Biz kazanacağız!..
TwitterFacebookGoogleYouTube

HER EŞEKTEN ÜÇ POST ÇIKAR!

kravatli_esek

TSK’nın geçmişinde darbeler var diye, “Ergenekon Terör Örgütü”nün varlığını peşinen kabul etmek; daha önce hırsızlık suçundan mahkum olan birine, şehirde yapılan tüm hırsızlıkları yüklemek gibi saçmadır…

Hırsızın, hırsızlığı sabittir diye, onu işlenmemiş gasp suçundan da sorumlu tutup, ilelebet hapse tıkmak, adaleti katletmektir.

Ceza bireyseldir ve suçu işleyene verilir.

Cezanın amaçlarından biri de ıslahtır

Daha önce suç işledi diye, kişiyi toplumdan dışlamak veya intikam hisleri ile ağır cezalara çarptırmak, toplumsal tatmini sağlasa da çağ dışıdır…

Nokta.

***

2007 yılında Oval Ofis’te Tayyip Erdoğan’ın Bush ile anlaşarak, düğmeye basması ile başlayan “Ergenekon Davası”, Türk yargısına çarparak param parça oldu…

Bu şekilde ABD’nin “yargı gücü” de hendeklere gömüldü!..

Türk halkı, yürekli hukukçularının olağanüstü çabaları ve sanıkların kahramanca duruşları ile Türkiye Cumhuriyeti’ni teslim alıp, yok etmeye yönelik; bu dış kaynaklı ve planlı davadan şimdilik kurtuldu…

İhanet senaryosunu hazırlayan sahtekarlar, bu davada (yalan, sahtecilik, ahlaksızlık, hile, ve savunma hakkının kısıtlanması gibi..) çağ dışı uygulamaların hemen hemen tümüne başvurdular…

Onlar için önemli olan; dünya tarihinde ilk defa emperyalizmi yenen Türk Ordusu’nu, başına çuval geçirip, teslim almaktı…

Muhalefeti kaset operasyonları ile zaten ele geçirip, borazanları haline getirmişlerdi.

Türk aydınlarını da susturduktan sonra, işgali tamamlayacaklardı.

Ömürleri yetmedi.

İhanet işlerinde; birinci derecede rol alan; daha sonra Erdoğan’ın “ne istediler de vermedik” diyerek yakındığı, iktidar ortağı Fetullah Gülen Cemaati idi…

***

Öz yeğenini pazarlamaktan hüküm giymiş olan Osman Yıldırım‘a oynatılan rol, durumu bütün çıplaklığı ile anlatmaya yettiği için, bu yazıda Yargıtay’ın “bir kuzudan üç post çıkarttılar” diyerek eleştirdiği yerel mahkeme kararının, hukuki-teknik ayrıntılarına girmeyeceğiz!

Yıllarca teröre karşı mücadele vermiş komutanları mahkum ettirmek için, tanık olarak dinlenen PKK’nın 18 yıl dağda çatışmış militanı Parmaksız Zeki, (Şemdin Sakık) gibiler, bu işin tuzu biberi oldu…

Bilenler bilir, Danıştay saldırısının azmettiricisi olarak hüküm giyen “Osmanım”, komutanların yargılandığı davada “gizli tanık” olarak dinlenmişti…

Gizli tanığın ifadeleri, başka kanıtlarla doğrulanması gerekir…

Başka kanıt uydurulamadığı için “Osmanım”, gizli tanık olarak anlattığı yalanları doğrulamak için bu defa “tanık” olarak da dinlendi…

Yani, tanık Osman Yıldırım, gizli tanık Osman Yıldırım’ın anlattıklarını doğruladı…

Böylesi tiyatro yazarlarının bile aklına gelmez!

Savcı Zekeriya Öz ile Özel Görevli Ağır Ceza Mahkemesi hakimlerinin canı ciğeri olan Osman’a; mecburen hem “sanık”, hem “tanık” hem de “gizli tanık” olarak görev verildi…

Bu kadar işi yapmaya zekası yeterli miydi, onu bilemem!

İşte o meşhur mahkeme, bir eşekten üç postu böyle çıkartmıştır…

Yargıtay da “bir kuzudan üç post çıkarttılar” diyerek, özel görevli mahkemeyi kibarca eleştirmiştir…

“Ergenekon Davası”nda sanıkların hazır ettiği tanıklar ise hiç dinlenmemiştir!

AB ve Atlantik yargısı, bu davaya özgü olarak “Savunma hakkı”na zerre kadar değer vermemiştir.

Bu şekilde, “vicdani kanı”ya ulaşan Özel Görevli 13. Ağır Ceza Mahkemesi, karar duruşmasında sanıkların başına dolu yağar gibi cezaları yağdırdı…

Yüzyılın Davası” diye sunulan bu kumpas davası, özetle böyle işlemiştir…

Bu ihanetin içine gönüllü olarak atlayan, “hakim” ve “savcılar” şimdi firardadır...

Kalan ömürlerini, ABD’de CIA‘nın koruması altında geçirecekler!

Yine bilenler bilirler, dava dosyasına giren toplam belge sayısı, 120 milyon sayfayı aşmıştı…

Hazırlık soruşturmasında görev yapan “F Tipi” polislerden biri, Amerika’nın arkalarında olmasından kaynaklanan özgüven ve şımarıklıkla; bu davada hakim ve savcıların konu mankeni olduğunu afkırıyordu:

Bu utanmaz, rezil:

Soruşturma Ergenekon olduğu zaman s…kerim hakimini de savcısını da...” diyerek, meslektaşlarına da gözdağı vermişti…

Bunu duyan polislerin en küçük şüphesi kalmamıştı:

Bu soruşturma, düğmeye basılan yerden, Oval Ofis’ten yürütülüyordu…

Öyle bile olsa, emperyalizmin “rest”i görüldü;3 bin 868 klasörden üretilen ve 16 bin 798 sayfa tutan gerekçeli kararla, Amerika’nın kumpası hendeğe gömüldü; tarihin çöplüğündeki yerini aldı!

***

Bir gerçeğin daha altını çizip, bu bahsi bitirelim:

CIA’nın kucağında oturup, din duygularını emperyalizmin hizmetine sunan, kendi ülkesine ihanet etmekte en küçük bir tereddüt göstermeyen eski Vaiz Fetullah Gülen’in etkisinde kalanlar, geç de olsa, vicdan muhasebesi yapmaya başladılar…

“Allah! Allah!.. Allah! Allah! “diyerek düşmana taarruz eden Türk Ordusu’nun, Camileri bombalayacağı yalanına inanan bu zavallı güruh, 21 Nisan Perşembe günü, öğleden önce, eşekten düşmüş karpuza döndü…

Yine de dini ve dince kutsal sayılan değerleri siyasete bulaştıranların, bu olaydan ders aldığını, hiç sanmıyorum.

Hani bir musibet, bin nasihatten iyiydi?

Nerede!..

Hiç değilse; demokrasinin olmazsa olmazı, “Laiklik İlkesi”nin, önemi kavranmış olsaydı…

ABD BU HENDEK SAVAŞINI DA KAYBETTİ

ABD’nin Kandil’deki “kara gücü”nün komutanı Cemil Bayık, militanlarına emirler yağdırıyor:

Örgütteki çözülmeyi telsiz konuşmaları ile ifşa etmeyin.

Kahramanca direnişe devam ettiğiniz görüntüsünü verin ve sık sık dile getirin; bize yakın medya organlarıyla paylaşın.

Telsizleri nadir kullanmaya devam edin.

Arkanızda yaralı bırakmayın, her şeyi döküyorlar, susturun.

Tecrübe kazanmış, güvendiğiniz YPS’lileri yanınızda kırsala götürün.

İhanet eden halkla ilişki kurmayın, yakaladıklarınızı cezalandırarak bölgeyi terkedin.

Yakın, patlatın ve binalardan öyle çıkın.

Vakit bulamadığınızda da kazdığınız tüneller dahil her şeyi tuzaklayın…”

İSLAMIN EN BÜYÜK DÜŞMANLARI

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan; Hz. Peygamber, Tevhid ve Vahdet temalı Kutlu Doğum programında konuştu:

DAEŞ, Boko Haram, El-Kaide‘nin tüm zulümleri sadece Müslümanlara karşıdır.

Bu örgütlerin İslam’a verdiği zararları, İslam düşmanları dahi vermemiştir” dedi…

Doğrudur, fakat eksiği var:

Diğer İslami örgütler de öyledir…

Y-CHP’NİN “SAĞCILIK İLKESİ

Y-CHP’nin Ankara Büyükşehir Belediye Başkan Adayı MHP’li Mansur Yavaş CHP’den istifa etti.

Fetullah Gülen’in 2011 Genel Seçimlerinde Y-CHP’den seçtirdiği Faik Tünay da CHP’den ayrılıp gitti.

Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde “tıpış tıpış” oy vermek zorunda bırakıldığımız MHP Milletvekili Ekmeleddin İhsanoğlu, Osmanlı hanedanı mensuplarına ömür boyu maaş bağlanması için yasa teklifi verdi…

Atatürk’ün partisine mensup insanları, sağ partilere oy vermeye mecbur bırakan Kılıçdaroğlu’nun, dolaylı yola sapmadan, doğrudan sağa oy vermemizi ne zaman isteyeceğini çok merak ediyorum!..

Bu adam Yargıtay’ın bozma kararı üzerine:“Geçmişte yaptığımız eleştirilerin ne kadar haklı olduğunu gösteriyor” demez mi!

Kafayı yiyeceğim.

Birisi, dişe dokunur bir tek eleştirisini göstersin, bileklerimi keseceğim…

***

Yetmezmiş gibi, bir de AKP’nin dokunulmazlıkların kaldırılması konusunda yapacağı düzenlemeye “evet” diyecekmiş!

Düzenlemeyi anayasaya aykırı bulan Dersimli Kemal; bu aykırılığa rağmen, “evet” diyecekmiş!

Aksi halde, AKP, CHP’yi teröre destek vermekle suçlayabilirmiş!?

Anayasaya aykırılığı desteklemenin gerekçesi bu kadardır…

Mantığa bakar mısınız; anayasaya aykırı bir düzenlemeye “hayır” demeyi, halka anlatamazmış ama “evet” demeyi anlatabilir!…

Kılıçdaroğlu, halkı kendi gibi sanıyor galiba?

KARŞI DEVRİM”İN MAHKEMELERİ

Karşı devrim mahkemelerinde; karşı devrimcilerin mahkum olmasını beklemek, hayal dünyasında gezinmekten farksızdır…

Bekleyiş, rüyada koşmak gibidir, bir türlü bitmez…

Kaldı ki, adamlarına mahkumiyet kararları verilse bile, infazında sorun yaşanacağı kesindir.

Bu konudaki son örneğimizi, İzmir’in Urla ilçesinden vereceğiz.

Y-CHP‘li Belediye Başkanı Sibel Uyar, Danıştay’ın nihai kararını beklemeden, genel merkezin başını sallaması ile vatandaşın 74 evini başlarına yıktı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yakın arkadaşı Latif Topbaş‘a ait kaçak villalar hakkında, İzmir 2. İdare Mahkemesinin verdiği ve Danıştay tarafından da onanan, kesinleşmiş yıkım kararını ise, uygulamıyor…

Dersimlinin “halkçı belediyecilik” dediği budur işte…

İlaveten; Sibel Hanım, 2015 yılında, çocuklara tecavüz olayları ile gündeme gelen Ensar Vakfı‘nın DHMİ’nden devraldığı tesislere “gençlik kampı” kurmasına da izin vermiştir…

Dersimli Kemal’in kadroları bir bir kendilerini gösteriyor…

Oylarımız yine de Y-CHP’ye!..

“ENSAR YARGISI”!

Ensar Vakfı‘nın tecavüzcü öğretmeni Muharrem Büyüktürk, mahkemedeki savunmasında:

“İki yıl Ensar Vakfı’nda, 3 yıl KAİMDER’de kaldım.

Bu dönem hiç şikayet çıkmadı.

Çocuklar 6 ay yalnız kaldılar.

Aralarında cinsel ilişkiye girmişler.

Ailelerini uyardım, hakkımda şikayette bulundular…

Sınav dönemlerinde, teselli için yanlarında yatıyordum” dedi…

Müdahil avukatların, ihmali olan tüm yetkililerle, Ensar Vakfı ve KAİMDER’in soruşturmaya dahil edilme isteği reddedildi…

Mahkeme, ilk celsede Büyüktürk’e 508 yıl hapis cezası vererek yargılamayı bitirdi.

Öğretmen Muharrem “paralelci” değil ki!

Böylesine hızlı ve savunmaya izin verilmeyen bir yargılama ilk defa görülüyor!

Sanığın “savunma hakkı kısıtlandığı” için, kararın Yargıtay’dan dönme olasılığı oldukça yüksektir.

Temyiz üzerine, Yargıtay “onama” kararı verse de, Anayasa Mahkemesi’ne yapılacak bireysel başvuru sonucu “hak ihlali” kararı almak mümkün gözüküyor.

Anayasa Mahkemesi dahi başvuruyu reddetse, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, sözleşmenin ihlal edildiği sonucuna varıp, Türkiye’yi mahkum edebilir…

Toplumda infial yaratan bir suçluyu mahkum edelim derken, mahkum olabiliriz!..

İyi mi!

Yargının bağımsız ve tarafsız olmasının ne kadar önemli olduğu ve hala Türkiye’nin gündeminin ilk sırasında bulunduğu, her gün yaşadığımız bu olaylardan görülmektedir…

Cemil Can

DOĞU’NUN ÇOCUKLARI

islam-isbirligi-teskilatindan-irana-sok_1

Almanya İçişleri Bakanlığı, 2015 yılında ailesiyle birlikte ülkeye giriş yapıp, hakkında kayıp ihbarı bulunan yaklaşık 6 bin çocuğun akıbetini bilmediğini açıkladı!

Almanya’ya gelen sığınmacı çocuklarından 8 bin 6‘sı, ailesi ya da yakınları tarafından kayıp olarak bildirilmişti…

Bu çocuklardan; 2 bin 171‘ine ulaşılırken, 5 bin 835 çocuktan haber alınamıyor…

Organ mafyası veya fuhuş çetelerinin eline düştüğünden korkulan Doğu’dan gelen sığınmacı çocuklar için, medeniyetin beşiği Batı’da kılını kıpırdatan yok!…

Son haftalarda Ensar Vakfı‘nda yaşananlar ile Avrupa’da kayıp olan bu çocukların başına gelenlerin hesabı, bu dünyada sorulabilecek mi bilmiyorum…

Bu büyük günahı işleyenlere, oylarıyla destek veren “Müslümanlar”, öteki dünyalarında “aldatıldık” diyerek, kurtarabilecekler mi?

“STRATEJİK DERİNLİK”

Başbakan Ahmet Davutoğlu, “Stratejik Derinlik”ten vazgeçiyor!

MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ı, Rusya’ya gönderdiler…

Bugüne kadar Suriye’de “Eset’le olmaz” diyen asrın lideri, şimdi Esat’lı çözüme yanaşmış gibi…

İran’a göz kırptılar: Alt düzeyde sürdürülen temaslar, bir anda Cumhurbaşkanlığı düzeyine çıkartıldı…

AKP’nin “sıfır sorunlu” dış politikası değişiyor:

ABD’nin “kara gücümüzdür” dediği PKK/PYD‘ye karşı operasyonlar aralıksız sürdürülüyor…

ABD’nin Müslüman toplumları bölmek ve emperyalizmin hizmetine sokmak için görevlendirdiği has elemanı Vaiz Fetullah Gülen, terör örgütü lideri olarak kırmızı bültenle aranmaya başlandı…

Bir zamanlar yere göğe kondurulamayan Cemaat, Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) olarak yargılanıyor…

Rus Lideri Putin, bir TV programında; Erdoğan için sorulan soruya, yardım isteyen herkese elini uzatacağı yanıtını vererek, iki ülke arasında uçak düşürülmesi ile başlayan krizi sonlandıracağı mesajını verdi…

ABD, işine gelmeyen bu gelişmelere çomak sokma görevini Suudi Arabistan Kralı Selman Bin Abdülaziz’e verdi…

Kral, İslam İşbirliği Teşkilatı’nın 13. İslam Zirvesi Konferansı için kalkıp İstanbul’a geldi…

Beklendiği gibi Selman, sonuç bildirisine damgasını vurdu…

Bildiriyi sanki İsrail için kaleme aldılar: İran’ı hedef tahtasına oturttular.

İran’ın bölge ülkelerinin içişlerine müdahalesinden duyulan üzüntüye dikkat çekildi… (1)

Destek verdiği Lübnan Hizbullah’ı, isim verilmeden terörist olarak nitelendirilip kınandı…

Buna rağmen:

Erdoğan ile Ruhani, Cumhurbaşkanlığı sarayındaki görüşme sonunda: “Suriye ve Irak’ın toprak bütünlükleri ve siyasi birliklerinin mutlaka korunması konusunda görüş birliği içinde bulunduklarını” memnuniyetle ifade ettiler…

Erdoğan: Dışarıdan yapılan dayatmalara karşı bölge içinden çözümlerin geliştirilmesini savundu.

7 mutabakat metni de imzaladılar.

ABD’NİN “İSLAM ORDUSU

Suudi Arabistan öncülüğündeki İslam Ordusu‘nun görev yeri: ABD ve AB’nin çıkarlarına zarar veren bölge ülkeleri olarak belirlendiği tartışmasızdır…

Acı olan, Birinci Dünya Savaşı’nda Türkleri arkadan vuran Arapların öncülüğündeki emperyalizmin bu vurucu gücüne, bizim de katılmış olmamızdır…

Halbuki Türk Ordusu, emperyalizmi ilk defa yenen ordu olarak tarihe adını yazdırmıştı…

İslam Ordu’sunun komuta kademesinde kimlerin oturduğu, bizimkilerin Suudi Kralı karşısında “esas duruş” göstermelerinden bellidir.

Kral Abdülaziz, Ortadoğu’da ABD çıkarlarını korumakla görevlidir ve Obama’yı temsil etmektedir…

Tam da komşularımız ile ilişkileri düzeltme adımları atmışken, Suudiler sonuç bildirisi ile hamlemizi sabote ettiler…

En ufak bir kuşkuya yer vermeyecek şekilde; ayan beyan bellidir ki: İslam Ordusu, Suudilerin komutasında, İsrail’in hizmetinde ve ABD’nin emrindedir…

Bu sıralar, Türkiye’nin Suudilerin desteklediği muhalif gruplara Stringer füzeleri verdiği de söylenmektedir.

Bu iddia doğru çıkarsa eğer ve füzeler ABD ile Rusya gibi devletlere karşı kullanılırsa, bölge ülkeleri ile ilişkilerimizi kolay kolay düzeltemeyiz…

ABD’nin, Türkiye’yi böyle bir sonuca götürebilmek için Kral Selman’a o sonuç bildirgesini yazdırdığına kalıbımı basarım…

İslam İşbirliği Teşkilatı sonuç bildirgesi, tıpkı düşürülen Rus uçağı gibidir!

MUHALEFET SERTLEŞİYOR!

Kemal Kılıçdaroğlu, Ahmet Hakan’ın programında; iktidar mensupları için “Hırsızların altına yattılar mı yatmadılar mı” sözlerini bilerek kullandığını söyledikten sonra, ses çıkartmıyorlar diye sivil toplum kuruluşlarından (STK) şikayet etti…

“Diliniz mi sürçtü” sorusuna, “Hayır, ben üniversitede konuşmuyorum, halka konuşuyorum, halkın anladığı dildir” diyerek, “altına yattılar” sözlerini sahiplendi!..

Dersimli, şimdi ana muhalefet görevini STK’ların yapmasını bekliyor.

Onlar muhalefet yapacak, kendisi iktidar olacak!

Beklentisi budur…

Geçmişte de “etkin muhalefet yapamıyor” eleştirilerine; “harakiri mi yapalım” diye yanıt veriyordu!

Ülkenin “darbe” koşulları içinden geçtiğini sanan Kılıçdaroğlu, STK’ları işin içine sokana ve karşı devrim yapıldığını anlayana kadar, AKP işi bitirir zaten…

Balyoz” ve “Ergenekon” davalarını görmezden gelen; hatta gizlice destek olan, “Türkiye’de şeriat tehlikesi yoktur” ve “Yargıda Cemaat yapılanması olduğunu söyleyemem” diyerek, eğitim ve öğretim birliğinin bozan 4+4+4 yasasına karşı gelmeyen Kılıçdaroğlu’nun, ülkenin bu noktaya gelmesindeki günahı, en az iktidar kadardır…

Artık kabul edelim:Küresel güçler, iki kaset operasyonu ile muhalefet partilerine ele geçirip kontrol altına aldılar.

CIA‘nın kucağında oturan Cemaat’in marifetiyle, Emniyet ve Yargı ele geçirdiler…

Yeni muhalefet partilerinin oluşmasını da işgal altında olan partiler engellediler…

İktidarın sahipleri, sahte deliller üreterek iki uyduruk dava ile üzerimize ölü toprağı serptiler…

Silahlı Kuvvetler’in yüksek rütbeli subayları ile yurtsever aydınları tutukladılar…

Süleymaniye’de başına çuval geçirilen Türk Ordu’su, bu kumpas ile iyice etkisiz hale getirildi…

Meclis’teki sözde muhalefet partileri, bütün bu olanları “yargı kararını beklemeli” diyerek seyrettiler!..

CHP’deki eksen kayma ve ihanet düzeyindeki aymazlıklara karşı, yapıcı eleştirileri “partiye zarar veriyor” veya “şimdi zamanı mı?” gibi, ilk bakışta haklı gözüken savunmalarla karşılayıp, sıradanlaştırdılar!..

Yabancı unsurları, muhalefet partilerinin yönetim kademelerine kadar taşıdılar; yılların deneyimli kadrolarını tasfiye ettiler!

Kim ne derse desin, bu dönemde AKP’nin tabanını aldatmasından daha ağırı, muhalefet partilerinde yaşandı…

Şimdi bu işbirlikçiler; “çıtayı yükseltmekten” ve “sertleşmekten” söz ediyorlar.

Anlaşılıyor ki, karşı devrim hukukunu tam olarak yerleştiremedi, biraz daha zamana ihtiyaçları var…

Hal böyle olunca, ayarlanmış muhalefete yeniden görev düşüyor, iş bölümünde halkı oyalamak onların ödevi idi…

Demek ki Yeni CHP ile Yeni MHP, yeni vitrinleri ile ve “sertleşme” numaraları ile bir süre daha halkı aldatmaya devam edecekler!

Türk halkı, dört defa yuttuğu bu dolmayı, bir kez daha yutar mı, yaşayıp göreceğiz!..

Cemil Can

DİPNOT:

(1) http://odatv.com/irandan-istanbuldaki-o-bulusmaya-cok-sert-elestiri-1504161200.html

BİR DÖNEM SONA ERİYOR!

mhp_22

Devlet Bahçeli, MHP’nin genel başkanı olmadığını bir kez daha kanıtladı…

İradesiyle seçildiği delegenin bugünkü özgür iradesine zerre kadar değer vermiyor!

Bu durum kendi değerini de gösteriyor tabii…

Hazret, MHP’lilere dayatılmış ve atanmış bir müdür gibi konuşuyor.

Dersimli Kemal’in CHP’lilere dayatıldığı gibi..

Ankara 12. Sulh Hukuk Mahkemesi’nin olağanüstü kongre kararına “Kimse olağanüstü kongre beklemesin” diyerek direniyor…

Bahçeli, “Kolay kolay partiyi teslim etmeyiz” diyor…

Devlet Bey, MHP’yi MHP’lilere teslim etmeyi sakıncalı gören bir anlayışın temsilcisidir!..

Belli ki, devleti yıllardır stepnesi olduğu AKP’nin sürekli yönetmesini istiyor…

Dolayısıyla ülkenin iç savaşın eşiğine gelmesinde ve 14 yıldır yaşadığımız rezaletlerin tümünde suç ortağı olduğu tartışmasızdır!

Yolsuzluklar, hırsızlıklar, iç ve dış güvenlik sorunları, çocuk istismarları ve Ege denizindeki boğulmalara kadar, bütün olumsuzluklarda payı vardır…

İddialı bir söz gibi görülebilir belki: MHP cephesinde esen rüzgar, kurtuluşumuzu müjdeliyor…

Bu değişim isteği, CHP’nin halka kapalı demirden kapılarını da açacak gibi!

Genel Başkan adaylarından Koray Aydın; Nazım Hikmet Kültür Merkezi’ndeki konuşmasında, parti içi demokrasiden söz etti…

Genel başkanlığa seçildiğinde, yargıç denetiminde ön seçim yaptıracağını vadetti…

Lider sultasından şikayet etti…

Aydın, MHP yönetimini, temkinli bir dille fakat en kritik yerlerinden eleştirdi… (1)

Bu tür söylemler, MHP’nin “ilk”leridir ve Türkiye siyaseti için son derece önemlidir…

Yaşadığımız sıcak gelişmeler, Devlet Bahçeli kadar olmasa bile, ülkenin bu duruma gelmesinde ağır sorumluluğu bulunan Dersimli Kemal’in de suyunu ısıtıyor…

Kılıçdaroğlu’nun hain bir projenin ürünü olarak Atatürk’ün partisinin başına getirildiği, nihayet bizim cephede de anlaşılmaya başlandı…

Kılıçdaroğlu, CHP’nin başına atanmış bir müdürdür…

O da küresel güçlerin has adamıdır Bahçeli gibi!

Baykal kasetinin zorunlu bir sonucu olarak tarihe geçeceğine zerre kadar kuşkum yoktur…

Şimdi en saygın MHP’lilerin acı ama gerçek bir tespitini paylaşma sıradır: Bugün için MHP’nin başında bir MİT ajanı oturuyor!..

Bir başka yakıcı gerçek de şudur: CIA‘nın yan kuruluşu Stratfor’un TR-705 kulak numaralı elemanı Sezgin Tanrıkulu, yıllardır Atatürk’ün partisini yönetiyor!..

Devlet Bahçeli ile Dersimli Kemal, bu oyunda sadece birer figür, bir vitrin süsüdür…

CASUS TANRIVERDİ!..

Silah Fabrikası Müdürü Mustafa Tanrıverdi, MKE’ye ait MP-5 ve üretimine yeni başlanan MPT-78 piyade tüfeğinin, çizim ve tüm üretim planlarını 1 milyon 200 bin lira karşılığında, ABD’li bir firmaya satmak istenirken suçüstü yakalandı…

İhbarı yapan ise Türk asıllı Amerikalı silah tüccarıdır.

Şikayet numarası ile planları bedavaya getirmiş de olabilir!

MPT-76, NATO standartlarındaki en çok testi geçebilen ve dünyada birinci sırada yer alan bir Türk silahtır.

2013 yılında AKP Siyaset Okulu’ndan mezun olan Tanrıverdi, “Ben de bir hata yaptım” dedi…

İyi ki, “aldatıldım” demedi!

Yoksa yeri, başımızın üstündeydi!

Tanrıverdi’nin, “Devlete ait gizli kalması gereken fenni keşif, buluş ve sinai verilerden yararlanma” ve “rüşvet alma” suçlarından yargılanacak olmasına bakmayın siz.

İşlediği suçun konuşma dilimizdeki karşılığı casusluktur

GÜL’ÜN KORUMALARI

İyi şeyler olacak” diyerek; “açılım”ı müjdeleyen, Bahçeli’nin olağanüstü çabaları ile Cumhurbaşkanlığına seçilen Abdullah Gül, Nusaybin’de şehit olan polislerden ikisinin, yakın korumaları olduğunu söyledi…

Yakın korumalar, Gül’ün yakını değil elbette…

Abdullah Gül, yakınlarından bir tek şehit göstermez!

Oğulları şehit olan babaların, babaları şehit olan çocukların acısını yüreğinde duyabilir mi hiç?

Gül, “açılım”ın mimarı olarak yaptığı iş ile övünebiliyor mu bugün?

Onu söylesin…

KİMLİK BİLGİLERİMİZ

Kimlik bilgilerimiz internette dolaşıyor!

Bilgileri çalan olağan şüpheli, Fetullah Gülen Cemaat’inden bir mürittir…

Kozmik odalara giren, istihbarat arşivimizi çalan, savaş sırlarımızı yurt dışına kaçıran, olası bir açık işgal halinde sivil halkın direnişini örgütleyecek yurtseverlerin isimlerini deşifre eden “F Tipi”nin, kimlik bilgilerimizi ele geçirememiş olması düşünülebilir mi?

Diyeceksiniz ki, 2009 yılında siyasi partilere verilen bu bilgilerin, aradan 6 yıl geçtikten sonra yayınlanması ne işe yarayacak?

Halkı huzursuz etmenin ötesinde, bazı önemli sonuçları da olacak kuşkusuz.

Bekleyip göreceğiz…

KARŞI DEVRİM

Eğitim Bir-Sen‘in: “Kemalist ruhu eğitim müfredatından arındırmalıyız” talebinden sonra, MEB Talim Terbiye Kurulu Başkanlığı’nın orta öğretim sınıfları için hazırladığı Tarih dersi kitabı da karşı devrimin kesintisiz devam ettiğinin kanıtıdır…

Tarih dersi program taslağında; “Türkiye Cumhuriyeti” ve “Türk Milleti” ifadeleri geçmiyor…

Kurtuluş Savaşı”na yer verilmiyor…

Atatürk Devrimleri”nden tek kelime söz edilmiyor…

Bu gerçeklerin üzerini örtmek için, belden aşağı bir tartışmadır gidiyor:

Ne yazık ki, bu seviyesiz ödev Y-CHP’lilere verilmiştir, onlar da verilen rolü bir güzel oynuyorlar…

Atatürk’ün partisini yönetenler, haftalardır kim kimin “önüne yatmış” polemiğinin dışına bir türlü çıkamıyor!..

Dersimlinin savunması kabahatinden çok kötüdür!

Küfürü bir marifet sayan; aciz, fanatik birkaç ruh hastası geri zekalıyı tatmin etmekten başka, hiçbir işe yaramayan, “birilerinin önüne yatma” sözleri, Dersimli Kemal’in kendisine değil de eski İçişleri Bakanı Muammer Güler’e aitmiş…

Kemal efendi, bir bakıma AKP’lilerin kaldırım seviyesindeki sözlerini kullanmayı kendine hak sayıyor.

Ne farkın var onlardan o zaman, be çiğ adam!

Yüzde yüz haklı konumdan, savunma pozisyonuna düşmek hangi aklın karıdır?

Cemil Can

DİPNOT:

(1) http://www.haberfedai.com/haber/33606/koray-aydin-ankarada-govde-gosterisi-yapti

ÖNCE MHP KURTARILACAK!..

mhp-muhaliflerjpg

İKİNCİ KURTULUŞ”UMUZ MHP‘NİN KURTARILMASI İLE BAŞLAYACAKTIR!..

 

TSK’nın 24 Temmuz itibariyle PKK’ya karşı başlattığı operasyonlarda, başarılı sonuçlar elde etmesi, emperyalistleri bayağı telaşlandırdı.

Özellikle de R.T. Erdoğan’ın ani bir dönüşle “açılım”dan vazgeçip, “terörle mücadele”ye yönelmesi Batı cephesindeki paniği artırdı.

Küresel güçler, güvenlik güçlerinin başarısını gölgelemek ve ordu ile hükümet arasında güven bunalımı yaratmak için, masa başında üretilmiş yalanları piyasaya sürdüler…

Bu aralar Batının kalemşörleri, Türkiye yönetiminde askerlerin ağırlık kazandığı tezini işliyorlar…

TSK’nın “darbe” yapacağı söylentisi ile sürdürülen kampanyayı, ABD’nin hatırı sayılır Türkiye uzmanları yürütüyor:

Eski Pentagon yetkilisi Michael Rubin, American Enterprices Institute’de yayımlanan makalesinde; Türkiye’de darbe olması durumunda, ABD’nin darbe yönetimiyle çalışmaya devam edeceğini yazdı…

Eski Başkanlardan Ronald Reagan’ın Ulusal Güvenlik Danışmanı Norman A. Bailey ise, Ankara Garı’ndaki patlamadan hemen sonra yaptığı açıklamada; Bence en mantıklı senaryo Türkiye’de askeri darbedir. Darbeyi Kemalistler ve Aleviler de destekler dedi…

Son elli yılda “darbeler” konusunda kazandığımız deneyimden sonra, Kemalistler ile Alevilerin darbeleri destekleyebileceğini düşünmek çok uçuk bir fikir.

Ne var ki, bu tez Bailey’in kişisel fikri değil!

Erdoğan’ın 14 yıldır geliştirdiği nefret dili ve kendine muhalif olan kesimi ötekileştirme çabaları, işi bu noktaya kadar getirdi denebilir.

“Dindar ve kindar” bir nesil yaratma projesi karşısında konumlanan yığınlar, siyasi yollarla AKP’den kurtulma olanağının varlığı inancını bu kadar kolay yitirebilir mi?

Gerçekten de Kemalist ve/veya Alevi kesim içerisinde darbeye umut bağlayanlar var mı?

Sanmam ama yine de bu sorunun yanıtını, aracısız olarak kendilerinin vermesi gerekir!

***

Bu aşamada, “darbe” gibi emperyalizmin ekmeğine yağ sürecek durumları akla bile getirmemek gerekir.

AKP iktidarından ve emperyalizmin sömürü ağından çok daha kolay kurtuluş yolumuz bulunmaktadır:

İç ve dış desteği iyice azalan bu iktidarı, normal yoldan değiştirmek, eskiye göre çok daha kolay hale gelmiştir:

Bu konudaki en geçerli ve somut kanıt, 7 Haziran seçimleridir…

Halkın iktidardan düşürdüğü Batı işbirlikçilerini, halkın bu açık iradeye rağmen, ele geçirilmiş MHP, beklenmedik bir hamle ile yeniden iktidara taşıdı.

İşe buradan başlamak gerekir.

Bundan böyle, AKP’nin iktidardan düşürülmesinden çok, MHP yönetiminin derhal ve çok acil olarak değiştirilmesi konuşulmalıdır…

MHP yönetiminin, yeniden geleneksel çizgisine bağlı olanların eline yeniden geçmesini sağlamak, gündemin birinci sırasındaki maddesidir.

Bu konuda “milli” unsurların seferberlik ilan etmesi, MHP’ye en karşı olanlardan en yakın duranlara kadar, herkesin destek vermesi ulusal bir ödev olarak karşımıza çıkmaktadır…

Bu görev, Çanakkale Savaşı kadar önemlidir!

Başka bir söyleyişle, ikinci kurtuluş savaşımızın ilk cephesi, MHP’yi düşmana hizmet eden bir araç olmaktan çıkartmak olmalıdır…

Çünkü, ne kadar seçim yapılırsa yapılsın, Dersimli Kemal yönetimindeki Y-CHP’nin, oylarını artırması imkansız gibi görülmektedir.

Artırsa bile, AKP’nin tabanından bir tek oy alabilmesi olası görülmemektedir.

Bu hesapta, Y-CHP’nin oturduğu yüzde 25′lik banttaki durumunu koruması, “başarı” kabul edilebilir.

AKP’yi destekleyen yüzde 50 oranındaki “sağ” görüşlü seçmen kitlesinin önemli bir kesimi, daha önce MHP’nin tabanıydı…

MHP’nin güven veren bir ekiple, bu seçmeni yeniden kazanması pek de zor olmayacaktır.

MHP’nin AKP’den geri alabileceği bir oy, CHP’nin yeni kazanacağı iki oydan çok daha değerledir.

Bu nedenle, daha kolay ve olası görülen birinci yol tercih edilmelidir…

Yüzde 10′luk seçim barajı nedeniyle, seçmenin “diğer” partilere yönelmediği, son iki seçimde açık ve net olarak görülmüştür.

Örneğin; 7 Haziran seçimlerinde, 190 bin civarında oy alan Vatan Partisi’nin 1 Kasım seçimlerinde 30 bin oy kaybına uğramasının açıklaması, başka hiçbir şekilde yapılamaz.

En nitelikli seçmen tabanına sahip olan Vatan Partisi’nin bile, 30 bin seçmeni, oyunu CHP’ye vermek zorunda bırakılmıştır.

İktidar ve muhalefet partilerinin barajı düşürmeyecekleri gün gibi ortada olduğuna göre, bütün hesapların bu yalın gerçekliğe göre yapılması gerekmektedir…

Sonuç olarak; AKP’nin tabanını parçalayacak olan tek örgütlü yapı olan MHP’nin, Devlet Bahçeli gibi bir işbirlikçinin elinden alınması ve bağımsızlığa önem veren, milli değerlere bağlı, gerçek MHP’lilerin eline teslim edilmesi ulusal bir görev olarak karşımızda durmaktadır.

Bu noktada MHP’yi işgalcilerin elinden kurtarmak, Türkiye’yi ikinci kez kurtarmanın birinci adımı olacaktır…

***

PKK CEPHESİNDE GÜNAH KEÇİSİ ARANIYOR!..

Genelkurmay Başkanlığı, Y-CHP Balıkesir Milletvekili Mehmet Tüm’ün “kirli savaş” olarak nitelendirdiği, 265 gün devam eden terör operasyonlarının bilançosunu açıkladı:

22 Temmuz 2015′ten bu yana sürdürülen operasyonlarda, çoğunluğu PKK’lı, 4 bin 432 terörist öldürüldü.

Bu süre içerisinde; güvenlik güçleri 377 şehit verirken, 300‘e yakın sivil de yaşamını kaybetti…

Genelkurmay’ın bu açıklamasını “abartılı” bulan PKK sevicilere kötü bir haberim var:

Kandil’deki liderlerinden Murat Karayılan, örgütün yayın organı ANF’de yayınlanan mesajında yenilgiyi kabul etti.

PKK içerisindeki telsiz konuşmaları ise gerçeği su üzerine çıkarttı.

Dinleyelim bakalım kendi aralarında neler konuşuyorlar:

“Kandil’de ve ‘öz yönetim’ ilan edilen yerlerde 24 Temmuz’dan bu yana yaşanan çatışmalarda; (ölüm, yakalanma ve örgütten kaçma şeklinde) 5 binin üzerinde kayıp verdik…

Uzun yıllar içerisinde elde ettiğimiz güç, birkaç ayda heba edildi…

Ergenekon’la TSK bitti diye düşündük, TSK hesabını yanlış yaptık, TSK’nın gücünü hafife aldık…

Sadece insan kaybı değil, büyük miktarda silah ve mühimmat kaybımız oldu. Yüz milyonlarca dolarlık silah ve mühimmat kaybettik…

Kandil mahvoldu…

Artık orada barınmak zor, Irak topraklarını terk etme noktasına geldik.

Kandil ve Türkiye’deki silah depolarımız imha oldu, yılların birikimi yok oldu.

Bölgede özellikle 2009 yılı sonrasında adım adım sağlanan halk desteği, hendek politikası nedeniyle bitti…

Halk desteğini çekince şiddete başvurduk.

Kaybettiğimiz halkı, geri kazanmamız artık çok zor.

Psikolojik üstünlüğü kaybettik.

Yenilgi sorgulamayı da beraberinde getirdi…

Kadroların önderliğe inancı kalmadı…”

Konuşmaları yoruma hacet kalmadı, herşey son derece açık ve anlaşılır haldedir…

***

REZA ORTAKLARINI SATABİLİR Mİ?

İran’da idam cezasına çarptırılan Babek Zencai, mahkemede konuştu:

“Kullandığım kara paranın bir bölümünü, aklanma komisyonu olarak veriyordum.

Dubai ve Türkiye yüzde 5‘er alıyor, bana yüzde 2 kalıyordu.

Böylece Türkiye’deki yetkililere Reza Zarrap üzerinden 8.5 milyar dolar ödedim.

İsimleri Reza biliyor.

Ben sadece dönemin Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan’a yüzde 0.7 oranında komisyon verdiğimi söyleyebilirim…”

Bu suçlamaları Reza teyit ederse, bizimkiler nasıl bir savunma yapabilirler çok merak ediyorum.

“Bu işler oldu ama, bundan dolayı Hazine zararımız oluşmadı” demek yeterli olabilir mi?

Zencai’nin aklama komisyonu olarak “verdik” dediği paraların tümü, kara para aklaması için rüşvet olarak verilmiş…

Rüşvet” suçunda Hazine’nin ne zararı olabilir ki?!

Ona bakılırsa, hırsız evimizi çaldığında da Hazine’nin bir zararı doğmuyor!..

Ceza kanunumuzdan bu suçları çıkartalım da olsun bitsin…

Ükemizde suçu ve suçluyu savunan bir kesim oluştu, üstelik hepsi de seçmen.

Yüzde 50′nin içerisindeler…

Cemil Can