Biz kazanacağız!..
TwitterFacebookGoogleYouTube

YAŞASIN KARŞI DEVRİM!.. (1)

ak-parti-kongre

YAŞASIN “YENİ REJİM”!..

Y-CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun azli üzerine:

“64. hükümete saray darbesi yapılmıştır” dedi.

Muhalefetin siyasi saptamasına göre, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “sivil darbe”si (2) ile AKP’nin başına; oradan da Başbakanlığa getirilen İzmir Milletvekili Binali Yıldırım’ın, 2. Olağanüstü Büyük Kongre’deki konuşmasında; Erdoğan’ın seçildiği 10 Ağustos 2014 tarihinden bu yana fiilen uygulanmakta olduğu “başkanlık sistemi” için:

“Bizim yapmamız gereken, bu fiili durumu yasal duruma çevirmek”tir, (3) şeklindeki görev tanımı kabul edilemez!

Cumhurbaşkanı Erdoğan 5 Ağustos 2015 günü Rize’de:

“İster kabul edilsin ister edilmesin; Türkiye’nin yönetim sistemi değişmiştir. Şimdi yapılması gereken bu fiili durumun hukuki çerçevesinin yeni bir anayasa ile netleştirilmesi, kesinleştirilmesidir(4) diyerek, içerisinde bulunduğumuz durumu özetlemişti…

Yeni CHP‘nin ısrarla anlamazdan geldiği bu sözleri, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, 24 Mayıs Sayı günü yaptığı grup konuşmasında anımsatarak, basit bir “anayasa değişikliği” çerçevesi içerisinde eleştirmişti.

Yüzde 49,5 oy oranı ile iktidara gelmiş eski Başbakan Davutoğlu’nun, Cumhurbaşkanının isteği üzerine Başbakanlıktan uzaklaştırılması, “parlamenter demokratik sistem”lerde (5) görülecek bir olay değildir!

Ana muhalefetin lideri Kemal Kılıçdaroğlu, “Yeni bir darbe olgusu ile Türkiye Cumhuriyeti karşı karşıya gelmiştir” (6) dedikten sonra:

Kanımızı dökmeden başkanlık sistemini getiremeyeceksiniz” diyerek, (7) kendi ifadesi ile “sert muhalefet” yapmaya başladığını ilan etmiştir…

İlginçtir; bugüne kadar iktidarın icraatlarına kolaylaştıran Kılıçdaroğlu, fiilen uygulanması suç teşkil eden “başkanlık sistemi”nin, yeni anayasa ile hukuki dayanağının oluşturulmasına; bugünden sonra, (C grubu Rh negatif) kanını dökme pahasına direneceğini söylemiştir…

Başka bir söyleyişle:

Kılıçdaroğlu, fiili olarak uygulanmasında pasif tutum takındığı “başkanlık sistemi”nin, hukuki dayanaklarının getirilmesi halinde, kanını akıtacağını söyleyebilmektedir…

Son derece iddialı sözler söyleyen Y-CHP liderinin peşine düşerek, kanını akıtacak kaç CHP’li çıkacaktır göreceğiz!

Tarihten biliyoruz ki, böyle durumlarda kanı akıtılanlar; hep zulme karşı direnen devrimciler olmuştur.

Bu ciddi duruşa bakılırsa; Y-CHP, yapılmakta olanın karşı devrim olduğunu da kabul etmektedir!

Karşı devrimin başarılmasında; yoldaki taşları temizleyen, halkı uyarmayarak önlem alınmasını geciktiren, tehlikeyi gizleyen, karşı devrimcilerle işbirliği yaptığına kuşku duyulmayan birinin, son kertede uyanması ve kanını akıtmaya hazır olduğunu söylemesi ne kadar inandırıcıdır?

Bu sorunun yanıtını pek yakında eylemli olarak alacağız!

Özellikle ana muhalefet partisi; AKP’nin son günlerde açık ettiği gizli ajandasını, bir türlü görememiş veya sezdiği halde; görmezden gelerek iktidarın yıpranmasını beklemiştir!..

Kılıçdaroğlu ve ekibinin; iktidarın işini kolaylaştırmak için bu durumu bilerek görmezden geldiğini söyleyenler de az değildir…

Ben de bu ikinci görüşü savunanlardanım.

Bakınız:

24 Mayıs 2016 günü yapılan CHP Grup Toplantısında; Kemal Kılıçdaroğlu şu sözleri söylemiştir:

“İşin garip tarafı bunlar diyorlar ki ‘Biz ülkeye demokrasi getireceğiz‘… Kendi içinde demokrasi barındırmayan bir parti ülkeye demokrasi getirir mi?” (8)

Aynı sözleri, 35. Olağan Kurultay’ın ardından yeni Parti Meclisi üyeleri ile yaptığı ilk toplantıda da söylemişti.

23.01.2016 günü; 10 maddelik “Demokrasi Çağrısı” yapan Kılıçdaroğlu:

“Kendi içinde demokrasisi olmayan bir siyasi parti ülkeye demokrasi getirir mi” diye sormuştu…(9)

Kılıçdaroğlu’nun her bulduğu fırsatta halka verdiği mesaj; AKP, halka demokrasi vaad etti ve bu sözünü tutmuyor şeklinde olmuştur…

Kılıçdaroğlu’nun bu sözleri düpedüz iftiradır!

Recep Tayyip Erdoğan, hiçbir zaman Türk halkına demokrasi vaad etmemiştir!

Tam aksine demokrasiyi araç olarak gördüğünü, (10) defalarca itiraf etmiştir.

Hiç kuşku yok ki, demokrasinin nihai amacı, insanın özgürleşmesidir…

Ulusal gelirin hakça bölüşülmesi, kamu hizmetlerinden yurttaşların eşit olarak yararlanması, adaletin gerçekleştirilmesi ancak demokrasi ile yönetilen ülkelerde olabilir…

Demokrasilerde; çoğunluk iradesine uyulur ama, çoğunluğun da çoğu kez yanlış yolda olduğu bilinir. (11)

Bu yüzden; azınlıkta kalanların düşüncesinin iktidar olabilmesi için, siyasi yollar açık tutulur, azınlıkta kalanların düşünceleri güvence altına alınır…

Recep Tayyip Erdoğan, “Büyük Ortadoğu Projesi”nin (12) eş başkanlığını kabul etmiş ve bu projenin Müslüman ülkelere dayattığı “Ilımlı İslam(13) için rol üstlenmiştir.

Erdoğan, demokrasinin olmazsa olmazı olan “Laiklik İlkesi”ne (14) de karşıdır… (15)

Millet isterse laiklik tabii ki gidecek” diyen bir liderdir… (16)

İktidar partisi ile liderini anlayamayan ana muhalefet, doğal olarak hükümetin yaptığı icraatlara isabetli teşhisler koyamamıştır:

Bu yüzden; Kılıçdaroğlu’na göre, Türkiye’de şeriat tehlikesi yoktur! (17)

Tehlikesi olmayan bir durum için önlem anlamaya da gerek görülmemiştir…

Aynı şekilde, Kılıçdaroğlu “Yargıda ve poliste Cemaat yapılanması vardır diyemem(18) sözleri ile bir başka büyük tehlikeyi de gizlemiştir.

Doğal olarak bu tehlikeye karşı da halk uyarılmamış ve hiçbir önlem alınmamıştır…

Daha sonra, Fetullah Gülen Cemaati’nin, neredeyse Emniyet ve Yargının tümünü ele geçirdiği gerçeği ortaya çıkmıştır.

Devlet, savunma refleksi ile Polis Akademisi’ni ve polis kolejlerini kapatmaktan başka çare bulamamıştır!

Cemaat, TSK‘ya ve yurtseverlere kumpas kurup; ortalığa iyice korku saldıktan sonra, devleti tümüyle ele geçirme aşamasındayken, bu faaliyetleri ancak durdurulabilmiştir…

Kılıçdaroğlu’nun tehlikeli görmediği Cemaat, bugün Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) olarak yargılanmaktadır…

Kemal Kılıçdaroğlu ve ekibi, Türkiye aleyhine casusluk ettiği ve Türk Ordusuna karşı kumpas kurduğu ortaya çıkan Cemaat’e karşı yürütülen operasyonların tümüne, “hukukun üstünlüğünü savunma” bahanesi ile sürekli kol kanat germiştir…

Atatürk’ün CHP’sini, CIA‘nın operasyon birimi olduğu tartışma götürmeyen FETÖ’nün arkasına yerleştirmiştir.

Baykal’ın, sanıklarının açıktan avukatlığını yaptığı ve iki CHP milletvekilinin de tutuklu bulunduğu “Ergenekon” ve “Balyoz” davalarında; Kılıçdaroğlu, yargı kararının beklenmesi gerektiğini savunarak, pasif tutum takınmıştır…

Dersimli Kemal, bu süreçte TSK’nin kahraman komutanlarını hep yalnız bırakmıştır.

Bu tutumu ile sanki, ortada “bağımsız ve tarafsız bir yargı” varmış inancının yerleşmesine sebebiyet vererek, yapılanların meşru göstermiştir…

Bir taraftan ABD destekli Cemaat, devleti ele geçirmeye çalışırken, diğer taraftan AKP, karşı devrimi tamamlamıştır!..

Yeri gelmişken söyleyelim:

Karşı devrimin gerçekleşmesinde payı bulunanlardan biri de hiç kuşku yok ki, CHP’nin eski Genel Başkanı Deniz Baykal‘dır…

Baykal, AKP’nin iktidara gelmesinin yaratacağı tehlikeler hususunda halkı uyarmamıştır; tam aksine, Cumhuriyete bağlı güçlerin gevşek davranmasını teşvik edecek sözler etmiştir. (19)

Cumhuriyet’in ilkelerine sahip çıkacak yürekli, inançlı Kemalistleri, partiden “tek ses çıkması” gibi budalaca bir gerekçe ile tasfiye etme yoluna gitmiştir…

Cumhuriyet’e bağlı, Atatürkçü Düşünce’yi benimsemiş yiğit insanları örgütsüz bırakmıştır!

Y-CHP’nin küçümsediği ve bir türlü kabullenemediği karşı devrimi, AKP kadroları; “kalkınma hamlesi, terörle mücadele ve demokratikleşme” gibi masum kavramlarla gizlemiştir.

AKP, karşı devrimi, “Sessiz Devrim(20) olarak isimlendirilmiştir…

Gerçekten yapılan karşı devrim mi?

Bu sorunun doğru yanıtı, başka soruların yanıtları ile ortaya çıkabilir:

Kuvvetler ayrılığı” kaldı mı?

Kalmadı: Çünkü yürütme, tek elde, uzun adamda toplandı…

Yargı, yürütmenin başının peşine takılıp, Rize’ye çay toplamakla meşgul…

Yasama organına üyeleri halk seçmiyor:

Bu iş, siyasi partilerin genel başkanlarının tekelinde kalmış

Yüzde 10 seçim barajı nedeniyle, halk beğenmediği partilere “tıpış tıpış” oy vermek zorunda bırakılmış!..

Her seçimde seçimlerin güvenliği tartışılıyor!

Anayasa Mahkemesi, Sayıştay, Devlet Denetleme Kurumu ve Başbakanlık Denetleme Kurumu bağımsız ve tarafsız olarak görevlerini yapamıyor.

Ezici çoğunlukla iktidara gelen parti, bu durumu değiştirmek istemiyor!

O halde; bunun adı demokrasi olamaz!

Daha başka kanıtlar aramaya gerek yok…

Karşı devrimin boynuzu çıkacak değil herhalde!..

AKP’nin yaptığınabal gibi de karşı devrim denebilir!

Bu adı kullanmak ise, öyle kolay değildir…

Çünkü, teşhisi “karşı devrim” koyan, siyasi görevlerini de ona göre belirleyecektir.

Nitekim, Kılıçdaroğlu da Bahçeli gibi olayı “Başkanlık Sistemi”ne geçiş gibi isimlendirerek; asıl tehlikeyi gizleme ve küçük gösterme çabası içerisine girmiştir!

Buna bağlı olarak, kendi görevini de Salı günleri, grup toplantısı yapmakla belirleyip, sınırlamıştır.

Öte yandan da; partinin dinamik tabanını oyalamak için, kan akıtılmadan son noktanın konulamayacağını savunmak zorunda kalmıştır.

Yani devrimcilere; iş henüz bitmiş değildir, biraz daha uyumaya devam edin, demek istemektedir…

Aksi halde; karşı devrimi; yavaşlatmak, durdurmak ve geriye döndürmek için örgütlenme ihtiyacı ortaya çıkacaktır ki, bu da Y-CHP’nin ve Dersimli Kemal döneminin sonu olacaktır…

Mustafa Kemal’in askerlerinin bugün için önünde duran en acil iş: Yukarıda özetlenen duruma uygun strateji belirlemektir…

Nutuk atmakla karşı devrim durdurulamayacağı görülmüştür!

İçerisinde bulunduğumuz ahval ve şerait şöyle özetlenebilir:

Kurtuluş Savaşı ve Lozan’dan beri, Cumhuriyet Devrimi‘ni (21) yıkmak için fırsat kollayan küresel güçler, 93 yıl plan yaptıktan sonra, Cumhuriyet düşmanlarının bir kısmını kontrol altına alarak iktidara getirilmişlerdir.

Bir kısım işbirlikçiler de kaset operasyonları ile yönetimleri düşürülen muhalefet partilerine yerleştirilmiş ve böylece halkın karşı devrime direnmesinin önü alınmıştır!..

Ne yazık ki, yaşadığımız Türkiye’nin gerçeği budur…

CHP’yi Atatürk’ün partisi olmaktan çıkarmayı görev belleyen; başta Atatürk ve İnönü olmak üzere; kurtuluş ve kuruluşun kahramanlarının itibarsızlaştırılmasında sessiz kalan; CHP’nin şanlı mirasını reddeden; Dersim İsyanı’nın başı, emperyalizmin sadık uşağı, şaki Seyit Rıza’ya iadeyi itibar yapmaya çalışan; CIA’nın kucağında yetişip, Türkiye Cumhuriyeti aleyhine casusluk yaptığı kesinleşen Cemaat’e, kol kanat geren; Atatürk’ün partisini PKK’nın basın bürosuna çeviren; Apo’nun “yol haritasını” sahiplenen; CHP Programına rağmen, terörle müzakereye “açık çek” veren; Mustafa Kemal’in askeri olmak yerine, yurttaşı olmayı tercih eden; Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’nın çekince konulan maddelerin tümünü imzalamayı vaad ederek, dış güçlere göz kırpan; olası iktidara gelmesi halinde, ekonomiyi, sermayenin temsilcisi Kemal Derviş‘e teslim edeceği sözünü veren; 1 Kasım seçimleri ile 14 yıllık AKP zulmünden tam kurtardık derken, geçmişe sünger çekerek, AKP ile koalisyon hükümeti kurmak için kırk takla atan ve bu şekilde AKP’nin tüm yolsuzlukların aklamaya hazır olan Dersimli Kemal’ın, halkla ve CHP’nin “Halkçılık İlkesi” ile uzaktan yakından bir ilgisi yoktur, olamaz da…

Dolayısıyla Dersimli Kemal’in sözlerine değer vererek, zaman kaybetmenin anlamı olamaz!

Etkili muhalefet yapmadığı/yapamadığı bellidir.

Vaktiyle bu konuda kendisini eleştirenlere “Harakiri mi yapacağız” diyerek (22) yanıt vermişti!

Onun “kan dökme” edebiyatını ciddiye alınır bir yönü yoktur; koltuğunu garantiye almak ve küresel güçlere olan diyet borcunu ödeyebilmek için bu sözleri söylediğine kuşku yoktur…

Karşı devrimcilerin en has adamı Soroscu Kemal Kılıçdaroğlu’dur…

Atatürk’ün partisini en kısa zamanda zamanda bunların elinden alıp, yeniden halkın partisi haline getirmek, savsaklanamaz bir yurttaşlık ödevi olarak karşımızda durmaktadır...

Aksi halde, yenilgimiz kaçınılmazdır…

Cemil Can

 

DİPNOTLAR:

(1)Karşı devrim, bir devrimiyıkmayı ve sonuçlarını yok etmeyi amaçlayan bir karşıt harekettir.

 

(2)Sivil darbe” kavramı basın mensupları tarafından uydurulmuş olup, meşru iktidarların hukuka aykırı icraatlarına vurgu yapılır. Arkasında askeri güç bulunmadan darbe olamayacağı için “sivil darbe” kavramı mecazi anlamda kullanılır.

Askerî darbe, bir ülkedesilahlı kuvvetlermensuplarının silah zoru ile ülke yönetimine el koymasıdır.

 

(3)http://www.bbc.com/turkce/haberler/2016/05/160523_akp_yeni_hukumet

 

(4)http://www.hurriyet.com.tr/turkiyenin-yonetim-sistemi-fiilen-degismistir-29815380

 

(5)Parlamenter sistem ya da parlamenterizmyürütme organının yasama organının denetiminde olduğu demokratik bir yönetim sistemidir. Parlamenter cumhuriyetlerde ise çoğunlukla seçimle işbaşına gelen, yetkileri yine çoğunlukla sembolik olan bir devlet başkanı (cumhurbaşkanı) bulunur.

 

(6)https://www.chp.org.tr/Haberler/11/chp-genel-baskani-kemal-kilicdaroglu-antalyada-sehide-kelle-diyen-adamin-onunde-diz-cokenler-kalkmis-simdi-bizi-protesto-ediyorlar-21988.aspx

 

(7)http://www.imctv.com.tr/kilicdaroglu-kanimizi-dokmeden-sistemi-getiremezsin/

 

(8)https://www.chp.org.tr/Haberler/11/chp-genel-baskani-kemal-kilicdaroglu-firavun-duzenini-yikacagiz-22128.aspx

 

(9)https://www.chp.org.tr/Haberler/11/genel-baskan-kilicdaroglu-parti-meclisi-toplantisi-oncesinde-konustu-11925.aspx

 

(10) Erdoğan, Demokrasi bizim için amaç değil araçtır. Amacımıza ulaşana kadar demokrasiye bağlıyız” anlayışı ile yetişmiş bir siyasetçidir.

https://www.youtube.com/watch?v=qY52kEMQyBA

 

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı iken de 14 Temmuz 1996 günü Milliyet Gazetesi’nde “Demokrasi bir tramvaydır, gittiğimiz yere kadar gider, orada ineriz” demişti.

http://t24.com.tr/haber/mehmet-altan-erdoganin-tramvayi,296969

 

(11)Çoğunluğun iradesine uymak İslam dinine göre de doğru kabul edilmez. Kuran’da bu konuda onlarca ayet vardır.

http://www.cemilcan.gen.tr/sample-page/

(12) Büyük Orta Doğu Projesi veya Genişletilmiş Ortadoğu İnisiyatifi 21′nci yüzyılın ilk on yılında, özellikle Müslüman dünyasından İran, Türkiye, Afganistan ve Pakistan ile çeşitli ülkeleri kapsayan, Amerika Birleşik Devletleri‘nde Bush yönetimi tarafından ortaya atılan siyasi terimdir. Bu politikanın hedefleri arasına zaman, zaman Güney Kafkasya ve Orta Asya‘daki çeşitli ülkelerde dahil edilmektedir. Bazı konuşmalarda konuşmacılar, önemli oranda müslüman çoğunluğa sahip alanları işaret etmek amacıyla bu terimi kullanırlar fakat bu tür bir kullanım evrensel değildir. Büyük Orta Doğu için bazen “Yeni Orta Doğu” ya da “Büyük Orta Doğu Projesi” gibi isimler kullanılabilir.

Terim genişletilmiş şekilde, 2004 yılında G8 zirvesi için Orta Doğu ve Batı arasındaki fırsatların değiştirilmesi amacıyla Amerika Birleşik Devletleri yönetiminin hazırlık çalışmalarında yer almıştır.

https://tr.wikipedia.org/wiki/B%C3%BCy%C3%BCk_Orta_Do%C4%9Fu_Projesi

 

(13)Ilımlı İslam, İslam ülkelerinde radikal İslami hareketlerle ilişkili istikrarsızlık ve bunun getireceği siyasi sonuçların, Amerikan ve Batı karşıtlığı hareketlerine, güvenlik zaafiyetlerine ve olası menfaat kayıplarına sebep olmasının önüne geçmek için ABD düşünce kuruluşlarında geliştirilen modernist, protestan İslam yorumu.

Amerika Birleşik Devletleri’ndeki düşünce kuruluşları Ortadoğu’ya komünizm tehdidine karşı öne sürdükleri ve köktendinci islamcıları destekledikleri Yeşil Kuşak Projesi‘ni revize ederek yerine ılımlı İslamın desteklenmesi fikrini geliştirdiler. Buna göre ılımlı İslamcı grupların İslam coğrafyasında desteklenmesinin gerekliliği öne sürüldü.

https://tr.wikipedia.org/wiki/Il%C4%B1ml%C4%B1_%C4%B0slam

 

 

(14)Laiklik:Toplum ve devlet düzeninin akla ve bilime dayalı olmasıdır. Din-devlet ayırımı ya da din ve vicdan özgürlüğü, bu bütünün birer parçasıdır. Laikliğin ortaya çıkışını zorunlu kılan iki temel neden var. Birincisi;farklı inançlardan insanların barış içinde bir arada yaşamalarını sağlamak, ikincisi değişen koşullara, aklın ve bilimin ışığında çözüm arama yolunu açık tutmaktır. (A.Taner Kışlalı)

 

https://www.facebook.com/notes/cemil-can/laiklik-nedir/607476726082363

 

(15)http://www.sabah.com.tr/gundem/2011/09/15/basbakan-erdogandan-laiklik-acilimi

 

(16) http://www.hurriyet.com.tr/erdogan-millet-isterse-laiklik-tabii-ki-gidecek-38260315

 

(17)2002 yılında CHP İstanbul Milletvekili Kemal Derviş’in dile getirdiği “Türkiye’de şeriat tehlikesi yoktur

(http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=53915) tezi, 2010 yılında bizzet Kılıçtaroğlu tarafından tekrar edilmiş; (http://www.internethaber.com/kilicdaroglundan-sava-imali-sozler-309845h.htm) daha sonraki yıllarda CHP Örgütlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Nihat Matkap’a da söylettirilmiştir. http://www.radikal.com.tr/yazarlar/oral-calislar/kilicdaroglu-dersim-katliamini-savunanlari-asabilir-mi-1079522/

 

(18)http://www.istanbulgercegi.com/kim-hangi-cesaretle-kemal-bey-368454.html

 

(19) Mehmet Sevigen’in evinde Erdoğan’a milletvekilliği yolu açılmasına karşı çıkanlara: “İki aydan fazla dayanamaz gider” demiştir…

 

http://www.milliyet.com.tr/2007/07/25/son/sonsiy27.asp

 

(20)https://www.akparti.org.tr/site/haberler/10-yilda-sessiz-devrim/61956#1

 

(21)Devrim, inkılâp ya da ihtilâl, sözcükleri ile bir durumdan başka bir duruma geçiş, evrim, dönüşümü anlatılır.

Darbe sözcüğü ise çoğunlukla askeri darbeleri anlatmak için kullanılır.

 

(22)http://www.hurriyet.com.tr/kilicdaroglundan-onemli-aciklamalar-24774206

 

DOKUNULAMAZLAR!

Kılıçdaroglu

 

 

Haber manşetten verildi:Dokunulmazlıklar kaldırıldı!

Gerçekte kaldırılan bir şey yok ki…

Meclis’teki PKK’lıları yargılamak için anayasa değişikliği gerekmiyordu.

AKP’nin çoğunluğu, dokunulmazlıkların kaldırılmasına yeterdi!

Oylamada CHP fire verdi.

Verir, sürpriz değildir…

CHP, Y-CHP olunca rotasını kaybetti…

HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş, çıtayı biraz daha yükseltti.

Yükseltir; “çözüm süreci” (1) ile köpeksiz köy buldu, o günden beri değneksiz dolaşıyor!..

Erdoğan Artvin’e gitti.

Gelir…

 

***

 

Şehit cenazesinde Kılıçdaroğlu’na yumurta fırlatıldı.

Dersimli, daha ilk yumurtada bunu yaptıranın kim olduğunu biliyorum dedi.

Siyaseti tekellerinde görenler, bu açıklamayı derhal yorumladılar.

İhale, Melih Gökçek üzerinde kaldı.

Kılıçdaroğlu susarak, bu suçlamaya da onay verdi.

Doğru da olabilir tabii…

Öye bile olsa; muhalefet, bütün hukuk dışılıkların ve asayiş olaylarının sorumlusu olarak hükümeti işaret etmek zorundadır.

İktidar alternatifi ancak böyle olunabilir…

Dersimlinin hükümeti hedef almaması, CHP’deki “düşük profilli” genel başkan meselesini yeniden akla getiriyor!

Yumurtayı attıran Gökçek olsa bile, sorumlusu doğrudan AKP hükümetidir!

Nihai siyasi hedefi: Belediye başkanlığı olan biri, işte böyle hedef küçültür…

 

***

 

Kölelik Yasası” olarak tarif edilen ve işçilerin “kiralanmasına” olanak veren yasa, Meclis’ten geçti…

Abdullah Gül’ün veto ettiği yasayı, Erdoğan okumadan onayladı!

Hükümet, “kıdem tazminatı”nın fona devredilmesi konusunda da kararlıdır.

Bakan Soylu, harıl harıl çalışıyor.

Öngörülen düzenleme gerçekleşirse, işçilerin hak kaybı yüzde 55‘i bulacakmış…

Emekçilerin örgütlülük durumu, “karşı devrim”in oturması için “başkanlık” veya “partili cumhurbaşkanlığı” meselesinden çok daha önemlidir…

Nobel ödüllü bilim adamı Prof. Aziz Sancar: “Bana en çok dokunan hediye; İsveç’teki işçi, emekçi kardeşlerimden geldi. Onların bana hediye ettiği kahve takımı ofisimde” diyerek, emeğin önemine vurgu yaptı… (2)

İlginçtir:Türkiye’deki emekçi örgütleri; işçi-memur sendikaları, dernekler ve odalar; Atatürkçü düşünceyi öne çıkaran Sancar’ın dünya çapındaki başarısını hala duymadılar!

Onlar, senede bir gün; 1 Mayıs’ta; Taksim Meydanı’nda, İşçi Başramı’nı nasıl kutlarız diye, 364 gün eylem planı yapmakla meşguldür…

Heeey!

Sendika ağaları yeter artık…

Emekçilerin daha fazla dayak yiyecek hali kalmadı!..

Sanki Türkiye’deki “emekçi örgütleri”nin en önemli diğer işi: Emperyalizmin “kara gücü” PKK’yı, kendi kazıp düştüğü hendekten kurtarmaktır.

Bunun için ha bire bildiri yazıp, kamuoyu ile paylaşıyorlar…

Kim ne derse desin, Türkiye’deki emekçiler örgütsüzdür!

Emekçiler örgütsüz olunca da karşı devrim amacını kolayca gerçekleştiriyor…

 

***

 

Y-CHP’nin işi referanduma havale etmeden anayasa değişikliğine “evet” demesi bir bakıma iyi oldu.

En azından referandumun önü kesildi…

Aksi halde, “başkanlık” veya “partili cumhurbaşkanlığı” konusu “milletvekili dokunulmazlığı” ile birlikte halkoyuna sunulabilirdi…

Büyük olasılıkla da kabul edilecekti.

Dokunulmazlık konusunda yapılan değişiklikler (3) ise, pratikte bir işe yaramayacaktır!

Zira, aleyhteki düzenlemeler geçmişe yürümeyeceği için PKK’ya yardım ve yataklık yapan milletvekilleri yargılanamayacaklar…

Değişiklikler, gelecekteki milletvekillerini de kapsamıyor.

Mevcut milletvekilleri ve PKK adına sürece katılanlar için zaten özel yasa (4) çıkartılmıştı:

Bu düzenleme nedeniyle “Çözüm Süreci” ndeki faaliyetleri nedeniyle kimse yargılanamaz!..

Geriye ne kalıyor: İhaleye fesat karıştırmak, hırsızlık, rüşvet, resmi evrakta sahtecilik, kalpazanlık vb gibi adi suçlar…

Bana sorarsanız, asıl dokunulmazlığı olanlar bu suçları işleyenlerdir.

Onlar “dokunulamazlar” olarak bilinirler…

Yakın geçmişte yaşadık ve gördük.

 

***

 

Kobra tipi helikopterimiz yerden atılan Rus veya ABD yapımı bir füze ile düşürüldüğü kesinleşti…

Bunu da AKP’nin ilklerine ekleyiniz…

İki pilotumuz şehit oldu.

Füzeyi fırlatanın PKK’lı olduğuna kuşku yok!

Terör örgütünün Meclis’teki uzantısı HDP milletvekillerinin terör örgütünü; övme, propagandasını yapma, yardım ve yataklık suçlarından yargılanmalarına başlanacağını sananlar, pek yakında yanıldıklarını görecekler…

İktidarın da onların da arkasında küresel güçler var!

 

Cemil Can

 

DİPNOTLAR:

(1) https://tr.wikipedia.org/wiki/%C3%87%C3%B6z%C3%BCm_s%C3%BCreci#cite_note-resmigazete.gov.tr-2

 

(2)http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/537428/Aziz_Sancar__Gozunuzu_seveyim_politikayla_ugrasmayin.html

 

(3) İŞTE DEĞİŞTİRİLEN MADDELER

MADDE 1 – 7/11/1982 tarihli ve 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasına aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.

“GEÇİCİ MADDE 20 – Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihte; soruşturmaya veya soruşturma ya da kovuşturma izni vermeye yetkili mercilerden, Cumhuriyet Başsavcılıklarından ve Mahkemelerden, Adalet Bakanlığına, Başbakanlığa, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına veya Anayasa ve Adalet Komisyonu Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Başkanlığına intikal etmiş yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin dosyaları bulunan milletvekilleri hakkında, bu dosyalar bakımından, Anayasanın 83 üncü maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesi hükmü uygulanmaz.

Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren onbeş gün içinde; Anayasa ve Adalet Komisyonu Üyelerinden Kurulu Karma Komisyon Başkanlığında, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığında, Başbakanlıkta ve Adalet Bakanlığında bulunan yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin dosyalar, gereğinin yapılması amacıyla, yetkili merciine iade edilir.”

MADDE 2 – Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer ve halkoylamasına sunulması halinde oylanır.

TEKLİFİN ATIFTA BULUNDUĞU 83. MADDE

4. Yasama dokunulmazlığı

MADDE 83. Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri, Meclis çalışmalarındaki oy ve sözlerinden, Mecliste ileri sürdükleri düşüncelerden, o oturumdaki Başkanlık Divanının teklifi üzerine Meclisce başka bir karar alınmadıkça bunları Meclis dışında tekrarlamak ve açığa vurmaktan sorumlu tutulamazlar.

Seçimden önce veya sonra bir suç işlediği ileri sürülen bir milletvekili, Meclisin kararı olmadıkça tutulamaz, sorguya çekilemez, tutuklanamaz ve yargılanamaz. Ağır cezayı gerektiren suçüstü hali ve seçimden önce soruşturmasına başlanılmış olmak kaydıyla Anayasanın 14 üncü maddesindeki durumlar bu hükmün dışındadır. Ancak, bu halde yetkili makam, durumu hemen ve doğrudan doğruya Türkiye Büyük Millet Meclisine bildirmek zorundadır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi üyesi hakkında, seçiminden önce veya sonra verilmiş bir ceza hükmünün yerine getirilmesi, üyelik sıfatının sona ermesine bırakılır; üyelik süresince zamanaşımı işlemez.

Tekrar seçilen milletvekili hakkında soruşturma ve kovuşturma, Meclisin yeniden dokunulmazlığını kaldırmasına bağlıdır.

Türkiye Büyük Millet Meclisindeki siyasi parti gruplarınca, yasama dokunulmazlığı ile ilgili görüşme yapılamaz ve karar alınamaz.

 

(4) Dört maddeden ibaret olan bu yasayı, aşağıdaki bağlantıdan lütfen okuyunuz:

http://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2014/07/20140716-1.htm

 

 

 

 

 

 

 

TÜRKİYE’NİN KURULTAYI!

mhp_toma

 

AKP, 14 yılda halka “ileri demokrasi”yi anlatamadı ama 15 Mayıs Pazar günü uygulamalı olarak gösterdi.

“İleri demokrasi”de halkın iradesine yer yok.

İktidarın en önemli yönetim araçları:TOMA, polis ve biber gazıdır…

Gezi olayları”nda kulağı üzerine yatan kesim, MHP olağanüstü kurultayı ile gerçeği görmüş olmalı..

AKP iktidarında; halkın iradesine iktidarın isteklerine uyduğu kadarına değer veriliyor.

Çerçevenin dışına çıkıldığında devreye kamu gücü giriyor:

Sanki polis ve bağımsız olmayan mahkemeler bunun için var!

Halkın gerçek iradesinin ne olduğuna onlar karar veriyor!

Aydınlık gazetesinin 13 Mayıs Cuma günlü nüshasında bir haberi birkaç kez okudum.

Mutlaka yanlış yazılmıştır diye düşündüm.

Cumartesi günü düzeltilmesini bekledim.

Pazar gününü yine bu konuya takılıydım.

Değişen bir şey olmadı.

Haber doğruydu:

İşe yeni başlayan bir muhaberin yaptığı hata değildi.

Bu kez, icra dairelerinin hukuka aykırı işlemlerini iptal etmek ve düzeltmekle görevli icra mahkemesinin işlemini icra dairesi düzeltiyordu!

Hukuk devleti bir kez daha öldü!

“İleri demokrasi”nin yargı erkinde ete kemiğe bürünüşü bu şekilde oluyordu!..

Artık Yargıtay’ın elindeki bir dosya için en alt düzeydeki mahkemeler tedbir kararı verebiliyor.

Ankara 2. İcra Mahkemesi, haklı ve yerinde olarak MHP ile ilgili verilen ve hukuka aykırı olduğu tartışmasız olduğu için kaldırılan 25. icra müdürlüğünün işlemini kaldırdı.

Burada kadarı normaldi.

Bu defa, icra müdürlüğü, icra hakimliğinin işlemini durdurdu!

İcra müdürlüğünün bu kararını, Ankara Valiliği TOMA ile infaz etti.

AKP’nin ileri demokrasi dediği buydu.

Bu yüzden, MHP’nin kurultay isteyen delegeleri kongrenin yapılacağı salona giremediler…

Kamuoyu yoklamalarına göre, tabanının en az yüzde onunu AKP’ye kaptıran MHP’nin mevcut yönetimi, bu durumdan gayet memnundur.

Hükümete yıllardır verdikleri desteğin karşılığını bu şekilde aldılar…

***

Lakin, şu andan itibaren bu hareketi durdurmak olanaksızdır!

Hatta; denebilir ki, MHP cephesinde yakılan çoban ateşi, CHP’ye de sıçrayacak!

Muharrem İnce ve arkadaşlarının başlattığı girişim bunun habercisidir.

Sırça köşkte oturan delege ağalarının keyfi bayağı kaçacak!..

Karşı devrim”in önündeki taşları temizlemekle görevli Dersimli ve ekibinin, bugünden dizleri titremeye başladı bile.

Koltuklarını korumak için “sertleşecek”lermiş!..

Kılıçdaroğlu’nun “kan”lı cümleler kurması bu yüzden olsa gerekir.

CHP tabanı, bu tuzağa bir kez daha düşecek mi göreceğiz!

***

101 şirket, 684 şahıs ve 21 aracının Türkiye’de kazandığı paraların Panama’daki “off-shore” hesaplarına yatırıldığı ortaya çıkmış.

Milletin a..sına koyan Mehmet Cengiz ile Bilal oğlana burs bağlayan Remzi Gür gibi yandaşlar çoğunluktadır…

Milli damat Dr. Berat Albayrak’ın üst düzey yöneticiliğini yaptığı Çalık Grubu zaten işin içerisinde!

Vahşi kapitalizmin kuralıdır:Kriz dönemlerinde “sıcak para” olarak Türkiye’ye giren bu paralar, yüksek faiz alarak geldikleri yerlere dönerler…

Hükümetimiz, “cari açığı” genellikle bu şekilde kapatır.

Türkiye’yi soyan bu ekibe; Türk halkı adına övgüler dizilir, ödüller verilir…

Resmen “tefecilik” yapan bu imtiyazlı kişilerin paralarına “yabancı sermaye” adı verilmiştir.

Türkiye’yi “yabancı sermaye” için cazip hale getirmek, Türk halkına hep bir marifetmiş gibi sunuldu…

Bu duruma muhalefet bile sesini çıkartamaz!

Tam aksine durumu, bir mecburiyetmiş gibi halka anlatır.

“Yabancı sermaye” hükümet kanadından her zaman aferin alır…

Panama belgelerinde isim isim yazılı olan kapitalistler, Türkiye’de de her zaman iktidarı belirler…

Kılıçdaroğlu, emekçi kesimin desteğini alarak, iktidara gelme umudunu yitirdiği için “yabancı sermaye”nin toplantılarına katılıyor…

Onların çıkarlarını koruduğu çok bellidir:

TOBB’nin kongresinde, “Bütün yükü benim sırtıma yükleyerek demokrasi arayışı içine girmemelisiniz” diyerek yakınması (1) bu nedenledir…

TOBB’u TÜSİAD kadar “yürekli” olmamakla suçlaması, halktan bir beklentisi olmadığının bir başka kanıtıdır…

6 milyon işsiz, 17 milyona yaklaşan yoksul halka söyleyecek sözü kalmamıştır…

Dersimlinin, sermayenin temsilcisi olduğu artık tartışma konusu bile değildir!

O, sadece sermayenin çıkarlarını korumakla görevli bir emir eridir…

Altı Ok’un vaz geçilemezi olan “Halkçılık” ve “Devletçilik” ilkelerini, yeniden yorumlayıp, değiştirmek istemesi de bu yüzden olsa gerekir.

Halkın partisi CHP, “Yeni CHP” olarak değiştirilip “yabancı sermaye”nin partisi haline getirildikten sonra, yüzde 25 bandına sıkışıp kaldı.

Y-CHP, Türk halkı için açık cezaevine dönüştürülmüştür….

Çıkmaz sokak halindedir…

Dolayısıyla, olağanüstü MHP kurultayı, tüm emekçilerin kurtuluşu için başlangıç kabul edilmelidir…

Bu nedenle MHP’nin kurultayı Türkiye’nin de kurultayıdır…

Cemil Can

 

DİPNOT:

(1) http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/siyaset/531539/Kilicdaroglu__Baskanlik_sistemini_kan_dokmeden_bu_ulkede_gerceklestiremezsiniz.html

 

 

 

 

DAVUTOĞLU’NUN BAŞINI KENDİ “SIĞ” SİYASETİ YEDİ!..

61203-clinton-dan-davutoglu-na-tesekkur

AKP’nin 7 Haziran yenilgisinden sonra, 1 Kasım’a kadar geçen süre içinde, oy oranını yüzde 49.5‘a çıkarmasında Ahmet Davutoğlu’nun payı olmadığını kimse söyleyemez…

5 Mayıs günü yaptığı veda konuşmasında; oy oranının yüzde 52, 53 hatta 54′e çıktığını iddia etti.

Kuşkusuz bu rakamların hepsi aynı anda doğru olamaz ama, AKP’nin oy oranında, bir miktar artış olduğu kesindir!

Bu açıdan bakıldığında; Davutoğlu başarılı bir genel başkandı denilebilir.

O halde, bütün siyasi partilerin genel başkanlarında bulunan; il ve ilçe başkanlarını görevden alma ve atama yetkisini, MKYK’da budamanın ne gereği vardı?

Demek ki, sorun, salt il ve ilçe başkanlarının görevden alınıp, atanması değildi…

Düşürülen Rus uçağının paraşütle atlayan pilotunu “biz vurduk(1) diye övünen Alpaslan Çelik, şimdi nerelerdedir?

Savaş silahları ile İzmir’de dolaşan ve kahramanlar gibi karşılanan ülkücü Çelik, neden tutuklandı?

Kim ne söylerse söylesin; öldürülen Rus pilot için verdiğimiz ilk kurban Alparslan Çelikise, ikincisi Ahmet Davutoğlu’dur…

Nokta.

İddia ediyorum ki, Vladimir Putin, Alparslan Çelik’in tutuklanmasını yeterli bulmamıştır: “Rus uçağının düşürülmesi emrini bizzat ben verdim” (2) diyen Davutoğlu’nun da kellesini istedi!..

Aksi halde, gerginlik sürecekti, Erdoğan bunu göze alamadı:

Yüz turistten 96‘sı gelmedi, en önemli gelir kapılarımızdan biri, can çekişiyor.

Turistik oteller, birer birer satılığa çıkartıldı.

Narenciye ve sebze üreticilerimiz perişandır…

Davutoğlu’nun “Stratejik Derinlik (3) siyaseti yüzünden, etrafımızda bir tek dostumuz kalmadı…

ABD’nin gözden çıkarttığı Erdoğan’ın, tek dayanağı; yüzde 49.5‘lik kitle tabanıdır.

Bu tabanı bir tek ekonomik kriz dağıtabilir!

Yolsuzluk, hırsızlık, hukuk dışılık, partizanlık vs, vs…

Geçiniz efendim, geçiniz…

O konu defalarca test edilmiştir.

Açlık başlayınca, Erdoğan’ın altından dünya kayıp gidebilir…

Yüce Divan‘da yargılanmasını gerektirecek bir sürü suç dosyalanmışmış…

Geçiniz…

Savaş suçları” ve “saldırı suçları”na bakmakla görevli Lahey’deki Uluslararası Ceza Mahkemesi, (4) Erdoğan’ın uykularını kaçırıyor mu?

FETÖ, “Ne istediler de vermedik” döneminde; ihtiyaç duyduğu kanıtları toplamış, dosyaları hazırlamıştır mutlaka.

Erdoğan yönetimindeki Türkiye’nin; Libya, Irak ve Suriye’deki tutumu yöneticilerin tümünü, çok rahatlıkla sanık sandalyesine oturtabilirler…

Bu işin, örneği çoktur ama şakası yoktur…

Onu da geçelim bir kalem.

Bilal İtalya’da barınamadığına göre, Erdoğan için başka Türkiye yoktur!

İçerideki tek seçeneği, yağan yağmurda beraber yürüdüğü yüzde 49.5′lik kitle tabanı, dışarıda ise ABD komplolarına karşı destek alabileceği Rusya gibi güçlü bir ülkedir.

Başkanlık Sistemi”ne geçiş ve bunu gerçekleştirebilmek için zorunlu görünen “yeni anayasa” çalışmasını da aynı kapsamda değerlendirmek gerekir…

Bu yüzden, Erdoğan’ın başarısız olduğu defalarca test edilen “Stratejik Derinlik Siyaseti”nden bir an önce kurtulması gerekiyor.

Dolayısıyla, yol arkadaşı Ahmet Davutoğlu gözünü kırpmadan feda edilebilir.

Üstelik bugüne kadar yaşanmış ve halkın onay vermediği, “açılım” gibi saçmalıkları da üzerine yıkıp, geçmişini sıfırlayabilir…

Paralel Yapı”nın günah keçisi ilan edildiği gibi…

Denebilir ki, Davutoğlu’nun başını yiyen, “derinlikli” sandığı, kendi sığ siyasetidir! (5)

Davutoğlu’nun FETÖ ile mücadelede ağırdan alması; yargı kararı ile olmadığı tespit edilen “Ergenekon” ile “FETÖ”yü aynı kefeye koyması, hangi safta yer aldığını göstermesi bakımından elbette önemlidir.

Nitekim, veda konuşmasında:”Hayatta inanmadığım hiçbir şeyi savunmadım, inandığım hiçbir şeyden de geri adım atmadım” sözleri ile kararlılığına vurgu yapmak zorunda kalmıştır.

Kabul etmek gerekir; Davutoğlu, icraatını inandığı gibi yapmıştı…

Ergenekon” mu vardır, yoksa “FETÖ” mü yoktur sorusunun yanıtını, açık açık veremediği için, tutumuna bakarak bulunduğu safı belirleyebiliriz:

Yargı‘da hala 5000 civarında “F tipi” hakim ve savcı olduğu söyleniyor.

Ordu içinde ise henüz temizliğe başlanmadı.

Bir tek Emniyet‘in üst düzeyindeki yapılanma dağıtıldı.

İlk fırsatı bulduğunda, Erdoğan’ın kellesini alacak olan “Paralel Yapı”pusudadır; yer altına çekildi, uygun zamanı bekliyor…

F Tipi”, neredeyse her birimde varlığını sürdürüyor!..

Oysa, Başbakanlık Makamı’nda oturan kişi, Erdoğan’a karşı birkaç başarısız hamle yapan CIA‘nın Türkiye’deki kolu FETÖ’nün varlığına inanmıyor!..

Milli Güvenlik Siyaset Belgesi‘ne terör örgütü olarak giren Cemaat’i, tehlikeli görmeyen Davutoğlu’nun eline, siz olsanız Başbakanlık görev ve yetkilerini verir misiniz?

Devletin güvenlik siyasetinin hükümetinki ile örtüşmediği nokta, dananın kuyruğunun koptuğu yerdir…

Davutoğlu’nun azledilişini böyle değerlendirmek gerekir…

Davutoğlu, 24 Temmuz‘da başlayan “Türkiye-ABD Savaşı”nı da ciddiye almamış veya ABD’nin safındaki yerini terk etmemiştir.

Bu yüzden de milli kuvvetlerle karşı karşıya geldi.

Başbakanlıktan ayrılması bu nedenledir.

Nokta.

***

ABD, Türkiye’deki önemli bir adamını kaybetti…

İlk açıklamaları şöyledir: Davutoğlu iyi bir ortaktı(6)

Beyaz Saray’a yakın Foreign Policy dergisi ise haberi: “Amerika Ankara’daki adamını kaybetti” şeklinde verdi… (7)

Tercihini küresel güçlerden yana kullanan Davutoğlu’nun, “Cumhurbaşkanımıza son nefesime kadar vefa ilişkisini sürdüreceğim” (8) şeklindeki sözleri, bir anlam yüklü değildir!

Tıpkı Erdoğan’ın birkaç gün önce ve hiç sırası değilken söylediği:”600 bin insan katil, terörist Esad tarafından öldürüldü” sözlerinin bir anlamı olmadığı gibi… (9)

***

Gelelim muhalefet cephesine:

Ana muhalefet partisinin genel başkanı, Davutoğlu’nun görevden alınmasını “4 Mayıs saray darbesi” olarak nitelendirdi… (10)

Bir hafta önce PKK’ya karşı “orantısız güç” kullandığı için, askerin yargılanmasını isteyen bir rapor (11) hazırlatan Kılıçdaroğlu, hala hayal aleminde yaşıyor…

Ne var ki, “görev bilinci” ile hareket etmeyi ihmal etmiyor!

Sosyal medyada; “hükümeti devirmeye teşebbüsten” binlerce kişiyi tutuklatan Erdoğan, tek başına hükümeti devirdi, suç bile olmadı, şeklinde espriler yapılıyor…

Toplum mizaha duyarlı…

Kılıçdaroğlu’nun:“Kaderin bir cilvesi olarak demokrasi adına Davutoğlu’nu savunmanın kendilerine düştüğünü” söylemesi, (12) böyle durumlarda Karadenizlilerin söylediği “Şaşıran doğrusunu söyler” özdeyişini hatırlattı…

Ne yazık ki, bugün ülkemizde iktidarı savunan bir muhalefet var.

MHP Lideri Devlet Bahçeli de beklendiği gibi gider ayak: “Hükümete verdiğimiz fiili destek hukuki boyut alabilir” dedi… (13)

O zaman sormazlar mı adama:

Madem muhalefet de iktidarı destekliyor, muhalefete ne gerek vardı?

***

Davutoğlu, veda konuşmasında herkese hakkını helal etti!.. (14)

Türk halkı, 20 aylık başbakanlığı döneminde, Davutoğlu’nun ne kadar hakkını yedi?

Yine o bize hakkını helal ediyor, iyi mi!?

Üzerimizde kul hakkı olmadan, rahat rahat, huzur içerisinde ölebiliriz artık…

Kilis’e atılan “kaktuşa“ roketleriyle somutlaşan “Stratejik Derinlik” saçmalığını, Türkiye’nin başına bela eden bir adama, ana muhalefet partisinin genel başkanı:Hakkımı helal ediyorum diyor!.. (15)

Dersimli Kemal, Y-CHP’ye “tıpış tıpış” oy vermek zorunda kalan CHP’lilerin adına konuşuyor tabii, buna yetkisi var zaten!

Seyit Rıza’nın bile kemiklerini sızlatan torunu, CHP’lilerin fikrini almadan, hükümete haklarını helal edebiliyor!

Oylarımızı AKP’ye vermemizi istemediğine, şükrediyoruz!

Yeri gelmişken söyleyeyim: Ben ikisine de hakkımı helal etmedim, etmeyeceğim…

İktidar muhalefete, muhalefet iktidara hakkını helal ettiğine göre, bugüne kadar yapılan muhalefetin, göstermelik olduğu da ortaya çıkmıştır.

Gerçekte; Y-CHP ile Y-MHP‘nin, AKP iktidarlarına payanda oldukları bir kez daha görülmüştür.

Karşı devrimin iyice yerleşmesi için, kendilerine verilen görevleri hakkıyla yerine getirdiler.

Hendek Savaşları” da Türkiye’de safları iyice belirginleştirmiştir…

Biz, her zamanki gibi Türkiye tarafındayız…

ABD’nin kara gücü PKK ile birlikte, bu hainler o hendeklere gömülmedikçe, bu Millet rahat bir uyku uyuyamayacaktır…

Bizim için de başka Türkiye yoktur!..

Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1) http://www.hurriyet.com.tr/ucak-dustu-komutan-aaya-acikladi-pilotlardan-biri-elimizde-40018089

(2) http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/siyaset/431535/Davutoglu__Ucagin_vurulmasi_emrini_bizzat_ben_verdim.html

(3) http://kutucugum.com/emel-supurur/e-kitap-a-harfi-12280/ahmet-davutoglu-stratejik-derinlik,27535.pdf

(4) http://www.ucmk.org.tr/index.php?option=com_content&view=article&id=196&Itemid=45

(5) Davutoğlu’nun, Hakan Fidan’ı milletvekili yapmaya kalkışarak Erdoğan’ı Ak Saray’a hapsetme planı, başkanlık sistemine karşı durması, PKK ile yeniden masaya oturmayı seslendirmesi, Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ile mücadeleyi savsaklaması vb. gibi olaylar, Erdoğan ile arasında güven bunalımı yaratmış olabilir, süreci hızlandırabilirler. Lakin bunların hiçbiri, Erdoğan’ın sır küpü ve suç ortağı Davutoğlu’nu feda etmeyi gerektirecek ağırlıkta kabul edilemez.

(6) http://www.ntv.com.tr/dunya/beyaz-saray-basbakan-davutoglu-abdnin-iyi-bir-ortagiydi,oU0_O37-hku0djWPRF4aaA

(7) http://odatv.com/amerika-ankaradaki-adamini-kaybetti-0605161200.html

(8) http://www.sabah.com.tr/webtv/turkiye/davutoglu-cumhurbaskanimizla-son-nefesime-kadar-vefa-iliskisini-surdurecegim

(9) http://www.ahaber.com.tr/gundem/2016/05/07/erdogan-600-bin-insan-katil-terorist-esad-tarafindan-olduruldu

(10) http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/siyaset/527169/_4_Mayis_Saray_darbesi.html

(11) http://www.aksam.com.tr/siyaset/chp-askerlerin-yargilanmasini-istedi/haber-512565

(12) http://www.aydinlikgazete.com/politika/28-subata-benzetti-h87207.html

(13)http://haber.sol.org.tr/toplum/bahceli-hukumete-verdigimiz-fiili-destek-hukuki-boyut-alabilir-155199

(14) http://www.haber7.com/ic-politika/haber/1933281-davutoglu-sesi-titreye-titreye-veda-etti

(15) http://www.haber7.com/ic-politika/haber/1933009-kilicdaroglu-davutogluna-hakkimi-helal-ediyorum

HA TOSYA HAKİMİ HA YALOVA KAYMAKAMI!..

meral

Bizi korkutan; serseri mayın gibi ortalıkta dolaşan birkaç yargıç değil ki…

Cemaat sempatizanı ve Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) üyesi olmak üzere, 5000 civarında yargıç ve savcımız var.

Hukuk formasyonu bulunmayan bu kadar militan devletten maaş alıyor.

Kimin; nerede ve ne zaman bunlardan hangisine toslayacağı şansına kalmış…

İnlerine gireceğiz inlerine” diyen Erdoğan, yargıda gerekli ayıklamayı henüz yaptıramamış!

Anayasa ve yasaları takmayan militan yargıçlar var; kendi imamlarından emir ve talimat alıyorlar…

Bilenler bilirler, örgüt üyeleri “Emir demiri keser” düsturu içerisinde hareket eder…

Böyle biri size rast gelirse eğer, bağlı olduğu “imam”ın vicdanına kaldınız.

Asın derse asılır, kesin derse kesilirsiniz…

Yaşamınız, ilgili imamın veya onay makamı olan eski vaizin iki dudağı arasındadır…

***

FETÖ soruşturmasından tutuklu bulunan Samanyolu Yayın Grubu Başkanı Hidayet Karaca ve polis şefleri Ali Fuat Yılmazer ile Ömer Köse’nin de aralarında bulunduğu 70 kişinin “yetkisiz” ve “görevsiz” mahkemeden hukuksuz tahliyesine verilen kararı (1) unutmadık ki…

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın “Yok hükmünde” (2) olduğunu tespit ettiği bu kararı veren gözü kara 32. Asliye Ceza Mahkemesinin eski Hakimi Mustafa Başer, şimdi Silivri Cezaevi’nde tahliyesini sağlamaya çalıştığı arkadaşlarının yanındadır…

Hukukta “yokluk” veya “yok hükmünde” ifadesi, mahkemenin görev alanına girmediği halde, verilen karar için de kullanılabilir…

Ceza mahkemelerinin boşanmaya karar vermeleri veya hukuk mahkemelerinin cezaya hükmetmeleri yok hükmünde kararlara örnektir…

Hukuk devletinde, Yalova Kaymakamı’nın yetkili ve görevli mahkeme yerine geçerek karar vermesini kimse ipine takmaz!..

Bir de “merci tecavüzü”(3) vardır ki, bunu daha çok idareye karşı dava açan yurttaşlar yaparlar…

Konumuz dışındadır…

***

Temyiz incelemesi için Yargıtay’a gönderilmiş bu dosya hakkında; dosyayı gönderen mahkeme, karar bozularak veya onanarak önüne gelmedikçe, bu dosya ile ilgili bir daha karar veremez!..

Bu duruma mahkemenin “dosyadan el çekmesi” diyoruz…

Yargıtay’daki bir dosya hakkında; ihtiyati tedbir, (4) tahliye vb. gibi kararları, sadece ve sadece temyiz incelemesini yapacak olan ilgili daire verebilir…

Alt derece mahkemelerinin Yargıtay özel dairelerinin yerine geçerek verdikleri kararlar, doğal olarak “yok hükmünde” kabul edilir.

Mevzuatımıza göre; MHP kongresinin toplanmasına ilişkin olarak Ankara 12. Sulh Hukuk Mahkemesi’nce verilen kararın infazı için kesinleşmesi gerekmemektedir

İcra İflas Kanunu’na göre, bir kararın -güvence karşılığında- infazını durdurabilmek için yine Yargıtay’dan “yürütmenin durdurulması kararı” (tehiri icra kararı) talep etmek gerekir…(4)

Basına yansıdığı kadarı ile MHP Genel Merkezi temyiz dilekçesinde, bu yönde talepte bulunulmamıştır.

Bu noktadaki eksiklik, Tosya Asliye Hukuk Mahkemesi’ne başvurularak giderilemez!

Temyizdeki bir dosya için, asliye hukuk mahkemelerinin hiçbir şekilde yetkil ve görevi yoktur.

MHP Genel Merkezinin yaptığı açıkça; kanuna karşı hiledir ve hukuk hileyi korumaz!

Bu konuda en ufak bir kuşku bulunmamaktadır.

Böyle durumlar, insanın aklına “tecavüz” sözcüğünü getiriyor…

Tahmin edeceğiniz gibi bu defaki tecavüz, “adalet hanıma” yapılmıştır!

Gemerek ve Tosya Asliye Hukuk Mahkemeleri, Yargıtay’daki bir dosya hakkında ihtiyati tedbir kararı vermiş olmakla, doğrudan “adalete tecavüz” etmişlerdir…

Bunun başka açıklaması olamaz!

Gemerek ve Tosya hakimleri, ihtiyati tedbir yoluyla bütün işlemleri durdurma kararı verdiler!

Cesaretin böylesi, Türk hukuk tarihinde bir daha görülmedi…

Görüldüğü gibi tecavüz, sadece Ensar Vakfı‘nın hocalarına özgü değildir!

Nitekim, “Tosya kararı” MHP Genel Başkan adaylarından Meral Akşener’in aklına, meşhur Temel fıkrasını getirdi:

Akşener: “Bu iş “kafasına” göre imam arayan Temel’in işine benziyor” diyerek, haklı olarak o fıkraya gönderme yaptı…(5)

***

Bugün yok hükmünde karar vermekle meşhur olan Hakim Mustafa Başer de adalet sistemimizden memnun değildir!

Silivri Cezaevi’nden avukatları ile gönderdiği mektupta:

Nöbetçi mahkeme olmaması nedeniyle görevli olmayan Bakırköy 2. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından hakkında yakalama kararı çıkartıldığından yakındı…

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Anayasa ve 2802 Sayılı Kanun’un 88. maddesine aykırı davranarak, “ağır cezalık” ve “suçüstü hali” koşulları oluşmadan, savunması dahi alınmadan, aleyhindeki deliller tarafına yansıtılmadan tutuklandığını söyledi…

Kararı veren meslektaşlarının suç işlediğini ileri sürdü…(6)

Dinleyen olmadı tabii…

Adaletin ırzına bir kez geçildi mi alışkanlık yapıyor demek ki, tecavüzlerin arkası bir gelmiyor…

Yargıtay Başkanı:

Yargıya güven yüzde 70‘ten 30‘a düştü boşuna demiyor…

***

Hal böyle olunca; MHP‘nin olağanüstü kurultay toplanması ile ilgili kararı hakkında, ihtiyati tedbir kararı veren Gemerek ve Tosya Asliye Hukuk Mahkemelerinin kararları için, aklınıza ne geliyorsa diyebilirsiniz artık…

Ankara 12. Sulh Hukuk Mahkemesi; delegelerden yeterli imza toplandığı halde, olağanüstü kurultayı toplamayacağını ilan eden MHP Genel Merkezi’nin hukuka aykırı tutumu karşısında, üç kişilik çağrı heyetine görev verip, kurultayın toplanmasına karar verdi…

Karar son derece doğru ve yerindedir…

Tüzel kişiliklerde, temsil organları görevlerini yapmazlarsa eğer, ilgililer mahkemeye başvurarak; “temsil kayyımı” atanmasını talep edebilirler.

Bazı hallerde “idare kayyımı” atanması da talep edilebilir ama, o konumuz dışındadır…

Çağrı heyeti” olarak isimlendirilen üç kişilik kayyımın görevini, mahkeme belirlemiştir.

Verilen delege listesi ve talep edilen gündem ile olağanüstü kurultayı toplayıp, tüzük değişikliğini karara bağlayacaklar.

Genel başkanlık seçimi için ayrı bir kurultay daha gerekir!

Bahçeli kaybedeceğinden o kadar emindir ki, karşı çıkmaya tüzük değişikliğinden başlamıştır…

Yapılacak olan değişiklik; son derece haklı bir talepten kaynaklanıyor ve demokrasiye saygılı bütün partilerin tüzüğünde bulunması gerekir:

Parti yönetimini belirleyen kurultay delegeleri, seçtikleri yöneticilerin daha sonra yetersiz olduğunu anlarsalar, olağan kongreyi beklemeden onları değiştirebilmelidirler…

Olağanüstü kurultayda, MHP’nin Tüzüğünde bulunmayan bu hüküm, şimdi Tüzüğe eklenmek istenmektedir.

Devlet Bahçeli ve ekibi, bu değişiklik olmasın diye adeta kıyameti kopartmaktadırlar…

Belli ki, görevleri henüz bitmemiştir!?

Bahçeli’nin “yeni” ve uygun bir imam arayışı da bu yüzden olsa gerekir…

Ankara’dan kalkıp, pirinç için taa Tosya’ya kadar acaba neden gidilmiştir!

Bahçeli ve ekibi, kendilerini seçen iradeyi; varlık nedenlerini, meşruiyet kaynaklarını tanımıyorlar…

Bundan çıkan sonuç: Kendilerinin de tanınmayacak konumda olmalarıdır!

Ülkücülerin hangi iradeye saygılı oldukları ve ne kadar kararlı olduklarını, pek yakında öğreneceğiz…

Gelinen bu aşamada kongre mutlaka yapılmalıdır.

Bahçeli ve ekibi ile esen sert rüzgarlara bağlı olarak Dersimli Kemal şimdiden kaybetmiştir…

Çünkü MHP’nin olağanüstü kongresi CHP’yi de tetiklemektedir…

Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1)http://www.aydinlikgazete.com/politika/tahliye-kumpasi-yargidan-dondu-h68578.html

(2) Yokluk (inexistence), geleneksel kamu hukuku öğretisinde, bir hukuki işlemin “çok ağır bir sakatlık” ile malül olması olarak nitelenmektedir. Fonksiyon gaspı, yetki gaspı ve ağır ve bariz yetki tecavüzü ile malül olan işlemler yok hükmünde kabul edilmektedir.

(Metin Günday, İdare Hukuku Dersleri, s.168, 173)

Yok olan işlem, hüküm ifade etmeyeceğinden kimsenin hukuki durumunda herhangi bir değişiklik yaratmaz.

(Sabri Tandoğan, Objektif ve Subjektif Tasarruflarda Yokluk, s.33-155)

Yok hükmündeki işlemlerin dava edilmeleri de gerekmez. Sadece tespitinin yapılması yeterlidir.

(3)İdari Merci Tecavüzü: İdari tasarrufların kanunlarda belirtilen bir kısmının, öncelikle idari makamlar huzuruna götürülmeden ve bu makamlar atlanarak doğrudan doğruya yargı yoluna başvurulması şeklindeki usulsüzlüğün adıdır.

(4) İhtiyati Tedbir Kararı:HMK m. 390′a göre ihtiylati tedbir dava açılmadan önce esas hakkında yetkili ve görevli olan mahkemeden, dava açıldıktan sonra ise ancak asıl davanın görüldüğü mahkemeden talep edilebilir.

http://www.erdem-erdem.com/articles/hukuk-muhakemeleri-kanunu-ile-ihtiyati-tedbire-getirilen-yenilikler/

Mahkemece verilen bir hükmün, temyiz incelemesi sonuna kadar infazını durdurabilmek için, Yargıtay’dan “tehiri icra kararı” başka bir söyleyişle “yürütmenin durdurulmasına” karar vermesi istenebilir.

İcra İflas Kanunu Madde 36′da; yerine getirilmesi “kesinleşmesine bağlı olmayan” ilamlara ilişkin icra takiplerinin -güvence karşılığında Yargıtay’dan alınacak- “yürütmenin durdurulması” (tehiri icra) kararı ile durdurulması düzenlenmiştir.

(5) O meşhur “Temel ile İmam” fıkrasını merak edenler takip eden bağlantıdan öğrenebilirler:

http://www.diyadinnet.com/Fikra-3542&Bul=temel-ile-imam

(6)http://www.hurriyet.com.tr/tutuklanan-hakim-mustafa-baser-silivri-cezaevi-nden-mektup-gonderdi-28935376