Biz kazanacağız!..
TwitterFacebookGoogleYouTube

“BİLMİYORDUM” MAZERETİ KALMADI!..

paralel_1_2

AKP’nin Paralel Yapı, cemaatlerin Cemaat, muhaliflerin “F Tipi”, kendilerinin Hizmet Hareketi,

yargı organlarının ise Fetullahçı Terör Örgütü olarak adlandırdığı örgütlenme;

23 Şubat 2016 günü bir hukuk metninde faaliyetleri esas alınarak tarif edilmiştir:

yargı içinde geçmişte doğrudan bilinmeyen,

ancak;

sistemli bir şekilde örgütlenen,

kamuoyunda;

Paralel Yapı,

Cemaat,

veya

Fetullahçı Terör Örgütü gibi isimlerle anılan bir oluşumun tahakkümü altına girdiği,

kendilerinden olmayan herkesi herhangi bir şekilde, (Müfettiş raporları, sahte isimli ihbarlar, nereden geldiği belli olmayan bilgi notları gibi…) bertaraf etmeye matuf davranışlar içerisine girildiği,

aynı örgütlenmenin özellikle 1980 yılının ikinci yarısından başlamak üzere;

sistemli bir şekilde; emniyet teşkilatı mülki idare amirliği

ve

Türk Silahlı Kuvvetlerinde de yapıldığı,

belli bir güce eriştikleri varsayımıyla devlet içinde kendilerine uygun bir düzen kurmak amacıyla;

organize bir şekilde hareket edip, tümüyle devleti yönetmeye kalkıştıkları,

özellikle;

Türk Silahlı Kuvvetleri içinde, çoğunluğu kurmay subay ve general olan personelin,

başka yerlerde yapılmış sahte ihbar mektupları ile yine kendilerinin dijital ortamda kurguladıkları delilleri sistemli bir şekilde kullandıkları,

ordu mensubu genç teğmenlerin cep telefonlarına yüzlerce sayılabilecek kumpas niteliğinde amaca yönelik aleyhte kullanılabilecek mesajlar gönderdikleri,

ve

bunun ortaya çıkması sonucu sehven yapıldığı gibi gerekçelerle geçiştirildiği,

keza;

Balyoz ve Ergenekon davalarında görüldüğü gibi;

netice alma amaçlı olarak sanıklar tarafından gömüldüğü intibaını yaratarak, bir kısım silahların bir yerlere gömülüp, güya bulunmuş gibi işlem yapıp tutanaklar tutulduğu,

delillendirme çabaları içinde kullanılan bilgisayarlardan kendilerinden olmayan kişilere ait isimleri geçen belgeleri, yine kendilerinden ve kendilerine yakın subay, astsubay ve personel vasıtasıyla, bir yerlere koyup delil bulduk şeklinde kumpaslara girdikleri,

kendilerinden olmayanları bertaraf edip, kendilerinden olanların önünü açmaya yönelik hareket içinde bulundukları, bu hususun DEVLET TARAFINDAN FARKEDİLMESİ üzerine;

bu yapı ile, sistemli bir mücadeleye girişildiği de toplumun, kamunun ve yargının malumları olan husustur…” (1)

Kısaca FETÖ de denilen Fetullahçı Terör Örgütünü, İzmir 11. Ağır Ceza Mahkemesi hükmünün gerekçesinde tanımlamıştır.

Yukarıdaki ifadelerde bana ait bir tek sözcük yoktur.

Kolay okunması için bazı cümleleri ayrı satırlara yazdım.

Alıntı olan metin, Emniyet teşkilatını tamamen ele geçirmek amacıyla, masa başında yazılan senaryolara, sahte kanıtlar üreterek, özel görevli ağır ceza mahkemesinde açılmış ve mahkumiyetle sonuçlanmış bir davanın,(2) Yargıtay 16. Ceza Dairesinde bozulmasından sonra verilmiş beraat kararının gerekçesinden alıntıdır. (3)

Emniyet teşkilatında üst düzey görevlerde bulunan başarılı emniyet müdürleri Mustafa Gülcü ile Celal Uzunkaya hakkında açılmış olan davanın, beraatle sonuçlanması, bir dönemin kapandığının en önemli kanıtıdır…

Emniyette üst düzey görevlerde bulunan ve kumpaslarla hedef alınan diğer emniyet müdürleri; Emin Arslan, Sabri Uzun ve Hanefi Avcı, bu karardan habersiz olarak “Devleti Tehdit Eden Terör Yapılanmaları” panelinde benzer tespitleri yapmışlardır… (4)

Hiçbir tereddüt göstermeden rahatlıkla diyebiliriz ki; İzmir 11. Ağır Ceza Mahkemesinin kararı, aynı zamanda, “Hizmet Hareketi”nin bir terör örgütü olduğunun en çarpıcı kanıtıdır…

Bu örgütün finans kuruluşları ile propagandasını yapan kurum ve kuruluşlarına karşı yapılacak operasyonları, hukuka aykırı eylemlermiş gibi göstererek destek vermek, terör örgütüne destek vermek ve terör örgütünü iyi göstermek anlamına geleceğine kuşku yoktur.

Dolayısıyla bundan böyle, “F Tipi”ne karşı yapılacak operasyonlara, temel hak ve özgürlükleri savunma bahanesi ile kol kanat gerenler, bu örgüte bilerek ve isteyerekyardım ve yataklık” suçunu işleyecekler ve suçu ve suçluyu övmekle rahatlıkla suçlanabileceklerdir.

Asıl önemlisi ise bundan böyle, “bilmiyordum” mazeretinin arkasına saklanma olanağının, ortadan kalkmış olmasıdır…

FETÖ’nü savunanlar için “Aldatıldım” savunması da geçerli olamayacaktır tabi.

Zira ortada, kapı gibi mahkeme kararı bulunmaktadır…

Cemil Can

 

DİPNOTLAR:

(1) İzmir 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 23.02.2016 tarih ve 2016/69 Yeni Esas numaralı kararı.

(2) İzmir 10 Ağır Ceza Mahkemesinin 11.04. 2013 tarih ve 2010/78 E, 2013/54 K sayılı kararı.

(3) Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nin 28.12.2015 tarih ve E:2015/185, K:2015/5279 sayılı kararı.

(4)http://www.ulusalkanal.com.tr/gundem/emin-arslan-sabri-uzun-ve-hanefi-avci-f-tipi-orgutu-anlatti-h93072.html

 

 

 

 

 

 

 

SUUDİ AMERİKA!..

suudi

 

Sözcü’den Necati Doğru 5 yılın korkunç bilançosunu yazdı:

 

Bu süre içerisinde Suriye’de 271 bin 138 kişi ölmüş.

 

Ölenlerin 13 bin 500′ü çocuk, 8 bin 760′ı kadınmış…

 

Beşar Esat’ın 97 bin 842 asker kaybı var.

 

Hükümet bugüne kadar 46 bin 452 isyancı, 44 bin 254 İslamcı militan öldürmüş…

 

Yaralıların sayısı; 1 milyon 500 bin, sakat kalanlar ise 660 bini bulmuş.

 

14 milyon Suriyeli evini ve topraklarını terk etmiş.

 

4 milyon 718 bin 230 mültecinin, 2 milyon 620 bin 553‘ü Türkiye’de.

 

Bunların bize sadece parasal maliyeti 10 milyar doları buldu.

 

Bu rakamı bölün 78 milyona, bakın adam başına ne düşüyor.

 

Dolayısıyla kimse hükümetin Suriye politikası beni ilgilendirmiyor diyemez.

 

Avrupa ülkelerine geçmeye çalışırken Ege Denizi’nde binlerce çocuk boğulup ölmüş.

 

Bütün bunlar ABD’nin Suriye’ye “demokrasi getirmesi” için oluyor!

 

ABD’nin başlıca derdi, olmayan ülkelere demokrasiyi getirmekmiş!

 

Ölen ve sürgüne gönderilen milyonlarca insan için bu sözler ne ifade eder bilmiyorum!

 

Gazete haberlerine göre, Suudilerin bombardıman uçakları İncirlik’e gelmiş…

 

Kimilerine göre, Rusya’nın savaş uçağını düşürdüğümüz için, Suudilere; bizim yerimize Suriye sınırında uçar mısınız diye rica etmişiz!

 

Uçaklar da yabancı bayraklı Türk gemileri gibi…

 

Suudilerin derdi, Suriye’ye demokrasi getirmek olabilir mi?

 

Bu soruya cevabınız “evet” ise, demek ki, Araplar demokrasiye çok heveslidirler!

 

Daha düne kadar kadınları, otomobil bile kullanamıyordu.

 

Kadınları, erkeklerin hizmetinde cinsel obje gibi gören bu çöl Bedevileri, şimdi Suriye’ye demokrasi getirmek için savaşacaklar!

 

Ne kadar da inandırıcı…

 

Demokrasiyi de çok iyi anladılar yani!

 

Birisi bunlara söylesin; demokrasilerde sizdeki gibi kadın erkek eşitliği var!

 

Demokrasi olan ülkelerde, serbest seçimlerle ortaya çıkan halk iradesine göre ülke yönetilir.
Sizdeki gibi…

 

Azınlıkta kalanların düşüncesi güvence altındadır, farklı düşüncelere saygı gösterilir…

 

Her fikir, kendini özgürce ifade edebilir…

 

Fikirlerin, gelecekte iktidar olabilmeleri için önündeki fiziki ve hukuki engellerin tümü kaldırılır…

 

Ülkenizde olduğu gibi demokrasilerde laiklik ilkesi olmazsa olmazdır…

 

En kaba anlatımıyla laiklik, dinin devlet işlerine karıştırılmaması anlamına gelir…

 

Birkaç adın arkasında karafatmalar gibi dört kadın ve civcivler gibi dizili onlarca çocuğu, son model ciplere bindirip, Karadeniz bölgesine gezmeye getiren, “Temizlik imandandır” hadisine itirazları olmadığı halde; pislikten yanlarına yanaşılmayan bu Suudi Amerikalılar, bütün bu evrensel değerleri kabul edip, içlerine sindirdiler demek ki!…

 

Ne güzel…

 

Anlaşılan Suudiler, demokrasiyi denediler!

 

Memnun oldukları da belli oluyor.

 

Bu yüzden, şimdi de Suriye’de yaşama geçirmek için mücadele edecekler…

 

Ne kadar da inandırıcı!

 

Şaka maka değil, İncirlik üssüne savaş uçaklarını indirdiler!

 

Demek ki, dünya bayağı iyiye gidiyor da biz farkında değiliz…

 

Cemil Can

 

MİLLETİN A’SINA TOPTAN KAYMADAN!..

cerattepe_1

 

Bir tarafta Milletin A’sına koyan, diğer tarafta 78 milyon insan var.


Milletin A’sına koyan adamın arkasında çok az adam var…


Ama güçleri diğer taraftan fazla!..


Bütün yetkiler onlarda…


Halk tarafından seçildiler: Her işte asli görevliler…


Milletin A’sına koyan adamla aralarında ne gibi bir ortaklık ilişkisi var, bilinmiyor…


Milletin A’sına koyan adam, Genya ormanlarının altındaki altınlara takmış kafayı!


Cerattepe direnişi bu takıntı ile ilgili…


78 milyonun temsilcileri, 50 bin ağacın kesilmesine ve doğanın katledilmesine itiraz ediyorlar…


Yedikleri biber gazı ve plastik mermiler, gelecek nesillere yaşanabilir bir dünya bırakmak için…


Direniş biçimi, biraz da Gezi Parkı eylemlerini andırıyor!..


Bu yüzden olsa gerek, hükümet panikledi ve ne pahasına olursa olsun kırmak için talimat verdi.


Bir çözüm yolu bulsalar razı olacak gibiler…


Orta bir yol çözüm olarak bulunabilir mi?


Milletin ve doğanın A’sına koymadan önce, böyle bir çözüm bulunabilir mi?


Şimdilik o da bilinmiyor…


Acizane aklıma bir fikir geldi:


Tartışılmaya değer bulursanız, geç olmadan tartışalım diyorum.


Örneğin; Milletin A’sına koyacak olan adamlara 50 bin ağacı kesmeyin, biz 78 milyon size o ağaçların parasını taksitle ödeyelim teklifini götürelim.


Belki kabul ederler.


Kabul etmezlerse, çıkartmayı plandıkları altınların rezervini hesap ettirip parasal değerini verelim.


Emeklilerin maaşlarından kesilsin.


Çalışanların ücretlerinden…


İşi olmayanlar bir süre daha işsiz beklesinler.


AVM’lerdeki esnaf peşin ödesin.


Küçük esnaf taksitlendirilsin…


Hayvancılıkla uğraşanlar ilk doğacak buzağılarını getirip teslim etsinler.


Tarımla iştigal edenler için hasat günü beklensin…


Çözelim şu konuyu gitsin…


Tam da dış düşmana yoğunlaşacağımız, tek yumruk olacağımız günlerde; bir de Kafkasör’de boğa güreşi yapmayalım derim…

YATAKLIK EDENLER

ankara_bomba_2

Erdoğan, Kılıçdaroğlu’nu PKK’ya yardım ve yataklık yapmakla suçladı.
Yerden göğe kadar haklıdır.
PKK’nın silahlı gençlik örgütü (YPG-H) mensupları için “özgürlük savaşçıları” kim demişti?
PKK’nın Meclisteki uzantısı HDP ile “barış mitingleri” düzenleyen kimdi?
PKK lideri Öcalan’ın “müzakere süreci” için öne sürdüğü 10 koşulu CHP’nin talepleri olarak kim dile getirmişti?
PKK’lıların avukatı, ABD’nin 705 kulak numaralı elemanı Sezgin Tanrıkulu’nu Atatürk’ün partisinde en yetkili makamda kim tutuyor?
İkinci İsrail görevini yapacak olan “BAĞIMSIZ KÜRDİSTAN”IN şart görülen Yerel Yönetimler Özerklik Şartını, CHP iktidarında mutlaka getireceğiz diyen kimdi?
Bunlar gibi daha onlarca kanıt sayabilirim…
Dersimli Kemal’in PKK terör örgütüne yardım ve yataklık yaptığı konusunda en ufak bir kuşku bulunmamaktadır…
***
Kılıçdaroğlu da bugünlerde Erdoğan ve AKP hükümetleri için aynı şeyleri söylüyor…
Aslında o da yerden göğe kadar haklıdır.
Habur‘dan soktuğu teröristlerin ayağına mahkemeleri Erdoğan göndermişti…
Bizi Başkan Apo gönderdi, onun verdiği görevi yerine getiriyoruz, pişmanlık hükümlerinden yararlanmak istemiyoruz diyen teröristlerin “kahramanlar” gibi karşılanmasına ortamı AKP hazırlamıştı.
Gerçekte “Sürec“i başlatıp, PKK ile masaya oturduktan sonra, “açılım” adı altında yapılanların tamamı, terör örgütüne yardım ve yataklık suçunu oluşturur.
Bütün dünyanın terör örgütü olarak kabul ettiği PKK’ya, Kürtlerin meşru temsilcisi gibi davranıp, ABD’NİN KARAGÜCÜ olmalarının alt yapısını AKP oluşturmuştur.
Bunları unutmuş olamazsınız…
Bu aymazlıkların ülkemizi ve milletimizi getirdiği nokta ; Ankara’nın göbeğinde askeri personelin servis araçlarının canlı bomba ile havaya uçurulmasıdır.
O bakımdan CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu da yerden göğe kadar haklıdır….
Sorumluları başka yerlerde aramaya gerek yoktur.
Suçlular bellidir…
Lâkin, gün birbirini suçlama günü değildir.
Başımıza bir hal geldi, bunu kabullenmek zorundayız.
Erdoğan ve Kılıçdaroğlu’na rağmen, yapacağımız çok önemli görevlerimiz vardır: İlk ve en acil işimiz; toprak bütünlüğümüzü ve milli birliğimizi korumaktır. Kapımızdaki en büyük tehlike AB ve ABD’nin düşmanca tutumudur.
Bu arada “Dost ve müttefik” sözcüklerinin aldatmacadan ibaret olduğu da bütün çıplaklığı ile ortaya çıkmıştır.
Bu koşullar altında 78 milyon Türk Milleti tek yürek ve tek yumruk olmak zorundadır.
Hükümetinin dış politikaları yüzünden duvara toslayan Türkiye’nin kurtuluşu yine bizim ellerimizdedir.
Dış güçlerin bizi kurtaracağını hayal etmek ve böyle bir beklenti içerisinde olmak en büyük ihanettir!..
Cemil Can

POKER MASASI VE KARŞIDEVRİM!..

ayi_ve_sevgilisi

Dersimli Kemal Ahmet Hakan’ın programında:Davutoğlu partimizi ziyarete geldiğinde; kendisine sordum. Hükümetin hangi icraatına anayasanın hangi hükmü engel oluyor. Bana öyle bir madde yok dedi. Yook!.. (1)

9 Şubat 2016 Salı günü yapılan grup toplantısında da benzer sözleri söyledi… (2)

Davutoğlu gibi Kılıçdaroğlu’na göre de yeni bir anayasa yapmaya ihtiyaç yoktur.

Bu doğru tespitten sonra, bu defa da 180 derecelik bir dönüşle çark ediyor; özgürlükçü bir anayasa yapmamız, darbe anayasasından kurtulmamız gerekiyor diyor!

Hazret Anayasa Uzlaşma Komisyonu adını hatalı bulmuş, bunun yerine “Türkiye’yi Darbe Hukukundan Arındırma Komisyonu” kullanılması daha doğrudur diyor.

Y-CHP, hem anayasa değişikliğine ihtiyaç yok demekte, hem de işin içerisinde…

İsim konusunda bayağı ısrarcı olacakmış!?..

Bugüne kadar anayasa 17 kez değiştirildi.

En esaslı değişiklikler, Ecevit’in başbakanlığı döneminde, AB’ye uyum yasaları çıkartılırken yapılmıştı.

Daha sonra 2010 Anayasa Referandumu ile 12 Eylül hukukundan kalan diğer maddeler değiştirildi. Yani anayasa baştan ayağa değiştirildi, “darbe anayasası” sözünün bir geçerliliği yok…

Darbe hukuku”nu değiştirme söylemi dinlenebilir.

Lakin o konunun yeri de “Anayasa Uzlaşma Komisyonu” değil.

Çünkü, yüzde 10 barajı, Seçim Kanunu’ndaki bir hüküm ve yasa değişikliği ile çözülebilir…

Aynı şekilde Siyasi Partiler Yasası’ndaki, “lider sultası”na ortam hazırlayan antidemokratik hükümler de yasa değişikliği ile giderilebilecek aksaklıklardır.

Nedense ne iktidar ne muhalefet bu konuyu ağızlarına almamaktadır…

Kılıçdaroğlu, arada bir bu konuya temas etmekte, fakat çözüm yolunu Anayasa Uzlaşma Komisyonu olarak gösterip, halkı yanlış bilgilendirmektedir…

Esasen yaptığı iş, bu komisyona ihtiyaç varmış inancını yerleştirmektir!..

Çünkü kurulan masa “poker masası”ndan farksız olmayacak!..

Bu oyunu en iyi oynayan AKP’dir ve her zamanki gibi yine o kazanacak!

Meclisin sil baştan yeni bir anayasa yapma yetkisi bulunmamaktadır.

Her şeyden önce buna anayasanın kendisi engeldir.

Bu konuda, İstanbul Baro Başkanı Ümit Kocasakal, Tuncay Mollaveisoğlu ile yaptığı programda çok doğru ve doyurucu açıklamalar yaptı. (3)

*** *

Hal böyle iken, Y-CHP ile Y-MHP’nin “yeni anayasa” için kraldan fazla kralcı olmaları ne anlama gelmektedir?

Muhalefet partileri, Erdoğan’ın “başkan” olmak için yaptığı hamleye neden alet edilmektedirler?

Bu soruların doğru yanıtlarını bulabilmek için bazı gerçekleri kabul etmek gerekiyor:

2002 yılında iktidara gelen gerici güçler, 14 yıllık iktidarları boyunca, adım adım karşıdevrimi gerçekleştirdiler.

Sıra karşıdevrimin hukukunu yapmaya geldi!..

AKP’nin hukuk dışı icraatlarını soruşturulamaz hale getirmek ve fiili duruma uygun hukuk yapabilmek için, yeni bir anayasaya ihtiyacı var!..

Zor olan bir gerçeği daha kabul edelim:

Y-CHP, karşıdevrimcilerin bu acil ihtiyacına öncülük yaparak, meşruiyet zemini oluşturmakla görevlidir!..

Bu gerçeğin bir başka anlamı da; Y-CHP’nin karşıdevrimi kabullendiği ve sürekli bir AKP iktidarında, sürekli muhalefette kalma konusunda anlaşmaya vardığıdır…

*** *

İçişleri Bakanı Efkan Ala’nın “Bu Anayasayı tanımıyoruz(4) sözü ile Cumhurbaşkanı’nın kaymakamlara yaptığı, “Yeri geldiği zaman koyun mevzuatı bir kenara(5) çağrısı, ne olup bittiğini anlamak için yeterli olmalıdır…

Erdoğan’ın konuşması içerisinde geçen “zihinsel inkılap” ile daha öncelerden AKP sözcülerinin söylediği ve “sessiz devrim” olarak tanımladıkları, bu karşıdevrim gerçeğidir!..

Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz:

AKP adım adım karşıdevrimi yapıyor, hukuku ise fiili duruma daha sonradan uyduruyor!

Şimdi sıra “başkanlık sistemi”ne geçmeye geldi.

Fiilen başkanlık sistemine geçildi zaten…

Erdoğan başkan yetkilerinin tümünü kullanmaktadır.

Eksik kalan, bu fiili duruma hukuku uydurmaktır sadece.

Bunun için anayasa değişikliğine ihtiyaç var.

İşte AKP’nin duyduğu bu acil ihtiyaç, Dersimli Kemal ile Devlet Bahçeli tarafından giderilmektedir.

Kemal’in bu konuda söylediği sözlerin değeri, kendi gibi beş para etmez!

Cumhuriyet düşmanı olduğuna en ufak bir kuşku bulunmayan Dersimli Kemal, “Türkiye’yi Darbe Hukukundan Arındırma Komisyonu” adını örtü olarak kullanmaktadır.

Göreceksiniz; Cumhuriyet’i kuran Cumhuriyet Halk Partisi’ne Atatürk’ün Cumhuriyet’i yıktırılacaktır!

Belli ki, muhalefet partilerinin genel başkanları kendilerini o makamlara getiren küresel güçlere diyet borçlarını ödemektedirler…

*** *

Bu büyük ihaneti perdelemek için başka küçük oyunlar da sergilenmektedir.

Parti tabanlarının hassas olduğu konularda sürekli gündem değiştirilmektedir:

Bu ihtiyaç Y-CHP’de Meclis’te Atatürk posterinin indirilmesi ile giderilmiştir…

Y-MHP de ise delegelerin kurultayı toplama iradesine değer verilmeyerek, akıl almaz bir tartışma başlatılmıştır…

Senaryolar Atlantik ötesinde yazılmaktadır…

Zaman zaman Jeo Biden, İstanbul’a kadar gelip, adamlarına ne yapmaları gerektiğini anlatmaktadır…

Anlaşılıyor ki, bu dönem iktidar ve muhalefet işbirliği yaparak, “Türk Milleti”ni Anayasadan çıkartmaya çalışacaklardır!

Bu arada Dersimli’nin CHP iktidarında mutlaka getireceğiz dediği; “Yerel Yönetimler Özerklik Şartı” da anayasa hükmü haline getirilmiş olacak!

Küresel güçlerin asıl istediği değişiklikler, kolayca geçecekler.

Görüldüğü gibi; CHP iktidar değil ama, Y-CHP iktidardadır!..

Erdoğan’ın “başkanlığı” karşılığında, “uniter devlet”in parçalanması gerçekleştirilecektir…

Anayasa Uzlaşma Komisyonu”nda uzlaşma sağlanamaması çok da önemli değildir.

Uzlaşmazlık konuları, nasılsa halkoyuna sunulacaktır…

Meydanlara inildiğinde, halkı kimin etkileyebileceği ise bellidir!..

Dersimli’nin her seçimde tekrar ettiklerini yineleyeceği sır değil.

“Diktatör bozuntusu” ile başlayacağı konuşmalarını, 17/25 Aralık Olayları ile süsleyeceğinden adım gibi eminim.

Onun bu güvenilmez kişiliği nedeniyle, geçmiş seçimlerde olduğu gibi, bu inkar edilemez gerçekler bile yine “zırva” işlemi görecektir…

*** *

Ülke gündeminin birinci sıralarında; toprak bütünlüğümüz, güvenliğimiz, terör, mülteci ve ekonomi gibi yakıcı sorunlar varken, “yeni anayasa” yapmaya kalkışmak, gemi batarken restorantta keman çalmaya benzemektedir…

Küresel güçlerin AKP’yi iktidara getirerek karşıdevrimi gerçekleştirdiklerini kabul etmek ise kolay değildir!

Çünkü bu kabule göre, gereğini de yapmak gerekir.

Devrimler ve karşıdevrimler çoğu kez yavrularını da yerler…

Gülenlerin, Güllerin, Arınçların ve Çeliklerin tasfiyesini bu kapsamda değerlendirmek gerekir…

*** *

Karşıdevrim gerçeğini kabullendikten sonra, Cumhuriyet yanlılarının birinci görevi,

karşıdevrimi durdurmak, geriletmek ve yenmek olarak karşımıza gelir…

İşte bu nokta, yurtseverliğin test edileceği yerdir.

Bu görevleri yerine getirebilmek için; elimizdeki en etkili araçlar siyasal partilerdir.

Bu yüzden işgal edilip ele geçirilen; CHP ile MHP’nin, mutlaka işgalden kurtarılması gerekir…

Bu iki partinin halka doğru önderlik yapması sağlanmadan, uçuruma doğru olan bu gidiş durdurulamaz!

Gerçek muhalefet olmadan, iktidarla baş etmek ise kolay iş değil!

Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1) http://tv.cnnturk.com/tv-cnn-turk/programlar/tarafsiz-bolge/chp-lideri-kemal-kilicdaroglu-tarafsiz-bolgede

(2) https://www.youtube.com/watch?v=LCCv7r4QziU

(3) https://www.youtube.com/watch?v=FuQGRIhRnqM

(4) http://www.hurriyet.com.tr/icisleri-bakani-efkan-ala-anayasayi-tanimiyorum-28344069

(5) https://www.youtube.com/watch?v=xLDrFUQBNUQ

AYLİN’İN YOLU!..

aylin_2_1

PKK’nın baskısı nedeniyle Tunceli’de dükkanlara asılan Seyit Rıza fotoğrafları, güvenlik kuvvetlerinin başarılı operasyonlarından sonra indirilmeye başlandı….

Seyit Rıza’nın hayranları da rövanş alır gibi TBMM’ndeki odalarında asılı bulunan Atatürk posterlerini indirmeye başladılar…

Y-CHP Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka’nın “yol arkadaşları”, bu son eylemlerine sahip çıkamadılar!

Başta Kılıçdaroğlu olmak üzere, bir bir kıvırmaya başladılar.

Bugünlerde Atatürkçülüğü kimseye bırakmıyorlar!

1930’ların CHP’si değiliz”, “6 Ok’u yeniden yorumlamak gerekir” sözlerini, sanki başkaları söylemişti.

Atatürk posterini “Yeni şeyler söyleme zamanıdır” diyerek, indirdiğine yüzde yüz inanılan Genel Başkan Yardımcısı ve MYK Üyesi Zeynep Altınok’u, Dersimli Kemal abisi harcayamadı!..

Tepkilerin tavan yaptığı günlerde, Dersimlinin Zeynep’ini de yanına alarak Almanya’dan poz vermesi rezaletin ötesinde, kimin nerede durduğunun resmi gibiydi.

Almanya gezisi, CEPA’nın arkasında ruhsatsız yükselen bina yüzünden vurulduğu söylenen Çankaya Belediye Başkanı Alper Taşdelen’e park açtırılmasına benzedi…

Kılıçdaroğlu, Yaşar Kemal Parkı’nın açılışında, haberi yapan internet gazetesinin sahibini “sözde CHP’li” ilan ederek, böyleleri partiden temizleyeceğini söylemişti!..

Atatürk’ün posterinin indirilmesi olayını kamuoyuna yansıtan Nazlıaka söylediğine, söyleyeceğine şimdi bin pişman oldu!

Olayı yalanlamıyor, posteri indirenin kim olduğunu da söylemeye cesareti yok!

Ne de olsa, onun da Kılıçdaroğlu’na diyet borcu var.

Nazlıaka, iki arada bir dere kaldı…

Milyonlarca yetenekli partili arasından, onu tombaladan çekip Meclis’e taşıyan Dersimlinin ricasını yerine getirmek zorunda!

Açıklamasının son bölümü itiraf gibi:

“Ayrıca iyi niyetinden şüphe duymadığım bir yol arkadaşımı kesinlikle ifşa etmem” diyor…

Bu cümlede gözüme takılan sorunlu iki sözcük var.

Biri “iyi niyet” diğeri “yol arkadaşı”!..

Altlarını çiziyorum…

Nazlı Aylin, “Yeni şeyler söylemek gerek” diyerek, Atatürk posterini indiren milletvekilini “iyi niyetli” kabul ediyor…

Ayrıca bu “iyi niyetli” milletvekilinin “yol arkadaşı” olduğunu söylüyor…

İyi niyetli olduktan sonra, yol arkadaşlıkları da hayırlı olsun, ne diyelim!

Ulu önderimiz, biricik kurtarıcımız, Cumhuriyetin ve Cumhuriyet Halk Partisi’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün, posterini Meclisten indiren bir milletvekilinin yolu nerelerden geçer acaba?

Aylin Hanım, hangi yolda bu milletvekili ile birlikte yürüyor?

Hangi yolun yolcusudurlar?

“Yol arkadaşı”nı açıklamayan Nazlıaka, bari yolunu açıklasa!

Cemaat’in mi, PKK’nın mı yolunda yürüyorlar yoksa Cumhuriyet gazetesinin çizdiği ikinci cumhuriyet yolundan mı?

Açıklasın da bilelim.

Atatürk’ün yolunda yürümedikleri kesin…

Hanımefendi açıklamasında: “Süreci bir linç kampanyasına dönüştürdükten sonra, benim bir isim vermem artık hiç mümkün değildir. Atatürk Devrimleri ve Cumhuriyet değerleri için verdiğim mücadele son nefesime kadar sürecektir” demiş…

Tabii ki, “linç kampanyası” tesbitine katılmaya olanak yok, gerçekçi değil.

Kimin aklına gelmişse, CHP içerisindeki “iyi niyetli” Cumhuriyet ve Atatürk düşmanlarını gizleyerek, konunun daha fazla kamuoyu gündeminde kalması engellenecekti.

Tam tersine sonuçlar verdi…

Aylin Hanım, hem Atatürk Devrimleri ve Cumhuriyet değerleri için mücadele verdiğini söylüyor hem de ihanet içerisindeki milletvekilleri ile yol arkadaşlığına devam ediyor…

Birkaç satırlık açıklamada bile çelişkiye düştüler!

Bana göre, kesin ihraç talebiyle disipline verilmesi danışıklıdır.

Dersimli, aklınca bu şekilde olayı geçiştirecekti…

Aslında, Atatürk posterini Meclisten indiren milletvekilini aramaya gerek yok!

Olağan şüpheli 990 delegenin oyunu alarak, yeniden genel başkanlığa seçilen Kemal Kılıçdaroğlu’dur.

Asıl sorumlular ise 81 ile dağılmış durumda…

Atatürkçü düşünceyi savunan milletvekillerini ihraç edip, Atatürk posterini indirecek hainleri, yönetim kademelerine getiren Kemal Kılıçdaroğlu’nu yeniden seçenler, bir kenara çekilip sorumlu arayamazlar!..

Cemil Can