Biz kazanacağız!..
TwitterFacebookGoogleYouTube

NEREDEN BİLEBİLİRDİK!..

24_Nisan_2015

Çanakkale’ye saldırı başlamadan bir hafta önce, Ermeniler Doğu’da sivil halkı katletmeye başlamıştı!..

Amaçları iç hatlarımızı vurmaktı.

Hiç kuşku yok ki, bu saldırılarla Ordunun bir bölümünü oyalayarak Çanakkale’ye destek gönderilmesini önlemek istiyorlardı!..

Ermeni çeteleri adeta İngilizlerin öncülüğünde Çanakkale’ye saldıran kuvvetlerinin Doğu’daki birlikleri gibiydi…

Deneyimli Osmanlı komutanları çetelere lojistik destek sağlayan sivil halkı tehcire (zorunlu göç) tabi tutarak bu oyunu bozdu!..

Çılgın Türkler” de zaten Çanakkale’de düşmanı bozguna uğratmak için savaşıyordu…

Tehcir sırasında bazı Kürt aşiretleri ile eşkıya grupları, göç ettirilen Ermenilere kötü davrandı; sivilleri öldürdüler, mallarını yağmaladılar. Bazıları salgın hastalıklar yüzünden öldü… Güvenilir kayıtlara göre, bu şekilde ölenlerin sayısı: 56 bin 610 kişiyi buldu. (1)

Aynı tarihlerde Ermeni çete ve gönüllü alayların öldürdüğü Müslüman sayısı ise 1 milyon 121 binden fazladır… (2) 1992′de Hocalı Katliamı‘nı (3) yapan Ermenilerin, Türkleri “Soykırım” yapmakla suçlaması komiktir. Kaldı ki, 1915 tarihinde yaşanan olaylar 1948 tarihli “Soykırım Sözleşmesi(4) kapsamında dahi değildir… Dolayısıyla uluslararası hukuk önünde; “soykırım” suçlamasına hiçbir kuruluş değer veremez!..

Zaten emperyalist devletler; İngiltere, Fransa ve Çarlık Rusya’sının kullandığı Ermenilerin ilk başbakanı Ovanes Kaçaznuni, 1923 yılında yapılan Taşnak Partisi Kongresi’nde; “Olayların sebebi biziz” diyerekgerçeği itiraf da etmiştir… (5)

Milli Kurtuluş Savaşları ve Devrimler Çağı‘nı başlatan başlıca olay Türklerin Çanakkale direnişidir…

Emperyalist dünya, işte bu şanlı direnişi gölgelemek için, bir süreden beri tehciri “Ermeni Soykırımı” gibi göstermeye çalışıyor.

24 Nisan‘ın (6) gerçek anlamını bu yüzden değiştirmeye çalışıyorlar!..

İttihat ve Terakki iktidarı, 25 Nisan günü askeri bir dehanın tehcire gerek kalmadan son noktayı koyabileceğini nereden bilebilirdi?!…

***

Gelelim 25 Nisan gününe…

En iyi düşmanın ağzından tanınan o komutan olmasaydı, halimiz gerçekten haraptı…

Şu kadarını bilelim ki; Çanakkale Savaşı, İngiliz liderliğindeki müttefik deniz donanmasının 18 Mart 1915‘te yenilgisiyle sonuçlanmadı…

Deniz Zaferi’nden sonra, 25 Nisan 1915 günü düşman kuvvetleri Gelibolu yarımadasının güneyine, 5 ayrı noktadan çıkartma yapmaya başladılar…

Bu şekilde başlayan Kara Savaşları, 8 Ocak 1916 tarihine kadar (8 ay) sürdü…

***

İşte Yarbay Mustafa Kemal’in askeri dehası bu savaşlarda ortaya çıktı…

Haziran 1915′te Albaylığa terfi ettirildi.

Albay rütbesinde iken, Kolordu Komutanlığına atandı.

8 Ağustos 1915′te Anafartalar Grubu ve 29 Ağustos’da Anafartalar Grup Komutanlığının sorumluluğu da üzerinde kalmak koşulu ile 16. Kolordu Komutanlığı’na getirildi…

1 Nisan 1916′da henüz 35 yaşında iken generalliğe yükseltildi…

Savaş meydanında (8 ayda) gerçekleşen bu baş döndürücü yükselişin nedenini, gelin bir de düşmanın ağzından dinleyelim:

***

Önce Turgut Özakman’ın Diriliş adlı eserinden bir alıntı:

“İngiliz resmi harp tarihçi (C.F. Aspinall-Oglander) Büyük Harbin Tarihi-Çanakkale Gelibolu Askeri Harekatı adlı eserinde diyor ki:

‘Türkler için ne mutlu idi ki 19. Tümen Komutanı, istikbalin reisicumhuru olacak olan M. Kemal‘dan başkası değildi ve mukadderata hakim olan bu adam derhal, bariz bir komutan kudret ve kabiliyeti gösterecekti. Düşmanın Conkbayırı’na doğru ilerlediğini işitir işitmez, bunun sahte bir harekat olmayıp, kuvvetle yapılan ciddi bir taarruz olduğunu anladı. Bu hücumun Türk savunmasının kalpgahına karşı bir tehdit teşkil ettiğini derhal takdir ederek, vaziyeti bizzat değerlendirmeye ve muharebeye bir tabur değil, bütün bir alayı atmaya birden karar verdi.’ (s.229)

Düşman bile bizim bazı yazarlarımızdan daha dürüst ve hakseverdir…

Bu gerçeği saklayan, saptıran, çarpıtan yazarların kimler olduğunu merak edenler için: Vahidettin, M.Kemal ve Milli Mücadele, s.94-176.” (s.608)

Bir alıntı da İngiliz Resmi Harp Tarihi‘nden:

“İngiliz Resmi Harp Tarihi diyor ki:

’19. Tümen Komutanı Yarbay M. Kemal‘in 25 Nisan 1915′te Arıburun bölgesindeki durumu derhal kavramış olması ve inisiyatifini kullanarak 57. Alay’la yapmış olduğu taarruz, Çanakkale Savaşı’nın sonunu belirlemiştir.

Bir tümen komutanının kendi inisiyatifiyle giriştiği hareketler sonucu, bir savaşın, hatta bir milletin kaderini değiştirecek büyüklükte bir zafer kazandığı, tarihte pek az görülür. (Aktaran, İ. Artunç, s.175)’

Bunu düşman söylüyor.

Bizim bazı yazarlarımız ise hiç utanmadan bu gerçeği saklıyor, saptırıyor, çarpıtıyorlar.

Ayrıntı için yine aynı esere bakınız: Vahidettin, M.Kemal ve Milli Mücadele, s.94-177

19. Tümen Komutanı M.Kemal, Ordu Komutanı gibi donup kalsaydı, sorumluluktan kaçınsaydı, kımıldamak için emir bekleseydi, Çanakkale Savaşı o gün sona ererdi. Kocaçimen-Kabatepe hattı düşman eline düşecek, Maltepe-Kilitbahir yolu açılmış olacaktı. Üç gün içinde Kilitbahir’i basarak Boğaz’ı donanmaya açacaklardı.

Sonrasını düşünmek bile insanı ürpertiyor.

Bu gerçeğe rağmen, Çanakkale Zaferi kutlanırken Atatürk’ün adını anmaktan kaçınanları, Mustafa Kemal’siz Çanakkale Savaşı romanı yazmaya, çizgi film yapmaya yeltenenleri nasıl nitelemeli?

Bunlara uygun sıfatları sizler bulun!

Ruhça ve zihince sağlıklı bir insan milletinin tarihini değiştirmeye kalkışır mı?” (s.615)

***

Son olarak bir Anzak‘ı dinleyip bu bahsi geçelim:

Avustralyalı yazar Moorehead, Gelibolu adlı eserinde şöyle diyor:

“25 Nisan sabahı Anzakların tam Conkbayırı’nı işgal edecekleri sırada Mustafa Kemal ortaya çıktı.

Eğer Boğaz’a hakim tepeler ele geçirilebilseydi, o taktirde Türk savunmasının ta kalbine çok ciddi, hatta hayati bir darbe indirilmiş olurdu.

O gün Mustafa Kemal, içinden taşan bir serdengeçlikle, hatta zaman zaman bir çılgınlıkla savaşmıştı.

Devamlı olarak ön saflarda çarpışmaktaydı. “(s.177)

Dikkat ettiniz mi? Her iki alıntıda da Osmanlı Ordusu’nun kalbine yönelik bir taarruzun önlenmesinden söz ediliyor…

Türklere “çılgın” nitelemesini Anzaklar yapmıştır. Onlar “en çılgın” Türk’ü Çonkbayırı’nda tanıyordu!..

Anlayacağınız Turgut Özakman, 60 yılda hazırladığı eserine; “Şu Çılgın Türkler” adını öylesine koymuş değildir!..

Tarihsel gerçekler aynen böyledir…

***

Vatikan’ın “Soykırım” açıklamasından sonra, Avrupa Parlamentosu‘nun aynı yönde karar alması, bizim için sürpriz olmadı.

Beklendiği gibi “dostumuz” Almanya da Fransa gibi tehcire “Soykırım” dedi…

Bizi asıl şaşırtan Filistin’di. Üzerinde Erivan’daki Soykırım Anıtı ile “1915-2015 Ermeni Soykırımı’nın 100. Yılı” yazılı bir pul bastırdılar!?…

Böylece bu yıl, “Soykırım” yalanına destek veren üye sayısını 28′e çıkarttılar… (7)

Şimdi de bizim Ermeniler’i dinleyelim. Bakalım “Soykırımı” yalanı için ne dediler…

T.C.nin Cumhurbaşkanı R.T. Erdoğan özür diledi.

T.C.nin Başbakanı A. Davutoğlu taziye mesajı yayınladı.

Hükümetin Sözcüsü B. Arınç “Bilerek soykırım yapmadık” dedi.

Ana Muhalefet Partisinin lideri K. Kılıçdaroğlu ise Obama’yla paralel gitti: Tehciri “Büyük Felaket(8) olarak niteledi.

MHP Genel Başkanı D. Bahçeli, her zamanki gibi bir şeyler karaladı, ne dediğini bilen yok!

PKK ile diyaspora, Diyarbakır’ın Merkez Sur İlçesi’ndeki Surp Sarkis Ermeni Kilisesi’nde, S. Demirtaş ile G. Kışanak himayesinde bir anma toplantısı düzenlediler. Beklendiği gibi onlar da oylarını “Soykırım”dan yana kullandılar.

HDP Eş Genel Başkanı F. Yüksekdağ da şürekasıyla birlikte, İstanbul’da anma toplantısı düzenledi. Hep birlikte “Soykırım Sürüyor” pankartının arkasında toplandılar…

Sırası yine geldiği için hatırlatıyorum: Agos gazetesinin yazarı Hrant Dink’in bu yılki ölüm yıldönümünde, Y-CHP‘nin üç milletvekili “Yüzleşin Hrant’la, Soykırımla” pankartının arkasından yürümüşlerdi… (9)

Bir an için Osmanlı’nın Ermenilere karşı “Soykırım” suçunu işlediğini düşünelim. Osmanlının parçalanmasından sonra kurulan birçok devlet ortaya çıktı. Bunlardan sadece Türkiye Cumhuriyeti’ni “Soykırım”dan sorumlu tutmak ne kadar adil? (10) Bu konuda bile çifte standart var!..

***

Rusya lideri Putin, nedense “Soykırım” sözcüğünü Erivan’da kullanmadı.

Ama Moskova’da parlamentoda oylamaya katılan 427 milletvekilinin 422‘si “Soykırım Bildirisi”ni kabul etti.

Ermeni Patrik Genel Vekili Başpiskopos Aram Ateşyan ise bizimkilerden insaflı çıktı!..

Kumkapı’daki Meryem Ana Kilisesi’nde “Soykırım” yerine “Ortak Acı” ifadesini kullandı. “Acılarımızı siyasete malzeme yapmayın” dedi…

Her zamanki gibi gerçeği yüksek sesle dile getiren Vatan Partisi’nin Lideri Doğu Perinçek’ti:

24 Nisan 1915, mazlumlar dünyasının emperyalizme karşı ilk büyük direnişinin başlangıç tarihidir” dedi…

Belli ki “Ermeni Soykırımı” yalanı, bu yalın gerçeği gizlemek ve emperyalizmin yenilebilirliğini gözden kaçırtmak için uydurulmuştur…

Emperyalistler ve yerli işbirlikçileri bu nedenledir ki hep 24 Nisanlarda konuşur!..

Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1) Osmanlı kayıtlarına göre tehcire tabi tutulanlar 428 bin 758 kişiydi. İskan yerlerine ulaşamayanlar 56 bin 610 kişi. Yollarda katledilenlerin sayısı 9-10 bin kadardır. Tifo, dizanteri gibi bulaşıcı hastalıklardan ölenlerin sayısı 25 bin ile 30 bin arasındadır. Diğerler ise kayıptır; yurtdışına kaçtıkları tahmin edilmektedir.

http://www.sozcu.com.tr/2015/yazarlar/soner-yalcin/cinnet-yillari-811394/

(2) http://chp-muhalefethareketi.biz.tr/2014/04/ozur-dilemiyoruz/

(3) 26 Şubat 1992 Karabağ Savaşı’nda Ermeniler Hocalı‘da katliam yapmış ve 106′sı kadın, 837ü çocuk 613 sivil Azerbaycanlıyı katletmişlerdir.

http://tr.wikipedia.org/wiki/Hocal%C4%B1_Katliam%C4%B1

(4)http://tr.wikipedia.org/wiki/Soyk%C4%B1r%C4%B1m_Su%C3%A7unun_%C3%96nlenmesi_ve_Cezaland%C4%B1r%C4%B1lmas%C4%B1_S%C3%B6zle%C5%9Fmesi

(5)http://www.dunya48.com/siyaset/ermeni-sorunu/308-ovanes-kacaznuni-ermenistanin-ilk-basbakani-tasnak-partisinin-yapacagi-birsey-yok

http://chp-muhalefethareketi.biz.tr/2014/04/ozur-dilemiyoruz/

(6) 24 Nisan’da Dahiliye Naziri Mehmet Talat Bey, Ermeni Komite merkezlerinin kapatılması, elebaşlarının tutuklanması ve her türlü belgelerine el konulması ile ilgili 24 Nisan 1915 kararlarını aldı.

http://tr.wikisource.org/wiki/Tal%C3%A2t_Pa%C5%9Fa%27n%C4%B1n_Ba%C5%9Fkomutanl%C4%B1%C4%9Fa_yazd%C4%B1%C4%9F%C4%B1,_Ermeni_%C3%B6rg%C3%BCtlerinin_faaliyetlerine_kar%C5%9F%C4%B1_al%C4%B1nacak_tedbirlerle_ilgili_belge_-_24_Nisan_1915

(7) ABD, Almanya, Fransa, Rusya, Kanada, Yunanistan, İtalya, Güney Kıbrıs, Ermenistan, Lübnan, Belçika, Hollanda, Uruguay, Vatikan, Arjantin, Çek Cumhuriyeti, Slovakya, Avusturya, Venezuela, Polonya, Litvanya, Şili, İsveç, İsviçre, Bolivya, Suriye ve Filistin.

(8) “Büyük Felaket” (Meds Yeghem) kavramını ilk kez ortaya atan BM İnsan Hakları Sözleşmesi’nin oluşturulmasına katkı sağlayan Raphael Lemkin’dir.

http://en.wikipedia.org/wiki/Raphael_Lemkin

(9) http://www.anadolutelgraf.com/haber/CHP-li-3-vekile-disiplin-istemi/133148

(10) İdraksiz Türkler Sorumlu Tutulamazlar!

http://chp-muhalefethareketi.biz.tr/2014/05/idraksiz-turkler-sorumlu-tutulamazlar/#

BU DEFA OYLAR HDP’YE!..

halay_3_a

 

 

Selina Özuzun Doğan, Kurmeş Derneği’nin resmi sitesinde, “Atatürk, Dersim soykırımının siyasi sorumluluğunun tartışmasız birinci derecede sorumlusudur” dedi…

Doğan, bir başka yerdeki açıklamasında; “Son yüzyıl içinde soykırımın en başarılı aktörü kuşkusuz CHP’dir” demişti!.. (1)

Hanımefendi, şimdi seçilmesi garanti bir yerden; İstanbul 2. Bölge 1. sıradaki CHP’nin milletvekili adayıdır…

CHP’nin son Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, yıllardır baskı altında tuttuğu duygularını, nihayet yüksek sesle dile getirecek birini buldu…

Mutluluktan uçuyor olmalı….

Bundan böyle Selina Kılıçdaroğlu’dur, Kemal Doğan’dır!..

***

Selina’nın pek değerli eşi Erdal Doğan da, PKK’nın gazetesi Özgür Gündem’de Kemal Kılıçdaroğlu’nun duygularını dile getirmişti:

Mustafa Kemal soykırımların her aşamasında var” demişti… (2)

Erdal efendi, o açıklamasında; birden çok “soykırım”dan söz ediyordu. Anlaşılan; biri Ermenilere karşı yapılan tehcirdir, diğeri Dersimli Kemal’in dedelerinin de karıştığı Dersim İsyanı olmalı…

Bu kadar olur…

Birinci sıra milletvekili adayımızın biricik eşi, Dersim İsyanı’nın bastırılmasına da “soykırım” diyor… (3)

Alevi soykırımı” mı “Kürt soykırımı” mı yoksa her ikisi birden mi, henüz ona karar vermiş değiller!..

Bu kadar açık Atatürk düşmanlığı yapan hainleri, Atatürk’ün CHP’sinden milletvekili adayı yapmak, CHP’ye oy kazandırmak için olamaz herhalde…

O kadar da saf değiliz!?..

***

Ana muhalefet partisinin yönetimi, bazı kesimleri CHP’ye oy verdirmemek için adeta çırpınıyor…

Bu özel söylemleriyle küstüreceği kesimler, hiç kuşku yok ki, AKP ile MHP’ye de oy vermezler.

Geriye kalıyor HDP ile Vatan Partisi…

Kaşınan konuya baktığımızda; oyların hangi partiye yönlendirilmek istendiği son derece açıktır.

Zaten bu seçimlerde HDP, bu nedenle üç Ermeni kökenli vatandaşımızı milletvekili adayı göstermiş… (4)

Y-CHP’nin Genel Sekreteri Gürsel Tekin, geçen haftalar içinde Dersimli ile aynı fikirde olduğunu açıklamıştı… (5)

İkisini de bir tek HDP’nin barajı aşması mutlu edebilecek…

Kendi mutluluklarını şansa bırakacak değiller!

Ne gerekiyorsa yapıyorlar…

CHP’ye oy verecek seçmenlere; bir kısmınız HDP’ye oy versin ve barajı aştırsın talimatını veremezler herhalde…

O bakımdan HDP’ye barajı aştırma kampanyasına desteklerini kurnazca veriyorlar…

***

Y-CHP’nin Ağrı milletvekili adayı, Dersimlinin danışmanı Cemil Erhan‘dır.

Bu adam Cemil’e hangi konuları danışır, anladıysam Arap olayım!

Erhan, genel başkanının isteği üzerine, PKK’nın Diyadin saldırısını incelemek için Ağrı’ya gitti…

HDP yetkilileri ile görüştükten sonra, Kılıçdaroğlu adına yaptığı açıklamada: “O şenlikler her sene yapılıyor. Asker müdahale etmese, şenlikleri yapar giderlerdi” demiş… (6)

Sakın yanlış anlaşılmasın ha, komşu köylülerden söz etmiyor!

“Şenlikleri yapar giderlerdi” dediği, PKK’nın silahlı militanlarıdır!..

Ve bu adam, CHP adına hala konuşabiliyor: “Asker gitmeseydi, vatandaş ile dağdan gelenler kol kola halay çekecekti, oyun oynayacaklardı” diyebiliyor…

Erhan’ın demek istediğini anlamak için ne tercümana ne de uzmana ihtiyaç var…

Açıkça, askerler silahlı PKK militanlarına müdahale etmeseydi, bu olay da olmazdı diyor.

Dolayısıyla olayın sorumlusu olarak askerleri gösteriyor!..

Asker, PKK militanlarına müdahale etmesin, olay da olmasın demek istiyor…

Sözlerinde biraz da tehdit var!

Cemil Erhan, Ağrı sokaklarında dolaşan bir işportacı değil. Ülkemizi düşman işgalinden kurtaran, sonra da Cumhuriyet’i kuran kahramanların Türk milletine emanet ettiği CHP’de, Genel Başkan Danışmanı ve milletvekili adayıdır!..

Açılım”ın şakşakçısı Dersimli Kemal, hükümete PKK’nın silahlı olarak orada ne işi vardı diyemiyor tabii… Mayınlara doğru Cemil’i sürüyor!..

O da TSK’nın silahlı saldırıya karşı koymasını “provokasyon” olarak değerlendirerek, kendi görevini yapıyor…

Parti programında terörle “mücadele” öngörülmesine rağmen, Dersimli “müzakere” diyerek kurultay delegesine meydan okuyor!..

Küfretse bile yeridir, fazlasıyla hak ettiler…

Kemal’in Program filan taktığı yok!..

Son seçim bildirgesinde “Anadilde öğrenime” de evet diyor… (7)

Öcalan’ın 10 başlık altında özetlediği, diğer taleplerin de militanca savunucusu odur…

Y-CHP’nin olası koalisyon ortaklığında, ekonomiyi adaşı Kemal Derviş‘e teslim edeceğini (8) ilan ettikten sonra, hepten şımardı. CHP’nin geleneksel tabanından da çekinmiyor…

Nasılsa kopacak oyların önemli bir kısmı öz partisi HDP’ye gidecek!..

Bir kısmı Vatan Partisi’ne gitse ne yazar diye düşünüyor!..

Önemli olan Meclis’teki çoğunluktur…

AKP, Y-CHP ve HDP Meclis’te her halükarda çoğunluğu sağlayabiliyorlar…

Bir terslik olmaz ya, olursa yedekte Y-MHP var!..

***

Şimdiki adı “dönek” olan eski solcuların, devlet düşmanlığı yine depreşmiş…

Dönekler, Devlete düşmanlık yapan herkesle ittifak etmeyi “ devrimci eylem” sanıyor.

Devlet düşmanlarını “dost” sanan bu ahmaklar sürüsü, bugünlerde HDP’ye barajı atlatma kampanyasının kadrolu elemanları gibi çalışıyorlar… (9)

Güya HDP barajı aşarsa, AKP tek başına iktidar olamazmış, böylece tek başına Anayasayı da değiştiremezmiş!..

En basit aritmetik kurallarını bile pratiğe uygulayamayan bu zavallılara sormak gerekir:

Önceki Anayasa değişikliklerine, sizler “yetmez ama evet” derken, “evet” diyen HDP’nin yalın hali BDP değil miydi?

BOP’nin eşbaşkanının yanında, gönüllü olarak “rol” almak için ABD’ye kadar gidenler, bugünkü yol arkadaşlarınızdır beyler!..

AKP ile HDP “açılım” ortaklarıdır, bunu hala göremediniz mi?..

Öyleyse, AKP’nin bazı milletvekillerinin HDP’de olması neyi değiştirir ki?

Geçen dönemde, BDP’nin bağımsız seçilen milletvekilleri, en kritik konularda AKP’nin yanında yerlerini almadılar mı?

***

Bırakalım AKP-HDP ortaklığını, şimdi Y-CHP de aynı kazanın içerisindedir…

Kılıçdaroğlu, Hürriyet’in 17 Nisan sayılı nüshasındaki açıklamasında, “HDP ile koalisyon yaparız(10) demedi mi?

Dersimlinin, “HDP Mecliste yer almalı, MHP de HDP de koyduğumuz kriterler bağlamında koalisyon alternatifimiz olabilir” sözleri hala size bir şey anlatmıyor mu?

Kemal Kılıçdaroğlu, AB ülkelerinin büyükelçileri ile yaptığı toplantıda, “AB değerleri ile paralel politikalar yürüteceğiz” demedi mi?..

AB’nin “Ermeni soykırımı” ile ilgili kararı, sıcaklığını korurken, AB değerleri ile paralel yürütülecek olan politika ne olabilir?

Hala anlayamadınız değil mi?

İşte bu durumunuzu farkeden Dersimli, 1915 olayları için Obama’nın kullandığı “Büyük felaket” sözlerini kullanarak, Obama ile paralelliği sağlamıştır!.. (11)

Hala anlayamadınız mı?

Ermenilerin bu ifadeyi “soykırım” için kullandığını bilmiyorsunuz demek ki!..

Sizin Kemal de onlarla aynı saftadır yani. Uyanın artık; o aynı ağıl için koşan eküri at gibidir!..

***

Ezcümle, genel başkanımızından iyi bilecek değiliz herhalde!..

O ne diyorsa öyle olacak elbette!

Ayrıca parti disiplini diye bir şey de var.

Ol bu emir ve talimat üzerine; bu defa Y-CHP’ye de oy yok!

Mesajı doğru aldım galiba:

Hendeği atlasın diye, bu defa oyları tıpış tıpış HDP’ye vereceğiz!?..

Anlamayan ya da itirazı olan mı var?..

 

Cemil Can

 

DİPNOTLAR:

(1) http://odatv.com/mob_n.php?n=-chp-soykirim-hakkinda-ne-dusunuyor-1304151200

(http://www.kurmesliler.com/)

 

(2) http://www.ozgur-gundem.com/?haberID=122419&haberBaslik=%C3%96Z%C3%9CR%20Y%C3%9CZLE%C5%9EMEYLE%20OLUR!&action=haber_detay&module=nuce

 

(3) http://www.kurmesliler.com/index.php?option=com_content&view=article&id=2569:erdal-doan-soykrm-tarihcilere-braklamaz-2&catid=1:l-ve-lcelerimiz&Itemid=74

 

(4) http://www.aa.com.tr/tr/politika/491032–ermeni-adaylarin-meclis-heyecani

 

(5) http://www.aydinlikgazete.com/politika/gursel-tekin-hdp-nin-temsilcilerini-meclise-tasimasi-bizleri-mutlu-eder-h65809.html

 

(6) http://www.odatv.com/n.php?n=agrida-pislik-var-1404151200

 

(7) http://www.akademipolitik.com/siyaset/11016-iste-chpnin-secim-bildirgesinin-tam-metni

 

(8) http://www.cnnturk.com/haber/turkiye/chp-lideri-kemal-dervise-bakanlik-teklif-etti

 

(9) http://www.bugun.com.tr/son-dakika/genel-secimlerde-68liler-hdpyi–haberi/1562870

 

(10) http://www.hurriyet.com.tr/gundem/28758097.asp

 

(11) http://www.chp.org.tr/Haberler/2/kilicdaroglundan-ermeni-soykirimi-iddialarina-yanit%E2%80%A6-5115.aspx

 

HEMEN TESLİM OLMAYIN!..

Tarafsız Cumhurbaşkanımız R. Tayyip Erdoğan, Sakarya’daki toplu açılış töreninde konuştu. Yine başkanlık sistemini savundu. TÜSİAD’a verdi veriştirdi. İstanbul Baro Başkanı Ümit Kocasakal’a ağzına geleni söyledi. Ağrı’da PKK’nın askerlerimize saldırması haberini bile o verdi…

“Yeni Türkiye bizim kızıl elmamızdır (1) dedi..

Erdoğan, seçildiği günden beri yürütmenin başı gibi davranıyor. 7 Haziran seçimleri için propaganda dönemini çoktan başlattı…

CHP ve MHP milletvekilleri Cumhurbaşkanının AKP’den yana olan konuşmalarının engellenmesi için Yüksek Seçim Kuruluna (YSK) başvurdular. YSK’nın “Cumhurbaşkanının faaliyetlerini denetleme görevi bize verilmiş değildir” (2) şeklindeki cevabı üzerine de havlu attılar…

Eşit koşullarda yürümeyeceği kesinleşen ve adil olmayacağı daha baştan belli olan bu seçimlere katılmak yenilgiyi peşinen kabul etmektir…

Anayasamızın 79. maddesinin 2 fıkrası, seçimlerin dürüstlüğü ile ilgili bütün işlemleri yapma ve yaptırma yetkisini Yüksek Seçim Kurulu’na vermiştir. (3) Kurula “yapma” ve “yaptırma” fiilleri ile tanınmış olan yetkinin ne kadar geniş olduğu tartışmasızdır. YSK’nın “Cumhurbaşkanını denetleme yetkisi bize verilmiş değildir” şeklindeki yanıtı, kaçamaktır ve hukuk dışıdır.

Seçimin düzen içerisinde yönetilmesini engelleyen Cumhurbaşkanı da olsa YSK’nın alabileceği pek çok önlem vardır.

Meclisteki muhalefet partilerinin bu nokta üzerinde durması gerekir; Erdoğan’ın seçimlere şaibe düşürecek faaliyetlerinin televizyon, gazete ve diğer iletişim araçları ile halka duyurulması pekala engellenebilir. Örneğin; muhtarlarla sarayında yaptığı toplantının, Sakarya’da yaptığı toplu açılışın haberleştirilmesine yasak getirilebilir

YSK‘ya bu görev Anayasa ile verilmiş olup, “Cumhurbaşkanını denetleme” ile uzaktan yakından ilgili değildir! Bu yönde kararlar alınmasını hiç kimse, halkın haber alma özgürlüğünü engelleme veya sansür gibi değerlendiremez.

Böyle bir karardan sonra Cumhurbaşkanı dilediği kadar açılış yapabilir, dilediği yerde toplantılar tertip edebilir!?..

Meclisteki muhalefet partilerinin bu nokta üzerinde durması gerekirken, teslim bayrağını çekmeleri, iktidara talip olmadıklarını göstermektedir!..

Muhalefetin, seçimleri boykot da dahil, her türlü eylemi göze alarak, YSK’ya görevini yaptırması şarttır…

***

BİZİM ŞOFÖR KARŞI FİRMANIN ADAMI

Ermeni soykırımını savunan ve eşi Atatürk düşmanı olan Selina Özuzun Doğan‘ın İstanbul 2. Bölgeden birinci sıra kontenjan adayı olarak gösterilmesi, Aydınlık yazarı Örsan K. Öymen’i de çileden çıkarttı.

Doğan, “Adaylığımın soykırımın 100. yılına denk gelmesi simgeseldir” demişti…

Her durumda Y-CHP’nin savunulacak bir yönünü ele alıp, iyimserliğini koruyan Öymen’in analizi, Türkiye gerçekleriyle bağlaşmıyor:“Seçimlerde CHP’ye oy vererek AKP ile CHP arasındaki farkın kapanmasını sağlamak, seçimlerden sonra da, CHP yönetimini değiştirmek” fikri, Y-CHP’de yaşama şansı bulamaz…

Çünkü, 2010 yılında 80 il başkanının ortak önerisi ile genel başkanlığa getirilen Dersimli Kemal; ilk bulduğu fırsatta 70 il başkanını görevden aldı. Çok vefalıdır yani. Birlikte göreve başladığı 80 parti meclisi üyesinden 60‘ını ilk kurultayda listesine koymadı. İlçe kongrelerine müdahale ederek, genel başkanlığı için oy kullanan kurultay delegelerinin yüzde 80‘inin aday gösterilmesini itiraz ederek engelledi. Genel başkanlığa geldikten sonraki ilk yerel seçimde; kendisini destekleyen belediye başkan ve belediye meclis üyelerinin yüzde 60′ını da aday göstermeyerek eledi. Son olarak 70‘den fazla milletvekilini tasfiye etti…(4)

Dersimli, 4 yılda adım adım CHP örgütünü ele geçirdi!..

Büyük kurultay delegelerini de kendine benzeyenlerden seçtirdi…

Büyük kurultayda üç ayrı liste çıkartması, bu konulardada neler yapacağının göstergesidir…

Bu seçimlerde de başarısız olsa bile, onu delege hesabı ile düşürmek olanaksızdır…

Cumhurbaşkanlığı seçimlerindeki yenilgisinden sonra takındığı tutumu ise hiç akıldan çıkartmamak gerekir. Yumruğunu kürsüye vurup, “Dersimli Kemal’im ben. Yerel Yönetimler Özerklik Şartını mutlaka getireceğim” (5) şeklindeki sözlerinin kurultayın toplanma amacı ile ne ilgisi vardı?

Belli ki, Dersimli kendisini göreve getiren küresel güçlerin karşısında “yemin” tazeliyordu…

“Anadolu’nun Kemal”i, Cumhuriyet ilkelerine bağlılığından şüphe duyulmayan Alevileri de üç parçaya bölerek iyice zayıflattı. HDP’nin barajı aşmasından memnun oluruz şeklindeki tezleri ile şaşkına çevirdiği Avrupada’ki Alevi dernekleri ve Pir Sultan Abdal Derneği bölücü parti HDP’yi destekleme kararı aldı…

Alevilerin 6 Ok’a bağlı olan önemli bir kesimi ise Vatan Partisi saflarına katıldı. Parti binasında Aşure Günü’nü kutlamayı siyasi faaliyet sanan bir kısım yol düşkünleri ise, Y-CHP içerisindedir ve ne yapacağını bilmez haldeler…

Dersimli Kemal’in, Aleviliği siyaset malzemesi olarak kullanması, en çok dini siyasete alet eden Sünni mezhep sımsarlarının hoşuna gitmiştir. Artık onların da önünde hiçbir engel kalmamıştır…

Diledikleri kadar mezhepçilik yapabilecekler; azgın bir şekilde din ve dince kutsal sayılan değerleri sömüreceklerdir… Hepsinden önemlisi bugüne kadar yaptıklarının tümü meşru hale gelecektir…

Dersimli, “Bugün için Türkiye’de laiklik tehlikededir diyemem, böyle bir tehlike görmüyoruz” (6), “Türbanı ve Kürt sorununu biz çözeriz”(7) diyerek, iktidarın kuyruğunda siyaset yapmayı marifet sanmıştı. Dolayısıyla ülkenin bu hale gelmesinden AKP iktidarları kadar sorumludur!..

Özetle söylemek gerekirse; bizim otobüsün şoförü karşı firmaya çalışıyor. Onların adamıdır. Ekibi de yabancıdır. Dolayısıyla bizi, gideceğimiz yere sağ salim götürebileceğinden hiçbir zaman emin olamayız!.. Nitekim, bizden gözüken kaptanımız, iktidar otobüsünün peşine takılmış “açılım” bilinmezine doğru hızla yol alıyor!..

İlk mola yerinde bu haini değiştirmek zorundaydık. Ama başaramadık!..

Direksiyon yine ondadır…

O halde, güvenilir başka firma ile yolumuza devam edeceğiz…

Cemil Can

e-kitap indirme 

e-kitap-II(15.10.2015)

 DİPNOTLAR:

(1) Kızıl Elma,Türk mitolojisinde Türkler ve de özellikle Oğuz Türkleri için üzerinde düşünüldükçe uzaklaşan ancak uzaklaştığı oranda cazibesi artan ülküler veya düşlerdir. Türk devletleri için bir hedefin ve amacın simgesidir.

http://tr.wikipedia.org/wiki/K%C4%B1z%C4%B1l_Elma

(2) http://www.ulusalkanal.com.tr/gundem/yskdan-erdogan-yaniti-h54573.html

(3) ANAYASA

E. Seçimlerin genel yönetim ve denetimi

MADDE 79- Seçimler, yargı organlarının genel yönetim ve denetimi altında yapılır.

(Değişik: 21/10/2007-5678/2 md.) Seçimlerin başlamasından bitimine kadar, seçimin düzen içinde yönetimi ve dürüstlüğü ile ilgili bütün işlemleri yapma ve yaptırma, seçim süresince ve seçimden sonra seçim konularıyla ilgili bütün yolsuzlukları, şikayet ve itirazları inceleme ve kesin karara bağlama ve Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinin seçim tutanaklarını ve Cumhurbaşkanlığı seçimi tutanaklarını kabul etme görevi Yüksek Seçim Kurulunundur. Yüksek Seçim Kurulunun kararları aleyhine başka bir mercie başvurulamaz.

Yüksek Seçim Kurulunun ve diğer seçim kurullarının görev ve yetkileri kanunla düzenlenir.

Yüksek Seçim Kurulu yedi asıl ve dört yedek üyeden oluşur. Üyelerin altısı Yargıtay, beşi Danıştay Genel Kurullarınca kendi üyeleri arasından üye tamsayılarının salt çoğunluğunun gizli oyu ile seçilir. Bu üyeler, salt çoğunluk ve gizli oyla aralarından bir başkan ve bir başkanvekili seçerler.

Yüksek Seçim Kuruluna Yargıtay ve Danıştaydan seçilmiş üyeler arasından ad çekme ile ikişer yedek üye ayrılır. Yüksek Seçim Kurulu Başkanı ve Başkanvekili ad çekmeye girmezler.

(Değişik: 21/10/2007-5678/2 md.) Anayasa değişikliklerine ilişkin kanunların halkoyuna sunulması, Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi işlemlerinin genel yönetim ve denetimi de milletvekili seçimlerinde uygulanan hükümlere göre olur.

http://www.tbmm.gov.tr/anayasa.htm

(4)http://www.aydinlikgazete.com/hukumet-perincekin-sok-uyarisini-duymadi-makale,59312.html

(5)http://www.aydinlikgazete.com/m/mansetler/kilicdaroglunun-kimlik-beyani-ben-dersimli-kemal-ozerklik-sartini-kabul-edecegim-h50570.html

(6) http://www.kalinka.com.tr/default.asp?islem=sayfa&id=300

(7) http://www.radikal.com.tr/politika/turban_ve_kurt_sorununu_biz_cozeriz-1005558

 

BALYOZ’A İNEN BALYOZ!..

                          

dhkp_c_1

 

31 Mart günü Balyoz Davası’nda karar BERAAT olarak açıklandı…

Mahkeme, sahte dijital belgeleri hazırlayanlar hakkında suç duyurusunda bulundu!..

Türkiye TSK‘ya kurulan kumpası tartışacaktı…

Türk halkının başına örülen çorap konuşulacaktı…

Bu konularda bir cümle bile kuramadan, gündeme yeni bombalar düştü…

Polis, Berkin Elvan‘ın babasını çok acele Adliye Sarayı’na çağırıyordu… Sezgin Tanrıkulu’nu neden istediler onu bir türlü anlayamadık!!!

Biliyorsunuz gür kaşlı çocuk Berkin, Gezi olaylarında ekmek almaya giderken, polisin başına isabet ettirdiği gaz fişeği ile öldürülmüştü…

15 yaşındaydı.

Cumhurbaşkanı, Kabataş’ta üzerine “çiş” edilen gelini bırakmış, cebinde bilye bulunan bu çocuğa takmıştı. Uzun adam:“Ekmek almaya gittiğinin belgesi var mı?” diye soruyordu…

77 milyon şaşırıp kaldık…

Ekmek almak için belgeye mi ihtiyaç vardı?

Yoksa ekmek yine karneye mi bağlanıyordu?

17 ve 25 Aralık Rüşvet ve Yolsuzluk Soruşturmaları’nın dayandırıldığı olayların belgesi vardı da ne oldu?..

***

POLİSLER GÖREVLERİNİ Mİ YAPTI?..

 

Daha önce Berkin soruşturmasını 4 ayrı savcı yürütmüştü.

Savcı Mehmet Selim Kiraz, sanıklara doğru ciddi yol alan beşinci savcıydı. Kiraz, Gezi olayları nedeniyle göstericilere kötü davranan polislerin de peşini bırakmıyordu… 270 şikayetle tek tek ilgilenmişti…

31 Mart günü, iki DHKP-C militanı, onu makamında rehin aldılar.

İstekleri dudak uçuklatacak gibiydi:

3 saat içerisinde Berkin’i vuran polislerin; canlı yayına çıkıp suçlarını itiraf etmeleri ve üyelerini kendilerinin seçeceği “halk mahkemesi”nde yargılanmayı kabul etmelerini istiyorlardı!..

Aksi halde savcı ölecekti!?

Militanların, bu sözlerinden, eylemi ölmek ve öldürmek için yaptıkları açıkçagörülüyordu!..

Nitekim dediklerini de yaptılar…

Operasyonun sonunda sağ kalan yoktu!

Cumhurbaşkanımız alelacele Romanya’dan “görevini yapan” polisleri kutladı!?

Söylenenler doğruysa; özel hareket polislerinin yapması gereken bu operasyonu, terörle mücadele polislerine yaptırmışlardı!…

Sanki polislerin görevi, bu eylemin sonunda kimsenin sağ kalmamasını sağlamaktı…

Cumhurbaşkanının kutlayabileceği başka ne olabilirdi?!..

***

ZARARIN SORUMLUSU EMEKÇİLER Mİ?..

 

31 Mart günü adeta güneş tutulmuştu…

Dikkatler adalet sarayının 6. katına kilitlenmişken, ülke toptan karanlığa gömüldü…

AKP iktidarlarında yaşanan ilklerden biri de buydu.

Aradan kaç gün geçti, Enerji Bakanı kesintilerin nedenini hala açıklayamadı…

İTO Başkanı Ekrem Demirtaş ortaya çıkan 1 milyon dolar zararı,(1) tatil günü işçilerin çalışarak gidermesini önerdi… (2)

Sanki zararın sorumlusu emekçilerdi…

***

HDP’NİN BARAJI AŞMA KAMPANYASINI YÜRÜTMEK CHP’NİN GÖREVİ Mİ?..

 

Yetmez ama evet”çiler, 7 Haziran’da BOP‘ta gönüllü olarak rol isteyen Öcalan’ın HDP’sini destekleyecekleriniaçıkladılar!..

Kürtler ile “yetmez ama evet”çiler, emek-sermaye denkleminde saflarını bu şekilde belirlediler!

İşte bu HDP’ye barajı aştırma kampanyasını Dersimli Kemal başlattı.

Peşine Y-CHP‘nin Genel Sekreteri Gürsel Tekin takıldı. Onu Dersimlinin eşi Selvi takip etti…

Son noktayı İzmir’in Büyükşehir Belediye Başkanı Kocaoğlu koydu…

Y-CHP’nin “beyin takımı” kendi partilerini bıraktı, bölücü örgütün siyasi uzantısının barajı aşması için çalışıyorlar…

CHP’li bir Allah’ın kulu çıkıp da; “Bu adamların Atatürk’ün partisinde ne işi var?” diyemiyordu!..

***

ÖN SEÇİM ALDATMACASI!..

 

CHP tabanının yüzde 40′tan fazlası beklendiği gibi sandığa gitmedi…

Demokrasi şöleni” olarak sunulan ön seçimin bir aldatmacadan ibaret olduğu bir gün sonra ortaya çıktı…

Dersimli Kemal’in, ön seçime girdiği İzmir 2. Bölgede bile, kayıtlı 67 bin üyenin 32 bini oyunu kullanmadı!..

Bu gerçek ortada dururken, Kılıçdaroğlu’na desteği, yüzde 100 olarak açıklamak, halkın zekası ile alay etmek değil mi?

Gazeteci Mehmet Faraç’ın ön seçimle ilgili değerlendirmesini çok beğendim…

Faraç, ”Bir çok bölgede ‘aynı kesimden‘ gelen adayların ilk 5 sıralarda çıkması rastlantı mı?”diye soruyordu…

“Aynı kesim”den kastettiği hiç kuşku yok ki Alevilerdi…

Kabul etmek gerekir, Dersimli Kemal, Aleviliği siyasette kullanarak çok tehlikeli bir oyun oynuyordu…

CHP gibi laikliği benimsemiş bir partide, inançları siyasete alet etmek aklın alacağı iş değildir!

Böyle bir aymazlık, Sünni kesime açıktan dini siyasete alet yapmaları için icazet vermek anlamına gelir…

Son tahlilde Alevi-Sünni gerginliği kimin işine yarayacak?

Bu sorunun doğru yanıtını bulamayan bu odun kafalılar, bir kaç adamlarını milletvekili seçtirebilmek için 77 milyon halkı, ateşin ortasına atabilirler…

İki mezhebin birbirinden uzaklaşmasının yaratacağı tehlikeyi bile göremiyorlar!..

İnsan biraz kafasını çevirir; Libya, Irak, Suriye ve Yemen’de yaşananlara bakar!..

Dersimlinin “demokrasi şöleni” olarak yutturmaya çalıştığı, CHP’nin üyelerine bazı bölgelerde Alevi adayları sıralatmaktan başka bir şey değildir…

Aklınca “fermuar yöntemi” olarak dayattığı hileye, bu şekilde meşruiyet kazandıracaktı.

CHP tabanına, CHP’li olmayan adaylara oy verdirmeyi başka nasıl sağlayabilir ki?..

Anlaşılıyor ki, Cumhurbaşkanlığı seçiminde yaptığı “tıpış tıpış” dayatması, aklını başına toplamaya yetmedi!…

***

SONUÇLARDAN FAİLLERE GİDİLEBİLİR!..

 

Bazen “sonuçlardan sebeplere doğru gitmek”, sorunların çözümünde işe yarıyor.

Tıpkı bir olayın “Sonuçlarından kim yararlandı?” sorusunu sorup, olası cevapları sıralayarak suç faillerini bulmak gibi…

Toparlayalım:

27 Mart günü sıkıyönetimi aratmayacak “İç Güvenlik Paketi” Meclis’ten geçti…(3)

Yasa maddelerinin ne gibi değişiklikler ortaya çıkarttığı tartışılamadan; elektrikler kesildi, Türkiye zifiri karanlığa gömüldü…

Aynı gün, İstanbul’da Çağlayan Adliye Sarayı basılıp savcı rehin alındı ve öldürüldü

Balyoz Davası’nda karar açıklandı, sanıkların tümünün beraat ettiği ilan edildi…

Sahte delil hazırlayarak orduya kumpas kuranlar hakkında suç duyurusunda bulunuldu…

Savcının rehin alınmasını takip eden gün, aynı örgütün militanları İstanbul Emniyet müdürlüğüne saldırdılar… Yaralanan bir militanın saatlerce asfalt üzerinde ölmesi beklendi!..

Bu da bir cinayettir kuşkusuz. Nedense kimse bu durumu dile getiremedi!..

Arka arkaya yaşanan bu olaylardan hükümet yararlanmayı başardı!

Teröristlerin birinin avukat cübbesi giymesi bahane edilerek, cinayetle avukatlık mesleği arasında ilişki kurulmaya çalışıldı.

Oysa güvenlik açığını yaratan, adliye kapısında görev yapan yandaş güvenlik şirketiydi...

İşlerini doğru dürüst yapsalardı, sahte kimlik ibraz eden teröristi kapıda fark edebilirlerdi!..

Erdoğan yurt dışından gelir gelmez, yasaya aykırı olacak şekilde; avukatların da üzerinin “bal gibi aranabileceğini” söyledi…

Olay birden bire değişti.

Bir gün sonra, Başsavcılık bu açıklamayı emir kabul edip, talimatını gönderdi: Avukatlar aranacaktı…

Adliye binasının önündeki itiş kalkış sırasında, savunma hakkı yerlerde sürüklenmeye başladı; yukarıdaki soruların tümü unutulup gitti… “İç Güvenlik Paketi”nin ne kadar gerekli (!) olduğu böylece halka anlatılmış oldu!..
Elektriklerin kesilmesi de iyi değerlendirildi: Akkuyu Nükleer Tesisi‘nin Japon-Fransız şirketine verilmesi kanunlaştı…

Perinçek’in, Yunanistan’ın işgal ettiği adalarımızın 16 değil, 152 olduğu şeklindeki açıklaması da güme gitti!..(4)

Halbuki hükümeti düşürecek kadar önemliydi!..

Tam da bu sırada, üzerine Hz. Ali’nin kılıcı işlenmiş bir bayrakla AKP‘ninKartal ilçe binası basıldı. Kuru sıkı ile sağa sola ateş eden biri, bir anda dikkatleri Alevilerin üzerine çevirdi!..

Peki, Sürmene çıkışında pompalı tüfekle Fenerbahçe otobüsünün kurşunlanmasına ne demeli?

“Fatihalar, Yasinler bitmez Karadeniz’de” diyebiliriz elbette. Ama iş o kadar basit değil!..

Çaykur Rizespor’u 5-1 yenmenin böyle bir bedeli olamazdı elbette! Oldu bile…

Türkiye hızla uçuruma sürükleniyor şimdi!..

Söyleyin bakalım, savcının öldürülmesi, elektrik kesintisi ve diğer arka arkaya yaşanan akıl dışı olaylar, en çok kimin işine yaradı?..

İkiz Kulelere yapılan saldırının sonunda, Afganistan’ın işgal edildiğini unutmayınız!..

Bu tür olayların sonuçlarından kimler yararlanıyor sorusunu, geriye doğru irdelerseniz kimlerin kimlerle işbirliği içerisinde olduğunu kolaylıkla görebilirsiniz!..

Çoğu kez ağacı dikenle, meyveyi toplayanın aynı kişiler olmadığı gerçeğine rastlarsınız!..

 

Cemil Can

 

DİPNOTLAR:

(1) http://www.cnnturk.com/haber/ekonomi/turkiye/8-saatlik-elektrik-kesintisinin-faturasi-1-milyar-dolari-asti

(2) http://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/28627179.asp

(3) http://www.tevhidigundem.com/ic-guvenlik-paketi-meclisten-gecti-6802h.htm

(4) http://www.aydinlikgazete.com/politika/dogu-perincek-teror-eylemleri-girilen-krizin-isareti-h66769.html

________________________________________________________________________________

                                                                                                     E-KİTAP HAZIR

                                                                                               Buradan indirebilirsiniz  

indir_2

                                                                                                   e-kitap-I(12.04.15)