Biz kazanacağız!..
TwitterFacebookGoogleYouTube

ATATÜRK YOK BAYRAĞI DA YİTİRDİLER!

Veli_Ağbaba

 

Mustafa Mutlu iyi bir gazetecidir.

Lakin yaşamakta olduğumuz yakıcı gündemi, pek çok iyi arkadaşımız gibi doğru analiz edemedi.

Aydınlık ve Ulusal Kanal’a dilerseniz bugünlük “Ulusal Hareket” diyelim.

Mustafa Mutlu, Ulusal Hareket treninin arka vagonuna gönderildi.

Yalnız değil tabi.

Dış politika yazarı Mehmet Ali Güller de arka vagonda onunla.

Bu geçici bir durumdur, pek yakında yerlerine dönerler, hiç merak etmeyin…

Bazı arkadaşlarımız NATO ve Şangay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) hakkında farklı düşünüyorlar, bazıları da Erdoğan’a yapılması gereken eleştirilerin dozunun azalmasını doğru bulmuyorlar.

Tam tersini düşünenlerdir çoğunlukta…

O nedenle yayın çizgisi çoğunluğun kararına göre belirlenecek.

Örneği kendimden veriyorum:

Birkaç konuda Aydınlık grubuyla farklı düşünüyorum. Onlar CHP’yi acımasızca eleştirdiğimi düşünüyorlar. Bu kadarı da fazla, sonuçta, yönetim farklı olsa da tabanla aynı cephedeyiz, kırılırlar sana diyorlar. Büyük olasılıkla da bazı yazılarımı bu nedenle yayınlamıyorlar. En küçük bir alınganlık göstermiyorum. Kızmıyorum da kimseye. Doğru bildiğim fikirleri başka zeminlerde savunmaya devam ediyorum. Mustafa Mutlu ile Mehmet Ali Güller de aynı yolu izleyebilirler…

Ulusal Kanal ile Aydınlık köyün vakfı değil ki…

Her isteyen istediği gibi program yapamaz orada.

Bir yayın çizgisi var.

Ona uymak gerekir.

Örneğin, Cumhuriyet’te Cumhuriyetçiler ve Atatürkçüler yazı yazamıyor.

Çünkü onların çizgisi de “İkinci Cumhuriyet”!…

Aydınlık’ın çizgisi bellidir.

Aydınlık ve Ulusal Kanal’ın çizgisini okurları belirlemiştir.

Bu iki yayın organının patronu yoktur.

Ulusal Gönüllüleri finansmanı sağlıyor.

Ana çizgiden sapma olunca, Ulusal Gönüllülerine saygısızlık olur.

Ben de bir Ulusal Gönüllüsüyüm…

Aramızda binlerce yazar var.

Önceliği profesyonel olanlara veriyoruz.

Onların önceliği yazarlıklarıdır, fikirleri değil…

Sırası gelmişken siyasi çizgimizin ana hatlarını açıklayayım:

1.) Ulusalcıyız, bundan taviz vermeyiz…

2.) “Yeni CHP”nin yeniden yorumlama ihtiyacı duyduğu 6 Ok’a sıkı sıkı bağlıyız,

3.) Kemalistiz, bu nedenle Aydınlık ve Ulusal Kanal’da Atatürk ilkelerine aykırı yayın yapılmasını istemiyoruz. Çünkü bizim paramızla kimse kendi fikirlerini yayma imtiyazına sahip değildir.

4.) Anti-faşist ve anti-emperyalistiz. Dolayısıyla AB’ye ve NATO’ya da karşıyız.

5.)Yıllardır: “NATO’YA HAYIR, ABD VE AB’YE HAYIR” diye slogan atıyoruz, buna karşılık önceleri VARŞOVA PAKTINI savunuyorduk, şimdi ise “ Asya Birliğini” ve/veya Şangay İşbirliği Örgütü’nü (ŞİÖ) savunuyoruz.

6.) Terörle müzakereyi doğru bulmadık, baştan beri TERÖRLE MÜCADELEYİ SAVUNUYORUZ.

7.) Fetullahçı Terör Örgütü’nin (FETÖ), CIA’nın bir aracı olduğunu ve Türkiye’yi işgal etme planında rol aldığını gördük.

Dolayısıyla onlara karşı verilen mücadeleyi sonuna kadar destekliyoruz.

Aynı şekilde PKK’nın ABD’nin “kara gücü” olduğunu da gördük.

PKK’ya karşı verilen mücadeleyi de doğru buluyoruz.

PKK’nın Meclis’teki uzantısı HDP Milletvekillerinin tutuklanmasında bir yanlışlık yoktur.

Onlar da terör örgütünün üyeleridir, terör örgütünün propagandasını yapmaktadırlar, Doğu ve Güneydoğu’da görevden alınan belediye başkanları, PKK’nın organları gibi hareket ettiler. Onları da gördük ve görüyoruz…

8.) Kısaca geçen Cuma günü sonsuzluğa uğurladığımız Fidel Castro’nun yoldaşlarıyız biz.

(Che Guevara ve Raul Castro’yu da saygıyla selamlıyoruz…)

PKK ile “açılım”; FETÖ ile ortaklık kuran AKP, bu fikirlerinden vazgeçip, yıllardır bizim savunduğumuz fikirleri savunmaya başladı.

Ne kadar iyi…

İktidar bizim fikirlerimizi uygulamaya koyarsa, bizim ne yapmamız gerekiyor?

a.) Önceki fikirlerimizi savunmayı mı bırakalım?

b.) Bugüne kadar ödünsüz savunduğumuz fikirleri, AKP uygulamaya koyuyor diye, fikirlerimizi inkar mi edelim?

c.) Y-CHP gibi “PKK Açılım”ına açık çek mi verelim, yoksa FETÖ’yü “mağdur” mu ilan edelim?

d.) Başka bir fikir mi bulup savunalım?

Ne yapalım?

AKP, yakın geçmişte terör örgütleri (PKK ve FETÖ) ile müzakereyi ve ortaklığı seçmişti.

Ne sebeple olursa olsun bu görüşünü değiştirdi.

Hatta Suriye’de Esat’ı devirmek için IŞİD’ı bile desteklemesine rağmen, bu görüşünden de vazgeçti.

Şu anda IŞİD ile de savaşıyor.

Bir anlamda Türkiye’nin savaşı ABD/AB iledir.

Yani Türk Ordusu emperyalizme karşı İkinci Kurtuluş Savaşı’nı veriyor.

AKP Türk solunun savunduğu çizgiye geldi.

Bu iyi bir gelişme değil mi?

Ülkeyi bu hale getiren AKP’dir. Doğru…

Onu siyasi mücadele ile alaşağı etmeliyiz/edebiliriz.

Bunun için emperyalistlerin tertip ettiği darbelerden medet umacak değiliz…

Dış güçlerin darbesi ile hükümet düşürülse bile, yerine yine dış güçlerin daha sadık adamları gelecek ki, bu Türk halkı için çok kötü sonuçlar doğurur.

İç savaşı kaçınılmaz hale getirir…

PKK ve FETÖ’ye kol kanat gererek, AKP iktidardan düşürülebilir mi?

Size Y-CHP’nin umut vermediğini basit bir örnekle açıklayım:

6 kez yerel ve genel seçimlerde AKP’nin yolsuzlukların işleyen Y-CHP, 5 Haziran siçemlerinden sonra AKP ile koalisyon kurmak için ne dedi?

“Devri sabık yaratmayacağız”, “İntikamcı olmayacağız”!..

Yani geçmişten hesap sormayacağız dedi…

Adama sormazlar mı:

Yolsuzlukla suçladığın bir parti ile neden koalisyon kurmak için adeta takla atıyorsun?

Yoksa, yolsuzluk suçlamanız yalan mıydı?

“Seçim hükümetine üye verecek misiniz?” sorusuna, Dersimli Kemal’iniz nasıl cevap vermişti:

“CHP’de o kadar karaktersiz milletvekili yoktur”

AKP ile seçim hükümeti kurmayı “karaktersizlik” olarak gören biri, ortak hükümet kurmayı nasıl nitelendirecektir acaba?

Bu soruları çoğaltabilirim…

Y-CHP iktidar alternatifi olmaktan böyle çıkmıştır.

Zaten, kaset operasyoni ile Baykal’ı genel başkanlıktan düşürüp, SOROSCULARI getiren

Onların derdi:

Atatürk, Atatürk Cumhuriyeti ve Türk Ordusu idi…

Bu değerlerin yıpratılmasında Kılıçdaroğlu’nun katkılarını anlatmamı ister misiniz?

Peki!

Onu geçelim…

AKP’yi, Y-CHP ve Y-MHP ile iktidardan düşürmek olanaksız olduğu için, mevcut durumu doğru değerlendirmek ve ülke çıkarları neyi gerektiriyorsa ona göre hareket etmek yurtseverlik görevidir.

Devrimciler, kayıtsız koşulsuz anti-emperyalist mücadele verenlerin yanında olurlar.

Bu savaşta, bilerek ya da bilmeden emperyalistlerin safında yer tutanlar vatan haini muamelesi görecekler.

Devrimciler, Türk ordusunun arkasında durur ve görev düştüğünde mevziye girerler.

Devrimciler, dün siyah dediğine bugün beyaz demezler.

Emperyalizme uşaklık edemezler…

Geçen hafta yanlış safta mevzilenen bazı arkadaşlar; CIA’nın uydurduğu, “PERİNÇEK APO’YA ÇİÇEK VERDİ” yalanını tekrar ettiler.

Beni takip edenler bilir.

Onlara kanıtları ile birlikte olayın arka yüzünü gösterdim.

O tarihte Apo, PKK’ya tahsis edilen 21 SHP milletvekilinin 4′ünü Perinçek’e rüşvet olarak öneriyordu.

Meclis’te kurulacak grubun başına geçmesini istiyordu…

Perinçek bunları kabul etmedi tabi.

Bunun yerine dedi ki: Emperyalizme malzeme olmayın, Ortadoğu halklarının kanının akıtılmasında araç olmayın, gelin teslim olun ve legal siyaset yapın…

Komikliği gördünüz değil mi? Hadi, CIA’nın yalanını doğru kabul edelim.

Perinçek nezaketen Apo’ya çiçek de vermiş olsun.

Tıpkı Dersimli Kemal’in PKK’lı Selahahattin Demirtaş ile tokalaşması gibi…

Apo, Perinçek’e ne veriyordu peki?

SHP’nin 4 milletvekilliğini…

Dize kadar pisliğe batan birinin, ötmeye devam etmesine ne diyorsunuz?

Beni daha fazla konuşturmayın derim!

Çok gerilere gitmeyelim:

Geçen hafta ve düne bakalım yeter.

Y-CHP siyasi faaliyet olarak ne yapıyor?

Daha dün, Y-CHP heyeti, PKK’nın siyasi uzantısı HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ı cezaevinde ziyaret etti.

(Baykal’ın Ahmet Türk’ün eşini ziyaret emesi de aynı yanlıştır.)

CHP milletvekilleri, Allah’ın günü FETÖ’ye yapılan “haksızlıkları” ve “mağduriyetleri” dile getiriyorlar. PKK neredeyse tükendi, onlar hala hendeklerde kaldılar…

Y-CHP milletvekileri kahraman Türk Ordusunun subaylarına kurulan kumpaslarda ne yapmışlardı?

Çok iyi hatırlıyorum: “Darbeciler”le yan yana görüntü vermenin doğru olmadığını söyleyip, “Yargılamanın sonucunu bekleyelim” diyorlardı…

Adil bir yargılama yapılabilir miydi?

Peki! “Yargıda Cemaat yapılanması olduğunu söyleyemem” diyen kimdi?

Kim ne derse desin, Kılıçdaroğlu’nun Y-CHP’si, Ergenekon ve Balyoz davalarında bu kumpası kuranlara destek vermiştir…

Şimdi mi ne yapıyorlar:

Etekli Derviş diye anılan Selin Sayek Böke Y-CHP’nin tutumunu özetliyor:

Kapısına bağlı tutulduğumuz AB ve NATO’dan tek kişi kalsak bile, çıkmama mücadelesini vereceğiz diyor…

Peki, diğer Y-CHP’liler mi ne yapıyorlar:

Onlar da Diyarbakır’da CHP çalıştayını topladılar.

Oralarda CHP’li kalmadığı için “dostlarını” dinliyorlar tabi.

Dostları HDP’lilerdir…

O salonda Atatürk posteri yok, Türk bayrağı yoktur!..

Peşine düştüğünüz hainler; Doğu ve Güney Doğu Anadolu’da CHP’yi bitirdi, bayrağı yitirdiler…

Size de onları desteklemek yakışır tabii.

Tencere kapak misali…

 

FİDEL

Castro

 

Küba, akciğer kanserine aşı (1) bulan Dr. Camilo Rodriguez’in (2) ülkesi…

 

Küba Devlet Başkanı Raul Castro, ağabeyi ve yoldaşı Fidel Castro’nun 25 Kasım 2016 Cuma akşamı 22.29′da vefat ettiğini, naaşının vasiyetine uygun olarak yakılacağını ve krematoryuma gönderileceğini açıkladı.

 

Küba halkı Fidel’e, “Fidel” derdi…

 

Fidel için 9 gün yas ilan edildi.

 

Azgın Amerikan saldırganlığına karşı Fidel’in en yakın iki mücadele arkadaşı Raul Castro ile Ernesto Che Guevara (3) idi.

 

“Maestra Dağları”nda “kırdan-şehirlere gerilla savaşı”nı birlikte yürüttüler.

 

Simon Bolivar (4) ve Cose Marti’nin (5) yolundan yürüdüler…

 

Fidel ve yoldaşları, 1 Ocak 1959′da Amerika’nın kuklası Fulgencio Batista (6) rejimini devirdiler.

 

Başbakanlığı Fidel üstlendi…

 

1976′dan 2008′e kadar Küba Devlet Başkanlığı görevindeydi.

 

Sağlığı bozulunca yerini Raul Castro’ya bıraktı.

 

Che, çok önce 1967′de Bolivya’da CIA ve ABD Ordusunun düzenlediği bir operasyonda öldürülmüştü.

 

Fidel, Latin Amerika’nın ve tüm dünyanın tanıdığı saygın bir devrimciydi

 

Amerika’nın; içki, eğlence ve kumar merkezi olan Küba’dan bağımsız bir devlet yarattı.

 

Halkını 1959′da özgürleştirdi.

 

634 defa CIA kaynaklı suikastlerden kurtulmayı başardı.

 

Emperyalizme asla ödün vermedi, yaşamı boyunca bir kez olsun boyun eğmedi.

 

Dik duruşu ile ezilen dünya halklarının bayrağı oldu…

 

Sloganı: “Her zaman zafere doğru, ileri…” idi…

 

Biz Türkler için de önemli sözler etti.

 

3-14 Haziran 1996′da İstanbul’da toplanan Habitat-II (7) konferansında:

 

“Devrimci Kemal Atatürk, bizim esin kaynağımız oldu. 1919′da Anadolu’dan emperyalistleri atmak için, Bandırma gemisiyle Samsun’a çıktı. Büyük bir zafer kazandı. Biz de tam 40 yıl sonra ülkemizden faşistleri kovmak için Granma gemisiyle Havana’ya çıktık. Biz de zaferle kuçaklaştık” diyerek, Atatürk’e olan hayranlığını dile getirdi.

 

Daha sonra kendisini ziyaret eden Türk heyetine:

 

“Ben bir devrim gerçekleştirdim. Ama Atatürk’ün yaptıklarını yapamazdım. Türkler sağdan sola doğru yazarken Harf Devrimi ile tam tersi yönde yazmaya başladılar. Kıyafet Devrimi ve Medeni Kanunla kadınlara getirilen statü çok önemliydi. Ona ve devrimlerine hayranım. Kendinize başka önder aramayın” (8) dedi.

 

Havana’da Atatürk büstünü dikti.

 

Anısı önünde saygıyla eğiliyorum…

 

Cemil Can

 

DİPNOTLAR:

 

(1) (a)http://haber.sol.org.tr/dunyadan/kubadan-akciger-kanserine-karsi-yeni-bir-asi-daha-haberi-67887

 

(b)http://www.ulusalhabergazetesi.com/saglik/kubali-doktorlar-basardi-kanseri-durduran-asi-bulundu-h1723.html

 

(2) http://www.haberturk.com/yazarlar/neva-ciftcioglu-banes/1298321-musaade-edin-yasayalim

 

(3) https://tr.wikipedia.org/wiki/Che_Guevara

 

(4) https://tr.wikipedia.org/wiki/Sim%C3%B3n_Bol%C3%ADvar

 

(5) https://tr.wikipedia.org/wiki/Jos%C3%A9_Mart%C3%AD

 

(6) https://tr.wikipedia.org/wiki/Fulgencio_Batista

 

(7) https://tr.wikipedia.org/wiki/Habitat_II

 

(8) http://www.aydinlik.com.tr/dunya/2016-kasim/fidel-castro-dan-turk-devrimcilerine-tarihi-mesaj

PKK’NIN BİR BAŞKA BİLEŞENİ Y-CHP!..

Başlıksız

Birleşik Haziran Hareketi (BHH), kendilerini sosyalist ve komünist olarak tanımlayan, Gezi‘yi sahiplenen; bir çok akademisyen, siyasi parti, dergi, demokratik kitle örgütü yöneticisi, gençlik ve öğrenci dernekleri ile 3 CHP milletvekilinin (Gökhan Günaydın, İlhan Cihaner ve Hüseyin Aygün)desteklediği, kendi ifadeleri ile “yerel meclisler”de örgütlenip gelen; anti-kapitalist, anti-emperyalist ve gericilik karşıtı bir siyasi “cephe hareketi”dir… (1)

BHH, “Hızla tek adam diktatörlüğüne doğru sürüklenen Türkiye’de, temel haklar ve özgürlükler ortadan kaldırılırken olağanüstü hal rejimi ile her türlü hukuksuzluk ve adaletsizlik meşrulaştırılıyor” tespitini yaptıktan sonra, milyonların “teslim olmayacağız” demeye devam ettiğini vurguluyor ve 20 Kasım Kartal Mitingi ile “Saltanata Geçit Yok, Teslim Olmayacağız” çağrısı ile halkı ve demokrat kamuoyunu bu sese güç vermeye çağırıyor… (2)

Çağrıda: “Zorbalığa, baskıya, ötekileştirmeye karşı duran, yüreği en uzaktaki yıldızla birlikte atan herkesi yarın gerçekleştireceğimiz ‘Teslim Olmayacağız’ mitingine bekliyoruz. Saltanata Geçit Yok! Teslim Olmayacağız! Biz Kazanacağız!” deniyor… (3)

Y-CHP eski Ankara İl Başkanlarından Tarık Şengül’ün bile, ülke topraklarında ekmeğini alnının teriyle kazanan herkesin bir muhalefet ve iktidar alternatifine ihtiyaç var” diyerek,(4) içerisinde yer aldığı BHH’nin, halkın acil ihtiyacı olan “muhalefet hareketi”ni örgütlemeyi ne derece başaracak, yaşayarak göreceğiz!

PKK önderliğinde 9 “silahlı” örgütün (TKP/ML, PKK, THKP-C/MLSPB, MKP, TKEP-LENÎNÎST, TÎKB, DKP, DEVRÎMCÎ KARARGAH,MLKP) Mart 2016′da “Halkların Birleşik Devrimci Hareketi”ni kurduklarını (5) biliyoruz.

BHH’nin izin aldığı mitingi, PKK’nın Meclis’teki uzantısı HDP sahiplendi: Miting afişlerini hazırladı ve bazı demokratik kitle örgütleri ile CHP’yi mitinge katılmaya davet etti…

Halk TV‘de program yapan Cüneyt Akman, TV ekranlarından CHP’nin mitinge katılacağını duyurdu.

CHP adına İstanbul Milletvekili Albay Dursun Çiçek, Kılıçdaroğlu’nun kararını açıkladı: “Genel Başkanımız serbest bıraktı, isteyen katılabilir” dedi… (6)

Önce “katılmayacağız “ diyen CHP İstanbul İl Başkanlığı, Kılıçdaroğlu’nun serbest bırakması üzerine mitinge katılma kararı aldı… (7)

Tabandan gelen baskılara dayanamayan parti yönetimi mitinge bir saat kala tekrar “katılmama” kararı aldı…

Yeri gelmişken hatırlatalım, BHH’nin sahiplendiği Gezi‘nin içerisinde PKK/BDP yer almamıştı!

Direnişi kırmak amacıyla ve büyük olasılıkla da hükümetin isteği üzerine ve Apo’nun talimatıyla 7 Haziran günü, Öcalan posterleri ile Taksim’e çıkmışlardı. (8)

İşte bu şark kurnazı PKK/HDP, bugün ana muhalefet partisi Y-CHP ile BHH’nde bir araya gelen “silahsız” sol örgütleri de amaçları için kullanmaya başladı…

Göreceksiniz bu mitinge damgasını “ayrılıkçı Kürtler” vuracak!

HDP İstanbul İl Başkanı Doğan Erbaş, 15 Kasım günü yayınlanan demecinde, “Biz de HDP olarak bu mitingde düzenleyici olarak renklerimizle yerimizi alacağız” demiştir… (9)

Aşağılık bir kaset operasyonu ile Atatürk’ün CHP’sini ele geçiren SOROS’çu ekip, sonunda halk partilileri PKK’nın kuyruğuna takmayı başardı!..

Dursun Çiçek’in “Siyasi konu başka PKK konusu başka. Başkanlığa karşı aynı safta mücadele edeceğiz” sözleri, Y-CHP’nin rotasından nasıl saptırıldığını ve gerektiğinde terör örgütleri ile bile işbirliği yapabileceğinin çarpıcı bir kanıtıdır…(10)

SHP ile başlayan ve 1991 yılında zirve yapan PKK ile işbirliği sürecinin (11) bugün geldiği nokta gözümüzün önünde durmaktadır…

Terör örgütleri ile işbirliği yapmanın, terörü ve terör örgütlerini meşrulaştıracağını, giderek de tüm CHP’lileri, terör örgütlerine yardım ve yataklık yapmak suçlaması altında bırakacağını, bu “Yeni CHP”lilere bir türlü anlatamadık!..

Emperyalizme “karagücü” olmayı kabul eden ayrılıkçı bir hareketin; anti-fasşist, anti-emperyalist ve ilerici olamayacağını; bu harekete kol kanat geren partilerin ise, hiçbirşekilde halkın desteğini alamayacağını, tam aksine, mevcut iktidarın devamını sağlayacaklarını bir kez daha söylemek zorundayım…

Ana muhalefet partisi olarak CHP’nin tertip edeceği bir mitinge, bu “bileşenler” katılması ile CHP’nin bunların düzenlediği mitinge katılması arasında ne kadar büyük fark olduğunu anlatmaya gerek var mı?

Cemil Can

 

 

DİPNOTLAR:

(1) https://tr.wikipedia.org/wiki/Birle%C5%9Fik_Haziran_Hareketi

(2) http://www.birlesikhaziranhareketi.org/20-kasimda-karanligi-asmak-icin-omuz-omuza/

(3) http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/633023/Birlesik_Haziran_Hareketi_nden__Teslim_Olmayacagiz__mitingi_icin_Kartal_a_cagri.html

(4)http://www.durusgazetesi.com/politika/birlesik-haziran-hareketi-kuruldu-h15797.html

(5)http://www.dayanisma.net/2016/03/14/daglarda-halklarin-birlesik-devrimci-hareketinin-kurulusuna-taniklik-baki-gul/

(6)http://www.aydinlik.com.tr/politika/2016-kasim/hdp-li-mitingi-savundu-ayni-safta-olmaliyiz

(7)http://www.birgun.net/haber-detay/teslim-olmayacagiz-diyenler-bulusuyor-136199.html

(8)http://www.ulusalkanal.com.tr/gundem/gezi-ile-oy-isteyen-hdpbdp-haziran-2013te-ne-yapmisti-h62185.html

(9) http://ilerihaber.org/icerik/teslim-olmayacagiz-diyenler-konustu-20-kasimda-kartaldayiz-63097.html

(10) http://www.ilk-kursun.com/haber/283026/hdpli-mitingi-savundu-ayni-safta-olmaliyiz/

(11)

Bizzat Apo, 1991 yılı sonunda, Milliyet ve Sabah gazetelerine yaptığı açıklamalarda, Perinçek’e dört milletvekili önerdiğini ve parlamentoya girerek, SHP listesinden seçilecek 21 milletvekilinin başına geçmesini rica ettiğini açıklamıştır .
(Milliyet ve Sabah, 7 Aralık 1991)

 

PKK Genel Sekreteri Abdullah Öcalan, Milliyet ve Sabah gazetelerine açıkladığı için ve gazetelerde yazıldığı için bunu söylüyorum. Orada diyor ki, ‘Sosyalist Parti’ye, bize SHP’den verilen milletvekilliklerinden 4 tanesini vermek istedik. Reddettiler bizi.’

Demek ki, SHP seçimlere girerken PKK’ya 21 tane milletvekilliği vermiştir.PKK da bunun 4 tanesini Sosyalist Parti’ye önermektedir.

‘Gelin 4 tane de size verelim, ayrı parti olarak girmeyin, hepimiz SHP olarak girelim’ demiştir. Sosyalist Parti bunu reddetmiştir. Demiştir ki, ‘ben ayrı, bağımsız bir partiyim, fikirlerim var, hiç kimsenin sırtından da Meclis’e girmem, ayrı kimliğimle ve kişiliğimle toplumun karşısına çıkarım’.

Ben bunu niçin söyledim?…

Bunu şunun için söyledim:

En yasadışı olan PKK bile Türkiye’de yasal politik hayatın içine girmiştir.

O kadar içine girmiştir ki, Parlamentoda sandalye pazarlığı yapabilmektedir.

İktidar partileriyle anlaşmalar yapabilmektedir.

İktidar partisi olacaklardan milletvekillikleri alabilmektedir ve o aldığı milletvekilliklerini sağa sola dağıtabilmektedir.

Teklif de edebilmektedir.”

(Anayasa Mahkemesi tutanaklarından…)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

TECAVÜZCÜSÜNE VERİLMEK İSTENEN KIZ!..

tecavüz

Hanımefendiler, Beyefendiler;

Bilip bilmeden konuşmayınız lütfen.

Tecavüz yasalarımızla tanımlanmış bir suçtur.

18 YAŞINI DOLDURMAYAN ÇOCUKLARLA RIZALARI İLE DE OLSA CİNSEL İLİŞKİ KURMAK SUÇTUR.

(Cebir, şiddet, tehdit vb. durumlar yasa kapsamı dışında kalacaktır şeklindeki hükümet açıklamaları, kamuoyunu aldatmaya yöneliktir.)

Şöyle ki:

Suç işleyen insanlar cezalarını çekerler, kural budur.

Cezalandırma aynı zamanda suçun başkaları tarafından işlenmemesi için caydırıcı bir tedbirdir.

Bazen toplumsal durum, “af” çıkartılmasını gerektirebilir.

Ama af geneldir.

Bütün suçları ve suçluları kapsar.

Bazı suçlar ve suçlular af edilip, bazıları kapsam dışı bırakılmaz.

Aksi halde YASALAR ÖNÜNDE eşitlik ilkesine aykırı davranmış olunur.

Bu nedenle, daha önce -rızaları dahi olsa- çocuklara tecavüz ederek suç işleyenler, cezalarını çekmelidir.

Kamu vicdanının tatmini ancak bu şekilde sağlanır.

Diğer yandan, tecavüzcüye tecavüz ettiği çocuk verilerek, kurulacak evlilik sağlıklı olamaz.

Kaldı ki, tecavüz edilen çocuğun rızası çocukken alınamayacağı için, ailesinin kararı ile evlendirilecek ki, bu da bir kız çocuğu sevmediği bir adamla, ömür boyu bir yastığa baş koymaya mecbur edilecektir.

Bu da ahlaki ve insani değildir…

Bir tarafta tecavüzcü af edilirken, diğer tarafta suçu olmayan bir çocuk ömür boyu bir tecavüzcüye mahkum edilmektedir.

Böyle bir durum, ahlaki ve insanı olmadığı gibi adaletli de değildir.

Özellikle de kadınların böyle bir durumu normal kabul etmesi anlaşılır gibi değildir…

Yasa tasarısına karşı çıkanlar, “çarpıtma” ile suçlanmaktadır.

Bunun neresi çarpıtmadır, açıklayabilir misiniz?

Başbakan, kanunun gerekçesini 3000 civarında böyle durumda ailenin olduğunu, (78 milyon içerisinde 3000 önemli bir rakam da değildir.) bu tür suçluların çoğunu Romanların oluşturduğunu, eşlerin çocukları ile evde, kocaların da cezaevinde bulunduğunu ve bu durumun kadın ve çocuk için mağduriyet yarattığı şeklinde açıklamaktadır.

ERKEKLERİN İŞLEDİĞİ BÜTÜN SUÇLARDA ÇOCUKLAR VE EŞLERİ AYNI MAĞDURİYETİ YAŞAMAKTADIR.

Böyle bir gerekçe ile kanun ( veya af) çıkarılamaz…

Hükümet kadınları veya çocuklarını çok düşünüyorsa, onların mağduriyetini başka türlü giderebilir.

Suriyeli mültecilere verdiği paralardan bir kısmını onlara ayırabilir.

Tecavüzcüleri de hapisten çıkınca ve yaşları da olgunlaşınca kızlar isterlerse tecavüzcüleri ile evlenebilirler.

Bunda engel yoktur.

Kadının iradesi yerine ailesinin iradesinin konulması kabul edilebilir mi?

Bazı kadınların hükümetin bütün icraatlarını kayıtsız, koşulsuz desteklemeleri veya CHP’nin itiraz ettiği her şeye, peşin peşin destek vermeleri normal bir durum değildir…

Lütfen açıklamaları dikkatlice okuyun ve ona göre samimi görüşünüzü yazın…

Kötü niyetli insanlara malzeme olmayınız…

Sağlıcakla kalın…

 

MERKEZ SAĞDA YENİ BİR PARTİ

KK_Demirtas

CHP ve MHP tabanındaki kafa karışıklığı artarak devam ediyor.

Merkez sağda ve solda yeni partilere ihtiyaç var.

Mevcutlar, iktidarın ihtiyaçlarını gidermek için, kaset operasyonları ile dizayn edilmiş.

Bu konuda neredeyse fikir birliği var.

Sözünde ve davranışlarında doğruluktan ayrılmayan,düşünüş ve hareketlerinde tutarlı; “dürüst” ve “karakterli” liderlere ihtiyaç var.

Öyle siyasetçiler mum ile aranıyor.

Sol taraftan başlayalım:

15 Temmuz Darbe Girişimini Araştırma Komisyonu’nda ifade veren eski Emniyet Genel Müdür Yardımcısı ve Ankara Emniyet Müdürü Cevdet Saral, “Dürüst Ecevit” imajını fena halde bozdu:

Dönemin Genelkurmay Başkanlığı Plan Prensipler Daire Başkanı Korgeneral Reşat Turgut ile sohbet sırasında, hazırladığımız raporun çok işlerine yaradığını belitti. ‘Paşam bizim hiç işimize yaramadı, sizin işinize nasıl yaradı’ diye sorduğumda ise ‘Eğer o rapor elimizde olmasaydı Ecevit bize Fetullah’ın cumhurbaşkanlığınıdayatacaktı’ dedi. ‘Paşam bu nasıl söz, bu adam ilkokul mezunu bile değil, Ecevit bunu nasıl teklif edecekti cumhurbaşkanlığına’ diye sorduğumda ise ‘Onlar kolay halledilecek işlerdir’ cevabını verdi.” diye konuştu.(1)

Turgut’a veya Saral’a öfkelenmek gerçeği değiştirebilir mi?

Açıklayayım:

Prof. Dr. Gökhan Çapoğlu, eski DSP milletvekilidir.

Geçenlerde Ulusalkanal’da Sebahattin Önkibar’ın konuğu oldu.

15 Temmuz Darbe Girişimini Araştırma Komisyonu’nda konuşan Saral’ın; Ecevit Fetullah Gülen’i cumhurbaşkanlığına seçtirecekti, sözlerini o da doğruladı.

Ve ekledi:

Ben de bu duruma karşı çıktığım için DSP’den ihraç edildim” dedi. (2)

İnanmıyorum” deyip geçebilirsiniz.

Siz bilirsiniz..

Benim yorumum biraz daha farklı:

Fetullah’ın ilk aldattığı siyasetçi Erdoğan değil, Ecevit’tir…

Bizim için Ecevit; aşırı duygusal bir şairdi, Kıbrıs’ın Fatih’iydi, katıksız yurtseverdi…

Rahşan hanımı çok severdi.

Efsane liderimiz; dürüst adamdı, karakterli siyasetçiydi, adını dağlara taşlara yazdığımız umudumuzdu, karaoğlandı; lakin siyaseti daha çok eşi mutlu olsun diye yapardı!..

Fetullahçılar onu da aldattılar…

Fetullahçıların Ecevit’i aldatmasına çoğu solcular dayanamadı; bu sözleri söyleyenlere sövenler oldu, terbiye sınırlarını aşanlar gırla

Duygusal tepki verenlerin çoğu, hiçbir muhakeme yapmadan saylangoz gibi kulaklarını çıkarıyordu…

Ecevit’in aldatılmış olabileceğini kabullenemiyorlardı bir türlü.

Ecevit’i Fetullah Gülen aldatmadı/aldatamadı demek, onlar için ne yaptıysa bilerek yaptı anlamına gelmez mi?..

Ne yazık ki, bu kadarını bile akıl yürüterek anlayamıyorlardı!

Ecevit, Fetullah Gülen Cemaati için ne yaptı?

Bırakalım etrafındaki kişilerin tanıklığını da kendi ağzından görüntülü olarak dinleyelim. (3)

Şimdi biri çıkıp bana anlatsın bakalım; bu duyduğumuz sözler, ne anlama geliyor ve nasıl sonuçlar ortaya çıkarttı…

DSP’li eski bakanlardan Şükrü Sina Gürel, “Ecevit’le ters düştüğüm olaylardan biri ‘iyi tarikat-kötü tarikat kabulüydü” diyerek, Ecevit’in Gülen Cemaati’ni koruduğunu söyledi… (4)

Ecevit’le 11 yıl birlikte çalışan emekli Büyükelçi Ertuğrul Çırağan’ın AKŞAM gazetesinin sorduğu sorulara verdiği yanıtlar arasında bu konu da vardı.

Çırağan aynen şunları söyledi:

“- Ecevit’in Fethullah Gülen Cemaati ile ilişkisi nasıldı?

Ecevit’in, Gülen’le ilişkilerini Hüsamettin Özkan’ın başlattığı söyleniyordu. Hükümetin son dönemlerinde Ecevit’in ‘Her tarikat kötü değildir‘ şeklindeki açıklamasıyla, ‘Vahdettin’in vatan haini olmadığına‘ dair açıklaması, belki de bunun bir sonucudur. Ya da muhafazakar kesime yaklaşmak için bunları söylemiş de olabilir. Bunu tam olarak bilemiyorum. Ama Fethullah Gülen’le bir yakınlaşmaları oldu.(5)

Bu konu ile ilgili olarak gazeteci Reha Muhtar’ın yaptığı söyleşide şu cümleler dikkat çekicidir:

Ama asıl önemli cümle şu: “Ecevit, bazı sivil ve askeri bürokrasinin düşüncelerinin aksine, Gülen cemaatinin okullarının çağdaş bir eğitim yuvası olduğunu ve Gülen hareketinin Türkiye için öne sürülen tehlikeyi oluşturmadığını söylüyordu…”(6)

Sonuç: Ecevit öngörülü bir siyaset adamıydı ama bu defa fena halde yanıldı!

Yaşadıklarımız bize bunu öğretti…

CIA ajanı Fetullah Gülen, Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanlığına gelecek kadar siyasete egemen oldu…

***

Gelelim sağ tarafımıza:

Geniş yığınların umudu olarak bugünlere kadar gelebilen MHP, tarihin tozlu sayfalarında yerini almak üzeredir.

Devlet Bahçeli’nin parti organlarında tartışmadan, tabanın görüşünü almadan Ekmeleddin İhsanoğlu’nu Cumhurbaşkanlığına aday göstererek, Recep Tayyip Erdoğan’ın seçilmesini garanti ettiği gibi, nereden geldiğini bilemediğimiz bir emirle; şimdi de “başkanlık sistemini” gündeme taşıdı…

Başkanlık sisteminde genellikle iki parti olur, küçük partiler bir kaç seçim sonra silinip giderler.

MHP’nin Genel Başkanı bu gerçeği bilerek partisinin siyaset sahnesindeki yerini terk ediyor.

MHP’lilerin bugüne dek, övündükleri tek husus; terör örgütü PKK’ya karşı takındıkları tutumdu.

Onun da aldatıcı olduğu anlaşıldı:

PKK ile “müzakere” masasına oturan BOP kapsamında, “Büyük Kürdistan”ın kurulmasına itirazı olmayan AKP’yi iktidarda tutan, en kritik anlarda destek veren Bahçeli’nin MHP’si olmuştur…

Salı günleri yapılan grup toplantılarındaki, ülkücülerin gazını almaya dönük söylemlerinin bir anlamı yoktur.

CHP’nin ele geçirilmesi ile dönüştürülen “Yeni CHP” de sağdaki bir siyasi parti olduğu için onun tutumunu da bu bölümde inceliyorum:

Terör örgütüne yardım ve yataklık etmekle, terör örgütlerinin propagandasını yapmakla suçlanan Dersimli Kemal, “Terör örgütlerine yardım ve yataklık yapan parti, Adalet ve Kalkınma Partisi’dir. Verin mahkemeye, diye rica ediyorum. Verin mahkemeye ki bütün delilleri ortaya koyalım. (7) diyor..

Mahkemeye verilmeden elindeki delilleri kamuoyuna açıklamanın ne sakıncası var?

Bu konuda vereceği cevap yoktur.

Çünkü AKP’nin suç ortağıdır.

“Açılım”a “analar ağlamasın” edebiyatı ile açık çek Y-CHP vermiştir.

Öcalan’ın yol haritası olarak belirlediği 10 maddeyi kamuoyuna Kılıçdaroğlu deklere etmiştir.

Hendek savaşları”nda PKK’ya kol kanat germiştir, FETÖ ve HDP’ye yapılan operasyonlara karşı çıkmıştır.

Kılıçdaroğlu, PM toplantısından sonra yaptığı açıklamada:

ByLock kullanan dört FETÖ’cü bakanın ismini zamanı gelince kamuoyuna açıklayacağını söyledi… (8)

Zamanı ne zaman gelecek?

Erdoğan “başkan” seçildikten sonra mı?

AKP, iktidardan düşünce mi?

Böyle bir ana muhalefetin iktidarın emrinde olduğu, iktidarın devamını sağlamakla görevli olduğu gün gibi ortadadır.

Y-CHP, PKK’nın Meclis’teki uzantısı HDP ile sürekli söylem ve eylem birliği içerisinde bulunarak terör örgütünün meşruiyet kazanmasına zemin hazırlamıştır.

Bu basiretsiz tutum Belçika Mahkemesini: “PKK silahlı mücadele yürütüyor, faaliyetleri terör suçu değil” deme noktasına kadar getirmiştir… (9)

Bu örnekleri daha da çoğaltmak mümkündür…

***

Yürürlükteki mevzuat çerçevesinde, bu delege sistemi ile ele geçirilmiş muhalefet martileri CHP ile MHP’yi kurtarmak neredeyse imkansız hale gelmiştir.

Özellikle de MHP’deki muhalefetin iktidar desteği ile boğulmaya çalışılması, demokratik yollardan yönetim değişikliğini iyice çıkmaza sokmuştur.

CHP’de ise genel merkezin seçtiği delegeler, genel merkez yönetimini belirlediği için yönetim değişikliği hayaldir.

AKP’yi iktidardan düşürebilmek ve parlamenter rejimi kurtarabilmek için geriye bir tek seçenek kalıyor:

O da merkez sağda; ulusalcı, Cumhuriyet’e bağlı, Atatürk ilkelerine saygılı yeni bir partinin kurulmasıdır.

Çünkü; Y-CHP yerinde saymaya devam edeceğine göre, AKP’de birikmiş sağcı-muhafazakar oyları bir tek yeni bir parti geri alabilir…

Cemil Can

 

DİPNOTLAR:

(1) http://www.bik.gov.tr/saral-ecevit-bize-fetullahin-cumhurbaskanligini-dayatacakti/

(2) https://www.youtube.com/watch?v=dm2ePK_Mvcs

(3) https://www.youtube.com/watch?v=eGKWL4jTYuU

(4) http://t24.com.tr/haber/dspli-iki-eski-bakan-cemaatle-iliskide-eceviti-birakin-kemal-dervise-bakin,354145

(5)http://www.aksam.com.tr/guncel/ecevite-en-yakinlari-ihanet-etti–147785h/haber-147785

(6) http://www.gazetevatan.com/reha-muhtar-428623-yazar-yazisi-fethullah-hoca-ile-bulent-ecevit-iliskisi-ve-28-subat—/

(7)http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/629227/Kilicdaroglu__Rica_ediyorum_beni_mahkemeye_verin.html

(8) http://www.aydinlik.com.tr/politika/2016/bylockcu-bakanlari-aciklayacagiz

(9)http://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-37863346

 

 

“İKİNCİ CUMHURİYET” GAZETESİ VE TUTUKLAMALAR!

zeybek

Biz solcular, zaten azdık.

Emperyalizmin eline hazırlıksız düştük, parçalandık.

Bugün kabul ediyoruz; baş düşmanımız solda bölünmeyi başardı…

O kadar ki, önemli bir bölümümüzü kendine “karagücü” yaptı, silahtan korkanları da propagandist…

Geriye biz, bir avuç saf Cumhuriyetçi kaldık.

Yazık ki ne yazık!

Kim ne derse desin, eskiden güvenle omuz omuza yürüdüğümüz pek çok yoldaşımızla aynı yolda değiliz artık…

Cumhuriyet gazetesinin yönetici ve yazarları hakkında alınan gözaltı ve yakalama kararları üzerine başlatılan tartışmalarda, herkes önlüklerdeki taşlar yerlere saçtı.

İyice ayrıştık yani!

***

Nuray Mert, Aydın Engin ve Hikmet Çetinkaya ve bunlare benzer köşe yazılarını, karşı yorum yazmadan paylaşan arkadaşlarımızın, onlarla aynı görüşte olduklarını nihayet anladık.

Av. Akın Atalay’ın operasyonu ile ele geçirilen Cumhuriyet’in, oturmuş çizgisi bir kaç yıl içinde hızla değiştirildi…

Cumhuriyet’i tanıyamıyoruz…

Cumhuriyet, o eski Cumhuriyet değil artık.

Onun da başına “Yeni” sözcüğünü eklediler…

Eğip bükmeden “Yeni Cumhuriyet”in yeni çizgisini Cumhuriyet’in yazarı Nuray Mert açıkladı.

Bu cesur kadını, kıvırmadığı için kutluyorum...

Neyin ne olduğunu kolaylıkla anlamamızı sağladığından, Nuray’a çok teşekkür ediyorum.

Mert, Cumhuriyet Bayramı nedeniyle Anıtkabir’i ziyaret edenleri kastederek; “Cumhuriyetçi azınlık mezardan ıslık çalarak geçti” dedi…

Bu sözler canımı acıttı.

Cumhuriyetçi azınlık” kime dedi, açıklamaya gerek var mı?

Cumhuriyetçilere…

Duydunuz mu?

Bu hanımefendi Cumhuriyetçilere “azınlık” dedi..

Peki o neci?

Onu kendisi söyleyecek elbette.

Nuray zevzekliğe devam ediyor:

İstediğiniz kadar zeybek oynayabilirsiniz, ama o artık bir ölüm dansı” diyor… (1)

Kulaklarıma inanamıyorum!

Zeybek” Gazi Mustafa Kemal’in sevdiği ve sevindiğinde oynadığı bir Türk oyunudur.

İzmir’de 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı kutlamaları kapsamında her yaş grubundan katılan 2123 kişi, onun anısına 15 dakika zeybek oynadı. (2)

İzmir Atatürk Lisesi öğrencileri de okulda 29 Ekim balosu düzenlediler. (3)

Balo” da akıllara O’nu getiriyor…

Yeni Cumhuriyet’in “mert” yazarı Nuray, tamı tamına ne demişti bir daha okuyalım.

Yukarıya doğru parmağınızla sayın, 8 ve 16. satırları tekrar okuyun…

***

Cumhuriyet’i Yunus Nadi Abalıoğlu kurmuştu, adını Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk koydu.

Yunus Nadi, Londra Konferansı’nda milli hükümetin delegeleri arasındaydı.

Çıkardığı gazetenin adı Yeni Gün‘dü, ışıklar içerisinde uyusun, başyazılarının çoğunu “düşman yıkılmalıdır, yıkılacaktır” cümlesiyle bitirirdi…

Kurtuluşa inancı tamdı…

Adam gibi adamdı.

29 Ekim 1923 günü, Cumhuriyetin kurulduğunu bildiren anayasa değişikliğini Anayasa Komisyonu Başkanı sıfatıyla Meclis kürsüsünden okuyan kişi oydu.

Cumhuriyet gazetesi, Mustafa Kemal’in teklifi üzerine, Hakimiyet-i Milliye ve Yeni Gün gazetelerinin birleşmesiyle doğmuştu.

Yani bu Cumhuriyet gazetesi bizimdir…

Biz Cumhuriyet gazetesini, Cumhuriyet’ten yanadır diye okuyorduk.

Cumhuriyet gazetesiyle büyüdük…

Nuray Mert’in cümlelerinde somutlaşan; ikinci cumhuriyetçi liberal çizgiyi, hiç ama hiç tanımadık.

Tanımıyoruz ve tanımayacağız…

FETÖ’nün fenomeni “Fuat Avni”’nin yarattığı bilgi kirliliğini haberleştiren bir gazeteyi, gazeteden saymıyoruz!

PKK’ye “gerilla” diyen bir anlayışın halka doğru haber taşıyacağına inanmıyoruz.

TSK’nın Kürtleri öldürdüğü yalanını manşet yapan bu gazete, Cumhuriyet adını taşıyamaz artık.

Bu yüzden Yeni Cumhuriyet’i boykot ettik, almıyoruz.

***

Hiçbir zaman “Cumhuriyet gazetesi suçludur” demedik.

Suçluluğa, (varsa) bağımsız ve tarafsız mahkemeler karar verecek.

Biz, sadece Cumhuriyet gazetesinin bizi üzen eylemleri ile tutumunu tartışıyoruz.

Yukarıda belirttiğimiz eylemlerin, ceza kanununda suç olarak tanımlanan eylemlerle örtüştüğünü görüyoruz, fakat suçun oluşması için zorunlu olan “kasıt unsuru”nun var olup olmadığı hakkında bir şey demedik, demiyoruz, diyemeyiz…

Şöyle de açıklayabilirim bu konuyu:

Cumhuriyet gazetesinin yönetici ve yazarları “suçsuzdur” demekle, “suçludur” demek, aynı derecede ve değerde iki yanlıştır.

Bu konularda karar vermek bağımsız yargının görev ve yetkisi içerisindedir.

***

Yargı kararlarından biliyoruz: PKK ve FETÖ, her ikisi de, arkalarında CIA’nın bulunduğu terör örgütleridir.

Türk Ceza Kanununa göre, terör örgütlerinin propagandasını yapmak suçtur.

Terör örgütlerine üye olmak da suçtur.

Terör örgütlerine yardım ve yataklık yapmak da…

Cumhuriyet gazetesinin, PKK’nın “hendek savaşları”nda takındığı tutumu utanç vericidir.

Güvenlik kuvvetlerinin “insan hakları ihlali” yaptığını, “orantısız güç” kullandığını ve PKK’ya yapılan operasyonların “saray savaşı” olduğunu yazması vicdansızlıktır.

Bu tutum, milli birliğin oluşmasını geciktirerek, PKK’yı haklı bir zeminde gösterme çabasından başka bir şekilde açıklanamaz.

Cumhuriyet gazetesi, FETÖ’ye, yayın organlarına ve bu örgütün finans kaynaklarına karşı yapılan operasyonlarda da aynı koruyucu, iğrenç tutumunu sürdürmüştür.

Bu işi yaparken “basın özgürlüğü” kavramının arkasına sığınmıştı.

FETÖ’nün medya organları ile neredeyse bire bir aynı haberleri yapmıştır.

Cumhuriyet gazetesi, 15 Temmuz darbe girişimini de “tiyatro” gibi göstererek, arkasındaki emperyalist güçlerin işgal niyetini de gizlemiştir.

Dolayısıyla bu ikinci Cumhuriyetçi gazetenin; terör örgütlerinin propagandasını yapmak, terör örgütlerini övmek, terör örgütlerine yardım ve yataklık yapmak, terör örgütlerine üye olmak suçlamaları ile karşılaşması sürpriz değildir…

Çünkü eylemleri sabittir.

Gazetenin yönetimi ve yazarları, “düşünce açıklaması” mı yapmıştır yoksa suç işleme kastı ile mi hareket etmişlerdir?

Yargı organlarınca verilecek olan bu sorunun yanıtı, sonucu belirleyecektir.

Suç sabit mi değil mi o zaman anlaşılacaktır!

***

Cumhuriyet Savcılığı bir soruşturma başlattı.

Çaresiz soruşturmanın ve kovuşturmanın sonucunu bekleyeceğiz.

Peki!

Bu aşamada sanıkları tutuklamak gerekir miydi?

Burada şeytanın avukatlığını yapayım:

Soruşturmayı yürüten savcının da FETÖ üyesi olmaktan soruşturuluyor olması, aklımıza FETÖ soruşturmalarının sulandırılması için bu tutuklamalar yapıldığını getiriyor…

En doğru yanıtını ise, halen yurtdışında bulunan ve haklarında yakalama kararı çıkartılan Cumhuriyet gazetesinin yöneticileri; Akın Atalay ile Can Dündar verecektir.

Yurda dönmezlerse, kaçak duruma düşecekler ve haklarında gözaltı kararı alınan arkadaşlarının da kaçma olasılığına kuvvetli şüphe teşkil edeceklerdir.

Dönerlerse, yargılamanın tutuksuz olarak yapılması esas olduğundan, serbest bırakılmaları gerekir.

Tutuksuz olarak yargılanmalarını savunacağız.

Aydın ve hukuka saygılı insanların tutumu, her zaman hukukun evrensel ilkelerini savunmak olmalıdır.

Suçlanan kim olursa olsun, adil yargılanmalıdır.

Ve:

Kişi suçluluğu mahkemece kanıtlanana kadar masumdur, bu karineden herkes yararlanmalıdır…

Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1) http://www.cumhuriyet.com.tr/koseyazisi/623889/Cumhuriyetin_sonunda_olum_dansi.html

(2) http://www.haberturk.com/gundem/haber/1316687-izmirde-2123-kisilik-zeybek

(3) http://odatv.com/turkiye-bu-29-ekim-kutlamasini-konustu-3010161200.html