Biz kazanacağız!..
TwitterFacebookGoogleYouTube

FETULLAHÇI SENSİN!

Bilim_Sanat

Fetullahçı darbe girişiminden sonra AKP’nin destek verdiği Taksim’de yapılan Cumhuriyet ve Demokrasi Mitingi‘nde ana muhalefetin lideri Kemal Kılıçdaroğlu, 10 maddelik bir manifesto (1) okumuştu:

“Darbeye de diktaya da karşıyız… Varsa darbenin dış destekçilerini de kınıyoruz” demişti…

Dersimlinin Cumhuriyet Halk Partisi adına yaptığı bu açıklama sorunludur:

Bu mudur “Yeni CHP”?

Hani Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ)?

Bu darbenin CIA neresindedir?

ABD’yi aklamak senin üstüne vazife midir!?

***

Sahi, CHP içerisine Fetullahçıları kim yerleştirdi?

Parti Meclisi’ne Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı’nın açılış konuşmasını yapan zatı (2) seçtirmek için delegelerin önüne kim yatmıştı?

Kılıçdaroğlu’nun “CHP’ye sızan paralel yapılanma var mı?” sorusuna NTV’de verdiği yanıt itiraf gibidir:

“Bizim bir istihbarat örgütümüz yok devletteki gibi, kim paralelci, kim değil bilmiyoruz” … (3)

Yakıştı mı?

Galiba, Kılıçdaroğlu partimizin üyelerini tanımıyoruz, onları bize MİT tanıtsın demek istiyor!

Bu açıklama bir öncekinden de sorunludur.

Halbuki, birbirini en iyi tanıyan CHP’lilerdir; yıllardır miting meydanlarında, mahalle çalışmalarında, sandık başlarında partinin başarısı için omuz omuza vererek çalıştılar; bir ailenin üyeleri gibidirler…

Herkes birbirini tanır.

Bu yüzden de CHP’yi; “ana kucağı” ve “baba ocağı” gibi bilirler.

Aralarına değil ajan, başka partiden biri bile sızamaz, hemen farkedilir…

CHP’yi tanımayan, bir tek Kılıçdaroğlu’dur.

Örgütten gelmeyen, partili de olmayan, TESEV’in kurucu üyesi, SOROS’un elemanı Dersimli Kemal’in bile, CHP’li olmayanların partiye iliştirilmesinde yönetimlerin ne kadar zorlandığını bilmeyen yok!..

CHP’ye üye olmak hiçbir zaman kolay olmadı.

Hele de Baykal ile Önder Sav’ın dönemlerinde..

Dersimli Kemal, bu talihsiz açıklaması ile CHP’ye Fetullahçılar’ın sızmış olabileceğini ima ediyor…

Yine zeytinyağı gibi üste çıkma peşinde!

***

En son sözü baştan söyleyelim:

Hükümetin FETÖ’ye karşı yaptığı operasyonları engellemek için milletvekillerini seferber eden kim idiyse,(4) CHP’deki Fetullahçı odur!

Halktv‘nin başına Fetullah’ın gazetesi Bugün’ün yazarı Hakan Aygün’ü (5) ben mi getirdim?

FETÖ ile ilişkisi ifşa olan (6) ve Cemaat’e karşı başlatılan operasyona çok üzülen (7) Ekmeleddin İhsanoğlu’nu, CHP’lilerin önüne Cumhurbaşkanı adayı olarak ben mi koydum?

Bu adam sensin Kemal Kılıçdaroğlu…

Masken düştü, daha fazla gizlenemeyeceksin…

***

İslam İşbirliği Örgütü bile Fetullahçı yapılanmaya terörist dedi, Kemal efendi ise, darbe girişiminin üzerinden 10 gün geçtikten sonra FETÖ diyebildi…(8)

Dersimli Kemal’in gerekçesi:

“Elimde belge yoktu, onun için FETÖ diyemedim” idi… (9)

Benzerliğe bakın; Fetullah Gülen’in iadesi için ayak direyen ABD de sürekli Türkiye’den belge istiyor…(10)

Bu saçma savunma; insanın aklına “Rüşvetin de belgesi mi olur” sözünü getiriyor…

Kafa boş olunca ya da işbirlikçi veya koruyucu konumunda olunursa belge istenir tabi!..

Aralarındaki hiyerarşik yapılanmayı bile, ABD Dolarının seri numarası ile belirleyen bu ihanet şebekesinin üyeleri, tankları sivil insanların üzerine sürerek ve kurşunlayarak 264 kahraman yurttaşımızı şehit ettiler; TBMM’ni, MİT’i ve Emniyet’i bombaladıktan sonra, herşeyi de itiraf ettiler…

Ana muhalefetin lideri, bu hainlere “terör örgütü” diyebilmek için hala “belge” görmek istiyor.

Kim ne derse desin, Türkiye’nin en büyük şanssızlığı, bir kaset operasyonu ile CHP’nin ele geçirilmesidir…

***

ABD Merkez Kuvvetler (CENTCOM) Komutanı Joseph Votel, “Amerika’nın iyi ilişkiler içinde olduğu askeri liderlerin” FETÖ’cü darbe girişimi nedeniyle tutuklandığını söyledi.

Aynı toplantıda ABD Ulusal İstihbarat Direktörü James B. Clapper: “Evet doğru muhataplarımızın birçoğu tasfiye edildi ya da tutuklandı” dedi… (11)

ABD’nin Ortadoğu’daki operasyonlarını yürüten bu generale; RTE ve Başbakan sert çıktı, Dersimli’den “çıt” çıkmadı…

Darbe girişimine kadar CHP’lilerin sırtında yük olarak taşıdığı Kemal Kılıçdaroğlu ve ekibi, artık Türkiye’nin kurtulması gereken bagaj haline geldi…

Yargıda Cemaat yapılanma olduğunu söyleyemem” diyerek (12) sahiplendiği FETÖ’yü darbe girişiminde bulunmasına rağmen sahiplenmeye devam eden bir lider CHP’nin başına hiç yakışmıyor!

Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1) Manifesto:

“Madde 1: …Darbe girişiminin sorumlularını varsa iç-dış destekçilerini kınıyor ve lanetliyoruz. Madde 3:.. Hep birlikte ve her zaman ne darbe ne dikta yaşasın tam demokrasi demeliyiz.”

http://www.imctv.com.tr/kilicdaroglundan-10-maddelik-taksim-manifestosu/

(2) Fetullah Gülen’in onursal başkanı olduğu Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı tarafından düzenlenen Abant Platformu’nun açılış konuşmasını yapan Gediz Üniversitesi Sosyoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. İştar Gözaydın Savaşır, Kemal Kılıçdaroğlu tarafından Parti Meclisi’nin Bilim Yönetim ve Kültür Platformu’na, aday gösterilmiştir.

http://odatv.com/images/resimler/AnXJlU-ez2ZxIYUXCcl26E5cJ5Q3giSk9ea1o0I_alrX.jpg

(3) http://www.ntv.com.tr/turkiye/kemal-kilicdaroglu-ntvde,l_HpmY0KdEWFGWlVtBR9OA

(4) Tarih 14 Aralık 2014

CHP Cezaevi Komisyonu üyeleri, CHP Genel Başkan Yardımcısı Veli Ağababa, Parti Meclisi Üyesi ve Manisa Milletvekili Özgür Özel, Erzincan Milletvekili Muharrem Işık ve Muğla Milletvekili Nurettin Demir 14 Aralık günü yapılan operasyonlar hakkında yazılı bir basın açıklaması yaptı.

O açıklama şöyle:

“Bugün“Gülen Cemaati”ne, “Hizmet Hareketi”ne yakın yazılı ve görsel basın kuruluşlarına yönelik yapılan operasyon, başta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve AKP kadrolarının yaratmaya çalıştığı algının aksine;

Ne terörle mücadeledir,

Ne bir suç örgütünün çökertilmesidir;

Ne geçmişteki hukuksuz gözaltı, soruşturma, yargılama ve infazlardan hesap sormaktır,

Ne de demokrasi I tarihimizin utanç tablosu Ergenekon, Balyoz, ODA TV, KCK, Askeri Casusluk ve diğer siyasi davalarla yüzleşmedir.”

http://odatv.com/cemaat-operasyonu-basladi-1412141200.html

CHP VE HDP’DEN AÇIKLAMA…


CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Zaman’a kayyım atanmasına sert tepki gösterdi. Kılıçdaroğlu “Bir gazetenin yaşaması önemlidir. Gazeteyi batırmak değil yaşatmak asıl demokrasilerde siyasal iktidarın görevidir. Ama maalesef böyle bir tabloyla karşı karşıyayız. Üzülmeyin. Bu tür baskılar gelir ve geçer. İnsanoğlu demokrasiden özgürlükten yana hep kazanımlar elde etmiştir. Zaman zaman bu tür olaylar olur ama bunları da aşmasını bileceğiz artık” dedi.


HDP Grup Başkan Vekili İdris Baluken, Zaman gazetesine kayyım atanmasına ilişkin olarak “Darbe sürecinin bir parçası olarak değerlendiririz” yorumunu yaptı.


Avrupa Birliği Eski Bakanı Ali Haydar Konca, “Muhalefetin tek bir ‘m’si bile ağza alınmasın, herkes aynı telden çalsın, kimse gerçekleri görmesin, toplum suskun olsun isteniyor” diye konuştu.


CHP İzmir Milletvekili ve İzmir Gazeteciler Cemiyeti Eski Başkanı Atilla Sertel, “Türkiye’de gerçekleri yazan tek medya kuruluşu bırakmayıncaya kadar sanıyorum bu çabalarını sürdürecekler. Ama çare tükenmiyor, çare tükenmez. Mutlaka başka çareler bulur insanlar ve artık haberleşmenin, iletişimin elektronik ortamda sağlandığı ülkemizde muhalefet sesini duyurmanın yollarını bulacaktır” şeklinde konuştu.

https://www.evrensel.net/haber/274111/zaman-gazetesine-kayyim-atandi?utm_source=maxad_native&utm_medium=widget&utm_campaign=insite_link

Selin Sayek Böke, “Bank Asya operasyonu bizzat hükümetin yol açtığı bir skandaldır” dedi.

Y-CHP Milletvekili Mahmut Tanal;“Bank Asya’ya yapılan siyasi gaspa karşılık”, TBMM Başkanlığına dilekçe verip maaşımın Bank Asya’ya yatırması için talimat vereceğim” diye tweet attı.

http://www.aydinlikgazete.com/politika/chpden-cemaate-bank-asya-destegi-h62341.html

(5) Hakan Aygün, 14.04.2009 tarihli Bugün gazetesindeki köşe yazısında şöyle diyordu:

Ergenekonculardan nefret eden halk AK Parti’ye yöneliyor.”

Halk darbeci Ergenekonculardan tiksiniyor.” demişti.

http://www.aydinlikgazete.com/pensilvanyadan-kilicdarogluna-hakan-aygun-ricasi-makale,57793.html

(6) http://www.ahaber.com.tr/gundem/2016/07/27/ekmeleddin-ihsanoglu-feto-iliskisi-ifsa-oldu

(7) http://odatv.com/cok-uzuldum-2207141200.html

(8) http://odatv.com/ve-kilicdaroglu-feto-dedi-2607161200.html

(9)http://www.izlenenhaber.com/makale/yazdir/485/

(10) http://www.ntv.com.tr/dunya/binali-yildirim-abd-surekli-bizden-belge-istiyor-deliller-acik,cdiWpePkskGA-0v9bns_IA

(11) http://www.ikincibolge.net/yazarlar/muyesser-yildiz/hulusi-akar-o-madalyayi-iade-etmek-zorunda/6897/

(12) http://www.dunya48.com/mehmet-farac/7996-mehmet-farac-chpdeki-asil-kavga-nerede

İTİRAZINIZ MI VAR?

Darbeciler1

Gazeteler yazdı:

İlk türbanlı rektör gözaltına alındı.”

Dicle Üniversitesi Rektörü Prof. Ayşegül Saraç’ın evinde yapılan aramada, polis bazı belgelere el koydu. Saraç, geçen yıl başını örterek Türkiye’nin ilk kadın rektörü olmuştu…

Gazeteler yazdı:

İzmir Çiğli 2. Ana Jet Üs Komutanlığı’nda uçuş eğitimlerini tamamlayan 48 pilot arasında ilkteğmene” olarak mezun olan Savaş Pilotu Kerime Kumaş tutuklandı.”

15 Temmuz gecesi İstanbul üzerinde F-16 ile uçuş yapan pilotlardan biri, işte bu Yüzbaşı Kerime Kumaş’tı…

Gazeteler yazdı:

Eşi Sinop Garnizon Komutan Vekili Albay Temil Çetinkaya olan Sinop eski Valisi Yasemin Özata Çetinkaya tutuklandı.”

Vali Yardımcısı Ekrem Yaman’a, bu haber doğru mu diye sordular:

Yaman, “Doğrudur, ayrıntıları bilmiyorum” dedi…

Fetullahçı Gülen Örgütü (FETÖ), türbanı ve kadınları amacı için çok kötü kullandı!..

Gazeteler yazdı:

FETÖ’ye mensup pilotlar, GATA’daki doktorlar sayesinde Hava Kuvvetleri’ne yerleşti…

FETÖ”cü askeri hekimlerin verdiği “Uçuşa elverişli değildir” raporuyla, 60′tan fazla yurtsever pilotluktan atıldı, 300′den fazla pilot da haksız baskılara dayanamayıp istifaya zorlandı…

15 Temmuz gecesi havalanan ve Türkiye’yi bombalayanlar, yurtseverlerin yerine alınan bu Fetullahçılardı (fetullahçı) pilotlardı!..

Gazeteler yazdı:

GATA’da 3 tabip tuğgeneral gözaltına alındı.”

FETÖ’nün vurucu gücü Ordu ve Emniyetin içindedir, doğru….

Ama asıl gücü; 667 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin ekindedir: (1)

Örgütün malvarlığının değeri, 1 milyar doların üzerindedir…

Karşımızda Gladyo vardır…

O listeyi tüm yurtseverlerin mutlaka gözden geçirmesi gerekir.

Belki de bu listeye eklenmesi gereken; gözden kaçmış veya unutulmuş başka kuruluşlar vardır.

Türkiye’nin geleceği ve Türk halkının bekası için, bu ihanet yuvalarının kısa sürede kurutulması gerekir.

Cehennem’e çevrilmek istenen bu Cennet vatanın üzerinde; 35 özel sağlık kurum ve kuruluşu, 934ilk ve orta öğretim kurulu,109öğrenci yurdu, 104 vakıf, 1125 dernek, 15 yüksek öğretim kurumu (vakıf üniversitesi), 2 işçi konfederasyonu ve 29 sendika FETÖ için faaliyet gösteriyordu… (2)

FETÖ’nün, kendi halinde, mütevazı ve silahsız bir Cemaat olduğunu savunan aymazlar; 15 Temmuz günü, üstelik de silahların en modernini ve en hasını gördüler…

Bu ahmaklar sürüsü; Fetullah Gülen’i, devleti ele geçirmek ve TSK’yı bitirmek için CIA’nın kullandığını ileri sürenleri ise “din düşmanlığı” yapmakla suçluyorlardı…

Din ve dince kutsal sayılan değerlerin, emperyalizmin hizmetine nasıl sokulduğunu bir kez daha gördük…

Laiklik ilkesinin önemi şamar gibi suratımıza indi!

FETÖ ile “mensubiyeti”, “iltisakı” (3) ve “irtibatı” olanların, geciktirilmeksizin güvenlik kuvvetlerine veya Cumhuriyet savcılıklarına bildirilmesi, bugünün birinci derecedeki vatandaşlık ödevidir

FETÖ, dünya tarihinde görülmüş en büyük hırsızlık örgütüdür, çocuklarımızın geleceğini çaldılar…

Fetullahçılar, Devletin yaptığı bütün sınavlarda, (4) soruları çalarak taraftarlarına verdiler…

Hak edenlerinyerine, kendilerine militan olarak yetiştirecek kişileri kazandırdılar…

İlkokul mezunu sümüklü bir müezzini önder kabul edenler; ya gerçekten ahmaktır ya da akıllarından zoru vardır!

Kim ne derse desin, onlar kendilerini nasıl tarif ederse etsin, kesinlikle vatan hainliği damgasını yediler!..

Gazeteler yazdı:

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu; ‘Darbe girişimi sonrası en güçlü destek aldığımız ülkelerden biri Rusya‘dır’ dedi…

Meğer, 17 saniyelik sınır ihlali yaptığı için, neredeyse harbe tutuşacağımız Rusya’nın uçağını da FETÖ mensubu teröristler düşürmüştü…

Gazeteler yazdı:

23 Temmuz 2016 tarihi itibariyle FETÖ soruşturmasında 4 bin 60 kişi tutuklandı.”

Devamı gelecek tabii…

ABD’nin geriye kaç adamı kaldı, tam olarak bilinmiyor…

Ama savaşın ABD ile Türkiye arasında geçtiğini herkes biliyor artık…

Kuşkusuz emperyalizmin Türkiye’de yiyeceği darbe, Ortadoğu halklarına da rahat bir nefes aldıracaktır…

FETÖ’nün temizlenmesi yönünde yapılacak düzenlemeleri ve uygulamaları kolaylaştırmak amacıyla ilan edilen OHAL’e, amacından uzaklaşmadıkça elbette ki bir itirazımız olamaz!

Yoksa sizin bir itirazınız mı var?

Kuvayi Milliye ruhuyla yürürsek bu yolları, kesinlikle “İkinci Kurtuluş Savaşı”mızı da kazanacağız…

Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1) http://www.resmigazete.gov.tr/main.aspx?

home=http://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2016/07/20160723.htm&main=http://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2016/07/20160723.htm

(2) işte o liste

(3) İltisak: Kavuşma, bitişme, birleşme.

(4) Kamu Personeli Seçme Sınavı, Üniversite Seçme ve Yerleştirme Sınavı, Polis Akademisi navı, Harp Okulları Sınavı, Astsubay Okulları Sınavı, Anadolu Liseleri Sınavı, Tıpta Uzmanlık Sınavı, Yabancı Uyruklu Öğrenciler Sınavı, Akademik Personel Sınavı, Kaymakamlık Sınavı, Hakim-Savcı Adaylığı Sınavı ve Diyanet İşleri Müezzinlik Sınavı.

 

ALLAH İLE ALDANANLAR!

teslim_1

15 Temmuz darbe girişiminin başarısızlıkla sonuçlanması üzerine “tıpış tıpış” oy verdiğimiz Cumhurbaşkanı adayı Ekmelettin İhsanoğlu da konuştu:

Duygularını gizleyemeyen MHP Milletvekili Ekmelettin, “Hakim ve polislere yönelik lekeleme kampanyası var (1) diyerek Cemaat’e sahip çıktı…

Konuşanlardan biri de eski ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell‘in özel Kalem Müdürü Lawrence Wilkerson.

Rus resmi haber ajansı Sputnik’e konuşan Wilkerson, CIA Direktörü John Brennan‘ın darbe girişiminde rolü olduğunu kabul etti.

CIA ya darbeye karşı tavsiyelerde bulundu, ki bu zaman zaman olur, ya da zorla etki etmek için sürecin tam ortasında veya ikisinin arasında bir yerinde konumlandı” dedi. (2)

Evet CIA sürecin tam ortasındaydı…

CNN İnternational’e konuşan ABD’nin eski Ankara Büyükelçisi Jim Jeffrey, ise Türkiye’yi tehdit etti:

Erdoğan’ın otoriter tavırları devam eder ve Türkiye anayasası bölünmüş, zayıflamış ve işlevsiz hale gelmiş olarak kısıtlanmaya devam ederse buna ihtiyacımız olmaz. Bu durum değerlerimizin ihlal edilmesidir. ABD harekete geçecektir(3) dedi…

ABD’nin nasıl harekete geçtiğini gördük!

Demek ki, geride daha çok elemanları var, yeni denemelere girecekler…

Conilerin “değerlerimiz” dediği ABD çıkarlarıdır.

Onların başka değeri yok ki!

Örneğin; Suudi Arabistan’da hangi değerlerini yaşatmaktadırlar, söyleyebilirler mi?

Gelişmekte olan ülkelere “demokrasi” ve “özgürlük” getirme söylemleri sadece, çıkarlarını korumanın ambalajıdır.

Amerikalılar çıkarlarını korumak için, dünya halklarına yaşamı zehir etmekte en ufak bir tereddüt göstermezler.

Vahşi kapitalizmin dünya jandarması durumunda olan bu emperyalistlere, ne yazık ki, her ülkenin hainleri hizmet ederler…

ABD’nin gücü de buradan geliyor zaten… (4)

Hainleri nasıl ve nerelerde yetiştiriyorlar, kullandıkları araçlar nelerdir?

Bu soruların yanıtını, etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmak amacıyla itirafçı olan Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar’ın Yaveri Levent Türkkan’ın beyanlarından öğreneceğiz…

Cemaat’in hedeflerinde; muhafazakar fakir ailelerin zeki ve başarılı çocukları var.

Bu çocuklara oltayı ortaokulda atıyorlar.

En elverişli mekanlar, pansiyonlar…

Buralarda “abi” ve “ablalar” ağlarına düşürdükleri çocuklara tuvaletlerde abdest aldırarak, namaz kıldırmayı öğretiyorlar…

Sonra da “Cemaat Evleri”ne götürüyorlar…

Cemaat evlerinde, Gülen’in bilimsellikten uzak, beyin yıkama amacıyla hazırlanmış kitapları okutuluyor…

Ağa düşürülen öğrenci daha sonra, askeri liseye yönlendiriliyor, bu okullara da örgütün yardımı ile giriyorlar.

Sorular cevap şıkları işaretlenmiş halde getirilip dağıtılıyor.

Bu yöntemle, binlerce çocuğun geleceğini çaldılar…

Kamu Personeli Seçme Sınavları, üniversiteye giriş sınavları ve ÖSYM’nin yaptığı bütün sınavlarda hep aynı şeyi yaptılar…

Hak edenlerin yerine hep onlar kazandılar.

Yaptıkları hırsızlığın en nitelikli olanıydı.

Ilımlı İslam” diye isimlendirdikleri sahte dinleri, bu tür işleri yapmaya izin veriyordu demek ki!..

Cemaat, askeri liselerde okuyanlara görev vermiyordu…

Onlardan tek istedikleri deşifre olmamaktı.

Bir de “ima ile namaz kılmak” tabii ki… (5)

Ilımlı İslam”ı yaymakla görevli, ilkokul mezunu müezzin Fetullah Gülen Hoca Efendi, namazı da örgütünün amacına göre değiştirdi!

Gülen’in müridi Piyade Yarbay Levent Türkkan, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığında ayrıntılı bir ifade verdi:

Son güne kadar abilerine itaat ettiğini, verilen emirleri harfiyen yerine getirdiğini söyledi…

Aldığı son görevi; Org. Hulusi Atar’ı “enterne etmek”ti, (6) silahını çekti, bu görevini de yerine getirdi.

Sağır sultanlar bile duydu; darbecilere lojistik desteği ABD verdi.

TBMM’ni bombalayan savaş uçaklarına yakıt vermekle görevli tanker uçaklar İncirlik’ten havalanmıştı…

8 kargo uçağı ile Malatya Hava Alanı’na indirilen silah ve bombaların TSK’da kaydı yok!

Washington, darbe girişimde gönüllü görev alan adamlarına, Doğu ve Güneydoğu’daki sivil direnişin durmaması halinde, PKK ve PYD’li teröristleri devreye sokarak yardımı sürdüreceği sözünü de vermişti.

ABD’nin kara gücü kim bilir hangi dağda hazır bekletiliyordu!

Türkkan’ın itiraflarından Genelkurmay Başkanını düzenli olarak dinlediğini ve dinleme cihazını abilerine teslim ettiğini öğreniyoruz.

Cemaat, daha önce de “Arınç’a suikast” yalanını uydurarak, TSK’nın Kozmik Oda‘sına girmişti…

Türkkan’ın hazırladığı kayıtlar ile Kozmik Oda’dan çalınanlar şimdi Pensilvanya’dadır…

Oradan da “üst akıl”ın eline geçecekler…

Bu eylemlerin, askeri casusluk olduğuna en ufak bir kuşku yoktur!

Fetullah Gülen bir casustur, Cemaat’i de CIA emrindeki bir casusluk örgütü…

Levent Türkkan, ifadesinde “Bu yapı ve bu yapıya mensup olanlar için vatan haini tabiri az gelir, bu yapı sahipleri cani ruhlu kişilerdir” diyor…

Doğrudur, yaşayarak gördük!

Ayan beyan ortadadır ki, Cemaat’in ağına düşenler, Allah ile aldanmaya hazır tiplerdir.

Cemaat’in abileri ise, Allah ile aldatmayı adeta bir yöntem olarak benimsediler.

İslam dinini, vahşi kapitalizmin hizmetine sunan bu ihanet çetesinin tek panzehiri ise laikliktir

Bu korkunç deneyime rağmen, hükümetimiz laik eğitimden ödün verirse, dünyanın cenneti olan Türkiye’yi yaşanmaz/yaşanamaz hale getirir…

Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1)http://www.ulusalkanal.com.tr/gundem/ihsanoglundan-f-tipine-operasyon-aciklamasi-cok-uzgunum-h32963.html

(2) “ABD’nin çıkarlarına “düşman” olarak gördüğü hükümetleri değiştirmek için siyasi ya da askeri araçları kullandığını söyleyen Wilkerson, şöyle devam etti:

Bizim yaptığımız gibi gizli operasyonları adet haline getirdiğinizde, bizim gibi bir kez ‘Yeni Roma’ olduğunuzda bunun olmadığını düşünmeyin; kaçınılmaz şekilde bu operasyonlara yakalanıyorsunuz.”

Wilkerson ayrıca, ABD eski Başkanı Donald Reagan döneminde CIA’nin 58 gizli operasyon gerçekleştirdiğini de hatırlattı.”

http://rudaw.net/turkish/world/200720166

(3) http://us.cnn.com/2016/07/18/politics/turkey-us-coup-military-relationship/index.html

(4) http://www.yeniakit.com.tr/yazarlar/hasan-karakaya/icimizdeki-haini-yok-et-disimizdaki-haini-kahramanlastir-12878.html

(5) Belli azaların namaz kılmaya muktedir olmaması durumunda kılınan namaz türüdür. Namazı zihinden düşünüp, duaları içinden okumakla kılınır. Özürsüz olarak kılınan ima namazı caiz değildir. Fetullah Gülen Cemaati silahlı kuvvetler mensubu olmayı, namaz kılmak için gerekli ve zorunlu bir uzvun eksikliği ile eş değerde görmektedir.

http://www.incemeseleler.com/fikhi-meseleler/1575-ima-ile-namaz-nasil-kilinir.html

(6) “Gözaltına almak” anlamında kullanılmaktadır.

 

Altan Öymen’e açık mektup

(SURİYELİLERE VERİLMESİ DÜŞÜNÜLEN TOKİ EVLERİ, PKK VE FETÖ İLE MÜCADELEDE YAŞAMINI KAYBEDEN GÜVENLİK KUVVETLERİNİN AİLELERİNE VERİLMELİDİR...)

demokrasi_1

Altan Abi;

CHP gibi bir devlet kuran partiye genel başkanlık yapmış tecrübeli bir gazetecisin.

Yakın geçmişte, Nagihan Alçı ile Nazlı Ilıcak’ı tartışma programlarına katılarak kuru fasulye gibi nimetten saydırdın.

AKP ve Cemaat’i kutsayan televizyonlarda program yapmaya ihtiyacın mı vardı?

Tartışmalarınızı izleyenlere sor bakalım, söylediklerından akıllarında ne kaldı?

Çoğu izleyicinin; Nazlı Ilıcak ile Nagihan Alçı’nın beyin yıkamaları kafalarına kazındı.

Ne söylersen söyle artık; ne karşılığıdır bilmem ama bu tutumunla onlara bu programları yaptıranların hizmetine girdin…

Adeta HALKI CAHİL BIRAKMA PROGRAMLARINDA SOLU TEMSİLEN GÖREVLİ GİBİSİN…

Acele etme birazdan açıklayacağım.

Niyetin öyle olmasa da bu çizgini sürdürdükçe, karşı tarafın (gericilerin) fikirlerinin anlaşılıp yerleşmesi için çaba göstermiş sayılacaksın…

Altan Abi;

Hiç kusura bakma ama karşı tarafa çalışıyor gibisin!..

Bugün CNN Türk’teki Didem Arslan Yılmaz’ın programında; Doc, Mehmet Şahin, Merve Şebnem Oruç, Abdülkadir Selvi ve Nevzat Çiçek’le 15 Temmuz darbe girişimini tartışıyordunuz, sizi baştan sona izledim…

Yemin ederim arkam açıldı, utandım…

Yerin dibine girdim desem yeridir.

Muhatapların darbecilere “idam cezası” verilmesini tartışalım diyordu.

Sizi bu konuyu tartışmaya zorladılar, karşı koyamadın…

Bu basit konuda bile zorlandın…

O programlara katılmaya mecbur musun Altan Abi?

Evrensel ceza hukuku prensiplerinin idam cezasının konulmasına engel olduğunu da mı bilmiyorsun?

Bırak bari bu tür programlara bilen biri katılsın.

Önümüzü neden kesiyorsun?

Bir ara Taraf gazetesinde yazan, Abdullah Öcalan’ı terörist değil de politikacı olarak kabul eden, cemaatlerin Kemalist olduğunu savunan Sabah gazetesinin özürlü yazarı Nevzat Çiçek, bu darbe girişimine karışanların bir kısmının Kemalist olduğunu söyledi…

Sustun…

Yoksa ne dediğini duymadın mı?

Oldu mu Altan Abi?

Bu bir aldatmacadır, öyle şey olmaz da diyemedin…

Altan Abi;

Bu çoluk çocuk takımı, seni kum torbası yerine kullanıyor.

Lütfen böyle basit oyunlara bir daha gelme!

Bir kere, Kemalistler, asla ve asla darbelere evet demezler.

Çünkü Kemalistler DEVRİMCİDİR...

Devrim ise, darbeden çok farklı bir şeydir.

Devrim”i halk yapar…

Devrimin arkasında, meşruiyetini kaybetmiş iktidara karşı halkın meşru DİRENİŞ HAKKIvardır..

Bu konuyu dipnotta biraz daha açıyorum.

(Oradan okuyabilirsiniz)

İdam cezası“na gelince;

Mevcut hukukumuza göre, ceza kanunları geriye doğru yürümezler!

Yani ceza kanununa; “darbeye teşebbüs edenler idam edilir” şeklinde bir hükmü konulsa bile, bu hüküm uygulanamaz.

Ayrıca, hiç kimse işlediği zamanki cezadan daha fazla bir ceza ile cezalandırılamaz.

Bu da evrensel bir ceza hukuku prensibidir.

Öte yandan, imzaladığımız Uluslar arası sözleşmeler de, yeniden idam cezasını koymamıza engeldir.

(2 nolu dipnotta onun da açıklaması vardır.)

Bunların hiçbirini de mi bilmiyorsun?

Yoksa orada aklına mı gelmediler?!

Kabul et Altan Abi, yaşlanmışsın..

Galiba B12 vitamini eksikliği de yaşıyorsun!

Bu nedenle de farkında olmadan, hükümetin popilist politikalarına alet oluyorsun.

Hükümetin idam cezasını yeniden gündeme getirmesi, darbe girişimine karşı koyan ve bu nedenle yaşamını kaybedenlerin ailelerinin gazını almak içindir.

Bu kadarını da anla lütfen.

AKP yapmayacağı/yapamayacağı, yapsa da bu darbecilere uygulanma imkanı olmayanidam cezasını geri getirme tartışmasını başlattığı yerde, sizin daha etkili bir karşı tezinizolmalı.

Bu işi yapmak ana muhalefetin görevidir, kabul ediyorum.

Hadi onlar yapamıyor diyelim, eski genel başkanımız olarak sen yap.

Yalvarıyorum ne olur!

İdam cezasına bu ortamda karşı gelenler, kolaylıkla darbecileri desteklemeklesuçlanabileceği için; bu noktada Y-CHP topa giremiyor diyelim…

Büyük olasılıkla da öyledir.

Siz hükümete şu öneriyi getirilebilirsiniz:

3,5 milyon Suriyeliye vereceğiniz TOKİ konutlarını, PKK ile mücadelede ve bu darbe girişimine karşı koyarken yaşamını kaybedenlerin ailelerine verin diyebilirsiniz…

Aslında CHP‘nin yapması gerekir, hala da geç kalmış değil…

Bu zır cahil adamlarla program yapmaya ihtiyacın mı var?!

Yapma Altan Abi, gözünü seveyim…

Sana saygımızı neredeyse yitireceğiz, bari tartışacağın insanları doğru seç…

Saygılar…

Cemil Can

DİPNOTLAR:

1.) Direnme Hakkı ile Meşru Savunma bir birine çok yakındır. Halkın iradesi ile -önceden belirlenmiş kurallara uyarak- halkı yönetme hakkını elde eden siyasi iktidarlar, bazen keyfiliğe yönelir, temel anayasal kuralları çiğnerler ve giderek de otoriterleşirler. Devletin zor kullanma gücünü de elinde tutan despotların elinden devlet yönetimini geri almak zorlaşır. Yöneticiler; adaletli seçim yapmaz, seçimlere hile karıştırırlar. Kamu gücünü halka karşı kullanırlar, hak arama yollarını kapatırlar. Tek adam yönetimine doğru giden bu tür iktidarlara karşı halkın meşru direnme hakkı vardır. Çünkü halk iktidara verdiği yönetme yetkisinin iradesine aykırı kullanılmasını başka yollardan engelleyecek durumda değilse bu yola başvuru. İstismar edilmesi kolay olan bu konuyu birkaç örnekle açıklamak istiyorum:

a.) 15 Temmuz günü Türk halkı direnme hakkını kullanmıştır. Her ne kadar bu hak, siyasi iktidara karşı kullanılmamış olsa da, yine de direnme hakkının kullanılmasıdır. Devlet meşru güçleri ile darbeyi engelleyememe durumunda kaldığı için, hükümet doğrudan halkın olaya müdahil olmasını istemiştir. Halkın meydanlara inmesi meşru bir hakkın kullanılmasıdır.

b.) Kurtuluş Savaşı‘mızın kahramanlarının Saray’a başkaldırışı ve Anadolu’da Milli Mücadele’yi başlatmaları da halkın direnme hakkının kullanılmasıdır. Devletin ve halkın çıkarlarını korumayan Saray hükümeti, Sevr’i imzalayarak ve teslim olmayı öğütleyerek halkın çıkarlarına aykırı icraatlar yapmış hukuka aykırı emirler vermiştir. Bu nedenle devleti kuran halk yönetimi dinlenmemiş ve direnme hakkı kullanılmıştır. Kurtuluş Savaşı’nı başlatmıştır . Direnme hakkı, hem Saraya hem de itilaf devletlerine karşı kullanılmıştır.

c.) Gezi Direnişi’nde de halk direnme hakkını kullanmıştır. Gezi Parkı’ndaki ağaçların kesilmesi ve yerine AVM yapılmasına itiraz etme olayında sembolleşen bu direnişi hiçbir örgüt yönetmemiştir. Tamamen halkın vicdanında şekillenen direnişin nedenlerini daha derinlerde aramak gerekir. AKP iktidarının keyfi icraatları halkı bıktırmıştı. Bilinç altında biriken tepkiler, beklenmedik bir anda direniş olarak dışarı vurdu. AKP hükümetleri her ne kadar aksi görüşteyse de, gerçekte bu direniş de haklı ve meşrudur. Türk halkı, kamu kaynaklarının talan edilmesine, adaletsizliklere, partizanlıklara, hırsızlık ve yolsuzluğa karşı olan tepkisini Gezi olayları özelinde dışa vurmuştur. Bir tür enerji patlaması yaşanmıştır.. Halkın çıkarları ve iradesi hilafına yapılan icraatlara başka türlü “dur” diyemeyeceğine inanan halk, sokağa çıkmak zorunda kalmıştır.

Görüldüğü gibi halkın meşru direnme hakkının arkasında daima Millet iradesi olarak ifade edilen gerçekte seçmenin iradesi hilafına yapılan icraatlara duyulan tepki vardır. İradenin asıl sahibi olaya el koymakta, vekalet verdiği yöneticilere verdiği yetkiyi geri aldığını ifade etmektedir.

2.) 2002 yılında TBMM’nde çıkarılan Avrupa Birliği uyum yasaları ile “yakın savaş hali ve terör suçları” hariç idam cezası kaldırılmıştır. Daha sonra Avrupa Konseyi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne Ek 13 Numaralı Protokolü kabul ederek tüm idam cezalarını kaldırdı. Türkiye de 2004 yılında Anayasa’da yaptığı bir değişiklikle, bu protokole uygun olarak tüm idam cezalarını hukukundan çıkartmıştır…

Dolayısıyla ulusal ve uluslararası hukuka saygılı bir devlet idamı bir daha geri getiremez….

 

İTİRAZIM VAR!

tank

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, askerlerine:

Tüm hazırlıklarınızı yapın; TBMM’ne, Genelkurmay’a, Jandarma Genel Komutanlığı’na, Emniyet Müdürlüğü’ne ve özellikle de Gölbaşı’ndaki Özal Harekat Dairesi Başkanlığı’na savaş uçakları ve skorski helikopterlerle bomba yağdıracaksınız. Sizden kaç kişiniz ölürse ölsün, önemli değil! Bu kurumlarda, girişiminize karşı koymaya kalkışanları ‘vurabilirsiniz’ emrini verdim.. Çıkacak çatışmalarda bir kısım halk da ölebilir. O da önemli değildir. Benim istikbalim ve başkanlığım için bu kadarını yapacaksınız” dedi…

Darbe senaryosu”nda gönüllü olarak görev alan asker ve polisler; bu kanunsuz emre, harfiyen uydular ve Erdoğan’ın düğmeye basması ile 15 Temmuz akşamı harekete geçtiler!

Erdoğan’ın keyfi yerine gelsin, “başkan” olsun diye; ölümü göze alan, onun başkanlığı için kendini feda etmeye hazır, kendi yurttaşlarına mermi atacak kadar gözü dönmüş, sonunda vatan hainliği ile suçlanıp ömür boyu hapse atılmayı göze alacak kadar akılsız, ne kadar -Haşhaşi- militanı varsa, tümü bu senaryoda rol aldı!..

Böyle bir ahmakça senaryoyu, akıl süzgecinden geçirmeden, inanabilirler diye halkın önüne koydular!

Nasılsa halkın yarıya yakını Erdoğan’dan nefret ediyordu, bu kadarı yeterdi…

Darbeye katılan o Haşhaşilerin isimlerini tek tek yazmaya yerim müsait değil.

Ama pek yakında, gerçekler ortaya çıkacak ve kim olduklarını göreceksiniz.

Demek ki, TSK içerisinde Tayyip Erdoğan’a taparcasına bağlı subaylar vardı ki, onun böylesine tehlikeli oyununda, bilerek ve isteyerek rol aldılar?

Dünya tarihinde ilk defa emperyalizmi yenen Türk Ordusu bu hale mi geldi diyorsunuz?

Ve bir tek siz; bağımsız, özgür ve de akıllısınız!

Öyle mi?

Erdoğan’ın özlemini duyduğu “Başkanlık Sistemi”ne geçebilmek için Anayasa değişikliği yapması gerekiyor.

Bunun için de 400 milletvekiline ihtiyacı var, AKP’nin halihazırdaki milletvekili sayısı 317 kadar, yetmiyor…

Cumhurbaşkanı “sahte darbe”yi bastırıp, muzaffer Başkomutan olarak baskın bir seçim kararı alırsa, AKP 400 milletvekili ile bir defa daha iktidara gelip, ihtiyaç duyulan rejim değişikliğini yapabilir…” diyorsunuz…

Bizim aklı evvel, her şeyi en iyi bilen, ağzı laf yapan, eli kalem tutan, akıllı mı akıllı “solcu”larımızın, sıcağı sıcağına yaptıkları analizlerin özeti bu mudur?

Çok çok mantıksız olmamakla birlikte, uzak olasılıktır bu hikaye, gerçekleşmesi imkansızdır bu senaryodur…

Kaldı ki, Erdoğan’ın böyle tehlikeli oyunlara ihtiyacı yoktur.

Onun ihtiyacı duyduğu desteği, siz zaten verdiniz ve vermeye de devam ediyorsunuz!

Mevzilendiğiniz siperleri düşman kazdı!

Bu kafalarınızla yapabileceğiniz bir şey kalmadı.

Bari ayak bağı olmayın; yerinizde oturun ve olacakları izleyin.

Halkın feraseti sizlerden kat kat üstündür çünkü…

Az önce aktardığım senaryoya göre; Ordumuzun ve Emniyetimizin içerisinde; Erdoğan’ın bu b.ktan senaryosunun başarısı için; ölümü göze alan, kendi yurttaşlarını öldürmek için gözünü kırpmayan; generaller, albaylar, yarbaylar, binbaşılar, yüzbaşılar, üstteğmenler, teğmenler, erbaşlar ve erler var!..

Öyle mi?

İşin içerisinde CIA yok tabii!

Fetullahçı Terör Örgütü, zaten müttefikleri!

AKP’yi iktidardan düşürebilmek için, 40 bin insanın ölümünden sorumlu olan terör örgütü PKK’nın, TBMM’ndeki uzantısı HDP’ye oy verilmesi çağrısını yapanlardır bu geri zekalılar!

Bunların sözünün hiçbir kıymeti harbiyesi kalmadı…

Gerçek bir muhalefet olmadan, Devlet olanaklarını kullanan AKP’yi, bu şekilde oyunlarla iktidardan düşürmenin imkânsız olduğunu hala anlayamadı bu zavallılar.

Vatan hainlerine ve teröristlere destek vererek, vatanseverliği AKP’ye bırakanların, her zeminde hezimete uğrayacağı kesindir artık.

Bu güruh, hala da akıllanmışa benzemiyor.

Türk halkının gerçek sorununun iktidar değil, muhalefet olduğunu göremiyorlar bir türlü:

5 Haziran seçimleri ile iktidarını kaybeden AKP’yi, yeniden iktidar yapan bu temel eksiklikti.

Y-CHP, 2010 yılından beri dile getirdiği; yolsuzluk, hırsızlık, partizanlık, hukuksuzluk ve kamu kaynaklarının yağmalanması şeklindeki doğru tezlerinden neden vazgeçti?..

AKP ile koalisyon kurabilmek için, “devri sabık yaratmayacağız, geçmişin hesabını sormayacağız” diyerek taviz üstüne tavizler neden verdi?

Cumhuriyet’i kuranların partisi CHP’nin duruşu böyle bozuldu.

İktidar ortağı olabilmek için bir domalmadıkları kaldı…

Bu tutumun halka verdiği iki mesaj oldu:

Birincisi:

CHP’nin bugüne kadar AKP hakkında söyledikleri doğru değildir, yani Kılıçdaroğlu meydanlarda yalan söylemişti!

İkincisi: AKP’nin yolsuzlukları ile yağmasına Y-CHP de ortak olursa, tüm hukuksuzları görmezden gelebilirdi!..

Üçüncü bir seçeneği gösteren varsa söylesin, burada yazacağım.

Onlar için takip eden bir satırı boş bırakıyorum.

….

Böylece Kemal Kılıçdaroğlu iki ucu b.klu değneği eline alarak, psikolojik üstünlüğü AKP’ye kaptırdı ve Atatürk’ün CHP’sini iktidar alternatifi olmaktan çıkarttı.

Kendisi de Dersimli Kemal oldu, PKK’nın hizmetine girdi…

MHP ise, her zamanki gibi koltuk değnekliğine devam etti.

MHP’nin “asla HDP ile bir araya gelmeyeceğini ilan etmesi”, AKP’siz hükümet kurulması formüllerinin tümünü ortadan kaldırdı.

Bu arada PKK, yeniden eylemlerine başlamıştı, onların programı ise çok daha farklıydı.

Kürdistan”ı kurmak için savaşıyorlardı…

Bunun için yıllardır emperyalist dedikleri ABD’nin kara gücü olmayı da kabul ettiler.

Nihayet, ABD’nin Ergenekon ve Balyoz davaları ile TSK’yı kafeslemek istediğini ve FETÖ’nün bu ihanetin içinde olduğunu hükümet gördü.

Bu Türk halkı için iyi bir şeydir…

Ortaklar arasındaki çıkar çatışması işi bu noktaya götürdü diyenler de var.

Doğru da olabilir…

Sonuçta hükümet, teröristlerle müzakereyi kesti, terörle mücadeleyi Ordu’ya bıraktı…

Başını yiyecek “açılım süreci”nden vazgeçti, ABD’nin çıkarlarına endekslenen dış politikasını değiştirmeye karar verdi…

Bu arada FETÖ’nün de tasfiyesine başlandı; Yargı önemli ölçüde temizlendi, Emniyet kontrol altına alındı.

Bunlar da Türk halkının yararına olan iyi gelişmelerdir…

Bu noktada muhalefet, özellikle Y-CHP en büyük ikinci hatasını yaptı:

Görevini yaptı diyenler de var tabi…

FETÖ’ye kol kanat gerdi, PKK’nın hendek savaşlarına; insan hakları ihlal ediliyor, TSK orantısız güç kullanıyor diyerek, destek verdiler.

Yetmezmiş gibi bir de hazırladıkları ihanet raporları ile Türkiye’yi yabancı devletlere şikâyet ettiler…

Kısaca; Türk halkının muhalefet yapsın diye Meclise gönderdiği milletvekilleri, görevinin gereğini yapmadılar, böylece Y-CHP itibar üzerine itibar kaybetti…

Şimdi yerlerde sürünüyorlar…

Düşünebiliyor musunuz, ana muhalefetin liderine cenaze tönerlerinde domates fırlatılıyor, önüne dolu mermi atılıyor!

Dersimli Kemal liderliğindeki CHP’nin halkta karşılığı kalmadı…

Kim ne derse desin, AKP’nin iktidarda kalmasını sağlayan başlıca olgu; muhalefetin güven vermez bu duruşudur.

Halk biraz da şöyle düşünmüş olabilir:

AKP’liler 14 yıllık iktidarları boyunca kamu kaynaklarını talan etmişler. Doğru. Artık doymuş olabilirler, iktidarda bunların kalması daha iyidir. Belki bir daha hırsızlık yapmaya ihtiyaç duymazlar. Muhalefetteki bu açlar gelirse eğer; devletin yeniden talanı başlayabilir.

Bu düşüncelerle, halk kötü seçeneklerden en iyi olanını AKP’yi seçmiştir…

Böyle olduğu için, Kılıçdaroğlu ve Bahçeli yönetimindeki partilerle AKP’yi iktidardan düşürmek olanaksız hale geldi…

Dolayısıyla, bu siyasal ortamda AKP’nin ne gerçek darbeye, ne de sahte darbe girişimlerine ihtiyacı olamaz!

Yakında gerçekler bütün çıplaklığı ile ortaya çıkacak ve hep birlikte göreceğiz.

CIA ile işbirliği yaparak, Devletin bütün organlarına sızmış olan Fetullahçı Terör Örgütü’ne 17/25 Aralık olaylarından sonra ağır darbeler indirildiği tartışılmaz bir gerçektir…

Ağustos’da yapılacak YAŞ toplantısında, Ordu’dan tasfiyeler de başlayacaktı.

Bir başka gerçek de CIA’nın içimizdeki elemanlarının, darbe yapacak kadar hazırlıklı ve organize olamadıklarıdır…

Ne var ki, yeteri kadar zamanları da kalmamıştı…

Bu nedenle, erkenden harekete geçmek zorunda kaldılar; başka seçenekleri yoktu.

Zarları fırlattılar:

Düşeş” bekliyorlardı, “hepyek” geldi…

Şimdi halk ellerinde Türk bayrakları ile sokaklardadır…

Bizim aklı evveller, olup biteni ancak pencereden seyredebiliyor!

Atatürklü bayrağı alıp, sokaklara inmek akıllarına nedense hiç gelmiyor…

Biraz da yürek ve inanç işidir…

Darbe girişiminin bastırılmasından sağlanacak siyasi rantı, AKP’nin toplamasına itiraz ediyorlar!

Haklıdırlar…

Cemil Can

CIA’NIN DARBE TEŞEBBÜSÜ!..

o herifler

Tarih 2 Haziran 2016.

Bir gazeteci günlük basın toplantısı sırasında ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü John Kirby’ye soruyor:

“Türkiye, Gülen Cemaatini terörist olarak görüyor, siz de mi bu şekilde düşünüyorsunuz?”

Kirby, ABD adına yanıt veriyor:

Fetullah Gülen Cemaatini terör örgütü olarak görmüyoruz. Bu Türkiye’nin iç meselesidir.” (1)

Tarih 9 Şubat 2016.

Cumhurbaşkanı Erdoğan; ABD’nin, PKK’nın Suriye kolu olan PYD ile ilişkisi üzerine:

“Ben miyim senin ortağın, yoksa Kobani’deki teröristler mi?” diye soruyor.

Yanıt yine Kirby’den geliyor:

Biz, PYD’yi terör örgütü olarak tanımlamıyoruz” diyor. (2)

Toprak bütünlüğümüzü ve Cumhuriyetimizi tehdit eden silahlı iki örgütün de arkasında ABD var…

ABD’nin dostumuz olmadığı son derece açık.

Ortadoğu halklarına kan kusturan ve terör örgütlerini silah olarak kullanan bu en büyük terörist devletin, topraklarımız üzerinde faaliyet göstermesine kesinlikle izin verilmemelidir.

Bu nedenle İncirlik Üssü derhal kapatılmalıdır.

Silahlı olmadığı için Cemaatin terör örgütü sayılamayacağını savunanların, Fetullahçı Terör Örgütü’nün (FETÖ) ağzı ile konuştukları tartışmasız olarak kanıtlandı.

FETÖ”cü subaylar 15 Temmuz 2016 akşamı; Türk Ordusu’nun uçaklarını, helikopterlerini, tanklarını, toplarını, mermilerini ve askerlerini örgütün kendi iğrenç amaçları için kullandılar.

Bu olaydan itibaren hiç kimse FETÖ’nün terör örgütü olmadığını savunamaz!

Dolayısıyla bu örgüt mensupları hiçbir eyleme katılmamış olsa bile, tümünü örgüt üyesi olmaktan dolayı tutuklamak olanaklı hale gelmiştir…

FETÖ bir ihanet örgütüdür.

Türkiye Cumhuriyeti’ne kastetmiştir.

Türk Ordusu’nu ABD’nin güdümüne sokmak için ihanet içerisine girmiştir.

Darbenin muhatabı hükümet değil, Devlettir.

15 Temmuz darbe girişimine katılan FETÖCÜ subayların, askerliğin olmazsa olmazı; emir-komutanın gereğince, kullanılan er ve erbaşları kimse suçlayamaz!

Askerlikte emir-komutaya uymamak diye bir şey söz konusu edilemez!

Çünkü güvenlik güçlerimiz de emir-komuta ile darbe girişimini bastırmışlardır.

FETÖ ile örgütsel ilişki içerisinde olduğu geçerli kanıtlara bağlanmadıkça; darbe girişiminde kullanılan askerleri kimse suçlamamalıdır.

Onların durumu darbeyi bastıran rütbesiz askerlerden farklı değerlendirmek doğru değildir…

Bu bağlamda, teslim olan askerin kafasını kesen (3) IŞİD kılıklı herifler, derhal yakalanıp cezalandırılmalıdır…

Cemil Can

 

DİPNOTLAR:

(1)    http://www.ntv.com.tr/dunya/abd-gulen-cemaatini-teror-orgutu-olarak-gormuyoruz,kNG-f6zCYkaBL1NLoj7BdA

(2)    http://www.ntv.com.tr/dunya/abd-pydyi-teror-orgutu-olarak-gormuyoruz,jkPYg6G4OEuqkJO_NEVB-Q

(3)    http://odatv.com/teslim-olan-askerin-bogazi-kesildi-1607161200.html

 

 

 

 

NELER OLUYOR USTA!

darbe_3

Arkadaşlarım soruyor:

Ankara’ya en yakınımız sensin; ne oluyor oralarda, bu uçak sesleri de neyin nesidir?

Onlara cevabım kısa olacak:

TSK’nın 24 Temmuz’da; gerçekte ABD’ye, görünürde PKK’ya yapılan operasyonlar için “SARAY DARBESİ” diyen bakar körler, ne biçim yanılmışlar.

Önce bu tespiti yapalım.

Bir kez daha görüldü ki, savaş gerçekte ABD ile Türkiye arasındadır.

AKP lideri Cumhurbaşkanı Erdoğan’a olan nefretleri gözlerini kör eden aynı zavallılar, bu defa da emperyalizmin saflarında yerlerini alacak gibi…

Umarım almazlar…

Yani; Tayyip Erdoğan’a bir şey olsun da ne olursa olsun diyerek ve hatta hep beraber okyanusun derinliklerine bile gömülmeye razı olanların, artık akıllarını başlarına toplama zamanı geldi.

Ülke olarak uçuruma doğru sürükleniyoruz.

Akıl, devre dışı olur ve duygular insanı yönetmeye başlarsa, seçenekler arasına intihar da girebilir.

16 Haziran akşamı yaşananlar, biraz da intihara benziyor…

ABD ile savaşa “Saray Savaşı” diyenlerin durumu, adeta intiharı seçenek görmek gibi…

TSK yoksa Türkiye de yoktur.

TSK’yı yok etmeye kalkışanlar, Türk halkının açık düşmanlarıdır.

Geçmişte bu hataya AKP de düşmüş, FETÖ ile hareket ederek; ERGENEKON ve BALYOZ vb. kumpaslara yol vermişti.

Her ne sebeple olursa olsun, bu fahiş hatasından döndü…

Bu aşamada, toprak bütünlüğü ve Cumhuriyetimiz için ne gerekiyorsa yapmak, ötelenemez yurttaşlık ödevimizdir.

Ulusal konularda aynı safta olmamız son derece önemlidir…

***

Peki, şimdi ne yapacağız, duruşumuz nasıl olmalıdır?

Az önce de söylediğim gibi, bağımsızlığımızı ve toprak bütünlüğümüzü korumakla görevli Ordu’muzun yanında duracağız.

Çünkü hepimiz, Mustafa Kemal’in askerleriyiz…

Duygularımıza yenik düşersek eğer, düşmanın saflarına düşebilir, düşman ordusunda askerlik yapabiliriz…

Şimdi gelelim can alıcı sorunun yanıtına:

Olayları doğru analiz edebilmek için, Ankara’ya yakınlıktan çok, nereye uzak durduğumuz önemlidir.

Uzak olduğum ve hep uzak duracağım bir yerden; 16 Haziran 2016 günü öğrendiğim bir haberi paylaşayım da neler olduğunu siz de anlayın.

Rus resmi haber ajansı Sputnik‘e ulaşım engellenmeden önce bakmıştım.

Şöyle bir haber paylaşılmıştı: “ABD’nin eski Başkan Yardımcısı Dick Cheney’nin ulusal güvenlik danışmanı John Hannah Foreign Policy dergisinin sitesinde yayınlanan yazısında, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan için ‘tehlikeli şahıs’ ifadesini kullanarak, ‘Er ya da geç bir hesaplaşma günü yaşanması ihtimal dahilindedir” diye yazdı… (1)

Yaklaşık 1 ay sonra, dediği gibi oldu gelişmeler!..

ABD falcı veya kâhin değildir.

Onların her konu ile ilgili; A, B, C hatta daha fazla planları var.

Bakın da görün; bu darbe girişimi başarısızlıkla sonuçlanınca, en çok biz memnun olduk diyeceklerdir.

Zaten ilk açıklamaları da buna benzerdir:

ABD Dışişleri Bakanı John Kerry, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’na ABD’nin, Türkiye’nin demokratik yollarla seçilmiş sivil hükümetine ve demokratik kurumlarına mutlak destek sunduğunu ilettiğini bildirdi.

Bence bu açıklama (B) Planı uyarınca yapılmıştır.

Biz Türkler, daha önceden birçok darbe ve darbe girişimi yaşadık, bu konuda tecrübeliyiz:

Türkiye’de ABD’nin desteği ve kışkırtması olmazsa, kolay kolay darbe yaşanmaz.

Ayrıca hiçbir darbe, Türk halkına fayda sağlamadı ve sağlayamaz…

BU NEDENLE DARBELER SAVUNULAMAZ!

Geçmişte yaşadığımız darbeler, daima daha çok sömürülmemiz ve bağımlı hale gelmemize neden olmuştur…

AKP’den kurtuluşun yolu, dış güçlerle işbirliği yapan hainlerin darbe yapması asla görülmemelidir…

Dolayısıyla AKP karşıtlarının, düşman saflarında yer tutması çok büyük ihanet olur…

***

Unutmayınız ki, sayısal çoğunluk her zaman belirleyici değildir.

Kurtuluş Savaşı öncesinde; Bandırma Vapuru ile yola çıkan kurtarıcılarımız da sayı olarak pek azdı ama sonucu onlar belirlemiştir…

Türk Milleti’nin yararına olan politikalar izlendikçe, halk mutlaka doğruyu görecektir; meşru iktidar değişikliği de ancak böyle gerçekleşecektir…

Umutsuzluğa kapılıp, hainlerin amaçlarına alet olmamak için, düşmanın ne yapmaya çalıştığını iyi analiz etmemiz gerekir…

Devam edeceğiz….

Cemil Can

DİPNOT:

(1)  http://tr.sputniknews.com/abd/20160617/1023421090/abd-turkiye-askeri-mudahale-erdogan.html

“DELİ DUMRUL” KÖPRÜSÜ

osmangazi_koprusu.2

Dünyadaki benzerlerinden geçiş ücreti; kilometresi 8 ile 18 TL arasında değişirken, Osmangazi Köprüsü’nden geçiş ücreti neden 33 TL/ Km’dir?

Can alıcı soru budur?

Hükümet, otoyolun işletme süresini iki kat uzatarak, geçiş ücretini yarıya indiremez mi?

İşin yapımcısı olan konsorsiyuma, (1) fakir halkın bu kadar parasını bir an evvel ödemenin ne gereği var?

***

AKP döneminde, 50 milyar doların yurt dışına kaçırılmış olduğu iddia ediliyor.

Şimdi bu paralar ile kara paralar, ülkeye getirilip,  “Varlık Barışı” ile aklanacaklar!

Bir kez daha kazancının vergisini verenler Devlet tarafından enayi yerine konulmuş olacak!

Zaten böyle paralar, “yabancı semaye” adı altında ekonomimize girip, yıllardır söğüşlenmemizin aracı olmuyorlar mı?

Bir başka vurgun yolu da Devlet bankalarından alınan kredilerle Devlete ait iktisadi teşekküllerin özelleştirilme adı altında yandaşlara satılmasıdır.

Milletin parası ile görgüsüz ne yeni zenginler yarattılar…

***

Yap-İşlet-Devret” modeli, görünüşte Devlete külfet yüklemiyor gibi…

Ama kazın ayağı öyle değil.

Osmangazi Köprüsü’nün kısacık hikâyesi bize çıplak gerçeği anlatıyor:

Bayramda bedava geçiş yapılan köprünün, Gebze-Orhangazi bölümü için, günlük 40 bin olan garantili araç geçiş sayısına ulaşılamadı!..

4 etabı için 115 bin araçlık geçiş garantisi verilen köprünün, paralı geçiş halinde bu sayıyı tutturması imkânsız görünüyor.

İstanbul-İzmir Otoyol Projesi’nin tamamı 10 milyar dolara mal olacakmış.

Projenin bitirilmesi 2020’de tamamlanacak.

Konsorsiyum, 2035 yılına kadar bu otoyolu işletecek…

Otoyoldan garanti verilenden daha az araç geçerse, aradaki farkı Devlet müteahhitlere nakit olarak ödeyecek.

Yani köprüden geçmeyenler de geçiş ücreti ödeyecekler.

Bu nedenle, Osmangazi Köprüsü’ne “Deli Dumrul Köprüsü” diyorlar…

***

Gerçekte köprünün yapılmasına itirazımız yok.

İhtiyaç varsa yapılacak elbette…

Bu köprü ile kim bilir ne kadar akaryakıt tasarrufu sağlanacaktır.

Buna ne diye itiraz edelim ki.

Öncelik sırasını da tartışacak değiliz, idarenin takdir yetkisi içerisindedir.

Öğrendiğimize göre; ihaleyi alan konsorsiyum, aralarında Vakıfbank ve Halk Bankası’nın da bulunduğu 9 bankadan kredi kullanarak bu işi tamamlayacak.

Yani, konsorsiyumu oluşturan şirketlerin işin yapımında 1 kuruşları yok!

Ama elde edilecek geliri, 2035 yılına kadar onlar paylaşacaklar.

1 lira yatırmadan ne müthiş bir kar.

Üstelik sıfır riskli…

Bütün rizikoyu Devlet üstlenmiş!

***

Merak ederim, bu müteahhitlerin bir araya gelerek yaptığı iş nedir?

Ve Devlet, onların yaptığı bu işi yapamaz mıydı?

Millete kalması gereken geliri, 6 özel şirkete transfer etmek, Devleti soydurmak değil midir?

***

Konsorsiyum, bankalardan kredi kullanırken, büyük olasılıkla teminat olarak Devletin verdiği garantiyi göstermiştir.

Konsorsiyumun; iş makineleri,  işçileri, teknik adamları ve mühendisleri Devlette de var…

Köprünün ve oto yolların geçeceği yerler zaten Devletin malı.

Özel mülk olanları kamulaştırmak ise Devlet için hiç sorun değil.

O halde, halka hizmet ve kendine ciddi bir gelir kaynağı temin edecek olan Devlet,  neden bu kaymaklı projeyi özel sektöre verir?

***

Hukuka saygılı ve içinde Allah korkusu olan hükümet üyelerinin, kamu kaynaklarını yandaş şirketlere peşkeş çekmesi mümkün olamayacağına göre,  yapılan bu işe hangi adı koyacaklar çok merak ediyorum.

Yapımı için gerekli olan; yağ, şeker ve unu sadece kendisini düşünen merhametsiz komşuya verip, sonra ondan helva beklemek, akıllı bir ev reisinin işi olabilir mi?

Bu beceriksiz hükümete, sınırsız iktidar olma olanağını tanımanın bedelini elbette ki yine biz ödeyeceğiz.

Tek öğündükleri icraatları; “otoyol yapmak” olan, gerçekte otoyol bağlantılı bir köprüyü bile yapmaktan aciz olan bir kadroyu, hangi akla hizmet 15 yıldır başımızda tutuyoruz, akıl erdirmek mümkün değildir.

AKP, Osmangazi Köprüsü ile 2035 yılına kadar çocuklarımızı, hatta torunlarımızı bile ağır bir borç yükü altına soktu.

Araç geçiş garantisi yüzünden, köprüden geçeni de geçmiyeni de para ödemek zorunda bırakıyor…

Yapımcılar bakımından kıyak olan bu proje sayesinde; o 6 firma ortaklarının çocukları, uzun yıllar bolluk içerisinde yaşayacaklar.

Bizim çocuklar; hatta torunlar bile, köprüden geçmiyen araçlar için para ödeyecekler…

Müteahhitlerin torunları, AKP sayesinde ömür boyu rahat içinde yaşayacaklar.

Bu insanlar ülkemiz için ne yaptılar da böyle imtiyazlı yurttaşlar haline getirildiler?

Çanakkale’de savaşan onlar mıydı?

PKK ile mücadelede, şehit onlar mı düşüyor?

Yoksa Kurtuluş Savaşı’nı onlar mı kazanmıştı?..

***

Becerikli AKP hükümetleri, yandaşlarını hep koruyup, kolladı…

Kiminin karnını makarna-bulgur ile doldurdu, kimine birkaç nesil yetecek dünyalık hazırladı…

Aklımdayken söyleyeyim:

Onlara geçen hakkım, zehir zıkkım olsun!

Ana muhalefet partisi genel başkanı Kılıçdaroğlu’nun, benim yerime, Davutoğlu’nun şahsında, AKP hükümetlerine hakkımızı helal etmesine de itirazım var.

Aynı şekilde; benim adıma AKP ile Koalisyon kurmak için “geçmişe sünger çekme” sözü vermesini, “devri sabık yaratacağız” demesini de kabul etmiyorum…

Torunlarıma bırakacağım mütevazı mirasın, böyle ayak oyunlarıyla gasp edilmesini affetmeyeceğim…

Cemil Can

DİPNOT:

(1)    Konsorsiyum (ya da Şirketler birliği): İki ya da daha fazla işletmenin belirli bir projenin uygulanması konusunda yaptığı iş birliğidir. İş bitince dağılan adi ortaklık benzeri bir ortaklıktır. İstanbul-İzmir Otoyol Projesini alan konsorsiyum, kısa adları; Özaltın, Makyol, Astaldi, Yüksel ve Göçay olan şirketlerden oluşmaktadır.

 

“SEN KİMSİN YA?”

isid_turkiye_ile

Türkiye’nin Rusya’dan özür dilemesi ile başlayan yeni dönem, Ortadoğu’daki taşları yerlerinden oynattı.

Rus pasaportu taşıyan; Rakim Bulgarov ile Vadim Osmanov’un Atatürk Havalimanı’nda yaptığı intihar saldırısı üzerine yapılan değerlendirmeler bunu gösteriyor.

Rusya ile yapılan anlaşma; bölge ülkelerine acil işbirliği için yol göstericidir. (1)

Bölge ülkelerinin toprak bütünlüklerinin bozulması ve doğal kaynaklarının yağmalanması ancak stratejik bir zorunluluk olarak kendisini dayatan işbirliği ile önlenebilirler…

Terör örgütü PKK/PYD’yi kullanarak Akdeniz’e koridor açamayacağını anlayan ABD,  görünürde savaşır gibi yaptığı IŞİD’ı, bu vahşi eylemle ileri sürerek, bölge ülkelerine gözdağı vermiş oluyor…

Aynı zamanda anlaşmaya uymayan Türkiye’ye yaptırım uyguluyor. (2)

ABD/AB’nin terör örgütlerini sürekli kullandığı, çıkarları ile örtüştüğü sürece de desteklediği sır değil artık.

İsrail de aynı kategoridedir, onun da bir eli hep terör örgütlerinin içerisinde olmuştur…

İsrail devlet olarak gerekli gördüğünde terörü; terör örgütlerinden çok daha etkili kullanmaktadır.

Denebilir ki, çağımızda arkasında gizli servislerin durmadığı hiçbir terör örgütü, tek başına varlığını sürdüremez…

Bu gerçeğin zorunlu bir sonucu olarak; gizli servislerin terör örgütlerine ihale ettiği işler, yerine getirilmek zorundadır.

Atatürk Havalimanı’nda gördüğümüz manzara, devletlerarasındaki savaşın  “vekâleten” yürütülen bir bölümüdür…

AKP yönetiminde Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin  de “çıkarlarına” uygun düştükçe, “vekâleten savaş” yürütme yöntemini benimseyip denediği yaygın kabul görmektedir.

Suriye Devlet Başkanı Beşar Esat’ın, “Eset” olarak çağrıldığı dönemlerde;  Türkiye’nin terör örgütü IŞİD’e her türlü desteği verdiği söylenmektedir.

Hükümet hiçbir zaman bu iddiaları inkâr etmedi.

Yakın geçmişte; Davutoğlu’nun ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi ile uyumlu olan  “Stratejik Derinlik” teorisi, Esat’ı düşürmeyi, bunun için de aralarında IŞİD’ın da bulunduğu Suriye’nin  “muhalif güçleri”ni desteklemeyi zorunlu kılıyordu.

Büyük devletler tarafından etkili bir silah olarak kullanılan taşeron terör örgütlerinin “işvereni”, gizli servisler arasındaki güç savaşları sonucu değişebiliyor.

İşveren değişikliğinde; önceki işveren, elinden kaçırdığı örgütü, terör örgütü olarak ilan edebiliyor. (3)

Nitekim, bir zamanlar Türkiye’nin kısmen kontrol edebildiği IŞİD, bugün, Türkiye’ye karşı korkunç eylemler düzenleyebiliyor…

***

Kılıçdaroğlu,  IŞİD ile Türkiye Cumhuriyeti’nin ilişkileri konusunda ana muhalefet başkanı sıfatıyla AKP iktidarına yerinde 11 soru yöneltti.

Sanırım bu soruların yanıtlarını kamuoyunun çok iyi bildiğini düşündüğü için, yanıtları anımsatma ihtiyacı duymadı.

Dört numaralı dipnotta soruları ve kalın italik yazı ile yanıtlarını yazıyorum. (4)

Y-CHP’nin grup toplantısında  bu sorular ile kamuoyuna verilmek istenen mesaj: Türkiye’de  bugün başımıza bela kesilen terör örgütü IŞİD ile bir dönem AKP, “Al takke ver külah”tı, terör eylemlerinin sorumlusu bu iktidardır…

Doğrudur…

Kılıçdaroğlu, bu konuda yerden göğe kadar haklıdır

Lakin, hükümetin ray değiştirerek, eski politikalarından vazgeçme çabalarını eleştirmek akıl karı değildir…

Bu bağlamda, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Rusya Devlet Başkanı Putin’e yazdığı mektup son derece yerinde ve ülke çıkarlarına uygundur.

Y-CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun şu sözleri, CHP tabanını bayağı üzmüştür:

Putin’e mektup gönderdi, Türkiye Cumhuriyeti adına özür diledi. Sen kimsin ya Türkiye adına özür dileyecek. Rusya’dan özür dileyemezsin, böyle bir gücün yoktur. Sınırımızı ihlal eden kim?  Ruslar.  Özür dileyecek olan Rusya’dır.”

Bu sözler; ilk bakışta, Kemal Kılıçdaroğlu’nun sınır ihlalleri konusunda çok hassas olduğu izlenimini veriyor.

Hâlbuki ki, hiç de öyle değil.

Yunanistan 52 adamızı işgal etti, bir kez olsun bu konuyu gündeme getirmedi.

Irak ve Suriye sınırımız adeta kevgir, o konuda da bir şikâyetini duymadık.

Nedense, hazret Rusya konusunda çok duyarlı.

17 saniyelik sınır ihlali için savaşı göze alacak kadar kararlı gibi konuşuyor…

Acaba neden?

Dersimli, NATO’nun sözcülerinden bile ateşli sözler neden ediyor!

Rusya; komşumuz, Kurtuluş Savaşı sırasında en büyük maddi ve manevi desteğini aldığımız dostumuz, ŞİÖ’nün motor gücü, dünya jandarmalığına soyunmuş ABD karşısında en önemli caydırıcı güçtür…

Topu topu yaptığı sınır ihlali, 17’ye kadar sayma süresidir…

Bunun için kızılca kıyamet koparmaya değer mi?

Üstelik AKP’nin “angajman kuralları”nı uygulama bahanesi ile ülkeyi uğrattığı zarar katlanılamaz seviyelere ulaşmışken, bu inat niye?

Turizm ölmüş, sebze meyve ihracatımız bitme noktasına gelmişken, Rusya’dan özür dilemesini beklemek gerçekçi mi?

Ana muhalefet partisinin lideri, Rusya ile ilişkilerimizin düzeltilmesini istemiyor demek ki…

Yarın, bir gün üretici, hükümeti protesto etmek için hazırladığı çürük domatesleri Dersimli’nin kafana fırlatırsa, hiç de şaşırmayız!

O gün, şehit cenazesinde önüne atılan mermi nedeniyle arkasında durduğumuz gibi Kılıçdaroğlu’nu sahiplenmeyiz.

Bizim yerimiz, her zamanki gibi üreticinin, emekçinin yanı olacaktır…

AKP, Suriye’den göç edenlere vatandaşlık vererek oylarını çantaya atma hesabı içerisinde, kaybettiği muhtemel oyları telafi etme peşinde olduğu açık.

Bizimki, sebze ve meyve üreticisinin oylarını istemiyor belli ki…

Özetle ne diyor Kılıçdaroğlu:

Türkiye Cumhuriyeti’ni yönetenler, hatalı politikalarını değiştiremez, ilgili ülkelerden özür dileyerek hatalarından geri dönemezler!

“Yurtta Sulh Cihanda Sulh” veciz sözünü söyleyen Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün koltuğunda oturan bu adamın dış politika anlayışı, bu kadar sığdır işte!

Y-CHP, AKP’nin Cumhuriyet’i dinamitleyen hemen hemen tüm icraatlarına destek verdi, Kıbrıs Barış Harekâtı’nda yakıtımızı veren Kaddafi’yi düşürmek için AKP’nin Libya’ya silahlı kuvvet gönderilmesine bile evet dedi…

Pes!

Hükümet, 14 yılda bir defa doğru iş yaptı, Kılıçdaroğlu ona da karşı çıkıyor!

Aklını kiraya mı verdin be adam!

İktidarı, kısa süre içinde duvara çarpan ve ülkemizi özür dileyecek duruma düşüren dış politika izlediği için kıyasıya eleştir, zaten görevin de bu değil mi?

Bak bakalım, o zaman yanında mıyız değil miyiz?

Bari ülke yararına olan politikalara karşı çıkma!

Aksi halde, düşman saflarında yer almış kabul edilir, hendeklerde kalırsın!

Yurtseverliği, hak etmediği halde AKP’ye bırakırsın!

Moda deyim ile Bilal’ın anlayacağı şekilde bir kez daha söylüyorum:

AKP’nin Rusya’dan dilediği özür, aynı zamanda Türk halkından dilenmiştir, bu kadarını da anla artık!

Türkiye Cumhuriyeti adına iş yapma hak ve yetkisi içerisinde; olası hatalardan dolayı, özür dileme ve dönme hakkı zaten vardır…

Bunu konuşmaya bile gerek yok!

Cumhurbaşkanına: “Sen kimsin ya Türkiye Cumhuriyeti adına özür dileyecek” de ne demek!

Dönüp bu defa sana:

Sen kimsin ya” derler…

Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1) Türkiye’nin ABD/AB ile olan “model ortaklığı” ve müttefikliğinde sona yaklaşılıyor. 2 Haziran 2016’da Taşkent’te yapılan Şangay İşbirliği Örgütü’nün (ŞİÖ) 16. Devlet Başkanları Zirvesi’nde; Türkiye’nin “diyalog ortaklığı”ndan tam üyeliğe alınması birçok katılımcı ülke tarafından destek gördü. Zirveden sonra, Çin Sosyal Bilimler Akademisi üyesi Yang Jin:”Türkiye’nin ŞİÖ’nde yer alması; örgütün daha dışa açık, hoşgörülü ve etkili, bir örgüt olduğu anlamına gelir” değerlendirmesini yapmıştı…

(2) http://www.ulusalkanal.com.tr/gundem/isid-turkiye-ile-anlastik-h37162.html

(3) Y-CHP lideri asıl soruyu soramıyor: Bir ülke, terör örgütünü, terör örgütü olarak tanımlamazsa, bu yönde yapacağı bütün istihbaratı çöpe atmış olur! Bu iş bizde MGK’da yapılır. Güvenlik örgütleri; polis ve jandarmanın notları, MİT’in istihbarat raporları ile birlikte kurula gelir; varsa örgüt üyeleri hakkında açılmış ceza davaları ve iddianameler de getirtilip değerlendirilir.

Tartışmalar sonunda bir karara varılır: Örneğin; IŞİD (veya DAEŞ ya da ISIS her ne adla biliniyorsa) terör örgütü olarak tanımlanır.

Bundan sonra; artık o örgütün eylem yapması beklenmez; örgüt üyeliğinden, örgüte yardım ve yataklık yapmaktan militanları toplanıp, yargılanabilirler…

Aksi halde, bugünkü yakın geçmişte olduğu gibi trajikomik bir duruma düşülür: Bombacıları biliyoruz, eylem yapmadan yakalayamıyoruz, eylem yapınca da ölüyorlar gibi ahmakça laflar etmek zorunda kalınır…

Dersimlinin üstü kapalı olarak geçtiği 7 ve 8’nci sorular ile cevaplarının açık hali böyledir işte…

Ne yazık ki, hala T.C.  Devleti IŞİD’i terör örgütü olarak tanımlayabilmiş değildir…

Bunun adı güvenlik değil, yönetim zafiyetidir.

AKP’nin uzunca bir süredir uygulamada tuttuğu hatalı dış politikanın açık iflasıdır.

Hükümete şu soru da sorulmalıydı: IŞİD bu kadar eylemine rağmen neden terör örgütü olarak tanımlanmıyor?

 

(4) Kılıçdaroğlu’nun hükümete sorduğu 11 soru:

“1) Musul Başkonsolosluğumuz basılıp, 49 vatandaşımız esir alınırken, hangi hükümet IŞİD’e terör örgütü demedi?

(Yanıt: AKP hükümeti)

2) Hangi milletvekili ‘PKK ve IŞİD terör örgütü değildir’ dedi?

(Yanıt: AKP’li Orhan Miroğlu)

3) ‘IŞİD iyi ki varsın Allah kurşununu azaltmasın’ diyen kişi hangi partidendir?

(Yanıt: AKP’li meclis üyesi Selim Yağmur)

4) IŞİD hangi iktidar döneminde Türkiye’de palazlandı ve korundu? (Yanıt: AKP)Türkiye’nin 70 ilinden IŞİD’e katılım olduğu doğru mudur?

(Yanıt: Doğrudur.)

5) Suriye’deki çatışmalarda yaralanıp, Türkiye’ye tedavi için getirilen ve iyileştikten sonra tekrar Suriye’ye gönderilen IŞİD militanlarını hangi iktidar korudu, kol kanat gerdi?

(Yanıt: AKP iktidarı)

6) Sadece Türkiye’de değil Suriye’de IŞİD’in de dâhil olduğu cihatçı gruplara TIR’larla silah göndererek, onlara destek veren hangi hükümettir?

(Yanıt: AKP hükümeti)

7) IŞİD’in bir terör örgütü olduğunu Milli Güvenlik Kurulu ne zaman karara bağlamıştır? Milli Güvenlik Kurulu’nun böyle bir kararı var mıdır?

(Yanıt: Ekim 2014 tarihli MGK toplantısında IŞİD’ten DAEŞ olarak söz edildi. Bildiğimiz kadarıyla terör örgütü olduğuna dair bir karar alınmadı.)
8) Türkiye’de hangi savcı IŞİD terör örgütüyle ilgili bir iddianame hazırladı? FETÖ için iddianame hazırlayan savcılık IŞİD için hangi gerekçeyle hazırlayamamaktadır? Burada bir parantez açayım, Ankara saldırısı için iddianame hazırlandı denebilir. Reyhanlı için hazırlandı denebilir. Niğde için hazırlandı denebilir. Ben IŞİD terör örgütünün tümü için neden şu ana kadar iddianame hazırlanamıyor; bunu soruyorum.

(Yanıt: IŞİD terör örgütü olarak kabul edilmediği için böyle bir iddianame hazırlanmamıştır.)
9) IŞİD terör örgütünün Türkiye lideri kimdir? Herkesin bildiği bu kişi nasıl oluyor da elini kolunu sallayarak, Türkiye’de gezebiliyor? Kim ya da kimler bu kişiyi koruyor?

(Yanıt: Google babaya sorarsak; Türkiye’deki IŞİD liderinin Halis Bayuncuk olduğunu söylüyor. Pek inandırıcı değil ama diyelim ki oddur ve bu kişiyi AKP iktidarı koruyor. Başka bir bilgiye göre; IŞİD’in Türkiye sorumlusu Ebu Efe kod adlı Yunus Durmaz’dı. Gaziantep’te yapılan bir operasyonda yakalanacağını anlayınca kendisini öldürdü. IŞİD’ın Türkiye lideri olduğu konusunda bu kişi daha akla yatkın görünüyor.)

10) IŞİD terör örgütünün son 1 yılda yaptığı eylemler sonucu yüzlerce vatandaşımız hayatını kaybetti. Patlayan bu bombaların siyasi sorumlusu kim ya da kimlerdir?

(Yanıt: O da AKP hükümetidir.)

11) Son patlayan bombayla ilgili olarak Sayın Başbakan yaptığı açıklamada ‘Güvenlik zafiyeti yok’ dedi. Güvenlik zafiyeti yoksa o zaman bir yönetim zafiyeti var, demektir. Sayın Başbakan bunu kabul ediyor mu?”

(Yanıt: Gereğini yapmadığına göre, bu soruya da etmiyor şeklinde yanıt verelim.)

http://www.sozcu.com.tr/2016/gundem/kilicdaroglundan-yildirima-11-isid-sorusu-1297897/