Biz kazanacağız!..
TwitterFacebookGoogleYouTube

HABU DA SANA SON BİR DERS OLSUN!..

 

Bu yaz tatilinde atımı yükseklere sürmeye karar verdim.

Yolculuğa ise kötü bir haberle başladım: Tarih 20 Temmuz 2015 Pazartesi. Canlı bomba Adıyamanlı Şeyh Abdurrahman Alagöz, Urfa’nın Suruç ilçesinde, kesin sonucu açıkladı…

Basın açıklaması sırasında; tekbir makamındakez, aynı sloganı attı ve fitili ateşledi…

Kendi ile birlikte; 32 gencin vücudu parçalara ayrılıp, havada uçuştu…

Bu nasıl bir inançtır, bu nasıl bir insandır, anlamak mümkün değil!..

Birkaç saat içerisinde; başta gençleri bu hüzünlü ölüme sürükleyenler olmak üzere, tek sermayeleri; insan cesedi üzerinden siyaset yapmak olanlar; sahalara indiler… Bu trajik olay, acımasızca sömürülmeye başlandı…

İnsanoğlu hakikatten ilginçtir; yaşama dair bir sözü ve iddiası bulunmayan canlı bomba Şeyh Abdurrahman, attığı slogan ile kendinden önceki canlı bombalara öykündüğünü de itiraf etti…(1)

***

Yol düzgün fakat yolculuğum kötü geçiyor; yolu görmeden gidiyorum diyebilirim… Radyolar ha bire, Suruç katliamında ölen gençlerin, cenaze törenlerini haber veriyor…

Ordu’dan geçerken, Otogar’dan hemen sonra, görünmez bir el direksiyonu sağa kırdı. İtiraz edemedim: Eskipazar, Uzunisa, Fındıklı tabelaları önümden hızla geçti gittiler… Derken; Gürgentepe, Gölköy, Güzelyayla, Mahmudiye…

Mesudiye’de durdum. Gördüğüm ilk çocuğa Ilışar Mahallesi’ni ve mezarlığı sordum. Hava buğulu, toprak yakıyordu…

Ailesinin isteği üzerine, gece yarısı toprağa verilen Aydan Ezgi Şalcı‘nın mezarı başında öylece dikildim. Onun için adını kalın puntolarla yazmak ve Fatiha okumaktan başka yapabileceğim bir şey yoktu…

Şehit olduysa, zaten Fatiha’ya da ihtiyacı olmaz diye mırıldandım, geri döndüm…

Yolda Aydan’ın ailesinin durumunu düşündüm. Bir hiç uğruna ölen genç kızlarının mürüvvetini bile göremediler. Üstelik, sanki utanılacak bir şey yapmış, bir ayıbı varmış gibi, çocuklarını gece yarısı toprağa verdiler…

Belli ki, “Ateş düştüğü yeri yakar” sözü bu gibi durumlar için söylenmişti…

Tabelalar önümden akıp akıp gidiyordu…

***

Of İlçesi yolumun üzerindedir.

Koray’ın mezarını da ziyaret etsem iyi olur, hemşerimdir. Koray Çapoğlu da aynı gün toprağa verilmişti…

O da Aydan ile aynı kaderi paylaştı; sanki toprağa verilmemişte de aile mezarlığına gizlenmişti…

Düğün yapamadığı gibi, cenazesine en yakın arkadaşlarının katılmasına da izin vermediler!..

Bu kararı el yordamı ile alan ailesi, yerden göğe kadar haklıdır…

Kısa yaşamında gençliğimi gördüğüm Koray’la, uzun uzun konuşmaya karar verdim:

Ne de olsa mahremim sayılırdı… Solaklı Vadisi’nin parmakla sayılacak kadar az olan solcularından biriydi.

Eee! Benim de o kadarına hakkım var zaten; ne de olsa eski toprağım, Koray gibilerin abisi sayılırım…

Başlıyorum:

-Ulan oğlum!

-Sosyalist düşünceyi benimsemiş olmana bir şey diyemem. Bu düşünceyi benimseyen herkes, başımın tacıdır. Bu yönünle, gözümde giderek büyüyorsun… Ölme nedenini ise, bir türlü içime sindiremedim, sindiremeyeceğim…

-Bu yüzden, kendi başıma iken bile “Koray’ın anısı önünde saygıyla eğiliyorum” diyemiyorum…

-Çünkü, öldürülmenizde çok ciddi şüphelerim var. Zaten onları konuşmak için burada değil miyim!Yoksa mezarlıkta işim ne! Denizin kıyısında otururdum…

***

-Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu’nu (SGDF) dediğiniz örgüt, “Halkların Demokratik Kongresi” bileşenlerinden biri olan; Ezilenlerin Sosyalist Partisi’nin (ESP) gençlik yapılanmasıdır.(2)

-Hadi itiraf et, bunu bilmiyordun!

-HDP’nin Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ’ın, ESP’nin kurucusu ve ilk Genel Başkanı (3) olduğunu da ilk benden duyuyorsun!..

-Kürt milliyetçilerinin, BDP adlı bir partisi varken, HDP’yi kurma nedenlerini hiç sorgulamadın mı?

-Nasıl ki, Kürtler, “Türkiye partisi” görüntüsü ile halkı aldatmak için BDP varken, HDP’yi kurdular, aynı şekilde; Türk solunu aldatıp, gençleri PKK’nın peşine takmak için de SGDF’yi kurdular…

-SGDF, ESP’nin gençlik yapılanmasıdır!(4)

-Kobani’nin 3 yıl önce boşaltıldığını, IŞİD kuşatmasından sonra, bir günde 180 bin Suriyelinin Türkiye’ye sığındığını (5) ve bu insanların halen bizimle yaşadığını da mı bilmiyordun?

-ABD’nin hava bombardımanı ile Kürtlerin teslim aldığı bu küçük Suriye kasabada; her Allah’ın günü; PYD ile IŞİD çatıştığına göre, çocukların bulunmadığı böyle bir yerde; “oyun parkı” ve “kütüphane”ye ihtiyaç duyulmayacağını da mı kestiremedin?

-Gerçekten de Kobani’yi “yeniden inşa” etmeye mi gidiyordunuz? Buna samimi olarak inandın mı?

-Çoğunuzun pasaportu bile yoktu yeğenim. Türkiye gibi bir ülkede; bir kaç saat içerisinde, pasaport çıkartılabileceği yalanına nasıl inandırıldın?

-Bu kadar saf, nasıl olabilirsin Oflum!

***

-CHP İzmir Gençlik Kolları Başkanı Mustafa Evsen’in: ”Barış için atılan hiçbir adım yarım kalmayacak” sloganı ile Kobani’ye çocuk oyuncakları toplayacaklarını duyurması,

-CHP Aydın Gençlik Kolları’nın da aynı yalanla aldatılıp, tuzağa düşürülmesi; (6)

-CHP Ankara İl Gençlik Kolları‘nın da aynı tezgahın içerisine yerleştirilmesinde tanık olduktan sonra, seninle yüz yüze konuşmaya karar verdim… (7)

-Bu yüzden geldim…

-Bizim çocuklar, ”Aydın’dan Kobani’ye Umut ve Barış Köprüsü” adıyla kampanya başlatmışlar…

-Güler misin, ağlar mısın!

-Emperyalizme karşı, ilk zaferi kazanan Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk‘ün kurduğu partinin gençlik kollarının, ne hale geldiğini ve kimlerin eline geçtiğini gördükçe, senin aldatılmanı çok görmüyorum oğlum…

-Bu yüzden de seni suçlamıyorum…

-Beni duyuyor musun “Çaplı” soyadlı, çapsız çocuğum?

-Obama’nın “kara gücümüzdür” dediği PKK ile sizin SGDF’nin, aynı amaca hizmet ettiklerine zerre kadar kuşkum kalmadı artık!..

-Kürtler, “Kobani Kantonu”nu kurup, Batı’nın yardımıyla özerklik ilan edeceklerini gizlemiyorlar ki…

-Sonra Kobani’yi, diğer kantonlarla birleştirip, Akdeniz’e uzanan Suriye Kürdistanı’nı inşa edecekler…

-Sonrasının, senin gibiler için malum olması gerekir!…

-Daha sonra ise, sıra Türkiye’nin bölünmesine gelecektir elbette!

-Bunu anlamamak için kör, sağır ve akılsız olmak gerekir!..

-Kobani,Türkiye’ye ihanetin adıdır çocuğum; “Bağımsız Kürdistan”a giden yolda, sadece bir kilometre taşı sayılır…

***

-Seninle birlikte ölenlerin arasında, neden bir tek HDP yöneticisi bulunmuyor, hiç düşündün mü?

-Kürtler, böylesine ses getirici, ciddi bir eylemi sahipleniyorlar ama, onlardan aranızda bir tek tecrübeli siyasetçileri yok!.. Nedendir acaba?

-Bu durumu olağan kabul edebilir misin?

-PKK, sizlerin öldürülmesini bahane ederek, Türkiye’yi ateşe verdi: Olaydan bir gün sonra, bu katiller iki polisimizi (8) şehit ettiler… Güya, intikamınızı alıyorlar. Kanınız hala yerde mi değil mi söyler misin delikanlım!?..

-Aslan yeğenim!

-Çık şu mezarından da anlat bakalım; sizi kalleşçe öldüren o polisler miydi?

-Haaa! Aklıma gelmişken söyleyeyim: ABD’nin kara gücü olmayı kabullenen PKK‘lılar, Suruç olayının intikamını almak için Kars, Ağrı ve Iğdır tarafında da onlarca kamyonu ateşe verdiler…

-Yoksa, Ağrı’da kamyonları yakılan, gariban şoförler mi aranıza girip, o hain bombayı patlatmışlardı? Eğer öyleyse, onlardan da intikamınız alındı!?.. Rahat uyuyun!..

-Bu gece rüyama gel ve bana bir cevap ver çocuğum!

***

-Taze bedenin, bu fani dünyadan göç ettikten sonra, küresel güçler 76 milyona neler yaşattı biliyor musun?

-Bir kısmını anlatayım da dinle:

-Üzerini örten o kutsal toprak henüz kurumamışken, İstiklal Caddesi’nde terörü lanetlemek üzere, bir yürüyüş yapıldı… Y-CHP‘nin şaşkın milletvekili Mahmut Tanal, her zamanki gibi protestocuların arasındaydı…

-Anlayacağın, kafa karışıklığından Millet olarak ne yapacağımızı şaşırdık:

-Bu yüce Milletin yaşayan ölüleri, güya katilinizin arkasındaki güçleri kınamak için; 40 bin kişinin katili Öcalan’ın posteri altında yürütüldüler!..(9)

-Komik ötesi bir durum değil mi?

-Bundan sonrasını da sen anla artık!..

-Şehit misin yoksa Niyazi mi ona göre bir karar ver!

***

-Siz aramızdan ayrıldıktan sonra, Y-CHP’nin Genel Başkan Yardımcısı Veli Ağbaba da sahnedeki yerini aldı.

-O da SezginTanrıkulu ile aynı makamdan aynı türküyü okudu tabi!.. (10)

-Öldürülme nedeninizi, hedefinize bağlayarak, şunları söyledi: “Gençlerin hedefi Kobani’de kütüphane kurmaktı, biz de CHP’li belediyeler olarak hem yasını tutacağız, hem de kütüphane ve çocuk parkını inşa edeceğiz”!..

-Siyaset adamı mı etki ajanı mı sen ona da karar ver.

-Demek ki, bu reziller, ne yapmak istediğinizi sizden daha iyi biliyorlardı!..

-Unutmadan söyleyeyim: Y-CHP’nin Genel Başkanı Dersimli Kemal de sizler için, 3 günlük yas ilan edilmesi teklifinde bulunmuş!…

-Bu defa konuşurken, suç üstü yapılmış gibi yüzü bir tuhaftı, sesini de ilk defa bu kadar tiksindirici buldum…

-Bana, bir işgal subayının yatıştırıcı konuşmasını anımsattı!..

-Hazret, “yas ilanı”nda; PKK’nın öldürdüğü 40 bin kişiyi unutmuş.bin güvenlik görevlisi aklına hiç gelmedi. Öldüğünüz gün Adıyaman’da arazi çalışması sırasında şehit edilen Onbaşı Müsellim Ünal’ı,herhalde “Niyazi Defteri”nde kayıtlı sandı!..

-Böyle günlerde, onun görevinin gerçeği gizlemek olduğunu duymuştum. Doğru bir tespit yapılmış, inanıyorum, o da görevli biridir…

***

-Sen gittikten sonra yeğenim, Suriye tarafından askerimize ateş açılmış. Bu katiller, bir astsubayımızı daha şehit ettiler…(11)

-Hatırlatmadan geçmeyeyim: İstanbul’da arkadaşlarının cenazelerini, güpe gündüz otomatik silahlı PKK militanları karşıladı!.. Cesaret işi tabi?!

-Polis, yasa dışı bu duruma müdahale edemedi! O da bir başka utanılacak yanımızdır, aramızda kalsın! Ankara’dan emir bekliyorlardı, bir türlü gelmedi…

-Sen gittikten iki gün sonra çocuğum, Diyarbakır’da trafik kazası yalanı ile pusuya düşürülen iki polis memurundan biri şehit oldu…(12)

-Telsiz konuşmalarından tespit etmişler, katiller Suriye tarafına kaçtı…

-Sizleri öldüren bombayı, sanki o trafik polisleri patlattı da, PKK bu kalleş eylemi ile intikamınızı almış oldu!..

-Sonuç olarak; bir büyük ihanette, yem olarak kullanıldın Koray’ım!…

-Samimi kanaatim budur…

-Bu şekilde mezar taşına yazıyorum…

-Fatiha’ya ihtiyacın var mı bilmiyorum, varsa benden sonra gelen ilk ziyaretçin okusun…

***

-İçimde kalmasın. Hakkındaki düşüncemi burada söyleyeyim: Kim ne derse desin, ben yüzde 1500 hain olmadığına eminim…

-Of‘un Lega Mahallesi’nden çıkıp, sağ görüşlü olarak bilinen ailene rağmen, solcu olmayı başarabilmen, her türlü takdirin üzerindedir. Bu yönünle, benim için daha çok değerlisin…

-Lakin, solculuğu doğru öğrenememişsin oğlum!

-Hiç kusura bakma ama öyle çocuğum…

-Solcu dediğin yürekli olur, doğrudur; Bolivya ormanlarında Che, Gemerek’te Deniz Gezmiş gibi yaşar… Emperyalizme karşı savaşır, gerektiğinde de bu yolda canını da verebilir!..

-İnsanları ancak böyle bir ölüm, ölümsüzleştirir

-Solcu dediğin yiğit; safta PKK uşağı gibi değil, Kurtuluş Savaşı’mızın bir neferi gibi durur…

-Mazluma yoldaş olur, her türlü zulme ve haksızlığa karşı mermi gibi dikilir…

-Solcular, asla emperyalizmin maşası olan PKK/HDP gibi örgütlerin yanında yer almaz, kuyruğuna takılmazlar!..

-Kobani yalanlarına inanmayacak kadar da birikimli ve zeki olurlar…

-Ahhh! Öyle olduğuna bir inanabilsem; yemin ederim burada, şu anda, yine şapkamı çıkartır, mezarının başında ihtiram nöbeti tutarım…

-Solculuk; bir yaşam tarzıdır çocuğum; herkes bunu anlayamaz…

-Bayağı bir mürekkep  yalamayı da gerektirir.

-Solcunun kendine duyduğu öz saygı, bu soylu düşüncesinden kopup gelir…

-Bu yüzden, gerçek solcuların önünde hep önümü ilikleyerek konuşurum!..

-Hadi, sen de bana önümü iliklet be çocuğum!..

***

-Sen öldükten sonra, neler yaşadığımızı özetledim işte…

-Bir tek Devlet erkanının Ankara’da toplandığını ve Ordu’nun teyakkuzda olduğunu söylemedim…

-Onu da bilmeyiver…

-Ve şimdi söyle çocuğum, yaptığın eyleme değdi mi?

-Bu muydu yaşamından beklediğin?

***

-Hukukta “Cui Bono” (13) diye Latince bir söz var. Bayağı işe yarıyor…

-Kobani’ye; oyuncak götürmek, park yapmak ve kütüphane açmak aldatmacasıyla başlatılan olayları, ayrıntısı ile biliyorsun artık…

-Bu elindeki temel veri olsun…

-Bu yöntemle durumu analiz edip, varacağın sonucun kimin yararına olduğunu tespit et istiyorum…

-Sonra da sizeöykünen gençlere anlat. Aksi halde hakkımı helal etmiyorum!

-Bari bu genç yaşında, bu yaşanılası ve ölümlü dünyadan göç ederken, bir işe yara be oğlum!..

***

-Dün akşam merak edip, internetten dernek tüzüğünüze baktım.

-Kurucunuz; tek amacınızı “Sosyalist düşünceyi yaymak(14) olarak ilan etmiş!..

-Sonuçlardan yola çıkarak, söyler misin çocuğum; birkaç gündür bu millete yaşattıklarınızın sosyalist düşünce ile ne ilgisi var?

-Yaşamının önemli bir bölümünü bu düşünceyi anlatmak için ayıran birine, bana anlat ve ikna et bakalım…

-Bu kadarına da hakkım var!..

***

-İngilizler, Suruç olayının hedefini “IŞİD’e karşı TSK’yı, PKK yanında savaştırmak” olarak açıkladılar…

-Duydun mu?..

-Times dergisi; “Erdoğan, IŞİD’e karşı mücadele edenler arasında sahada fark yaratan tek güç olan Kürtlerle işbirliği yapmalı” sonucuna varmış!…

-Fatiha yerine, bu cümleyi bir daha okuyayım istersen…

-İngiliz basını, Kürtlere sahada fark yaratan tek güç diyor…

-Peki, bu övgüye ne diyorsun?.. Hiçbir şey anlatmıyor mu sana?

-Fena halde kullanıldınız demeye dilim varmıyor ama durumunuzu anlatmak için başka sözcük de bulamıyorum…

-Umarım bu yaşanılanlardan bir ders çıkartabilirsin!..

-Habu da sana son ders olsun!..

Cemil Can

 DİPNOTLAR:

(1) Canlı Bomba Şeyh Abdurrahman Alagöz, patlamadan önce: 3 kez “Arin’den Sibel’e Yürüyoruz Zafere” sloganını attırdı…

Arin dedikleri Arin Mirkan’dır. Sibel ise Sibel Bulut… Afrinli Arin, Ekim 2004’te Kobani’de IŞİD’e karşı savaşırken;canlı bomba eylemi yaparak ölmüştü.

http://www.evrensel.net/haber/93395/arnin-fedailigi-ypgnin-direnis-tutumudur

Sibel ise, Marksist Leninist Komünist Partisi (MLKP) militanıdır, o da Kobani’de IŞİD’e karşı savaşırken öldürüldü. Sibel ile ilgili MLKP Rojava açıklaması şöyleydi: “Onur ve Özgürlük Savaşında Ölümsüzleşenlerin Bayrağı Kobane’de dalgalanıyor. Sibel Bulut Yoldaş ölümsüzdür.”

http://www.evrensel.net/haber/99772/mlkpli-sibel-bulut-koban-de-yasamini-yitirdi

(2) https://tr.wikipedia.org/wiki/Ezilenlerin_Sosyalist_Partisi

(3)https://tr.wikipedia.org/wiki/Figen_Y%C3%BCksekda%C4%9F

(4)http://www.milliyet.com.tr/sosyalist-genclik-dernegi-gundem-2090164/

(5) http://www.gazetevatan.com/30-bin-suriyeli-kobani-ye-dondu-751553-dunya/

(6)http://www.milliyet.com.tr/chp-genclik-kollari-ndan-kobani-ye-yardim-aydin-yerelhaber-894245/

(7) http://www.antalyaajans.net/gundem/chp-gencligi-koban-ye-dogru-yola-cikiyor-h29435.html

(8) Şehitler:Feyyaz Yumuşak ve Okan Acar

(9)

(10)http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/326345/CHP_o_kutuphane_icin_harekete_gecti__Biz_yapacagiz.html

(11)Astsubay Mehmet Yalçın Nane şehit edilmiştir.

http://www.hurriyet.com.tr/gundem/29624574.asp

(12)http://odatv.com/n.php?n=diyarbakirda-polise-silahli-saldiri-2307151200

(13)Roma Hukuku’ndan gelen Cui Bono:“Kimin yararınadır, bu eylemden kim faydalanıyor” anlamında bir akıl yürütme yöntemidir. Suçluyu bulmada yüzyıllardır işe yarıyor. Ünlü hukukçu Çiçero‘nun savunmasını üstlendiği, Sextus Roscius davasının anahtar sorusuydu.

(14)Tüzüğünüzün 2. maddesinde: Derneğintek ve belirli amacı sosyalist düşünceyi geliştirmek, tanıtmak ve yaymaktır.

http://www.haberkita.com/gundem/sgdf-sosyalist-genclik-dernekleri-federasyonu-kimdir-kurulus-amaci-nedir-neden-sgdf-h271741.html

MUHALEFETİN ‘AKP’Yİ İKTİDARDA TUTMA’GÖREVİ!..

Figen_Yuksekdag_1

HDP Eş Başkanı Figen Yüksekdağ, “Koalisyon görüşmelerinin 2. turunu AKP ve CHP’nin uzlaşı ile tamamlamasını bekliyoruz” dedi…

HDP’nin her şeye hazır olduğunu söyleyen Yüksekdağ, milletin erken seçim istemediğini savundu…

BDP, etnik milliyetçi Kürt partisi algısını değiştirmek için, HDP adını alarak güya Türkiye partisi olmaya çalıştı. Siyasi partilerin hedefini, demokratik yollardan siyasi iktidarı ele geçirmek değil mi?..

HDP’nin AKP ile hükümet kurmaya yetecek kadar milletvekili var ama nedense iktidar ortağı olmak istemiyor; hükümeti AKP ile CHP‘nin kursun diyor!..

Kim ne derse desin,MHP, bu dönemin en önemli siyasi aktörüdür.

MHP de nedense AKP’nin hükümeti kurmasını istiyor!

Kılıçdaroğlu, Bahçeli’ye Başbakanlığı bile önerdiğine göre, Bahçeli isteseydi; kolaylıkla MHP-CHP-HDP koalisyon hükümetini kurabilirdi…

*Erdoğan’ı Aksaray’ına hapsetme;

*Yolsuzlukların hesabını sormak için düğmeye basma;

*Bundan sonraki seçimlerin demokratik olarak gerçekleşmesi için Anayasa ve yasa değişiklikleri yapma;

*Halkın oyları ile benimsemediği ortaya çıkan “açılım”ı durdurma;

*”Kuvvetler ayrılığı” ilkesini Anayasal ve yasal güvencelere bağlama;

*Yargının bağımsız ve tarafsız çalışabilmesi için gerekli düzenlemeleri yapma;

*Emniyet içerisindeki “paralel yapıyı” temizleme çalışmasını sürdürme;

*Barajı kaldırma veya düşürme;

*ABD’nin Türkiye’yi bölmek için kullanmak istediği İncirlik Üssü’nü kullandırmama, İskenderun Limanı’nı vermeme;

*Devlet içerisinde yuvalanmış “Fetullah Terör Örgütü”nü tasfiyesine hız verme temelinde; MHP’nin yapacağı davete CHP ve HDP karşı çıkabilir miydi?..

Sonra da erken seçime gidilecekti!..

Bu temelde kurulmak istenen bir koalisyon hükümetine; bırakın CHP veya BDP itiraz etsin… İtiraz nedenlerini halka açıklasınlar da görelim bakalım…

Ondan sonra, halkı AKP’li hükümete mecbur edenin kim olduğu, açık-seçik ortaya çıkacaktı…

Çünkü haklı nedenler gösteremeyenler, yapılacak olan erken seçimde bu tutumlarının hesabını kesinlikle vereceklerdi…

MHP’nin hükümeti kurma yönündü hiç bir adım atmadan, “HDP ile bir araya gelmeyiz” gibi akıl ve mantıkla bağdaşmayan bir gerekçeye sığınarak, ipe un sermesini, siyasi hiçbir gerekçe ile açıklamak mümkün değlidir…

Bu tutum AKP iktidarının devam etmesini sağlamaktan başka bir sonuç doğurmamaktadır…

Şimdi bazı sorular sorarak konuyu iyice anlaşılır hale getirelim:

1.) AKP ile HDP’nin oyları hükümet kurmaya yeterlidir. HDP Eş Başkanı Figen Yüksekdağ, neden AKP-HDP koalisyonu değil de AKP-CHP koalisyonu istemektedir?

2.) HDP, Y-CHP içerisinde (en has adamları ile) zaten konuşlanmıştır. Böylece AKP-CHP koalisyonu ile aynı zamanda HDP hükümet ortağı olacak denebilir mi?..

3.) Yüksekdağ, milletin erken seçim istemediğini nereden biliyor? Olası bir erken seçimde; HDP’ye baraj atlatan sözde solcular, yaptıkları hatayı anlar da, bu defa HDP’ye oy vermekten vazgeçerlerse, HDP barajaltında kalabilir. Erken seçim korkusu bu olabilir mi?

4.) AKP ile HDP “açılım ortağı” olduğuna göre, hükümeti birlikte neden kurmaya yanaşmıyorlar?

GELİYORUZ EN CAN ALICI SORUYA

5.) Seçim sonuçlarına göre, halkın yüzde 60′ı AKP’ye karşıdır ve bu tutumunu seçimlerde kullandıkları oylarla gösterdiler. AKP’yi demokratik yollardan hükümetten düşürdüler

Yorumla değiştirilemez bu yalın gerçeğe rağmen, muhalefette yer alıp da akıl dışı gerekçelerle, AKP’nin iktidarda kalmasını sağlayan partileri, AKP’nin gizli ortakları kabul etmek yanlış mıdır?

Milletin iradesine rağmen, AKP’yi iktidarda tutmak, millet iradesine karşı gelmek olmuyor mu?

6.)Başta seçim yasası olmak üzere; adaletsizliğe neden olan, bütün anti demokratik yasaları (gerektiğinde Anayasa’nın bu yöndeki hükümlerini) değiştirmek temelinde; kuvvetler ayrılığını eksiksiz güvenceye alan, yargının tam bağımsız ve tarafsız olarak çalışmasına olanak sağlayan, gücü oranında bütün fikirlere Meclis’te temsil olanağı sağlayan yasa ve Anayasa değişikliklerini yaparak; bu arada bütün yolsuzlukları araştırmak üzere gerekli komisyonları da kurup çalıştırdıktan sonra; ERKEN SEÇİME gidecek bir CHP-MHP-HDP koalisyonunun kurulması en doğru seçenek değil midir?

7.) Meclis’te HDP ile beraber olan ve aynı topraklarda birlikte yaşayan MHP’lilerin, yukarıda anlattığımız temelde bir hükümette bir arada bulunmalarında ne gibi bir sakınca vardır?

8.) MHP’nin “HDP ile bir arada olmayız” inadı (görevi), AKP’nin iktidardan gitmesini istemiyoruz anlamına gelmiyor mu?

9.) MHP tabanı, AKP’nin ne pahasına olursa olsun iktidarda kalması için mi MHP’ye oy vermiştir?

10.) 8 ve 9. soruların ortaya koyduğu husus; hükümetin kurucu büyük ortağının MHP tarafından (AKP olarak) belirlendiğini açıkça ortaya koymuyor mu?

Aynı şeyi HDP’nin de istediğini görmekteyiz!..

Onlar da canı gönülden ve bir an önce AKP-CHP hükümetinin kurulmasını istiyorlar!..

Sonuç olarak; hem MHP’nin tutumu hem de HDP’nin tutumu, AKP’li bir hükümetin kurması şeklindedir…

O ZAMAN SORMAZLAR MI ADAMA: SİZE NE İHTİYAÇ VARDIR?!..

Bu iki parti,Türkiye’yi AKP’ye mecbur etme hakkını, acaba nereden alıyorlar?..

TÜRKİYE’NİN SORUNU MUHALEFETTİR” diyenler, yerden göğe kadar haklı değiller mi?

Cemil Can

O HAİN FİKİR!..

Manhunting_1

 

Edward Joseph Snowden, adlı delikanlı 1983 doğumludur…

ABD’nin Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) ve Ulusal Güvenlik Dairesi’nin (NSA) eski bir çalışanı, bilgisayar uzmanıdır…

Ele geçirdiği devletin gizli belgelerini, 5 Haziran 2013′ten bu yana yayınlıyor…

Snowden, kendisini böyle bir iş yapmaya iten nedeni: ”Halkı, onlar adına ne yapıldığı ve onlara karşı neler yapıldığı konusunda bilgilendirmek” olarak açıklamıştır…

Amerikalılar,  Joseph’i, “casusluk” ve “hırsızlık” yapmakla suçladılar…

Halen, geçici sığınmacı statüsünde Rusya’da yaşamaktadır…

Mustafa Kaya, Aydınlık gazetesinin 18 Temmuz 2015 tarihli nüshasında; Snowden’in sızdırdığı son belgelerden birini haber konusu yaptı…(1)

Belgeden anlaşıldığına göre, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin PKK’ya karşı yaptığı tüm operasyonlar, baştan beri ABD tarafından izlenip, PKK’ya haber veriliyormuş!..

Söz konusu belge, 2 Mayıs 2008 tarihlidir. (2)

Türk Silahlı Kuvvetleri, aynı gün yerlerini tespit ettiği PKK yöneticileri; Cemil Bayık ile Murat Karayılan’ı hedef alan, çok gizli bir hava harekatı planlamıştı…

Harekat planlandığı gibi icra edildi, lakin ABD’nin önceden haber verdiği PKK yöneticileri de bu baskından kaçıp kurtulmayı başardılar!?..

Dost ve Müttefikimiz” ABD’nin suçu, kendi düzenlediği bu belge ile sabittir artık!..

Bilenler bilir, PKK, 2007-2008 yıllarında en yoğun saldırılarını yapmıştı:

21 Ekim 2007′de, Kuzey Irak’dan gelen 150 PKK’lı, Yüksekova’nın Dağlıca Köyü‘nde konuşlu Komando Taburu’muza gece 00.20′de ağır silahlarla saldırmışlardı. Genelkurmay, bu saldırı sonunda; 12 askerimizin şehit olduğunu, 10′unun kayıp olduğunu açıklamıştı…

3 Ekim 2008′de, bu defa 600 PKK’lı, Şemdinli Aktütün Karakolu‘na ağır silahlarla saldırdılar. Bu saldırı sonunda da 17 askerimiz şehit olmuş, 20′si yaralanmıştı…

Taraf gazetesi, olaydan sonra manşetten verdiği haberde; baskının 16 gün önceden ihbar edildiğini ve TSK’nin gerekli önlemleri almadığını iddia ediyordu. (3)

Taraf, İnsansız Hava Araçları’nın (İHA) ilettiği anlık istihbarata rağmen, bu baskının gerçekleştirildiğini savunuyordu…

Gerçekte İHA’ların topladığı istihbarat Türkiye’ye  verilmemişti. Amerikalılar, hiçbir zaman da işe yarayacak doğru bilgileri vermiyorlardı!..

Amaçları belliydi:

TSK’nın operasyonlarını başarısız göstermek ve terör örgütü PKK ile silahlı mücadelenin başarıya ulaşamayacağı fikrini yerleştirmek istiyorlardı!..

Bu fikir, Türk halkı içerisinde yeteri kadar taraftar bulduğunda; terör örgütü ile açıktan müzakereleri başlatacaklardı…

Süreç” dedikleri ihanet, böyle işletiliyordu!..

2000 yılına gelindiğinde; tamamen bitirilmiş olan terör, AKP’nin iktidara gelmesiyle, yeniden canlandırılmış ve küresel güçlere boyun eğen hükümetimiz sayesinde; koskoca Türkiye Cumhuriyeti ile PKK, aynı masaya oturtulmuştu…

ABD’nin “İkinci İsrail”i (Kürdistan) kurma projesi, adım adım hayata geçiriliyordu!..

Nitekim, Oslo’da MİT’in, PKK liderleri ile gizli olarak başlattığı görüşmeler, daha sonraki günlerde; İmralı’da sürdürüldü ve hükümetin temel politikası haline geldi…

Oslo görüşmelerinin, o hain fikre kamuoyunu alıştırmak için sızdırıldığına kuşku yok!..

Süreç kesintisiz devam ediyor…

Küresel güçlerin desteği ile PKK’nın siyasi uzantısı olan HDP, şimdi de 80 miletvekili ile Meclis’e sokulmuş!..

Demek ki, bundan böyle, terör örgütü ile müzakereler Gazi Meclis’te sürdürülecek…

AKP, 2015 seçimlerinden önce, bir daha iktidara geldiğinde; “Açılım” adını verdiği ihanet sürecini devam ettireceğini zaten açıklamıştı…

Y-CHP ise, AKP’den bir adım daha önde…

Dersimli Kemal, “Açılım”a karşı olmadığını ilan ettikten sonra; “Analar ağlamasın”, “Şehit cenazeleri gelmesin” sloganlarını en çok kullanan kişi olmuştu!..

O da aynı hain fikrin benimsenmesine hizmet ediyor!..

Belli ki, Taraf gazetesinin işlevini, Y-CHP üstlenmiştir…

ABD’nin yerleşmesini istediği fikrin gönüllü militanlığını, bundan böyle, Kemal Kılıçdaroğlu ile ekibi yapacak!..

Y-CHP’nin önüne; şimde daha zorlu bir görev konulmuş:

Küresel güçler, boşuna Y-CHP’nin AKP ile ortak hükümet kurmasını istemiyorlar…

Sıra, Kılıçdaroğlu’nun mutlaka çıkartacağız dediği “Yerel Yönetimler Özerklik Şartı”nın kanunlaşmasına geldi…

Geniş tabanlı ve BDP/PKK destekli güçlü bir hükümete, iş mi dayanır!..

AKP-BDP hükümeti zaten çantada keklik!

Öyle bir hükümetin yapamayacağı işler de var; o kirli işleri, AKP/Y-CHP hükümetine yaptıracakları belli değil mi?..

Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1)http://www.aydinlikgazete.com/politika/abd-orduyu-dinledi-operasyonu-sizdirdi-h74011.html

(2) manhunting-timeline-2008

(3) 8 Ekim 2008 tarihli Taraf gazetesi

SAHTE SOLCULAR…

baris_bloku_1

SAHTE SOLCULARDAN KURTARMADIKÇA…

Foreign Affairs(1) dergisini ABD Dışişleri Bakanlığı çıkartıyor…

Aşağıdaki cümleleri bu dergide yayınlanan “KÜRT BİRLEŞMESİ” başlıklı makaleden özetleyerek yazdım

Makalede herşey o kadar açık ifade edilmiş ki, hiçbir yoruma ihtiyaç duyulmadan “müttefikimiz” ABD’nin dostluğununderecesini en yetkili kurumlarının ağzından öğrenme olanağını bulabiliyoruz

Daha da önemlisi; kendilerini “solcu” olarak tanımlayan pek çok kişinin; emperyalist propagandalarının etkisi altında, genellikle farkında olmadan “HDP’ye barajı atlatma” yalanına inandırılıp kullanıldıklarının kanıtlarına rastlamaktayız

Bugün ülkemizin kaosa sürüklenmesinin başlıca aktörü olan bu insanlar, PKK Meclis’e sokmakla ülkemizin başını derde soktular.

Halk AKP’yi iktidardan düşürmüş olmasına rağmen, “sahte solcular”ın (2) ilkesizliği yüzünden; çoğunluğu teşkil eden muhalefet partileri hükümeti kuramamaktadırlar…

Siyasi zemin, adeta AKP’ iktidarının sürdürülmesi için hazırlanmış gibi…

Okuyalım:

OY DESTEĞİ VE GÜÇ YIĞILMASI

Kürtler son zamanlarda Türkiye-Suriye sınırında özerklik için önemli ilerlemeler kat ettiler.

Suriye’de savaş alanında kazandılar, Türkiye’de seçim sandığında…

Kürt odaklı bir parti, ilk defa parlamentoda yer alıyor ve bu bir dönüm noktasıdır…

Sınırın iki tarafında da galip olan PKK’dır

PKK’nın Suriye’de yarattığı ortak parti (PYD), ISIS’e (IŞİD) karşı zafer kazandı…

PYD, stratejik kasaba Tel Abyad’daki IŞİD kuşatmasını ABD hava kuvvetlerinin desteği ile kırarak küresel sempati kazandı…

HDP’nin parlamentoya girmesi ve PYD’nin Suriye topraklarında kontrolü; önümüzdeki 10 yıl içerisinde; Ortadoğu’daki 30 milyon Kürt’ü bir araya getirecek olan Kürt konfederasyonu için yeni bir sayfa açmıştır…

Özerklik için bir yol haritası sunan Öcalan’ın, bu planının gerçekleşebileceğini, HDP’nin siyasi PYD’nin askeri zaferi gösteriyor…

PKK’nın geleceği hiç bu kadar parlak görünmemişti…

YENİ ORTAKLIKLAR

Kürtlerin yaşadığı; Suriye, İran ve Irak’ta PKK-PYD’ye bağlı siyasi partilerin kurulması ile oluşmaya başlayan Kürdistan, Öcalan için bir atılımdır

Suriye’de 3 kantonun kurulması, Türkiye Kürdistanı ve sınır ötesi konfederasyon için temel bir yoldur…

Irak Kürdistanı’nın Rojava’yı (Batı Kürdistan) tanıması çokönemlidir…

Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi’nin, IŞİD savaşçılarından korunmak amacıyla, Nisan 2014’te Rojava ile arasına kazdığı 10,5 km lik sınır bir işe yaramadı…

Peşmergeler aylar sonra çekildiler…

IŞİD Sincar Dağı’nı kuşattığı zaman, PYD’ye bağlı YPG’den 10 bin savaşçı, Kürt Yezidilerini kurtarmak için Rojava’da bir koridor oluşturdu.Yezidilerin tahliyesi sırasında PYD ve YPG’nin medya görüntüleri, PKK’ya yaygın beğeni kazandırdı…

Pan-Kürt misyonunun gelişmesine katkı sağladı…

Benzer şekilde, Batı öncülüğündeki hava saldırıları yoluyla, Rojava’yı destekleyen bir politika benimsendi…

Sincar saldırısı sırasında, ABD’nin hava saldırıları ve Kobani kuşatması sırasında PYD’ye silah ve cephane vermesi ile ancak Kürt askeri dayanabildi…

Batı PYD’nin mücadele gruplarına sıcak, RTE ise serin ve mesafeli durmaktadır…

Kürt kantonlarının kurulmasından sonra, 30 yıl süren ve 40 bin kişinin hayatına mal olan isyanı durdurmak, Öcalan’ın tek yanlı ateşkes ilanı ile mümkün olabildi…

Ankara’nın desteği ile Kürt konfederasyonu kurulmasına şimdi Erdoğan itiraz ediyor…

18 Ekim 2014’te Erdoğan IŞİD gibi PKK’nın da terör örgütü olduğu fikrini ileri sürdü…

Kobani düşmek üzereyken, ABD yardıma geldi ve bunun üzerine, Ankara 200 peşmergenin geçişine izin verdi, fakat PYD’nin ikmal için kara koridoru açılması talebini reddetti…

Kürtlerin artık bir ivme, meşruiyet ve uluslararası desteğe ihtiyacı var…

Adeta bir ön savaş gibi olan seçimler (sandık) bu desteği sağlamıştır…

OYLAR!

Kürtlerin ve Kürt olmayan solcuların desteği ile yüzde 10 barajını aşan HDP, mecliste 80 sandalye kazanmıştır…

AKP’nin Meclis’teki çoğunluğu sona erdi, başkanlık sistemine geçmek için yapacağı anayasa değişikliği de engellendi…

HDP’nin başarısı yeni bir dönemi başlatıyor…

HDP’nin selefi BDP, 2013 yılındaki Gezi protestolarında kenarda oturmuştu.

Türkiye solu, bu durumu Öcalan tarafından Erdoğan’a verilmiş siyasi kredi olarak değerlendirdi…

Daha sonra Türk solu da Kürt hareketi ile birlikte hareket etti

Yaklaşık 1,5 milyon muhafazakar Kürt de AKP’den kopup BDP’yi destekledi…

SONRA NE OLUR?

Doğum oranları da göz önünde tutulursa; Kürtler, parlamentoda siyasi bir güç olarak bulunmaya devam edeceklerdir…

PKK, Ankara arasındaki ateşkes ile Kürtler demokratik yollarla özerklik hayallerini elde edebilirler…

Altın değerinde derslerle dolu bu makaleden; küresel güçlerin Ortadoğu’ya ilişkin planlarını ve ihanetin hayata geçirilmesinde, genellikle hangi tip insanları kullandığını öğrenmiş bulunuyoruz.

Emperyalist projelerde bilerek yer alanların vatan haini, bilmeden destek olanların ise aymaz olduklarında en ufak bir kuşkumuz kalmadı...

En acısı ise, gerçek sol ile en ufak bir bağı olmayanların, solcu kisvesi altında geniş yığınlara sunulmuş olmaları. Her seferinde halkı aldatmanın bir yolunu bulabiliyorlar.

Emekçi kesimi temsil etsin diye seçilenler, rantiyeci ve düzenin adamları çıkınca, Y-CHP’nin AKP ile ortaklık kurmak için can atmasına şaşırmamak gerekir…

Kazık yiyerek öğrenmek kaderimiz olmuş!..

Cemil Can

DİP NOTLAR:

(1) https://www.foreignaffairs.com/articles/turkey/2015-06-29/kurdish-consolidation

(2) Türkiye İşçi Partisi’nin lideri Mehmet Ali Aybar’ın, belkemiksizler/omurgasızlar olaraktanımladığı sahte solcuları, 1967-68 yılları TİP Onur Kurulu Üyesi, Nükleer Tıp Uzmanı Dr. Ali Nadir Savaşer, çok yerinde ve haklı olarak:”Tarihin ilk antiemperyalist kurtuluş savaşını kazanarak kurulan Türkiye Cumhuriyeti ile çağdaşlığa kavuşan Anadolu medeniyetleri sentezinin ulusal değerlerini, milli kimliğini ve kazanımlarını özümseyemeyen, tuzukurı yarı-cahil güruh grubu, hep kendilerini evrenselliğe erişmiş sanarak, herşeyin doğrusunu bildiklerini düşünürler. Ulusal olmadan evrensel olunamayacağını gerçeğini bilmezler. Genellikle varsıl sınıftan gelen bu kişiler, halktan kopuk yaşarlar. Hayattan edindikleri tecrübeleri kavramaktan yoksundurlar. Kişisel çıkarları ve kaygıları her şeyin üzerindedir. Bağımsız değil, taklitçidirler. Kendi halkının ulusal yaşam kültüründen yoksun bu insanlar, sosyalist olduklarını söyleyerek kendi sınıfşlarına da şekilsel olarak ters düşüp yaşadıkları ülkeye ve topluma yabancılaşırlar. Kişiliklerini bulmaya çalışırlar. Dolayısıyla ‘ulusal kimlik‘. ‘vatan‘ gibi kavramların yabancısıdırlar. Bu sahte solcular kendilerine değil, yönetici bir güce bağlı oldukları için şartlara göre fırl fırıl dönerler. Genellikle korkaktırlar” şeklinde tanımlamaktadır…

TBMM BAŞKANLIĞI…

bahceli_sert_1

TBMM BAŞKANLIĞINI AKP’YE HEDİYE EDEN; DEVLET BAHÇELİ DEĞİL, DERSİMLİ KEMAL’DİR!..

CHP ve MHP’nin Cumhurbaşkanı çatı adayı Ekmeleddin İhsanoğlu MHP tarafından aday gösterilmişken, Y-CHP’nin Baykal’ı aday göstermesison derece yakışıksız kaçmıştır!..

55 milyon seçmenin “Ekmek için Ekmeleddin’e” oy vermesi için olmadık övgüler dizilen ve “Bugün olsa yine Ekmel Bey’i aday gösteririz” diyecek kadar arkasındadurulan ortak Cumhurbaşkanı adayının, geçerli hiçbir neden gösterilmeden, yüzüstü bırakılması siyasi ahlaka ve ahde vefaya aykırı düşmüştür!..

Üstelik karşısına ihtiraslı ve ayıplı bir milletvekili aday olarak çıkartılmışken…

Kaset olayı ile itibarsızlaştırılarak iyice yıpratılmış olan Deniz Baykal’a, MHP’lilerin oy vermesini beklemek, hayal dünyasında gezinmekle eş değerde bir aymazlık ve zeka fukaralığıdır!..

Eğer MHP’liler, böyle ayıplı bir durumu umursamaz kadar vurdum duymaz olsalardı, aynı iş başlarına gelen arkadaşlarını istifa ettirip, milletvekilliğinden geri çekmezlerdi!..

Türk toplumunun siyaset yapma anlayışıyla uyuşmayan, bu ayıplı durum nedeniyle, kendi üyelerini yönetimden ve milletvekilliği adaylığından çeken MHP yönetimi, Y-CHP’nin aynı durumundaki adayını neden desteklesin ki?

Böyle bir sorumsuzluğun hesabıtabanına verebilirler mi?

***

TBMM Başkanlığı gibi bir konuda, bu kadar ilkesiz davranmakla, partiyi kapatmak eş değerde siyasi hatalar sayılmaz mı?..

Dolayısıyla, MHP’den böylesine akıl dışı bir davranışı beklemek bir yana, akıldan geçirmek bile ahmaklıktır…

Hal böyle olunca, MHP milletvekillerinden kendi adaylarını bırakıp, CHP adayını desteklemelerini istemek açıklanamaz!..

Öyleyse, Y-CHP’nin sözcüleri ve tetikçiler neden bağırıp çağırmaktadırlar?..

Aslında onlar, bu sonuçtan oldukça memnundurlar.

Asıl tartışılması gereken konuları gündemden düşürdüler!..

CHPtabanının dikkatini MHP’nin üzerine çektiler…

Doğrusunu söylemek gerekirse, Y-CHP bu aralar Mart kedisi rolünü oynamaktadır…

Gerçekte CHP cephesinde tartışılması gereken konular daha başkadır.

***

Bunların birincisi; Ekmeleddin İhsanoğlu’nun neden desteklenmediğidir!..

Ekmeleddin Bey’in de Baykal gibi bir ayıbı varsa, yani bu yüce makama layık değilse, o zaman neden Cumhurbaşkanlığına aday gösterilmiştir?..

Öncelikle bunun hesabı verilmelidir…

Ayıbı yoksa, Cumhurbaşkanlığı seçiminden sonra da sahiplenildiğine göre, neden desteklenmemiştir?..

Dersimli Kemal, bunun da hesabını verecek, ondan sonra dublörlerini bağırtacaktır…

Y-CHP, kendi hesap vermeden, MHP’yi suçlayarak bir yere varamaz…

***

İkinci husus; Y-CHP’nin başka birini değil de neden Deniz Baykal’ı aday gösterdiğidir!..

Baykal, Erdoğan ile görüştükten hemen sonra, CHP yetkili kurullarında bu konu konuşulmadan, adeta emrivaki yaparcasına adaylığını ilan etmiştir!..

Dersimli Kemal, bu dayatma karşısında, neden geri adım atmıştır?

Kemal’in önüne hangi dosyalar konulmuştur da teslim alınmıştır?

Bu soruların da cevabının çok acil olarak verilmesi gerekir…

***

Üçüncü husus; CHP’de TBMM Başkanlığı’na gösterilecek başka aday neden bulunmadığıdır!..

CHP’li olmayan ve CHP’ye oy vermeyen bir sürü gereksiz insan, aday gösterilip milletvekili seçtirilmişken, böyle zamanlar için temsil yeterliliği olan, en azından bir kaç tane de numunelik Halk Partili milletvekili adayı yapılamaz mıydı?

Y-CHP yönetimi, bunun da hesabını vermeden kimseye çamur atamaz, başka partilere sitem yapamaz!..

***

rdüncühusus; Deniz Baykal’ın kendisi ile ilgili yaptığı doğru ve yerinde tespittir

Baykal kaset olayından sonra, CHP Genel Başkanlığında kalmayı sakıncalı bulup istifa etmiştir, aynı sakıncanın TBMM Başkanlığında neden devam etmeyeceğinin açıklanması gerekmez mi?..

Çağdaş yaşamda insanların cinsel tercihleri kimseyi ilgilendirmez.

Ne var ki, Türk toplumu, saygın bir liderin özel yaşamı ile de ilgilenmektedir. Zaten Baykal da bu yüzden CHP Genel Başkanlığı’ndan istifa etmek zorunda kalmıştır.

Başka bir deyişle CHP’deki sorun; Baykal’ın özel yaşamı değil, yükselme kriteri olan; Program’a ve Tüzük’e bağlılığa, genel başkana olan (duygusal) yakınlığın da eklenmiş olması şeklindeki algıdır…

Sakıncalı” olan durum budur ve bu algı genel başkanı koltuğundan etmiştir…

Peki, o günden bu yana ne değişmiştir?

Yoksa TBMM Başkanlığı, CHP Genel Başkanlığından daha az mı önemlidir?

Bu soruların da hesabı Baykal ile birlikte Dersimli Kemal tarafından verilmelidir…

***

Bu hesapların hiçbiri görülmeden, bir şey yokmuş gibi davranmak ve kolaycı yoldan MHP’yi günah keçisi ilan edip, paklanmaya çalışmak; siyasi ahlaksızlıktır ve MHP’ye yapılan açık bir haksızlıktır

Sakın bu söylediklerimden Bahçeli’yi veya MHP’sini savunduğum sonucu çıkartılmasın…

Çoğunluğun hemfikir olduğu gibi, ben de Devlet Bahçeli yönetimindeki MHP’nin, CHP gibi dönüştürüldüğünü ve eski MHP olmadığını kabul edenlerdenim…

Bahçeli’nin 13 yıl boyunca AKP’ye koltuk değnekliği yaptığına ve AKP’nin günahlarının ortağı olduğuna inananlardanım!..

MHP de CHP gibi işgal altında olan bir partidir!..

Lakin, bunları başka bir zeminde ve zamanda tartışmak gerekiyor…

Genel kanı böyledir diye, bütün suçları Bahçeli’ye yıkamazsınız!..

Tartışma zemininden kaydırılınca, tartışılması gereken temel konular ötelenir ve bu büyük tezgahı hazırlayanların oyununa düşme tehlikesi ile karşılaşırız!..

***

Son bir tespit yapıp bitiriyorum: MHP dördüncü tura kadar kendi adayını destekleyeceğini ilan ettiğine göre; sırf AKP karşıtlığından yola çıkarak, MHP’yi CHP’nin adayı Deniz Baykal’a oy vermeye mecburmuş gibi var sayıp, siyaset oluşturmaksiyasi ahlakla bağdaşmamaktadır…

Dersimli Kemal, bu fırsattan yararlanarak; olası rakibi Baykal’ın durumunu yeniden kamuoyunun gündemine getirip tartıştırmış ve CHP tabanının hafızasını tazelemiştir.

Bu şekilde Baykal, yaklaşan büyük kurultayda rakip olmaktan temelli çıkartılmıştır…

Böyle basit köylü kurnazlıkları, ancak Dersimli Kemal’in zeka kapasitesi içerisinde gelişir… Kim ne derse desin, TBMM Başkanlığını AKP’ye hediye eden Y-CHP’dir ve bu durumun başlıca sorumlusu Dersimli Kemal’dir…

Cemil Can

“SAVAŞA HAYIR” DEMEK İHANETTİR!..

suriye_siniri_1

BAZI KOŞULLARDA “SAVAŞA HAYIR” DEMEK İHANETTİ!..

Zorunlu olmadıkça savaş cinayettir“!!..

Çok doğru bir söz...

Zorunlu olmayan savaşa hayır demek gerekir.

İnsan olmak bunu gerektirir

Peki, savaş zorunluysa ve yapılmıyorsa o zaman da ihanet olmaz mı?..

Bütün mesele buradadır….

Yani size karşı bir savaş ilan edilmişse, artık bunun kabulü zorunludur!

Aksi halde teslim oldunuz demektir…

Bu noktada ilan edilmiş bir “savaşa hayır” diyemezsiniz...

Bir yere kaçamazsınız!..

Savaşa hayır” der ve kaçarsanız, halkınıza ihanet edersiniz!..

Demek ki, “savaşa hayır” demeden önce, bize karşı bir savaşın yürütülüp yürütülmediğine bakmamız gerekiyor

Yakın savaş tehlikesiileörtülü savaşlar”ı da ilan edilmiş savaş gibi kabul zorunluluğu var!..

***

Şimdi Irak ve Suriye sınırlarımıza bakarak bu konuda beyin cimnastiği yapalım.

Büyük Orta Doğu Projesi (BOP) ve bu proje içerisindeki “Büyük Kürdistan“ı kurma faaliyetleri toprak bütünlüğümüzü tehdit ediyor mu?

Etmiyor” diyorsanız;

Buradan itibaren yazılanları okumanız gerekmiyor…

Ediyor”  diyorsanız; bu savaşı yürüten küresel güçler (koalisyon güçleri denen 37 ülke) bize karşı; açık-gizli-örtülü-düzenli-düzensiz-dolaylı-kirli bir savaş yürütüyor mu sorusuna cevap arayacağız…

Bu soruya yanıtınız:

Yürütmüyor” ise, bu yazının devamını okumanıza gerek yok..

Evet yürütüyor” ise, bu defa da savaşı kabul etmekten başka çareniz yoktur!..

***

Şimdi şu tespiti yaparak devam edelim:

Sıcak savaşın yürütüldüğü bu coğrafyadaki sivil halk bizim ülkemize sığınıyor

Bugün itibariyle 2,5 milyonu bulan sığınmacıların, yarın hangi sayıya ulaşacağını bilemezsiniz….

Onlara kapıları kapatamayacağınıza göre, iş işten geçmeden bir şeyler yapmak gerekir.

Aksi halde, ne biçim insan, ne biçim Müslümansınız demezler mi?

En azından, sivil halkı ve kendi halkınızın güvenliğini düşünerek, bazı adımlar atmanız gerekiyor!

İlk aşamada “GÜVENLİ BÖLGE” yaratmak Türk Ordusu’nun yapabileceği bir iştir!

***

Bölge ülkeleri ile birlikte emperyalistleri geriletmek  de bir insanlık görevi olarak karşımızda duruyor...

Bütün bunların acilen yapılması gereken dönemde; AKP’nin iktidarda olması neyi değiştirir?

İşlerin bu noktaya kadar gelmesinde, kuşkusuz birinci derecede sorumlu olan AKP hükümetleridir.

Böyle dahi olsa, ülkemizin yüksek çıkarları için, bu yönde atılacak adıma karşı çıkabilir miyiz?

AKP’ye karşıyız diye, doğru yaptığı işlere de karşı duracak değiliz herhalde…

Konuya biraz da bu yönüyle bakalım

***

Bu fırsattan yararlanarak, şu gerçeği de tespit edelim:

AKP hükümeti bir taşla iki kuş vurma hesabı içerisinde olabilir!

Büyük olasılıkla da öyledir..

Lakin, sorunu sadece AKP’lilerin kendilerini kurtarması açısından ele alırsak, analizimiz oldukça eksik ve yetersiz kalır.

Yapmamız gereken önemli ve acil işleri, DUYGUSAL NEDENLERLE yapamamış oluruz…

Oysa Devlet yönetiminde duyguların yeri yoktur

***

Aslında hayati önemdeki bu olayın bir başka boyutu daha vardır:

Koalisyon güçleri” adı verilen 37 ülkenin, doğrudan katıldığı kirli Suriye Savaşı’nda -Suriye’nin savaşı kaybetmesi halinde- Türkiye’nin zarar görmeden çıkabileceğini düşünmek akıl kari değildir…

Bu nedenle sürekli “barış” çığlıkları atmak bir anlam ifade etmiyor…

Aslında bu noktada savaşa hayır propagandası koalisyon güçlerinin işine yarıyor!..

Savaşa hayır” diyerek, farkında olmadan emperyalist fikirlerin avukatlığı yapılmış olur!..

Ayrıca bu masum slogana inanan bölge halklarının birleşmesi deengellenir!..

Ülkelerin orduları savaşmakiçin vardır ve gerektiğinde savaşacaklardır.

Yoksa ne diye bütçenin önemli bir kısmı onlara ayrılır?

***

Her şeyden önce, Suriye’nin savaşı kaybetmesi halinde; 2,5 milyon sığınmacının bir daha Suriye’ye geri dönemeyeceğini düşünürsek; bunların Türkiye’ye maliyetinin kalıcı olacağını hesaba katmamız gerekiyor.

Bunun anlamı:6 milyonu aşan işsizimize, 2,5 milyon daha eklenecek demektir.

Barınma olanakları bulunmayan bu insanlar, -bugün için Bodrum’a kadar geldiler- güvenlik sorunu da dahil, çok daha büyük problemleri bizimkilere ekleyeceklerdir..

Bunu görmemek için hayal dünyasında gezinmek lazım!..

Ekonomisi sıcak para ile yürüten Türkiye’nin, bu ilave yükü taşıması kolay değildir…

Birleşmiş Milletler‘den yardım alamayan Türkiye, ila nihaye böyle devam edemez.

Olaya bu açıdan da bakıldığında, şimdiden bazı tedbirlerin alınması zorunludur…

***

Suriye ile de anlaşarak -ki, Suriye bu konuda anlaşmaya hazır görünüyor- sınır ötesinde GÜVENLİ BİR BÖLGE OLUŞTURMAK ve Suriyeli sığınmacıların kendi topraklarında GÜVENLİKLERİNİ SAĞLAMAK en akıllıca yoldur...

Şam yönetimi, savaşı kazanırsa, zaten sığınmacılar kendi yurttaşları olduğu için bu sorunu devralmak zorundadır…

Türk Ordusu da görevini yapmanın huzuru içerisinde sınırlarımızın içerisine çekilir.

Sığınmacıların, kendi ülkelerine götürülmeleri halinde, bize olan maliyetleri de sıfıra yaklaşacaktır.

Çünkü kendi topraklarında normal yaşamlarına dönme olasılığı vardır…

***

İkinci önemli husus ABD-İSRAİL KORİDORU”dur...

Bu da Türkiye’nin TOPRAK BÜTÜNLÜĞÜ açısından hayati önemde bir konudur

Koridor Türkiye tarafından ENGELLENİRSE; petrolü Akdeniz’e akıtamayan sözde “Kürdistan” devleti, kağıt üzerinde kalır...

Çünkü parası olmayan hiç bir devlet yaşayamaz!..

Emperyalistler de sonuna kadar böyle bir kukla devleti besleyemezler.

Çünkü onların da nihai hedefinde, Orta Doğu PETROLLERİNİN ELE GEÇİRİLMESİ vardır.

Sınır ötesi GÜVENLİ BÖLGEoluşturulmasıile “Büyük Kürdistan”ın kurulması da engellenebilir…

Böylece toprak bütünlüğümüz korunmuş olur...

Kandil’in son (Karayılan’ın) “Türkiye’yi savaş alanına çevirecekleri” tehdidi, gerçeğin bu şekilde olduğunu göstermektedir…

Bugüne kadar olan tutumlarından anlaşılmaktadır ki, Türkiye’nin bu hamlesinin arkasında; İran, Irak, Suriye, Rusya ve Çin de duracaktır…

Böylece “Levant”  ( https://tr.wikipedia.org/wiki/Levant  ) denen daha büyük projenin de önüne geçilmiş olur

***

Bu noktada dilerseniz savaş uzmanı  NATO’cu olmayan Türk subaylarını dinleyelim.

Onların anlatacakları bilinmeden, bizim anlattıklarımız hem eksik kalacak hem de anlaşılmayacaktır…

BU NEDENLE AŞAĞIDAKİ BAĞLANTIYI AÇIP İZLEMENİZİ ÖNERİYORUM…

http://www.ulusalkanal.com.tr/gundem/emekli-hava-pilot-tumgeneral-beyazit-karatas-tan-onemli-tespit-h65402.html

Görüşünüzün değişeceğine yüzde yüz eminim

Cemil Can