin tek başına iktidar olmasının önünü kesecektir

 

Bunun nasıl olacağını burada anlatarak konuyu dağıtmak istemiyorum.Daha sonra o konuyu da ele alıp tartışacağız… (Şimdilik Anketçi Hakan Bayrakçı’nın bu konudaki araştırmalarına bakabilirsiniz…)

 

ŞİMDİ GELELİM OYLARIN “BÖLÜNME” MESELESİNE!..

 

Yeni kurulan parti veya partiler oyları mı bölecek, yoksa kararsız olanları mı örgütleyecek?..

 

Siz hangi oyların bölünmesinden söz ediyorsunuz?

 

Bölücü olan Yeni CHP’dir…

 

Hem Atatürkçü oyları bölüyorlar hem de ülkeyi bölecek olanlara destek veriyorlar!..

 

Y-CHP’nin oylarının bölüneceğini dert ediyorsanız hiç etmeyin. Çünkü Dersimli Kemal’in bu seçimlerde kullanacağı kontenjan yüzde 15′tir ve o da 60-65 milletvekiline karşılık geliyor. Yeni CHP’de sadece geri kalan milletvekillikleri için önseçim yapılacak. Bunun bir aldatmaca olduğu  gün gibi ortadadır…

 

Bu kafa ile gidilirse -ki gidiliyor-  Y-CHP kaç milletvekili çıkarabilir? Hadi diyelim ki, 100 milletvekili çıkartsınlar. 65′ini Dersimli Kemal kendine benzeyenlerden seçecek, kalan 35 milletvekilini ise CHP’liler önseçimle belirleyecekler. İkinci Cumhuriyetçi, açılımcı, Atatürk düşmanı 65 milletvekilinin karşısında, 35 milletvekili ne yapabilir ki?..

 

Y-CHP barajın altında kalırsa ne olur?

 

Cevap veriyorum: Sezgin Tanrıkulu, Murat Özçelik, Mehmet Bekaroğlu, Hüseyin Aygün, Aydın Ayaydın, Erdoğan Toprak, Sinan Aygün, Faik Tünay ve onlar gibi 50-60 milletvekili TBMM’ne giremezler!..

 

Vah vah vah!..

 

Yerin dibine girsinler!..

 

Çok mu üzüldünüz yani?..

 

Böyleleri Meclis’te çoğunluğu sağlarsa ülkeye ne yararları olabilir?..

 

Dolayısıyla Y-CHP’nin baraj altında kalmasına üzülmeye değmez!.. Bu yönde söylenen sözlere itibar etmemek gerekir…

 

Tam aksine, Y-CHP’nin sandığa gömülmesine “çok da iyi oldu” denilebilir…

 

Y-CHP barajın üzerine çıkarsa ne olur?

 

Dersim İsyanı’nın bastırılmasına “katliamdır” diyerek, Atatürk’e “katil”diyen Sezgin Tanrıkulu ile, “Kefere Kemal” diyen Mehmet Bekaroğlu ve benzerleri onlarca hain, TBMM’ne girerler!..  İsteğiniz bu ise eğer, verin oylarınızı girsinler… Böylelerine bizden oy yok!..

 

Kararsızlar yüzde 30‘lara çıkarak ikinci büyük parti haline geldiler… Y-CHP’den fazla oyları var! Yeni partinin kurulması ile kimse kararsızları “tıpış tıpış” Y-CHP’ye oy vermek zorunda bırakamayacak. Kerhen oy kullanma dönemi sona eriyor!..

 

Belki o zaman Atatürkçüler akıllarını başlarına toplar ve kaderlerine el koymaya başlayabilirler!.. Bu bağlamda CHP’nin işgalden kurtarılması olasılığı yeniden gündeme gelebilir… Aksi halde, bir dönem değil, bir kaç dönem daha vakit kaybederek, iyice zayıflarız… Ülke tehlikeli sulara hızla sürüklenirken, kimsenin oyalanma lüksü yok!..

 

Y-CHP barajı geçer de yeni milletvekilleri TBMM’ne girerse:

 

Açılım” dedikleri bölünme süreci devam eder. Ülkemiz bölünür, iç savaş çıkar ve başımız beladan asla kurtulmaz!.. Çünkü onlar, saflarını ABD ve PKK’nın yanında belirlemişlerdir…

Y-CHP’nin PKK’nın partisi HDP’den ne farkı kalmıştır?

 

Düşünebiliyor musunuz Dersimli Kemal, özel bir tezkere çıkartarak Türk Silahlı Kuvvetleri’ni 40 bin yurttaşımızın katili PKK’nın yanında savaşması için üstünü başını parçaladı!?.. Bu kadar haindir yani…

 

Dersimli Kemal’e oy vermek bölünmeye oy vermek anlamına geliyor artık!..

 

CHP’Yİ İŞGALCİLERDEN GERİ ALMAK İÇİN PARTİDE KALIP  MÜCADELE ETMEK BAŞARIYA ULAŞABİLİR Mİ?..

 

Bu sorunun cevabı, bu aşamada kesin olarak “HAYIR”dır… Çok ileride belki…

 

Çünkü Deniz Baykal’ın kaset operasyonundan sonra, CHP’ye yerleştirilen SOROSÇULAR delege seçimlerine doğrudan müdahil oldular ve Genel Merkez’in desteklediği adayların seçilmesi için çaba gösterdiler  Bu konuda başarılı da olmuşlardır. Yoksa 28. Kurultay’da KK’nın “Ben Dersimli Kemal’im” diyerek kürsüye yumruk atması biraz sıkardı…

 

Bundan sonra da delege dengesi değiştirilemez… Dolayısıyla 1915 seçimlerinden önce, partiyi işgalden kurtarmak da imkansız hale gelmiştir… Başka çözümler arayarak başımızın çaresine bakmaz zorundayız!..

 

Bu yüzden;

 

YENİ KURULACAK PARTİYİ DESTEKLEMEKTEN BAŞKA YOLUMUZ KALMAMIŞTIR!..

 

 

Av. Cemil Can

“ARSIZ” MI “HIRSIZ” MI?..

dersimli_kemal

YAVUZ HIRSIZ BİZİM EVDE YİNE AYNI GÖREVDE!..

Yavuz hırsızın ev sahibini bastırması gibi, yol düşkünü Dersimli Kemal, Cemaatin borazanı haline getirilmiş Halk TV‘de, Süheyl Hoca’nın ihraç istemiyle disipline sevk edilmesini savunuyormuş!..

 

Kobanili Kemal, partililerin Program ve Tüzük’e uymalarını, uymayanların partinin dışına çıkmaları gerektiğini söylemiş…

 

Bu sözler çok doğru, aynen katılıyorum…

 

Lakin, Dersimli Kemal, bu kuralın kendisine uygulanmasına razı değil!..

 

Ayrıcalıklı olmak istiyor!..

 

yıldır parti programını sistemli olarak çiğneyen Dersimli Kemal’in bizzat kendisidir: PKK açılımına destek veren ve ilk krediyi açan o değil miydi?..

 

Terör örgütü PKK ile hükümetin müzakere başlatmasına itiraz mı etmişti?..

 

İster Kemal, ister şakşakçılık yapanlardan biri, bize “TERÖRLE MÜZAKERE” yi programın neresinde bulduklarını açıklasınlar!..

 

Gösteremezler…

 

Çünkü tam tersine, CHP Program’ı “TERÖRLE MÜCADELEYİ” esas almıştır!..

 

Programı değiştirmeden, programa aykırı söylem geliştirmek ve bundan ısrar, partiden ihraç nedeni olduğuna göre, İHRAÇ EDİLMESİ GEREKİN KİŞİ KEMAL KILIÇDAROĞLU DEĞİL Mİ?..

 

Antalya’daki kampta, Selin Sayek Böke’ye okuttuğu, PKK açılımına ekonomik destek sağlayan “Ekonomik Yerellik” ve “Kalkınma Ajanslarının çalışması” CHP Programı’nın neresinde var?

 

Yoksa daha önce Program’da CHP’nin ekonomi politikası yazılmamış mıydı?..

 

PKK’nın “idari ve mali özerklik” elde etmesinin hukuki alt yapısını oluşturacak olan “Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı”nın çekince konulan maddelerindeki çekinceleri kaldırmak, partinin hangi yetkili kurullarında kararlaştırıldı?

 

İhanetten farksız olan bu sözler, CHP Programı’na uyar mı?..

 

Ayn el Arap‘tan (Kobani) sivil halkın tamamı Türkiye’ye gelmişken, terör örgütü PKK’nın Suriye kolu PYD’ye yardım etmesi için, TSK’nın Suriye’ye girmesine olanak sağlayacak tezkerenin çıkartılmasını isteyen kimdi?..

 

Sen Hey! Öcalan’ın Kemali!.

 

Terör örgütü yöneticileri; Salih Müslim, Murat Karayılan ve Cemil Bayık’ın isteklerini dile getirmekle ne elde ettin? Öcalan’dan aferin mi aldın? Hani bir ara “anaların ağlamasın” diye bunları yapıyorum demiştin. Analar ağlamadı mı? 40 bin yurttaşımızın anasını ağlatan bu katillerin sözcülüğünü yapmak sana mı kaldı?..

 

Sen onların suç ortağı değil misin?..

 

Terör örgütü PYD için terör örgütü değildir diyen de sendin!..

 

Hükümet, seçimlere gitmeden önce, Milli Güvenlik Siyaset Belgesi içerisinde “Legal görünümlü illegal örgüt yapı” terimi koyarak, sırası geldiğinde Cemaat‘i veya HDP‘yı bu kavramın içerisine yerleştirerek, yargılayacakları belli değil mi? Hatta hükümet sözcüsü Arınç bile, “Çözüm sürecine merbur ve mahkum değiliz” diyerek ilk işareti verdi…

 

Anlaşılıyor ki, PKK’ya duyulan nefretten siyasi olarak yine, onlar yararlanacaklar!..

 

Bütün bu gelişmeler ortada iken, sen kalkıp Halkların Demokrasi Partisi (HDP) ile ittifaka girişiyorsun!..

 

Bu ne kafasızlık, bu ne çapsızlıktır demezler mi adama?!..

 

En sadık adamlarından Kahramanmaraş Milletvekili Durdu Özpolat, Hamburg’da CHP’nin HDP ile ittifak etmesi gerektiğini söylememiş mi? Bu konu dile getirdiğinde “Hayır öyle bir şey yok” demedin ki!.. Demek ki, senin isteğin üzerine böyle konuşuyordu…

 

Şimdi çıkmışsın ortaya: Ulu orta; utanmadan, sıkılmadın ve arlanmadan PKK’nın sivil uzantısı HDP ile seçim ittifakı görüşmelerini başlatıyorsun!..

 

Bütün bu eylem ve söylemlerin CHP Programına aykırı değil mi?..

 

Hangi yolun yolcusu olduğun belli oldu.

 

Def olup git partimizden!

 

Belki de CHP’yi bitirmeden HDP’ye gitmemeye yemin etmişsin!..

 

Dersim’in intikamını böyle mi almak niyetin?..

 

Halep oradaysa arşın buradadır…

 

Program (1) aşağıdadır, Tüzük (2) de…

 

Merak edenler okuyup baksınlar, bu yazı içerisinde bir tek hatalı sözüm var mıdır?…

 

Öcalan’ın Kemal’i”nin CHP ile kan uyuşmazlığı olduğu kesin!..

 

Birkaç haini ile birlikte, Devleti kuran CHP’yi, PKK’nın tanıtım bürosu haline getirdiler!

 

Sıkı ise Program’ı değiştirseler!..

 

Sessiz sadasız CHP’yi PKK’nın alt birimi haline dönüştürdüler?..

 

Sen Hey, Dersimli Kemal!

 

Elinde Öcalan’ın 10 emri ile kapı kapı dolaşıp, terör örgütünü meşrulaştırmaya utanmıyor musun?..

 

Bu hakkını sana hangi delege verdi?..

 

Yoksa CHP tabanını, her söylediğini sorgulamadan kabul edecek budalalar mı sanıyorsun?..

 

YOLUMUZDAN ÇEKİL, AKSİ HALDE EZİLECEKSİN!..

 

DİPNOTLAR:

(1) Program: http://cemilcan.gen.tr/wp-content/uploads/2014/07/CHP-Program.pdf

(2) Tüzük    : http://cemilcan.gen.tr/wp-content/uploads/2014/07/CHP-Tuzuk.pdf

Y-CHP’DEKİ ÇÖZÜLME!..

pesmergeye_coskulu karsilama

Gerçek bir Cumhuriyet kadını olduğunu defalarca kanıtlayan Emine Ülker Tarhan, büyük umutlarla geldiği CHP’den, derin bir umutsuzluğa düşerek ayrıldı. Emine hanım derdini dört cümle ile özetleyerek gitti: Cumhurbaşkanlığının adeta iktidara hediye edilmiş olmasından ders çıkartılmamış olması, bu konunun tartışılacağı kurultayın koltuk kapma yarışına dönüştürülmesi, kritik dönemlerde yapılan sorumsuz çağrılar, tutarsız tezkere söylemleri ve halkın duyarlılıklarının kopuk muhalefet. Ne yazık ki, hepsi de doğru,  hepsi de yerinde tespitler…
CHP’ye oy veren 11 milyon 270 bin seçmenin dört gözle istifasını beklediği Kemal Kılıçdaroğlu (KK) ise kaldı. Bu konudaki görüşünü soran gazeteciye sadece bir kelimelik açıklama yaptı: “Bekliyorduk”…
O kadar yani!.. Grup Başkanvekilliği yapmış bir milletvekilinin istifası karşısında söyleyebileceği başka söz yok. Anlaşılıyor ki, 1 milyon 32 bin 639 CHP üyesi, istifa etmeden, KK da istifa etmeyecek!.. Karga gibi tepemizi gagalayıp duracak. Kılıçdaroğlu, bu kararını  “Ben eğer anlamlı bir oy kaybı yaşatırsam giderim” cümlesiyle daha önce ağzından kaçırmıştı zaten… Bu aşamadan sonra onurlu davranmaya çalışıp istifa etmeye kalkışsa da onu bu makama getirenler izin vermezler! Zira birlikte başladıkları operasyonu birlikte tamamlayacaklar… Bu ağır “görev” karşısında; KK’nın durumu PKK liderinden çok farklı değil… Her ikisinin de davul boyunlarında, tokmak başkalarının elindedir…
Vaktiyle antiemperyalist, antifaşist ve Marksist bir çıkış yaparak kurulan PKK, sonunda “Biji Serok Obama” sloganını atma noktasına kadar gelmiştir. (1) İçerisine düşürüldükleri bu rezil durum; bugüne kadar bulundukları ve bundan sonra bulunacakları safı da göstermektedir. Bununla birlikte Öcalan’ın, PKK için sorguda yaptığı “enstrüman”  benzetmesinin ne kadar gerçekçi olduğu bir kez daha ortaya çıktı. “Solcu” olduğu iddiası ile örgütlülüğünü bugünlere taşıyan PKK, meğer ABD’nin ve diğer küresel güçlerin elinde bir oyuncak, sadece bir silah imiş!..
Aynı şekilde, Yeni CHP de bu tezgahın bir parçası olarak planlanmıştır. Baykal’ın Antalya’da Kılıçdaroğlu ile birlikte kahvaltı yapması, küresel güçlerin henüz öne sürmediği kanıtlara ve bu şantaj tehdidi yüzünden olsa gerekir ve Baykal’ın ne kadar zor durumda olduğuna işaret eder. Belli ki, Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan gibi milli hassasiyetleri öne çıkan az sayıda milletvekili, tahammülün son sınırına kadar gelmişlerdir. Düşünebiliyor musunuz, Atatürk’ün partisinde, CHP’nin “ağır top”larından Atilla Kart: “PKK ve PYD’nin Türkiye Cumhuriyeti ile olan ihtilafları ayrı bir konudur. Fakat orada bir ölüm kalım savaşı veren, hak ve hukukunu korumaya çalışan bir Kürt halkı var. Dolayısıyla bu noktada PKK ya da PYD üzerinden söylem geliştirerek oraya sahip çıkmamak, destek vermemek kabul edilemez” diyebiliyor… Ne günlere kaldık ne günlere diyemiyoruz artık. Kart, bizim cephenin bir adamıydı -Sivil Kürtler Türkiye’ye sığındığı tartışmasızdır- demek ki, artık Türkiye Cumhuriyeti’nin PKK’ya sahip çıkmasını ve Türk Ordusu’nun PKK yanında savaşa girmesini istiyor!..
Bu noktaya getirilen bir partide Emine hanım gibilerinin elbetteki işi olamaz!.. Partide kalıp mücadele etmesini öğütleyenlerin ise aklına şaşarım. Çünkü onlar, KK ile birlikte “parti içi demokrasi”nin tamamen yok edildiğini ve seçimle yönetime gelecek olanların şansının, işgal ile gelen bir oligarşi çetesine verildiğini bilmezler! Bu yüzden bu yaldızlı sözleri çöpe gider!..
İşin en can yakıcı yanı; son kurultayda; “Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’na konulan çekinceleri kaldıracağız” diye taahhütle bulunan Dersimli Kemal’in, Öcalan’dan daha tehlikeli ve güvenilmez bir adam olduğudur!.. Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’nın bazı maddelerine konan çekinceleri kaldırmak; yerel yönetimlere PKK’nın direttiği, “idari ve mali özerklik” tanımak anlamına gelir. Bu yüzden halk, muhalefetin bu ihanetinden korkmuş ve  AKP’yi, bütün yolsuzluklarına rağmen iktidarda tutmuştur. KK parti yönetimine taşıdığı isimlerle birlikte; güven telkin etmeyen, iki yüzlü, yanar-döner, kaypak ve güvenilmez bir adam olduğunu defalarca göstermiştir. Y-CHP Milletvekili Bülent Kuşoğlu, TBMM’nde düzenlediği basın toplantısında; 17 ve 25 Aralık süreci dikkate alındığında, yolsuzluğun boyutunun GSMH’nın yüzde 20′sine çıktığını kaydetmiştir. Bu kadar büyük boyutta yolsuzlukların olduğu bir ülkede, yolsuzluk olaylarını sırf muhalefet dile getirdiği için halk hiç birine inanmamış ve iktidarı adeta aklayarak ödüllendirmiştir!.. Bu olay bile başlı başına parti yönetiminden çekip gitme nedeniydi! Ama utanmazlar direndiler. Kimse halkı, cahil ve ahmak yerine koymasın!.. Gerçek budur…
Alın size bir rezil daha: Bugüne kadar gerçek düşüncelerini gizlemeyi başaran Yeni CHP’nin Genel Başkan Yardımcısı Veli Ağbaba, Cumhuriyet Bayramı nedeniyle düzenlenen törene çelenk koyduktan sonra, peşmergenin Habur gösterisine gösterilen tepkiler üzerine; “Umarım çözüm sürecinden dönüş olmaz” diyebilmiştir… Ağbaba’nın da bütün derdi: “Çözüm süreci”nin bitmemesidir… O da TSK’nın Ayn el Arab’ta (Kobani) PKK’nın yanında savaşmasında bir sakınca görmemektedir… Al birini vur ötekine…
Bu kafayı taşıyan başta KK olmak üzere; Yeni CHP yöneticilerini, yeniden oy verip TBMM’ne taşımak en büyük “gaflet, dalalet ve hatta ihanet”tir!.. CHP tabanı bu büyük yanlışa bir daha düşmemelidir. Bu nedenle vakit geçirmeden mutlaka bir alternatif yaratıp,  seçime bağımsız bir parti çatısı altında girmek gerekir…
***
Kürtlerin temsil etme iddiasında bulunan kişi ve örgütler, 30 yıldır okulları yakarak ve bu tavırları ile Kürt çocuklarının okumasını engellemek suretiyle, cahil kalmalarına neden olmuşlardır. Bu tespiti bir tarafa kaydedelim. Çünkü küresel güçlerin piyonları olan bu örgütlerine, verilen emirleri sorgulamadan yerine getirecek cahil askerler lazımdır… Terör örgütü PKK, hiçbir dönemde Kürtlerin can düşmanı olan feodalizmle mücadele etmemiştir. Bu önemli tespiti de diğerinin yanına not edelim. PKK tam aksine, feodalitenin daha da yerleşmesine neden olacak şekilde,  feodal beylerle işbirliği yapmıştır…
Gerçekte Kürt halkının, Türklerden ve diğer halklardan farklı veya onlarla ilgili bir sorunu hiç bir zaman olmamıştır!..
Sorun, Anadolu’da yaşayan diğer halkların da ortak sorunudur ve sınıfsal temeldedir. Doğrudan üretim ilişkilerinden kaynaklanmakta olan bu sorunlar; küresel güçler tarafından sürekli kaşınmakta ve istismar edilmektedir. En doğru şekilde; emek-sermaye, sömüren-sömürülen düzleminde tanımlanabilirler. Sınıfsal sorunlar, sadece Kürtlerle değil, Türkiye’de yaşayan bütün halkların alt tabakaları ile egemen sınıflar arasında var olmuş ve bugünlere gelmiştir…
Dolayısıyla Kürtlerin “özerklik”, “federasyon” veya “bağımsızlık” gibi talepleri ile çözülebilecek bir sorunları yoktur denebilir!.. Bu fikrin doğruluğunu ve Kürt hareketlerinin yanlış yolda olduğunu gösteren en temel ölçüt; aşağıdaki soruya verilecek,  yanıtın içerisindedir
Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgeleri için “özerklik”, “federasyon” veya “Bağımsız Kürdistan” isteyen PKK, acaba Anadolu’nun diğer kesimlerinde yaşayan Kürtler için nasıl bir  çözüm önermektedir?..
Temel soru budur!..
Bir an için Kürtlerin isteklerini elde ettiklerini var sayalım. Anadolu’nun batısında yaşayan Kürtleri, doğuda kurdukları “devlete” taşıyabilirler mi? Batıya yerleşen ve iş kuran Kürtler, böyle bir öneriyi kabul ederler mi? Kürtleri temsil ettiğini iddia edenler, bir sürü laf cambazlığı yaptıktan sonra, bu temel sorulara hangi cevabı verecekler? Batıdaki Kürtler, oradaki diğer halklarla kardeş gibi yaşayacaklar, doğudakiler için “Bağımsız Kürdistan” devleti kurulacak!..
Bu demektir ki, Türklerle Kürtlerin geçmişte olduğu gibi kardeş kardeş yaşamalarının önünde hiçbir engel bulunmamaktadır!.. Öyle ya, batıda kardeş olan halklar doğuda neden düşman olsunlar?
Kürtlerin haklarını savunmayı bir “ödev” gibi üzerine almış olanların, başka söyleyebilecekleri sözleri yoktur… En doğru ve akıllıca çözüm; “Kürt sorunu” diye abartılan ve gerçekte sınıfsal olan bu soruna verilecek olan yukarıdaki yanıtın içerisindedir… O da tabii ki, Kürtlerin Anadolu’nun her köşesinde diğer haklarla kardeş kardeş yaşamasıdır. Tıpkı ortak tarihimizde olduğu gibi…
Üniformalarında ABD bayrağı,(2) ağızlarında “Biji Serok Obama” sloganı olan Kürtlerin tek kurtuluşu; emperyalistlerin ellerine tutuşturduğu silahları bırakarak, bölgedeki milli devletlere teslim olmaktır. Aksi halde, tarihin tekerrür edeceği kesindir. Kürtlerin uyanmasından sonra, bölge ülkelerinin birlikte geliştireceği stratejilerle doğal kaynaklarımızı sömürmeye gelen küresel güçlerin hiç şansı kalmayacaktır…
Ne yazık ki, AKP iktidarını sürdürebilmek, muhalefet partileri ise küresel güçlerin desteği ile iktidara gelebilmek için, bu çirkin oyunun içerisinde rol almışlardır!.. İşte Y-CHP’deki çözülme, bu ihanetin gün yüzüne çıkmış olmasındandır…
Av. Cemil Can
DİPNOTLAR:

(2) http://www.cnnturk.com/haber/dunya/pesmergelerde-dikkat-ceken-detay

abd_bayrakli_pesmerge