Biz kazanacağız!..
TwitterFacebookGoogleYouTube

ÖZERKLİĞE DOĞRU TAM GAZ!

sena_kaleli_1

Sırrı Süreyya Önder ile Yalçın Akdoğan “özerklik” konusunu görüşmüş.

Mutabakata da varmışlar.

Önder’e göre, “Özerklik bu toprakların yabancısı olduğu bir şey değil”.

Bir de “yeni cumhuriyet’ten” söz etmiş Sırrı Süreyya.

“Yeni” öyle mi?

Yok mudur bir hinliği Sırrı Süreyya Önder’in?

Yalçın Akdoğan ise, “Süreç güçlü bir siyasi irade ve kararlılıkla sürüyor” dedi…

Y-CHP‘nin değişmez ve değiştirilemez Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu da, açılım için Meclis’e yasa teklifi sundu…

Paralel gidiyorlar yani.

Kılıçdaroğlu da, Yoldaki taşları temizleme işinin taşeronu.

Y-CHP‘nin Abdullah Öcalan’ın önerileriyle örtüşen teklifinde, AKP’nin “Akil Adamlar Heyeti” yerine “Toplumsal Mutabakat ve Ortak Akıl Heyeti Komisyonu” önerilmiş.

AKP’nin “çözüme olan inancı zayıflatmakla” suçlandığı teklifte, PKK’nın görüşleri sahipleniliyor.

Y-CHP, açılım konusunda her zamanki gibi kraldan fazla kralcı…

FIRSATSIZLARIN FIRSATI

Yasa teklifi yeni anayasa fırsatının kaçırıldığından söz ediyor ve “Anadilde eğitim” ve “eşit yurttaşlık” gibi ayrıştırıcı bir dil kullanıyor.

Kaçan fırsattan da Süheyl Batum hocayı sorumlu tutuyor.

Hoca ihraç, işlem tamam!!

Ötekiler zaten, milletvekilliğini riske atamaz.

SENA’NIN YARASINI KANATMIŞ

Y-CHP’de Batum’dan sonra sıra “Türk ulusuyla Kürt milliyetini bana eşit gördüremezsiniz” diyen Prof. Dr. Birgül Ayman Güler’e gelmiştir.

Alelacele disipline sevkedilen Güler’i, en çok da “Atatürk ilkelerinin ve Cumhuriyetin bekçisi değilim, olmak da istemiyorum(1) diyecek kadar küçülen, Bursa Milletvekili Sena Kaleli eleştiriyor. (2)

Oysa Kaleli’den biz, karayollarında seyahat firmalarının sorunlarını takip etmesini bekliyoruz.

Herkes uzmanlık alanında konuşsa daha uygun olmaz mı?

O, otobüslerin yol güzergah belirlemesine katkı sunacak.

“Kürt realitesi” konusunda konuşması için çok fırın ekmek yemesi gerek.

Parti okulunu değil, muavinler okulunu yönetmesi gerekiyor.

HERKES KENDİ GÖREVİNİ YAPIYOR

Şimdi sıra Cumhuriyete ihanet etme yarışına katılacakları seçtirmeye geldi.

Parti içi demokrasiyi işleteceği vaadiyle genel başkanlığa gelen Dersimli, merkez yoklaması ile Sengin Tanrıkulu çizgisindeki 100 civarında milletvekili adayını belirleyerek önümüze getirecek.

Bizden beklediği; her zaman olduğu gibi, “oyları bölmeyelim”.

Bu defa bu oyuna asla gelmeyeceğiz!

Hedef Meclis’te Sezgin Tanrıkulu sayısını 100′e çıkartmak olduğuna göre, Y-CHP’ye oy vermek bu hain planı desteklemek anlamına gelecektir!..

Y-CHP Meclis’te güçlü bir şekilde temsil edilirse, o zaman küresel güçlerin beklentisi karşılanacaktır.

Açılım safsatasının önünde durmak çok daha zorlaşacaktır!..

Böyle bir duruma asla izin vermemek gerekir!..

AKP’NİN İŞ ORTAKLARI

PKK’nın yayın organı Fırat Haber Ajansı (ANF), Cahit Mervan imzası ile yayınladığı bir yazıda; 2013 yılında “Öcalan’ın özgürlüğü” için anlaşıldığını, AKP hükümetinin ev ödevinin ise kamuoyunu “uygun hale getirmek” olduğu belirtiliyor…(3) Ülkemizin gerçek gündemi budur..

Cumhurbaşkanının “Türkçe ile felsefe ve bilim yapılamaz” sözleri ile Dersimli Kemal’in “Rüşvet ve Yolsuzluk Haftası” etkinlikleri ve İstanbul Müftülüğü’nün iş güvenliği önlemleri ile ilgili olarak söylediği “Bu husustaki aşırılık Yüce Allah’a güveni sarsan bir davranış haline dönüşür” şeklindeki, saçma sapan hutbenin işlevi; gündemi saptırmaktır…

16 yaşındaki Mehmet Emin’in tutuklanmasını da -muhaliflere gözdağı vermenin yanında- aynı katagoride değerlendirmek gerekir. Bütün bu gündem dışı faaliyetler, gerçekte içerisinden geçmekte olduğumuz tehlikeyi Türk halkından gizlemeye hizmet etmektedir…

AKP’nin görevini proje ortağı BDP itiraf etti:Ülkenin bölünmesi konusunda kamuoyunu uygun hale getirmek. Buişi Milli Görüş döneklerine ihale ettiler!..

Av. Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1) http://www.sanalsecim.com/AKP/afyon/ataturk_ilkelerinin_ve_cumhuriyetin_bekcisi_degilim-haberi.html

(2)Sena Kaleli: ”Birgül Ayman Güler konusu bizi derinden yaralayan bir konu. Ancak geçtiğimiz günlerde daha fazla yaralandık. Güler’in ‘Türk ulusuyla Kürt milliyetini bana eşit gördüremezsiniz’ açıklamları resmi rakam 15 milyon olsa da Türkiye’de 25 milyon nüfusa sahip Kürt realitesine ciddi bir hakarettir” demiş..

http://www.odatv.com/n.php?n=kurt-halkindan-ozur-dilerim-2612141200#.VJ2jO5zeyMZ.facebook

(3) http://www.odatv.com/n.php?n=ocalan-konusunda-anlastik-hukumet-toplumu-hazirliyor-2512141200

DEVLETİN “MEŞRU SAVUNMA”SI!..

fetullah

DEVLETİN “MEŞRU SAVUNMA”SI VE ERTELENEMEZ ÖDEVLERİMİZ!..

Anayasa’daki “hakimlik teminatı” ve Hakimler ve Savcılar Kanunu’ndaki paralel düzenlenmeler karşısında; “F Tipi”ni Yargı’dan söküp atmak çok kolay olmayacaktır. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Gebze Teknik Üniversitesi’nde Fetullah Gülen Cemaati’ni kastederek; “Milletin parasıyla, himmet adı altında topladıkları parayla okudular, soru çalarak belli kurumlara sızdılar” şeklindeki itirafından (1) sonra bile, hala işin ciddiyetini kavrayamayanlar var!..

İktidarının 12. yılı sonunda, “Ne istediler de vermedik” diyerek, eski koalisyon ortağına sitem eden ve aynı zamanda çıplak gerçeği sergileyen eski başbakanın, soruların çalındığını itiraf etmesi hiçbir şekilde hafife alınmamalıdır. Yargının hırsızlıkla ele geçirildiği en yetkili ağız tarafından itiraf edildikten sonra; her ne sebeple olursa olsun Cemaat’i savunmaya çalışmak; aymazlıktır, sapkınlıktır, ihanettir…

Düşünebiliyor musunuz, çocuğunuz hakim veya savcı olmak amacıyla; gece gündüz çalıştı ve yazılı sınava girdi. Hak ederek de 99 puanı aldı. Cemaat üyeleri ise, soruları çalarak 100 puanı aldılar ve çocuğunuzun yerine, yazılı sınavı kazandılar. Birkaç yıl sonra ise, Cemaat HSYK‘yı da ele geçirdi. Bu defa da diyelim ki, çocuğunuz 99.9 puanla sınavı kazandı. Allah ile aldatan bu hırsızlar, 99.9 puan alanları da mülakatta elediler. Çünkü 100 puan her zaman onların ceplerindedir! Dikkat çekmesin diye, bu defa da hak edenlerin yerlerine, 98 puan alan Cemaat üyelerini kazandırdılar… O kadar da akıllılar! Böyle bir durumu kabul edebilir misiniz? Bunun adı hırsızlık değilse nedir? Bu hainler çocuklarımızın da geleceğini çaldılar!.. Böyle ahlaksız insanların kamu kurumlarında, kamu gücünü kullanmasına izin verilebilir mi?..

Bu durumun hiç bir kuşkuya yer vermeyecek şekilde ortaya çıkmasından sonra, bir saniye bile beklemeden, Yargı’dan Cemaat’in tamamen temizlenmesi şarttır!..

Anayasamızın 139. maddesi, hakim ve savcılarımızın azlolunamayacağını, kendileri istemedikçe Anayasada öngörülen altmışbeş yaşından önce emekliye ayrılamayacaklarını, bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamayacakları hüküm altına almıştır… (2)

Hakimlik teminatı” olarak tanımlanan bu esasa göre görev yapan hakim ve savcıların; sınav sorularını çalarak, başka bir ifade ile kopya çekerek mesleğe kabul edilmiş oldukları ortaya çıkmıştır. Bu hırsızların, 2802 Sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu’nun 8. maddesinde belirtilen “Adaylarda aranan nitelikler”den, “Yazılı yarışma sınavı ile mülakatta başarı göstermek” koşulunu kaybettikleri tartışmasızdır. Söz konusu Yasanın 53. maddesinin (b) bendi uyarınca bu durumda olan yargıç ve savcıların “mesleğe alınma koşullarından herhangi birini taşımadıklarının sonradan anlaşılması(3) nedeniyle görevlerinin derhal sona erdirilmesi gerekmektedir!..

Bu sürecin işletilmesi için Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yukarıdaki açıklaması “ihbar” kabul edilmelidir. AKP hükümetleri döneminde yapılan tüm yazılı sınavlar ile mülakatlar incelenerek, şaibeli olanlar iptal edilmelidir. Hileli yollardan bu kutsal mesleğe girenler, derhal görevlerinden alınmalıdır… Burada şöyle bir sorunla karşılaşmak olanak dahilindedir: Sorulara çalarak kendi yandaşlarına veren abileri, bu durumun daha sonra ortaya çıkmasını önlemek için delilleri yok etmiş olabilirler! Dolayısıyla soruların çalındığını hukuken geçerli kanıtlara bağlamak zorlaşabilir, hatta imkansız hale gelebilir. Böyle bir durum karşısında; acil önlem olarak Yargı’ya sızanları dönemler itibariyle ele alıp; “by-pass” etmek yanlış değildir. Hükümetin iş yükü fazlalığını ileri sürerek, Yargıtay ve Danıştay’da yeni daireler oluşturmasını ve buralara yeni hakim ve savcılar atamasını bu düşünce ile yapılmış kabul edebilir miyiz?.. Hükümet böyle bir fırsattan yararlanarak, yandaşlarını Yargı’ya doldurmayı deneyebilir de!.. Bu olasılığı da gözönünde tuttuğumuzda, korunmakta olan yararın önemine ve önceliğine bakmamız gerekir. Hükümetin yandaşlarına kadro açtığını anlatacağız diye, Cemaat’in Yargı’dan temizlenmesine karşı çıkamayız!..

Çünkü Cemaat, Ergenekon ve Balyoz Davaları ile neler yapabileceğini açık seçik göstermiştir. Sahte delil üreterek milli kurum ve kuruluşlarımıza kumpas kuran, yabancı gizli servislerin elinde piyon olan ve küresel güçlerin çıkarlarını savunan Cemaatin, yapamayacağı kötülük yoktur.(4) Buna karşılık, ne yapacağı henüz bilinmeyen, ve fakat AKP’ye yakın oldukları düşünülen hakim ve savcılar göreve getiriliyor diye, bu önlemlere karşı çıkmak, pek de akıllıca bir davranış olarak kabul edilemez. AKP’ye muhalefet ediyoruz derken, daha ilk adımda Cemaat üyelerinin Yargı’daki işgalini savunma konumuna düşebiliriz!..

Cemaat üyelerinin yargıda bulunmasının ikinci sakıncası; tarikat üyeliğinin “bağımsız ve tarafsız” davranmaya engel olmasıdır. “Yurttaşlık bilinci” gelişmeyen, ümmetçiliği savunan ve “biat kültürü”nden gelen Cemaat üyeleri; şeyhlerine ve imamlarına kayıtsız ve koşulsuz bağlıdırlar. Böyle kişilerin “bağımsız ve tarafsız” olması gereken makamlara getirilmesi akıl işi değildir. Geçmiş yıllarda bazı Yargıtay üyelerinin ellerindeki dosyaları Fetullah Gülen’e göndererek; ne şekilde karar vermeleri gerektiğini sormaları hiç bir zaman akıldan çıkartılmamalıdır!..(5) Gülen’in “İcabında hakim de kiralayacaksınız(6) sözlerini unuttunuz mu?!..

Cemaat müritlerinin Yargı’da bulunmasının üçüncü sakıncası; Türk halkı adına kullanılan “egemenlik yetkisi”ni; evrensel hukuk prensipleri, çağdaş hukuk değerleri, yürürlükteki yasalar ve yerleşik içtihatları göz önünde tutarak, devletin temelini teşkil eden “adalet”i gerçekleştirmek amacıyla Cumhuriyet’i koruyup kollayacak yurttaşlara vermek yerine; din ve dince kutsal sayılan değerlere göre hareket eden, şeyhlerinin ve imamlarınrın emirlerini yerine getirmeyi ibadet kabul eden tarikat muritlerine bırakılmış olur ki, bu durum asla kabul edilemez. Ve böyle bir durum devletin temellerine dinamit koymakla eş değerde bir ihanet olur!..

Denebilir ki, Devletin hileli yollardan ele geçirilmiş olan yargı erki, bugün “meşru müdafaa” konumundadır. “Tarafsız”lığını ve “bağımsız”lığını koruyabilmek ve işgal edilmiş olmaktan kurtarılması için, ilk bakışta “hukuk dışı” gibi gözüken bazı önlemlere başvurabilir!.. Bu normaldir. Cemaat’in “hırsızlık” şeklindeki eylemi ile devletin egemenliğinin bir kısmını kaybettiği tartışmasızdır. Bu kaybedilen değerin geri alınabilmesi için başvurulacak önlemlerin ağırlığı ölçü olarak kabul edilmelidir. Cemaat’in hırsızlığını bertaraf edebilmek için orantılı olan bütün önlemler, devletin meşru çizgideki savunması olarak kabul etmek gerekir!..

Nasıl ki, meşru müdafaa durumundaki bir insanın adam öldürmesi, zaruret halindekinin başkasının malına zarar vermesi suç teşkil etmiyorsa, Devletin de varlığını ve egemenlik hakkını koruması için alacağı önlemler suç kabul edilemez!.. Seçimle iktidara gelen AKP’den seçimle kurtulmak olanaklıdır ama yer altında örgütlenerek devlet kurumlarına sızan Cemaat’ten seçimle kurtulma şansı, yok denecek kadar azdır. Kaldı ki, AKP’nin iktidardan düşmesi halinde, yerine gelecek olan Yeni CHP veya Yeni MHP de daha bugünden Cemaat’le iç içe girmiş ittifak halindedir. Bu yüzden AKP seçimle gitse bile, Cemaat’ten kurtulmak kolay olmayacaktır!..

Hükümetin “paralel yapı”, Milli Güvenlik Kurulu’nun “Legal görünümlü illegal yapı”, kamuoyunun “Cemaat”, kendilerinin “Hizmet hareketi” ve muhalif basının “F tipi” olarak adlandırdığı bu yapı, Yargı’da ve Emniyet’te örgütlüdür. Bunları tasfiye etmek, aynı zamanda antiemperyalist bir eylem kabul edilmelidir. “F Tipi”nden kurtulmak, demokrasiye inanan güçlerin öncelikli ve elbirliği ile başarması gereken acil bir yurttaşlık ödevidir!..

Av. Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1) http://www.radikal.com.tr/politika/cumhurbaskani_erdogan_sorulari_caldilar-1252251

(2) ANAYASA

B. Hâkimlik ve savcılık teminatı

MADDE 139- Hâkimler ve savcılar azlolunamaz, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz; bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamaz.

Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.

http://www.tbmm.gov.tr/anayasa.htm

(3)http://www.hsyk.gov.tr/Mevzuat/Kanunlar/Hsk.html

(4) AKP Diyarbakır Milletvekili Cuma İçten’e göre “Paralel Yapı” denen Cemaat’in, 17 bin 500 cinayette parmağı vardır. Eski Organize Suçlar Şube Müdürü A.Serdar Saçan ise, Ulusal Kanal’da katıldığı bir programda; Cemaat’in “Şahinler” adında silahlı kanadının olduğunu ve Behcet Oktay cinayeti dahil pek çok çinayeti (Danıştay, Hrant Dink, Rahip Santoro cinayetleri vb.) plandığını ileri sürdü… http://www.aydinlikgazete.com/politika/cemaatin-silahli-kanadi-sahinler-h58787.html

(5) http://www.cnnturk.com/haber/turkiye/yargitayin-imamiyla-ilgili-belgeleri-gonderdi

(6) https://www.youtube.com/watch?v=rxFNCeZMWB8

FATİHALAR YASİNLER…

Eski Vekilin Bulundu?u Polis Arac? Ak Partililer Taraf?ndan Yumurta Ya?muruna Tutuldu (2)

 “FATİHALAR YASİNLER BİTMEZ KARADENİZ’DE”

“Ankara’da festival Şu Taksim‘de Gezi var/Bu soysuzların var ya her tarafta bezi var” (1) sözleri ile Gezi eylemlerine katılanlara “soysuz” diyen Rizeli türkücü İsmail Türüt; Hrant Dink’in öldürülmesi olayının tetikçisi Ogün Samast ile azmettirici Yasin Hayal’e atfen; “O gün öyle desinler, bugün böyle desinler/ Fatihalar, Yasinler bitmez Karadeniz’de” türkü sözleri ile övgüler dizmiş, bayağı da alkışlanmıştı… (2)

Ne yazık ki, okuma alışkanlığı bulunmayan ve buna bağlı olarak analiz yapma yeteneği gelişemeyen Türk halkının önemli bir kesimi, bu tür kışkırtıcı eylemler İsmail gibi, güzel sesinden başka hiçbir özelliği bulunmayan cahil, odun kafalı türkücülerin yorumları ile kavramak durumunda kalıyor…

Ogün Samast, bugünlerde polis şefleri Ramazan Akyürek ile Ali Fuat Yılmazer’in etkisi kalmadığını düşünerek konuşmaya başlamış. “İçimdeki korkuyu yendim” diyen Samast, ifadesini alan Savcı Yusuf Hakkı Doğan’a, bunları korktuğu için çocuk mahkemesinde söyleyemediği yönünde ifade vermiş. Olay tarihinde 16 yaşında suça sürüklenen Ogün, şimdi “Yaşamımın en güzel çağlarını benden çaldılar” diyerek polis abilerini suçluyor… Ogün’ün yaşadıklarından ders alındı mı? Hiç sanmıyorum…

İYİ İŞ “BAŞARMIŞLAR”

Eski AKP Elazığ Milletvekili Feyzi İşbaşaran, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a “Twitter”dan hakaret ettiği iddiası ile tutuklanmış. Hakaret suçunda tutuklama görülmüş şey değil. 5. Sulh Ceza Hakimliğinin verdiği tutuklama kararına yapılan itirazı, 6. Sulh Ceza Hakimliği: “Delillerin tam olarak toplanmamış olması” gerekçesi ile reddetmiş. “Twiter” üzerinden hakaret edilmiş ise, delil görüldüğü anda zaten kayıt altına alınarak toplanmıştır. Şüphelinin, bu noktadan itibaren delilleri karartması söz konusu olamayacağından tutuklanması gerekli değildir. Sanırım, İşbaşaran “hakaret” suçunu işlediği iddiası ile tutuklanan ilk kişi olarak kayıtlara geçecektir. Sulh ceza mahkemelerinin kaldırılarak, yerlerine sulh ceza hakimlikleri kurulması ile elde edilmek istenen yarar bu olayda, açık seçik ortaya çıkmıştır. İyi iş başarmışlar, denebilir!..

İşbaşaran, götürüldüğü Beyoğlu Emniyet Müdürlüğü’nden çıkışında ve Çağlayan Adliyesi’nin girişinde; “Hepimiz Tayyib’in askerleriyiz” şeklinde slogan atan bir grup tarafından linç edilmek istendi!.. Bu olaydaki birinci ilginçlik, saldırganların ellerindeki döviz ve pankarataları o anda değil, önceden hazırlanmış olduklarıdır. İkinci ilginçlik; Feyzi İşbaşaran’ın emniyete götürüleceğinin saldırganlara haber verilmiş olmasıdır!.. Üçüncüsü avukat kılıklı bir militanın, karakol içerisinde İşbaşaran’ı yumruklamasıdır. Dördüncü ilginçlik ise, polisin saldırganların hiçbiri hakkında işlem yapmamış olmasıdır… İyi iş çıkartmışlar!..

AKP GİDİYOR MU?

Bedelli askerlik yasa teklifine son anda, yaşı ne olursa olsun çürük raporu alanlar da eklendi. 18.000 TL ödeyecek olan “çürük”ler de yasadan yararlanacaklar! Bu maddenin sahte çürük raporu alanlar için eklendiği tartışmasızdır. AKP hükümeti, asker kaçaklarından sonra, sahte çürük raporu alanları da kayıran yasayı çıkartmakla, aynı zamanda iktidardan gidişinin yaklaştığını da kabul etmiştir. Belli ki, gelecek hükümetlerin sahte çürük raporu alarak askerlikten yırtanlardan hesap sormasının önünü kesilmek istenmiştir. Bu “kişiye özel” düzenleme ile “çürük” kişilerin AKP grubu üzerinde ne kadar etkili oldukları da ortaya çıkartmıştır. Gerçek çürük raporu alan kişiler, zaten askerlik hizmetinden muaftı. Ne diye bir daha 18 bin lira versinler?.. Demek ki işin içerisinde iş var, her şey görüldüğü gibi değildir!..

“ESET” DÜŞMANLIĞI YAPAYDIR

Hükümetin Suriye’ye bir kara harekatı yapılması için bütün imkanlarını seferber etmesi, salt “Eset” düşmanlığı ile açıklanamaz. Erdoğan’ın dediğine göre 1,5 milyona ulaşan mültecilere yaptığımız parasal yardımlar 500milyon doları aşmış. Diğer ülkelerden gelen destek 200 milyon dolar civarında kalmıştır. Esat iktidarda kaldıkça, Türkiye’nin mülteciler için harcayacağı para daha da artacaktır. İşin içerisinde para girince, AKP’nin gözü karadır. Parasızlık yüzünden memur maaşlarına, enflasyon oranındaki artışı yapamayan hükümet, 1150 odalı kaç“Ak Saray”ı da bitirememiştir… İş kazalarındaki en basit önlemlere dahi para ayırmayan hükümet, yine parasızlık yüzünden çözümü madenleri yandaşlara peşkeş çekmekte bulmuştur. Ağustos ayı verilerine göre, işsizlik yüzde 10‘u aşarak, işsiz sayısı 3 milyona dayanmıştır…(3)

Seçimler yaklaşıyor. Hükümetin öncelikle işsizler ordusunun gönlünü alması gerekir. O da daha çok makarna, bulgur ve kömür dağıtılması ile mümkün olabilir. Belki biraz da para lazım olabilir. “Milletin sarayı”nı bitirmek için kim bilir kaç lira daha gerekir? Bir önceki bedelli askerlikten toplanan paralar, güya şehit ailelerine dağıtılacaktı. Dağıtılmadı ne dağıtılmadı, bugünlerde gaziler, belediye otobüslerinden tekme tokat aşağıya atılmaya başlandı. Zorunlu Deprem Sigortası’ndan toplanan paralar da amaç dışı kullanılmış. 2003 yılından bugün kadar özelleştirmelerden elde edilen 61.2 milyar dolar (4) uçup gitmiş. Başbakanlık bütçesinden 2003 ile 2014′in ilk altı ayını kapsayan dönemde “Gizli Hizmet Gideri” adı altında, örtülü ödenekten harcanan para, 6 milyar 424 milyon 190 bin liraya ulaşmış… Erdoğan kendisinden önceki 4 başbakanın 10 yılda harcadığı paranın 20 katından fazlasını harcamış… (5) Denetimsiz olarak kullanılan bu paralar nerelere harcanmış bilen yok!

Bu işlerin sorumluları bir gün hesaba çekilecek olursa ne diyecekler?

En kolay açıklama, savaş bütçesi ile olur. Kaç bomba atılmış, ne kadar mermi harcanmış, kaç sorti yapılmış kimse bunların hesabını tutamaz! Şehit cenazelerinin geldiği bir ortamda, doğal olarak kahramanlık türküleri söylenecektir. Böyle günlerde para hesabı yaparak maneviyatımızı zayıflatanlar hain ilan edilirler! Ogünler, Yasinler adamı linç ederler!.. ABD ve AB’nin çıkarına olan kirli bir savaşta, küresel güçler de keselerinin ağzını açabilirler…

Savaş bütçesi içerisinde bütün “yolsuzluk ve hırsızlıklar” kaybolup giderler… Bu yüzden AKP, sonuna kadar “Eset düşmanlığı” yapmak zorundadır. ABD ve NATO işin içerisine girmeden, savaşı başlatmak ise öyle kolay değildir. Erdoğan için kurtuluşu yolu gibi gözüken Suriye’ye karşı bir kara savaşı, Obama’nın sonunu getirebilir…

KARŞIDEVRİMİN EN ÖNEMLİ ARACI DERSİMLİ KEMAL OLMUŞTUR!

AKP karşıdevrimini adım adım gerçekleştiriyor. Atatürk ve İnönü’yü itibarsızlaştırmadan bu iş başarıya ulaşamaz. Bu konuda iktidarın en önemli taşeronu Kemal Kılıçdaroğlu’dur. Atatürk’ün CHP’sinde Atatürkçülere karşı başlattığı savaşta önemli ölçüde yol almıştır. Devlet kuran partiyi Cemaat’in kargo şirketi haline getirdiler. Eski Grup Başkanvekili Emine Ülker Tarhan’ı partiden ayrılmaya mecbur bıraktıktan sonra, utanmadan “Partinin kurumsal kimliğine zarar veriyordu” dediği eski Genel Sekreter Süheyl Batum’u da ihraç ettirdi. Şimdi de “Atatürk’ün CHP’si değiliz” diyor. (6) TSK’ya kurulan kumpas sonucu açılan Ergenekon ve Balyoz davalarına “Ordu darbecilerden temizlensin” diyerek pasif destek veren bu utanmaz adam, “F Tipi”ni “mazlum” olarak ilan etmiş ve başlatılan operasyon için “Yaşanan süreç darbe sürecidir” (7) diyerek kol kanat germiştir!..

Dersimli Kemal’in iktidara gelme iddiası hiç bir zaman olmadı. Zaten kendisine verilen görev: AKP’ye karşı örgütlü muhalefetin oluşmasını engellemekti. Bunu da hakkıyla yaptı. CHP’yi 6 ok‘tan uzaklaştırdı, tipik bir Alevi ve Kürt partisi haline dönüştürdü. Kim ne derse desin, bu dönemin en önemli siyasi figürü Kemal Kılıçdaroğlu’dur. Bazen karşı gelerek bazen de pasifdestek vererek, AKP’nin yolundaki taşları hep o temizlemiştir. Düşünebiliyor musunuz bir “lider”, hükümet üyelerinin kuşkuya yer vermeyecek kadar açık olan yolsuzluklarını dile getirdiği için her geçen gün biraz daha halk desteğini kaybediyor! İşte o adam, kişiliği güven vermeyen, dürüstlük cilasıyla cilalanmış Kemal Kılıçdaroğlu’dur… Bu yönüyle siyaset tarihinde bir ilktir. Recep Tayyip Erdoğan, “Kaburgalarında ateş bir yürek yerine idare lambası yanan” bu adamın sayesinde, hem karşıdevrimi önemli ölçüde başarmış hem de eylemli olarak başkanlık sistemine geçmiştir…

Av. Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1)http://www.sanalalemci.com/tag/gezi-parki-turkusu-sozleri-ismail-turut-sarkisi-sozlerin-tamami

(2) http://www.sarki-sozleri.net/ismail-turut-plan-yapmayin-plan

(3) http://www.aa.com.tr/tr/ekonomi/421692–issizlik-yuzde-10-1-oldu

(4) http://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/27647811.asp

(5)http://sozcu.com.tr/2014/gundem/ortulu-odenek-harcama-rekoru-yine-erdoganda-566933/

(6)http://www.aydinlikgazete.com/politika/kemal-kilicdaroglu-ataturkun-chpsi-degiliz-h58568.html

(7)http://www.aydinlikgazete.com/turkiye/kemal-kilicdaroglu-f-tpine-kalkan-oldu-yasanan-surec-bir-darbe-surecidir-h58655.html

YURTTAŞLARIN ÜLKESİNDE!..

bedelli_askerlik_2_a

İmar rantının merkezi Şişli’de; İnönü’nün torunu Hayri ile eski belediye başkanı Mustafa Sarıgül’ün oğlu Emir arasındaki kavga, gizlenemez boyutlara tırmanınca, Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün bile çileden çıktı. Aygün, Dersimli Kemal’i şu sözlerle eleştirdi: “Eee, İstanbul belediye başkanlıklarını bir kişinin aile şirketi olarak dağıtırsan olacağı budur. Halka ve emeğe değil, sermayeye yüzünü dönersen sonuç budur. Siyasette ‘Beykoz Konakları’nda karar alırsan, Sarıyer’de ‘Zekeriya Villaları’na işte böyle mahkum olursun”…

Bu sözler, her şeyi açık seçik anlatıyor. Ne bir şey eklemeye ne de yoruma ihtiyaç var!..

Düşünce dünyasının haritası yukarıya çıkartılmış bir aciz adam, Adana Bölge Toplantısında “Parti içi demokrasi”den ne anladığını anlatıyor:

Önseçim istiyoruz” diyen partiliye, “Bu arkadaş CHP’li değil, AKP militanıdır herhalde… Kimseye bu partide kişisel şov yaptırmayacağım” diyecek kadar kendini kaybetmiştir!..

Anlaşılan bundan böyle, CHP’de “önseçim” isteyenler, AKP militanı olarak muamele göreceklermiş!.. Mesela ben, hala ısrarla önseçim istiyorum!..

Küresel güçlerin Atatürk’ün partisine itekleyerek soktuğu bu adam, İzmir Bölge Toplantısında ise “Militan” ve “üye” tanımı yaptı. Üyelere hak ve yetkilerini hatırlattı:

“Birbirimizi eleştirmekten bir şey yapamıyoruz. Elimize ne geçecek? Parti militanı gibi olmalısınız. Parti militanlığı, her koşulda partisini savunmaktır. Parti militanı, eğri olduğunu bilse bile, yanlış olduğunu anlarsa dahi partisini savunur. Parti üyesinin herhangi bir yurttaş gibi konuşma hak ve yetkisi yoktur. Onun görevi parti programı, kurultay kararları, tüzükler, genel başkan söylemidir. Ona uyacak, uymuyorsa ayrılır gider…” dedi…

Genel Başkan, üyelere “eğri” ve “yanlış” şeyleri savunmalarını öğütlüyor. Yanlış ve eğri şeyleri savunacak olduktan sonra sana ne gerek var, AKP’yi savunuruz! Onlar senden eğri değil mi? Kemal Kılıçdaroğlu’nun yaptığı militan değil, “kapıkulu” veya “uşak” tanımlamasıdır… Bu tanıma da küresel güçlerin karşısında en uygun düşen adam kendisidir… CHP Genel başkanlığı görevine gelebilmek için desteğine ihtiyaç duyduğu güçler, bizim için düşmandır. Ne o güçlere boyun eğeceğiz, ne de kendisine değer vereceğiz… Ayrılıp gitmeye gelince, önünde sonunda bu partiden defolup gidecek olan, halkı partisinden kovanlar olacaktır… O günler yakındır!.. Lakin, hainlerin güçlenmemesi için onlardan oy desteğini de çekmek şarttır!..

Alternatif vardır ve her zaman olacaktır. “Eski partimize oy verelim, aman bu sefer de bölünmeyelim” gibi duygusal sözlerin ne zamanıdır, ne de geçerliliği vardır!..

Samimi eleştiri yapan partilileri, partiden kovacak kadar aklını kaybetmiş bu genel başkan, Diyarbakır Bölge Toplantısında; “CHP çözüm sürecine karşı değil” diyerek, PKK’nın siyasi uzantısı HDP’den farklı düşünmediğini de açıklayıvermiştir… Dersimli Kemal, belli ki Türk Ordu’sunun savaşmadan PKK’ya teslim olmasını istiyor. Başka türlü tatmin olması da zaten imkansız görünüyor. Ancak o zaman, hain dedesi Seyit Rıza’nın intikamını almış olacak… Bu yüzden. “güvenlik ve terör sorunu” olduğu tartışmasız olan PKK’nın, toplumsal bir sorun olarak kabul edilmesi için habire mesai harcıyor…

Dersimli Kemal: “Adı ne olursa olsun ortada bir gerçek var. 30 yıldır devam ediyor mu, evet ediyor. CHP olarak söyledik, bu sorun güvenlik önlemleri ile çözülemez dedik… Akan kan yetmedi mi hala?…” diyerek, etkisi iyice azalan “analar ağlamasın” edebiyatını, çözümsüzlük ve “akan kan” edebiyatı ile süslemeye çalışıyor!..

Abdullah Öcalan’ın Kemal’i ile eş zamanlı olarak; CHP’yi ana muhalefet partisi olmaktan çıkartıp, PKK’nın taleplerini dile getirmekle görevli birimi haline dönüştüren Sezgin Tanrıkulu, TBMM Başkanlığı’na “Toplumsal Mutabakat Komisyonu” ve “Ortak Akıl Heyeti” kurulmasını öngören bir yasa teklifi vermiş. Teklife göre, TBMM’ndeki dört partiden ikişer kişi “Toplumsal Mutabakat Komisyonu’nda yer alacakmış, ayrıca 4 parti, ayrıca 3‘er kişi seçerek “Ortak Akıl Heyeti”ni kuracaklarmış. Kararlar dörtte üç oy çokluğu ile alınacak tabi… Ne kadar akıllılar değil mi? AKP+CHP+HDP ittifakına, MHP’nin itiraz etme olasılığını bile düşünmüşler!..

Böyle şeyler yaşadığımız için diyoruz ki: Atatürk’ün Türk gençliğine emaneti olan Cumhuriyet tehlikede, Cumhuriyet Halk Partisi de işgal altındadır. CHP’deki bu işgal kırılmadan, ülkedeki gizli düşman işgalini kırmak olanaksızdır!..

Türk halkı için “vatan borcu” olan o kutsal “askerlik” kavramı, “bedelli askerlik” uygulaması ile “Balyoz Davası”ndan daha ağır bir darbe yiyeceği kesindir. Onarım kaç yıl sürecek o belli değildir. Türkiye’de askerlik artık bir “” gibi görülmeye başlanacak. Hükümet ve muhalefet, Türk askerini, Sorus‘un istediği gibi “ihraç ürünü” haline getirmeye çalışıyor…

Asker kaçakları”na da gün doğuyor tabii. Hem askerlik yapmaktan kurtulacaklar, hem de askerlik hizmetinin karşılığı olarak belirlenmiş bedeli, yine vatandaşın mevduatlarından bulacaklar. Bu arada zedelenmiş itibarları da iade edilmiş olacaktır. Onlar için bundan böyle; “asker kaçağı”, “korkak”, “bencil” gibi nitelemeler kullanılamayacak… Bankalar keselerinin ağzını açmış; tüketici kredisi gibi “askerlik kredisi” almak isteyenleri bekliyor…

Birkaç yıl önce, “Vicdani Ret” görüşünü savunan Y-CHP, “bedelli askerlik” uygulamasını duyunca, sevincinden neredeyse havalara uçacak… Bir ara “profesyonel-paralı askerlik” ihanetini savunan Kılıçdaroğlu, bugünlerde Türk Ordusu’nun toptan terhis edilmesi anlamına gelecek sözler ediyor…

Kılıçdaroğlu, bedelli askerlik uygulamasından “Yoksul da bedelsiz yararlanmalı” demiş… Yani paralı olandan alınsın, olmayanlar para vermeden askerlik hizmetini yapmış sayılsın, demek istiyor… Bu saçma sapan sözler, Türk Ordusu’nun terhis edilip, dağıtılması ile eş anlamlıdır!.. Allah’tan onu dinleyen şakşakçılarından başka kimse kalmadı!..

Paralı-profesyonel askerlik fikri de haince düşünülmüştür…

Bu şekilde, göbekten hükümete bağımlı hale getirilecek olan ordu, aynı zamanda NATO’ya da bağımlı halde tutulacak!.. Türk Silahlı Kuvvetleri, başlıca görevi olan vatanı korumak ve kollamaktan kopartılıp, küresel güçlerin bölgedeki vurucu gücü olarak kullanılacaktır! Bu güçlerin CHP’nin başına getirdiği Kılıçdaroğlu’nun “Yoksulluk edebiyatı” ile savunduğu fikir budur işte…

Yeni CHP, her zamanki gibi, AKP’nin yolundaki taşları temizlemekle görevli olduğunu bir kez daha göstermiştir…

***

Bir cümle ile söylemek gerekirse; Türk insanının temel sorunu, “yurttaş hakları”nı mücadele ederek elde etmemiş olduğu için, hak ve ödevlerinin neler olduğunu bilemiyor olmasıdır…

İnsafsız siyaset esnafının, “itaat kültürü” ile besleyip, din-iman çubuğu ile güttüğü bizim gibi toplumlar, kolay kolay “tebaa” olmaktan kurtulup, “yurttaş” olamazlar!..

Mütegallibe, (*) yurttaşların çoğunlukta olduğu toplumlarda; rahat çalışma alanı pek bulamaz. Çünkü, yurttaşa kimse din veya mezhep kurallarını dayatamaz!.. Yurttaşların ülkesinde, kimse halktan toplanan vergileri çalamaz! Yöneticiler, kamu kaynaklarını yandaşlarına yağmalatamazlar! Yurttaşların ülkesinde; insanların inançları, dini duygu ve düşünceleri, dince kutsal sayılan değerleri, istismar edilip sömürülemez! İnsanları yurttaş olan bir ülke; hiçbir şekilde, sahipsiz ve savunmasız bırakılamaz! Hiç kimse, askerlik hizmeti gibi kamu hizmetlerinden muaf tutulamaz! Yurttaşların ülkesinde, kimse düşmanla işbirliği içerisine girip de üstüne yatamaz, cezasız bırakılamaz! Geçmişlerine ihanet içerisinde olanlar bile, yurttaşların ülkesinde rahat uyuyamazlar!..

Yurttaşlar, ödevlerini bilir ve haklarını ararlar!..

Haksızlığa uğradıklarında ise itiraz ederler, ses çıkartırlar!..

İtiraz, yurttaşlara özgü bir davranış şeklidir!..

Biat kültürü” ile yetişenlere “tebaa” denilir. Tebaa, haksızlıklar karşısında; susar, oturur, kaderine razı olur… Böyle insanlar, her türlü işbirliğine açıktırlar ve sadece kendi menfaatlerini düşünürler. Yeri geldiğinde, düşmanla işbirliği içerisine girmekten çekinmezler. Küçük çıkarlarını korumak için satamayacakları değer yoktur. Memleketin anasını asıl ağlatanlar, böyleleri içerisinden çıkar…

Yurttaşların ülkesinde, yurttaş oyunu takip eder, sırası geldiğinde hesap sorar…

Yurttaşlara kimse kendisini “kurtarıcı” olarak pazarlayamaz…

Yurttaşın karşısında bir genel başkan: haddini aşamaz, önünü ilikli tutar ve yukarıdaki gibi konuşamaz!..

Av. Cemil Can

DİPNOT:

(*) Mütegallibe: Zorba. Hak ve hukuka hürmet etmeden geçinmek isteyen.

ORDU TERHİS EDİLSİN!..

Askerlik_kalks─▒n

Abdullah Öcalan’a TAHSİSLİ “Sayın” sözcüğünü uzun süredir kullanamıyorum… Hiç kusura bakmayın ama “Sevgili” diye de hitap edemeyeceğim size.)

Pek Sevimli DENİZ BAYKAL VE ÖNDER SAV;

En sonda söyleyeceğimi sözleri baştan söylüyorum: İkinizin de Allah de belasını versin!..

TBMM‘nde görev yaptığınız sürece, aldığınız maaşlar zehir-zıkkım ve haram olsun!..

Belki bu dünyada yaptıklarınızın hesabını sorma fırsatı bulamayız ama öteki dünyada iki elimiz yakanızda olacak!..

Haberiniz olsun!..

Siz ki, aşağıdaki sözleri söyleyen Kemal Kılıçdaroğlu’nun CHP Genel Başkanlığı’na getirilmesine destek verdiniz, size hakkımızı helal etmeyeceğiz…

Dersimli Kemal, bedelli askerlik çıkınca:

“Durumu iyi olan askere gitmeyecek iyi olmayana ‘haydi nöbet tutmaya’ diyeceksin. Bunu kabul etmiyoruz, reddediyoruz. Bedelliyse bedelli. Amayoksulun çocuğu bedel ödemeden bundan yararlanmalı” demiş…

Bakınız:

http://www.chp.org.tr/

http://www.turkiyegazetesi.com.tr/politika/211485.aspx

Varsıllar her zaman olduğu gibi bedel ödeyerek yine askerlikten yırtacaklar!

Bunu anladık. Peki, yoksullar bedel ödemeden nasıl  bundan yararlanacaklar?

“YOKSULUN ÇOCUĞU DA BEDEL ÖDEMEDEN BUNDAN YARARLANMALI” diyor hazret…

Türkçesi: Kılıçdaroğlu diyor ki, yoksulun çocuğu bedel de ödemesin askerlik de yapmasın. Başka anlamı olabilir mi bu sözlerin?

ORDUNUN TOPTAN TERHİSİNİ İSTEMEKLE EŞ ANLAMDADIR SÖZLERİ!..

Yemin ederim, “VİCDANI RET“çiler bile bu çapsız adamdan daha mantıklı!..

Hatta PKK‘lılar dahi, Kılıçdaroğlu’ndan daha akıllı görünüyorlar! Onlar, Kürt gençlerinin askerlik yapmamasını değil, dağda PKK emrinde askerlik yapmasını savunuyorlar!..

VE SİZ;

GAFLET, DALALET VE İHANET İÇERİSİNDEKİ KURULTAY DELEGELERİ;

UYUMAYA DEVAM EDİN!..

CUMHURİYET DEĞERLERİNİ İNKAR EDEN VE HER BULDUĞU FIRSATTA BUNLARA İHANET EDEN, BU UFUKSUZ VE GÜVEN VERMEYEN ADAMI, BİR KEZ DAHA ATATÜRK’ÜN PARTİSİNİN BAŞINA GETİRDİNİZ! ÖYLE Mİ?…

Şimdi hangi yüzle halktan oy isteyeceksiniz?..

Siz de tarihe, kara topraklar altında yatan Kuvayi Milliye şehitlerine ihanet eden aymazlar olarak geçeceksiniz…

Özellikle de Deniz Baykal ile Önder Sav;

Kılıçdaroğlu konusunda halkı ASIL yanıltan sizlersiniz!..

YAPILANLARA SES ÇIKARTMAYARAK, ONA DOLAYLI DESTEK VERDİNİZ…

PUSUDA BEKLEYEREK, ÜLKENİN UÇURUMA YUVARLANMASINI SEYİR ETTİNİZ…

BÖYLE GİDERSE, DERSİMLİ KEMAL’İN ÖNSEÇİM YAPMAYACAĞI DA KESİN!..

YÜZDE 15 GENEL MERKEZ KONTENJANINI KULLANDI MI, ZATEN CHP‘NİN ALABİLECEĞİ BÜTÜN MİLLETVEKİLLERİNİ O BELİRLEMİŞ OLACAK!…

BUNDAN BÖYLE  KİMSE, İKTİDAR FİLAN BEKLEMESİN!..

2015 SEÇİMLERİNDE YENİ 80 SEZGİN TANRIKULU İLE MECLİSE GELMEZSE, GELİN YAKAMA YAPIŞIN.

ÖZÜR DİLEYECEĞİM VE BİR ŞEY BİLMEDİĞİMİ KABUL EDECEĞİM!..
Av. Cemil Can

Dersimli_Kemal_1