Biz kazanacağız!..
TwitterFacebookGoogleYouTube

DERSİMLİ DE HATASINDAN DÖNER Mİ?

resized_1

CHP Grup Başkanvekili Levent Gök, son günlerde artan terör olayları nedeniyle Türkiye’nin gergin bir ortama girdiğini belirterek:

“Biz Türkiye’nin kutuplaştığı ve toplumun ayrıştığı ortamda anayasa değişikliği teklifinin görüşülmesini, toplumun daha çok gerilmesine neden olacağı ve yine güvenlik zaafiyeti oluşturacağı için geri çekilmesini veya ertelenmesini istiyoruz” dedi…

Y-CHP’den arada doğru sesler de çıkıyor.

Kılıçdaroğlu, başka havada:

20.12.2016 tarihli grup toplantısında; AKP’nin getirmek istediği “partili cumhurbaşkanlığı” sisteminin bal gibi “rejim değişikliği” olduğunu vurgulayarak:

“Bu anayasa değişikliğini komisyonda görüşecek arkadaşlarıma talimat verdim. Hiçbir değişiklik önergesi vermeyeceksiniz, bunu meşrulaştırmayacaksınız” diyor… (1)

Meşrulaştırmak” son derece önemli tabi.

***

Bir önceki dönem, “Anayasa Uzlaşma Komisyonu”nda; kasaba avukatı Atilla Kart’ı, Anayasa Hukuku Profesörü Süheyl Batum’un önüne geçirerek, bu Meclis’in sil baştan anayasa değişikliği yapabileceğini ilan eden kimdi?..

Bu şekilde, daha sonra yapılacak olan anayasa değişikliklerini zaten meşrulaştırdı.

Şimdi de komisyonda yer alarak, yine aynı şey bir kez daha yapıldı.

Meşru olmayan bir komisyonda neden yer alıyorsunuz?

Yer aldığınız komisyonda, önerge vermemekle komisyonu gayrimeşru hale getirebileceğinize kimi inandırabilirsiniz?

O masada baştan beri hiç oturmayacaktınız!

Çünkü TBMM üyeleri, sil baştan yeni bir anayasa yapmak üzere seçilmedi ve bu konuda yetkilendirilmediler!

Kurulu meclisin; “Kurucu Meclis” yerine geçerek, anayasa yapmaya kalkışması zaten yürürlükteki anayasaya göre gayrimeşrudur.

Böyle bir hukuksuzluğu gerçekleştirmek üzere kurulan komisyonlar da aynı hukuksuzlukla malüldür.

Dolayısıyla daha baştan, anayasa değişiklik komisyonunu boykot etmeniz gerekiyordu…

Diyecektiniz ki:

Halk bizi yeni bir anayasa yapmak üzere seçmedi, hükümet kurmak ve kurulu devleti yönetmek üzere yetkilendirildik, devletin temel yapısını değiştirmeye yetkimiz yoktur!

Ama tam aksini yaptınız.

Yeni bir anayasa yapmak üzere AKP’den daha hevesli çıktınız!

Nitekim AKP, anayasa masasını devirene kadar da koltuklarınıza yapışıp kaldınız.

Kabul etmek gerekir; Kılıçdaroğlu cahil bir adamdır ve bu işleri kotaracak donanıma sahip değildir.

Genel başkanlık koltuğu ona bol geliyor.

Danışman ve yardımcı olarak kendisine seçtiği kişiler, birer Cumhuriyet düşmanıdır

Türk” ve “Türklük” sözcüklerini anayasadan çıkartmak için düşmanla bile işbirliği yapabilirler.

Geçen dönem; anayasa değişikliği teklifini bu anlamda bir fırsat gibi gördüler.

Y-CHP adını verdikleri CHP’yi, AKP’nin yaptığı karşı devrimin önündeki taşları temizlemekle görevlendirdiler.

Bugün yaptıkları hatadan dönebilirler mi acaba?!

Buna seviniriz…

Lakin geçmişte yaptıklarını biliyoruz.

Hatta 18. Olağanüstü Kurultay’a damga vuran:

“Dersimli Kemal’im ben, Yerel Yönetimler Özerklik Şartı mutlaka getireceğiz” sözleri hafızamıza kazınmıştır..

O bakımdan CHP’nin başından mutlaka çekilmeli veya indirilmelidir…

Aksi halde “başkanlık” denen bela ezici çoğunlukla geçecek gibi görünmektedir!

***

Türkiye, Rusya ve İran’ın Moskova’daki toplantısından sonra, yayınladıkları ortak bildiri, (2) bu kadar da olmaz ki dedirtti!..

Türkiye ve İran Suriye’nin “laik” bir devlet olduğu konusunda anlaştılar.

Rusya Ortodoks, İran Şii, Türkiye Süni olarak bilinir…

Ortak payda: LAİKLİKTİR…

Üç ülke Suriye’nin “toprak bütünlüğü”nü de desteklediler.

TSK’nın El-Bap’ta yürüttüğü operasyon ile ilgili yapılan her resmi açıklamada:

Suriye’nin “toprak bütünlüğü”ne vurgu yapılması çok önemlidir.

Suriye’yi bölmek isteyen emperyalizmin kafasına vurulmuş balyoz gibidir yani.

Dersimli, NATO ve ABD için”tek kişi kalana” kadar mücadele edeceğini ilan etmişti.

Gerek kalmadı!..

Zaten tek kişi kaldı, bu tek dişi kalmış canavar!

Türkiye, IMF’ye alternatif olarak kurulan Yeni Kalkınma Bankası’na (3) üye olarak katılmakla yeni rotasını da belirledi…

Türkiye’nin yeni yolunun, ŞİÖ’ne çıkacağı belliydi.

Bu gerçekleri göremeyen ve kulağını Atlantik’e dönerek yatan Kılıçdaroğlu, artık ulusal ve uluslar arası siyasette aktör değildir…

Y-CHP, ABD ve AB’nin basın bürosu gibi çalıştırıldı.

Ortadoğu’da teröre karşı çözümün aranacağı yerin Cenevre değil, Astana olduğu kesinleşti.

Yanlış ata oynayan Y-CHP de ABD gibi bu oyunun dışındadır…

***

1996′da kurulan ŞİÖ Anayasası ile; dinci aşırılık, etnik aşırılık ve terörizm, mücadele edilecek üç kötülük olarak belirlendi.

Örgüt üyeleri, uyuşturucu ve insan kaçakçılığının önlenmesi için de işbirliği yapacaklar.

Buna karşılık, ABD emperyalizmi bütün dünyada etnik,mezhepsel ve dini kurumların örgütlenmelerini destekleyerek, tümünü kullanmaya devam edecek!

.

Milyonlarca insanın öldürüldüğü; Irak, Libya ve Suriye bu iğrenç politikaların son kurbanlarıdır.

***

Rus General Leonid Grigryavis İvaşov:

“NATO askeri birliktir, ŞİÖ’nün askeri birliği yoktur “ diyor.

ŞİÖ, tek kutuplu dünyaya alternatif olarak kuruldu.

Yakın zamanda ŞİÖ’nün kolektif savunma bölgesi oluşturması da bekleniyor.

Örgütün askeri tatbikatları, terörle mücadele ekseninde yapılıyor.

NATO’nun silah olarak terör örgütlerini kullandığı ve bunlar aracılığı ile “vekalet savaşlarını” yürüttüğü göz önünde tutulursa, ŞİÖ’nün dünya barışı için ne kadar önemli olduğu ortaya çıkıyor.

***

Burada bir hatırlatma yapmak isterim:

15 Temmuz darbe girişiminin başlangıcında Erdoğan’ın çevresi, Avrupa’daki NATO üyelerinden, gerek duyulması halinde Erdoğan’ı herhangi bir başkente kabul etmelerini istediler ama NATO müttefiklerinin hepsi ret cevabı verdiler…

Bu yanıt; kimin nerede durduğu ve kimden yana olduğunu göstermesi bakımından önemledir.

Asla unutulmaması gerekiyor!

***

Atatürk heykelden ibaret değildir:

Bir düşünce tarzı, bir duruş, bir düşünüş ve mazlum halkların zulme karşı başkaldırı sembolüdür.

Sistematik bir dünya görüşüdür…

Atatürk ve İnönü’ye, 14 yıldır sistemli olarak yapılan saldırılar, AB ve ABD’nin dayatmalarının bir sonucudur.

Yıllarca bize çöplerden Atatürk posterlerini toplattılar.

Atatürk’ün partisi CHP’yi ele geçirip “Y-CHP” yaptıktan sonra, CHP “Atatürk’ün partisi değildir” dediler…

Atatürk devrimlerini inkar ettiler.

Atatürk’ün koltuğuna oturan adama:

Laiklik karın doyurmuyor” dedirttiler…

Atatürkçülüğün sembolü olan 6 Ok‘u yeniden yorumlamaya kalkıştılar.

Mustafa Kemal’in askerleriyiz” sloganına karşı “Atatürk’ün yurttaşlarıyız” diyerek, akıllarınca nazire yaptılar…

Atatürk’e “Kefere Kemal” diyen meczup Mehmet Bekaroğlu’nu, hileli yollardan milletvekili seçtikten sonra, CHP’nin Propaganda ve Tanıtımdan Sorumlu Genel Başkan Yardımcılığı’na getirdiler…

Atatürk İlke ve Devrimlerinin bekçiliğini yapmam” diyen Sena Kale’liye, Parti okulunu açtırdılar, genel başkan yardımcısı yaptılar.

Fetullah örnek alınacak insan. Gülen cemaati Türkiye’nin büyük gelecek projesidir. Fetullah bilgedir. İlgi ile takip ediyoruz” diyen Muhammet Çakmak’ı partinin en yetkili organı Parti Meclisi’ne seçtiler…

Aynı şekilde:

CHP artık CHP değil. Milliyetçi ve ulusalcı olarak tanımlanamayacağı kesin. Toplumu ayrıştıran sıkan, Atatürk milliyetçiliğidir. Türklük kavramı Anayasa’dan çıkartılabilir. Türk Vatandaşlığı tanımının ‘yurttaşlık’ olarak değiştirilmesini CHP olarak destekliyoruz” diyen Binnaz Toprak’ı, Parti Meclisi’ne seçtiler…

Kürdistan kurulmalıdır” diyen Şafak Pavey, her zaman baştacı edildi…

Bir dönem, “Dersim katliamının sorumlusu devlet ve CHP’dir. Atatürk de bu olaylardan haberdardı” diyen Hüseyin Aygün, dersimli Kemal’in sağ koluydu…

Atatürk’ün posterini Meclis’teki odasından indiren Y-CHP milletvekili hala utanmadan o Meclis’e girip çıkabiliyor…

CIA’nın yan kuruluşu Stratforr’un TR-705 kulak numaralı haber elamanı Sezgin Tanrıkulu, partinin gerçek genel başkanıdır…

Bitmedi…

Daha çok var:

Kemal Kılıçdaroğlu’nun marifetleri olan bu rezillikler saymakla bitmez…

20′li yaşlarındaki delikanlıları bile, “Dersim’de Seyit Rızayız biz” diye bağırtıp, kirli amaçları için kullandılar.

Sözün kısası:

İnönü üzerinden Atatürk’ü itibarsızlaştırma yarışında Kemal Kılıçdaroğlu denen hain, CHP düşmanı baş rolleri oynadı…

Bahse girerim, Rize’de Atatürk heykelinin kaldırılmasını da ellerini ovuşturarak izledi…

***

78 milyon, Rize Cumhuriyet Meydanından Atatürk büstünün sökülmesini trene bakar gibi seyretti!

Erol Güney’in kedisi gibi, “yattığın yerde düşünüp” durmakla sonuu değiştiremezsin!..

Kaderimize el koymanın zamanı geldi!

Gördüğümüz gibi MHP, işgal altında olduğunu kabul etti ve son görevini yerine getiriyor.

Yukarıdaki kanıtların, daha onlarcası var, CHP’nin de işgal altında olduğunu anlamak için yeterli değil mi?

CHP işgalden kurtarılmadan, ülkenin işgalden kurtarılmasının ne kadar zor olduğu hala anlaşılmadı mı?

Yaşayarak gördük ki:

Y-CHP karşı tarafta konuşlandı; zira söylem ve eylemleriyle; işgalin kırılmasını değil, devamına hizmet ediyor.

O nedenle işgali kırmakta zorlanıyoruz!

***

Artık en ufak bir kuşkumuz kalmadı:

Türkiye, “İkinci Kurtuluş Savaşı”nı veriyor…

Kıbrıs Barış Harekatı’ndan sonra, en ciddi, en kapsamlı olan savaştır bu.

Düşmanlarımız kendilerini gizlemiyor:

Müttefikimiz” NATO’nun üyeleri ve “model ortağımız” ABD, teröristleri silahlandırıp, askerlerimizin üstüne üstüne sürüyor.

Bu yüzden Edirne’den Kars’a kadar Türkiye ayaktadır…

Hergün şehit cenazeleri bu nedenle geliyor…

Suriye’de; “güvenli bölge” oluşturulması, Kürt “koridorunun kesilmesi”, terör örgütlerinin “etkisiz” hale getirilmesi konusunda, neredeyse 78 milyon hem fikirdir…

Askerlere moral vermenin son derece önemli olduğu bugünlerde, bir tek Dersimli Kemal’den aykırı ses çıkıyor.

Kemal efendi hala Bremen mızıkasını çalıyor…

Askerlerimiz için:

“SURİYE BATAĞINDAN ÇIKAMAYACAKLAR” diyor…

Bu adam kimden yanadır Allah aşkına?

Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1) http://www.kanalb.com.tr/haber.php?HaberNo=87252

(2) http://t24.com.tr/haber/iste-turkiye-rusya-ve-iranin-imzaladigi-8-maddelik-ortak-suriye-bildirisi,378459

(3) http://www.milliyet.com.tr/-golge-imf-kuruldu-turkiye-ye/ekonomi/detay/2090753/default.htm

SON AÇIKLAMALAR HER ŞEYİ AÇIKLIYOR!..

bordo_bereliler

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu:

Ulaşılan bilgiler doğrultusunda Rus elçi Karlov’u katleden terörist Mevlüt Mert Altıntaş’ın FETÖ’yle ilişkisinin çok net bir şekilde görüldü. Aylardır düzenlenen terör saldırılarının arkasında hep aynı güç vardı.

Mehmet Ali Şahin:

El-Bab’da 16 şehit vermemizin nedenlerinden bir tanesi Amerika’nın politikasıdır.

Gazeteler:

Rakka operasyonunu bahar aylarına erteleyen ABD, iyi eğitimli IŞİD militanlarını El-Bab’a göndererek Mehmetçiğin üzerine sürüyor…

Cumhurbaşkanı R. Tayip Erdoğan:

El-Bab’dan sonra sıra Mümbiç’te. Kuzey Suriye’de yeni bir devlet kurulmasına izin vermeyeceğiz.

Gazetelerde bir haber:

ABD Başkanı OBAMA, Pentagon’un 619 milyor dolarlık 2017 bütçesini onayladı. PKK/PYD’ye omuzdan atılan füze verilmesinin önü açıldı…

Rusya Dış İşleri BakanıI:

ABD yönetimi Suriye’deki yönetimi devirmek için El Kaide’nin bir alt kolu EL-NUSRA da (yeni adıyla Fetih el Şam) dahil olmak üzere yıkıcı güçlere yardım etmeye hazır olduğunu açıkladı.

Başbakan Binali Yıldırım:

Güney sınırlarımız boyunca büyük tehditler altındayız. DEAŞ, PYD ve diğer terör örgütleri, elde ettikleri silahları PKK’ya vermeye başladılar.

Füzeleri atanları etkisiz hale getireceğiz…

Türkiye asimetrik bir saldırı ile karşı karşıyadır…

Gazetelerden bir haber daha:

Fırat Kalkanı operasyonu 124. gününe girerken, 13 ülkenin dahil olduğu IŞİD’le mücadele koalisyonundan geriye bir tek Türkiye kaldı. Koalisyon uçakları hava desteği bile vermiyor…

Devlet Bahçeli:

Fırat’ın doğusu ABD’nin terör merkezi. El-Bab’dan boş dönersek; Diyarbakır’ı riske atar, Ankara’yı tehlikeye sokarız…

Kamu Diplomasisi Koordinatörlüğü:

TSK’nın Suriye’deki operasyonlarının nedeni: Terörle mücadele “pro-aktif” yani terör örgütlerini Türkiye’ye ulaşmadan, yerinde imha etmek ve Türkiye’nin bölge ile BAĞININ KOPARILMASI girişimlerini engellemektir… Esas amacın ise: PKK’nın Suriye kolu PYD/YPG’nin Türkiye’nin güneyinden “koridor oluşturmasını” engellemek olarak açıkladı… Türkiye’deki Suriyelilere kendi ülkelerinde “güvenli bölge” oluşturmak da amaçların arasındadır dendi…

(Kamu Diplomasisi Koordinatörlüğü’nün bugün savunduğu temel stratejiyi biz birkaç arkadaş 1915 yılında tartışmıştık. Zamanınız olursa aşağıdaki bağlantı ile o tartışmanın özetine gidebilirsiniz… Ufuk açıcı fikirlerin karar mekanizmasının başında olanları etkileyebileceğinin tipik örneğine rastlayacaksınız…

İşte o bağlantı: https://www.facebook.com/notes/cemil-can/silinmi%C5%9F-hafizalar/663698230460212)

Kemal Kılıçdaroğlu:

TSK’yı kastederek; Ortadoğu bataklığından çıkamayacaklar!..

Bu defa isim vermeyeceğim: Adamın birine üç sorum var:

1.) Sen kimden yanasın?
2.) Bu kafayla gidersen “Başkanlığa” geçilmesini engelleyebilir misin?
3.) Vatanseverliği AKP’ye bırakarak, partini iktidar alternatifi olmaktan tamamen çıkarttığını anlayacak kadar aklın yok mu?

Bir soru da yol arkadaşlarıma:

Arkadaşlar biz bu adama mecbur muyuz?

ÖNERİM:

Hiç değilse, referanduma kadar sadece CHP tabelası ile yürüyelim ve ana muhalefet olmayı kaybetmeyelim…

 

Cemil Can

BU SEFER TUZAĞA DÜŞMEYECEĞİZ!..

akit

Rize’de Atatürk heykelinin sökülüp Valilik önüne götürülmesi haberini duyunca; kendi kendime dedim ki:

Bu iktidar, halkın dikkatini Rize’ye çekerek, çok önemli bir veya iki iş yapmaya hazırlanıyor.

Her ne kadar bu fırsattan yararlanarak Atatürk’ü “itibarsızlaştırmak” şeklindeki asıl istekleri ile örtüşse de; bunlar daima bir taşla iki-üç kuş vurarak sonuç almayı alışkanlık haline getirdiler.

Karşılarındaki cephe asla uyanamadı, kolay kolay uyanacağa da benzemiyor…

O bakımdan heykel konusunu işlerken; diğer hususları da gözden kaçırmamak gerekir.

Bakalım iktidarın tartışılmasını istemediği gündemde başka neler var:

1.) AKP, Meclis Grubu’na Perşembe gününü kadar “Başkanlık” meselesinin bitirme talimatını verdi..

Bunun anlamı “rejim değişikliği” için son düdüğün çalındığıdır…

2.) Sosyal medyada dolaşan; IŞİD’in canlı canlı yaktığı askerler haberi var. Doğru mu değil mi belli değil. Belli ki, araştırılması ve tartışılması istenmiyor. Büyük olasılıkla Twiter da bu nedenle yavaşlatılmıştır.

3.) En önemlisi: El-Bab’da şehit edilen askerlerimizdir. Türkiye’nin ünlü muhalif yazarları bu konuyu köşelerine taşıdı. 500 bin Suriyeli genç Türkiye’de “tatil” ederken, bizim çocukların onların yerine şehit olmasını, halka kabul ettirmek çok kolay değildir…

4.) Esat’ın Başkanlığı, Suriye’nin Toprak Bütünlüğü ve Suriye’nin “LAİK” bir “ARAP” “ CUMHURİYETİ” olarak tanımlanması hususları; AKP tarafından Moskova Bildirisi ile kabul edilmiştir. Putin’in açıklamasından anlaşıldığına göre, Erdoğan Esat ile de görüşecektir. Bugün kadar uygulanan dış politikaya 180 derece ters olan bu değişikliklerin, Anayasa Referandumuna giderken tartışılması istenmiyor.

Ayrıca “laiklik” sözcüğü de AKP’nin terminolojisinde yok! Tabanı alıştırmanın kolay olmayacağı belli…

5.) Türkiye NATO ve AB ile evliliğini bitirmek üzeredir. AKP Şangay İşbirliği Örgütü’ne girme kararını halka danışmadan verdi. Kendi tabanı bile bu konuyu tam olarak bilmiyor. Dolayısıyla bu aşamada bu konunun da tartışılması istenmiyor.

Oldu bittiye getirilmesine AKP tabanı zaten itiraz edemez.

6.) Son haftalarda, İstanbul’da iki yerde ve Kayseri’ de canlı bombaların patlatılması konusu var, hiçbir şekilde geciştirilemez. AKP’nin terör örgütlerinin ile bugüne kadar yaptığı “yol arkadaşlığı” ve “dostluğun” da tartışılması istenmiyor.

Belli ki, Türkiye’nin bugüne kadar izlediği ve yanlış olduğunu nihayet anladığı; terör örgütleri ile “müzakere” yapılmayacağı ve teröristlere hiçbir nedenle destek verilmeyeceği şeklindeki politikaların sorumluları gizlenmek isteniyor.

AKP, “aldatıldığı” bu konuların da tartışılmasından rahatsızdır.

Bu kadar tartışılacak konuyu varken; bunları teke indirmek en akıllıca (!) yöntem değil mi?

Gündemi teke indirmek için Atatürk heykelini söküp kaldırmak, bence de yeterli olmuştur.

Üstelik bu konu, geri dönüşe ve her türlü kıvırma manevralarına da müsaittir.

Nitekim kadın kotasından hileli olarak seçilen, Atatürk’a “Kefere Kemal” diyen Y-CHP‘nin Propaganda ve Tanıtımdan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Bekaroğlu, ilk açıklamayı yaparak, bu işin büyütülmemesini istedi…

Yani bu iş muhalefet tarafında, Kılıçdaroğlu’nun paratonerine ihale edildi…

Dolayısıyla sosyal medyada etkili olan duyarlı Kemalistler, bu konuyu pas geçmeyeceklerdir…

.

Tartışma mecburen Atatürk heykelinin kaldırılması olayından, Atatürk’ün itibarsızlaştırılmasına doğru uzayarak derinleşmeye mecburdur…

AKP’nin de şimdilik istediği budur!

Gerçekten de bu olay karşısında ilk tahrik olanlardan biri olduğumu itiraf ediyorum.

Haberi okur okumaz, hemen kaleme kağıda sarılıp; Atatürk’ün heykelininin kaldırılmasının beklenen bir şey olduğunu, ondan önce düşüncelerinin ve devrimlerinin nasıl yozlaştırmaya çalışıldığını, hatta Y-CHP’nin bu konudaki katkıları kaleme almak üzere yazmaya başladım.

O yazıyı daha sonra yayınlayacağım…

Sonra baktım ki, böyle kritik durumlarda AKP hep aynı şeyi yapıyor ve biz de onun hazırladığı tuzağa düşüp, onların belirlediği gündemi tartışıyoruz.

Muhalefet gündem belirleyemiyor diye, biz de mi belirlemeyelim!

O halde yapılacak olan en akıllıca iş: Heykel tartışmasının yanında, yukarıda saydığım 5 konuyu da tartışmaya açmaktır….

Becerikli olanlar, 6 konuyu birbirine bağlayarak anlatabilirler…

Benim yapabileceğim bu kadardır.

Cemil Can

BU İŞTE DE BİR TERSLİK VAR!

komando

Terörü lanetlemekle terör bitirilemez.

Somut bir şeyler de yapmak gerekiyor.

Öncelikli yapılacak iş: Devletin kalıcı ekonomik ve sosyal politikaları ile terörün insan kaynaklarını iyiden iyiye kurutmaktır.

Bu aşamaya gelene kadar, teröristlere anladıkları dilden ve ağır yanıtlar verilmelidir:

Sınır ötesine harekat yapılmalı, teröristlerin kampları yerle bir edilmeden geri dönülmemelidir.

İşler bu noktaya doğru hızla gelişirken, güvenlik güçleri sonuna kadar desteklenmelidir.

Güvenlik güçleri dediğimiz kimdir:

Senin benim asker ve polis olarak görev yapan çocuklarımız elbette.

Bu iş bitene kadar; onların moralini bozacak en küçük davranışlardan özenle kaçınmalıyız.

Bu savsaklanamaz bir yurttaşlık görevimizdir.

***

PKK’nın “sabotaj ve bombalama timi” TAK (Kürdistan Özgürlük Şahinleri), Dünya İnsan Hakları Günü’nde 400 kilo patlayıcı ile İstanbul’da 12 saat tur attıktan sonra, canlı bombayı patlattı.

44 masum yurttaşımızı kaybettik.

Uzmanlar, patlayıcının piyasadan temin edilemeyeceğini söylüyorlar.

Şehit olan 37 polisten 2’si, Kayseri’de sonsuzluğa uğurlandı.

Cenaze töreninde yine Y-CHP’ye tepki vardı; çelenk tekmelendi… (1)

Bazı internet haber siteleri olayı: “Vatandaş şehidine sahip çıktı” diye verdiler. (2)

Aymazlığın ve kafasızlığın bu kadarına ne demeli?

***

Olay üzerinden bir hafta geçmeden, Kayseri’de çarşı iznine çıkan askerlerin bindiği halk otobüsüne, canlı bomba ile tekrar intihar saldırısı yapıldı…

Bu defa da 14 asker şehit oldu, 56 yaralı.

Aralarında ağır olanlar da var, ölü sayısının artabileceğinden korkuluyor…

Olaydan sonra öfkeli bir grup, CHP Kayseri-Kocasinan İl Gençlik Kolları Başkanına saldırdı… (3)

Çüüüüüüüüüşünüz!..

Benzer bir olay, 8 Haziran günü Vezneciler’de gerçekleşen bombalı saldırıda hayatını kaybeden polisler için düzenlenen cenaze töreninde de yaşandı.(4)

Tuhaf olan, o gün Cumhurbaşkanının çelengi ile CHP çelengi yan yanaydı.

Tepki yine Kılıçdaroğlu’na oldu…

CHP’nin 20 Kasım’da Kartal’da HDP ile ortak miting düzenlemesine de tepki vardı.

Öfkeli vatandaşlar, semeri dövmeye devam ediyor:

CHP minibüsünü bir güzel tekmelediler… (5)

***

14 yıldır AKP’nin yönettiği ülkede yaşayan Türk halkı, sıfır terörle iktidarı devralan hükümete öfkesini bir türlü kusamıyor.

Ha bire CHP’ye kızıyor; çelenklerini tekmeliyor, Kemal Kılıçdaroğlu’na dolu mermi fırlatıyorlar…

CHP’nin il ve ilçe başkanlarına saldırıyorlar…

Neden?

Neden Y-CHP’liler mağdur iken, zalim muamelesi görüyorlar acaba?

Bu yazıda işin bu yanına yanıtlar arayacağım.

***

Gerçekten de, hedefini şaşırmış olan bu tür tepkiler, milli birlik ve beraberliğimize dinamit koyuyor.

Elbette ki, “Tepkiler neden CHP’ye?” sorusunun cevabını öncelikle Y-CHP yönetiminin bulması gerekiyor.

Ancak ondan sonra, etkili bir strateji geliştirebilirler.

Hatalı “Açılım” politikaları ile PKK’yı yeniden palazlandıran, ülkeyi patlayıcı deposu haline getiren AKP iktidarı, hatasından döndü:

“Terörle müzakere”yi kesip, mücadeleye başladı.

Aynı şekilde, dış politikasını da değiştirdi:

Suriye’nin içişlerine karışmaktan ve rejim muhaliflerini desteklemekten vazgeçti.

“Eset” ile yatıp “Eset” ile kalkmaya da ara verdi…

Hatta beklenmeyen bir şey daha yaptılar:

Türkiye’yi yeni bir rotaya yönlendirdiler…

Şangay İşbirliği Örgütü’ne (ŞİÖ) üye olmaya teşebbüs bile, az iş sayılmaz!

Bütün bu adımlar; AKP’nin hatalarını örtmeye yetmese de, halkın gözünde doğru yola girdiği kanaati uyandırmaya yetiyor…

***

Bu noktada; Y-CHP hayati bir hata yaptı.

Ne yazık ki, bu hatayı sürdürmeye devam ediyor.

Sırf Erdoğan’a muhalefet yapmak için, hükümetin doğru adımlarına da karşı çıkıyor.

PKK’nın “Hendek savaşları”nda teröristlerin “orantısız güç” kullanıldığını, insan hakları ihlalleri yapıldığını rapora bağlayıp, Türk ve dünya kamuoyuna duyurdu…

Türk halkı, bu davranışı “gammazlama” olarak kabul ediyor.

Türkiye’yi işgal ettirmek için darbe girişiminde bulunan FETÖ’nün, finans kaynaklarına ve medya kuruluşlarına karşı yapılan haklı operasyonlarda da milletvekillerini olay mahalline göndererek, teröristlere kol kanat gerdirdi.

FETÖ’ye karşı yürütülen operasyonlarda “mağduriyetleri” öne çıkartarak karşı mevzide konuşlandı…

***

Bu yanlış siyasi strateji ile:

Vatanın kurtuluşunu, Cumhuriyetin kuruluşunu gerçekleştiren kahramanların partisi CHP; vatanseverliği, milliyetçiliği, anti-emperyalistliği ve vatan savunmasını AKP’ye bıraktı.

AKP’nin 14 yıllık kamburlarını sırtına aldı…

AKP, stratejik hatalarından dönüp, doğru politikalar izlemeye başlayınca, zaten geniş olan tabanının, yeniden sempatisini kazanıyor.

Bir anlamda, halka kendini af ettiriyor…

Y-CHP ise, doğrulara da karşı gelerek, AKP’nin bugüne kadar yaptığı tüm yanlışların faturasını ödeme ile karşı karşıya geldi.

Bence bu yüzden CHP’nin çelenkleri tekmeleniyor…

***

Aslında tekmelenen CHP değil, Dersimli Kemal ve arkadaşlarıdır.

Yani Y-CHP…

***

Çünkü Y-CHP ulusalcı politikalar izlemiyor.

Acil koduyla” çağrıldığı toplantılar bunun en çarpıcı kanıtı oldu.

Daha birkaç gün önce, Aydınlık gazetesinden Sebahattin Önkibar yazdı:

Fetullah Gülen’in amiral gemisi olarak kabul ettiği ABD’nin Ankara Büyükelçisi John Bass, Kılıçdaroğlu’nu karşısına oturtup, ABD’nin talimatlarını tebliğ etti.

“Yapılanlar antidemokratik… Operasyon adı ile muhalif avı yapılıyor. Muhalefet partisi olarak sizin buna şiddetle karşı çıkmanız gerekiyor. Türkiye diktaya gidiyor!” dedi.

Emperyalistler, Türkiye’nin ana muhalefet partisine, ne yapması gerektiğini söylüyorlar.

Suriye’de namlu namluya geldiğimiz ABD’nin, İstanbul ve Kayseri’deki patlamaların arkasında olduğu söyleniyor, ki ben de öyle düşünüyorum…

Bu koşullarda, ABD Ankara Büyükelçisinin “öğütleri” dinlenir mi?

6 Ok’a bağlı geniş yığınlar, böyle bir konuşmanın yapılmadığını duymak istiyor…

Haberi Y-CHP tekzip yapamıyor!..

Bu çizgi sürdürüldükçe; çelenklerin tekmelenmesi en hafif tepkidir, yüzünüze tükürülmediğine şükredin…

***

Basnews adlı haber sitesinde:

ABD, PKK’nın Suriye Kolu YPG’ye, 7 helikopter dolusu karadan havaya fırlatılan füze ve roketler verdiği haberi var. (6)

O da yalanlanmadı.

Uzmanlar, Diyarbakır’da düştüğü açıklanan savaş uçağımızın, düşürüldüğünde ısrar ediyorlar!

Doğru ise, ABD’nin YPG’ye verdiği füzelerin, Türkiye’ye gelmediğini kim garanti edebilir?

PKK’nın hava savunma sistemi mi vardı?

CHP, terörle mücadelede güvenlik güçlerinin arkasında dursa ve ağzını tutabilseydi, iktidar kendiliğinden gelip kapısını çalabilirdi.

Vakit henüz geçmiş değil…

Tek çıkış yolumuz gözüken ŞİÖ’ye karşı çıkmak, hangi aklın karıdır?

Üstelik NATO’dan ayrılmayı da şart koşmuyorlar bize…

Tek kişi kalana kadar, AB ve NATO için mücadele etmek CHP’nin hedefi olabilir mi?

***

14 Aralık tarihli Sözcü gazetesinde; usta gazeteci Uğur Dündar, CHP çelengine çifte atanlara haklı ve yerinde sorular sordu. (7)

Çok isabetli olmuştur, hepsi doğrudur.

***

AKP iktidarı yanlışından döndü veya döndürüldü ne fark eder ki?

Ne yapalım yani, o yanlışları şimdi biz mi savunacağız?

ABD’nin kara gücüne sahip çıkmak, bize mi düştü?

FETÖ’yü mağdur göstermek CHP’nin işi mi?

AKP’nin kamburlarını sırtımıza neden alıyoruz?

ABD’ye diyet borcunu hala ödeyemedin mi Kılıçdaroğlu?

Ömer Seyfettin’in “Diyet”ini (8) de mi okumadın?

Çek altına verdikleri o pis koltuğu, fırlat yüzlerine koltuğun diyetini…

Halkın yanına gel…

Canlı bombalarla Türkiye’yi teslim almak isteyenlerin “acil kodlu” çağrılarına “baş üstüne” demeye mecbur musun?

En haklı dava bile senin ağzına düşünce, “haksız” muamelesi görüyor.

Mağduriyet bile üstünde durmuyor Kılıçdaroğlu…

Değneğe kaşınacağına, güvenlik güçlerinin yanına geçsen diyoruz!

Cemil Can

DİPNOTLAR:

  1. http://www.sozcu.com.tr/2016/gundem/kayserideki-sehit-toreninde-chpnin-celengi-parcalandi-1561204/

  1. http://www.dinihaberler.com/vatandas-sehidine-sahip-cikti-chp-celengini-parcaladi-video,636.html

  1. http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/646924/Kayseri_de_CHP_ve_EMEP_e_saldiri…__CHP_Genclik_Kollari_Baskani_darp_edildi.html

  1. http://www.ensonhaber.com/sehit-cenazesinde-kilicdaroglunun-celengi-parcalandi-2016-06-09.html

  1. http://www.star.com.tr/video/chpnin-minibusunu-vatandaslar-tekmeledi-video-725409/

  1. http://odatv.com/aydinlik-yazarindan-kilicdaroglu-iddiasi-1312161200.html

  1.  http://www.sozcu.com.tr/2016/yazarlar/ugur-dundar/atesten-gunler-1564296/

  2. http://www.edebiyatfatihi.net/2014/05/omer-seyfettin-diyet-oykusunun-ozeti.html

“CİHANIN YURDU ÇİĞNENSE ÇİĞNENMEZ SENİN YURDUN”

cinanin_yurdu_cignense

Suriye’ye “diktatör Esat’ı devirmek için girdik” diyorsun!

Çok iyi ibiliyorsun ki, bu sözlerin 1 yıl önce ciddiye alınabilirdi.

Çok geciktin çok…

Sınırı Suriye’nin toprak bütünlüğünü korumak için geçtiğini itiraf et.

Bir türlü anlam veremiyorum:

Durup dururken sınırı neden aşıyorsun?

Tankla giremediğin Şam’daki Emevi Camiinde artık Cuma namazı kılabilirsin!

Yeter ki, ayakkabılarını çıkart ve böyle tut.

Eset”i devirmeyi unut!

100 gün önce, Suriye sınırına yakın savaş uçağı uçuramıyordun.

Birkaç hafta öncesine kadar İHA’larımız Suriye topraklarına gİremiyordu.

Ne tez unuttun!

Rusya üzerinden; “Eset”in onayını da aldıktan sonra, yüzünü ancak Doğu’ya dönebildin.

Şangay İşbirliği Örgütü’ne girebilirsin artık.

Rusya yolunu açtı, Çin’in de itirazı yok.

Üstelik, AB ile ilişkilerini tümden koparmayabilirsin…

ABD üzerini çizdi.

AB de aynı yoldan ilerliyor..

78 milyonluk bir pazarı kaybetmemek için, şimdilik Türkiye’yi kapılarına bağlı tutuyorlar.

Biliyorsun…

Reisim”!

Güvenilir olmadan, güveneceğin dostu bulamazsın bu dünyada.

Görüyorsun ki, bu kafayla, İsa’ya da Musa’ya da yaranamıyorsun!

Belli ki, “Eset” karabasanın oldu.

Bu yüzden mi geceleri uyuyamıyorsun?…

Ana haber bültenlerinde;

Bahçeli ile anlaştığın anlatılıyor.

Altın tepsi içinde başkanlığı sunmuş önüne, hala rahat duramıyorsun…

Komşunun içişlerine müdahale hakkını nereden aldın?

Diktatörlük”le yönetilen ülkelere müdahaleyi hak mı görüyorsun kendine?

Bu yaptığınla, kendi ülkene müdahalenin zeminini hazırladığını da mı anlayamıyor musun?

Yoksa, 15 Temmuz’da sokağa çağırdığın yüz binlere mi güveniyorsun?

İki kişinin birini yeniden “konsolide” etmen bundan mı?!

Merak etme, onlar zaten çantanda kekliklerin…

Toplumu kutuplaştırıp, boşuna germe.

İki kişinin diğeri de, “muhalefet”in sayesinde artık sana çalışıyor.

Şöyle:

5 Haziran’da iktidarını kaybettiğinde, önüne ilk yatan zat hala peşindedir.

İktidarının sürmesi için, ortaklık teklifi yapma fırsatını kolluyor.

İntikamcı olmayacağız, geçmişten hesap sormayacağız” sözleri ile sana en büyük desteği o vermedi mi?

Nankörlük etme!

Bir insan, kendinin ne kadar gereksiz olduğunu başka nasıl anlatabilirdi!

O günden sonra yolun açıldı, iki kişinin ikisi de artık seninle…

Toplumu boşuna gerip, kutuplaştırmaya son ver!

Hepimizi sinir hastası ettin, yakamızı bırak…

Başka türlü de açıklayabilirim:

Seçim hükümetine katılacak olan CHP milletvekillerini, “karaktersiz”likle suçlayan Dersimli Kemal, AKP ile koalisyon hükümeti kurmayı kabul edenleri tarif etmek için hala bir sözcük bulamadı Büyük Sözlükte.

Hele de hazretin, “Devr-i sabık yaratmayacağız” sözleri tam bir felaketti.

O güne kadar söylediklerinin tümünü yalanlayıp, nasıl da geri aldı değil mi?!..

Bu nedenledir ki, alternatifin yok bu mahallede!

Anlayacağın pek yakında, iktidarını tehdit edecek bir parti de görünmüyor ufukta.

Sırası mı, değil mi bilmem ama, aklıma geldiği için söyleyeceğim.

Dört işlemle anlatabilirim sorunu.

Elimizdeki verilerden biliyoruz:

Seçmenin 1/4′ü, o da kerhen, “Sol”a oy verir.

Sağ”ın tabanı ise, yüzde 75′lere dayanıyor…

Öfkeyi hitabet sanatı belleyen siyasetiniz, belli ki “kutuplaşma” üzerine kurulu.

Kutuplaşmaya hizmet edenler, sonuçta senin hizmetkarın oluyor.

Erdoğan düşmanlığı” üzerine yapılan siyasetten asla zararın olmaz.

Bunu en iyi sen biliyorsun…

En makbul adamların onlar…

Böyle bir savaştan Venedikli korsanlar kazançlı çıkamaz!..

Senin sözlerinle söyleyeyim istersen:

Üç her zaman birden büyüktür!

Aritmetik öyle diyor…

O halde; daha fazla çam devirme.

Kırdığın potları, Cumhuriyetin 83 yıllık kadroları düzeltemiyor.

Sakin ol, otur sarayında, bu işler yürür…

Son potun :

Esat’ı devirmeye gittik” idi, değil mi?

Pardon ama nasıl buyurdun?!

Emin ol, böyle bir muhalefetin oldukça;

Cihanın yurdu çiğnense, çiğnenmez senin yurdun.”

Cemil Can

 

BAŞKANLIĞA HAYIR PADİŞAHLIĞA “EVET”!

20130608_ldp001

İstanbul’da çoğu polis 38 kişinin ölümüne neden olan hain saldırıdan birkaç saat önce, AKP ve MHP’nin üzerinde tam bir mutabakat sağladığı hususlar, anayasa değişiklik önerisine dönüştürülerek TBMM’ne sunuldu…

Öneri aslında ibretlik bir belgedir.

Anayasaya aykırı olan “fiili durum”un bir anlamda tarifi yapılıyor.

Aynı zamanda hukuksuzluğun resmen itirafıdır…

Pakette yer alan maddelere göre:

Cumhurbaşkanı’nın partisiyle ilişkisi kesilmeyecek.

Partili Cumhurbaşkanı, milletvekili adaylarını da belirleyecek.

Başbakan’a ait yetkiler Cumhurbaşkanı’na geçecek.

Bakanları Cumhurbaşkanı atayacak.

Kanun Hükmünde Kararname çıkarmaya yetkili de olacak…

Bu kadarı krallarda bile yok.

***

Yürürlükte olan Anayasa’da bulunmayan bu yetkilerin tümünü Erdoğan, şu an fiilen kullanıyor zaten.

“Fiili durum”un anlamı:

Erdoğan’ın Anayasa’yı ihlal ettiği ve defalarca “anayasa suçu” işlediğidir.

Böyle bir durumda yapılması gereken, Cumhurbaşkanını anayasal sınırlar içerisine çekmek iken, biz hukuku Cumhurbaşkanı’nın durumuna uyduruyoruz.

Türk tipi başkanlık sistemi” budur işte…

Bu akıl dışı işi üzerine vazife edinen, tabanının liderliğini sorgulamaya başladığı ve koltuğu ciddi sallantıda olan MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’dir.

En basit anlatımıyla, yaşamakta olduğumuz olay bu kadar basittir…

***

Her türlü milliyetçiliği ayaklar altına aldım!(1) diyen birine, 9 Işık‘a (2) bağlı “Ülkücü Devlet”, olağanüstü yetkiler verilmesi için adeta yırtınıyor.

Ne tuhaf değil mi?

Devlet Bahçeli, koltuğunu kurtarmaya çalışırken, MHP’yi de feda ediyor.

Başkanlık sisteminde; ikinci, üçüncü partilerin yaşayamayacağı gerçeğini hiçbir şekilde gizleyemez.

Daha da önemlisi, “parlamenter sistem”in (3) olmazsa olmazı: “Kuvvetler Ayrılığını(4) tarihe gömüyor…

Yeni sistemde, yürütme ve yasamaya hakim olan Cumhurbaşkanı, yargıyı da kolaylıkla kontrolü altına alabilir!

Basına yansıtıldığı kadarıyla; yüksek yargıda (HSYK, AYM, Yargıtay ve Danıştay) görev yapacak hakimlerin yarısını Cumhurbaşkanı atayacak.

Kalan yarısını da yine Cumhurbaşkanı atayacak!

Açıklayayım:

Partili Cumhurbaşkanı seçilirken, seçmenin yüzde 50‘sinden fazlasını alacağına göre, partisi de yüzde 50‘yi geçerek, Meclis’te çoğunluğu sağlamış olacaktır.

Şaşırmaya gerek yok, aritmetik bilimi böyle diyor…

Yani; Cumhurbaşkanı seçilir seçilmez, Meclisin çoğunluğuna hakimdir.

Çünkü partili olduğu için, partisinin milletvekilleri de o belirlemiş olarak seçilecek.

Dolayısıyla, Meclis’in HSYK ile yüksek yargıya seçeceği üyeleri de o atamış olacaktır!

Bunun lamı cimi yok…

***

MHP’nin üzerinde “tam mutabakat” sağladığı anayasa değişiklik önerisine göre:

Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun 12 üyesi olacaktır.

Üyelerin yarısını Cumhurbaşkanı, diğer yarısını da TBMM seçecek.

Anayasa Mahkemesi’nin üye sayısı 15‘e düşecek, 13‘ünü Cumhurbaşkanı seçecek.

Cumhurbaşkanı’nı “Yüce Divan” sıfatıyla yargılamakla görevli Anayasa Mahkemesi’nin, neredeyse tüm üyelerini Cumhurbaşkanı seçecek.

Ol mahkemenin hükmüne derler mi adalet.” (5)

***

Türk Tipi Başkanlık Sistemi” de denen, bu yeni sistemde:

Cumhurbaşkanına yönelik soruşturmalarda; 600 vekilden 301‘nin önerge vermesi gerekiyormuş.

Güya; Cumhurbaşkanı’nın belirleyip seçtirdiği üyeler, Cumhurbaşkanı hakkında soruşturma başlatılmasını isteyebilecekler!

Ne kadar inandırıcı ve gerçekçi değil mi?

Sonra da “Soruşturma Komisyonu” kurulacakmış.

Soruşturma Komisyonu kurulması için ise, 360 milletvekilinin destek vermesi şart koşuluyor.

Bu da kolayca bulanabilecek bir rakam!?

O kadar olsa iyiydi!

Cumhurbaşkanı’nı Yüce Divan‘a sevk edebilmek için, bu defa 401 vekilin onayı aranacak!

Gerçekleşmesi imkansız olan bir durumdur yani.

Çünkü Meclis’in çoğunluğu, mecburen Cumhurbaşkanının partisindendir ve onları tek tek belirleyen partili Cumhurbaşkanının kendisidir…

***

Partili Cumhurbaşkanı’nın belirleyeceği milletvekillerinin, nasıl tipler olacağını çok mu merak ettiniz?

Merakınızı gidereyim:

Allah’u taalanın bütün vasıflarını toplamış bir lider, Sayın Recep Tayyip Erdoğan var.(6) diyebilen, AKP Düzce Milletvekili Fevai Aslan gibi olabilirler.

Ya da:

Başbakan’a dokunmak bile inanın bence ibadettir(7) diyen AKP Bursa Milletvekili Hüseyin Şahin gibi…

***

Her biri egemenliğin üçte birini bağımsız olarak kullanan erkler:

Yasama, yürütme ve yargı, artık tek kişide birleşecektir!

Kısaca:

Türk Milleti adına egemenliği, Cumhurbaşkanı kullanacaktır.

Doğal olarak; “Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir” sözü, tarihteki yerini alacaktır…

Bu “Necip Millet” istedikten sonra, geriye gidişi Erdoğan bile durduramaz!

Kör müsün be adam!

Erdoğan, idam cezasını geri getirmek için bile fırsat kolluyor:

“İdam cezası Meclis’ten geçer önüme gelirse imzalarım, Batı’nın ne dediği önemli değil milletimin ne dediği önemli” diyor… (8)

“Milletim” dediği yaşayan halktır, anlayacağın iki kişiden biridir…

***

MHP’nin muhalif kanadı, merkez sağda alel acele bir parti kurabilse, CHP’nin de başından Dersimli Kemal ile ekibi uzaklaştırılabilse, bir de HDP’ye mesafeli durulsa, uzak ihtimal gibi duruyor ama belki referandumdan “hayır” çıkartılabilir…

Bunun dışında; Y-CHP ile HDP’nin bulunduğu Anayasa değişikliğine “Hayır” diyeceklerin cephesi, geriye gidişi durduramaz…

Eyalet sistemi”ni uygulamaya koyacakları “Başkanlığı” asıl isteyen PKK’lılar idi, unutmayınız!..

“Başkanlık” bir anlamda PKK’nın projesidir.

Ancak bir “Kurucu Meclis”in (9) yapabileceği yeni anayasayı, kurulu meclise yaptırmayı kabul eden de ne yazık ki Y-CHP‘dir…

Şimdi kendi kazdığı kuyuda debelenecek!

Anımsayınız:

Bu SOROSÇU ekip, ne biçim yapışıp kalmıştı Anayasa Uzlaşma Komisyonu Masası’na…(10)

***

Sözün özü:

Muhalefetin meşru kabul edip, önerdiği yoldan, AKP padişahlığı geri getirecek!

Muhalefet ne kadar “hayır” diyerek yırtınsa da, Erdoğan’ın “millet”i, bunların lafına bakmaz!

Referanduma gidileceği kesin gibidir…

Bu ekiple, “Başkanlık” da engellenemez gözüküyor, Cumhurbaşkanlığı adıyla gelecek önümüze!

Lakin bir sorun var!

O da:

Erdoğan’dan sonra seçilecek Cumhurbaşkanı (Başkan) için bu yetkiler fazla değil mi?

Bu konuda da kaldık yine Erdoğan’ın insafına.

Gelin bir heyet oluşturup Saray’a gidelim.

Anayasa değişikliği için bir geçici madde daha eklenmesini rica edelim.

22. Geçici Madde” ile; referandumda kabul edilen değişiklikler, sadece Recep Tayyip Erdoğan dönemi ile sınırlı kalsın!

Erdoğan’dan sonra, tekrar parlamenter rejime geçeriz…

Sıfırdan başlarız demokrasi kavgasına.

Başka seçeneğimiz kalmadı gibi…

 

Cemil Can

 

DİPNOTLAR:

 

(1) https://www.youtube.com/watch?v=eO4wwNazlic

 

(2) https://tr.wikipedia.org/wiki/9_I%C5%9F%C4%B1k_Doktrini

 

(3) http://www.turkiyehukuk.org/baskanlik-sistemi-ile-parlamenter-sistemin-karsilastirilmasi-infografik/

 

(4) http://www.dmy.info/kuvvetler-ayriligi-nedir-gucler-dengesi/

 

(5) “Kadı ola davacı vü muzhir dahi şahid,

Ol mahkemenin hükmüne derler mi adalet?”

 

Hakim hem davacı, hem mübaşir hem şahit oluyorsa,

O mahkemenin verdiği karara adalet denir mi?

 

Ziya Paşa, Terkib-i Bend VI

 

(6) https://www.youtube.com/watch?v=81GB_fT4WLw

 

(7) https://www.youtube.com/watch?v=NAvP8bZaliY

 

(8) http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/dunya/623801/Avrupa_Konseyi_nden_Turkiye_ye_idam_cezasi_uyarisi.html

 

(9) https://tr.wikipedia.org/wiki/Kurucu_meclis

 

(10) http://www.ulusalkanal.com.tr/m/?id=4242

 

 

 

 

“BAŞKAN’IN YARDIMCILARI: DERSİMLİ VE BAHÇELİ!

2

15 Temmuz’dan bu yana neredeyse 5 ay geçti.

FETÖ’nün “siyasi ayağı”na hala dokunulamadı.

Bunun önemli bir nedeni olmalı:

Söylentiye bakılırsa, FETÖ üyesi milletvekillerine Silivri tehdidiyle “Başkanlık Sistemi”ne geçilmesi için oy kullandırılacak.

Hepsinin isimleri tek tek belirlenmiş…

***

Başbakan Binali Yıldırım’ın:

“ByLock’ta bakanlar, milletvekilleri var mı? Kocaman bir yalan. Hiçbir milletvekilimiz, ne bakanımız ne ByLock’ta var ne terörün içinde var, ne FETÖ’nün içinde var” sözleri, adeta FETÖ’cü milletvekillerine verilmiş garanti gibidir…

Açılım” sürecinde PKK,  AKP’ye “Ver özerkliği al başkanlığı” diyordu, bu defa AKP, FETÖ’cü milletvekillerine “Verin başkanlığı alın özgürlüğü” diyecek galiba!

Hal böyle olunca; TBMM Darbe Girişimini Araştırma Komisyonunun görevi: FETÖ’nün “siyasi ayağı”nı ortaya çıkartmamaya dönüştü!

***

Bu nedenle Darbe Girişimini Araştırma Komisyonu üyeleri arasında bir kör dövüşüdür gidiyor:

AK Parti Manisa Milletvekili ve TBMM Darbe Girişimini Araştırma Komisyonu Başkanvekili Selçuk Özdağ, bir süre önce yaptığı açıklamalarda dile getirdiği, Fethullah Gülen ve Papa 2. Jean Paul görüşmesine aracılık eden kişinin eski başbakanlardan merhum Bülent Ecevit olduğunu iddia etti.

Konuyu bakın nerelere doğru götürüyorlar.

Özdağ, tartışma konusunu isabetli belirledi:

“Kemal Kılıçdaroğlu’nun 17 Aralık’tan bir hafta önce Amerika Birleşik Devletleri’nde Fethullah Gülen’e ait bir enstitüsünde Fethullahçılar ile toplantı yaptığını biliyoruz. Dışişleri Bakanlığı’na ‘Kılıçdaroğlu bu toplantıyı gizli mi yaptı? Büyükelçiliğimizin elemanları katıldılar mı? Bu toplantılar da kimler vardı ve ne konuşuldu’ diye dilekçe verdik. Bir de CHP Genel Başkan Yardımcısı Birgül Ayman Güler’in disiplin dosyasını istedik. ‘Biz, 30 Mart seçimlerinde paralelle işbirliği yaptık‘ dediği için partiden ihraç edildi” (1) diyerek, horozlanmaya devam ediyor…

Demek istiyor ki:

AKP, FETÖ’yü koruyup kolladı, doğru…

Ama Cemaat bizi aldatmıştı!

Sorun halka da bakın!

Aldanmayı kabul etmeyen CHP ise hiç de masum değildir…

***

Komisyonun uyanık üyesi Aytun Çıray, bu basit oyuna düştü.

Selçuk Özdağ’ın horozlanmasına cevaben:

“Erdoğan 2004 yılında Amerika’ya gittiğinde yanında zamanın Dışişleri Bakanı Abdullah Gül vardı. O sırada Sayın Gül, dönemin ABD Büyükelçisi Faruk Loğoğlu eliyle Amerikalılara bir mektup gönderdi. Mektupta Fetullah Gülen’in eğitimci olduğu söylenerek övülüyordu. O mektup Gülen’in Amerika’da ikamet edebilmesi ve Yeşil Kart verilmesine referans olmak için verildi” dedi…(2)

Zaten, AKP’nin istediği, böyle bir tartışmayı başlatıp sürdürmekti…

Bu tartışma, aynı zamanda AKP’nin CHP’ye zımnen önerdiği; “siyasi kanada” dokunmayalım teklifidir.

Çünkü “siyasi kanat” bu noktadan itibaren Erdoğan için hayatidir…

Başkanlık” uğruna, FETÖ’yü bin kez af etmeye hazırdır.

Daha sonra ne yapar bilemeyiz tabi.

***

Y-CHP’ye gelince, onların kumanda kolu ABD’dedir.

Atlantik ötesinden gelecek emire göre hareket edecekler!

Büyük olasılıkla FETÖ’cü milletvekilleri bütün partilere dağıtılarak seçtirilmiştir.

Bu noktada, aklıma Abdullah Öcalan’ın sözleri geldi:

Öcalan, “Çözüm süreci”nde, Gülen’e ittifak önermişti.

Bu konu, PKK’nın yayınladığı “Demokratik Kurtuluş ve Özgür Yaşamı İnşa” adlı kitapta şöyle geçiyor: “Biz kendilerine Ortadoğu’da demokratik ittifak bile teklif ettik, değil mi? Öyle düşmanlığımız falan olmaz. Söyleyin, Gülen’i en iyi anlayacak olan yine benim.”(3) Bu diyaloğa göre, HDP’den de bazı FETÖ’cü milletvekillerinin seçilmiş olması gerekir…

***

Daha yeni, CHP Genel Başkanının, “miting öncesi ve sonrası hangi konuların üzerinde duracakları konusunda araştırmalar yapan” danışmanı Fatih Gürsul, FETÖ soruşturması kapsamında gözaltına alındı.

Olay aynı zamanda Y-CHP’ye “ayağını denk al” mesajını taşıyor.

Dersimli Kemal için çember giderek daralıyor.

Kılıçdaroğlu’nun, FETÖ ile ilişkisi kanıtlanırsa, başkasına gerek yok, bizzat partililer arkasına tenekeden kuyruk yapıp sokak sokak gezdirirler…

Dolayısıyla, Kılıçdaroğlu’nun da gerçek isteği “siyasi ayağa” dokunulmamasıdır!

Bu yüzden boş gevezelikle komisyonda vakit öldürülmesi bayıldığı iştir…

***

Sırası geldiği için söylüyorum:

FETÖ’ye hayat öpücüğü değerindeki bu affı getiren Devlet Bahçelidir.

Bahçeli’nin “Başkanlık” teklifi, FETÖ’nün “siyasi ayağı”nı Erdoğan için hayati önemde bir unsur haline getirdi.

Dört partinin de gerçekte istediği FETÖ’nün “siyasi ayağı”na dokunulmamasıdır

Sonuçta; yeni rejimimizi FETÖ belirleyecek duruma geldi…

Dileyen buna darbe girişiminin başarısızlıkla sonuçlanması halinde “B Planı” diyebilir!

***

Örgüt, önemli kadrolarını koruyarak, bu savaştan en az zararla çıkacak gibi görünüyor…

ABD ve AB, zaten FETÖ’nün arkasında duruyor.

Bir anlamda “ateşkes” değerinde olan bu yeni durum, örgütün güç toplamaya başlamasını sağlayabilir…

Ondan sonra başımıza nerede hangi işin açacaklarını, ancak bekleyerek öğrenebiliriz…

***

Hakkını teslim etmek gerekir:

MİT, darbe girişiminden sonra başarılı bir çalışma yaptı.

ByLock” ve “Eagle”ın şifrelerini kırarak, bu programları kullanan FETÖ üyelerini ortaya çıkarttı.

Zaten binlerce insan bu listelere dayanılarak tasfiye edildi ve tutuklandı…

Bir tek örgütün “siyasi ayağına” dokunulmadı!

FETÖ’nün gizli yazışmalarında kullandığı “ByLock” programını 125 milletvekilinin kullandığı tespit edildi.

“ByLock” kullanan 125 milletvekilinden 82‘si AKP’li, kalan 43 vekil ise muhalefetten imiş… (4)

Önümüzdeki tablo bu kadar korkunçtur yani.

Bu verilere göre gelelim aritmetik işlemimize:

AKP’nin meclisteki sandalye sayısı: 316′dır.

330’u bulmak için ihtiyaçları: 14 milletvekili kadardır.

40 milletvekili olan MHP’nin kaç fire vereceğini bilemeyiz.

Muhalefet kanadında bulunan 43 FETÖ’cü milletvekilinin oylamada kıvırma şansı sıfırdır.

Bu işin şakası yok, aksi halde, Silivri’yi boylayacaklar…

Bunu göze alabileceklerini hiç sanmam.

AKP’den çıkacak fireler ise, ciddi bir rakama ulaşamaz.

***

Bu arada belirteyim ki:

1 Kasım‘da milletvekillerinin tümünü Erdoğan tek tek belirlemiştir.

Daha şimdiden boş imza vermelerinden durumları bellidir.

316’ya 43’ü ekledik mi, eder 359.

359’dan 29 fire çıksa bile, sonuç: 330’dur…

Teklif referanduma gider.

***

Referandum’dan önce kurulacak olası “Hayır Bloku”nda kimler olabilir?

Kurumsal olarak; Y-CHP, MHP ve HDP elbette.

HDP’nin yönetimi cezaevindedir…

Referandumda ciddi bir etkinlik gösteremeyecekleri bellidir.

Kalıyor geriye Y-CHP ile Y-MHP.

Y-CHP, HDP’nin yerini aldı: PKK ve FETÖ’yü savunmayı kendine iş edinmiştir…

Bu yüzle halkın karşısına çıkabilir mi?

Bunlar çıkabilirler…

Dersimli halkın karşısına çıkıp “referandumda hayır oyu kullanın” dese ne olur, demese ne?

Önümüzdeki referandumda, Dersimli kelimenin tam anlamıyla Yalova Kaymakamıdır.

Fanatik CHP’liler bile, Dersimli Kemal’in sözüne zerre değer vermezler.

***

Sonuç:

Her zamanki gibi olan yine halka olacaktır!

Y- MHP’nin aktif, Y-CHP’nini pasif desteği ile “Başkanlık Sistemi”ne kolaylıkla geçilebilir…

“Başkanlık Sistemi”nde,  iki başkan yardımcısı olacağı söyleniyor.

Bari, birini Kılıçdaroğlu’na verseler.

Diğerini de Bahçeli’ye!?

Ne de olsa, bu kadarını hak ettiler…

Cemil Can

 

DİPNOTLAR:

(1) http://www.hurriyet.com.tr/ozdag-gulen-ve-papa-bulusmasinda-bulent-ecevit-40296014

(2) http://odatv.com/ocalan-gulen-hakkinda-aslinda-ne-demisti-0108161200.html

(3) http://www.aydinlik.com.tr/politika/2016-aralik/gul-gulen-icin-referans-oldu

(4) http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/siyaset/622279/125_vekilde_ByLock_tespit_edildi…_Basbakan__bizde_yok__demisti__iste_AKP_lilerin_sayisi.html

 

“BURADA… BURADA… BURADA…”

Ahmet_Mehmet_Nazlı_1

Y-CHP’nin ADANA Mitingindeyiz…

Mitingin adı: “Türkiye’yi böldürtmeyeceğiz, Cumhuriyeti koruyacağız.”

Yalanlarınız Batsın!

En büyük bölücü ve Cumhuriyet düşmanı, bu güzel isimle Türkiye’yi aldatabileceğini sanıyor.

Dersimli Kemal’in, elindeki kağıttan okuyalım:

Şimdi hapisteki bir grup gazetecinin ismini okuyacağım lütfen hep beraber burada diyelim…” diyor.

Adeta Harbiye’de yapılan yoklamada; Mustafa Kemal’in numarası okunduğunda, öğrencilerin bir ağızdan “Burada” şeklinde haykırmasına, nazire yapılıyor.

-NAZLI ILICAK
-Burada…

-AHMET ALTAN
-Burada…

-MEHMET ALTAN
-Burada…

….

Kılıçdaroğlu’nun bu son ihanetine, ne yazık ki saf ve temiz duygularla mitinge katılan CHP’liler de iştirak ettirildi:

Dersimli utanmadan, sıkılmadan:

Onlar hapiste, ama sanmasınlar ki onlar yalnızlar, biz onlarla beraberiz” dedi…(1)

İyice gözünü karartmış, maskesini çıkartmış, korkmuyor ve ağzınızdan çıkanı kulağı duymuyor!

Bir kısım saflar, bu vahim olayı “Temel Hak ve Özgürlükler” çerçevesinde sahipleniyor…

Bayanlar ve Beyler;

Temel Hak ve Özgürlükler” arasında; suç işleme, suçu ve suçluyu övme, suç işleyeni iyi gösterme, suçluya yardım ve yataklık etme, suça azmettirme özgürlüğü yoktur!..

Y-CHP, “Türkiye’yi böldürtmeyeceğiz, Cumhuriyeti koruyacağız” adını koyarak, gerçek amacını gizlediği bu mitingte, açıkça suç işlemiştir:

Dersimli’nin sözleri; yeni işlenecek olan suçlar için de azmettirmedir.

Daha önce, işlenen suçları, dolaylı yoldan övmektedir

Açıklayalım:

Biliyorsunuz; Cemaat, masa başında delil üreterek, TSK’ya kumpas kurmuştu…

Yargıyı ve Emniyeti soruları çalarak hileli yollardan ele geçirdiler.

Silahlı bir terör örgütü olan FETÖ‘yü; adil yargılamak gerekir, onlardan farklı olduğumuzu ortaya koymalıyız, gibi ifadeler, son derece aldatıcı ve son tahlilde bu Amerikan uşağı örgütün amaçlarına hizmet eder…

İlk bakışta, doğru gibi gözüken bu cümleler, az sonra aktaracağım temel sorunun çözümünü olanaksız hale getirebilirler.

Çünkü adil yargılama, “bağımsız ve tarafsız mahkemeler” ile mümkündür.

Mahkemeler, eğer bir örgütün eline geçmişse, artık o mahkemelerin mensup oldukları örgüt üyelerine adil davranmasını bekleyemezsiniz!

Bu noktadan itibaren, örgüt içerisinde geçerli olan emir-komuta işler.

Albay, Genelkurmay Başkanının verdiği emri, imamı olan astsubaya sormaya başlar!

Nitekim öyle de olmuştur, yaşadığımız gerçekler böyledir…

Anımsayınız, yakın geçmişte, pek çok yargı kararları, “temyiz” için Pensilvanya’ya gönderilmişti.

Peki! Adalet dağıtan kurumları, bu örgütün elinden nasıl alabilir, adaleti bu işkenceden nasıl kurtarabiliriz?

Bu soruya; akla uygun, gerçekçi bir yanıt veremezseniz, CIA‘nın ürettiği süslü cümleleri, ihanetin bir parçası olarak tekrar eder durursunuz.

Saçmaladıkça saçmalarsınız yani…

Bilenler bilir, Anayasa’mızda ve Hakimler ve Savcılar Kanunu’nda hakimlik teminatı vardır…

Yargıçlara dokunulmaz!

Hakim ve savcı atamalarını yapanHSYK, yine hakim ve savcıların verdiği oylarla oluşturuluyor…

Tanık olduk ve gördük ki, bir önceki dönem, HSKY üyelerinin çoğunluğu, soruları çalarak seçilmiş örgüt üyelerinin oyları ile seçildiler.

Bir tür, örgüt üyeleri örgütlerine yönetici seçti!

Çünkü HSYK’da sayısal çoğunlukta örgüt üyelerindeydi!..

Buyurun, bu tablodan dağıtın adaleti de görelim.

Temel Hak ve Özgürlükler de önünüzde dursun ve temizleyin bakalım bu rezaleti…

Boş konuşmayı bırakıp, gerçekleri görmeye başlama zamanı geldi de geçiyor…

Önümüzde duran bazı acil sorunlar var ve o sorunlar mutlaka çözülmelidir.

Aksi halde Devlet yok olur…

Kim ne derse desin, ABD desteğindeki FETÖ, Türkiye’yi işgal ettirmek üzere harekete geçti.

15 Temmuz‘da yapılmak istenen bu işgali gerçekleştirmekti…

Bu girişime, ne kadar “Saray darbesi” deseniz de sonucu asla değiştiremezsiniz.

(Başkanlık sistemine geçmek için böyle kapsamlı bir savaşa gerek olmadığını, sadece MHP gibi bir partiye ihtiyaç duyulduğunu yaşayarak gördünüz…)

ABD PKK ve FETÖ piyonlarına sonuna kadar sahip çıkıyor.

FETÖ’yü kanatları altına aldı, PKK’yı kara gücü olarak ordusuna kattı…

Şimdi de yedekteki güçlerini; Y-MHP ve Y-CHP’yi sahaya sürdü.

Y-CHP’yi “ABD’nin yedek gücü” nitelemek zorunuza gidiyor biliyorum!

Değiştiremeyiz, gerçek neyse odur.

Üyesi olduğum bir partiyi, böyle bir sıfatla anmak benim de hoşuma gitmiyor…

Zor ama kabul etmeliyiz; bu hassas dönemde, Y-CHP ve Y-MHP kendilerini göreve getirenlerin verdiği görevleri yapıyorlar:

Y-MHP, yok olma pahasına “Başkanlık” konusunu gündeme taşıyarak, FETÖ’nün siyasi ayağına operasyon yapılmasını engellemeyi üzerine aldı.

Başarılı da…

Y-CHP, PKK ve FETÖ’ye yapılan operasyonlarda; “insan hakları ihlali” yapıldığını, bir sürü “mağduriyet” yaratıldığını, operasyonların “muhaliflere” doğru genişlediğini, abartılı bir şekilde işliyor…

Daha fazlasını zaten yapamaz.

Taban o kadar da uyumuyor hani!

Bununla birlikte, FETÖ de boş durmuyor.

O da kalan kadrolarını sahaya sürdü.

En az zararla bu dönemi atlatmaya çalışıyorlar.

Kadrolarını korumak öncelikli işleri, hiçbir şeyden vazgeçmiş değiller…

Örgüt üyelerinin itirafları, örgütle ilişkisi olmayanları bu dava içine çekerek, soruşturmayı sulandırıp, içerisinden çıkılmaz hale getirme çabaları kesintisiz sürüyor.

Tıpkı; Ergenekon ve Balyoz davalarında yaptıkları gibi, milyonlarca sayfalık hazırlık evrakı oluşturma kurnazlığı içerisindeler…

Bu yazının konusunu teşkil eden, Y-CHP’nin sahip çıktığı “gazeteciler” ise, bu oyunun baştan beri aktörleridir.

Önceleri, kumpas operasyonlarını haklı zemine oturtmak için çaba gösteriyorlardı…

Şimdi, “mağduriyet” edebiyatı ile örgüt üyelerini korumak ve “masum” gösterme görevini yerine getiriyorlar.

Hepsinden önemlisi; haklarında darbeye teşebbüs etmekten dolayı yürütülen bir soruşturma var.

Suçlu olup olmadıkları, elbette ki yargılama sonunda ortaya çıkacaktır.

Ama şüpheli olduklarına kimse bir şey diyemez.

Şüpheliler için alınacak yasal tedbirler, bu kişiler için de alınacaktır.

Çünkü kimsenin yargılanmama gibi bir imtiyazı olamaz!

Bu nedenle yapılanlarda, hukuk dışı bir şey yoktur.

Hukuk dışı olan, yargılama yapılmadan, peşin hükümle bu kişileri sahiplenip, SUÇSUZ İLAN ETMEKTİR…

İtirazımız bu ilkesiz davranışadır.

Böyle bir iş; asla ve kat’a CHP’ye yakışmıyor.

Bunu yapan partiye, Cumhuriyet Halk Partisi denemez.

Biraz daha açıyorum:

Açıktan FETÖ’ye sahip çıkamayan Y-CHP, daha dün İnsan Hakları İnceleme Komisyonu‘na dilekçe vererek; FETÖ’ye karşı başlayan tutuklamaların MUHALİF KESİMLERE doğru genişlediğini ileri sürdü.

Bu sözleri duyanlar, “muhalif kesim”den, CHP ve MHP’lilerin kastedildiğini sanırlar.

Kazın ayağı öyle değil.

Y-CHP’nin “muhalif kesim” olarak nitelendirdiği, dilekçede tarif edilmiş:

“Tutuklananlar arasında GAZETECİLER, BELEDİYE BAŞKANLARI, MİLLETVEKİLLERİ VE GENEL BAŞKANLAR bulunduğunu, komisyonun bunları ziyaret etmesi gerektiği…” (2) deniyor…

Demek ki, Y-CHP’ye göre tutuklu yargılanan; Ahmet Altan, Mehmet Altan ve, Nazlı Ilıcak gibiler, sadece gazeteciydi…

Gazetecilik yaptıkları için tutuklandılar…

Y-CHP üzerinden kamuoyuna bu mesaj verilmek isteniyor!

(Gazetecilik yaptığı için tutuklananlardan; Mustafa Balbay ve Tuncay Özkan şimdi CHP Milletvekilidir. Onlar için Dersimli Kemal böyle bir yoklama yapmamıştı. Tam aksine, CHP darbecilerden temizlenmeli, yargılamaların sonu beklenilmelidir demişti…)

Kılıçdaroğlu’na göre, Ahmet, Mehmet ve Nazlı’nın FETÖ terör örgütü ile ilişkisi yoktur.

Bu kesin yargıya nereden varıldı acaba?

Sadece gazetecilik yaptıkları için tutuklular, öyle mi?

Taraf gazetesini ne tez unuttunuz, balık hafızalılar?

Mehmet Altan’ın her akşam bir televizyon kanalından evimize davetsiz konuk olarak gelip, bilgi kirliliği yaptığı da mı aklınıza gelmiyor?

FETÖ operasyonları başladıktan sonra bile, Nazlı Ilıcak’ın bu örgütü nasıl savunduğunu, örgüt üyeleri ile programlar ve röportajlar yaptığını da mı unuttunuz?

Peki, Y-CHP’nin diğer “muhalifleri” kimlermiş:

Tutuklanan BELEDİYE BAŞKANLARI.

İnsanda biraz akıl, onur ve izan olur.

40 bin kişinin katili PKK’nın, lojistik ve silah desteğini sağlayan, örgüte belediyenin parasını aktaran, örgüte elaman bulan bu belediye başkanları, sadece “muhaliftir” öyle mi?

Aferin size, Y-CHP’liler, aferin…

Diğer muhalifler kimlerdi, bir de onlara bakalım:

Tutuklu MİLLETVEKİLLERİ…

Tutuklanan milletvekilleri, PKK’nın TBMM’ndeki siyasi uzantısının üyeleridir.

Siz ne kadar inkar etseniz de, onlar bu gerçeği hiçbir zaman inkar etmedi ve etmiyorlar.

Hepsi PKK’lıdır ve bununla övünüyorlar!

Bu konuda sizden dürüst davranıyorlar…

O milletvekillerinin bir tekinin PKK ile ilişkisi olmadığını söyleyemezsiniz.

Canlı bombaları patlatan, masum halkı katleden o canilerin, cenaze merasimlerine kimler katılıyordu?

Kim taşıyordu bu vatan hainlerin tabutlarını?

Hepsini burada tek tek sayayım mı?

Biz sırtımızı; YPG, YPJ ve PYD’ye yaslıyoruz(3) diyenlere, siz muhalif mi diyorsunuz?

Diğer muhalifleriniz:

GENEL BAŞKANLARDI…

Şu an tutuklu bulunan tek genel başkan Selahattin Demirtaş’tır.

Bir de Deniz Baykal’ın dostu, kapatılan DTP’nin son Genel Başkanı Ahmet Türk…

Selahattin Demirtaş’ın, Apo’nun dışardaki silueti olduğunu hala anlayamadınız mı?

Size buradan İmralı görüşmelerinin tutanaklarını mı okuyayım?

Ahmet Türk, “Silahların susmasını istiyorsanız 30 yıldır bunun mücadelesini veren kesimleri, Sayın Öcalan’ı görmezlikten gelemezsiniz(4) diyen, Demokratik Toplum Kongresi Eş Başkanı değil miydi?

14 Temmuz 2011 günü, tek taraflı olarak Kürt halkının demokratik özerkliğini ilan eden (5) Ahmet Türk’tür.

Atatürk’ün, İnönü’nün CHP’si, teröristleri “muhalif” kabul ederek, meşru güçmüş gibi tanıtamaz.

PKK’ya ve FETÖ’ye karşı yapılan operasyonlarda; “insan hakkı ihlali” yapıldığını ileri sürerek, onları “masum” ve “mağdur” gösteremez!..

Türkiye’nin çeşitli yerlerinden saf ve temiz CHP’lileri otobüslere doldurup, Adana’daki mitinge götürerek:

Burda… burda….burda…” diye bağırtmaya kimsenin hakkı yoktur…

Bu yapılan Atatürk’ün emanetine en büyük ihanettir.

CHP, PKK’yı savunamaz!

Dersimli Kemal, CHP’yi emperyalist ABD’nin hizmetine sunmaktan başka, oturduğu koltuğa ve kendisine oy verenlerede ihanet etmiş bir yol düşkünüdür…

Katıksız bir haindir!

Ve zaten bu yüzden, CHP’nin başında bulunduğu sürece, AKP’nin iktidardan düşürülmesi imkansız hale gelmiştir…

Atatürk ve Cumhuriyet düşmanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun, bu ülkeye daha fazla zarar vermesini önlemek, öncelikli olarak biz CHP’lilerin görevidir…

En kısa zamanda, “19. Olağanüstü Kurultay”ı toplamak üzere harekete geçilmelidir…

Aksi halde, her şey için çok geç kalınmış olacaktır…

Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1)https://www.chp.org.tr/Haberler/37/chp-genel-baskani-kemal-kilicdaroglu-adanada-turkiyeyi-boldurtmeyecegiz-cumhuriyeti-koruyacagiz-mitinginde-konustu-50646.aspx

(2)https://www.evrensel.net/haber/297950/chpden-komisyonun-tutuklu-vekileri-ziyaret-etmesi-teklifi

(3) https://www.youtube.com/watch?v=ggtiOVoKQ3E

(4) http://www.dunyabulteni.net/haber/193052/ahmet-turk-hukumeti-haburla-tehdit-etti

(5) http://www.ntv.com.tr/turkiye/demokratik-ozerklik-ilan-edildi,1lZNTdZvEkurs3q0lQnO_Q