Biz kazanacağız!..
TwitterFacebookGoogleYouTube

HİÇBİR ADIM İÇİN GEÇ DEĞİLDİR!..

ypg-tesrin.1

RUSYA’DAN ÖZÜR DİLEYİP, ŞANGAY İŞBİRLİĞİ ÖRGÜTÜ’NE (ŞİÖ) GİRMEK, HEM ÜLKEMİZİ BÖLÜNMEKTEN KURTARIR, HEM DE EMPERYALİSTLERİN ORTADOĞU’YU YAĞMALAMASINI ÖNLER!..

Terör örgütü PKK’nın Suriye Kolu PYD’nin silahlı kanadı YPG, Türkiye’nin “kırmızı çizgi” olarak ilan ettiği Fırat’ın batısına geçti…

(Bu konu ile ilgili görüntülü haberi aşağıdaki bağlantıdan izleyebilirsiniz…)

Erdoğan şöyle demişti, Davutoğlu böyle demişti, şimdi ne oldu, gibi sorular sorup hükümetin üzerine gitmek (klasik muhalefet yapmak) kimseye hiçbir yarar sağlamaz…

Bugün ülkemiz açısından çok önemli bir tespit yapmak istiyorum:

Biliyorsunuz; Rus uçağının düşürülmesinden sonra, Rusya uzun menzilli füzelerini Suriye’ye yerleştirdi ve Türkiye’nin ikircikli tutumundan yararlanarak Suriye’ye yerleşti

Bu kadarla kalmayıp, uçaklarımızın Suriye üzerinde uçmasına da açıkça yasak koydu…

Daha önce Fırat’ın batısına geçmeye çalışan YPG‘yi iki kez vurmuştuk, şimdi kemküm etmekten başka bir şey yapamıyoruz!…

Çünkü Putin kararlı, Suriye üzerinde uçun da ne olacağını görürsünüz diyerek tehdit etti bizi…

Bu noktada, Türkiye’deki muhalefet anlaşılmaz bir şekilde (biraz da haince) Erdoğan’ı tahrik etmeye devam ve inatçı tutumundan geri adım atmasın diye adeta teşvik ediyor…

AB, ABD (NATO) dahi Türkiye’nin geri adım atmaması konusunda ısrarcı…

Dolduruşa kolay gelen Erdoğan, denebilir ki, tükürdüğünü yalama/yalamama seçenekleri ile karşı karşıya bırakıldı…

BURAYA KADAR ANLATILANLARA İTİRAZI OLACAĞINI SANMAM!

Devam edelim:

Bir uçak düşürme ve ÖZÜR DİLEMEME yüzünden düşürüldüğümüz duruma bakalım:

1.) Hava Kuvvetlerimiz güney sınırlarımızda uçamıyor, 2.) Angajman kurallarımız fiilen işlemez hale geldi, 3.) Kırmızı çizgilerimiz çiğnendi, 4.) Kendi coğrafyamızda yalnız kaldık. Bölge ülkeleri; İran, Irak ve Suriye ile Rusya ortak hareket etmeye başladı, 5.) Dost ve müttefik bildiğimiz NATO ülkeleri de el altından onlarla anlaşmış gibi, 6.) PKK ve Mecliste’ki uzantısı HDP, bu fırsattan yararlanarak; özerklik talebini bir adım daha ileri götürüp, “Bağımsız Kürdistan” kurma hedefini dillendirmeye başladı, 7.) 4 İlimizde PKK’ya karşı operasyonlar devam ediyor ki, buna düşük yoğunluklu savaş diyebiliriz. Sıkıyönetim ilan edilmeden fiilen sıkıyönetim uygulanıyor, 8.) Her gün polis ve askerlerimiz şehit ediliyor..

Kısaca;

TÜRKİYE BÖLÜNMENİN EŞİĞİNE GETİRİLDİ!..

Bizi bu duruma getirenlerin başında, şu anda fiilen uygulanmayan angajman kurallarını Rusya’ya uygulamamızı ISRARLA isteyen NATO gelmektedir… Yani: AB ve ABD’dir…

(Daha sonra da Irak’taki askerlerimize takviye olarak gönderdiğimiz askerlerimizi çekmemizi istediler…)

İkinci sıradaki sorumlular ise, Erdoğan’ı özür dilememe noktasında tutan iç tahrikçilerdir… Bunlar; (Başta Y-CHP, Y-CHP olmak üzere, HDP’nin barajı geçmesi için kampanya yürüten gafiller) sözüm ona AKP hükümetine muhalefet yapma adına, aslında Türkiye’ye düşmanlık yapıyorlar…

AB ve ABD’NİN FIRSAT BULDUĞUNDA ERDOĞAN’I BİR KAŞIK SUDA BOĞACAĞI SIR DEĞİLDİR…

Bunun en açık kanıtı 17 ve 25 Aralık operasyonlarıdır. Bu operasyonları yürüten Fetullahçı Terör Örgütü’nün (FETÖ) arkasında CIA vardı. “Biji Obama”nın bilgisi olmadan Cemaat’in böyle bir girişimde bulunmasını düşünmek bile ahmaklıktır…

Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden sonra, halkın Erdoğan’a sahip çıkması sonunda, ABD mecburen Erdoğan’la işbirliği yapıyor gibi görünmektedir…

Aslında Erdoğan’ın ipini çeken ABD’dir…

Bu defa uyguladığı yöntem; bölgede Türkiye’yi yalnızlaştırmaktır. Rusya ile Türkiye’nin arasını açan ABD, bütün bölge ülkelerini de Rusya’nın yanına itmiştir….

Ne yazık ki, yöneticilerimiz TUZAĞA DÜŞÜRÜLMÜŞTÜR…

Angajman kurallarını koruyalım derken KIRMIZI ÇİZGİLERİMİZİ KAYBETTİK!..

Onun için bu noktadan itibaren görev Türk halkına düşmektedir.

Erdoğan’a çok iyi yapıyorlar diyemeyiz!?..

Çünkü zarar görecek olan Türkiye ve 78 milyon Türk Milletidir…

Dolayısıyla yurtseverlerin öncelikli görevi; Türkiye’nin çıkarlarını korumak olmalıdır…

Bunun için ne gerekiyorsa yapılmalıdır… Başka Türkiye yok!!!

HÜKÜMETİ (VE ERDOĞAN’I) TAHRİK EDEREK DAHA BÜYÜK HATALAR YAPTIRMA YERİNE, İKNA ETMEK İÇİN TOP YEKUN SEFERBERLİK BAŞLATILMALIDIR…

-Önce Rusya’dan özür dilenmesi için ısrarcı olunmalıdır…

(Zaten çeşitli şekillerde dilenmiş olan özür, bu defa usulüne uygun bir şekilde dilenmelidir…)

-Esat düşmanlığından vazgeçilmeli, bu konudaki politika yumuşatılarak, gecikmeden Suriye ile ilişki kurulmalıdır,

-Rusya, Irak, Iran ve Suriye’nin kurduğu blokun içerisine derhal girilmelidir..

-Türkiye’ye zarardan başka hiç bir yararı olmayan NATO’dan çıkılmalı, ülkemizdeki bütün NATO üsleri kapatılmalıdır…

-İlla bir pakt içerisinde yer almamız gerekiyorsa, ülkemizin çıkarlarına uygun düşen Şangay İşbirliği Örgütü’ne tam üyelik için gerekli başvuru resmen yapılmalıdır…

BİR ÖZÜR İLE BAŞLAYACAK OLAN SÜREÇ, ÜLKEMİZİ BÖLÜNMEKTEN KURTARACAĞI GİBİ, ORTADOĞU’NUN DA EMPERYALİSTLER ELİNE GEÇMESİNİ ENGELLEYECEKTİR…

Cemil Can/ 29.12.2015

İşte o görüntüler:

http://haber.sol.org.tr/turkiye/erdogan-ve-davutogluna-bu-goruntuleri-izletmemisler-140914

EN ADİL HAKEM ZAMANDIR!..

tsb

Bazen en iyi hakem zaman oluyor…

Eylül’den bu yana 4 ay bile geçmedi…

Eskilerimiz “Hafıza-i beşer nisyan ile malüldür” derlerdi…

Gerçekten de çok erken unutuyoruz…

Toplumsal hafızamız kuvvetli değil!..

Anımsatalım: Yaklaşık 4 ay önce sanatçılarımız üçe bölünmüştü

Bir kısmı “Barış istiyoruz”,

Bir kısmı “Baş sorumlu Cumhurbaşkanıdır” diyordu…

Haklı çıkan “Mehmetçiğin yanındayız” diyenler oldu…

Aslında barışı istemeyen yoktu, Cumhurbaşkanı da baş sorumluydu!

Bunların hepsi doğruydu…

O gün gözü kapalı üç bildiriye de imza atılabilirdi.

Savunulan fikirler, birlikte harikaydı…

*** *** ***

Arada bir hatalı fikirler de olacak tabi…

Ne demişti atalarımız: “Barikayı hakikat müsademeyi efkardan doğar”

Gerçeğin şimşeği, fikirlerin çatışmasından doğar”

Barış istiyoruz” başlıklı bildiriye imza koyanlar, PKK’ya yönelik operasyonları “Saray Savaşı” olarak nitelendirmişti!

Onlara göre; Erdoğan, AKP’yi yeniden tek başına iktidar yapmak için bu kirli savaşı başlatmıştı!

Çözüm sürecini buzdolabına koyduk” sözü, bu fikrin en açık kanıtı olarak gösteriliyordu…

AKP’nin yeniden ve tek başına iktidara gelmesinden sonra, hükümetin süreci buzdolabından çıkartacağından korkuluyordu…

Bu aşama, olumlu ya da olumsuz bir şey söylemek için erkendir…

Bekleyip görmek en iyisi…

Bazı konulara tedbirli yaklaşmak iyi oluyor.

*** *** ***

1 Kasım’ı çok geçtik…

AKP tek başına iktidara geldi.

HDP de barajı geçti.

HDP’ye baraj atlatarak AKP’yi düşürme planı ise, 1 Kasım’da tutmadı!

Barış İstiyoruz” bildirisine imza atanlara göre, amaç hasıl oldu.

O halde “Saray Savaşı”nın durması gerekiyor!

Ama durmadı, devam ediyor…

Söylendiği gibi, gerçekten Erdoğan’ın savaş çıkarmak amacı; AKP’yi tek başına iktidara getirmek idiyse, “Süreci” dolaptan çıkarması gerekmiyor mu?

Yoksa buna gücü yetmiyor?

*** *** ***

Peki, savaşı başlatan kimdi?

Bu sorunun doğru yanıtını vermeden devam edemeyiz.

22 Temmuz’da “Bugünü unutmayın” demiştik!

Terör örgütü, iki polisimizin uykuda kafasına kurşun sıkmıştı…

Bir gün önce de mayın araması yapan askerimize ateş açıp birini şehit etmişti…

TSK’nın operasyonları ise, 24 Temmuz’da başlatıl

*** *** ***

Eğer, hala bu savaşa “Saray Savaşı” diyorsanız, siz bilirsiniz!

Savaşı başlatanın PKK olduğunu hiçbir şekilde gizleyemezsiniz!..

Bu pencereden bakmaya devam ederseniz; PKK’ya “Saray’ın PKK’sı” diyebilirsiniz…

Acaba öyle mi?

ABD’nin “Kara gücü”, Saray’a ait olabilir mi?

Hani “leb” demeden leblebiyi bilebilirdiniz…

*** *** ***

Buna rağmen tekrar etmek istiyorum:

Seçim bitti!..

AKP, yeniden ve tek başına iktidara geldi!

Saray Savaşı”nın durması gerekmiyor mu?

Ne oldu şimdi?!

Gelişmeler tam aksi istikamette, operasyonlar tüm şiddeti ile devam ediyor…

Acaba neden?

*** *** ***

PKK, ateşkes istiyor…

Masaya oturmaya dünden razı!..

Bir gün Amerika’dan, bir gün Rusya’dan haber gönderiliyor…

PKK’yı “kara gücü” olarak kullanan emperyalistler, fena halde telaşlı…

Açılım”a dönelim diye neredeyse yalvarıyorlar!..

Onlara ne oluyor acaba, hiç düşündünüz mü?

Buradan bakıldığında; yaşananlara “Saray Savaşı” demek yerine, “Vatan Savaşı” demek daha isabetli değil mi?

Dürüstçe hakkı hamiline teslim edelim…

*** *** ***

Sanatçılar Girişimi”: “Baş sorumlu Cumhurbaşkanıdır”;

Bağımsız Sanatçılar İnisiyatifi”: “Savaşın hükmünü sürdürmek isteyenlere itirazımız var”, “Çok şey değil, ihtiyacımız olan, barışı istiyoruz” diyordu…

Türkiye Sanatçılar Birliği” bildirisine imza atanlar ise: “Türk Silahlı Kuvvetlerimizin başlatmış olduğu vatan mücadelesinde, biz sanatçı ve aydınlar, Mehmetçiğimizin yanında olduğumuzu belirtmek isteriz” demişlerdi…

Demek ki, bu son grubun haber alma kaynakları daha güçlü, analiz yetenekleri de diğerlerinden çok üstün!…

Kıskançlık göstermeden kabul etmek gerekiyor…

*** *** ***

Gelinen bu aşamada; “Sanatçılar Girişimi” ile “Bağımsız Sanatçı İnisiyatifi”nin şapkalarını önlerine koyup, yeni bir değerlendirme yapmaları şart oldu…

Buna şiddetle ihtiyaçları var!

Şu kadarını da söyleyeyim ki: Kimsenin, bir diğerinden özür dilemesi gerekmiyor!

Kimseye kötü niyetlisin denmiyor…

Her üç bildiriye imza atanların, yurtseverliğinden en ufak bir kuşku duyulmuyor…

Bugün itibariyle, tüm aydınların birlikte hareket etmesi çok çok önemli…

Düşman dört taraftımızdan saldırıyor…

*** *** ***

Unutanlar için 4 ay önce ortalıkta dolaşan bildirileri bulup getirdim.(*)

Verilen bağlantıdan üçüne de ulaşmak mümkün…

Üçü de anlaşılır dille yazılmış…

Anlayacağız!

Yeter ki, hendeğin Türkiye tarafında duralım!..

Cemil Can

(*) http://odatv.com/sanatcilardan-itiraz-1109151200.html

 

“TARAFSIZ” KEMAL VE “Y-CHP BAKANLIĞI”!..

akin_akin_gocuyorlar_1

Anadolu Ajansı’nın güvenilir kaynaklardan aldığı haberi okuyorum:

”Artık anlaşılmıştır ki halk yanımızda yer almıyor, desteği bize değil askere veriyor. Acımayın, aldanmayın, akıllı hareket edin ve ayırım yapmayın. Evleri, okulları, hastaneleri yerle bir edin. Ambulansları hareket ettirmeyin, hedef alın vurun.”

Emri, PKK‘nın Kandil’deki yöneticisi Murat Karayılan verdi…

Telsiz konuşmalarından anlaşıldığına göre, Karayılan, militanlarına köpek ölüsü kadar değer vermiyor.

Sövüyor, küfrediyor, orada ölün de bari bir b.ka yarayın gibi kaldırım düzeyinde sözler ediyor…

Geçen haftalarda; PKK‘nın Meclis’teki sözcüsü HDP’nin Grup Başkanvekili İdris Balüken, PKK’nın elinde 15 civarında güvenlik ve kamu görevlisinin rehin tutulduğunu söyleyerek, AKP hükümetini, duyarsızlıkla ve “yaşam hakkı”na saygı göstermemekle suçlamıştı…

“Yaşam hakkı”na saygıyı en son ağzına alacak olan PKK yöneticileri ile militanları arasında 15, 16 ve 17 Aralık günleri, Cizre ve Silopi’deki operasyonlar devam ederken geçen konuşmaları, mutlaka okumak gerekiyor… (1)

Güvenlik güçleri PKK’ya ağır kayıplar verdirdi…

4 günün bilançosu 110 ölüdür…

* * *

Genelkurmay Başkanı Org. Hulusi Akar, Cizre’de şehit edilen J.Uzm.Çvş Serkan Has‘ın cenaze törenine katıldı…

Akar’a kuvvet komutanları da eşlik ettiler.

Kürt halkı, doğup büyüdüğü bu topraklardan göç etmeye başladı…

Ama gidiş yönü Barzanistan’a doğru değil…

Belli ki, Kürt halkı güvenli gördüğü Batı’ya yerleşmek istiyor…

Apar-topar ABD’ye giden Selahattin Demirtaş, döner dönmez Kandil’e geçti…

Ağzından “özerklik” ve “öz yönetim” sözcüklerini düşürmüyor…

Anlaşılıyor ki ABD, “karagücü” PKK/PYD‘ye, elden tebliğ edilecek talimatları, Selahattin ile gönderdi…

* * *

Eş Başkan, adeta burnundan soluyor:

“Bize tankın namlusunu gösterip geri adım attıracaklarını sanıyorlarsa, biz ölüm korkusunu çoktan aştık. Gençler hendek kazıp, barikat kuruyormuş… Silip süpürme operasyonuymuş! Siz kimsiniz ya? Siz ancak bu toprakların kanalizasyonunu temizlersiniz!” diyor…

Kabul etmek gerekir, Demirtaş’ın benzetmesi hiç de fena değil…

Dört dörtlük isabet kaydetti ve hedefi 12‘den vurdu…

Gerçekten de Cizre ve Silopi’de kanalizasyon temizliği yapılıyor…

Türkiye’nin bağırsakları iyice temizlenecek!..

Başka yolu yok…

* * *

Dersimli Kemal ise, Cizre ve Silopi’de yaşanan olaylarla ilgili; “taraf olmadıklarını” açıkladı… (2)

Barajı atlasın diye HDP’ye oy veren aymazların hangi “taraf”ta olduğu tam bilinmiyor!..

Tarafsız Kemal”in işaret ederek milletvekili seçtirdiği bir bayan milletvekili ise, fırsat bu fırsattır diyerek, TBMM’nin duvarındaki Atatürk posterini indirmeye kalkışmış!..

Bu defaki tanıklar çok sağlam: Aylin Nazlıaka ile Bülent Kuşoğlu’dur…

İkisi de “Tarafsız Kemal”in vazgeçilmezi, ikisi de iki dönem Y- CHP’den milletvekilidir… (3)

“Tıpış tıpış” oy verdiğimiz bazı Y-CHP milletvekilleri; “Yeni şeyler söylemek lazım” diyerek, Gazi Meclis’ten Atatürk’ün posterini indirdiler!..

Haddini bilmezliğe ve cesarete bakar mısınız!

Bir de şöyle düşünün; bu dönemde ya “tıpış tıpış” oy verdiğimiz Ekmeleddin Cumhurbaşkanı olsaydı…

Yarın seçim olsun, yemin ederim “tıpış tıpış” yine bu hainlere oy vereceğiz!..

Öğrenilmiş çaresizlik(4) böyle bir şeydir…

* * *

Hakkıyla NOBEL ödülünü alan ilk Türk bilim adamı olan Prof.Dr. Aziz Sancar‘ın önünde saygıyla eğiliyorum…

Anıtkabir’de Ulu Önder’in manevi huzurunda saygıyla eğilmesini de çok önemsiyorum…

Anıtkabir’de sergilenmesi için ödülünü Genelkurmay’a teslim etmesi ise, ayrıca duygulandırdı beni…

Y-CHP’nin Tanıtım ve Propagandadan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Prof. Mehmet Bekaroğlu: ”Ödülü Genelkurmay’a götürmesine şaşırdık” buyurmuş…

Güya o da profesör!..

Biz de onun Atatürk’ün partisinde; kadın kontenjanından parti meclisine seçtirilmesine şaşırmıştık…

Ama yine de Dersimli Kemal’in bir bildiği vardır diye düşündük!

Bildiği buymuş meğer…

Kurultay delegelerinin iradesine verdiği değeri göstermesi bakımından bu olay çok önemlidir.

Unutmayacağız, unutturmayacağız…

* * *

Prof. Sancar, aldığı ödül için “Bu, Atatürk’ün ve Cumhuriyet’in madalyasıdır” demiş…

Milli onurumuz olan Sancar’ın bu hareketi, bir de ÖDP‘ye yakınlığı ile bilinen Birgün gazetesini incitmiş…

Birgün‘ün açıklaması tamamen gerçeği saptırma üzerinedir:

Haberi “Ülkü Ocakları ile görüştükten sonra Kaçak Saray’a giden Aziz Sancar Nobel’i TSK‘ya verdi” şeklinde verdiler… (5)

Anıtkabir’den sorumlu kurumun Genelkurmay Başkanlığı olduğunu bilmeyen bu şaşkın herifler, geçen seçimlerde de HDP’ye barajı atlatmak için oy verme aymazlığını da göstermişlerdi…

* * *

Uçak krizi, Musul’a asker gönderilmesi, Diyarbakır’daki operasyonlar ve 17/25 Aralık Soruşturmaları karşısında, Y-CHP’nin görüşleri açıklandı…

Genel Sekreter Gürsel Tekin, “Açılım”da olduğu gibi, bu konularda da Y-CHP’nin daha aktif rol almasını istiyor…

Tekin, bunun için adeta hükümete yalvarıyor…(6)

Y-CHP adına yapılmış bu konuşmalarını dinledikten sonra, inanın yerin dibine girdim.

İyi ki, Davutoğlu’nun aklına Y-CHP’yi Başbakanlığa bağlı sıradan bir “bakanlık” haline getirmek gelmiyor!

“Yok daha neler” demeyin!..

Dersimli ve arkadaşlarının buna itiraz edeceğini hiç sanmıyorum.

Y-CHP Bakanlığı”nın kurulması ile iktidarının sürekliliğini, Dersimli ve arkadaşları da koltuklarını garanti altına alabilirler…

Y-CHP yöneticileri, altlarından koltuk gitmesin diye her şeyi yapmaya hazırdırlar…

Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1) http://www.internethaber.com/murat-karayilanin-telsiz-konusmalari-ortaya-cikti-1496129h.htm

(2) http://www.aydinlikgazete.com/politika/chp-diyarbakirda-taraf-degilmis-h80618.html

(3) http://www.sozcu.com.tr/2015/yazarlar/rahmi-turan/ataturkun-partisini-karistiran-haber-1010527/

(4) https://tr.wikipedia.org/wiki/%C3%96%C4%9Frenilmi%C5%9F_%C3%A7aresizlik

(5) http://www.aydinlikgazete.com/turkiye/nobeli-size-mi-teslim-etseydi-h80565.html

(6) http://tv.cnnturk.com/neoluyor

“İHANET ÖDÜLÜ”NÜN YENİ SAHİPLERİ!..

Homs-humus

ABD yönetimindeki koalisyon uçakları Deyr ez Zor’daki Suriye kuvvetlerine ait kamvurdu:

4 jetle kampa 8 füze attılar.

3 asker öldü, 13′ü yaralandı…

ABD Koalisyon sözcüsü Steve Warren, Deyr ez Zor’un 55 km uzağındaki bir yeri vurduklarını söyledi.

Olay üzerine Suriye, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreterliği ve Güvenlik Konseyi’ne 2 şikayet mektubu gönderdi…

IŞİD’i yok etme bahanesi ile Suriye’ye gelen emperyalistler, gerçek hedeflerinin Esat olduğunu uygulamalı olarak gösterdiler…

Sırtlanlar, Ortadoğu’nun enerji kaynaklarını yağmalamadan duracak değiller…

Barzani denetiminde bulunan Musul’un Başika bölgesindeki üsse, 4 Aralık’ta yaptığımız asker ve tank sevkiyatını Bağdat yönetimi BM gündemine taşıdı.

Konseyden Türk askerlerinin Irak topraklarından çekilmesi ve bir daha Irak topraklarını ihlal etmemesi için Türkiye’den talepte bulunulması istediler…

ABD’nin BM Daimi Temsilcisi Samantha Power, Irak hükümetinin oluru olmadan her türlü askeri görevlendirmeye karşı olduklarını ifade ederek, Irak’ın mektubunu üye devletlere dağıtacaklarını söyledi…

Anlayacağınız Türkiye’nin Musul hamlesini destekleyen yok!

BM’in veto hakkı bulunan 5 daimi üyesinden (ABD, Çin, Rusya, İngiltere ve Fransa) hiçbiri Türkiye’nin yanında değil!

Değerli yalnızlık” dedikleri bu olsa gerek…

Erdoğan’ın Suriye’deki Esat rejimini yıkma çabaları, merkezi hükümetin onayını almadan Barzani yönetimi ile petrol anlaşmaları yapması, Musul’a asker göndermesi yakın gelecekte başına uluslararası çapta iş açabilir…

Dünya barışı ve güvenliğini korumak için kurulan BM öncülüğünde, uluslararası ilişkilerde kuvvet kullanılmasını yasaklayan ilk anlaşma olan Birleşmiş Milletler Anlaşmasını imzalanmıştır.

BM’nin yargı organı, 15 yargıçtan oluşan Lahey’deki Uluslararası Adalet Divanı‘dır.

Üye ülkeler, istedikleri davayı Adalet Divanı’na götürebiliyorlar…

Bu bilgiler ışığında, Erdoğan’ın ciddi tehdit altında olduğunu söyleyebiliriz.

Rus uçağını düşürmekle, içerisine itildiğimiz yalnızlığı da hesaba katarsak, AKP hükümetinin taviz üzerine taviz vereceği belli olmuştur

Bütün bu olumsuzlukların yanına, muhalefetin negatif etkisini de koyduğumuzda, Türkiye’ye çıkartılacak faturanın daha da ağırlaşacağı anlaşılıyor…

Bu noktada, Devlet aklının süratle devreye sokulması gerekir.

Böyle bir girişim, hükümeti yönetenlerin akılsızlığını vurgulayacağından, bu aşamada kimse buna yanaşamıyor!?

***

HDP Grup Başkanvekili İdris Balüken, 15 civarında polis, asker ve kamu görevlisinin PKK‘nınelinde olduğunu iddia ederek, Davutoğlu’na şu soruyu yöneltti:”İnsan hakları örgütleri ve aileler çatışmaların durması ve alıkonulanların siyasi iletişim yoluyla ailelerine teslim edilmesi ile ilgili çağrılara olumlu cevap vermemenizin gerekçesi nedir? Yaşatmayı esas almayan bu olumsuz tavrınızın izahı var mı?”

Belli ki, son operasyonlarla iyice köşeye sıkıştırılmış olan PKK, Devletle yeniden “siyasi iletişim” kurabilmenin yollarını arıyor…

Durumdan vazife çıkartmaya pek hevesli olan Y-CHP yönetimi ise, kurultay telaşı ile devreye giremiyor.

Bu yüzden, ABD Büyükelçisi John Bass ile İstanbul Başkonsolosu Charles Hunter, CHP Genel Merkezinde Dersimli Kemal’i ziyaret ettiler…

Güya yeni anayasayı konuştular!..

Gerçekte Obama’nın talimatlarını tebliğ ettiler…

Türkiye ateş çemberinin içerisinde, muhalefetin halk gözündeki itibarı yerlerde sürünüyor, ABD, yeni anayasa yaptırmak derdinde…

Belki, zamanlamaları son derece mükemmeldir de biz anlamıyoruz…

Dersimli ve arkadaşlarının böyle sıkışık anlarda koltuklarını sağlamlaştırmak için veremeyeceği hiçbir ödün yoktur!

Her şeyi satabilirler…

***

Rusya Başbakanı Dimitri Medvedev, “Uçağımızın düşürülmesinden sonra Türkiye’ye savaş ilan edebilirdik” dedi.

Durum o kadar ciddidir yani…

Karadeniz’de; Rusya karşısında mevzi elde etmek isteyen ABD’nin baskılarına direnemiyoruz.

Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile Karadeniz’de sağlanan denge, Gürcistan krizi sırasında ABD tarafından bayağı zorlanmış ama sonuç alınamadı...

Görünüşe bakılırsa şimdi, Türkiye ABD’ye istediği fırsatı verecek gibidir…

ABD uçak gemilerinin Karadeniz’e çıkmasından sonra, doğal olarak Rusya da karşı önlemini alacak: Suriye sınırında olduğu gibi, bu defa da Karadeniz’de Türk savaş uçakları uçamaz hale getirilecektir…

Rus uçağını düşürmekle ayıyı dansa kaldırmayacaktık…

Bakalım kocaoğlan ne zaman yerine oturacak!

***

Beşiktaş Belediyesi Başkanı Murat Hazinedar‘ın, desteklediği listeye oy vermeyen CHP’lilerin iş yerlerini yıkacak kadar gözü karardı.

Kılıçdaroğlu’nun desteğini arkasına alan reis hakkındaki yolsuzluk dosyaları, genel merkezde sümen altındadır…

Siyaseten o kadar güçlüdür!..

Belediye Meclis Üyeliğine seçtirdiği arkadaşı Ali Bağdatlı, mal varlığındaki olağan dışı artışı; “taşıyıcı anneyim” diye izah ediyor…

Kimin çocuğunu taşıdığı bellidir!

Sosyetenin vazgeçilmezi, 3 bin 700 m2 üzerinde kurulu, 10 milyon dolar değerindeki gece kulübünün yüzde 50 ortağı olduğu iddia ediliyor…

Mustafa Sarıgül’ün avukatı iken, adı birden Beşiktaş Belediye Başkanı adayları arasında geçen Av. Murat Hazinedar, Dersimli Kemal’in vazgeçilmez prenslerindendir

Sarıgül, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı adaylığını kabul etmesi karşılığında, aralarında Beşiktaş Belediyesi’nin de bulunduğu 4 ilçe belediye başkanını aday gösterme hakkını elde etmişti…

Bizimkilere sorsanız; “ön seçim yaptık” derler

Buna inanacak kadar da saftırlar!

İşte bu alış-verişle, Mustafa Sarıgül’den kurtulan Dersimli, genel başkanlık koltuğunu da ona sigorta ettirmişti…

Eski CHP Milletvekili Hüseyin Aygün; Hayri İnönü-Emir Sarıgül kavgasında, Kılıçdaroğlu’nu eleştirerek:”Eee, sen İstanbul belediye başkanlıklarını bir kişinin aile şirketi olarak dağıtırsan olacağı budur. Halka ve emeğe değil, sermayeye yüzünü dönersen sonuç budur. Siyasette ‘Beykoz Konakları’nda karar alırsan, Sarıyer’de ‘Zekeriyaköy Villaları’na işte böyle mahkum olursun” demişti…

Bütün parti sırları bu cümlelerin içerisinde saklıdır!

İşte böyle: Dersimli Kemal, bir kez daha böyle iğrenç akçalı ilişkilerden yararlanarak, genel başkanlık koltuğunu kapmaya çalışacak!..

***

Gazeteler yazdı: KPSS iddianamesi hazır…

Nihayet Cemaat yapılanmasının, CIA ve MOSSAD tarafından yönlendirildiği mahkeme kayıtlarına girdi.

İddianamede “üniversiteler imamı”nın gizli servislerle bağlarına vurgu yapıldı.

Silahlı terör örgütü olduğu belirtilen Cemaat’e, Dersimli Kemal ve arkadaşları bundan böyle sahip çıkamayacak!..

Aksi halde, “örgüt propagandası yapmak” ve “örgüte yardım ve yataklık” suçunu işlemiş olacaklar…

İddianame hazırlanmadan işleri kolaydı; Cemaat’e yapılan operasyonlara, “basın özgürlüğü” ve “halkın haber alma hakkı” çerçevesinde göğüslerini siper ediyorlardı

Şimdi pabuç pahalı!

Ergenekon davaları kapsamında; Aydınlık ve Oda TV yazarları ile Mustafa Balbay‘ın haksız yere tutuklanması karşısında, “yargılamaların sonucunu beklemek lazım” diyerek, pişkinlik yapan bu aymazlar mangası, bugün terör örgütlerini savunuyor!..

Buradan da bellidir; Dersimli Kemal bir projenin adamıdır!

Görevi:Türkiye’nin Cumhuriyet’e bağlı dinamik güçlerini oyalamak, AKP’nin karşı devrimi tamamlaması için Erdoğan’ın iktidarda kalmasını sağlamaktır

Aslında Devlet Bahçeli ile aynı görevi yerine getirmektedir…

Bu iki elemanın rütbeleri de aynıdır…

Bahçeli, hükümetin başı her sıkıştığında ona can simidi atmakla görevlendirilmiştir

Dersimli ise, hükümete zarar verecek ve karşı devrimi yavaşlatacak hamleleri bloke etmektedir…

Buna rağmen, “ihanet ödülü” verilecekse, ikisi arasında paylaştırılmasına razı değilimi. Ödülü en çok hak eden Dersimliye vermek daha adil olur…

Çünkü o, Alevileri ve Cumhuriyete sıkı sıkıya bağlı diğer grupları edilgen halde tutmakla, çok daha önemli ve zor bir işi başarmıştır!

Bu nedenle de ödül, Dersimlinin hakkıdır…

Sözünü tutmayan, sıkça yalana başvuran, CHP tabanına saygı duymayan, dürüstlük cilası ile parlatılmış ve doğruluktan ayrılmış bu zavallıyı, “yol düşkünü” ilan edenler, yerden göğe kadar haklıdır…

Cemil Can

BİLAL’İN BİRLİĞİNDE SAVAŞACAĞIM!

rus_savas_gemisi_a_1

IŞİD kontrolündeki Musul’a, 30 km uzaklıkta bulunan Beşika bölgesine gönderdiğimiz asker sayısının artırılması ve 25 tank gönderilmesi üzerine, Irak hükümetinden tepki geldi…

Türk halkı Irak’ta Peşmerge ile IŞİD’a karşı savaşan grupları TSK’nın eğittiğini bu tepkiden sonra öğrendi…

Irak Başbakanı Haydar El Ibadi, “Türk askerlerinin Musul’daki yetkisiz varlığı Irak’ın egemenliğinin ciddi bir ihlalidir” dedi…

Irak’a asker göndermek için Merkezi Irak Hükümeti yerine, Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi ile mutabakata varmışız!

İyi mi?

AKP hükümetleri, 2 yıldır Peşmerge’ye ve IŞİD karşıtı gruplara eğitim veriyormuş…

Onu da yeni öğrendik…

Bildiğimiz kadarıyla PKK da IŞİD karşıtıdır!

Irak’ın kuzeyinde 4 ayrı bölgede, TSK’nın eğitim verdiği gruplar arasında PKK var mı onu bilmiyoruz!

Kuzey Irak’ta PKK’lıların “Peşmerge” adıyla eğitilmesi skandal olur…

Türk halkı böyle bir habere asla hazır değildir…

Irak’ta eğit, Türkiye’de savaş, olacak iş mi!?

Cemil Bayık, Alman Bild am Sonntag gazetesinin, “Suriye’nin kuzeyindeki Kürtler ABD’den silah aldı. Kuzey Irak’taki Peşmerge ise Almanya tarafından silahlandırılıyor ve eğitiliyor. Ya PKK?” şeklindeki sorusuna: “Şayet Batı bize silah verecek olursa daha iyi savaşırız” yanıtını verdi…

Vekaleten savaşlar dönemi başlıyor…

Bayık’ın açıklamasından anlaşılıyor ki, Peşmerge’yi Almanya silahlandırıyor, birlikte eğitiyoruz…

Peşmerge’yi neden eğitiyor acaba?

Kerkük ve Musul’dan Türkleri kovsunlar diye olamaz herhalde!..

Bağımsız Kürdistan”ı kurup, Türkiye’yi parçalasınlar diye olabilir mi?..

Belki!?

***

Üçüncü sayfalardan verilen cinayet haberleri, daha çok önemseniyor gibi…

Şehit haberleri gazetelerde bile yer alamıyor!

PKK, hendek kazmaya ve Güney Doğu’da güvenlik kuvvetlerimize saldırmaya aralıksız devam ediyor…

Diyarbakır Baro Başkanını bile sokak ortasında vurdular…

PKK için “terör örgütü değildir” demişti…

Olaydan sonra soruşturmayı yürüten savcılara bile üç kez ateş açtılar…

Belli ki, kanıtların toplanmasını istemiyorlar…

Dersimli Kemal’in arkadaşları, son olarak Cizre’de 3 askerimizi, Sur’da 1 polisimizi şehit ettiler…

Rica edelim de arkadaşlarına söylesin, askerlerimize bir daha ateş etmesinler!

Onların evde bekleyen bebeleri var!

Anaları ve eşleri ağlayınca, Türkiye’nin yüreğini dağlıyorlar…

Hani bir zamanlar “analar ağlamasın” diye “açılım”a açık çek veriyordu ya…

O kadarına hakkı olmalı…

***

1 Aralık günü Sur ilçesinde; polisin arama noktasına yanaşan bir kadın, soğukkanlı bir şekilde çantasını açıp, içerisinden çıkarttığı silahla polise ateş etti.

Sonra da etraftaki diğer polislere…

Kaçarken vuruldu tabi…

MOBESE kameraları, olayı saniye saniye kayıt altına aldılar…

PKK yandaşı ajanslar, haberi şu şekilde verdiler: “Polis halkı taradı, bir kadın öldü. Kadının yanına silah bıraktılar.”

Dersimli Kemal arkadaşlarına kefil mi hala!

Hiç sanmam…

Video kayıtları ortada iken, bu kadar büyük yalan ve iftiraya ne gerek var?

***

Cumhurbaşkanı RTE’nin “Türk akımı, taleplerimizin karşılanmaması sebebiyle bir süredir tarafımızdan rafa kaldırılmış bir projedir” dedi…

İnandırıcılığı olamaz tabi…

ABD’nin bu proje yüzünden Erdoğan’ı çizdiği Avrupa’da defalarca yazılıp çizildi…

G-20 toplantısından iki önce, Çin’de kalan uzun menzilli hava savunma sistemleri ile ilgili ihale, acaba neden iptal edildi?

“Türkiye’nin kendisini kendi imkanları ile koruma-savunma zorunluluğu” yerden göğe kadar haklı, lakin inandırıcı değil…

Nihai hedefimiz öyle olsa da, bu aşamada Çin’de kalan ihalenin iptali, belli ki ABD baskısı yüzündendir!

Baskı o kadar ağır ki;

17/25 Aralık operasyonlarından sonra, Şangay İşbirliği Örgütü’ne yanaşan Türkiye, geri vitese taktı ve tehlikeli bir şekilde ABD’nin etkisine girdi…

Hizaya sokulduk da denebilir!..

Hangi tehditler Erdoğan’ı Obama’ya mecbur hale getirmiştir acaba?

Bu soruların yanıtlarını bulmadan, etrafımızda neler olup bittiğini kavramak kolay olmayacaktır…

***

Putin, G-20 toplantısında IŞİD’den kaçak petrol alanlar aramızdadır demişti…

Rus uçağının vurulmasından sonra, diplomatik dili bir kenara bıraktı.

“Dünya lideri”ne laf yetiştiriyor!..

Uydu fotoğraflarını gösterdi.

Erdoğan’ı ve ailesini açıkça suçladı…

Rusya’dan sonra, İran da Türkiye ile IŞİD arasındaki petrol ticaretine dair ellerinde kanıtlar olduğunu iddia etti…

Kemal Kılıçdaroğlu ile Devlet Bahçeli, uçak krizinde hükümete destek verince, Putin bir dünya lideri gibi değil, Türkiye’nin anamuhalefet partisi lideri gibi konuşmaya başladı…

***

ABD Hazine Müsteşarı Kohen; “IŞİD petrolü Barzani’ye satıyor, oradan da Türkiye’ye satılıyor” dedi..

Kerry, Türkiye’den ve Barzani yönetiminden bu satışların önlenmesini istedi…

Barzani Yönetimi’nin Doğal kaynaklar Bakanı Şerko Cevdet: “O tankerler bizimdir” dedi…

Son olarak Rusya, “ABD, petrol kaçakçılığına göz yumuyor” dedi…

“Kriz kahini” olarak tanınan ünlü iktisat profesörü Roubini’ye göre, Ortadoğu ve Kuzey Afrika’daki istikrarsızlık, dünyayı tehdit eder hale geldiği için “üçüncü dünya savaşı” kaçınılmaz hale gelmiştir…

Bu sıralar, Akdeniz’de sular iyice ısındı.

Rus savaş gemisi boğazlardan geçerken, omuzdan havaya atılan füze ile güvertede duran asker dikkat çekti…(*)

12 devletin savaş gemileri, aç kurtlar gibi etrafımızda dolanıyorlar…

Neyse ki, 64 savaş gemisinden 34‘ü bizim…

Ben seçimimi yaptım: Mümkün olursa “Bilal’in birliği”nde savaşa katılacağım!

Cemil Can

(*) http://www.hurriyet.com.tr/istanbul-bogazini-gecen-rus-savas-gemisinde-fuzeli-asker-40023448