Biz kazanacağız!..
TwitterFacebookGoogleYouTube

AÇIK-SEÇİK!..

can_yucel_1

Resmi nikahtan önce imam nikahı yapılmasına izin veren AYM’nin kararı, tek eşliliği ortadan kaldırmanın ilk ayağını teşkil ediyor.

Türk kadınının AKP iktidarı ile nereden nereye getirildiğinin en çarpıcı kanıtı bu imam nikahıdır.

İşin asıl ilginç yanı, AKP’yi iktidarda tutanların çoğunluğunun kadın olması…

Adım adım “Ilımlı İslam” devletine sürüklenen Türkiye’de, her geçen gün Cumhuriyet hukukunun bir kurumu yozlaştırılıp yok ediliyor!..

İslam dinine göre, masum bir insanı öldüren bütün insanlığı yok etmiş kadar günah işler… (1)

40 bin masum insanın canına kıydığı için 40 bin kere bütün insanlığı öldürmüş olmakla, günahkarlığın zirvesinde bulunan PKK’nın, bir “Ilımlı İslam” projesi olduğu açık-seçik ortaya çıkmıştır…

Üst düzey yöneticilerinden Cemil Bayık: “ Bugün esas İslamiyet’e sahip çıkan ve ortaya çıkarmak isteyen Önder Apo ve PKK‘dır… Bugün din, AKP ve Erdoğan’ın elinde gerçeğini kaybetmiştir. Onun için Önder Apo “Medine Sözleşmesi”ndeki (2) gerçek İslam’ı ortaya çıkarmak istiyor” demiştir… (3)

Nitekim Öcalan da 2013 Nevruz mesajında; AKP ile kol kola “İslam kardeşliği”ne vurgu yapıyordu…(4)

Bu açıklamalar ile Paris’te öldürülen PKK’nın Avrupa yöneticilerinden laiklik yanlısı Sakine Cansız’ı, hangi örgütün öldürmüş olduğunun ipucu veriliyor…

İşte size; döneklerin, yetmez ama evetçilerin, ikinci cumhuriyetçilerin ve Y-CHP’nin barajı atlatmak istediği HDP/PKK‘nın gerçek yüzü…

Bu HDP Türk halkına kendini; “devrimci”, ilerici, demokrat ve çağdaş bir parti gibi yutturulmaya çalışılıyor…

HDP’yi parlatma propagandası ABD’den yürütülüyor…

Öylesine bir “bilgi kirliliği” bombardımanı altında bulunuyoruz ki, 9 köyden kovulup 10. köyde zor tutunan usta gazeteci Bekir Coşkun bile, bu aralar şaşkınlıktan doğru dürüst cümleler kuramıyor…

Coşkun, adeta suya düşmüş akıllı telefona dönmüş:

1 tuşuna basıyorsunuz 3′ü çeviriyor, 2′ye basıyorsunuz kamerası açılıyor…

Anlayacağınız; desteklediği Y-CHP’nin “HDP’yi baraj atlatma” politikası yüzünden iyice devreleri karışmış…

Gönlüm Vatan Partisi’nde, oyum CHP’dedir. AKP’den kurtulmak için HDP’ye oy vermek gerekir anlamına gelecek sözler ediyor!?.. (5)

Okurlarından gelen tepkiler üzerine bir “açıklama” yazısı da yazmış…

O yazı da açıklamaya muhtaçtır!..

Bu defa da “Hadi açıkla” tuşuna basıyorsunuz, telefon kapanıyor!..

Bekir ustayı en geç 8 Haziran günü fabrika ayarlarına döndürmek şart oldu!..

***

Y-CHP‘nin müstakbel genel başkanı Kemal Derviş’in fikrine göre, ufukta CHP-AKP koalisyonu görülüyor…

Derviş’in zikri HDP’nin Meclise girmesi yönündedir.

Hazret, “HDP’nin Meclise girmesi hayati önemdedir” dedikten sonra, “Meclis dışında kalırsa demokrasi nasıl kurtulacak” diye tehdit de ediyor… (6)

Olası AKP-CHP koalisyonunda, ekonominin teslim edileceği bu adam, demokrasimizin kurtulması için HDP’nin Meclise girmesini şart görüyor!..

Derviş, bu açıklaması ile Y-CHP’nin gerçek görevinin AKP iktidarını sürdürmek olduğunu ağzından kaçırıvermiştir…

Y-CHP’nin mevcut Genel Başkanı Dersimli Kemal de AKP-CHP koalisyonuna sıcak baktığını söyleyerek, (7) Y-CHP’nin iktidar seçeneği olmadığını kabul etmiştir…

Y-CHP, PKK’yı Meclis’e sokmayı bir görev gibi üzerine alıp, AKP iktidarını sürdürsün diye gerektiğinde koalisyon yapmayı içine sindirdiğine göre, bizim de bu noktadan başlayarak başımızın çaresine bakmamız gerekiyor…

Tek seçenek olarak Vatan Partisi kalmıştır…

Artık başka hiçbir şeye bakmaya gerek yoktur!..

Fetullahçı Terör Örgütü” yöneticisi olduğu iddiasıyla tutuklanan eski İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek’e, Cumhuriyet Savcısının sorduğu C5 Bürosu‘yla (8) ilgili soruya verdiği: “Ulusalcılara karşı kurduk” şeklindeki yanıt, ulusalcıların nerede örgütlendiğini ve nerede olmaları gerektiğini açık-seçik ortaya koymaktadır!..

Benim de gönlümde Vatan sevdası vardır.

7 Haziran‘da oyumu Atatürk’te birleşenlere ve 6 Ok‘u programının merkezine yerleştirenlere vereceğim…

Av. Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1) Maide 32: İşte bu yüzden biz, İsrailoğulları üzerine şunu yazdık:Kim bir kişiyi, bir kişiye karşılık yahut yeryüzünde bir fesat sebebiyle olmaksızın öldürürse, insanları toptan öldürmüş gibidir. Ve kim bir kişiye hayat verirse insanlara toptan hayat vermiş gibidir. Andolsun, resullerimiz onlara açık-seçik kanıtlar getirmişlerdir. Ama onlardan birçoğu bunun ardından da yeryüzünde zulüm ve azgınlığa sapmaktadır.

http://www.kuranmealleri.net/mealci/yasar-nuri-ozturk/mealleri/maide

(2) Medine Sözleşmesi; Medine’deki Evs Kabilesi ile Hazrec Kabilesi arasındaki şiddetli çatışmalara son vermek amacıyla hazırlanmıştı. Bu amaç doğrultusunda Medine’deki Müslüman, Yahudi ve Pagan toplulukları Ümmet adı altında tek bir topluluk olarak toplamak için hepsinin payına düşen haklar ve sorumluluklar oluşturuldu…

http://tr.wikipedia.org/wiki/Medine_S%C3%B6zle%C5%9Fmesi#cite_note-3

(3)http://www.firatnews.com/secim-2015/bayik-amed-ve-urfa-yerel-secimlerden-cok-daha-buyuk-bir-basariyi-saglayacaktir

(4) “Saygı değer Türkiye halkı; Bugün kadim Anadolu’yu Türkiye olarak yaşayan Trk halkı bilmelidir ki Kürtlerle bin yıla yakın İslam bayrağı altındaki ortak yaşamları kardeşlik ve dayanışma hukukuna dayanmaktadır. Gerçek anlamında, bu kardeşlik hukukunda fetih, inkar,red, zorla asimilasyon ve imha yoktur, olmamalıdır.” (A. Öcalan)

http://dersimnews.com/manset/gundem/siyaset/ocalanin-mektubundan-islam-kardesligi-cikti.html

(5) http://www.sozcu.com.tr/2015/yazarlar/bekir-coskun/hdp-gercegi-840195/

(6) http://www.ulusalkanal.com.tr/gundem/kemal-dervis-yine-devrede-h61712.html

(7) Kılıçdaroğlu, İkinci Cumhuriyetciler’in ele geçirdiği Cumhuriyet gazetesinde soruları yanıtladı. “Şu parti ile asla yan yana gelmeyiz” dediğiniz bir parti var mı sorusuna, “Hiçbir meşru organla yan yana gelmeyiz diye deyim kullanmak doğru değildir. O zaman onun meşruiyetini kabul etmiyorsunuz demektir.” diyerek, AKP ve HDP ile koalisyon yapmaya yeşil ışık yaktı!..

http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/siyaset/283729/Cumhuriyet_liderlerle_bulusuyor…_O_dosyalar_acilacak.html

(8) http://odatv.com/n.php?n=cemaatci-polis-mudurunden-bir-itiraf-daha-0912141200

Y-CHP’NİN BÜYÜK PROJESİ: HDP’NİN BARAJI GEÇMESİDİR!..

kilicdaroglu_hdp_ye_destek_verdi

 

 

Çoğunluk yönetimini esas alan “demokrasi”nin, en karakteristik özelliği azınlık haklarını güvenceye almasıdır…

 

Aksi halde demokrasi, “ayak takımının yönetimi”ne dönüşür!!..

 

Hiç kuşku yok ki, “azınlık hakları”nın başında çoğunluğun düşüncesine karşı olan düşünceleri açıklamak ve çoğunluğun düşüncesini eleştirmek gelir…

 

Gelişmiş demokratik sistemler, çok partililiği esas alırlar…

 

Çok partili parlamenter sistemlerde, azınlıkta kalan düşünceyi, muhalefet partileri seslendirirler…

 

Muhalefet partilerinin de kendi içlerinde demokrasiyi işlemeleri gerekir.

 

Buna kısaca “parti içi demokrasi” diyoruz…

 

Muhalefet partileri parti içi demokrasiyi işletemezlerse, ülke çapında demokrasi mücadelesi verme iddialarına bağlı olarak inandırıcılıklarını da kaybederler.

 

Kendi tabanına demokrat olmayanın, kendinden olmayana demokrat davranacağını söylemesi, ciddiye alınmaz!..

 

Bu çerçeveden bakıldığında; iktidara olduğu gibi muhalefet için de en gerekli olan yine muhalefettir!..

 

Siyasi partiler, parti içi muhalefetle dinamizm kazanıp yörüngelerinde durabilirler…

 

Muhalefet; asla bozgunculuk ve yıkıcılık değildir…

 

Bu yüzden, CHP’nin en çok kendi içerisinden eleştirilmeye ihtiyacı var.

 

Aksi halde Atatürk’ün partisi, bugün olduğu gibi Dersimli Kemal’in borazanı haline gelir!..

 

Bu nedenle, iktidarı karşısına alan muhalifler, aynı zamanda muhalefete de muhalefet yapmakla, çok ağır ve soylu bir görevi yerine getiriyorlar…

 

Onlara kızıp alınganlık gösterenler, takıp tutar gibi parti tutan fanatiklerdir!..

 

Çok fazla ciddiye almamak gerekir…

 

***

 

Y-CHP‘nin Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, seçimlere 2 hafta kala yine Habertürk TV’de gazetecilerin sorularını yanıtlamış!..

 

Dersimli Kemal, seçimlere parti olarak girme kararı alan HDP’ye desteğini bir kez daha açıklamış…

 

HDP barajı aşmalı” dedi.

 

Kemal Efendi, iktidar olmaları durumunda “açılım”ı sürdürecekleri sözünü de verdi. (1)

 

CHP Programı ve Tüzüğüne açıkça aykırı olan bu beyanlardan anlaşılmaktadır ki, CHP 2015 genel seçimlerine girmeyecek!?..

 

Yeni CHP ise, Kürt milliyetçiliği üzerinden siyaset yapan bölücü PKK’nın uzantısı HDP’nin, Meclis’e girmesi için çaba harcıyor…

 

Neredeyse seferberlik ilan edecek!

 

Dersimli Kemal’in bir Amerikan projesi olduğu buradan da belli oluyor…

 

Türkiye Cumhuriyetini kuran Atatürk ve arkadaşlarının partisini ele geçirdi bir kere.

 

İşgalciler Altı Ok‘a inanmıyor ama siyaseti CHP tabelası altında yapıyorlar…

 

Denebilir ki, iktidar Allah ile ana muhalefet ise Atatürk ile aldatıyor…

 

Geriye bir tek yurtsever komutanların kuvayi milliyeci örgütü Vatan Partisi kalıyor…

 

Hal böyle olunca Dersimli Kemal’in HDP’sine değil, Atatürkçülerin Vatan Partisi’ne barajı atlatmak görev olarak önümüze geliyor…

 

***

Emperyalistler her cepheden hamle üzerine hamle yapıyor.

 

Bunların başında, doğrudan AKP’ye oy verme çağrısı geliyor…

 

İkinci hamle, HDP’ye baraj atlatmak için yapılan ahmakça propagandadır.

 

Üçüncüsü “oyları bölmeyelim” tuzağına düşmek.

 

Dördüncüsü Y-CHP dışında başka seçenekleri denemeyi, AKP’ye yarayacak hamleler olarak ilan etmektir.

 

Çok açık olarak ortaya çıktı ki, Kılıçdaroğlu CHP’nin başına CHP’yi iktidar yapması için getirilmemiştir…

 

Onun görevi: CHP tabanını, “Yeni CHP”ye dönüştürerek yüzde 25 barajında tutmak ve başka arayışları engellemektir

 

Nitekim geçen hafta Dersimli, 2011 seçimlerinden daha az oy alması halinde, kendisini “başarısız” kabul edeceğini ve çekileceğini söyledi…(2)

 

Kılıçdaroğlu, başarı çıtasını iktidara gelme olarak belirlememiştir…

 

Proje adamı” olduğu buradan da bellidir!

 

Hedefini bir önceki seçimlerde yaşattığı başarısızlık olarak belirlemiş bir liderdir!..

 

Sanki iktidardı da, şimdi bir miktar yıpranmış olmayı normal kabul etmemizi istiyor…

 

Oysa CHP’liler iktidar olmakiçin çırpınıyorlar…

 

Dersimli ise, kendi başarısızlığı ile yarışarak havanda su dövüyor…

 

Bu nedenle de AKP için kolay lokma oluyor!..

 

Av. Cemil Can

 

DİPNOTLAR:

(1) http://www.ulusalkanal.com.tr/gundem/kilicdaroglu-hdp-ye-destek-verdi-hdp-baraji-asmali-h61389.html

(2) http://www.internethaber.com/2015-genel-secimleri-oncesi-kilicdaroglundan-istifa-itirafi-788279h.htm

 

 

SEÇİMİN ARİTMETİĞİ!..

anket2

KARARSIZLAR VE SEÇİMİN ARİTMETİĞİ!..

İsmet Özçelik Aydınlık’ta yazdı: ”İçişleri Bakanlığından bir yetkili valilerin içinde bulunduğu durumu “vahim” olarak niteledi. Erdoğan illerine gelmesin diye dua edenler olduğunu bildirdi… Valiler ne yapsın. Sayın Erdoğan memnun olmayınca acısını onlardan çıkartıyor. Demediğini bırakmıyor. Valiler korkudan kalabalık toplamak için akla gelebilecek her şeyi yapıyorlar. Tabi ilk akla gelen okullar oluyor. Mitinglerdeki çocuk ağırlığı bundan.”

Seçimlerin altın anahtarı olan bu basit gerçeği, ne yazık ki muhalefet göremiyor. Seçmene güven verme yerine, vaad ettikleri  “yardım paketine”, her gün yeni bir şey ekliyorlar…

Bizim gibi gelişmemiş ülkelerde, siyasi iktidarı genellikle “kararsızlar” belirler. “Kararsız”ın tarifini yapmaya gerek yok, içlerindeyiz…

Karar verecek birikimden yoksun olan bu yığınlar, daima güçlü olanın yanında yerlerini alırlar. Karınlarını doyuracak kadar aldıklarında, güçlü olana bağlanır, adeta kör kütük aşık olurlar!..

Bu yüzden, siyasetçiler için miting meydanlarına kalabalıkları toplamak hayati önem taşımaktadır.

Kalabalık, “güçlü” görünmenin aldatıcı fakat en inandırıcı kanıtıdır!

Kalabalığın bu gücünü kendi gücüne katan liderler,  kendi sanal güçlerini de kitlelere bu şekilde aktarabiliyorlar

Karşılıklı olan bu güç alış-verişi, iki tarafı da rahatlatıyor, en çok ihtiyaç duyduğu güven duygusunu yaşatıyor…

***

Son yapılan anketlerin ortaya çıkarttığı ülkemizin gerçeği, kararsızların oranının yüzde 27-30′lara ulaştığıdır…

Denebilir ki, ülkemizde gerçek ana muhalefet partisi kararsızlardır…

Daha çok mide ile oy kullanan bu oynak kesim, bizim gibi ülkelerde ne yazık ki iktidarı belirliyor…

Bu nedenle kararsızların desteğini almadan Türkiye’de iktidar olma şansı yok!

Ülkenin yüksek çıkarları kararsızların umurlarında bile değil. Derinlikli düşünemezler, öncelikli olarak kendi yaşam standartlarını gözetirler…

Bu yüzden de ”umut tacirleri”nin tuzağına çok kolay düşebilirler…

İktidar gücünü arkalarında hissettiklerinde, “evlerinde zorla zaptedilen” milyonlara dönüşürler.

Ellerinde pala ve döner bıçakları ile göstericilere saldıranlar bu insanlardır…

Yakın geçmişte yüzde 50’yi  tarif için bu kesime “iki kişiden biri”  denmiştir!…

Destek verdikleri iktidarın devamı için yapamayacakları yok gibidir…

İktidarın kendilerine verdiği “sanal kimliği” gerçek sanırlar!.. Bu yüzden o kimliğin normal yurttaş kimliğinin çok üstünde işlevleri vardır; her şeyi yürütebilir, yerine göre yargı yetkisini bile kullanabilirler!..

Yargısız infazlar” da asli işleri arasında sayılır…

Sanal ve ilkel kimlikli bu insanlar, aynı zamanda iktidarın rengini de belirliyorlar. Hükümetin sokak gösterilerini kaba güç kullanarak bastırması, bunların yüzünden “normal” bir önlem gibi algılanıyor…

***

Bu inkârı zor gerçekler karşısında, iktidarı değiştirmek pek dekolay değildir…

Bu sebeple üzerinde en çok çalışılması gereken seçmen kesimini “kararsızlar” oluşturuyor…

Kararsızları AKP’den kopartmak için, öncelikle orada bulunma sebeplerini ortadan kaldırmak gerekir…

Kuşkusuz bunu başarmak;  iktidar gibi “zorba” davranmakla ve, onları aşağılamakla sağlanamaz.

Sağcılaşarak da sonuç alınmaz!..

Zira bir şeyin aslı varken, kopyasına kimse itibar etmez!..

Denebilir ki; “kararsızlar”ın iktidara yapışık durma nedeni “güçlünün yanında yer alma” ihtiyacındandır.

İkincisi temel sebep, güçlünün yanında olanların, iktidar nimetlerinden yararlanacağına olan inançtır.

AKP iktidarı bu inancın yok olmaması için (makarna, bulgur, kömür vb. gibi) yardımları 14 yıl boyunca kesintisiz olarak yapmaya devam ediyor…

Muhalefetteki partiler, “yardım” konusunda iktidarla yarışamayacağına göre,  geriye bir tek şansları kalıyor: O da güçlü görünmektir

Bir tek güçlü görünenler, kararsız kitlelere güven verebilirler…

Güven vermeyen liderlerin yanında kararsızlar bu nedenle asla yer almazlar!..

Bu hüküm; iki kere iki dört eder kadar kesindir.

Bu fikrin doğruluğunun çok geçerli pratik bir nedeni daha vardır: Güçlü görünmeyen muhalefetin yanında yer alanlar, aynı zamanda zorba iktidarın baskıları ile karşılaşacaklarından, bunu  göze alamazlar,  yandaşlığı görünür yapamazlar!..

Kararsızlar, muhalefetteki bir liderin; etnik kimliğine, mezhebine, meşrebine veya parlak fikirlerine bakarak tavır belirlemezler.

İdeolojilerinden söz bile etmiyorum. Böyle erdemler onlarda zaten bulunmaz…

***

Muhalefet partilerinin seçim bildirgeleri, üç aşağı beş yukarı aynıdır. Hepsi de hayali  “yardım paketleri”ni andırıyor!..

Adeta sonradan görmelerin sosyal medyada paylaştıkları yemek masaları gibiler, karın doyurmazlar!..

Bu nedenle geriye; güçlü görünerek, kitlelere güven vermek kalıyor…  

Bir tek bu görüntü,  açlık, yolsuzluk, işsizlik, partizanlık, adaletsizlik vb. gibi iktidarın olumsuzlukları ile birleşince sonuca etkili olabilir…

İktidardan uzaklaşarak, olası yeni iktidara yaklaşacak olan kararsızların sayısı, böyle artırılabilir

Nihayetinde kararsızlar da insandır ve onların da geleceklerine  “yatırım” yapmak gibi ihtiyaçları vardır.

Muhalefete “gizli” destek böyle sağlanabilir…

***

Kararsız seçmende; “iktidar gidiyor, muhalefet geliyor” kanaatini uyandırmadıkça, karanlık tabloyu değiştirmek olanaksızdır…

Bu algıyı ancak güvenilir liderler oluşturabilirler…

Böyle liderler, her şeyden önce kendi ilkelerine saygılı olanlardır…

Mücadele bayrağını her koşulda taşıyıp, bugünlere getiren yoldaşlarına sahip çıkanlardır

Varlık nedenlerine nankörlük, geçmişlerini inkâr ve Cumhuriyet düşmanlarını baş tacı edenlerin varacağı yer ağır yenilgidir…

Hepsinden önemlisi, liderin sözünün eri olması gerekir…

Y-CHP’de ne yazık ki, böyle bir liderlik bulunmamaktadır!..

Bu nedenle de, kararsızları CHP saflarına katmak oldukça zordur.İmkansızdır diyenler de vardır!..

Ayrıca zorba bir iktidarın yanından kopup, hiçbir yönü ile güven vermeyen muhalefeti desteklemek, bayağı bir medeni cesaret işi olsa gerekir…

Bu da kararsızların işi değildir!..

***

Buraya kadarına çok ciddi bir itirazınız yoksa, gelelim seçimlerin aritmetiğine:

Bazı anket şirketlerinin gerçeğe çok yaklaştığına defalarca tanık olmuşuz. O çalışmaları göz ardı ederek bir yere varılamaz.  Bu tespite rağmen, resmi veriler üzerinden mantık yürütmenin daha inandırıcı olacağını düşünüyorum.

R.Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı seçimlerinde, şu ya da bu şekilde seçmenin yaklaşık yüzde 51.7’sini etkileyerek desteğini aldığı bir gerçek. Bunu şimdilik yüzde 50 kabul edelim. CHP’nin ise; lidersiz ve yönetimsiz, sadece tabelası ile bir seçime girmesi halinde; Atatürk’ün partisi olması ve 6 Ok’u temsil etmesi nedeniyle, yüzde 25 civarında oy alabileceğini herkes kabul ediyor…

Oyların yüzde 75‘inin yeri belli gibi…

Demek ki, geriye kalan yüzde 25’i teşkil eden (MHP, Vatan Partisi, HDP, SP, BBP ve diğer) partilerin tabanından  kaymalar, hiçbir şekilde sonucu etkileyemez!..

Zaten bunların tümünü CHP’nin hanesine yazamazsınız! Dolayısıyla CHP bu partilerden ne kadar oy alsa da AKP’ye asla yetişemez!..

Geriye kalıyor bir tek ihtimal: O da AKP etrafında kümelenen kararsızların, en az yüzde 13’ünün, CHP’ye katılmasıdır!…

Böylece AKP’nin oyları 13 puan eksilerek yüzde 37’e indirilebilir.  CHP’nin oyları da yüzde 13 artarak yüzde 38’e çıkartılabilir…

Aritmetik ilmine göre, CHP bir tek bu şekilde birinci parti olabilir!..

Bu hesap gerçekleşirse, iktidar partisinden diğer oylar da kopar ve çözülme süreci hızlanır.

AKP ancak o zaman tepe-taklak olur ve baş aşağı yuvarlanabilir…

İşte o gün Türk halkı AKP’den kurtulabilir!..

Gerisi; martaval anlatmaktır, savaş tüccarlığı yapmaktır veya yağma Hasan’ın böreğinden parti yönetimini ve yakın çevresini yararlandırma faaliyetidir…

Ya da başka projelere hizmet etmektir…

***

HDP’ye baraj atlatarak, AKP’yi iktidardan düşürme iddialarını bu kapsamda değerlendirmek gerekir…

Bu hain düşünceye aldananlar, farkında olmadan ABD’nin Türkiye’yi bölme planına çanak tutmaktadırlar.

AKP’nin Büyük Ortadoğu Projesi’ndeki ortağına, baraj atlatarak kazandırılacak  milletvekilleri doğrudan AKP’nin hanesine yazılacaktır…

Zaten Y-CHP yönetimi iktidara talip olmadığını HDP’ye destek vererek defalarca kanıtlamıştır.

Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesinde bitirilen CHP’nin, ihanet içerisindeki yöneticileri, utanmadan PKK’nın siyasal uzantısı olan HDP’ye oy verilmesini isteyebilmektedirler…

HDP’nin barajı aşarak Meclis’e girmesinin CHP’ye hiçbir yararı olmayacaktır. O halde bu çaba nedendir?

Yoksa Öcalan’ın, “Kemal’e söyleyin, CHP mutlaka sürece girmelidir(1) şeklindeki emrinin gereği mi yerine getirilmektedir?

Bu nedenle AKP-HDP koalisyonu yerine, AKP-CHP koalisyonu olsa da fazla fark etmeyecektir!..

Çünkü Y-CHP, ihanet anlamına gelen “Açılım Ortaklığı”na talip olduğunu defalarca en yetkili ağızlardan dile getirmiş bulunmaktadır…

Y-CHP ve HDP, her ikisi de AKP’nin iktidarının devamını sağlamak amacına hizmet etmektedirler…

Dolayısıyla bu seçimlerde  “bölünmeyelim” tezinin de bir geçerliliği kalmamıştır!..

Hiçbir kuşkuya yer vermeyecek şekilde, Y-CHP’nin Atatürk’ün CHP’si olmadığı ve 6 Ok’la bir ilgisinin kalmadığı da ortaya çıkmış bulunmaktadır…

Ulusalcıları “bagaj yükü” gibi gören Y-CHP, ulusalcıların partisi olmaktan çoktan çıkmıştır!

Kontenjan ataması ile milletvekili adayı gösterilen; Selina Özuzun Doğan, Sezgin Tanrıkulu, Mehmet Bekaroğlu, Murat Özçelik, Selin Sayek Böke, Feyzi Septioğlu vb. gibi Atatürkçü düşünce ile uzaktan yakından ilgisi olmayan simge isimler ile “En hızlı dönüşen parti CHP’dir” diyen ve CHP tabanını “lümpen(2)  gören Dersimli Kemal, CHP’nin işgal altında olduğunun ve muhalefet işlevini yerine getiremeyeceğinin en çarpıcı kanıtlarıdır…

***

Dolayısıyla AB-ABD işbirlikçisi olan AKP iktidarından kurtulmanın bir tek yolu kalmıştır:

O da; ilk limanda Bandırma Vapuru’na binmektir…

Türk halkının kurtuluşu İkinci Kurtuluş Savaşı’nı başlatmakla sağlanacaktır. İkinci Kurtuluş Savaşını başlatmak için Samsun’dan yola çıkarak Ankara’ya yürüyen Denizleri yolundan kararlı adımlarla yürümedikçe kurtuluşumuz hayaldir

Atatürk’ün önderliğinde, 6 Ok ve Aydınlanma Devrimi’nin rehberliğinde, emperyalizme ve her türlü gericiliğe karşı safları birleştirmekten başka çaremiz kalmamıştır

7 Haziran günü, bu soylu düşünceler test edilmiş olacaktır…

Kaç kişi olacağımız ve kaç vapur ile yola çıkacağımızı o gün görüp, kararlaştıracağız…

Üçüncü büyük yürüyüşümüzü 8 Haziran’da başlatacağız!..

Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1)  http://www.aydinlikgazete.com/mansetler/imrali-tutanaklari-3-kemale-selam-soyleyin-h49951.html

(2) http://www.ulusalkanal.com.tr/gundem/kilicdaroglu-kurt-siyasal-hareketi-pkk-meclis-te-olmali-h58859.html

 

Y-CHP’NİN SON UMUDU: FEODAL BEYLER!..

Zillet_1

Cumhuriyet’in niteliklerine işaret eden 6 Ok‘u yeniden yorumlayarak inkar etmeye hazırlanan Y-CHP, Doğu’daki umudunu aşiretlere bağladı…

Dersimli Kemal, Elazığ’dan Şeyh Said‘in 3.kuşak torunu Feyzi Septioğlu‘nu milletvekili adayı gösterdi.(1)

Feyzi’nin kardeşi Faruk, halen AKP‘nin milletvekilidir ve yeniden adaylığını koymuş…

Ağabeyi Muhammet ise, Saadet Partisi‘nden Palu Belediye Başkanı seçilmişti, 2014′te MHP‘den belediye başkanlığı için adaylığını koymuştu…

Elazığ’ın büyük aşiretlerinden Septioğlu ailesinin tüm üyeleri siyasetin içindedir!.. (2)

Babaları Ali Rıza Septioğlu, Palu’da belediye reisliği yaptıktan sonra, dört dönem de DYP’den milletvekili seçilmişti.

Ortaokul mezunuydu…“Hava-civa bakanı” olarak anılırdı!..

Rahmetli, Adalet Partisi’nden ayrılıp, bakanlık karşılığında Ecevit’e destek veren o meşhur 11 milletvekilinden biriydi…

Yani Septioğlu ailesinin çizgisi bellidir…

Peki, büyük dedeleri Şeyh Said kimdir?..

Onu da Mehmet Perinçek’in Rus arşivlerinden topladığı belgelerden öğrenelim:

Kemalist devrim, “toprak reformu” ile Doğu’daki feodal beyleri ürkütmüştü…

Batı’daki komprador burjuvaziyi, yerli sanayicisini ve kendi pazarını korumak için Avrupa sermayesine özenle yaklaşan milli politikalar korkuttu…

Ruhban sınıfı ise, yapılan devrimlerle iktidarlarını ve ayrıcalıklarını kaybetmeye başladı.

İşte Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası bu grupların çıkarlarını korumak temelinde kuruldu…

Şeyh Said, 1. Dünya Savaşı öncesinde, dönemin Türk hükümetini yıkma girişimi içerisinde olmuştur.

Hükümet orduları tarafından dağıtıldıktan sonra, Çarlık Rusya’sı konsolosluğuna saklanmıştı...

Savaşın arifesinde çar ajanı olarak çalışmıştı.

Bir gerçek daha var ki, bütün Kürt aşiretleri Şeyh Sait‘in peşinden gitmemişti...

Bazıları, Ankara’ya bağlılığını bildirmiş ve Şeyh Sait’i İngiliz görevlisi olarak nitelendirmişlerdi.(3)

Şeyh Said isyanı Kızıl Ordu raporlarında da yer almıştır.

Bu raporların birinde şu noktaya dikkat çekilmiştir:

“İngiltere 1.Dünya Savaşı’ndan beri, Türkiye’nin bağımsızlığını tamamen yok etmeye ve topraklarını farklı devletlere ayırmaya çalışıyordu. Aslan payının kendisine kalacağı Irak devleti, bu toprakların başında geliyordu. İngilizler gerici burjuva feodal güçleri, Lozan Konferansı’nda çözülemeyen, İstanbul Konferansı’nda iyice gerginleşen ‘Musul Sorunu‘nu kendi lehlerine çözmek amacıyla kullanmaktaydı. İngilizler doğrudan etki edebilecekleri bir ‘Bağımsız Kürdistan‘dan yana olmuşlardır.”

Emperyalist eğilimlerin sonucunda, hem teorik hem de pratik planda Kürtçeye ilgi artmıştır.

Batılı dilbilimciler, Kürtçede Hint-Avrupa köklerini aramaya girişmişlerdi.

Amaçları Kürtleri avuçlarına alıp, İngiliz ve Batı emperyalizminin bir silahı haline getirmekti.

Şeyh Said isyanı feodal-gerici karakter taşımasına rağmen, Kürt kitleler arasında popüler olan Kürt milli sloganı “Bağımsız Kürdistan”ı kullanmıştır.

Siyasal düzenin şeriat temelinde değişmesini, hilafetin yeniden getirilmesini ve Kürt tahtına Abdülhamit’in oğlu Şehzade Selim’in oturtulmasını talep etmişlerdi.

İsyanın Musul Sorunu’ndan dolayı İngiltere tarafından silah ve parayla desteklendiği, Fransızların da Osmanlı borçları meselesinden dolayı; Türkiye’yi sıkıştırmak ve Suriye’de kendini daha güvenli hissetmek için İngilizlere yardım ettiklerini tarihçiler kaydetmişlerdir…

Bu isyana halk katılmamıştır.

Mücadeleyi şeyhler vermişti…

Halk bu savaşın sadece silahı olmuştur.

Zengin petrol kaynaklarına sahip ve özellikle de Kürtlerin yaşadığı bu bölgenin, Türkiye’nin mi yoksa İngiliz güdümündeki Irak’ın mı parçası olacağına karar verecek olan Milletler Cemiyeti‘nin, Musul Sorunu ile ilgili Karma Komisyon’un bölgeye geldiği sırada isyanın patlak vermesi anlamlıdır.

Tam da bu sırada Asuriler, Musul yakınında yeni tür İngiliz silahlarıyla başlattığı ayaklanma sırasında Türk valisini esir almışlardı. Kürtler bu eylemleri ile Türklerle hiçbir işlerinin olmayacağını kanıtlamaya çalışıyorlardı. Böylece Milletler Cemiyeti “ezen” Türklerin karşısında Kürtleri korumak adına Musul’u Irak’a verecekti.

Elbette bu kurnaz karar, Musul’un petrol zenginliklerinin İngilizlerce rahatça sömürülmesi anlamına gelmekteydi.

Denebilir ki, Şeyh Sait isyanı, feodal-gerici hilafet yanlısı unsurların, genç Cumhuriyet’e yönelik bir suikastıdır.

Bu bakımdan Doğu illerimizde yaşanan Kürt isyanlarını, karşı-devrimci olmakla birlikte yerel hareketler olarak değil, Türkiye Cumhuriyeti’ni toptan hedef alan, dış bağlantılı iç tehditler olarak kabul etmek gerekir.

Dersim İsyanı da öz itibariyle gerici-feodal beylerin Cumhuriyet’e baş kaldırısıdır.

Şeyh Saiisyanından çok da farklı değildir.

Kılıçdaroğlu, fırsatını buldukça “Ben Dersim’in mağduruyum” diyor. Acaba arkasından “Mağdur özür diler mi?”diye neden devam ediyor?..

Belli ki, hala kuyruk acısı çekiyor!

Hiç şüphe yok ki, Kılıçdaroğlu Seyit Rıza‘yı haklı buluyor ve onunla birlikte hareket edenlerin cezalandırılmasını bir “mağduriyet” olarak kabul ediyor!..

Devlete baş kaldıran eşkıyanın ve halka zulmeden feodal ağların savunucuları mağdur olabilir mi?..

Asıl mağdur genç Türkiye Cumhuriyet’i ve Türk halkıdır.

Kemal’in ataları, İngiliz ve Fransız emperyalistlerinin Musul petrollerini yağmalama planında sadece bir piyondu…

Ajan ve hain olarak tarihe geçtiler… Kemal’in beyhude çabaları onları aklaya yetmez!..

Bu hain çizgiden gelenleri ve o karanlık geçmişleri ile bugün bile övünenleri, kimse Mustafa Kemal’in askerlerine devrimci veya yurtsever olarak yutturamaz!..

Nefer olmayı zillet(4) addeden”bu feodal beyler (5) ve onları aday gösteren Dersimli Kemal gibi hainler, Atatürk’ün partisine hiç ama hiç yakışmıyorlar!..

Bu nedenle de Y-CHP iktidar alternatifi olamıyor zaten!..

Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1)http://www.ulusalkanal.com.tr/gundem/akp-ve-chp-cumhuriyet-dusmani-seyh-said-in-torunlarini-milletvekili-adayi-yapti-h59842.html

(2)http://www.radikal.com.tr/politika/bu_aile_meclise_kesinlikle_girecek-1317123

(3)http://odatv.com/n.php?n=sovyet-arsivi-seyh-said-ingiliz-yanlisi-diyor-1509141200

(4)Zillet: Hor görülme, alçalma

 

BİZ SELAHATTİN’E SELAHATTİN DERİZ!..

BİZ SELAHATTİN’E SELAHATTİN DERİZ!..

Başbakan Davutoğlu’nun HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ı, Selahattin Eyyübi’ye benzemediği için eleştirmesi mizah konusu yapıldı.

Davutoğlu’nu “ti”ye alan Demirtaş, espri üzerine espri üretti…

Cumhurbaşkanının, tarafsızlığı bir tarafa itip, başbakanlık günlerindeki gibi sahaya inmesine en etkili muhalefeti Vatan Partisi ile HDPyapıyor…

Merkez Medya, Selahattin Demirtaş‘ıdemokrasi kahramanı” gibi gösterip, haberlerinde yer veriyor

Perinçek’i bir tek Ulusal Kanal izleyicileri ile Aydınlık okurları izleyebiliyor…

Dolayısıyla kazançlı çıkan Demirtaş oluyor…

Denebilir ki, CHP ve MHP‘nin yapması gereken önemli işler, bilinçli olarak HDP‘ye bırakılıyor.

Böylece HDP’nin barajı atlaması kolaylaştırılacak.

Y-CHP’nin HDP’ye doğrudan verdiği destek, CHP tabanını rahatsız ettiği için bu yöntem sürekli uygulanamıyor…

Y-CHP, iktidara talip olmadığını her hareketi ile gösteriyor.

Dersimli Kemal, genel başkan kontenjanından adamlarını seçilecek yerlerden aday göstermiş zaten. Ön seçimle ilk sıralara gelenlerin de çoğu onunla aynı kafada. Aralarında PKK Açılımına muhalefet edecek kimse yok denebilir. Deniz Baykal ve Önder Sav bile teslim alınmış durumda! Sesleri çıkmıyor.

Y-CHP’de risksiz muhalefeti kabul etmeyen yok…

Y-CHP’nin Seçim Bildirgesi’nin de AKP’ninkinden farkı yok.

İkisi de “Ramazan Yardım Paketi” gibi…

Üretimi ve istihdamı artırmak için bir şey yapmayacaklar. Kemal Derviş‘in acı reçetesini bütün partiler KABUL ETMİŞ!..

BU YÜZDEN CUMHURBAŞKANININ AKP PROPAGANDASI YAPMASI UMURLARINDA DEĞİL!..

HATTA BUNDAN MEMNUN GİBİLER…

Çünkü AKP’nin iktidardan uzaklaşmasını istemiyorlar!..

Kazara iktidara gelirler diye ödleri patlıyor.

BU NEDENLE HDP‘YE BARAJ ATLATARAK, AKP‘YE KOALİSYON ORTAĞI OLARAK HAZIRLIYORLAR!..

Kendileri muhalefette kalmaya fit!..

HADİ DİYELİM Kİ, YÜKSEK SEÇİM KURULU‘NUN (YSK) GÖREVLERİ ARASINDA CUMHURBAŞKANINI DENETLEMEKOLMADIĞI İÇİN, ERDOĞAN’IN MİTİNG YAPMASINA ENGEL OLAMIYORLAR.

Bu nokta anlaşılır gibi…

YSK VE RADYO TELEVİZYON YÜKSEK KURULU‘NA (RTÜK) BAŞVURARAK; ERDOĞAN’IN KONUŞMALARINA SEÇİME KADAR YAYIN YASAĞI KONULMASINI DA MI İSTEYEMİYORLAR????…

İSTEYEBİLİRLER TABİ… AMA İSTEMİYORLAR!..

Yoksa bu fikir akıllarına gelmedi mi?

İki hafta önce bu konuda yazmıştım. Yasal dayanaklarını da gösterdim. O yazının ilgili paragrafını aşağıya aynen alıyorum… (3)

İktidara talip olan partilerin YSK ve RTÜK‘e başvurarak, Cumhurbaşkanının seçimin dürüstlüğüne gölge düşüren ve tarafsızlıkla bağdaşmayan propaganda niteliğindeki konuşmalarına YAYIN YASAĞI KONULMASINI İSTEMEMESİ AYMAZLIKTIR!..

Bu haklı ve hukuka uygun isteğin karşılanmaması halinde, SEÇİMLERİ BOYKOT da dahil olmak üzere, bir sürü seçeneği gündeme getirebilir…

YAYIN YASAĞI” konusunda verilecek dilekçe bile etkili sonuç doğuracaktır.

Peki, muhalefet partileri, özellikle de Y-CHP bu adımı neden atmıyor?..

AKILLARINA GELMEDİYSE TEKRAR HATIRLATIYORUM…

Buna rağmen adım atmıyorlarsa, yukarıda söylediğim gibi; bu işi de Selahattin’e bırakarak, onu “demokrasi kahramanı” gibi göstermek istedikleri belli…

HDP‘ye en etkili destek verme yolu bu kalmış…

Y-CHP İHANET İÇERİSİNDEDİR…

CHP’NİN ATATÜRKÇÜ TABANINA İHANET EDİLİYOR!…

İşte o yazının ilgili bölümü:

“Erdoğan, seçildiği günden beri yürütmenin başı gibi davranıyor. 7 Haziran seçimleri için propaganda dönemini çoktan başlattı…

Vatan Partisi Cumhurbaşkanının AKP’den yana olan konuşmalarının engellenmesi için Yüksek Seçim Kuruluna (YSK) başvurdu.

YSK’nın “Cumhurbaşkanının faaliyetlerini denetleme görevi bize verilmiş değildir(1) şeklindeki cevabı üzerine de havlu attılar…

Eşit koşullarda yürümeyeceği kesinleşen ve adil olmayacağı daha baştan belli olan bu seçimlere katılmak yenilgiyi peşinen kabul etmektir…

Anayasamızın 79. maddesinin fıkrası, seçimlerin dürüstlüğü ile ilgili bütün işlemleri yapma ve yaptırma yetkisini Yüksek Seçim Kurulu’na vermiştir. (2)

Kurula “yapmave “yaptırmafiilleri ile tanınmış olan yetkinin ne kadar geniş olduğu tartışmasızdır. YSK’nın “Cumhurbaşkanını denetleme yetkisi bize verilmiş değildir” şeklindeki yanıtı, kaçamaktır ve hukuk dışıdır.

Seçimin düzen içerisinde yönetilmesini engelleyen Cumhurbaşkanı da olsa YSK’nın alabileceği pek çok önlem vardır.

Meclisteki muhalefet partilerinin bu nokta üzerinde durması gerekir; Erdoğan’ın seçimlere şaibe düşürecek faaliyetlerinin televizyon, gazete ve diğer iletişim araçları ile halka duyurulması pekala engellenebilir. Örneğin; muhtarlarla sarayında yaptığı toplantının, Sakarya’da yaptığı toplu açılışın haberleştirilmesine YAYIN YASAĞI getirilebilir

YSK‘ya bu görev Anayasa ile verilmiş olup, “Cumhurbaşkanını denetleme” ile uzaktan yakından ilgili değildir!

Bu yönde kararlar alınmasını hiç kimse, halkın haber alma özgürlüğünü engelleme veya sansür gibi değerlendiremez.

Böyle bir karardan sonra Cumhurbaşkanı dilediği kadar açılış yapıp, dilediği yerde toplantılar tertip edebilir!?..

Meclisteki muhalefet partilerinin bu nokta üzerinde durması gerekirken, teslim bayrağını çekmeleri, iktidara talip olmadıklarını göstermektedir!..

Muhalefetin, seçimleri boykot da dahil, her türlü eylemi göze alarak, YSK’ya görevini yaptırması şarttır…”

Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1) http://www.ulusalkanal.com.tr/gundem/yskdan-erdogan-yaniti-h54573.html

(2) ANAYASA

E. Seçimlerin genel yönetim ve denetimi

MADDE 79- Seçimler, yargı organlarının genel yönetim ve denetimi altında yapılır.

(Değişik: 21/10/2007-5678/2 md.) Seçimlerin başlamasından bitimine kadar, seçimin düzen içinde yönetimi ve dürüstlüğü ile ilgili bütün işlemleri yapma ve yaptırma, seçim süresince ve seçimden sonra seçim konularıyla ilgili bütün yolsuzlukları, şikayet ve itirazları inceleme ve kesin karara bağlama ve Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinin seçim tutanaklarını ve Cumhurbaşkanlığı seçimi tutanaklarını kabul etme görevi Yüksek Seçim Kurulunundur. Yüksek Seçim Kurulunun kararları aleyhine başka bir mercie başvurulamaz.

Yüksek Seçim Kurulunun ve diğer seçim kurullarının görev ve yetkileri kanunla düzenlenir.

Yüksek Seçim Kurulu yedi asıl ve dört yedek üyeden oluşur. Üyelerin altısı Yargıtay, beşi Danıştay Genel Kurullarınca kendi üyeleri arasından üye tamsayılarının salt çoğunluğunun gizli oyu ile seçilir. Bu üyeler, salt çoğunluk ve gizli oyla aralarından bir başkan ve bir başkanvekili seçerler.

Yüksek Seçim Kuruluna Yargıtay ve Danıştaydan seçilmiş üyeler arasından ad çekme ile ikişer yedek üye ayrılır. Yüksek Seçim Kurulu Başkanı ve Başkanvekili ad çekmeye girmezler.

(Değişik: 21/10/2007-5678/2 md.) Anayasa değişikliklerine ilişkin kanunların halkoyuna sunulması, Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi işlemlerinin genel yönetim ve denetimi de milletvekili seçimlerinde uygulanan hükümlere göre olur.

http://www.tbmm.gov.tr/anayasa.htm


“YOK HÜKMÜNDE” HAKİMLER VAR!..

hakim

1 MAYIS SERMAYENİN BAYRAMI OLMUŞ!..

Türkiye’de 1 Mayıs: Bazı tabansız “sol örgütler” ile sendika ağalarının makam ve mevkilerini korumak için senede bir gün yaptığı gösterinin adıdır.

İşçi ve emekçinin bayramı olmaktan giderek uzaklaşmaktadır..

Hükümetin 1 Mayıs’ı Taksim’de kutlama yasağına haklılık gerekçesi oluşturmakla görevli bazı sözde “solcular”, her zamanki gibi bu yıl da görevlerini yaptılar. 1 Mayıs sabahı bir pasajdan çıkıp koşarak Atatürk anıtı yanında toplanan TKP yandaşları ile polisin itiş kalkışı, adeta toplumsal olayları bastırmak için polisin yaptığı tatbikat gibiydi!..

Doğal olarak Taksim’e çıkan yollarda yine biber gazı ve TOMA vardı!..

Hak-İş ve Memur Sen‘in Konya’daki 1 Mayıs kutlaması, işçi sınıfının getirildiği nokta bakımından ibretlikti. Taşeronlaşma, kıdem tazminatı, iş güvenliği ve işçi ücretleri ile ilgili kayda değer bir söz söylenmeyen emekçi mitingine, dış politika damgasını vurdu!

Sanki kürsüde işçi liderleri değil de Recep Tayyip konuşuyordu…

Emekçi Bayramı’nda, Eset’e verdi veriştirdiler, Sisi’ye ve Müslüman Kardeşler’e selam gönderdiler…

Sermayenin işçi sınıfını nasıl böldüğünün en açık kanıtı bu mitingdi. Parçalardan biri, tıpkı “Kapitalsiz Kapitalistler” gibi ölümüne sermayeyi ve küresel güçleri savunuyordu!..

Neyse ki, Bakırköy Özgürlük Meydanı vardı ve dosta düşmana karşı durumumuzu kurtardı. Perinçek’in konuşmacı olarak katıldığı emek mitinginde; Türkiye’nin yüz akı olduğunu defalarca kanıtlayan Atatürk’ün Gençliği TGB ile Türk-İş, Türk bayrağını sallandırdı…

YOK HÜKMÜNDE” HAKİMLER!..

Fetullahcı Terör Örgütü” (FETÖ) üyelerini tahliye eden hakimlere Kılıçdaroğlu sahip çıktı.

Hukukçular görüş açıklamadan, ilk açıklamayı o yaparak görev adamı olduğunu bir kez daha kanıtladı.

O kadar hızlı hareket etti ki, ne kadar ilkesiz ve cahil biri olduğunu gizleyemedi.

Açıklamasını olduğu gibi dipnota koyuyorum.(1)

Kılıçdaroğlu’na göre, Sulh Hukuk Mahkemeleri ile Asliye Hukuk Mahkemeleri hatalı olarak verilen tutuklama kararlarını düzeltmek için vardır!

Varın bundan sonrasını da siz düşünün gari…

Y-CHP‘nin iki numaralı adamı Sezgin Tanrıkulu da; “Hakime gözaltı kararı hukuk devletinin sonudur” diyerek, F Tipi Cemaat’e kol kanat gerdi. (2)

Cemaat’in yarattığı bataklıkta yeşeren Zekeriya Öz gibi “hukukçular” ise, Zaman gazetesine açıklama yaparak görevlerini ifa ettiler!.. (3)

Atatürk’ün CHP’sinin başına gelebilecek en büyük felaket, hukuk mahkemeleri ile ceza mahkemelerini ayıramayan Dersimli Kemal’di elbette, o da geldi!..

Bu aralar en sık duyduğumuz; Anayasal güvence altında (4) görev yapan hakimlerin tutuklanmasına gerek yoktur, delilleri karartacak ve kaçacak değiller cümleleri oldu…

AKP’nin iktidara gelmesiyle birlikte “tutuklama” tedbirinin en kötü şekilde kullanıldığını söylemek yanlış değildir tabii…

Lakin bu olayı; Hakimler ve Savcılar Kanunu’nun 88. maddesinde (5)belirtilen “suçüstü hali” gibi düşünmek gerekiyor…

Türk Ordusu’na kumpas yapan bir örgütün, hukuka aykırı olarak cezaevinden kaçmasına yardım etmek suçtur!..

Dolayısıyla cezaevinden “kaçma” sonucunu doğuracak şekilde, “tahliye” kararı veren hakimleri, “hatalı karar” verdikleri için tutuklandılar şeklinde değerlendirmek son derece hatalı olmuştur…

Nitekim, Ceza Muhakemesi Kanunu’muza göre, soruşturma evresi işlemleri olan; gözlem altına alma, gözaltı, tutuklama ve tutukluluğun incelenmesi konularında yetki, sadece Sulh Ceza Hakimine verilmiştir. (6)

Sulh Ceza Hakiminin vermiş olduğu tutuklama kararlarına itiraz ise, yine Sulh Ceza Hakimliğine yapılabilir.

Mahkemeler ancak kovuşturma evresinde tahliyeye karar verebilirler…

17 ve 25 Aralık Yolsuzluk ve Rüşvet Soruşturmaları’ndan sonra yapılan bu düzenleme, hiç kuşku yok ki, doğru değildir ve pek çok yönüyle eleştirilebilir.

Ne var ki, bir mahkemenin yürürlükteki yasalara uymaması düşünülemez!

Sokaktaki adamın bile kolaylıkla anlayacağı açık yasa hükümlerine rağmen, yasaya aykırı verilen tahliye kararları, hiçbir şekilde “hatalı karar” gibi değerlendirilip, masum gösterilemezler!..

Başka bir söyleyişle hakimler görev ve yetkilerinin nelerden ibaret olduğunu bilmek durumundadırlar…

Üstelik tahliye kararlarını veren hakimler, bu kararlarını savunmak üzere basın toplantısı yapma ihtiyacı içerisine bile girmişlerdir.

Dolayısıyla bu çabalarını örgütsel faaliyet içerisinde değerlendirmekte bir yanlışlık kalmamıştır!..

Kaldı ki, Ergenekon ve Balyoz Davalarında bütün tahliye kararlarına itiraz ederek, sanıkların yıllarca hapiste kalmalarına sebebiyet vermekle, tahliye konusundaki tutumlarını çok önceden belli etmişlerdi.

Dolayısıyla bu olayda tahliye kararı vermelerini “özgürlükçü düşünceye” sahip olmalarına bağlamaya olanak bulunmamaktadır…

Sonuç olarak; FETÖ üyelerinin tutuklanması karşısında, kendilerine görev düştüğüne inanan ve bu inançlarının gereğini yerine getirenler, hakim bile olsalar, yaptıklarının sonuçlarına katlanmak zorundadırlar!..

Av. Cemil Can

 

 

DİPNOTLAR:

(1) “Yargı kararlarının uygulanması lazım arkadaşlar. Demokratik ülkelerde bir mahkeme bir karar verdiği zaman bu karara herkesin uyması gerekir. Mahkemenin kararı yanlış ise onu kendi prosedürü içinde yargının bu kararı bu sorunu çözmesi gerekiyor. Asliye Hukuk Mahkemeleri, Sulh Hukuk Mahkemeleri, Anayasa Mahkemesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bunun için var.

Yargı kendi içinde sorunu çözer ve adaleti sağlar. Ama ‘Bir mahkemenin verdiği kararı ben uygulamayacağım, çünkü o mahkeme kararını tanımıyorum’ demek demokrasilerde olmaz doğru değildir. Bu anayasal bir suçtur. Bu adalete olan güveni de temelinden sarsar.” (Kemal Kılıçdaroğlu)

http://www.bugun.com.tr/gundem/bu-karari-verenler–haberi/1614519

 

(2) http://www.karsigazete.com.tr/politika/2-hakime-gozalti-karari-hukuk-devletinin-sonu-demek-h38164.html

 

(3)http://www.zaman.com.tr/gundem_hakimlere-tutuklama-kararina-sert-tepkiler-herhalde-dunya-adalet-tarihinde-ilktir_2291903.html

 

(4) ANAYASA

 

Madde 139 – Hakimler ve savcılar azlolunamaz, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz; bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamaz.

 

Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.

 

Madde 140: Hakim ve savcıların nitelikleri, atanmaları, hakları ve ödevleri, aylık ve ödenekleri, meslekte ilerlemeleri, görevlerinin ve görev yerlerinin geçici veya sürekli olarak değiştirilmesi, haklarında disiplin kovuşturması açılması ve disiplin cezası verilmesi, görevleriyle ilgili veya görevleri sırasında işledikleri suçlarından dolayı soruşturma yapılması ve yargılanmalarına karar verilmesi, meslekten çıkarmayı gerektiren suçluluk veya yetersizlik halleri ve meslek içi eğitimleri ile diğer özlük işleri mahkemelerin bağımsızlığı ve hakimlik teminatı esaslarına göre kanunla düzenlenir.

http://www.anayasa.gen.tr/1982ay.htm

 

(5) HAKİMLER VE SAVCILAR KANUNU

 

Madde 88- Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hâlleri dışında suç işlediği ileri sürülen hakim ve savcılar yakalanamaz, üzerleri ve konutları aranamaz, sorguya çekilemez. Ancak, durum Adalet Bakanlığına derhal bildirilir.

http://www.hsyk.gov.tr/Mevzuat/Kanunlar/Hsk.html

 

(6) CEZA MUHAKEMESİ KANUNU

Gözlem altına alınma

Madde 74 – (1) Fiili işlediği yolunda kuvvetli şüpheler bulunan şüpheli veya sanığın akıl hastası olup olmadığını, akıl hastası ise ne zamandan beri hasta olduğunu ve bunun, kişinin davranışları üzerindeki etkilerini saptamak için; uzman hekimin önerisi üzerine, Cumhuriyet savcısının ve müdafiin dinlenmesinden sonra resmî bir sağlık kurumunda gözlem altına alınmasına, soruşturma evresinde sulh ceza hâkimi, kovuşturma evresinde mahkeme tarafından karar verilebilir.

Gözaltı

Madde 91 – (1) Yukarıdaki maddeye göre yakalanan kişi, Cumhuriyet Savcılığınca bırakılmazsa, soruşturmanın tamamlanması için gözaltına alınmasına karar verilebilir. (Değişik ikinci cümle: 25/5/2005 – 5353/8 md.) Gözaltı süresi, yakalama yerine en yakın hâkim veya mahkemeye gönderilmesi için zorunlu süre hariç, yakalama anından itibaren yirmidört saati geçemez.(Ek cümle: 25/5/2005 – 5353/8 md.) Yakalama yerine en yakın hâkim veya mahkemeye gönderilme için zorunlu süre oniki saatten fazla olamaz.

(2) Gözaltına alma, bu tedbirin soruşturma yönünden zorunlu olmasına ve kişinin bir suçu işlediği şüphesini gösteren somut delillerin varlığına bağlıdır.(1)

(3) Toplu olarak işlenen suçlarda, delillerin toplanmasındaki güçlük veya şüpheli sayısının çokluğu nedeniyle; Cumhuriyet savcısı gözaltı süresinin, her defasında bir günü geçmemek üzere, üç gün süreyle uzatılmasına yazılı olarak emir verebilir. Gözaltı süresinin uzatılması emri gözaltına alınana derhâl tebliğ edilir.

(4) (Ek: 27/3/2015-6638/13 md.) Suçüstü hâlleriyle sınırlı olmak kaydıyla; kişi hakkında aşağıdaki bentlerde belirtilen suçlarda mülki amirlerce belirlenecek kolluk amirleri tarafından yirmi dört saate kadar, şiddet olaylarının yaygınlaşarak kamu düzeninin ciddi şekilde bozulmasına yol açabilecek toplumsal olaylar sırasında ve toplu olarak işlenen suçlarda kırk sekiz saate kadar gözaltına alınma kararı verilebilir. Gözaltına alma nedeninin ortadan kalkması hâlinde veya işlemlerin tamamlanması üzerine derhâl ve her hâlde en geç yukarıda belirtilen sürelerin sonunda Cumhuriyet savcısına, yapılan işlemler hakkında bilgi verilerek talimatı doğrultusunda hareket edilir. Kişi serbest bırakılmazsa yukarıdaki fıkralara göre işlem yapılır. Ancak kişi en geç kırk sekiz saat, toplu olarak işlenen suçlarda dört gün içinde hâkim önüne çıkarılır. Bu fıkra kapsamında kolluk tarafından gözaltına alınan kişiler hakkında da gözaltına ilişkin hükümler uygulanır.

a) Toplumsal olaylar sırasında işlenen cebir ve şiddet içeren suçlar.

Cemil Canb) 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan;

1. Kasten öldürme (madde 81, 82), taksirle öldürme (madde 85),

2. Kasten yaralama (madde 86, 87),

3. Cinsel saldırı (madde 102),

4. Çocukların cinsel istismarı (madde 103),

5. Hırsızlık (madde 141, 142),

6. Yağma (madde 148, 149),

7. Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti (madde 188),

8. Bulaşıcı hastalıklara ilişkin tedbirlere aykırı davranma (madde 195),

9. Fuhuş (madde 227),

10. Kötü muamele (madde 232),

c) 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununda yer alan suçlar.

d) 6/10/1983 tarihli ve 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununun 33 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde belirtilen suçlar.

e) 10/6/1949 tarihli ve 5442 sayılı İl İdaresi Kanununa dayanılarak ilan edilen sokağa çıkma yasağını ihlal etme.

f) 21/3/2007 tarihli ve 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanununun 3 üncü maddesinde belirtilen suçlar.

(5) Yakalama işlemine, gözaltına alma ve gözaltı süresinin uzatılmasına ilişkin Cumhuriyet savcısının yazılı emrine karşı, yakalanan kişi, müdafii veya kanunî temsilcisi, eşi ya da birinci veya ikinci derecede kan hısımı, hemen serbest bırakılmayı sağlamak için sulh ceza hâkimine başvurabilir. Sulh ceza hâkimi incelemeyi evrak üzerinde yaparak derhâl ve nihayet yirmidört saat dolmadan başvuruyu sonuçlandırır. Yakalamanın veya gözaltına alma veya gözaltı süresini uzatmanın yerinde olduğu kanısına varılırsa başvuru reddedilir ya da yakalananın derhâl soruşturma evrakı ile Cumhuriyet Savcılığında hazır bulundurulmasına karar verilir. (1)

(6) Gözaltı süresinin dolması veya sulh ceza hâkiminin kararı üzerine serbest bırakılan kişi hakkında yakalamaya neden olan fiille ilgili  yeni ve yeterli delil elde edilmedikçe ve Cumhuriyet savcısının kararı olmadıkça bir daha aynı nedenle yakalama işlemi uygulanamaz. (1)

(7) Gözaltına alınan kişi bırakılmazsa, en geç bu süreler sonunda sulh ceza hâkimi önüne çıkarılıp sorguya çekilir. Sorguda müdafii de hazır bulunur. (1)

Tutuklama kararı

Madde 101 – (1) Soruşturma evresinde şüphelinin tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi tarafından, kovuşturma evresinde sanığın tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine veya re’sen mahkemece karar verilir. Bu istemlerde mutlaka gerekçe gösterilir ve adlî kontrol uygulamasının yetersiz kalacağını belirten hukukî ve fiilî nedenlere yer verilir.

Tutuklulukta geçecek süre

Madde 102 – (1) (Değişik: 6/12/2006 – 5560/18 md.) Ağır ceza mahkemesinin görevine girmeyen işlerde tutukluluk süresi en çok bir yıldır. Ancak bu süre, zorunlu hallerde gerekçeleri gösterilerek altı ay daha uzatılabilir.

(2) Ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde, tutukluluk süresi en çok iki yıldır. Bu süre, zorunlu hallerde, gerekçesi gösterilerek uzatılabilir; uzatma süresi toplam üç yılı geçemez.

Cumhuriyet savcısının tutuklama kararının geri alınmasını istemesi

Madde 103 – (1) Cumhuriyet savcısı, şüphelinin adlî kontrol altına alınarak serbest bırakılmasını sulh ceza hâkiminden isteyebilir. Hakkında tutuklama kararı verilmiş şüpheli ve müdafii de aynı istemde bulunabilirler. (Mülga üçüncü cümle: 25/5/2005 – 5353/12 md.)

Tutukluluğun incelenmesi

Madde 108 – (1) Soruşturma evresinde şüphelinin tutukevinde bulunduğu süre içinde ve en geç otuzar günlük süreler itibarıyla tutukluluk hâlinin devamının gerekip gerekmeyeceği hususunda, Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi tarafından 100 üncü madde hükümleri göz önünde bulundurularak, şüpheli veya müdafii dinlenilmek suretiyle karar verilir. (1)

(2) Tutukluluk durumunun incelenmesi, yukarıdaki fıkrada öngörülen süre içinde şüpheli tarafından da istenebilir.

(3) Hâkim veya mahkeme, tutukevinde bulunan sanığın tutukluluk hâlinin devamının gerekip gerekmeyeceğine her oturumda veya koşullar gerektirdiğinde oturumlar arasında ya da birinci fıkrada öngörülen süre içinde de re’sen karar verir.

__________

(1) 21/2/2014 tarihli ve 6526 sayılı Kanunun 6 ncı maddesiyle bu fıkrada yer alan “işlediğini düşündürebilecek emarelerin” ibaresi “işlediği şüphesini gösteren somut delillerin” şeklinde değiştirilmiştir.

http://www.ceza-bb.adalet.gov.tr/mevzuat/5271.htm