Biz kazanacağız!..
TwitterFacebookGoogleYouTube

“ÜÇÜNCÜ YOL”UN UMUTSUZ YOLCULARI!..

selin_sayek_boke_2

Şeyh Sait ve Seyit Rıza‘nın çocuklarından selam getirdiğini söyleyerek, Diyarbakır Bağlar İlçesindeki Nevruz Parkı’nda konuşmasına başlayan HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş; Kandil’deki PKK yöneticisi Murat Karayılan’ın çağrısını tekrarladı:

“Dolmabahçe mutabakatında dile getirdiğiniz çözüm yoluna bağlıyız. HDP olarak bizler, bütün arkadaşlarımızla birlikte yeniden çözüm masasına dönülmesi için inisiyatif almaya hazırız” dedi…

Selahattin’in talebi, biraz da tek taraflı “ateşkes” ilanına benziyor…

PKK‘dan gelen bu talebi Y-CHP dışında kimse duymadı ve ciddiye almıyor.

Y-CHP Sözcüsü Selin Sayek Böke:

”… gelin bu sorunu Meclis’te bütün siyasi partileri bir masanın etrafında oturtarak meşru zeminde çözelim. Gelin toplumsal mutabakat komisyonunu yarın kuralım” diyor…

Böke, PKK’yı meşrulaştırmak için adeta yırtınıyor…

Açıkça PKK’yı sahiplenemiyor tabi.

Kıvırmaktaki becerisine şapka çıkarmak gerekir.

Hatun, Mecliste bütün partileri bir araya getirmek istiyor.

PKK‘nın Meclis’teki uzantısı HDP’yi ayırmıyor, zaten çağrı onun için yapıyor.

Y-CHP, dokunulmazlıkların kaldırılması gündeme geldiğinde de ipe un sermişti.

Bir taraftan AKP’yi terör örgütüne yardım ve yataklık yapmakla suçluyordu, diğer taraftan bütün dokunulmazlıklar kalksın diyerek; işi yokuşa sürüp, terör örgütünün Mecliste’ki uzantısı HDP’ye kol kanat geriyordu…

PKK‘yı meşrulaştırmak ve Türkiye Cumhuriyeti’ne muhatap yapmanın en sinsi yolu budur her halde.

Böke’nin gündemde tutmaya çalıştığı “Toplumsal Mutabakat Komisyonu” ise, PKK lideri Abdullah Öcalan’ın eski önerisidir…

Atatürk’ün kurduğu parti, ne yazık ki onu da sahiplenmiştir…

Y-CHP sözcüsü Sakarya’daki konuşmasında; özellikle “güvenlikçi politikalar”la terör sorunun çözülemeyeceğine vurgu yapıyor.

AKP‘nin iktidara geldiği 2002′yılından önce, terörün silahlı mücadele ile bitirilmiş olmasını, sanki önerdiği “Toplumsal Mutabakat Komisyonu”nun marifeti imiş gibi gösteriyor!

Yeni CHP’nin önerdiği “Üçüncü Yol” teorisi; PKK’nın her köşeye sıkıştığında başvurduğu “tek taraflı aseşkes” yalanının işlemediği hallerde kullanılacağı can simitidir!

Açıkça görülüyor ki, terör örgütünün gençlik yapılanması YPG için “kendi halkını koruyan bir örgüttür” diyen Dersimli Kemal, PKK’nın kazdığı hendeklerde mevzilenmiştir…

Emperyalizmi ve onun kara gücü PKK’ya, taze kan sağlamakla görevli bir elemandır!

Nitekim, CHP’nin son Genel Başkanı Deniz Baykal’ı bile çileden çıkartmıştır.

Baykal, 80′inden sonra gerçek CHP‘yi aramak üzere yola çıkmak zorunda bırakılmıştır.

Burdur’da partililerle bir araya gelen eski genel başkan, “Türkiye’nin CHP’ye ihtiyacı var. Ama hangi CHP’ye?” diye sorduktan sonra, “O bildiğimiz, bu memleketi kurtarmış, Atatürk’e ve onun düşüncelerine inanan, gerçek CHP’ye” diyerek, yanıtı yine kendisi vermiştir…

Baykal’ın oldukça geç söylenmiş bu sözleri, Yeni CHP’nin ne olmadığını anlamak için yeterlidir…

***

PROFESÖR ARI, KENDİNİ TARİF ETMİŞTİR!

Sebahattin Zaim Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Bülent Arı, okumamış olanların ferasetine güvendiğini söyleyerek, aslında kendini tarif etti!..

Arı, acaba okumadan mı profesör olmuştur?

Okuyarak bu kadar “anlayışsız” veya “sezgiden yoksun” nasıl olunur, anlamak mümkün değil!

Hazret, “feraset” sözcüğünü “zeka” anlamında kullandıysa, zaten bir çuval inciri berbat etmiştir…

Hoca; Emine hanımı öveyim derken, Davutoğlu’nu yerin dibine soktu!

Katıldığı bir TV programında, okuma oranının artmasından duyduğu endişeyi dile getiren profesör, “Erdoğan giderse tam bir felaketle karşı karşıya kalırız” diyen bir bilim adamıdır…

Türkiye’nin en tehlikeli kesiminin okumuş kesim olduğunu belirten Bülent Efendi, “Ben daha çok cahil ve okumamış tahsilsiz kesimin ferasetine güveniyorum bu ülkede: Yani ülkeyi ayakta tutacak olanlar; okumamış, hatta ilkokul bile okumamış, üniversite okumamış cahil halktır” demişti…

Bu beyanı sonunda, YÖK başkanlığına veya Milli Eğitim Bakanlığına getirilmesi beklenirken, “Görüntüler montajdır” diyerek, üniversitedeki görevinden istifa etmesi sürpriz oldu tabi…

Yeni ve Yakın Çağ Tarihi doktoru olan Arı’nın, montajı ıspatlamadan istifa etmesi, inandırıcı olmadığı gibi, bir bilim insanına hiç yakışmadı!

***

BUNDAN SONRASINA RIZA(MIZ) YOKTUR!

İngiliz gazetesi İndependent, Reza Zerrab’ın ABD’de tutuklanmasının Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ı zor durumda bırakabileceğini yazdı:

Gazete, “Erdoğan’ın uykularını kaçıracak bir tutuklama oldu” şeklinde yorum yaptı.

FBI Bölge Direktörü Diego Rodriguez, “Reza Zarrab’ın tutuklanması, Türkiye’deki ortaklarına ciddi bir mesajdır” dedi.

Hükümet sözcüsü Ömer Çelik, yapılan yorumları:

“Cumhurbaşkanı ve bazı arkadaşlarına karşıtlık üretmek üzere yapılan hastalıklı faaliyetler” olarak değerlendirdi.

Ankara’da, Reza’nın ortağı, Babek Zencai’nin İran’da idam cezasına çarptırıldıktan sonra korktuğu ve bu yüzden ABD’den korunma istediği konuşuluyor.

Doğruluk payı yüksek olan bir değerlendirme.

ABD yönetiminin Zerrab’ı, Türkiye’ye karşı kullanacağı kesindir.

Bu yüzden, Zerrab’ın önünde yatanların paniklemesi doğal kabul edilmelidir.

Onun bu zor günlerinde; yanında duranlar, altında ve üstünde yatanlar kim bilir nerelerdedir?

AKP, Zerrab’ın tutuklamasının ardından, bir gece yarısı operasyonu ile “gizlilik yasası” çıkarttı:

TBMM‘nde “Kişisel Verilerin Korunması Yasa Tasarısı”na, Meclis Adalet Komisyonu’nda hiç gündeme gelmeyen bir madde eklendi.

Bundan böyle, Türkiye’nin menfaatlerinin ciddi şekilde zarar göreceği durumlarda, kişiler hakkında yabancı ülkelerin istediği veriler paylaşılmayacakmış!

Kişilerle ilgili verilerin, Türkiye’nin menfaatine aykırı olup olmadığına, hangi ölçüye göre, kim karar verecek?

O da belli değildir!

***

ALIŞKANLIK YAPMAZSA!?..

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Sema Ramazanoğlu Hanımefendi, Ensar Vakfı’nın Karaman Şubesi’nde, 2 yıl süren çocuklara tecavüz olaylarını, “Bir kereden birşey olmaz” diyerek tek eylem kabul etti!

Sosyal medyada “Alışkanlık yapmazsa tabi” diyerek, Bakanı “ti”ye alanlar milyonu aştı…

Karaman’dan sonra, bir skandal da Artvin’de patlak verdi!

Yusufeli Anadolu İmam Hatip Lisesi Kuran öğretmeni Rüstem Efendiyi, 14 yıl önce tecavüz ettiği öğrencilerinden biri deşifre etti:

Tecavüzlerin en az 14 yıl devam etmesi üzerine, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı ne diyeceğini şaşırdı tabi…

Yusufeli olayını, Karaman olayı üzerine koyarak, ikisini bir tek eylem olarak savunmaya kalkışsa, bu hesaba, öğretmen Rüstem’in avukatı eski AKP Artvin İl Başkanı “yok artık” diyerek itiraz edebilirdi!?

MHP‘nin çocuk istismarını önlemek amacıyla Meclis’te komisyon kurulması isteğine ise en çok karşı çıkan, o gün genel kurulu yöneten AKP Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’dı.

Aydın’ın, vaktiyle Ensar Vakfı’nın Adıyaman Şubesi’nde konuşmacı olarak katıldığı ortaya çıktı.

Tecavüzcü öğretmenleri protesto eden KTÜ öğrencilerini, polisin yere yatırıp dövmesi, işin tuzu biberi olarak kayıtlara girdi…

Polisten “Ensar dayağı” yiyen kızlar, vize sınavlarında başarı gösterebilirler mi bilinmez ama “tecavüz” sözcüğünü bir daha ağızlarına almayacaklarından eminim!..

Sema Hanım ise, elbette ki tecavüzcüleri savunmuyordu.

AKP’ye yakın bir vakfı korumak isterken çam devirdi; gündem yarattı, sosyal medyada alay konusu oldu…

İş kazasıdır ve onun sorunudur…

Siyaseti karşıtlık üzerinden yapanların bu tür gafları görmezden gelinemez elbette…

Ne ekerseniz, onu biçeceksiniz bayanlar beyler!

Ne demiş eskilerimiz:

“En büyük hatayı yapın ama en küçük hatayı savunmayın!”

Cemil Can

DÜŞMAN SAFINDA GÖREV ALANLAR!

HBDH_B

 

Terörün sorumlularını işaret edip, onları sabah akşam eleştirerek sorunumuzu çözemeyiz.

Hükümetin bütün başarısızlığına rağmen; halkın hala yapabilecekleri var: Terör eylemlerinden sonra dik durmak, çok korkmuş olmamıza rağmen bunu belli etmeden yaşamak, her zeminde terörü ve teröristleri lanetlemek, terör örgütlerinin arkasındaki emperyalist güçleri teşhir etmek ilk akla gelenlerdir.

Devlet de görevini eksiksiz olarak yerine getirirse, başarılı olacağımız kesindir.

AKP hükümeti, bu başarının sonuçlarını ilk seçimlerde oya çevirecek diye, yurttaşlık ödevlerimizi yerine getirmekten kaçınamayız.

Korku, panik ve kargaşa yaratacak sözler etmek; terör örgütünün ekmeğine yağ sürmektir.

Henüz Kızılay’da patlayan canlı bombanın şokunu atlatamadan, İstiklal Caddesi’ndeki ile sarsıldık.

Belli ki emperyalist devletler, güvenlik güçlerinin Güneydoğu’da PKK’ya karşı elde ettiği başarılardan paniğe kapıldılar: Hain projelerinin sekteye uğrayacağı endişesi ile düğmeye bastılar, patlayan canlı bombaların hepsi ABD yapımıdır…

***

Açılım”a derhal dönülmesini isteyen CIA‘nın Türkiye uzmanı Hanry Barkley‘in, 5 ay önceki sözleri gerçekleşti: Barkley, 1 Kasım seçim sonuçlarının 7 Haziran gibi olmaması halinde, “İstiklal Caddesi’nde de bomba patlarsa Türkiye ne yapacak? Türkiye’nin turizme ihtiyacı var ” (1) diyerek, Türkiye’yi tehdit etmişti…

ABD için dış politika üreten CFR‘nin kıdemli üyesi emekli Büyükelçisi James Jeffrey, “Türk hükümeti PKK’yı tamamen mağlup edemez. PKK da Türk hükümetinin herhangi bir siyasetini değiştirmesi yönünde zorlayamaz” (2) diyerek, Türkiye Cumhuriyeti ile PKK terör örgütünü denk gösterme çabası içindedir

Morton Abramowitz ile Eric Edelman, “Açılım” masasına dönmemiz için adeta yırtınıyor: 11 Mart günü Washington Post’a yazdıkları makalede; “Erdoğan ya reform yapmalı ya da istifa etmeli” diyecek kadar ileri gittiler. (3)

Bu kişiler sıradan gazeteci-yazar değiller.

İkisi de ABD’nin eski Ankara Büyükelçisi olarak görev yapmıştır.

Dolayısıyla istekleri, kişisel değerlendirme olarak kabul edilemez.

Bu densizliği, ABD’nin iç işlerimize doğrudan müdahale ettiğinin en açık kanıtı olarak bir tarafa not edelim…

***

19 Mart günü, İstiklal Caddesi’nde patlayan canlı bomba Mehmet Öztürk’ün, IŞİD bağlantılı olduğu ortaya çıktı.

Almanya, bu eylemin yapılacağını biliyordu: Alman Konsolosluğu ile lisesini bir günlüğüne kapattılar.

Nitekim, 24 saat geçmeden Beyoğlu Kaymakamlığı önünde patlama gerçekleşti.

13 Mart günü, Kızılay’daki canlı bomba eylemini gerçekleştiren Seher Çağla Demir’in ise PKK üyesi olduğu kesinleşti.

Kızılay saldırısının, 17 Şubat günü Merasim Sokak’ta askeri servis araçlarına yapılan saldırı ile benzerlikleri de oldukça fazla…

ABD Büyükelçiliği de Kızılay’daki patlamadan birkaç gün önce, Bahçelievler civarında dolaşmayın diye yurttaşlarını uyarmıştı!

Güya sosyal medyadan öğrenip, Türk makamlarına teyit ettirdikleri bu istihbarata göre, Ankara’da canlı bombalar patlayacaktı.

Hayati önemdeki bu bilgi, bir de Bilal’in TÜRGEV’ine gitti.

CHP Milletvekili Murat Demir’in verdiği soru önergesinden anlaşıldığına göre, TÜRGEV de patlamadan birkaç saat önce, öğrencilerini Kızılay’a gitmemeleri konusunda uyarmıştı!..

Sahipsiz kalan Türk halkını ise hala uyaran yok!

***

Güvenlik güçlerinin operasyonları ile iyice köşeye sıkışan ABD’nin karagücü PKK ile 10 örgüt, “Halkların Birleşik Devrim Hareketi” adı altında birleşerek, emperyalist devletler safında yerlerini aldılar. (4)

Sol” ve “Devrimci” unvanını kullanan pek çok örgütün, gerçekte sol ve devrimcilikle bir ilgilerinin olmadığı, bu vesile ile bir kez daha anlaşıldı.

Adında hangi yanıltıcı ifade bulunursa bulunsun, terör örgütü PKK ile işbirliğine giden tüm örgütlerin, taşeron oldukları ve arkalarında ABD’nin olduğu da bütün çıplaklığı ile ortaya çıktı.

Ortadoğu’daki başlıca terör örgütlerinin hamisi ve kullanıcısı ABD’dir. Nokta.

Çıkarları gerektirdiği zaman; terör örgütü olan PYD’yi, “model ortak” ve “müttefik” olarak gördükleri Türkiye Cumhuriyeti’ne tercih edebiliyorlar!

IŞİD‘i emperyalist devletlerin kurduğu, ABD Savunma İstihbarat Başkanı Emekli KorgeneralMichael Flynn‘nin beyanları ile sabit hale geldi. Flynn, sonunda IŞİD’ı Batı istihbarat örgütleri ile İsrail’in yarattığı” gerçeğini itiraf etti.(5)

IŞİD’in ABD ve İsrail hedeflerine karşı bir tek eyleminin olmaması, bu tespitin en önemli ikinci kanıdır.

Aynı şekilde PKK’nın da Amerika’nın “karagücü” olduğu da, Obama’nın beyanı ile sabittir. (6)

Bütün bunlar açıkça ortaya koymaktadır ki, yaşamakta olduğumuz terör, ABD ile Türkiye arasında 24 Temmuz’da başlayan savaşın bir sonucudur.

Savaştan kaçma şansımız yok, kabulümüzdür.

Üzücü olan, düşman saflarına geçen hainlerin çokluğudur…

Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1) http://odatv.com/ya-istiklal-caddesinde-bomba-patlarsa-1903161200.html

(2) http://www.aydinlikgazete.com/pkk-eylemlerini-artiracak-roportaj,113.html

(3) http://www.sozcu.com.tr/2016/gundem/abdli-iki-eski-elciden-erdogana-sert-elestiri-1132075/

(4) http://www.dayanisma.net/2016/03/14/daglarda-halklarin-birlesik-devrimci-hareketinin-kurulusuna-taniklik-baki-gul/

(5) http://www.haberler.com/abd-li-general-obama-isid-i-bilerek-7602764-haberi/

(6) http://www.aydinlikgazete.com/dunya/obama-pkk-kara-gucumuz-h73476.html

 

“B PLANI”NIN UYGULAYICILARI

harem_1_2

Konuşmak için her fırsatı değerlendiren ve bunun için sürekli ortam hazırlayan Erdoğan, acaba eşi Emine Hanımı neden sahaya sürdü?

Eğitimi, tecrübesi, yeteneği ve birikimi belli olan bir ev hanımının; Cumhuriyeti enkaz, Osmanlı haremini ise okul gibi göstermesinin aşırı tepki çekeceği belli değil mi?

Erdoğan’ın, Atatürk Orman Çiftliği’nde çocukların “biraya özendirildiği” şeklindeki iftirası karşılığını bulmayacak mıydı?

Diyanet’in işini gücünü bırakıp, ateistlerle evlenilemeyeceği şeklinde verdiği son fetva, kabul edilebilir mi?

Okul müdürlerinin liseli kızların eteklerine el uzatmasının sırası mı şimdi?

***

Türkiye gündeminin birinci sırasında:

13 ilçede öz yönetim ilan eden terör örgütü PKK’ya karşı, güvenlik güçlerinin operasyonları vardır.

ABD’nin “karagücüm” dediği PKK’ya karşı, TSK ve özel harekatçı polislerin başarılarını konuşmak ve 78 milyon Türk halkının arkalarında olduğunu hissettirmek zamanıdır.

Etnik bölücülere ve destekçilerine, bu topraklar üzerinde başka bir silahlı gücün yaşayamayacağı mesajını vermenin tam sırasıdır.

AKP’nin Suriye politikasının fiyaskoyla sonuçlandığı bütün çıplaklığı ile ortaya çıktı:

Hükümetin İran’dan başlayarak, hatalı dış politikasını düzeltme yoluna girmesi sevindiricidir tabi…

Suriye’nin toprak bütünlüğünü savunmak ve Esat’ın geleceğine Suriye halkının karar vereceğini söylemek noktasına gelmek kolay olmamıştır.

Yurtseverler, ulusal çıkarlarımızla örtüşen bu değişikliklere tereddüt göstermeden destek olmak zorundadır.

Kilis’e düşen roket mermileri ile MİT TIR’larında yakalananların benzerliği şaşırtıcı olsa da; Türkiye’nin IŞİD’e karşı obüs topları ile vurma noktasına gelmesi, Şam’daki Emevi Camiinde Cuma namazı kılmaktan vazgeçtiğimizi gösterir.

Rusya ile devam eden uçak krizinin maliyeti, kar topu gibi her geçen gün büyüyerek üstümüze geliyor.

Suriyeli sığınmacılar üredikçe, sorunları da çoğalıyor.

Bu yüksek faturayı da fakir Türk halkının ödeyeceği belli değil mi?..

Ege denizinin, “ölüm denizi” olarak anılması, biraz da bizim öngörüsüzlüğümüzden oldu.

Sorumluluğumuz az değildir…

ABD ve AB’nin yerinden yurdundan ettiği insanları, Türkiye’ye postalama çabası başarılı olursa, Anadolu’nun toplama kampına dönüşeceği kesindir.

Devletin kılcal damarlarına kadar sızan Fetullahçı Terör Örgütü‘ne karşı mücadelede, henüz arzu edilen noktaya gelinemedi…

Paralel Yapı” da denen, ABD uzantılı bu örgütün TSK’ya bile sızdığı söyleniyor.

Yargıda görevli, 5000 civarında savcı ve yargıçları olduğu biliniyor!

Cumhurbaşkanı, üyelerinin çoğunu Abdullah Gül’ün seçtiği AYM kararlarını sanırım biraz da bu nedenle tanımıyor!

Kandil’in destekleme sözü verdiği Gül ve arkadaşlarından, AKP’yi bölmeleri bekleniyor…

Bu şekilde gelecek iktidar, Türk halkının olamaz tabi…

Hükümetin tökezlemesi halinde, üzerine ilk çullanacak olan eski ortakları pusuda bekletiliyor…

***

Meclis’teki muhalefetin maskesi ise çoktandır düştü:

Devlet Bahçeli, geleceğini AKP’nin “B Planı”na bağlamış.

Erdoğan’ın, yeni anayasa yapma planını, kayıtsız koşulsuz destekliyor.

Hükümetin Meclis’te ihtiyaç duyacağı oyu, vermeye hazırdır!

Yeter ki, hükümet mahkemeyi etkileyip kurultayın toplanmasını engellesin.

Bağımsız olmayan yargıya, böyle işleri yaptırmak her zaman mümkündür!

***

HDP milletvekillerinin dokunulmazlığının kaldırılmasına, MHP hükümetten daha hevesli görünüyor…

Bahçeli her zamanki gibi, partisini hükümetin yedek lastiği gibi kullanıyor.

Bu Meclisi, yeni bir anayasa yapma konusunda yetkili gören Dersimli, önceki dönem kadar rahat değildir.

Tabandan gelen baskılara eskisi gibi direnemiyor.

Anayasa Uzlaşma Komisyonu masasından kalkmak zorunda kalan Y-CHP yönetimi, HDP için elinden geleni yapıyor:

Hükümetin HDP milletvekillerini suçladığı gibi, Y-CHP de AKP hükümetini suçluyor.

Genel Başkan Yardımcısı Bülent Tezcan’ın yaptığı, ev sahibini yakalayan yavuz hırsızınki ile aynıdır…

Sanki “Açılım”a açık çek veren Kılıçdaroğlu değilmiş gibi, pişkin pişkin hükümet üyeleri hakkında, terör örgütüne yardım ve yataklık yaptıkları için suç duyurusunda bulunabiliyor!..

Yıllarca Öcalan’ın propaganda bürosu gibi çalıştırılan Y-CHP, HDP milletvekillerinin dokunulmazlığının kaldırılmasını, bütün suçlar için ele alma şartına bağlayarak, konuyu sulandırmaya çalışıyor.

Apo’nun “Kemal’e selamımı söyleyin…” şeklinde başlayan talimat cümleleri unutulmadı ki!

5 Haziran seçimlerinden önce, barajı atlaması için destek verdikleri HDP’ye, bu noktada yapabilecekleri yardım, ancak bu kadar olabilir…

Anlaşılan; küresel güçler, PKK’nın hendekte boğulmasından sonra, uzantısı HDP’nin Meclis’teki işini Y-CHP’ye yaptıracaklar…

***

ABD ve AB’nin TBMM’nde sözcülüğünü yapan Kılıçdaroğlu’nun işi zordur.

Gidişattan memnun olmayan Baykal, bu yüzden sahneye çıkmak zorunda kaldı.

Eski genel başkan, “CHP’de yönetim sorunu olduğunu bilmeyen kalmadı” diyerek, acil yönetim değişikliğine işaret ediyor.

İstanbul Barosu Başkanı Ümit Kocasakal, “CHP kimsenin babasının malı değil” diyerek, Dersimliye karşı aday olacağının işaretini verdi…

***

Türkiye’nin içinde bulunduğu bu tablo karşısında; gündemi hala Cumhurbaşkanı Erdoğan belirliyor.

İçerisinde bulunduğu zor durumu, herkesten çok daha iyi bildiği için, iktidardan düşmesi halinde başına gelecekleri de tahmin edebiliyor!

Dışarıda güvenebileceği bir tek dostu kalmadı!

Tek dayanağı, onu Cumhurbaşkanlığına taşıyan fanatik taraftarlarıdır.

Onlar arasında dağılma başlarsa eğer, tepe taklak yuvarlanacağını çok iyi biliyor!

O bakımdan, mesaisinin çoğunu tabanını bir arada tutmaya harcıyor.

14 yıldır mağduriyet edebiyatı ile desteğini aldığı bu kesimi, elinin altında tutmak zorundadır.

Aslında başka seçeneği de yok gibidir!..

***

O bakımdan, eşini sahaya sürmek zorunda kaldı.

Emine Hanım; ha bire yalan, yanlış ve iftira niteliğinde sözler ediyor!

Türk halkına, tarih dersi vermeye zorlanıyor…

Atatürkçü düşünceye ve Cumhuriyet’in niteliklerine bağlı duyarlı kesimlerin, bu duruma sessiz kalmayacağı açıktır.

Cevap verirken, burunlarından soluyacakları ve kantarın topuzunu kaçıracakları kesindir!

Nitekim öyle de oluyor!

Erdoğan’ın “B Planı”nda her kesim, bir şekilde beklenilen rolü oynamaya devam ediyor…

Buradan yeni bir mağduriyet alanı yaratılacağı görülüyor!..

Erdoğan, yine mitinglerde “mahremime girildi” diye ağlamaya başlayacaktır!

Ardından baskın seçim!

***

İlk genel seçimde; AKP 400 milletvekili alabilir mi?..

Bu sayıyı bulursa eğer, hiç kuşkunuz olmasın saltanat o an geri gelir!

O gün karşıdevrimin hukuku tescillenir!

AKP’nin “başarısı” için kullanılacak malzemelerin tümü hazırlanmıştır:

Hükümetin, “Açılım”dan vazgeçip, PKK ile mücadeleye geçmesi iyi puan getirir.

HDP milletvekillerinin dokunulmazlığını kaldırması ve partinin kapatılması halkın bayağı hoşuna gidecektir…

Muhalefetin PKK ve Cemaat’e kol kanat germesi, AKP’yi yeniden umut haline getirir…

Paralel Yapı”nın devletten temizlenmesi ayrı bir artıdır.

Türkiye’ye beyzbol sopası gösteren Obama’ya, Erdoğan’ın “Eyy Amerika…” diyerek efelenmesi, antiemperyalistlerin yüreğine su serper.

Bu eylemlerin ne kadarı oya döner bilinmez ama AKP’nin en azından bir dönem daha iktidarını garantiler…

***

Bağıra bağıra gelen bu senaryoya karşı muhalefetin bir planı var mıdır?

Muhalefet kanadında, esaslı bir program ve yönetim değişikliği olmadan, gidilecek seçimlerin galibi bugünden bellidir!

Yüzde on barajı zaten yerinde durmaktadır.

Ele geçirilip, ayarlanmış muhalefet, ancak AKP’nin daha güçlü olarak yeniden iktidara gelmesine katkı sağlayabilir!..

Gerisi, külahıma anlatılacak hikayedir!..

Cemil Can

“ZAMAN” HER ŞEYİN İLACIDIR!..

Zaman_1

İstanbul 6. Sulh Ceza Mahkemesi, “Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet yapılanması’nın (FETÖ/PDY) faaliyetlerine destek olacak şekilde kullanıldığı yönünde kuvvetli deliller bulunması” nedeniyle ZAMAN gazetesinin de içinde bulunduğu Feza Gazetecilik A.Ş.ye kayyum ataması, Meclis’teki muhalefeti neden rahatsız etti?..

“Suçun bir şirketin faaliyetleri çerçevesinde işlenmekte olduğu hususunda kuvvetli şüphe varsa” o şirkete, CMK’nun 133. maddesine göre “kayyım” (kayyum)atanması mümkündür.

TCK’nun 54. maddesinde “suçun işlenmesinde kullanılan veya suçun işlenmesine tahsis edilen eşyanın”, 55. maddesinde ise “suçun işlenmesi ile elde edilen veya suçun konusunu oluşturan ekonomik kazançların” müsaderesi düzenlenmiştir…

O bakımdan konuya hakim olmadan, soruşturma dosyası içerisindeki kanıtları görmeden, peşin yargılarla ortaya atlayıp, sırf hükümete muhalefet olsun diye, “medya özgürlüğü” yok ediliyor iddiasında bulunmak; son tahlilde suç örgütüne “yardım ve yataklık etmek” ve “suç örgütünün propagandasını yapmak” suçlarını oluşturabilir…

Bu bağlamdaY-CHP milletvekilleri; Gürsel Tekin, Enis Berberoğlu ve Barış Yarkadaş’ın ZAMAN gazetesinin yönetim katına girmeye çalışan polislere direnmesi son derece anlamlıdır!

Yeri gelmişken belirtmek gerekir ki, PKK’ya yapılan operasyonların sona erdiği Cizre’ye, 4 Mart 2016 günü giden Y-CHP milletvekilleri; Zeynep Altıok, Sezgin Tanrıkulu, Fikri Sağlar, Ali Şeker ve Fatma Kaplan Hürriyet’in “Üç Adımlı” (Toplumsal Mutabakat Komisyonu, Ortak Akıl Heyeti ve Gerçeklerle Yüzleşme Komisyonu) önerileri de sorunludur.

Bu önerilerin, terör örgütü PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın 2015 Nevruz mesajında açıkladığı; önerilerle örtüşmesi tesadüf olarak kabul edilemez!..

Kemal Kılıçdaroğlu’nun, 5 Mart 2016 günü Ato Kongre Merkezi’nde düzenlediği “Türkiye’nin Geleceği İçin Büyük Buluşma” toplantısındaki sözleri de ibretliktir.

ZAMAN gazetesine kayyım atayan hakimi “siyasi organın elemanı” olmakla suçlayan Kılıçdaroğlu, Can Dündar’ın serbest kalmasını sağlayan Anayasa Mahkemesi’ni savunması suya tersten dalan ördek misali, şaşkınlığının çarpıcı kanıtıdır…

Bu toplantıda, PKK’ya destek bildirisine imza atan akademisyenlere de sahip çıkan Kılıçdaroğlu’nun, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, “Tek parti döneminde Atatürk Orman Çiftliği’nde ellerine bira şişeleri tutuşturulmuş çocuk fotoğrafları görürsünüz” şeklindeki sözlerine itiraz etmeyerek onay vermesi, bilinç altında yatan Atatürk düşmanlığını bir kez daha ortaya koymuş bulunmaktadır…

Dersimlinin Ankara’dan verdiği mesajlar evlere şenliktir:

Kılıçdaroğlu’na göre, “Sivil darbenin ön hazırlıkları yapılıyor”!..

Yani korkulacak çok fazla bir şey yoktur.

CHP Anayasa Uzlaşma Masası’ndan kalktığına göre, sivil darbe de gerçekleşmez!

Verdiği durum tespitine göre, güya her şey kontrolü altındadır…

Halbuki, sayesinde “sivil darbe” dediği karşıdevrim tamamlanmıştır.

Şimdi son rötuşları yapılmaktadır…

Fiilen “başkanlık sistemi”ne geçilmiştir.

AKP, fiili duruma göre anayasa yapmaya zorluyor…

Dersimli Kemal, bir kez o masaya oturarak, kurucu olmayan bu Meclis’te yeni anayasa yapma yetkisinin bulunduğunu da kabul etmiştir!

Bundan sonra masadan kalkması çok fazla bir şey ifade etmeyecektir.

Bu noktada MHP’nin durumu daha da ibretliktir:

5 Haziran seçimlerinde; 80 milletvekili kazanan MHP, PKK’nın Meclis’teki uzantısı HDP ile bir arada bulunmamayı gerekçe göstererek, muhalefet partilerinin hükümet kurmasına yanaşmamıştır.

1 Kasım seçimlerinde milletvekili sayısını yarıya düşürdükten sonra, AKP’nin yeniden iktidar olmasını sağlamış, fakat HDP ile Anayasa Uzlaşma Komisyonu masasına oturabilmiştir…

“İlkesizliğin bu kadarına da pes” diyerek bu işin içerisinden çıkmak kolaycılığa kaçmaktır!

Kurultay isteyen teşkilatları kapatan Bahçeli’nin, üstelik de sağlık durumu son derece bozukken, ısrarla CHP’yi masaya oturtarak, yeni anayasayı yapmak için olağanüstü çaba harcaması, ancak ve ancak savsaklanamaz “görev” anlayışı ile açıklanabilir!..

MHP’nin Fetullahçı Terör Örgütü’nün finans kaynaklarına, propaganda kuruluşlarına karşı yapılan operasyonları kınamasını ise açıklamak olanaklı değildir…

TSK’ya, Atatürkçülere, iktidara muhalif olanlara ve Kemalistlere yönelik kumpas operasyonları yapılırken, ZAMAN gazetesi bu yapılanları övüyordu.

Masa başında üretilmiş sahte belgeleri yayımlıyorlardı…

Masum insanları peşinen suçlu ilan edip, Türk Ordusu’nun savaş yeteneğini zaafiyete uğratan Ergenekon ve Balyoz gibi davalar ile kahraman askerlerimizi itibarsızlaştırıyorlardı…

ABD’nin Pensilvanya eyaletinde; CIA’nın kucağına oturan liderleri, karşıdevrimin lokomotivi gibi hareket ediyordu…

TSK’nın kozmik odalarına girip, savaş planlarını yurt dışına bunlar çıkardı…

Emniyeti, akıl almaz komplolarla ele geçirip, istihbarat arşivini bunlar kaçırdı…

Bütünbu operasyonlar yapılırken ZAMAN gazetesi, FETÖ’nün kamuoyunu yönetme merkezi olarak çalıştı…

Bu yapılanların üzerinden yıllar geçmedi ki, hiçbirini unutmuş değiliz!..

Sicili ihanetlerle dolu olan bir örgütün, finans kaynaklarına ve propaganda kuruluşlarına tedbiren el koyulması kadar doğal bir şey olamaz!..

Bu noktadan sonra yargılamaların sonunu beklemek gerekir…

Masa başında üretilmiş delillerle açılan Ergenekon ve Balyoz davalarında “yargılamanın sonunu beklemek gerekir” diyerek, hukuksuz uygulamaları görmezden gelen muhalefetin, gözümüzün önünde yapılan hukuksuzluklar için, aynı sabrı gösterememesi, suç ortaklığının itirafı gibi değil mi?..

Bugün muhalefet diyetini ödüyor!

Y-CHP ve Y-MHP yönetimlerinin kaset operasyonları ile dizayn edilmiş olduğuna başka kanıt aramaya gerek yok!..

Cemil Can