Biz kazanacağız!..
TwitterFacebookGoogleYouTube

YİTİK “KURUMSAL KİMLİK”!..

chp_kurultay

 

Kasabanın ağır topu, sesi titreyerek sitem etmeye başladı:

“Niye CHP hakkında ulu orta konuşuyor, sağcıların yanında eleştiriyorsun?  CHP’nin yönetimini eleştirebilirsin ama “kurumsal kimliği”ne laf edemezsin, ettirmeyiz…”

Hazret, belli ki kraldan fazla kralcı.

Kurulmuş oyuncak gibi, soluk almadan konuşuyor:

“Bu sözleri duyanlar, bir daha CHP’ye oy verir mi sanıyorsun? Partiye zarar veriyorsunuz.”

Sözünü kestim.

Oğlum! Ben genel başkanın, genel merkez yöneticilerinin söylediklerini tekrar ediyorum, görevlendirdikleri milletvekillerinin hazırlayıp paylaştıkları raporları eleştiriyorum.

Diyorum ki:

Bu sözler Atatürk’ün partisine hiç yakışmıyor.

Duyanlar; “CHP bu mu?” diyerek, dudaklarını ısırıyor.

Seçmenler, CHP’den umudunu kesiyorlar…

Göbeği sarkık kasaba kurnazı beni işitmiyor.

Kendi kendine bir görev biçmiş, onu yapmakta kararlı:

“Olsun, sen yine de eleştirmemelisin, genel başkanın ve merkez yöneticilerinin mutlaka bir bildiği var” diyor…

Elimde medya olanakları yok.

Ne kadar yetenekli olursam olayım,  hatta geometrik dizi şeklinde paylaşılsa da yazdığım, en fazla 3-5 milyon insana ulaşabilirim.

Oysa nüfusumuz 78 milyonu aştı.

İletişim çağındayız:

Ana muhalefet partisinin genel başkanı ve sözcülerinin ağzından çıkan her söz, haber yapılıyor.

Onlar eleştiriliyor veya övülüyor.

Sonuçta milyonların evinin davetsiz konuğu onlar; onların dediği duyuluyor…

Partiye asıl bu durumu zarar veriyor, diyorum…

-…

(Yanıt yok!)

Uyarılarım, uzak bir olasılık ama, belki kulaklarına kadar gidebilir, bir kez daha düşünmelerine vesile olabilirim diye düşünüyorum.

Böylece;  yanlış yapılmasına engel olurum, dedim…

Dinlemiyor…

“Senin ‘yanlıştır’ diye eleştirdiğin konular, belki de en doğru olanlardır. Onların her zaman bir bildikleri vardır. Siyaset gerektirdiği için öyle konuşuyorlar, belki de sağdan oy alabilmek için böyle bir taktik geliştirdiler, nereden bileceksin sen? CHP’nin kimliğini tartışmak sana mı kaldı? Partiye zarar veriyorsun, bu şekilde sittin sene iktidar olamayız.”

Bu sefer sözünü kesemedim.

Makineli tüfek gibiydi…

“Benim oğlum bina (1) okur, döner döner yine okur”  deyimi boşuna söylenmedi!..

***

Ağır topun “kurumsal kimlik” kaygısını, birkaç hafta önce Halil Nebiler’in Ulusal Kanal’daki programında, eski TBMM Başkanvekili Uluç Gürkan’ın da paylaştığına tanık oldum.

Prof. Birgül Ayman Güler’in, Y-CHP’ye dönük yerinde eleştirisini dinlemeden: “CHP’nin kurumsal kimliğine laf ettirmem” diye sert çıkıştı…

Gürkan, Birgül Hocanın sözünü kesmeye değecek ne diyecek acaba diye beklemiştim.

Sözleri; içerikten yoksundu, sıradan bir sahiplenmenin ötesine geçmedi…

Bu tecrübeli siyasetçi, “CHP’nin kurumsal kimliği tartışılmamalı” deyip noktayı koymuştu!

Demek ki, “kurumsal kimlikçiler” sandığımızdan fazlaydı…

Öyleyse, kirletilmiş kurumsal kimliği ele almak şart oldu:

1.Siyasi partilerin kurumsal kimliği,  siyasi duruşları ile belirlenir.

2.Siyasi partinin duruşu ise; Program, Tüzük ve Kurultay Kararları ile saptanır.

3.CHP için kurumsal kimlik; 6 Ok ile ifade edilen; Cumhuriyetçilik, Halkçılık, Milliyetçilik, Laiklik, Devletçilik ve Devrimcilik’tir…

4.Bu ilkeler; zaman içerisinde Atatürkçü Düşünce veya Kemalizm olarak formüle edilmiştir.

Kısaca CHP’nin kimliği; kurucusu Mustafa Kemal ve İkinci Genel Başkan İsmet Paşa ile ete kemiğe bürünmüştür…

***

Kemal Kılıçdaroğlu döneminde; “Atatürk’ün CHP’si değiliz”, “1930′ların, 40’ların CHP’si değiliz”, “6 Ok’u yeniden yorumlamak gerekiyor”, “CHP’yi, Yeni CHP’ye dönüştürdük” vb. gibi söylemlerle “kurumsal kimlik” zaten inkâr edilmektedir!

Kılıçdaroğlu ve ekibi, CHP’nin mirasını da açıkça reddediyor!

Gerçek böyle iken, CHP tabanındaki iyi niyetli partililer, hala CHP’nin kurumsal kimliğine eleştiri yöneltmeyelim anlayışı içerisine itiliyor…

Etkisiz eleman haline getiriliyorlar..

Mevcut durumu eleştirmeden kabul edelim, anlamına gelen bu dayatmaya teslim olacak mıyız?

CHP Genel Merkez Yönetimi’nin; Tüzük ve Program’a aykırı söylem ve eylemleri eleştirilmeyecekse, bu durum kurumsal kimliğin yitirilmesine ses çıkartmamak anlamına gelmez mi?

Bu durumda suç ortaklığı yapmış olmuyor muyuz?..

***

Örneğin; CHP’nin kimliği ile bütünleşen “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh”  ilkesi, çiğnenir ve emperyalist projelerde örtü olarak kullanılırsa, bu durumda kurumsal kimlikten mi, kimliksizlikten mi söz edeceğiz?

Terörle mücadeleyi esas alan CHP Program’ı değiştirilmeden, hükümetin PKK ile “çözüm süreci” adı altında yürüttüğü görüşmelere ”açık çek” vermek ve Öcalan’ın Türkiye Cumhuriyeti’ne silah tehdidi ile “yol haritası” olarak dayattığı “10 emri”; CHP Genel Başkanı sıfatı ile sahiplenmeyi nereye koyacağız?

Salt bu faaliyet bile, CHP kurumsal kimliğinin, PKK’nın kirli kimliği içerisinde eritildiğini göstermeye yetiyor.

Bu tür örnekleri çoğaltmak mümkün…

Olası bir CHP iktidarında; ülke ekonomisinin Kemal Derviş’e teslim edeceğini söyleyen Kılıçdaroğlu, “Halkçılık” ilkesini, yeniden yorumlamaya bile gerek kalmadan terk etmedi mi?

CHP’nin, Y-CHP’ye dönüştürülmesi ile kurumsal kimlik zaten yitirilmiştir!

Y-CHP’ye yöneltilecek eleştirileri, CHP’nin  “kurumsal kimliğine” yapılan saldırılar olarak karşılamak,  kasaba politikacılarının başvurduğu basit şark kurnazlığıdır…

Y-CHP’nin Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, “Dersimli Kemal’im ben” diyerek, Cumhuriyet Devrimi ile bağını kestiğini göstermiştir.

Antalya’daki Parti Meclisi toplantısında: ”HDP’ye imza desteği vereni partiden atarım” dememiş miydi?

Bu örnekte bile gösteriyor ki; Mustafa Kemal ve arkadaşlarının kurduğu, bugün 12 milyon seçmenin oy verdiği CHP’yi, babasından kalan adi bir şirket gibi yönetiyor…

Hükümet Anayasa tanımıyor, Dersimli Kemal parti hukuku…

Dilediğini atıyor, dilediğini tutuyor…

Bu duruma düşürülmüş bir CHP’nin “kurumsal kimliği”nden söz edilebilir mi?

Dersimli Kemal ve ekibi, CHP’nin kurumsal kimliğini eleştirerek partiye zarar vermeyin derken, aslında kendileri için, eleştirilmeme imtiyazı elde etmek istiyorlar…

Partinin yetkili organlarında görüşmeden, hiçbir partiliye danışmadan, gerici-yobaz bir Atatürk düşmanını, Cumhurbaşkanı adayı gösteren ve parti tabanını bu adama “tıpış tıpış” oy vermek zorunda bırakan bir genel başkanın, Y-CHP’nin kurumsal kimliği ile bütünleşen kimliği ve kişiliği hiç tartışılmayacak mı?

CHP’lileri, kim ne hakla sürü yerine koyabiliyor?

Emperyalist ABD’nin Büyükelçisi ile bir otel odasında; tek başına, saatlerce ne konuştuğunu hala partisine açıklamayan birinin; CHP ile örtüşen, özgün bir kimliği kalmış olabilir mi?

Bir önceki genel başkana yapılan kaset komplosunun görüntülerini getirip, kendisine izletenleri saklayan ve Cemaatçi olmadıklarını bilecek kadar yakından tanıyan bir lidere güvenip, peşinden gidilebilir mi?

Şeriat tehlikesi yoktur, poliste ve yargıda Cemaatçi yapılanma olduğunu da söyleyemem, diyen bir siyaset adamı, halkı bu tehlikelere karşı uyarı görevini yapmayarak, en basit tedbirlerin alınmasını engellemedi mi?

Dersimli Kemal ve arkadaşları, emperyalizme karşı dünyanın en haklı savaşı verilerek kurulan Türkiye Cumhuriyeti’ni korumak ve kollamakla görevli Ordu‘muza yapılan komplo karşısında, sessiz kalarak, en büyük ihaneti yapmadılar mı?

Bu ihanetin baş aktörü olan Fetullah Gülen Cemaati‘ne kol kanat gerenler kimlerdir?

Dersimli, şimdi hangi kurumsal kimlikten, hangi kişilikten söz edebiliyor!

Karşı devrimin önündeki taşları o ve ekibi topladı!

Türbanın; Meclis’e,  oradan da ilkokula kadar sokulmasındaki rolünü hatırlayın.

O gün, kendini dünyanın en mutlu kişisi ilan eden Dersimi Kemal değil miydi?

Kim ne derse desin, karşı devrimin en önemli ikinci aktörü de Kemal Kılıçdaroğlu’dur…

***

Karşı devrimin bundan sonraki işi; Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Başbakan Yıldırım’ın açıkladıkları gibi, hukuku fiili duruma uygun hale getirmektir.

Yani, yeni bir anayasadır ihtiyaç duydukları.

O zaman, karşı devrim başarılı bir şekilde tamamlanmış olacaktır…

Ayrıca, boynuzlarının çıkmasını beklemeye gerek yok!

Peki! Yeni anayasa yapmak için can atanlar kimlerdi?

Kemal Kılıçdaroğlu ve SOROSÇU ekibi; kurulu meclise, kurucu meclisin işini yaptırmak ve “sivil darbe” olarak tarif edilen, karşı devrimi meşrulaştırmak için CHP’nin yönetimine getirildiler…

Ve 5 Haziran seçimlerinde PKK’nın Meclis’teki uzantısı HDP’yi desteklediler!

Y-CHP’nin CHP olmadığına en ufak bir kuşkumuz kalmadı.

Koalisyon kurarak, AKP iktidarını devam ettirmek için, kimdi Erdoğan’ın önünde yatıp 40 takla atan?

Geçmişe sünger çekmeye hazır olan biri, o güne kadar söylediği yolsuzluk ve hırsızlık suçlamalarını yalamış olmadı mı?

Kendini yalanlayan bir siyaset adamının; girişi “kanımızı dökmeden”  olan cümlelerini kim ciddiye alır?!..

Kılıçdaroğlu ve ekibi Truva Atı işlevi gören Baykal’ın Kaseti içerisinde Atatürk’ün CHP’sine girdiler.

Yaban arılar gibi; ev sahiplerini birer birer dışarı atıp kovanı sahiplendiler…

Doğrusunu söylemek gerekirse, bu görevlerini de layıkıyla yerine getirdiler.

Onlardan bu dünyada hesap sormak zor görünüyor olabilir, ama imkânsız değil…

Karşı devrimin hizmetkârı oldukları için, küresel güçler mecburen bir süre arkalarında durabilir…

Onlar; bütün işbirlikçiler gibi, küresel güçlerin önüne bilerek ve isteyerek yattılar!

Ama kayıtlara hain olarak geçmelerini kimse engelleyemeyecek.

Tarih baba, kahramanları da hainleri de ait oldukları sayfalara mutlaka yazar…

Cumhuriyet düşmanlarının yönetimine gelmesiyle  CHP kurumsal kimliğini yitirmiştir.

Ama her yerde GEÇERLİDİR!..

Cemil Can

DİPNOT:

(1)   Bina:Medrese eğitiminde; öğretimin ilk gramer kademesinin adıdır. Bu derste başarılı olunması ile üst aşamalara geçilirdi. Üst aşamalarda öğrenci öyle bir hata yapar ki, yeniden bina okumaya mecbur edilirlerdi.

Deyim bu durumdan türetilmiştir. Genellikle hep aynı şeyleri tekrarlayan, yaptığı işte yol alamayanlar için kullanılır.

 

 

 

 

YAŞAR NURİ HOCA YAŞAYARAK GİTTİ!

yasar_nuri_ozturk_1

“Yaşar Nuri Öztürk, çağdaş bir İslam bilgini ve aydınlıkçı bir Türk filozofuydu.(1) İslam şeref ve haysiyetini, kendi onursuzlukları ile karartmaya çalışan sözde din adamlarının korkulu rüyası Yaşar Hoca… Son nefesine kadar Atatürk Cumhuriyeti’nin bilim, akıl ve çağdaşlaşma yolunda kararlılıkla mücadelesine bütün varlığı ile katıldı… Cehalet ve her türlü yobazlığa, din simsarlığına ve ahlaksızlığa karşı gücünün ötesinde savaştı… “

Prof. Dr. Şahin Filiz, Yaşar Hocayı bu vurucu tarihi cümlelerle uğurladı.

Öztürk’ün arkasından “kurtulduk” diyecek kadar, kendini kaybetmiş; akıl ve bilgi fukaraları da vardı.

Taşıdığı bayrağı devralmak için kollarını sıvayanlar da…

Meydanı boş bulup zırvalamaya başlayanlar ise herkesten önce sahne aldı:

Bolu’da İl Milli Eğitim Müdürünün 10’uncu Yıl Marşı’nı yasaklaması üzerine, yapılan protesto gösterilerinde; polisin göstericilere gaz sıkmasını, haber sitesi Medya 14, din temelli bir soru haline getirdi.

İl Müftüsü İzani Turan’a,  polisin sıktığı biber gazının orucu bozup bozmayacağı soruldu.

Müftü Efendi, kara kaplı kitabını açtı, cevabın yerini bulup, fetvayı verdi:

“İrade dışı bir durum olduğu için oruç bozulmaz” dedi.

İsmailağa Cemaati’ne sorulan, “taharatte mübalağa yaparak içeriye su kaçsa oruç bozulur mu” (2) ile aynı ayardaki bu soruyu, Yaşar Hoca duysaydı acaba nasıl tepki verirdi?

Büyük olasılıkla; yine sağ kolunu yana açıp, başını sola doğru çevirerek, sessizce bir şeyler mırıldanacaktı!

Anlayan anladı…

Yaşar Hocanın “Allah ile aldatmak” adlı kitabı, yüzyılın “uleması”nı çok rahatsız etmişti…

Kitabı okumadan, bugün yaşadıklarımızı anlamamız mümkün değildir!

2000’li yılların başında yayımlanan ve 43 baskı yapan “Kur’an’daki İslam” adlı eserinden, Türk Mühendisler Birliği Derneği’nde verdiği bir konferansta haberdar oldum.

Belli ki, dinci kesimler üzerinde soğuk duş etkisi yapan bu eseri tanıtmak için, Hoca bütün davetlere katılıyordu.

Time” dergisinin gerçekleştirdiği “20’nci Yüzyılın En Önemli Kişileri” listesinin yüz ismi arsında ilk 10 arasına giren Yaşar Hocayı hava alanından alıp, konuşma yapacağa salona getirmek görevi, o gün bana düşmüştü.

Yaşar Nuri Öztürk, yaşarken hakkında 10 doçentlik tezi hazırlanan bir akademisyendi. (3) Türkiye’nin onurudur…

İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nin Dekanı, daha sonra hiçbir etkinlikte adını duymadığım bu kıytırık derneğin bile davetine gelmekten erinmedi…

Yolda havadan sudan konuşuyorduk. Derneğin yetkilisi veya görevlisi olmadığımı anlayınca sordu:

-Beni almaya neden sen geldin?

“Dernek başkanı yakın arkadaşımdır. Rica etti. Hem hemşeriyiz de, sizi yakından görüp tanımak istedim” dedim…

Aramızda şu konuşma geçti:

-O zaman Konferansı sonuna kadar dinle, bitince otele de sen götürürsün.

-Peki.

-Nerelisin?

-Çaykaralıyım.

-Aslen ben de Çaykaralıyım. Akrabalarımızın çoğu Çaykara’dadır. Niyazoğulları derler bize. Sonradan Sürmene’ye yerleşmişiz ama Çaykara ile alakam hiç kesilmedi. Çocukluğumun ilk yıllarında Dernekli Cansız Hocadan (4) okudum…

-Cansız Hoca ile ilgili birkaç fıkra biliyorum.

-Onlar fıkra değil, hepsi yaşanmış gerçek olaylardır…

-!…

-Din ile aran nasıldır?

-Namaz ile oruç dışında çok iyi!

-O ikisi Çaykaralılara farz değil zaten!

(Gülüştük…)

Yaşar Hocayı konferansı boyunca nefes almadan dinledim.

O günden sonra bir daha karşılaşmak nasip olmadı.

Ulusal Kanal’daki hiçbir programını da kaçırmadım ama.

Hocanın fikirleri gerçekten “turnusol kağıdı”(5) gibiydi.

Kim dindardır, kim dinci, hemen ortaya çıkarıyordu…

Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk, Şahin Hoca’nın tarif ettiği gibi bir aydınlanma neferiydi.

Gerçek bir Kemalist ve Atatürk hayranıydı.

İslam Dini’nin laiklikle çelişmediğini o kanıtladı…

İslam Dini’ni yüceltmek bahanesi ile Sosyalizmi kötüleyenlere verdiği: “Sosyalizm deyince mızrak yemiş domuz gibi ne böğürüyorsun, ihtiyaçtan artanı paylaş diyen Kur’an değil mi?” şeklindeki yanıt, Osmanlı tokatı etkisi yaptı…

Bilimi ve aklı ikinci plana hiç atmadı!

Nur içinde yatsın…

Hocayı yıllar önce okuduğu “Rahman Suresi” (6) ile uğurluyoruz…

Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1)   Filozof, yeni (farklı) sonuçlara varan ve bu sonuçları ifade etmek için yeni tanımlar ve yeni bilgi üreten kişidir. Filozoflar hayata yeni sözler, cümleler ve bilgiler koyarak insan yaşamında önemli bir yer edinmişlerdir. Öğüt verici bilgileri ile insanların hayatlarında daha kolay bir yaşam için uğraş vermişlerdir.

https://tr.wikipedia.org/wiki/Felsefe

(2)   İsmailağa Cemaati‘ne yakın Yavuz Sultan Selim Derneği vatandaşların Ramazan’da dini sorularına yanıt vermeye başladı. Gelen sorulardan biri “taharatte mübalağa yaparak içeriye su kaçsa oruç bozulur mu” oldu. Ömer Faruk Korkmaz yanıtında bu durumda orucun bozulacağını söyledi.

http://odatv.com/taharette-abartarak-iceri-su-kacarsa-oruc-bozulur-mu-1006161200.html

(3)   https://www.youtube.com/watch?v=NAlUoeMGH8U

 

(4)   http://www.dr.com.tr/Kitap/Cansiz-Hoca/Mehmet-Gunaydin/Edebiyat/Biyografi-Oto-Biyografi/urunno=0000000442639

 

(5)   https://tr.wikipedia.org/wiki/Turnusol

 

(6)   https://www.youtube.com/watch?v=UuevwQ9hxpw

 

 

 

Y-CHP’YE “LGBT KOTASI”!..

Eylem Yasa

HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş,Vezneciler saldırısından sonra, TAK‘ın (1) dağıtılmasını istedi!.. (2)

Yalanlarınız batsın sizin!

TAK‘ın son intihar eyleminde; 6′sı polis 12 kişiyi şehit eden PKK’lı canlı bomba Eylem Yaşa‘nın, tabutu PKK bayrağına sarılarak defnedildi. (3)

Tabutu omuzlayanlar; PKK’nın bölgedeki militanlarıHDP’nin eş başkanlarıdır: Kayapınar Belediyesi Eş Başkanı Fatma Arşimet, Mehmet Ali Aydın; Bağlar Belediyesi eş başkanları Eşref Güler ile Birsen Kaya Akat ve HDP Diyarbakır İl Eş Başkanı Gülşen Özen…

Ankara’da askeri servis aracına bombalı araçla saldırı düzenleyerek; 35 kişinin ölümüne neden olan eylemi de TAK üstlenmişti,(4) saldırıda ölen PKK militanı Abdülbaki Sömer‘in cenazesini HDP ve BDP milletvekilleri kaldırmıştı… (5)

Tunceli’nin Nazimiye ilçesinde; güvenlik güçleri ile girdiği çatışmada öldürülen PKK militanı Sıdıka Yıldız‘ın tabutunu da HDP Van Milletvekili Tuğba Hezer taşımıştı. (6)

PKK, TAK, HDP, KCK hepsi aynı soyun b.kudur…

Doğu’nun kanaat önderleri, Y-CHP’nin “kurumsal” olarak bu cenazeye katılmamasını, affedilmeyecek bir siyasi hata olarak değerlendirdiler…

Dersimli Kemal’e haklarını helal etmeyecekler!..

Siyasi faaliyetlerini cenazelere katılmakla sınırlayan Y-CHP’nin akıl hocası; Kemal Kılıçdaroğlu’nun Parlamentodan Sorumlu Baş Danışmanı Mehmet Bekaroğlu, milletvekillerine 22 sayfalık bir mektup yazarak (7) izlenecek rotayı açıkladı.

Sorosçu Kemal’in, hile ile desise ile kadın kotasından Parti Meclisi’ne, oradan da Merkez Karar Yönetim Kurulu’na taşıyıp, kontenjandan İstanbul Milletvekili adayı göstererek; “tıpış tıpış” seçtirdiği Bekaroğlu’nun, hangi pis işlerde kullanılacağı da açık seçik ortaya çıktı.

Bekaroğlu’nun mektubundaki milletvekillerine tavsiyeleri adeta Kılıçdaroğlu’nun talimatı gibi:

Yerine getirmeyenler, bir daha seçilecek yerden aday gösterilmez ya da partiden atılırlar!

Zaten, Y-CHP’de bir yerlere getirileceklerde aranan en önemli kriter; böyle tehditleri göze alamamaktır.

Kefere Mehmet, paratonerlik yaptığı patronu Kemal Efendi gibi (8) Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’na konulan çekincelerin kaldırılmasını şart koşuyor.

Türk Milleti yerine HDP Milletvekili Leyla Zana’nın yemin ederken söylediği gibi, “Türkiye Milleti” kavramı kullanılmalı diyor.

Tıpkı, ustası Abdullah Öcalan’ın 2013 ve 2014‘te okunan Nevruz mektuplarındaki gibi…

Bekaroğlu, Kürtlerin ayrı bir “Millet” olduğunu da savunuyor.

Laiklik konusunda da Meclis Başkanı İsmail Kahraman gibi düşünüyor…

Bekaroğlu, CHP’nin asıl sorununun 6 Ok olduğunu gizlemiyor.

Bu kadarını söyledikten sonra, patronuna diyet borcunu ödedi sayılır.

Dersimli de vaktiyle 6 Ok’un yeniden yorumlanması gerektiğini savunuyordu. (9)

Hazret,“Halkçılık” ve “Devletçilik” ilkelerini bir kez olsun ağzına almadı..

Tabandan gelen sert tepkiler üzerine, 6 Ok‘u yeniden yorumlamanın gündemde tutulma işini Bekaroğlu’na devretti.

Fazilet Parti‘sinden Rize Milletvekili seçilen, Saadet Partisi‘nden Rize Belediye Başkan adayı (10) olup seçilemeyen Mehmet Bekaroğlu’nun, CHP‘nin ilkeleri ile, 6 Ok’la uzaktan yakından ilgisi yoktur.

CHP’nin “Kadın Kotası” artık CHP’li kadınlar için değil, Atatürk’e “kefere” diyen Bekaroğlu gibi tetikçiler için kulanılıyor.

Bu durumdan rahatsız olan CHP’li bir grup kadın, bu tür için ilk kurultayda Tüzük’e “LGBT Kotası(11) konulmasını önereceklermiş!

Bekaroğlu “Kürt Meselesi” hakkında PKK’dan farklı düşünmüyor:

Vatandaşlık” tanımı yeniden yapılmalı diyor, ademi merkeziyetçi bir idari yapı ile merkezi hükümette toplanan yetkilerin bir kısmının yerel yönetimleri devredilmesini doğru buluyor…

Bu sözleri: Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’nın çekince konulan maddelerinin mutlaka imzalanmasının, eski Türkçe ile söylenişidir…

Yani Rizeli Mehmet Efendi, patronu Dersimli Kemal’i tekrar ediyor.

Tıpkı Dersimli’nin Apo’yu tekrar ettiği gibi… (12)

(12 nolu dipnotu okumadan geçmeyin sakın. Apo’nun bu konudaki fikirlerini öğreneceksiniz.)

Doğruya doğru; Dersimli Kemal, Atatürk’ün kurduğu CHP’nin bütün mesaisini PKK’nın projeleri ve stratejilerine harcamıştır:

Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı, Yeni Anayasa, “Acılım Süreci”ne katılan PKK militanlarının yasal güvenceye kavuşturması, barajı geçmesi için HDP’ye oy verilmesini isteme Y-CHP’nin başlıca “yasama” faaliyetleri olmuştur.

Kemal Kılıçdaroğlu yönetimindeki Y-CHP, kalan zamanlarını Fetullah Gülen Cemaati‘ne tahsis etmiştir…

O da Gülen gibi, ABD desteği ile Türkiye’de iktidar olmayı beklemektedir.

TSK‘ya kurulan kumpasta; “yargı kararlarını bekleyelim” diyen Y-CHP, casusluk yapan ve CIA‘nın güdümünde hareket ettiği ortaya çıkan Fetullahçı Terör Örgütü’nün (FETÖ); mali kaynaklarına ve medya kuruluşlarına karşı yapılan operasyonları durdurabilmek için Cemaat’in fedailiğine soyunmuştur…

Neredeyse tüm milletvekilleri; PKK’ya yapılan operasyonlarda; “insan hakları ihlali” olduğu ve orantısız güç kullanıldığını kanıtlamak için düzenlenen raporlarda yer almaktadır.

Y-CHP, PKK’ya destek veren sözde aydınların dilekçelerini de sahiplenmiştir.

Denebilir ki, bu ekip PKK’nın; basın, propaganda ve tanıtım bürosu gibi çalışıyor…

Bütün bunlar açığa çıktığı için köşeye sıkışan Dersimli, taktik değiştirdi; adeta bugünlerde başımıza Dr. Hikmet Kıvılcımlı kesildi.

Ha bire Kuvayi Milliye’yi savunuyor, olur olmaz yerde “Mustafa Kemal’in Askerleriyiz” diye slogan atıyor…

Bu aralar, Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’nı ağzına almıyor…

AKP’yi “terör örgütüne yardım ve yataklık” yapmakla suçluyor…

Yavuz hırsız gibidir; ilk hareketi hep kendi yapıyor; aklınca bu suçlamadan yırtacağını sanıyor!

Ülke bütünlüğünü de savunuyor…

Sanki Vatan Partisi’nin genel başkanlığına adaylığını koyacak!..

Belli ki, görevlerini yapabilmek için Atatürk’ün koltuğuna biraz daha ihtiyacı var.

Bu nedenle tepki toplayan söylemleri; gericiliği ve Atatürk düşmanlığı tescilli Mehmet Bekaroğlu’na bırakıyor…

Yerseniz tabii…

Yersiniz, yersiniiiiiz!

Bir defa daha deneyelim” diyerek, yine bu büyük ihanete oy verirsiniz, yakın çevremden biliyorum…

Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1) Kürdistan Özgürlük Şahinleri (Teyrebazen Azadiya Kurdistan, TAK)

https://tr.wikipedia.org/wiki/K%C3%BCrdistan_%C3%96zg%C3%BCrl%C3%BCk_%C5%9Eahinleri

(2) http://www.bbc.com/turkce/haberler/2016/06/160616_selahattin_demirtas_rop

(3) http://www.aljazeera.com.tr/haber/hdpliler-canli-bombanin-cenazesinde

(4) http://www.yenisafak.com/gundem/ankaradaki-teror-saldirisini-tak-ustlendi-2434953

(5) http://odatv.com/hdp-bombacinin-cenazesini-kaldirdi-2202161200.html

(6) Mehmet Bekaroğlu’nun mektubu:tarihi_donum_noktasinda_chp (tıklayıp indiriniz)

(7) http://www.yurdumacanfeda.com/tr/?p=80857

(8) http://m.haberler.com/kilicdaroglu-partisinin-18-olaganustu-kurultayi-6451923-haberi/?csface=1

(9) http://www.aydinlikgazete.com/mansetler/kilicdaroglu-6-ok-yeniden-yorumlanacak-h49207.html

(10) http://www.haberler.com/mehmet-bekaroglu-rize-den-aday-oluyor-5519415-haberi/

(11) https://tr.wikipedia.org/wiki/LGBT

(12) Abdullah Öcalan’ın “açılım süreci”nde; İmralı’da HDP Milletvekilleri ile yaptığı görüşmelerde; ortaya koyduğu “yol haritası”ndan ve Kandil’e verdiği talimatlardan bu konuda neler düşündüğünü öğrenelim:

Bu özetler; hem AKP ile HDP’nin birlikte neler yapabileceğini hem de HDP’ye barajı atlatarak AKP’yi iktidardan düşürebileceklerini (özellikle de kendilerini solca) sananlara nasıl bir tuzağa düşürüldüklerini gösteriyor.

23 Şubat 2013 tarihli görüşme notlardan seçme cümleler:

“Tayyip’in hükümet mekaniği, Kürt hareketine vurduğu kadar kendisine izin veriliyor, alan açılıyor, vesayet kurumu, güç odakları tarafından… Sayın Başbakan zekice bu mekaniği teşhis etmiş ve iyi kullanıyor…”…

“Başbakan komplonun parçasıdır demiyor ama bu yöntemi bir iktidar aracı olarak görüyor. PKK’ya vurdukça yerini sağlamlaştırıyor…”…

Biz AKP’ye iktidarı altın tepside sunduk.”…

“AKP hegemonya istiyor. Ben buna alet olmam. Tek şartım hegemonik olmaması.”

“Ergenekon’un bizden beklentisi 2002′den itibaren savaşı tırmandırmamızdı. Ben AKP’nin tam olarak oturması ve olgunlaşması için bilerek bekledim, sabrettim…

AKP anlar dedik. AKP darbe ile uğraşmasın başını belaya, derde sokmayalım dedik.”

Başkanlık sistemini düşünebiliriz. Biz Tayyip Bey’in başkanlığını destekleriz. Biz AKP ile bu temelde bir başkanlık ittifakına girebiliriz. Yalnız başkanlık ABD’deki gibi olmalı.”

“Kırk yıldır Türk solunu taşıyorum.”

Öcalan kendisini ziyarete gelen heyete: “Peki, biz ileride ne yapacağız” diye soruyor.

Yanıtı ise şöyle veriyor:

“Kürtler kendilerini özgürce ifade edecek ve yönetecektir. Şu anda yasa dayatırsak büyük alerji yaratır. İleride olabilir. Mesela AB Yerel Yönetim Özerklik Şartı ki, şerhi kaldırırlar, bu mesele önemli ölçüde çözülür.”

21 Mart 2014 tarihli görüşmeden aldığım notlar:

“Diyalog süreçleri önemli olmakla birlikte bir bağlayıcılık içermezler. Bundan dolayı da kalıcı bir barış için yeterli güvence oluşturmazlar. Gelinen noktada müzakere sistematiği için yasal bir çerçeve kaçınılmaz olmuştur.”

“Barış, başta Rojava olmak üzere tüm bölgede ancak demokratik anayasal çözümlerle pekişecektir.”

PEKİ, SÖYLER MİSİNİZ:

>–TERÖRİSTLERE YASA ÇIKARTILMASI VE ÇEKİNCE KONAN MADDELERDEKİ ŞERHLERİN “MUTLAKA” KALDIRILMASI İÇİN 7/24 MESAİ YAPANLAR KİMLERDİ?

>–“ABD’DEKİ GİBİ BAŞKANLIK SİSTEMİNİ GETİRECEKSENİZ BUYURUN GETİRİN” DİYEN KİMDİ?

>–“YENİ ANAYASA” YAPMAK İÇİN ANAYASA UZLAŞMA KOMİSYONU MASASINA YAPIŞIP KALAN, ÜSTÜNÜ BAŞINI PARÇALAYANLAR KİMLERDİ?

EYYY İRFAN EFENDİLER!..

esek

Sen eyyy Şehit Polis Memuru Gökhan Topçu’nun dayısı İrfan Cengiz!

Sana söylüyorum dinle:

Silah ruhsatın var mı, Kılıçdaroğlu’na fırlattığın mermiyi kim verdi sana, bunları sormayacağım.

Cinsel taciz ve yaralama suçlarından sabıkalı olduğun söyleniyor, buna da şaşırmadım, onları da konuşmayacağız.

AKP’li olman ise artı puan ama, bu yanını zerre kadar önemsemiyorum…

Lakin, 12,5 milyon seçmenin temsilcisi olan ana muhalefet partisinin genel başkanına dolu mermiyi fırlatma konusunu es geçemem, geçmiyorum…

Böyle bir hakkı kendinde gördün ya, helal olsun sana!..

Sorumlu ve duyarlı yurttaş bilincine sahipsin (!) hatta, çok ötesinde bir yerdesin, aferin!

Demek, yeğeninin şehit olmasından Kılıçdaroğlu’nu sorumlu tutuyorsun?

Sana bugün çok kullanılan bir özdeyişi anımsatmak isterim.

Anadolu’da:“Eşeğini dövemeyen semerini döver” derler!..

Bunun ne anlama geldiğini biliyor musun?

Eşeğe gücü yetmeyen semerini döver veya suç ortaklığı ortaya çıkmasın diye, semer dövülür, ortaklık gizli tutulur…

İkisi de aynı kapıya çıkar sonuçta.

Eşek ve semerini döven aynı ahıra bağlanır, aynı kadrodan emekli olur!

Birkaç gündür düşünüyorum; etrafımdaki insanlarla konuşuyor, kafamdaki sorulara yanıt bulmaya çalışıyorum.

Özellikle de elinde değnekle dolaşan İrfan’a, hak verenlere sorularım var:

Terörün artmasından, şehit cenazelerinin yeniden gelemeye başlamasından Kemal Kılıçdaroğlu’nu mu sorumlu tutuyorsunuz?

Peki, öyleyse devam edelim:

İktidarda olan CHP midir?

Habur, Oslo, İmralı ve Dolmabahçe’yi ne tez unuttunuz!

Polisi karakola, askeri kışlaya kapatan AKP hükümetleri değil miydi?

Hükümet madem “açılım” yapıyordu, hendek ve tünelleri kimler ne için kazdı?

“Açılım” olacaksa tünele ne gerek vardı?

Bu sürecin mimarı kimdi?

PKK’nın silahlarını gömerek sınır dışına çıkacağı halka söylenirken, büyük çapta silahlanmayı bu dönemde yapmadılar mı?

Asfaltların altına döşenen bombaları göremeyen hükümete, hiç tepkiniz olmayacak mı?

O bombaların üzerine asfalt döken belediyelerin gelirini biz ödemiyor muyuz?

Bütün bu olup bitenlerden, Devletin haberdar olduğu Oslo tutanaklarından belli değil mi?

Yoksa, bu arada CHP iktidara geldi de biz mi farkında olamadık?

Eyyyy İrfan Efendi!

Senin gibi yandaşların hiçbiri, bu sorulara yanıt veremedi, senin bir yanıtın olacak mı?

Bekliyoruz…

Öyle hemen savunma pozisyonuna geçme, konuş bakalım!..

Örneğin; ben, terörün yeniden azmasının sebebi olarak; AKP’yi işaret etme gibi, kolaycı bir yolu seçmedim, seçmiyorum…

Merak etme söyleyeceklerim çok basit ve anlaşılır olacak, çünkü gerçekleri öğrenmenin peşindeyiz:

PKK’nın 24 Temmuz‘dan hemen önce “çatışmasızlık” olarak isimlendirdiği süreci bitirdiğini; evinde uyuyan iki polisimizi infaz etmesi ve arazide mühimmat araması yapan bir askerimizi şehit ederek silahını 78 milyonun başına dayaması ile ilan etti…

Bu yüzden biz ayrıca tebligat beklemedik…

ABD’nin “kara gücü” olmayı kabul ederek, tetiğe yeniden basan PKK, bu çatışmaların tarafı gibi gözükse de, asıl savaştığımız ülkelerin; emperyalist ABD ile AB olduğunu görüyoruz artık!

O kadar da kör değiliz yani!

Siz İrfan Efendiler, kafanızı kiraya verdiğiniz için, bu gerçekleri kavrayamamış olabilirsiniz.

Büyük olasılıkla, kendinizi hükümet ile suç ortağı gördüğünüzden, eşek yerine semeri döverek rahatlama yolunu seçtiniz.

At gözlüklerinizle görüş alanını iyice daralttınız!..

Bu şekilde, belki bir süre daha gerçeklere gözünü kapatabilirsin ama sonuna kadar gizlenemezsin…

Kafanızı kumdan çıkartmanın vakti geldi.

Ne yaparsanız yapın, sizi de uyandırmaya kararlıyız, çünkü 78 milyona dahilsiniz…

12,5 milyon seçmeni olan bir partinin genel başkanına dolu mermi fırlatmayı alkışlayarak, gerçekte tüm CHP’lileri tehdit ettiğinizin, umarım farkındasınız!..

PKK’ya karşı en küçük bir tepkinizi görmedik ama…

***

Kızma bana…

Bütün suç senin gibi seçmenlerde değil elbette.

İşlerin bu noktaya gelmesinde, Kılıçdaroğlu’nun da payı vardır kuşkusuz.

Ona tepki göstermek ise öncelikle bizim hakkımız ve görevimizdir…

Bu noktada İrfan Efendilerin geri durması lazım.

Sanki, söylenecek sözleri sakınıyoruz da iş size düşecek.

O zaman, aç kulaklarını sen de dinle bakalım İrfan Efendi!

Sen Eyyy Dersimli Kemal!

Camiye girerken yuhalanman, bizim adımıza cenazeye getirttiğin çelengin parçalanması, ayaklarının dibine dolu mermi atılması, oldukça zorumuza gitti.

Görünüşe bakılırsa, muhalefeti temsil ediyorsun.

Her zamanki gibi, bu olayda da gösterilmesi gereken tepkiyi veremedin, veremiyorsun!

Terörün yeniden azmasının sebebini yukarıda izah ettik.

Bu kadarını bile dile getirmiyorsun, getiremiyorsun…

Basiretsiz davrandığı için Erdoğan’ı ve hükümeti eleştirmek herkesin hakkıdır…

Onlara yöneltilmesi gereken tepkiler, neden sana yöneliyor hiç düşündün mü?

Yine hükümete “paratoner” olup, şimşekleri üstüne çekmişsin…

Yoksa gerçek görevin bu muydu?

Öyle değilse, sen de şu sorulara yanıt ver de görelim:

İmralı tutanaklarından anlıyoruz ki, PKK’nın “yol haritası” olarak belirlediği ve “açılım” adıyla kamuoyuna sunulan eylem planının birinci aşaması; “Ağır çatışma ortamından yasal demokratik siyasete çağrı” yapmak; ikinci aşaması ise “anayasal süreç”ti…

Her ikisini de üzerine aldın, neden?

Yeni Anayasa” yapma, PKK’nın dayattığı bir istekti, bu işe CHP’yi neden bulaştırdın?

17 kez değişen Anayasa’yı, “Darbe anayasası” olarak yaftalayarak, Apo’nun isteğini bu bahane arkasına saklanarak yerine getirmek, sana mı kaldı?

Y-CHP, 5 Haziran seçimlerinden önce, adeta Anayasa Uzlaşma Komisyonu Masasına yapışıp kaldı!

Yakıştı mı CHP’ye?

İmralı tutanaklarından anlıyoruz ki, PKK’nın açılım sürecinden beklediği “meşruiyet”miş…

Apo’nun açılım için koştuğu 10 şartı, (1) halka anlatmak üzerinize vazife miydi?

Özellikle de özerkliğin hukuki alt yapısını oluşturacak olan “Yerel Yönetimler Özerklik Şartı”nı sahiplenmek (2) CHP’nin söylemi olabilir mi?

CHP Programında “terörle mücadele” esas alınmış olmasına rağmen, “Ana muhalefet partisi olarak terörün önlenmesi konusunda ne tür katkı isteniyorsa her türlü katkıyı vermeye hazırız” diyerek, hükümete “açık çek” verme (3) yetkisini nereden aldınız?

İmralı tutanaklarından öğreniyoruz ki, Öcalan BDP’deki vekillerden bir kısmını HDP’ye geçirerek, sözde “Türkiye Partisi” görünümlü yeni bir parti kurmak ve Türk emekçilerini örgütleyerek yüzde 10 barajını aşmak istiyordu.

Apo, kendini ziyarete gelen BDP heyetine: “Birkaç vekil oraya geçip işte Taksim sonrası beklenen yeni parti doğdu havası yaratılabilir. Bu girişim yüzde 10′u aşabilir” demişti…(4)

Nitekim, öyle de oldu, HDP kuruldu ve 5 Haziran seçimlerine girdi…

Bu partinin barajı aşması için en yoğun çabayı kimler gösterdi acaba?

Kılıçdaroğlu’nun eşi Selvi Hanım bile, HDP’nin barajı aşması için mesajlar veriyordu…

Genel Sekreter Gürsel Tekin’den Şafak Pavey’e kadar pek çok milletvekili bu ihanetin içerisindeydi!

Sorsalar, Dersimli Kemal işin içerisinde değildi!

Kimi kandırıyorsunuz siz?

Grup Başkanvekilinin açık beyanına göre CHP oylarının yüzde 3,5‘u, PKK’nın Meclis’teki uzantısı HDP’ye yönlendirilmiştir… (5)

Utanmadınız mı hiç?

Başka partinin propagandasını yapmak, başlı başına partiden atılmayı gerektirecek ağır bir disiplin suçu iken; CHP tabanını, HDP’ye oy vermeye yönlendiren, CHP’nin bu “ağır topları”na kol kanat geren kimdi?

CHP’nin iskeletini teşkil eden 6 Ok‘u yeniden yorumlamak isteyen Kemal Kılıçdaroğlu’na, Atatürkçü düşünceye bağlı olanların, en ağır tepkiyi göstermesi gayet normaldir.

Çünkü bu sözlerle, CHP’nin mirası reddediliyor ve PKK ile ideolojik bağlantı kuruluyor.

Halkın bu kadarını anlayamayacağını mı sandınız?

Nitekim, Öcalan İmralı’dan Kemal’e (6) şöyle bir selam göndermişti: “Öcalan’ın Kemalizm’e eleştirisi yapıcıdır. Kemalizm güncellenerek faydalı olabilir. Ulusalcılar CHP’yi aşağıya çekiyor.”

Bu selamı emir telakki eden Dersimli Kemal, ulusalcıları birer birer partiden ihraç etmedi mi?

O kadarla kalsa iyi.

PKK’nın yasallaşması için hükümetin çıkarttığı yasayı da Yeni CHP desteklemiştir

Y-CHP’nin, eylem ve söylemleri ile hükümetin; giderek de PKK’nın kuyruğuna takıldığı tartışmasızdır.

Y-CHP’nin hendek savaşlarındaki tutumu kabul edilemez.

Terör örgütüne “destek” niteliğinde olduğu tartışmasız olan “Aydınlar Bildirisi”nin sahiplenilmesi (7) de CHP’ye hiç yakışmamıştır.

Ermeni soykırım iddialarının, ABD ağzı ile “büyük felaket(8) olarak kabul edilmesini anlamak mümkün değildir.

Y-CHP’nin milletvekillerine hazırlattığı; PKK’lılara karşı “orantısız güç” kullanılıyor, operasyonlara katılan “askerler yargılanmalıdır” ana fikirli raporları, (9) kelimenin tam anlamı ile iğrençtir…

Dolayısıyla bu ve benzer nedenlerle, CHP’lilerin Kemal Kılıçdaroğlu’na tepki göstermesi, kınaması, eleştirmesi son derece haklı ve yerindedir…

Lakin, şehit cenazelerinin gelmesindeki sorumluluğu en son sıralardadır.

Doğruya doğru demek gerekir…

Kemal Kılıçdaroğlu’nun başarılı olduğu tek bir konu vardır.

O da: Hükümete gösterilmesi gereken tepkiyi, bir şekilde CHP’nin üzerine çekmiş olmasıdır!..

Zaten bu yüzden değil mi, hükümet her geçen gün oylarını artırmakta, muhalefet yerinde saymaktadır…

Acaba, Dersimli Kemal: “Arkadaşlar, özür dilerim; ben bu işi yapamıyorum, emanetinizi alın, başarılı olma iddiasındaki başka bir arkadaşa verin” ne zaman diyecektir!..

Onurlu, saygın, güven veren, kişilikli ve dürüst bir liderden beklenen davranış budur…

Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1) http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/217001/Ocalan_in_10_maddesi.html

http://www.dailymotion.com/video/x2ikbrn_kilicdaroglu-10-maddeyi-de-okudum-karsi-cikacak-halimiz-yok_news?start=6

(2) http://odatv.com/kilicdaroglunun-soz-verdigi-avrupa-yerel-yonetimler-ozerklik-sarti-bakin-neymis-0609141200.html

(3) http://arsiv.gercekgundem.com/?p=388558

(4) 24 Haziran 2013 tarihli İmralı tutanağı.

(5)http://www.ulusalkanal.com.tr/gundem/chp-grup-baskanvekili-engin-altay-yuzde-3-bucuk-civarinda-oyumuzu-demokrasiye-feda-ettik-h63165.html

(6) Bu tabir Abdullah Öcalan’a aittir.

(7) http://www.haber10.com/chp/chp_de_1128_akademisyen_karmasasi-611866

(8) http://odatv.com/eger-selina-hanim-bilmiyorsa-1604151200.html

(9) https://www.facebook.com/notes/cemil-can/asker-yargilanmalidir/612159442280758

ADALETE GÜVEN GERİSİNİ MERAK ETME SEN!

asker-15

Yargı erkinin tepesindeki yargıçların Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Rize’de çay toplama şovuna katılmaları haklı olarak eleştirildi…

Gerek Cumhurbaşkanı’nın ve gerekse Yargıtay Başkanı’nın bu eleştirilere verdiği yanıtlar, görüntüyü daha da berbat hale getirdi.

Denebilir ki, bu yanıtlarla yargının bağımsız ve tarafsız olmadığı itiraf edildi…

Türk Milleti adına egemenliğin bir kısmını kullanan ve zamanı geldiğinde yasama ve yürütmenin yargısal denetimini yapacak ve gerektiğinde; Cumhurbaşkanı, Başbakan ve bakanları yargılayacak olan mahkemelerin “tarafsız” ve “ bağımsız” olmaları şarttır…

Tarafsızlığın ve bağımsızlığın sağlanmasının ilk koşulu; yargıçların “Bangalor Yargı Etiği İlkelerine” (1) uymalarıdır…

“Hâkim, yasama ve yürütme organlarının etkisi ve bu organlarla uygun olmayan ilişkilerden fiîlen uzak olmakla kalmayıp, aynı zamanda öyle görünmelidir de.” (2)

“Hakimin hal ve davranış tarzı, yargının doğruluğuna ve tutarlılığına ilişkin inancı kuvvetlendirici olmalıdır: Adaletin gerçek anlamda sağlanması kadar gerçekleştirildiğinin görüntü olarak sağlanması da önemlidir.” (3)

Türk yargısının tepesi güven verici değil!

Bakalım alt kademelerin durum nasıl:

Tarsus’ta “Uluslararası Protestan Kilisesi Başpapazı ve Ruhani Lideri” olarak görev yapan (Deniz Uygar kod adlı) (4) İlker Çınar, Cemaat’in kendisini de kullandığını ileri sürerek savcılığa başvurdu.

Başpapaz iken istifa edip, İslamiyet’e dönen Çınar, “Zirve davasını Ergenekon’a bağlayan Tarsus Başsavcısı Adem Kul’dur” dedi…

Kudretli savcı Zekeriya Öz ile TEM Şubede görevli polisler tarafından Avcılar’da bir evde bir ay süreyle tutulduğunu ve istenilen şekilde ifade vermeye zorlandığını söyleyen eski başpapaz, yalan beyanlarla onlarca kişinin tutuklanmasına ve mahkum edilmesine neden olduğunu kabul etti!

Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) üyesi binlerce yargıç ve savcının halen görevde olması, içerisinde bulunduğumuz tehlikenin büyüklüğünü göstermeye yetiyor…

FETÖ deşifre olmasaydı, suçsuz insanlar boşuna yere hapislerde yatmaya devam ediyor olacaktı!

Bu nedenle, güvenilirlik (5) bakımından neredeyse dibe vurmuş olan yargının tepesinde bulunanlar, çok daha dikkatli davranmak zorundadırlar…

Eski Başpapaz’ın bu haberi üzerine, Türkiye’nin yüreği ağzına gelmişken; Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Numan Kurtulmuş, “Yargı Cumhurbaşkanlığına bağlıdır(6) dedi…

İyi mi?

AKP’lilerin bağımsız ve tarafsız yargıyı içerlerine sindiremediği belli.

Hiç değilse yargıçlar “tarafsız” görünebilseler

Belli ki, bir süre daha Milletin verdiği egemenliği kullanma yetkisini kendilerine çok görenler kürsülerde oturacak!..

***

ABD’NİN DOSTU ÇIKARLARIDIR!

PKK’nın Suriye uzantısı PYD‘nin silahlı kanadı YPG‘yi, terör örgütü olarak görmediğini açıklayan ABD’nin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü John Kirby, şimdi de “Fetullah Gülen hareketini terör örgütü olarak görmüyoruz” dedi… (7)

PKK ile YPG arasında bağ olduğunu kabul eden ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mark Toner ise, “YPG’nin Suriye kuzeyinde IŞİD’e karşı etkili bir güç olduğunu düşünüyoruz, operasyonel katkı ve önerilerimizle destek vermeye devam edeceğiz.” dedi… (8)

ABD amacına uygun düştükçe, terör örgütlerini destekliyor ve birlikte çalıştığını gizlemiyor artık.

Nitekim, Merkez Kuvvetleri Komutanı (CENTCOM) Joseph Votel, şu değerlendirmeyi yaptı:

“Irak ve Suriye’de IŞİD’le mücadele kapsamında birçok unsur ile birlikte çalışmamız gerekiyor. Bu çerçevede 60′dan fazla ülkenin dahil olduğu IŞİD karşıtı koalisyonu ve Suriye Arap Koalisyonu’nu de içeren Suriye demokratik güçlerini destekliyoruz.” (9)

IŞİD karşıtı koalisyonun sözcüsü komutan Steve Warren ise, Amerikan askerlerinin “YPG armaları taşımaları yetkileri dahilinde değil ve uygunsuz” diyerek, (10) bir bakıma terör örgütlerinin ABD’nin emir ve komutasında olduğunu doğrulamış oldu…

Bu açıklamalardan anlaşılacağı gibi, güney sınırımızı kan ve ateş çemberine dönüştüren “müttefikimiz” ABD’dir.

Milyonlarca Suriyeliyi yerinden yurdundan eden; binlercesinin Ege Denizin’de boğularak can vermesine sebebiyet veren ve okul çağındaki çocukları dilencilik yapmaya mecbur bırakan Amerika’nın Ortadoğu için ön gördüğü vahşi siyasetidir…

Bu siyasetin bir aşamasında; Akdeniz’e çıkışı olan “Bağımsız Kürdistan” devletinin kurulması da ön görülmektedir.

Türkiye’nin bu sözde “dost” ve “müttefiki”; toprak bütünlüğümüzü açıkça tehdit etmekte, 40 bin insanımızın ölümünden sorumlu dünyanın en tehlikeli ve acımasız terör örgütü PKK’yı ve uzantılarını utanmadan desteklemektedir…

Ve bütün bu işlerin önemli bir bölümünü İncirlik Üssü‘nden yürütmektedirler…

Almanya Meclisi’nin aldığı; Türklerin Ermenilere soykırım yaptığı şeklindeki hukuk dışı kararın arkasında bile, yine ABD vardır…

Bütün bu olup bitenlere rağmen, hala Amerika’yı Türk dostu gibi gören ve gösterenler; aymazdır, haindir…

Başta İncirlik Üssü olmak üzere Türkiye’deki tüm Amerikan üs ve tesisleri derhal kapatılmalıdır…

Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1) 2003/43 Sayılı Birleşmiş Milletler BANGALOR YARGI ETİĞİ İLKELERİ, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu’nun 23 Nisan 2003 tarihli oturumunda kabul edilmiştir.

(2) Değer:1, Bağımsızlık (1.3)

(3) Değer:3, Doğruluk ve Tutarlılık (3.2)

(4) Başpapaza verilen kod adı da oldukça manidar: Adı Deniz, Soyadı: Uygar!

(5) Yargıtay Başkanı İsmail Rüştü Cirit’e göre, geçmişte yüzde 70′lerde olan yargıya güven yüzde 30′lara düşmüş durumda.

http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/524530/Simdi_de_Yargitay_Baskani_itiraf_etti__Yargiya_guven_yuzde_30_lara_dustu.html

(6) http://www.sozcu.com.tr/2016/gundem/numan-kurtulmus-yargi-kurum-ve-kuruluslari-cumhurbaskanligina-baglidir-1253619/

(7) http://www.ulusalkanal.com.tr/gundem/abd-fethullah-gulen-hareketini-teror-orgutu-olarak-gormuyoruz-h105678.html

(8) http://www.yenicaggazetesi.com.tr/abd-ypgye-destek-vermeye-devam-edecegiz-138337h.htm

(9) http://www.hurriyet.com.tr/turklerin-verdigi-destege-mutesekkiriz-40110129

(10) http://www.ulusalkanal.com.tr/m/dunya/abd-ypg-armalarini-tasimalari-yetkileri-dahilinde-degil-ve-uygunsuz-h105007.html