Biz kazanacağız!..
TwitterFacebookGoogleYouTube

ŞAH FIRAT OPERASYONU!

sah_firat

LİYAKAT LEJYON NİŞANI

Vaktiyle Türk askerlerinin başına Süleymaniye’de çuval geçiren ABD’nin şimdiki Kara Kuvvetleri Komutanı Org. Raymond Odierno, Kara Kuvvetleri Komutanımız Org. Hulusi Akar‘a geçenlerde “liyakat lejyonu nişanı” takmıştı.

Gerekçesini “Akar’ın Suriye krizinde ve Türk-Amerikan özel kuvvetleri arasındaki işbirliğinin geliştirilmesinde oynadığı rol” olarak açıklamıştı…

O tarihlerde, Türk ve Amerikan özel kuvvetleri arasındaki hangi işbirliğinden söz edildiğini bir türlü anlayamamıştım!..

Eğit-Donat anlaşması da imzalanmamıştı. TSK terör örgütleri ile aynı safta henüz yerini almamıştı…

Anlaşmaya göre, TSK, Özgür Suriye Ordusu (ÖSO), Barzani’nin peşmergeleri ve PKK’nın Suriye’deki kolu PYD’yi eğitip donatacaktık…

Düşürebilirlerse Esat’ı düşüreceklerdi. Düşüremezlerse; Irak’ın kuzeyi ile Suriye’nin kuzeyini birleştirip, Ortadoğu petrollerinin güvenle Akdeniz’e akıtılmasının alt yapıyı hazırlayacaklardı…

Bunun karşılığında kendilerine “Kürdistan” adı altında kukla bir devlet kurulacaktı!

İlerleyen aşamalarda, Kürtlerin yaşadığı İran ve Türkiye’deki toprak parçaları da bu devlete eklenerek, büyük ve “Özgür Kürdistan” kurulacaktı!..

İnternet ortamında bu tür anlaşmalara “el şeyi ile gerdeğe girmek” denmektedir…

Kürtler, küresel güçlerin bu planına “evet” dediler…

İşte bu planın gerçekleştirilmesi için, bize de teröristleri eğitip donatmak görevini vermişler.

Sonunda bize dönecek tüfeklerin bakımını yapıyoruz!

Peşin verilen “liyakat lejyonu nişanı” için buna değdi mi?

AKP’nin iktidara getirilmesinin bedelini ödemek bitmedi mi?

GENELKURMAY NEDEN KABUL ETTİ?

Ergenekon ve Balyoz operasyonları ile “iğdiş” edilen TSK, Eğit-Donat anlaşması imzalanmadan teröristler için kampı hazırlamışt bile. Bizimkiler, yine kraldan daha fazla kralcı kesildiler!..

Küresel güçlerin bir ülkeyi kendi askerlerine işgal ettirmesi böyle oluyor galiba.

Ortadoğu petrollerini, küresel güçlerin yağmalaması için herkes elinden geleni yapıyor!

ABD’nin dünya enerji kaynaklarını yağmalaması için toprak kaybetmeyi bile göze almışız!..

GERİ ÇEKİLMENİN ADI:NAKLİ KUBUR (MEZAR NAKLİ)

Sınırlarımız dışındaki tek toprak parçamız Suriye’dedir. “Saygı Karakolu” adı verilen Süleyman Şah Türbesi’ni bugüne kadar Türk askerleri bekliyordu…

21.02.2015 Cumartesi gecesi Türk askeri, yanlarına Süleyman Şah’ın mezarını da alarak, Suriye’deki Türk toprağını terör örgütlerine teslim ettiler!..

Kim ne derse desin, AKP iktidarları döneminde; Ege’deki 16 adadan sonra, ikinci toprak kaybını burada yaşıyoruz…

Güneydoğu Anadolu bölgesindeki egemenlik haklarımızı “açılım” saçmalığı ile zaten PKK’ya devretmiştik!..

Sevr’in geri gelmesi için düşman askerinin istilasına gerek kalmadı…

Bizimkiler, kamuoyunu yatıştırmak için Suriye’nin sınırdaki Eşme yerleşim yeri civarında bir miktar toprak parçasını işgal ettiler…

Yani, kamuoyuna diyorlar ki, terkettiğimiz toprak parçası kadarını işgal ettik!..

Bu durumun, Suriye devleti ile aramızda yeni bir sorun çıkartacağı kesindir. Devletler hukuku açısından yaptığımız iş kesinlikle onaylanamaz!

Suriye’nin toprak parçasını işgal ederek, karşı tarafa haklı bir savaş nedeni de yaratmış olduk!..

Bu harekat, asker açıdan “başarılı” bir çekilme sayılsa da siyasi açıdan tam bir fiyaskodur.

Emevi Camisinde Cuma namazı kılmak şeklinde özetlenen dış politikamızın iflasıdır!..

KOYNUMUZDA YILAN BESLEYECEĞİZ

Eğit-Donat nedir?

Eğit-Donat en yalın anlatımıyla, IŞİD’e karşı savaşan güçlerin silahlandırılıp eğitilmesidir…

Küresel güçlerin kendi askerlerini kullanmadan bölge savaşlarını yürütmesindeki son aşamadır…

ABD için, kullanılacak olan güçlerin, daha önceden terör örgütü listesinde yer almasının ise, hiç önemi yoktur!..

Kendi ayağına kurşun sıkmadır!..

DİKKATİMİZ BAŞKA NOKTALARA ÇEKİLMİŞ

Şah Fırat Operasyonu” adı verilen geri çekilme operasyonundan önce, kamuoyunun dikkati iyice dağılmıştı. Her gün yaşadığımız türden olaylar, bu defa küresel güçlerin kontrolündeki medyanın da katılmasıyla iyice abartılarak verilmeye başlandı!..

İç Güvenlik Yasa Tasarısı’na neredeyse karşı gelmeyen yok gibiydi…

AKP’liler, Meclis’te muhalefet milletvekillerini iyice benzettiler.

Benzetenler ile benzetilenler, önümüzdeki seçimlerde aday olmayı garantilemiş gibiler…

Antalya’nın Kepez İlçesindeki bir lisede, çarpık bacaklı bir öğretmen çıktı, delikanlılardan “Taciz Timi” kurmaya kalkıştı…

Güya kız öğrencileri taciz ettirerek, kısa etek giymelerini yasaklayacaktı!..

Yüz binlerce aydınlık kafalı öğretmen sırada beklerken; AKP iktidarı, habire Filiz öğretmen gibi örümcek kafalıların atamasını yapıyor!..

Mersinli minibüs şoförü, son kalan yolcu 20 yaşındaki üniversite öğrencisi Özgecan Aslan’ı gözüne kestirdi.

Güzergahından çıkıp, ıssız bir yerde tecavüze kalkıştı.

Bu aşağılık ruh hastası, karşı koyan Özgecan’ı oracıkta boğazladı…

Babası ve bir arkadaşını yardına çağırdı. Üçü de oldukça soğukkanlıydı. Kızın tırnakları arasından DNA örneği alınmasın diye ellerini bile kestiler…

Sonra benzim döküp yaktılar…

Türkiye ayağa kalktı!

Özgecan’ı diğer kadın cinayetleri izledi.

Sıradaki katil, eşini 52 parçaya ayırıp, çöp konteynırına attı…

PKK’lılar, Ülkü Ocakları’nın Ege Üniversitesi sorumlusu Fırat Yılmaz Çakıroğlu’na saldırdılar.

Ambulanslar yine gecikti…

Çakıroğlu, kan kaybından, yok yere sonsuzluğa uğurlandı…

İlk taziye TGBden geldi…

Atatük’ün Cumhuriyet’i emanet ettiği gençlik olduklarını bir kez daha kanıtladılar…

Cemaat’in elinde Y-CHP‘ye ai,t 40′ten fazla kaset olduğu basına sızdırıldı.

Sosyal medya fenomeni Fuat Avni’ye bilgi verenlerden birinin, Y-CHP milletvekili Umut Oran olduğunu ileri sürdüler.

Dersimli Kemal, doğrudan MİT‘i suçladı!..

Haluk Koç, isimleri elimizdedir dedi, ama açıklayamadı!

Y-CHP, bu dönem gizli servislerle içli dışlıdır ama rolüne pek sahip değil…

Tam da bu sırada, Çin firması ile füze sistemleri konusunda anlaşmaya varılmış.

Açıklama yapılırken, Çin ve İran haber ajanslarının hazır bulunması alışılmışın dışındaydı:

Batıya bağımlılıktan kurtulma” fikrine vurgu yapılmış…

Teknoloji transferi” de yapılacakmış…

Yazılımı dahi “milli” olacakmış.

Uzmanlar bu olayı “milli” olarak değerlendirmeye başladılar. Bayağı heyecan yaratmış…

Bu arada, CHP İzmir Milletvekili Birgül Ayman Güler, CHP’yi CHP’lilerin yönetmediğini söyledi.

Güler, Vatan Partisi’nin umut olduğunu belirtti…

Öyledir…

ABD ERDOĞAN’I “BY-PASS” MI YAPIYOR NE?

Milletvekili listesi hazırlanmadan önce, ABD’nin AKP içerisindeki adamları harekete geçtiler…

AKP’nin tek adamı Erdoğan’a rağmen, MİT başkanı Hakan Fidan’ı istifa ettirdiler…

Merkez Bankası’nın faizleri indirmesi, Bakanlar Kurulu’nun Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanması, AKP Genel Merkezi’ne paralel olarak Ak Saray’da seçim bürosu kurulması, Erdoğan’ın seçim startını verip propagandaya başlaması gibi pek çok konuda; Davutoğlu’nu Erdoğan’la karşı karşıya getirdiler…

Erdoğan yanlıları, şimdi başka arayışlara girenleri “ihanet şebekesi” olarak nitelendiriyorlar…

İstanbul Emniyeti, Cemaat yapısına Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) adını vermiş.

Gülen hareketi zor durumda ve yeni ittifak arayışları içerisine girmiş…

Y-CHP, Gülen’le ittifaka balıklama atlayacak ama tabanı kontrol edemiyor…

Bu utanmaz arlanmazlar, HDP ile de dirsek temasını sürdürüyorlar…

Belli ki, ABD bundan böyle Erdoğan’sız hükümetler istiyor.

.

Önümüzdeki günler yeni gelişmelere gebe.

Neyse ki, bu zor koşullar altında milli bir parti var; kurtuluş yolunu gösteriyor…

Vatan Partisi’nin de işi zor!..

Av. Cemil Can

SON ÇIKIŞ!..

Vatan_Partisi

UÇURUMDAN ÖNCEKİ SON ÇIKIŞIMIZ!,,

Dersimli Kemal, Emine Ülker Tarhan’ın CHP’den ayrılıp, Anadolu Partisi’ni kurmasını; “Tarhan’ın istifasını bekliyorduk” diyerek küçümsemişti. Dersimli hiç telaşlanmadı. Memnun gibiydi…

Oysa Emine hanım, ülkenin iç ve dış tehditlerle karşı karşıya, savaş koşullarında bulunmasına rağmen, kurultayın koltuk kapma yarışına döndüğünü, halkın duyarlılıklarından kopuk muhalefet yapıldığını ve tüm uyarılarına rağmen bu tutumun değiştirilmeyeceğini anlatmaya çalışıyor, adeta çığlık atıyordu…

Sesini çok az kişiye duyurabildi..

Dersimli, görevini kısmen yerine getirmiş olmanın huzuru ve rahatlığı içerisindeydi.

Anadolu Partisi, kısa sürede örgütlendi ve seçimlere girebiliyor. CHP’den koparacağı parça ise, Y-CHP’lilerin umurunda değil!..

Onların derdi başka…

Dersimli Kemal, tabanını Anadolu Partisi’ne kayacak oyları, DSP’den tamamlayacağına inandırmaya çalışıyor.

Bu oyunun bir gereği olarak da DSP’ye çağrıda bulunmuş:”DSP’nin parti olarak yoluna devam etmesini doğru bulmuyorum. Gelmeliler CHP’ye artık. Bizim altı okumuz var altında şöyle kırmızı bir boşluğumuz var. Gerekirse güvercini de oraya yerleştiririz, amblemimizi de değiştiririz” diyor.

Sanki, DSP tabanının tek derdi CHP’nin amblemi 6 Ok’tur.

6 Ok’la derdi olan kendisi ve yol arkadaşlarıdır…

Yeni amblem olarak ürettiği çınarı, HDP’nin amblemine benzediği için tutturamamış. Belli ki, gerçek CHP ile Y-CHP arasındaki farkı, görsel olarak da ortaya koyma talimatı almıştır!

CHP, ancak o zaman tam olarak parçalanabilir!..

Ne de olsa Dersimli bir görev adamıdır…

Y-CHP’de, Mehmet Bekaroğlu’ndan sonra, Anayasa Mahkemesi’nin eski başkanı Haşim Kılıç’ı bile, milletvekili yapmak için kulis yürütenler var.

Liberaller, ikinci cumhuriyetçiler ve Cemaatçiler; Halk TV ve Cumhuriyet gazetesi ile birlikte CHP’yi de tamamen ele geçirdiler

CHP’nin üst düzey yöneticilerinin (1) de katıldığı Kadıköy’deki “Alevi mitingi”nde, sadece Öcalan ve PKK propagandası yapılmış… (2)

Bu utanmazlar, sonunda Atatürk posterinin yanında Öcalan’ınkini de açtılar…

CHP Parti Meclisi 2 Kasım’da Antalya’da toplantı halindeyken, Y-CHP’nin gerçek genel başkanı Sezgin Tanrıkulu, İstanbul’da CHP-HDP ittifakının görüşüldüğü gizli bir toplantıya katılmıştı.

Söylendiğine göre, o toplantı da ABD Büyükelçisinin bilgisi içerisinde yapılmıştır!.. Öcalan’ın posteri Mustafa Kemal Atatürk’ün yanına o görüşmeden sonra konuluyor!..

Her şey açıktır. Dersimli Kemal yüzündeki maskeyi indirmiş, CHP tabanını kötü sona alıştırıyor!..

Türkiye Barolar Birliği Başkanı Prof. Metin Feyzioğlu, Kemal Kılıçdaroğlu’na:”Bu seçimde bana vereceğiniz bir görev var mı” diye soruyor. Kılıçdaroğlu’nun “İhtiyaç yok” şeklindeki yanıt, (3) aslında her şeyi açıklıyor…

Türkiye’de genel seçime girecek bir parti, Türkiye Barolar Birliğinin desteğine ihtiyaç duymuyor!..

Dersimli, aynı şekilde dünyanın en büyük barosu İstanbul Barosu’nun başkanı Doç. Ümit Kocasakal’ı da görmezden geliyor…

İşçi Partisi’nin adını ve amblemini değiştirerek; 6 Ok’u sahiplenmesi ve Atatürk’te birleşelim çağrısı ile muhalefete önderlik yapmaya çalışması da Y-CHP’yi telaşlandırmıyor…

Kemal efendi, görevini yerine getirmenin huzuru içinde, CHP tabanını aldatmaya devam ediyor…

Bu aralar işi yoğun; o şimdi Türk Ordusu’na kumpasın finans merkezi, aynı zamanda kara para ve uyuşturucu işi yapan “F Tipi” ne bütçe sağlayan, Bank Asya’yı kurtarmakla meşguldür!..

Bütün bu ihanetle eş değer rezillikler tartışılmasın diye, “halkın direnme hakkı” ve “yeniden ulusal kurtuluş mücadelesini başlatmaktan” söz ediyor…

Türkiye hızla uçuruma doğru sürükleniyor. Bu kesin…

Hainler, kuzu postuna bürünmüş kurt olarak aramızda dolaşıyor…

Uçuruma düşmemenin tek yolu; “Vatan Cephesi” ni kurup el ele tutuşmaktır.

Neyse ki, TSK‘nin deneyimli, kahraman komutanları ile yurtseverlerin bir araya geldiği bir yuva var!..

İşçi Partisi’nin önderliğinde kurulan Vatan Partisi, bize çıkış yolunu gösteriyor!..

Anadolu Partisi de mutlaka bu yapının içerisinde yerini almalıdır.

Aklın yolu birdir…

Ali ustanın kızı Emine, sen de ayağa kalk ve yerine geç!

Vatan Partisi, uçurumdan önceki son çıkışımızdır!..

Av. Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1) Mitinge CHP adına; Hüseyin Aygün, Sezgin Tanrıkulu ve Veli Ağbaba katıldı.

http://www.haberler.com/kadikoy-deki-alevi-mitingine-binlerce-vatandas-6946317-haberi/

(2) http://www.ulusalkanal.com.tr/gundem/alevilerden-tepki-sonu-felaket-olur-h49896.html

(3) http://odatv.com/n.php?n=metin-feyzioglu-neden-milletvekili-adayi-olmuyor-1402151200

“KIYAMET”E NE KALDI?

petrol_1

Yüz milyonlarca yıl önce, denizlerde yaşayan ya da suların denizlere sürüklediği hayvan ve bitki kalıntıları ‘anaeorabik’ bir ortamda, gerekli şartlar altında (ısı basınç ve mikroorganizmaların etkisiyle), ham petrole benzer ‘kerojen’i meydana getirmiştir. ‘Kerojen’ sonradan, yukarı tabakalara doğru göç etmesi esnasında gittikçe değişmiş ve ham petrolü meydana getirmiştir.

Petrol, denizlerdeki bitki ve hayvanların çürüdükten sonraki kalıntılarından oluşur.

Bu kalıntılar deniz yatağında milyonlarca yıl boyunca çürüdükten sonra, geriye yalnızca yağlı maddeler kalır. Çamur ve büyük kaya katmanları altında kalan yağlı maddeler de petrol ve gaza dönüşür.”

“2012 yılı dünya ispatlanmış petrol rezervi % 0,9 artışla 1.654 milyar varilden 1.669 milyar varile yükselmiştir.” (1)

Dünya nüfusu 1960 yılında 3.036 milyar iken, 54 yıl sonra 7.125 milyara çıkmıştır. Artış, iki katından fazladır..(2)

İngiliz petrol devi BP‘nin hazırladığı rapora göre, mevcut petrol rezervleri ancak 54 yıl için yeterli olabilecektir…

Bu verilere göre, yer küremiz yaklaşık 7 milyar insan için 1.669 milyar varil petrol saklamaktadır.

Hesabı biraz daha sadeleştirelim:

Kişi başına, 1.669.000.000.000 :7.000.000.000=283.42 varil düşmektedir.

2015 yılında, dünyadaki petrolün tamamını çıkarttığımızı düşünelim. Adaletli bir şekilde yaşayan insanlara dağıtsak, kişi başına yaklaşık 284 varil petrol düşüyor…

Bir varil 159 litre olduğuna göre, yer altındaki petrolü adaletli bir şekilde pay etsek adam başına 284×159=45.156 litre petrol düşer. Otomobil üzerinden düşünürsek bu da yaklaşık 1.000 depo benzin eder. Petrolü adaletli paylaşmaya küresel güçler asla razı değildir. Bu nedenle milyarlarca insanın payını gasp ederek, kendi paylarını ve kullanım sürelerini artırmanın hesabı içerisindedirler.

Şu da bir gerçektir: Dünya nüfusu yaklaşık 50 yılda iki katından fazla artarken, yüz milyonlarca yılda oluşan petrol, baş döndürücü bir hızla tüketilmektedir! Kişi başına petrolden düşen pay, nüfusla ters orantılı olarak azalmaktadır… Bu azalma aynı zamanda sürekli tüketimle de meydana gelmektedir. Aynı anda petrole bağımlı olarak çalışan motorların tükettiği miktarı yan yana getirerek tahmin etmeye çalışın. Bütün dünyada tüketilen miktar sürekli akan büyük bir nehir gibidir.

Demek ki, yaklaşık 50 yıl sonra dünyanın en önemli enerji kaynağı tükenecektir!

Bu artış hızıyla giderse, 50 yıl sonra dünya nüfusu da 2 kat daha artarak, 14 milyara ulaşacaktır… O halde “kıyamet günü” hızla yaklaşıyor diyebiliriz!..

Bugünden başlayarak, 50 yıl hiç petrol tüketmesek bile -ki bu imkansızdır- 50 yıl sonra, adam başına düşen petrol yarı yarıya, yani 142 varile düşecektir!..

Bugün itibariyle bir kişiye düşen 284 varil yakıtı, bir otomobil kaç kilometre giderek veya kaç yılda tüketir?

İsterseniz bunun da hesabını yapabilirim…

En iyisi canınızı rakamlarla daha fazla sıkmayayım.

Yalın gerçek şudur: Petrolün tükendiği yıl, petrole ve türevlerine bağımlı olan tüm sanayi kolları susacaktır! Aynı gün milyarlarca insan açlığa ve işsizliğe mahkumdur!..

O gün insanlar birbirini yiyebilirler…

Yer küremiz elektrik enerjisini üretmek için bile petrole bağımlıdır!..

Gerçekten de dünyadaki “kıyamet günü” petrolün tükendiği gün yaşanacaktır!..

Bir tek mazlum halkların “kıyamet günü” erkene alınarak, küresel güçlerin kıyamet günü ötelenebilir

Bu gerçeği bilen ABD, kendi kıtasında petrol çıkartmıyor artık…

Bir taraftan alternatif enerji kaynakları yaratmaya çalışırken, diğer taraftan alternatifi yaratamama olasılığına karşı tedbirler almaya çalışıyor!..

Bu somut gerçeklik karşısında; kendinizi küresel güçlerin yerine koyarak düşünmeye başlayın bakalım. 50 yıl içerisinde alternatif enerji kaynaklarını bulamadığınızı varsayın. Torunlarınıza bu dünyada kıyameti yaşatmamak için öyle planlar yapın ki, enerji kaynakları hep sizin ülkenize doğru aksın…

Örneğin: “A Planı”na göre; petrol ve doğalgaz gibi enerji kaynaklarının bulunduğu coğrafya üzerindeki devletlerle, bahaneler üreterek doğrudan savaş açabilirsiniz. O ülkelerin topraklarını topraklarınıza katarsınız, gelecek 50 yılsizin olur!..

B Planı”na göre; etnik ve dinsel ayrılıklar ile yapay düşmanlıkları körükleyip, bölgesel savaşlar çıkartarak, ülkenize göbekten bağımlı devletçikler oluşturabilirsiniz. Bağımlı devletlerin kukla yöneticileri, iktidara getirilmelerinin diyetini, enerji kaynaklarını size peşkeş çekerek ödeyeceklerdir…

C Planı”nı ise, ilk iki planı uygulayamama durumuna göre yapabilirsiniz. Öyle bir “C Planı” yapın ki, petrol ve gaz yine sizde kalsın!..

Bunun için şimdiden yeteri kadar düşünce kuruluşu oluşturun ve çalışmaya başlasınlar!..

Kabul etmek gerekir ki, küresel güçlerin işi de çok kolay değil!..

Şimdi de kendimizi enerji kaynaklarının üzerinde kurulmuş fakat doğal kaynaklarını yeterince kullanamayan bir devletin yurttaşları gibi düşünerek, yani kendimiz olarak, küresel güçlerin planlarını nasıl bozabileceğimize kafa yoralım…

Örneğin, ulusal çıkarlarımızı daha kolay koruyabileceğimiz “Şangay İşbirliği Örgütü” gibi bir “pakt” içerisinde yerimizi alarak, Suriye örneğinde olduğu gibi, küresel güçlerin doğrudan savaş seçeneğini boşa çıkartabiliriz!..

Küresel güçlerin hedefinde olan bizim gibi diğer ülkelerle, güçlerimizi birleştirerek yeni “pakt”lar kurup, kolay lokma olmaktan çıkabiliriz…

Emperyalizmin, etnik,dinsel ayrılıkları körükleyerek ve yapay düşmanlıklar yaratarak; halkları ayrıştırma ve birbirine karşı düşman hale getirme oyununu kolaylıkla bozabiliriz. Bunun için “evrensel değerler”e sahip çıkma, “hukukun üstünlüğü”nü egemen kılma ve “demokrasiyi eksiksiz uygulama” yeterli tedbirlerdir…

Laiklik ilkesi”ni ödünsüz olarak yaşama geçirme ile yapay düşmanlıkları da önemli ölçüde işlemez hale getirebiliriz…

Aksi halde, kıyameti bu dünyada yaşamaktan kurtulma şansımız yok!..

Bu nedenle bir siyasi hareket, karşımıza “etnik” veya “dinsel” öğeleri öne çıkartarak, yapay düşmanlıkları kaşıyarak geliyorsa, o harekete karşı mesafeli durmak ve tedbirli olmak zorundayız!..

Av. Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1)https://www.google.com.tr/search?q=D%C3%9CNYANIN+n%C3%BCfusu&oq=D%C3%9CNYANIN+n%C3%BCfusu&aqs=chrome..69i57j0l5.4314j0j7&client=ubuntu-browser&sourceid=chrome&es_sm=93&ie=UTF-8

(2) Petrol raporu

MİLLİ HÜKÜMET!..

milli hükümet_1

“ÜST AKIL”

 

2003′te  Süleymaniye’de askerlerimizin başına çuval geçiren ABD’li general, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Hulusi Akar’ın boynuna “liyakat nişanı” geçirdi…

 

Türk Dil Kurumunun sözlüğüne göre liyakat: Bir kimsenin, kendisine iş verilmeye uygunluk, yaraşırlık durumu olarak tanımlanıyor…(1)

 

Demek ki, Akar kendisine verilen işi yapmaya uygun ve ABD’ye yaraşır bulunmuş!

 

Türk halkına liyakatını kanıtlayan komutanlar; yakın geçmişte Ergenekon, Balyoz, Casusluk ve Fuhuş gibi uydurma davalarla TSK’dan tasfiye edilmişlerdi.

 

ABD, koynunda beslediği Cemaat’le Türk askerlerini tasfiye ettiğine göre, liyakat nişanının asıl Cemaat’e verilmesi gerekirdi!..

 

Cumhurbaşkanının “üst akıl” olarak nitelendirdiği İsrail gizli servisi MOSSAD’ın Cemaat’le işbirliği içerisinde olduğu iddiası doğru olabilir.

 

MOSSAD’ın, özellikle de Ortadoğu’da CIA’dan bağımsız hareket ettiğine kimse inanmaz. Dolayısıyla MOSSAD’ın üzerinde “üst akıl” olarak CIA var!.

 

 

MOSSAD’a “üst akıl” diyeceksek CIA’ya  “en üst akıl” dememiz gerek…

 

KİRALIK İŞÇİLER

 

Özel istihdam bürolarına işçi kiralama yetkisi vermeye karar veren hükümet, kıdem tazminatını da fona devretmeye hazırlanıyor…

 

Taşeronluk sistemi demek ki yeterli görülmemiş…

 

Bölük pörçük örgütlenme ile iyice zayıflatılan işçi sınıfı, hükümetin sermayeden yana politikaları ile iyice güçsüzleştiriliyor.

 

Hükümet ne olduğu tam olarak belirlenmemiş, çok geniş bir alanı kapsayan ve Milli Güvenlik Kurulunda belirlenen “milli güvenlik” (2)  kavramını grev hakkının panzehiri gibi kullanıyor…

 

Milli güvenliği gerekçe göstererek, yasal zeminde gelişen grevlerin ertelenmesi, ülkemizde emek mücadelesinin ne duruma getirildiğini gösteriyor…

 

Hükümetin arada bir sanayici ve iş adamlarına dönük eleştirilerine verilen sert karşılıklar ise tamamen göstermelik.

 

Önünde sonunda işverenlerin istediği oluyor!..

 

İşçi sınıfının en büyük düşmanı; kendi içerisindeki bülünmüşlük. İşçiler kıdem tazminatı gibi en temel konularda bile bir araya gelip ortak hareket edemiyorlar…

 

STRAZBURG ZAFERİ

 

İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek’in “Ermeni soykırımı emperyalist bir yalandır” sloganını öne çıkartarak, hukuk zemininde başlattığı mücadele hızla sona doğru yaklaşıyor.

 

Hukukçular ve siyasi gözlemciler, Büyük Daire’den farklı bir karar çıkmayacağı görüşünde…

 

Türkiye’nin “milli meselesi” olan  “Ermeni soykırımı” iddiaları karşısında, muhalefetin tutumu içler acısı.

 

Bazı CHP  milletvekillerinin “soykırımı” kabul eden pankartın arkasında yer alması, Atatürk’ün partisinin kimlerin eline geçtiğini göstermek bakımından ibret verici.

 

Dersim soykırımı” yalanı söz konusu olduğunda bülbül gibi şakıyan Kılıçdaroğlu’nun, “Ermine soykırım” yalanı karşısında, dut yemiş bülbüle dönmesi bu durumu açıkca ortaya koyuyor.

 

Aynı şekilde MHP de sıkıntılı…

 

Strazburg’a giderek Perinçek’e destek vermek isteyen Yusuf Halaçoğlu’na, “İstifa et öyle git” diyen Bahçeli ile duruşmayı “Perinçek’in şovu” olarak değerlendiren Tuğrul Türkeş’e de tabandaki tepki giderek büyüyor!..

 

Türkiye’de muhalefetin gündemini hala iktidar belirliyor.

 

Her Salı günü yapılan grup toplantılarında;gündemi hükümet belirliyor demek yanlış olmayacak…

 

Türk halkının dikkatinden kaçırılmak istenen ciddi konular, muhalefet kullanılarak unutturuluyor!..

 

KÜRTLER İÇ SAVAŞA HAZIRLANIYOR

 

HDP Van Miletvekili Erdal Üçer, eline Öcalan’ın posterini alarak Muradiye İlçesi meydanında toplanan halkın önüne geçmiş PKK militanı.

 

Polis barikatını aşmak için zorluk çıkartan polisleri tehdit ediyor: “Haddinizi sınırınızı aşarsanız, burada da Kobani direnişinin aynısını görürsünüz” diyecek kadar pervasız…

 

PKK, 77 milyon Türk halkına meydan okuyor!..

 

ABD. Kürtlerin “Kobani” dediği Ayn el Arap’ta, PKK’nın Suriye Kolu PYD‘ye her türlü desteği veriyor. ABD’nin bölgedeki askerliğini yapmayı kabul eden PKK, IŞİD ile savaşıyor…

 

Ayn el Arap’taki sivil halk, aylar önce Türkiye’ye geldiğine göre, Üçer’in sözünü ettiği sivil halkın “direniş” halkın direnişi olamaz!..

 

PKK Milletvekili Erdal Üçer, ABD’nin  PKK’yı müttefik ilan etmesinden yola çıkarak, gerçekte efendisi ABD ile Türkiye’yi tehdit ediyor!..

 

Başbakan ise aynı oyunun başka bir oyuncusu.

 

O da Ayn el Arap’taki PKK uzantısı PYD’ye selam gönderip alınlarından öpüyor!..

 

Rezilliğin bu kadarı hiç görülmedi!..

 

Yaklaşan genel seçimlerde, bu ihanetten ayarlanmış muhalefetle kurtulmak oldukça çok zor görünüyor.

Bu nedenle vakit geçirmeden. Yunanistan’daki gibi  milli bir hükümet kurulması şarttır…

 

Milli hükümeti kurabilecek milli kuvvetler, milli davalarda kendilerini kanıtlayan örgütlülüklerdir…

 

Kredi”” açılacaksa onlara açılması gerekir.

 

Emanet oy” verilecekse o da onların hakkıdır.

 

İhanet projesinin figüranlarına bir şans daha tanımak aymazlıktır!..

 

 

Av. Cemil Can

 

 

DİPNOTLAR

 

(1) Liyakat: Bir kimsenin, kendisine iş verilmeye uygunluk, yaraşırlık durumu.

(2) http://tr.wikipedia.org/wiki/Mill%C3%AE_g%C3%BCvenlik