Biz kazanacağız!..
TwitterFacebookGoogleYouTube

“ERDOĞAN’DAN SONRA!..”

referandum

1 Kasım seçim sonuçlarını hatırlayalım:
AKP: yüzde 49.5, CHP:25.3, MHP: 11.9, HDP:10.8 idi.
Partili “Cumhurbaşkanlığı Sistemi” adı ile “Başkanlık” sistemini getirmek isteyen: AKP ile MHP.
Oy oranları: Yüzde 49.5+11.9= 61.4′dü buluyor.
Bu hesaba göre; aritmetik ilmi, “egemenlik projektörü”nü Erdoğan’ın üzerinde durduruyor.
Ne var ki, siyasette 2+2 her zaman dört etmiyor.
Nisan 2017′de; ak koyun kara koyun geçit başında belli olacak!..
***
Bazı AKP’liler, rejimin değişmesine karşı:
“İnsan bu kadar yetkiyi babasına bile vermez” diyorlar…
Bazıları:
AKP, 15 yılık iktidarı boyunca ne yapmak istedi de yapamadı, Cumhurbaşkanına halkın egemenlik yetkisinin tamamını vererek, hangi sorunlar çözülecek, diye haklı olarak soruyor.
Bir kesim daha var ki, bam teline basıyor:
Bu kadar sık kandırılan birine, bu kadar geniş yetkileri verirsek eğer, yine kandırılmaz mı?
Kandırılan başkan; yetkilerini ya halkın aleyhine doğru kullanırsa, o zaman ne yaparız diyerek, alçak sesle, Reis’i uyarma ihtiyacı içerisine girdiler…
***
Ülkücüler:
Ülkeyi uçurumun başına kadar sürükleyen “Başbuğ” Devlet Bahçeli ismini duyunca, burunlarından soluyorlar.
Genel Başkan- Teşkilat- Doktrin geleneğini hızla bozdular.
Devlet’i arka vagona koydular!
Her gün, MHP’nin bir ağır topu, genel merkeze başkaldırıyor….
Bozkurtlar dişlerini gösterdi:
“Siz koyunlarınıza sahip çıkın, bizim çobana ihtiyacımız olmaz” diyorlar.
“Hayır” oyu vermekte kararlı görünüyorlar…
Çin sarayından hükümdarı kaçırmaya giden 40 fedainin yaktığı o eski isyan ateşi, MHP’de yeniden alevlendi.
***
HDP’nin sicili baştan bozuk.
Onların hesaplarını İmralı tutanaklarından biliyoruz:
“Ver özerkliği, al başkanlığı” temelinde AKP ile anlaşmışlardı.
“Başkanlığa” karşı değiller yani.
TBMM’nde sessiz kalmalarına da aldanmamak gerekir.
“Hayır” oyu vereceklerini söylüyorlar ama, gizliden gizliye oylarını “Evet”e de çevirebilirler.
Sandığa gitmemek suretiyle, Erdoğan’ın başkanlığını destekleyebilirler…
Bu şekilde kullanılan oy sayısını azaltıp, “evet” diyenlerin oranını yükseltebilirler…
Böyle bir durumu sürpriz kabul etmemek gerekir…
***
Referanduma kadar kulağımız AKP-MHP cephesine dönük yatacağız.
Bu cephede ciddi bir ayrışma yaşanmazsa; Erzurumlunun “100 yıllık prangası” çözülecek gibi!?
Başörtülü bacımın da “90 yıllık reklam arası” biteceğe benziyor!?
O bakımdan:
Nisan’a kadar, nefes bile almadan; AKP ile MHP tabanına mesaj taşımak zorundayız…
94 yıllık Cumhuriyet’in kurtuluşu, oların insafına kaldı.
***
Vatandaşı karşımıza alıp:
“Egemenlik:
Bir devletin ülke üzerinde sahip olduğu tüm yetkilerdir;
Bir başka anlamıyla, Millet adına “emretme gücü”nü ifade eder;
Bu yüzden, egemenliğin kullanılması hiçbir surette, bir kişiye devredilemez;
‘Kuvvetler ayrılığı’ diye bir ilke vardır;
Egemenlik; Millet adına kullanılsın diye; yasama, yürütme ve yargı eliyle kullanılmaktadır;
Bu erklerin hiçbiri diğerine üstün sayılamaz;
Hepsinin de bir denetleme mekanizması vardır;
Denge bozulursa, o zaman keyfilik başlar;
Keyfiliğin ardından diktatörlük gelir;
Diktatörlükle idare edilen ülkelerde, insan onuru yerlerde sürünür;
Yolsuzluklar alır başını gider.
İnsanlar dünyaya geldiğine bin pişman olur” diyerek, “Hayır” oyu kullanmalarını sağlamamız imkansız gibi görülmektedir…
***
Çünkü bu söylemlerle; “Evet cephesi”ndeki yüzde 61.4 oyun, yüzde 11.5′ini efsunlanmaktan kurtaramayız.
O kesim, bizi dinlemez, dinleseler de anlamak istemezler.
Parçalanamayacak ön yargıları vardır!
Bu nedenle, çok özel ve ayrı bir strateji izlemek zorundayız.
Aylardır siyaset üretemeyen; her olay karşısında, bir o köşeye bir bu köşeye savrulan CHP, bu defa doğru çizgiye geldi.
Çift sarılı yumurtlamaya başladı.
Kılıçdaroğlu, MYK toplantısında halka verilecek mesajın özetini şöyle açıkladı:
“Bu rejim değişikliğini savunanlar sevmediği bir kişinin başkan olduğunu düşünsünler, evet oyu verecekler mi? Herkes ‘sevmediğim biri başkan olursa ne derim’ diye düşünerek oyunu kullanmalı” dedi. (1)
Mesaj, son derece yerinde; doğru ve isabetlidir…
Defalarca kutlarım.
Kılıçdaroğlu, ayrıca özveride de bulundu.
Doğruyu söylemek gerekirse; bu defa, fena mahcup etti beni…
Evet, özverili davrandı:
AKP’li seçmene; “sevmediğin biri, başkan olacakmış gibi düşünüp yetki ver” diyor.
AKP’lilerin sevmediği lider kim?
Yani Kılıçdaroğlu diyor ki:
Bu referandumda AKP ve MHP’lilere oy kullanırken; Cumhurbaşkanı adayının Kemal Kılıçdaroğlu olduğunu düşünerek oyunu ver!
Bu kadar geniş, sınırsız ve denetimsiz yetkiyi bana verirsen eğer, o zaman “evet” şeklinde oyunu kullan!..
Yemin ederim; bu propaganda sonuç getirecek.
Kemal Kılıçdaroğlu’nu, rejimi kurtarmak adına; kendini feda ettiği için ayrıca kutluyorum!
Eminim:
Tarih baba, onun bu soylu hareketini kayıt altına alacak…
***
Bozuk saatin günde iki kez doğruyu göstermesi gibi, bir doğru tespit de CHP Genel Başkan Yardımcısı Bülent Tezcan’dan geldi.
O da:
“Anayasa ‘Hayır’ demezseniz ne olacak?” başlıklı, 20 maddelik bir broşür hazırladı.
“Anayasaya ‘Evet” derseniz başınıza neler gelecek” şeklindeolumlu cümle kursa daha iyiydi.
Her neyse, “Evet” oylarının yüzde 50′yi geçmesi halinde başımıza gelecekleri bir güzel özetledi… (2)
Onu da kutluyorum…
Hükümet kanadının yaydığı propagandaya karşı, “Başkanlık yalanına 10 maddelik yanıt”, Vatan Partisi’nden geldi.
Hukuki-teknik eleştirileri onlar özetledi… (3)
Okumaya değerdir…
***
Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz:
Bu referandumdaki muhatabımız; AKP ile MHP’nin seçmeni olacağına göre, mesajlarımızı da bu kesimin “ikna” edilmesine dönük vereceğiz.
Halka:
“Erdoğan’dan sonra, aynı yetkilerle donanmış olarak; “sevmediğiniz biri gelecek diye düşünüp, oyunuzu ona göre kullanın” diyeceğiz…
Bu kez aritmetiği elbirliği ile şaşırtacağız!..
Cemil Can
DİPNOTLAR:
(3) https://www.aydinlik.com.tr/turkiye/2017-ocak/baskanlik-yalanlarina-10-maddelik-yanit

ANAYASAYA HAYIR İŞKENCEYE “EVET” !..

reina

Donalt Trump’un ABD Başkanlık makamına oturmasını,

Hüsnü Mahalli’nin serbest bırakılmasını,

İsmet Paşa’nın müfredattan çıkartılmasını,

Hussein Obama’nın veda konuşmasında göz yaşlarını tutamamasını,

Türk ve Rus savaş uçaklarının El-Bap’ta DAEŞ hedeflerini birlikte vurmasını,

Anayasa değişiklik teklifinin halkoylamasına kalmasını,

ABD’nin Astana Zirvesi’ne büyükelçilik düzeyinde katılma kararı almasını,

Türk Akımı Projesi’nin uygulama aşamasına gelmesini,

Bağımsız Milletvekili Aylin Nazlıaka’nın kendini mikrofona kelepçelemesini,

Perinçek’in BOP Eş Başkanına “nazire” edercesine; Diyarbakır’ı “yıldız” yapacağız demesini,

Sebahattin Önkibar’ın yeni kitabının piyasaya çıkmadan yasaklanmasını,

Suriyeli Komutan Halit Sireki’nin, eli silah tutan 17-45 yaş aralığındaki Suriyelilerin sınır dışı edilmesini istemesini,

TBB Başkanı Feyzioğlu’nun “Devletin tapusu millete aittir” demesini,

Beyaz Saray’dan kaldırılan Churchill büstünün geri getirilmesini,

Emin Çölaşan’ın hala Mehmetçiğin Suriye’de ne işi olduğunu anlayamamasını,

IŞİD’in 5 askerimizi şehit etmesini,

KKTC’nin Mustafa Akıncı eliyle ihaleye çıkartılmasını bir kalemde geçiyoruz…

***

Doğrudan; yılbaşı gecesi Ortaköy’deki Reina isimli gece klubünü basan ve 39 kişinin ölümüne neden olan Özbek asıllı Abdulgadir Masharipov’un, yakalandıktan sonra, polis tarafından sızdırılan görüntülerine (1) geliyoruz…

Katile, Emniyete gidene kadar kötü muamele yapılmadığının tanığıyım.

Her şey görüntülerden bellidir.

Bağlantısını koydum, inanmayan baksın…

***

Masharipov’un, hangi terör örgütüne üye olduğu,

Bu örgütün arkasındaki gizli servisler,

O gizli servisin bağlı olduğu küresel güçler,

Çağdaş sorgu teknikleri ile katilin konuşturulması sonucu elde edilen bilgiler,

Bu bilgiler üzerine, ortaya çıkartılan uyku halindeki hücreler,

Yakın zamanda eylem yapmak üzere hazırlık yapan diğer ekipler,

Elde edilen bilgilerle kaç örgüt hücresinin çökertildiği,

Kaç eylemin önlendiği,

Bu şekilde, kaç suçsuz insanın ölmekten kurtarıldığı,

Canlı yakalamanın örgüt mensupları üzerindeki psikolojik etkisi,

Kamuoyunun güvenlik güçlerine olan güvenin artmasına da değinmiyorum…

***

Sözü;

Daha fazla uzatmadan,

Başka konulara da dalmadan,

Doğrudan Emniyetin sızdırdığı açık olan, ikinci görüntüye getiriyorum… (2)

***

Doğrusunu söylemek gerekirse:

24-25 Temmuz 2015′de başlatılan; PKK’nın “hendek stratejisi” de denen; Sur, Cizre ve Nusaybin merkezli şehir savaşları sırasında; örgüt mensuplarına “orantısız güç” kullanıldığından yakınan, Y-CHP milletvekillerini olay mahalline göndererek, Türk güvenlik güçlerinin insan hakları ihlalleri yaptığını raporlara bağlatıp, Türkiye’yi uluslararası kuruluşlara şikayet eden Kemal Kılıçdaroğlu’nun, bu olayda sessiz kalmasına bir anlam veremediğimi kabul ediyorum!

Dersimli, operasyona katılan polislere teşekkür ettikten sonra, alaycı bir ifade ile:”Aynısını Adil Öksüz için de bekliyoruz” dediğini unutmuş değilim… (3)

İlginçtir:

PKK ve FETÖ’ye karşı yapılan operasyonlarda; insan hakları savunucusu kesilen Dersimli Kemal, bu defa “işkence” ve “kötü muamele”ye hiç temas etmedi!

Kılıçdaroğlu; her nasıl olmuşsa, Masharipov’un suratının Çarşamba pazarına çevrilmesini ve kafasının postal altında ezilmesini “orantılı” buldu!..

Masharipov’u, yakalanmasından polis aracına gütürülmesine kadar olan görüntüleri dikkatlice izledim.

Kolunun bükülüp, başının öne eğilmesinden başka, fiziki güç kullanıldığını göremedim.

Demek ki, Abdulgadir’in Özbek yüzünü, sorgu sırasında Moğolların suratına benzettiler!

FETÖ‘ye ait finans kuruluşlarına kayyım atanması sırasında polise engel olmaya çalışan, FETÖ mensuplarının tutuklanmasında eş ve çocuklarının “mağduriyetini” haftalarca gündemde tutan Dersimli’nin, bu açık “işkence” olayı karşısında ağzını neden bıçak açmıyor?..

Bu çifte standart “Devrimci Kemal”e yakıştı mı?

PKK ve FETÖ’ye kol kanat germeyi adeta üzerine vazife edinen bu zavallı adam, Adana Mitingi’nde ünlü düşünür Voltair’e gönderme yapmıştı:

Hukuku ve demokrasiyi savunma” adına; Nazlı Ilıcak’ı, Ahmet ve Mehmet Altanları; CHP’lilere alkışlatmaktan hiç çekinmemişti… (4)

Dersimli, HDP milletvekillerinin tutuklanması üzerine, İzmir’de yaptığı açıklamada da “ biz düşünce özgürlüğünü, demokrasiyi savunuyoruz” demişti… (5)

Masharipov söz konusu olunca, o adam nere gitti; buhar oldu uçtu adeta…

Uluslararası Af Örgütü, İnsan Hakları Derneği, İnsan Hakları Vakfı ve MAZLUMDER gibi insan hakları savunucusu örgütler de; Özbek asıllı IŞİD üyesine yapılanları görmezden geldiler!

Bu değerlerden daha üstün başka bir değer ya da geçerli nedenleri olmalı.

Bu konuya özelikle dikkatinizi çekmek istedim…

***

Renia katliamında ölenlerin çoğunun “yabancı uyruklu” olması, acaba sessiz kalma konusunda etkili olabir mi?

Yılbaşı gecesi Taksim Meydanı’nda eğlenmeyi düşünen gariban vatandaşlarla, Reina gece klubünde geceyi geçirecek olanlar arasındaki korkunç “gelir farkı”, bu uluslararası örgütlerin işkenceyi görmeme nedeni olabilir mi?

Bu olayı “hangi örgütler kimlerin hizmetindedir?” sorusuna yanıt bulabilmek için de, enine boyuna sorgulamak gerekir!

***

İçişleri Bakanlığından bağımsız açıklama yapamayacak olan İstanbul Emniyeti, kendi sızdırdığı fotoğraflar üzerinden, böyle bir eleştirinin başlatılacağını düşünmemiş olamaz.

Peki, kolaylıkla gizleyebileceği “işkence”yi neden açık etti?

Bu şekilde verilecek mesaj daha mı önemlidir?

İşkence konusunda zaten sicili bozuk olan Emniyet, bir kez daha eleştirilmeyi neden göze aldı acaba, buna değdi mi?

***

Türk güvenlik güçlerinin, ABD’nin “kara gücümüzdür” dediği, PKK’ya karşı yaptığı her operasyona, “insani muamele” kriterinden bakan ABD basını da, olayın “işkence” yönüne hiç değinmedi.

Aynı şekilde, AB Parlamentosu da duyarsız kaldı.

İlginçtir:

Sanki Masharipov’un yüzüne makyaj yapılmış gibi, Rusya da “insan hakları ihali” konusuna hiç girmedi…

***

Dersimli, ipleri ABD ve AB’nin elinde olan bir kukla gibidir:

Onların eleştirdiği konuları, cesur bir şekilde eleştirebilir.

Efendileri bir olayı görmezse, bu defa üç maymunu oynar, o da görmezden gelir…

***

İktidara gelmesini bile, halka değil, dış güçlerin hükümeti yıkmasına bağlayan bir “liderin” peşine takılarak, rejimin değiştirilmesinin önüne geçemeyiz!

Önümüzdeki 90 gün Türkiye Cumhuriyeti’nin bekası için yaşamsal önemdedir.

Demokrasi ve Cumhuriyetten yana olanlar; küresel güçlerin kuklası olan ve kişiliği güven vermeyen bu adamı; Nisan’ın ortalarına kadar süreceği anlaşılan “hayır kampanyası” boyunca, geri planda tutmak zorundadır.

Rejim değişikliğine meşruiyet şerbetini döken Dersimli Kemal; vitrine çıkartılırsa, bu halkoylaması ile birlikte Cumhuriyet’i de kaybedeceğimiz kesindir!..

Çok gerekliymiş gibi; TBMM’ndeki “Oylama sonuçlarına saygı duyacaklarını” söylemesi bile, halkı gıcık etmeye yetti!..

Dersimli’nin “Hayır” demesi, “Evet”lerin sayısınını artıracaktır!

***

Unutmayalım ki:

PKK’ya ve FETÖ’ye karşı yapılan operasyonlara karşı çıkarak; antiemperyalist temel üzerinde şekillenen; Erdoğan’ın “7 Ağustos 2016 Yeni Kapı Ruhu” olarak isimlendirdiği; gerçekte milli birlik yolunda hayati öneme sahip olan bu adıma ilk darbeyi, Y-CHP Genel Başkanı sıfatıyla Kemal Kılıçdaroğlu vurmuştur:

Emperyalizme karşı olan Vatan Savaşı’nı, “Saray Savaşı” olarak gösterip, Türk halkının birlik ve beraberliğini bozdu.

İkinci darbeyi:

Hiç gerekmediği halde:

Partili Cumhurbaşkanlığı” meselesine gündeme taşıyarak, Y-MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli vurdu.

Bahçeli, önce MHP gençliğini:

Ülkücü geçinenler” ve “Ülkücülükten geçinenler” olarak ikiye böldü.

Ardından, Cumhurbaşkanı’nın suç teşkil eden “fiili durumuna”, hukuku uydurmak için anayasa değişikliği yapılması fikrini ortaya attı.

Böylece; Türk halkı, egemenliği bir tek kişiye devretmek isteyenler ile egemenliğin Millette kalmasını isteyenler olarak bir kez daha bölündü…

***

Birlik yolunda çok önemli bir adım sayılan “Yeni Kapı Ruhu”nu, bu iki lider öldürdü.

Emperyalizmin istediği oldu:

Türkiye amip gibi bölünmeye başladı…

Türk halkı, anayasa değişikliğine “hayır” diyerek, üzerinde oynanan oyunları bozabilecek sayduyuya sahiptir.

“Hayır”dan sonra bir hayırlı işimiz daha olacaktır.

O da:

Yıllardır halkın üzerinde tepinerek yükselen bu safralardan kurtulmaktır…

“Hayır”lı 90 gün diliyorum…

Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1) https://tr.sputniknews.com/video/201701171026804182-reina-istanbul-abu-muhammed-horsani/

(2) http://www.cnnturk.com/turkiye/reina-katliamcisi-abdulkadir-masharipov-neden-polislerle-catismadi

(3) https://www.aydinlik.com.tr/politika/2017-ocak/insallah-adil-oksuz-u-de-yakalarlar

(4) https://tr.sputniknews.com/politika/201612081026203272-kilicdaroglu-ahmet-altan-nazli-ilicak/

(5) http://www.borsagundem.com/haber/kilicdaroglundan-hdp-gozaltilari-icin-aciklama/1133791

SIRT ÜSTÜ YATAN YOK!..

reina_1

 

 

Bir Ali yerine kendisini feda etmeye hazır olduğunu açıklayan Binali, AKP Gençlik Kolları’nın Haliç Kongre Merkezi’nde düzenlediği 2. Abdülhamit’i anma programında konuştu:

Bugün Cumhuriyet neslinin kullandığı bütün eserlerin altında o ulu hakan Abdülhamit’in imzası var… Batı dünyasında yenilikçi hareketler başlamış, Abdülhamit bundan geri kalmayalım diye gençleri seçerek bu ülkelerde ilim öğrenmeleri, teknolojiyi anlamaları, bunu Osmanlı topraklarında uygulamaları için çok önemli fırsat sağlamıştır… Emperyalistlerin heveslerini kursağında bırakmıştır…” dedi.(1)

Abdülmecit oğlu İkinci Abdülhamit’in Sadrazamı meşhur Mithat Paşa‘dır.

AKP gençliğine güzellemelerle anlatılan Abdülhamit dönemini merak edenler, pratik yoldan giderek, kendi adıyla anılan internet sitesinden bazı temel bilgileri öğrenebilirler. (2)

AKP’nin “yeni anayasa” ve “yeni meclis” için kolları sıvadığı bu dönemde; AKP Gençlik Kolları’nın, Padişah Abdülhamit’i “antiemperyalist”, “Millet iradesi”ne saygılı ve “yenilikçi” bir lider olarak göstermeye çalışması oldukça manidardır…

Türk sağının ideologlarından olan Necip Fazıl Kısakürek, Abdülhamit için; “Batı’ya kontrolsüz, körü körüne yönelişin karşısında inatla duran muazzam bir şahsiyettir. Bir tür turnusol kağıdıdır” demişti.

O bakımdan; 1′nci ve 2′nci Meşrutiyet, Teşkilat-ı Esasiye (Anayasa), Meclis-i Mebusan (Milletvekilleri Meclisi), Muharrem Kararnamesi, Hamidiye Alayları,31 Mart Vakası gibi tarihi olayların yaşandığı bu dönemi, ana başlıkları ile anımsatmak yararlı olacaktır:

1′nci ve 2′nci Meşrutiyetin ilan edildiği dönemin padişahı Abdülhamit hakkındaki bilgilere, tarih kitaplarına ulaşmakta zorluk çekenler için, kolay yoldan ulaşabilecekleri özgür internet ansiklopedisinde yeteri kadar bilgi bulunduğunu anımsatmak isterim. (3)

Hafızalarımızı tazelemek bakımından bazılarını hatırlatıyorum:

İlk Anayasa olan Kanun-i Esasi (Anayasa), Sadrazam Mithat Paşa önderliğinde, 23 Aralık 1876 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

31 Mart 1877′de Kanun-i Esasi’de öngörülen Meclis-i Mebusan çalışmaya başlamıştır.

Ulu Hakan”, (Rumi 1293′e karşılık geldiği için) 93 Harbi(4) denilen Osmanlı Rus Savaşı’nı (1877-1878), bahane ederek, Meclis-i Mebusan’ı kapatmıştır

Adaletinden sual olunmaz Ulu Hakan; yenilikçi hareketin öncüsü Sadrazam Mithat Paşa’yı sürgüne göndermiş ve Taif’te boğdurmuştur

Bu olay üzerine, ittihatçıların en gözü kara üyelerinden Resneli Niyazı,(5) 3 Temmuz 1908′de Makedonya dağlarına çıkıp, 2. Meşrutiyet’in ilanına yol açan ayaklanmanın liderliğini yapmıştır.

Resneli’nin, Abdülhamit’ten iki isteği vardı:

Biri kapatılan Meclis’in açılması, diğeri askıya alınan Anayasa’nın uygulamaya konulmasıydı.

İttihatçıların mücadelesi başarıya ulaştı ve Osmanlı 23 Temmuz 1908 günü, Meclis açıldı, yeniden anayasal düzene geçildi.

31 Mart Vakası(6) olarak tarihe geçen olay; 1909 31 Mart’ında gericilerin ayaklanarak Meclis-i Mebusan’ı basmalarıdır.

Amaçları Meclis’i temelli kapatmaktı.

Bu isyan, 27 Nisan 1909′da Abdülhamit’in devrilmesi ile bastırıldı.

Yeni Padişah Vahdettin, İngilizlerin baskısı ile 16 Mart 1920′de Meclis’i tekrar kapattı.

Mustafa Kemal önderliğindeki Kuvayi Milliyeciler, 23 Nisan 1920′de Ankara’da TBMM‘ni açtılar…

Milli İrade”nin tecelli ettiği yer olan “Millet Meclisi”nin bizdeki tarihi gelişimi kısaca böyledir.

Bugün TBMM, fiilen olmasa da işlevsel olarak kapatılma tehlikesi ile karşı karşıyadır.

AKP, gençlerine Milli Meclis’i neden kötü göstermektedir, neden Abdülhamit’i olduğundan farklı ve olağanüstü bir Padişah gibi tanıtmaktadır?

***

Biliyoruz ki, Gazi Meclis’i, göstermek hale getirmek isteyenlerin başında ABD gelmektedir.

17 Temmuz akşamı TBMM’ni FETÖ‘ye bombalatan küresel güçlerin, Ortadoğu’daki engellerinden biri Rusya ise, diğeri de tarihinde ilk kez orduları ile emperyalizmi yenmiş olan TBMM‘dir…

Süleymaniye’de başına çuval geçirilen TBMM’nin Orduları, kısa sürede toparlanmış ve sahaya inmişlerdir.

Ergenekon ve Balyoz Davaları ile zindanlara tıkılan yurtsever Türk subayları, silahları ve kalemleri ile görevlerinin başındadır.

78 milyon Türk halkı, ABD’nin Suriye’de oluşturmak istediği koridora hançer gibi saplanmıştır.

Bu kararlı duruş, küresel güçlerin Büyük Ortadoğu Projesi’ni (BOP) çıkmaza sokmuştur.

Kara gücü PKK ile “Hendek Savaşları”ndan isteği sonucu alamayan ABD, 17 Temmuz başarısız darbe girişimi ile de hayal kırıklığına uğramıştır.

Türkiye’nin yönünü Şangay İşbirliği Örgütü’ne (ŞİÖ) dönmesiyle, hain planları iyice bozulan emperyalistler; pusuda beklettikleri işbirlikçilerine, işbaşı yaptırmak zorunda kalmışlardır.

***

MHP’nin başlattığı “Başkanlık” tartışmalarını, bu bağlamda verilmiş “yeni görevler” olarak değerlendirmek gerekir.

Nitekim ülkenin getirildiği nokta; esaslı bir “anayasa değişikliği” tartışması içerisinde, iç cephenin bölünmesi tehlikesini barındırmaktadır.

5 Haziran seçimlerinden önce, PKK‘nın “al başkanlığı ver özerkliği” şeklinde özetlenen projesi, güncellenerek önümüze getirilmiştir.

Aynı proje, şimdi de MHP’nin yönetime hâkim kanadı tarafından yürütülmektedir.

Kim ne derse desin, “Partili Cumhurbaşkanlığı” olarak isimlendirilen “Başkanlık Sistemi”ne geçiş, “Kürdistan’a özerklik” projesinin önemli bir ayağıdır.

Yeni Anayasada; “Federasyon” ve/veya “Özerklik” için olmazsa olmaz kabul edilen; “Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı”nın çekince konulan maddelerini imzalamak, Dersimli Kemal’e nasip olmayacaksa da; “yerel yönetimleri” KHK ile yeniden tanzim etmek, partili Cumhurbaşkanı’na verilen yetkiler içerisindedir.

2019 yılındaki seçimde; “Türkiye Cumhuriyeti’nin Başkanı” sıfatını alacak olan o ulu şahsiyetin, -bilemeyeceğimiz nedenlerle- yönünü, ŞİÖ’nden tekrar küresel güçlere çevirmesi ile bu sonuç kolaylıkla elde edilebilecektir.

Bu durumu hukuken frenleyecek veya durduracak hiçbir kurum ve kuruluş yeni anayasamızda bulunmamaktadır!

***

Artık sağır sultanlar bile duydu;

BOP; “İkinci İsrail” de denen “BüyükKürdistan”ı kurmak ve bir koridorla Akdeniz’e bağlamaktan başka bir anlama gelmemektedir.

Bu planın en önemli icracıları: AKP-Fetullah Gülen Cemaati ortaklığıydı…

Emperyalistler, Suriye’de Rusya engeline takılarak durduruldular…

Başarısızlığı” kabul edemeyen ABD, faturayı birine keseceklerdi.

O yüzden Erdoğan’ın defterini dürdüler…

Hakan Fidan’la başlayan, 17/25 Aralık yolsuzluk olayları ile devam eden ve 15 Temmuz darbe girişimi ile noktalanan süreç açıkça gösterdi ki, egemen güçler Erdoğan’ı alt edemediler…

Yatan “A Planı” yerine diğer seçenekler masaya sürüldü!

Şimdi AKP-MHP ortaklığı ile sonuca gitmek istiyorlar.

Bu da aynı güçlerin “B Planı”dır..

MHP lideri Bahçeli, partisini bitirme pahasına “Başkanlık Sistemini” hayata geçirmekte kararlı gözüküyor.

Her ne kadar AKP ile ABD’nin ilişkilerimesafedendiyse de, yeni ittifak; yine “B Planı”na, yani ABD’ye hizmet edecektir.

Bu noktada; MHP tarafından AKP’nin tuzağa çekildiğini ve Erdoğan’ın da bu tuzağa düştüğünü söylemekte bir yanlışlık yoktur!..

B Planı” ile istenilen sonuç alınamazsa;

Bu defa da “C Planı” devreye sokulacaktır:

Y-CHP ile HDP, bu son planın aktörleri olarak saha kenarında bekletilmektedir.

Herhangi bir şekilde, MHP kendisinden beklenen görevi yapamazsa, sırasıyla bu iki parti göreve davet edilecektir.

İkisinin de bir yere kaçma şansı bulunmamaktadır.

Zira “diyet” borçlarını bu şekilde ödeyeceklerdir.

Gerçi; bu aşamada; Y-CHP, yeni anayasanın “meşruiyet” sorununu çözmek gibi çok önemli bir işlevi yerine getirdiği söylenebilir.

Ayrıca Anayasa Mahkemesinden dönme olasılığı bulunan değişikliklerde “uyarı” görevini; Bülent Tezcan ve Özgür Özer ile yerine getirmiştir.

Grup Başkanı Levent Gök’ün, Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’la objektiflere yakalanması, bütün b.u olup bitenlerin “ağızdan kaçırılması” değerindedir…

Kenarda durup, bir şeye karışmıyormuş gibi yapan HDP ise, arada bir dikkatleri başka konular üzerine çekerek, gündemi değiştirmekle görevlidir.

Anayasa görüşmeleri sırasında, yalan olduğu AİHM kararı ile kesin olarak saptanan “Ermeni soykırımı” iddialarını gündeme taşımak, (7) bu yeni görevi tanımlamaktadır…

HDP’nin asıl görevi gizlidir:

Onu; “Referandum” sırasında, anayasaya “evet” diyerek yerine getirecektir.

Görüldüğü gibi “sırt üstü yatan” yoktur, herkes görevini yapmaktadır!..

Cemil Can

 

 

DİPNOTLAR:

 

  1. http://www.sabah.com.tr/gundem/2017/01/14/basbakan-binali-yildirim-konusuyor-canli

 

  1. http://www.ikinciabdulhamid.com/hayati

 

  1. https://tr.wikipedia.org/wiki/II._Abd%C3%BClhamid

 

  1. http://www.kpsskonu.com/genel-kultur/tarih/osmanli-rus-savasi-93-harbi/

 

  1. https://tr.wikipedia.org/wiki/Resneli_Niyazi_Bey

 

  1. https://tr.wikipedia.org/wiki/31_Mart_Vakas%C4%B1

 

  1. http://www.haberler.com/tbmm-genel-kurulu-nda-sozde-ermeni-soykirimi-krizi-9161239-haberi/

 

 

 

TEK SEÇENEĞİMİZ!..

Baykal

Deniz Baykal’ın TBMM’ndeki tarihi konuşmasının üzerinden 5 gün bile geçmeden, o malum “kaset” konusu gündeme taşındı!..

Anayasa değişikliği görüşmelerinde; Dersimli Kemal’in arka vagona geçmesi, tecrübeli politikacı Baykal’ın CHP Grubu adına konuşmaları yapmakla görevlendirilmesi, AKP’de panik havası yarattı.

CHP’yi toparlamak için geçici olarak da olsa, CHP’nin başına geçmesi konuşulan Baykal, AKP’nin korkulu rüyasıdır!

Baykal’ın kötü anıları ile kamuoyunun hafızasını canlı tutmak, KASET defterinin yeniden açılma nedenidir…

Bu şekilde verilecek mesajlardan biri:

Kurt politikacı Baykal’ın bile Fetullah Gülen tarafından aldatılmış olduğudur.

Dolayısıyla olağanüstü yetkilerle donatılmak istenen Erdoğan’ın, yeni bir aldatılma olayı ile karşılaşması halinde, Türkiye’nin ödeyeceği bedelin büyüklüğü konusunda kamuoyunda yaratılmak istenen kuşku bir ölçüde hafifletilmek istenmektedir.

Öyle ya, Fetullah Gülen Hoca Efendi, Baykal’ı bile aldattığına göre, Erdoğan’ı aldatmasını fazla büyütmemek gerekir.

Başka da kimse kolay kolay Erdoğan’ı aldatamaz, denmek isteniyor.

Daha dün gibi anımsıyoruz:

Deniz Baykal, 2010 yılında istifasını açıklarken; AKP hükümetini sorumlu tutmuş, özellikle Pensilvanya’nın bu işin içerisinde olmadığını vurgulamıştı.

CHP Genel Başkanı gider ayak, Fetullah Gülen Hoca Efendiye selam yollayarak, onu halkın gözünde biraz daha büyütmüştü….

Baykal, ne yazık ki, Cemaati kollayıcı bu tutumunu, bugüne kadar da değiştirmiş değildir.

Sonuç:

Demek ki o da aldatılabiliyormuş!..

İkinci husus:

CHP’nin, Y-CHP olarak kalması ve başında mümkün olduğu kadar Dersimli Kemal’in bulunmasıdır.

AKP’nin arayıp da bulamayacağı bu siyasal ortamın değişmesine, Erdoğan ve AKP’liler razı değiller.

Zayıf olasılıktır ama, Baykal’ın toparlayıcı rolü ve ağabey sıfatıyla CHP’nin başına geçip, referandum kampanyasını yürütmesi, işleri tersine çevirebilir.

Baykal’ın tarihi konuşmasına benzer konuşmalarının miting meydanlarında yaratacağı etki, zaten bıçak sırtında giden evet-hayır dengesini bozabilir.

Bu nedenle kaset olayını canlı tutarak; her an Baykal’ı ve Baykal üzerinden CHP’yi, (ihtiyaç duyuldukça da Atatürk ve İnönü’yü) itibarsızlaştırma kampanyasını başlatmak için, ortamı hazır halde getirmek istiyor olabilirler…

Bütün bu olasılıklar, göz ardı edilemez…

Şimdi de olayın diğer yönüne bakalım:

Gazetelere sızdırılan polis fezlekesinden anlaşıldığına göre; dönemin polis müdürleri: Gürsel Aktepe, Lokman Kırcılı, Yunus Yaşar ve Tamer Bülent Demirel, “Devletin istihbarat faaliyetleri kapsamında, görevlerinin sağladığı nüfuz ve güç ile yasalara aykırı olarak, sahte oluşturulmuş belgelerle temin edilen dinleme ve izleme kararlarını, istihbarat polisleri ile uygulamaya koyarak”, Deniz Baykal ile MHP’li milletvekillerine kaset kumpaslarını hazırladılar… (*)

Hazırlanan kasetleri, önce Pensilvanya’ya göndermişler; Fetullah Gülen Hoca Efendi tarafından izlenip, yayınlanabilirler onayı aldıktan sonra piyasaya sürülmüşler

Aldatılmış CHP eski Genel Başkanı Baykal’ın, üstelik evli bir CHP milletvekili ile Türk toplumunun asla kabul etmeyeceği şekilde ve CHP’lilerin hiçbir biçimde içlerine sindirmediği o özel görüntüleri, hala siyasi rakiplerinin elindedir!…

Üstelik yayına konulmamış bölümleri de varmış!

Ve bunların tümü, yeniden servis edilmeye hazırdır…

Bu ağır ve aşağılık tehditlerle girilecek referandumdan, yine Erdoğan’ın kazanarak çıkacağı kesindir…

Gizleme olanağımız bulunmayan bu gerçekleri, görmezden de gelemeyiz…

Bu vahim durum karşısında “demokrasi güçleri”nin tek yolu kalmıştır:

*Baykal, siyasi tecrübesi ile CHP’ye yol göstersin ama asla vitrine çıkartılmamalıdır

*Kemal Kılıçdaroğlu bir saniye bile gecikmeden istifa etmelidir

Referandum kampanyası boyunca, CHP’yi Parti Meclisi’nin seçeceği bir komisyon yönetmelidir

*HDP dışındaki tüm siyasi partiler ve sivil toplum örgütlerine güç birliği çağrısı yapılmalı, “hayır” kampanyasında onlara da etkin görevler verilmelidir

*Oluşturulacak çalışma grupları, kısa bir eğitimden geçirildikten sonra; köy köy, mahalle mahalle bütün evleri ziyaret ederek, Cumhuriyet’e sahip çıkılması konusunda “hayır” kampanyasını kesintisiz sürdürmelidir

Son olarak şunu da belirteyim:

Vatan mevzubahis olduğundan; kimsenin kapris yapma, kendini önemsetme ve kamuoyunda aklanma gibi özel durumları öne çıkarmasına, bu hassas süreci şahsı için fırsata çevrilmesine de izin verilmemesi gerekir…

Cemil Can

(*) http://www.sozcu.com.tr/2017/gundem/deniz-baykaldan-tbmmde-tarihi-konusma-1612847/

BİR RİCA Kİ SORMA GİTSİN!..

Ekmeleddin_1

SONAR’ın anketine göre “hayır” oyları yüzde 52, CHP ve HDP’nin birlikte hareket etmesi halinde; “evet” oyları yüzde 55’e çıkıyor…

Bu gidişle Y-CHP’nin “Anayasaya hayır” kampanyası, Erdoğan’a son kıyağı olacak!

***

Eski TBMM Başkanı Hüsamettin Cindoruk bam teline bastı:

2019 yılında hem Cumhurbaşkanlığı hem de genel seçim aynı gün yapılacak.

Cumhurbaşkanının partisi Meclis’te çoğunluğu elde edemezse,  hükümeti çoğunluğu elde eden parti kuracağına göre; Cumhurbaşkanı aynı zamanda ana muhalefetin de lideri olacak!

Bu demektir ki, bundan böyle muhalefet göstermelik olacak.

Elbette ki, muhalefetin olmadığı bir ülkede, demokrasiden söz edilemez…

Ve böyle bir totaliter rejime; ne yazık ki, sadece MHP’nin girişimi ile değil, CHP’nin de “meşruiyet” sorununu çözmüş olması ile geçeceğiz.

HDP zaten baştan beri; “ver federasyonu, al başkanlığı” diyor.

Dolayısıyla onların yeni rejim ile bir sorunları olamaz.

Bundan böyle; Cumhurbaşkanı, hem devleti, hem partisini, hem de muhalefeti temsil edecek.

Erdoğan hem anamız, hem babamız gibi  yani!..

Türk halkına böylesi mi yakışır?

***

Aralık 2015 PISA sınav sonuçlarına göre; 15 yaş grubundaki 6000 Türk öğrencinin çoğunluğu, ya okuduğunu anlayamıyor ya da yanlış anlıyor.

Bu gençler, büyüyünce bizim gibi seçmen olacaklar!

O zaman neyin ne olduğunu anlayabilecekler mi?

PISA 72 ülkede 15 yaşındaki 540 bin öğrenci arasında üç yılda bir yapılıyor.

Türkiye ancak 50’li sıralarda…

Zeka düzeyi bizden daha geri olan 20 civarında ülke var!..

Bizim oralarda, “öyle kazana böyle lahana” derler!

 

***

CHP Milletvekili Öztürk Yılmaz’ın, son olaylar üzerine yaptığı açıklamalar önemli:

TSK’nın Suriye’deki hedefini; El-Bap’tan sonra Mümbiç olarak açıklayınca, Dersimlinin, kaşı gözü oynamaya başladı, neredeyse ödü patlayacaktı.

“Olur mu öyle şey, ne işimiz var Mümbiç’te” dedi…

Zaten onun safı baştan beri belliydi.

Alın size bu konuda bir kanıt daha:

Jandarma Genel Komutanlığının Darbe Girişimlerini Araştırma Komisyonu’na gönderdiği 28 sayfalık raporda; PKK‘nın Avrupa Sorumlusu Zana Azadi, 26 Nisan 2016 tarihinde sosyal medya üzerinden paylaştığı mesajda şöyle diyor:

“Fetullah Gülen’i sevmediğimi herkes bilir. Ama AKP, DAEŞ faşizminin yıkılması için devrimci halkların Gülen’le yaptığı işbirliği en doğru karardır.”

Her şey gün gibi ortaya çıkmasına rağmen;

Dersimli Kemal, hala PKK ile FETÖ’yü korumaya devam ediyor.

Belli ki, aldığı talimat böyledir.

***

YSK Başkanı Sadi Güven; Yüksek Seçim Kurulunda 3, İl Seçim Kurulu Başkanı 11, İl Seçim Kurulu Üyesi 59 ve İlçe Seçim Kurulu Başkanı 210 hâkim ile 15 zabit kâtibinin FETÖ üyesi olmaktan görevden uzaklaştırıldığını ve tutuklandığını açıkladı.

Bu kadar örgüt üyesinin desteklediği AKP’nin, nasıl iktidar olduğu neden tartışılmıyor?

Y-CHP bu işi hiçbir zaman sahiplenemedi.

“İktidarın “meşruiyet “ sorunu var” diyemiyor.

Başka bir karın ağrısı mı var acaba?

Meşru olmayan iktidarların yaptığı icraatlar da gayrimeşrudur

Bunu bilen AKP;  “yeni anayasa” yaparak, “yeni rejime” geçmeye çalışıyor!

Belli ki, yeni anayasa ile “beyaz bir sayfa” açıp, her şeyi sıfırlayacaklar!

Bu arada, önceki dönemlerde işlenmiş anayasal ağır suçlar; ya affedilecek ya da suç olmaktan çıkartılacaklar.

Yaşamakta olduğumuz süreç budur ve MHP’li “Devlet”, işin böyle bitirilmesine  “evet” diyor!..

***

Söyleye söyleye dilimde tüy bitti.

MHP’yi kurtarmadan, AKP’den kurtulmak imkânsızdır…

Y-CHP’de ise, hiç umudum kalmadı.

Kim ne derse desin, yeni rejime geçilmesinin “meşruiyet” temelini Y-CHP hazırladı.

Dersimli, şimdi Cumhurbaşkanına, Başbakana ve Meclis Başkanına, anayasa değişikliğinden vazgeçsinler diye  “rica”da bulunuyor:

“Sayın Cumhurbaşkanı, Sayın Meclis Başkanı; sizden rica ediyorum,  lütfen bu anayasa değişikliği teklifini geri çekiniz. Türkiye’ye en büyük hizmeti yapmış olursunuz” diyor. (1)

İktidara “rica” ederek muhalefet yapma dönemine girdik…

***

Bu Y-CHP’liler, “muhalefet” ederken bile fırsatı kaçırmıyorlar,

CHP milletvekilleri Ankara ve İstanbul’da eş zamanlı olarak sokağa çıktılar.

Akıllarınca zevahiri kurtaracaklardı.

Bir bildiri okudular, evlere şenlik.

Duyanlar; anayasa “hayır” diyecekleri vardıysa da, bu bildiriden sonra “evet”e dönecekler…

Anayasa değişikliğinden sonra gelecek olan diktatörlüğü; Saddam’a, Esat’a ve Kaddafi’ye benzettiler!

Son yıllarda emperyalizme karşı direnen ve ülkelerinin toprak bütünlüğünü savunan bu liderleri, Y-CHP’liler her fırsatta neden karalıyorlar?

Böyle zamanlarda; Hitler, Musolini, Salazar, Allende vb. gibiler nedense akıllarına gelmiyor!

Yine de şükredelim; diktatör örneğini verirken, Atatürk ile İnönü’yü saymadılar!?

Acaba Y-CHP’nin bir başka görevi de:  ABD’nin mazlum uluslara karşı yaptığı saldırıları meşru ve haklı gösterme midir?

***

Muhalefet böyle işbirlikçi olursa, AKP hiç iktidardan düşürülebilir mi?

Bunların sayesinde;  AKP oy kaybettiği yerde bile, muhalefetten bir parti kazanabiliyor.

İşte size MHP, en canlı örnek..

MHP, muhalefette olduğu halde, iktidarın yapamayacağı icraatları yapmaya başladı…

Rejimi değiştiriyor; 78 milyonun yaşam tarzını, toplumun idare şeklini belirliyor…

Gelecek nesilleri ağır ipotek altına sokuyor…

Bu yüzden:

Yangından ilk kurtarılacak olan MHP’dir!

Sonra Türkiye…

Cemil Can

 

DİPNOT:

(1) http://www.ntv.com.tr/turkiye/kilicdaroglu-anayasa-degisikligi-teklifini-geri-cekin,V0OSvT3KIEGmOK3jzdD_9g

 

 

“RÜTBE” SÖKME/TAKMA TÖRENİ!..

Hulusi Aktar

 

BİLGİ KİRLİLİĞİ’Nİ NE ZAMAN BIRAKACAKSINIZ?

 

CIA KAYNAKLI HABERLERİ NAKLETEMEYİ, ADETA İKİNCİ MESLEK YAPTINIZ!

KEYFİNİZ KAÇIYOR DİYE, SAYFANIZDA PAYLAŞIMDA BULUNMAYI BIRAKTIK, SİZ DÜŞMAN ODAKLARININ KARA PROPAGANDALARINI YAYMAYI BIRAKMIYORSUNUZ…

SABAH AKŞAM DÜŞMANIN AĞZI İLE KONUŞUYORSUNUZ…

CIA, FETÖ ELİYLE BAŞARAMADI DA SİZ İKİ PARA ETMEZ SOSYAL MEDYA SAYFALARINDA BAŞARABİLECEĞİNİMİZİ SANIYORSUNUZ?

GENELKURMAY BAŞKANININ RÜTBELERİNİ SÖZKÜTÜNÜZ ÖYLE Mİ?!

ZAMANLAMANIZ MÜKEMMEL (!) YAZIKLAR OLSUN…

PEKİ, SİZİN RÜTBE TAKMA TÖRENİNİZ NE ZAMAN?

ÇAVUŞLUĞA KADAR GELEBİLDİNİZ Mİ BARİ?

NEYMİŞ EFENDİM:

ASKERİ OKULLARI NEDEN KAPATMIŞ!

HALA MI ORALARDASINIZ?..

ASKERİ OKULLARI KAPATANIN, BİNALİ HÜKÜMETİ İLE ERDOĞAN OLDUĞUNU NE ZAMAN ANLAYACAKSINIZ?

GENELKURMAY BAŞKANININ KANUNLA KURULUP KAPATILABİLEN BU OKULLARI, AÇIP KAPATMA YETKİSİ Mİ VAR?

HÜKÜMETİ VE ERDOĞAN’I “PAS” GEÇİP, İZİNSİZ BASIN AÇIKLAMASI BİLE YAPAMAYAN (DEVLET MEMURU STATÜSÜNDEKİ) BİR KOMUTANI, GÜNAH KEÇİSİ İLAN ETMEK YAKIŞIYOR MU?

***

ÖNCE POLİS OKULLARI İLE POLİS AKADEMESİ DE KAPATILDI!

NE TEZ UNUTTUNUZ?

ÇAYCISINDAN MÜDÜRÜNE, FETÖ ÜYESİ OLAN BU OKULLARIN DA AÇILMASINI İSTİYORSUNUZ?

POLİS OKULLARI İLE ASKERİ OKULLARIN FARKI NE?!

FETÖ İKİSİNİ DE ELE GEÇİRMEDİ Mİ?

BU KADAR UZAK MISINIZ OLUP BİTENLERE?

ASKERİ OKUL OLMADAN SUBAY, POLİS OKULU OLMADAN POLİS YETİŞTİRİLEBİLİR Mİ?

DÖNEMİN OLAĞANÜSTÜ VE BU DURUMUN GEÇİCİ OLDUĞU, SİZE DE Mİ ANLATILACAK?

DAHA DÜN, ÇOĞU ASKER VE POLİS 8 BİN 399 KAMU GÖREVLİSİ ATILMADI MI?

O ASKER VE POLİSLERİN YETİŞTİĞİ YER; BU OKULLAR DEĞİL Mİ?

KAPATILMAYACAKLARDI DA NE YAPILACAKLARDI?

FETÖCÜ ÜRETMEYE DEVAM MI?

ATILANLARIN “MAĞDURİYET”İNDEN SÖZ ETMEDİĞİNE ŞÜKREDİYORUM!

***

DOĞRU YAPILAN İŞLERE KARŞI ÇIKARAK; YANLIŞ İŞLERE VERİLEN TEPKİYİ DE ETKİSİZLEŞTİRİYORSUNUZ?

SIRF “MUHALEFET” OLSUN DİYE, DOĞRU İŞLERE İTİRAZ EDERSENİZ, HAKLI OLDUĞUNUZ KONULARDA SİZE KİM, NEDEN İNANSIN?

BU KADARINI DA MI ANLAMIYORSUNUZ?

MUHALEFETİ ETKİSİZ HALE GETİREN BU ANLAYIŞI, NE ZAMAN TERK EDECEKSİNİZ?

HEPSİNDEN ÖNEMLİSİ, HER KONUYU BİLMEYE MECBUR DEĞİLSİNİZ!

***

SAVAŞ HALİNDEKİ ORDUMUZUN BAŞKOMUTANINI AŞAĞILAMAK VE RÜTBELERİNİN SÖKÜLMESİNİ GEREKTİRECEK “SUÇ” İŞLEMEKLE İTHAM ETMEK, ZAVALLILIĞIN ÇOK ÖTESİNDEDİR!..

CEPHE GERİSİNDE “BOZGUNCULUK” YAPMAKLA EŞ DEĞERDE DEĞİLSE DE, KOLAY AFFEDİLECEK BİR DURUM DEĞİLDİR…

GELELİM NEDENİNE:

GENELKURMAY BAŞKANIMIZ ORGENERAL HULUSİ AKAR, AMERİKANCI FETÖ DARBESİNİ ÖNLEYEN BİRİNCİ SIRADAKİ ADAMDIR.

NOKTA…

YURTTA SULH KONSEYİ”NİN ÖNÜNE UZATTIĞI BELGEYE İMZA ATSAYDI, O DARBEYİ HİÇBİR GÜÇ DURDURAMAZDI.

YOKSA İTİRAZINIZ MI VAR?

DARBE GERÇEKLEŞSEYDİ; SİZ DAHİL BÜTÜN “AKILDANELER”, DUVARINA FETULLAH’IN POSTERİ ASILI MEDRESELERDE MUALLİM OLARAK GÖREV YAPACAKTINIZ!

12 MART VE 12 EYLÜL‘DE BAŞKA BİR ŞEY Mİ YAPTINIZ?

AKAR, ÖLÜMÜ GÖZE ALARAK DİRENDİ VE DARBECİLERE İLK ŞOKU YAŞATTI!

TAVRI, ANTİEMPERYALİSTTİR…

ABD DARBESİNİN ÖNLENMESİNDE EN ÖNEMLİ AKTÖR ODUR.

TÜRK ORDUSUNU KARARLILIKLA ABD’NİN KARA GÜCÜ PKK/PYD‘NİN ÜZERİNE O SÜRMEDİ Mİ?…

AKAR, KOMUTASINDAKİ GÜVENLİK GÜÇLERİMİZ, PKK’YI VE DESTEKÇİLERİNİ HENDEKLERE, TÜNELLERE GÖMMEDİ Mİ?..

ÇÜNKÜ O, KİMİNLE SAVAŞTIĞINI ÇOK İYİ BİLİYORDU.

TSK TARİHİNDE İKİNCİ KEZ, TEPEDEN TIRNAĞA DEVRİMCİ BİR EYLEMİN İÇERİSİNDEDİR…

NOKTA.

AKAR, TSK’NIN SURİYE’DE AMERİKAN KUVVETLERİ VE TAŞERONLARI (IŞİD, EL-NUSRA, PYD/YPG VE DİĞERLERİ) İLE DE KARŞI KARŞIYA GELMESİNDE EN KÜÇÜK BİR TEREDDÜT GÖSTERMEDİ…

İSTİFA EDİP, ORDUDAN AYRILABİLİRDİ…

AMA O EMPERYALİZMLE SAVAŞMAYI SEÇTİ!

AKAR, TÜRKİYE’NİN YÖNÜNÜN NATO’DAN ŞİÖ’NE ÇEVRİLMESİNDE DE ETKİLİ OLDU.

TSK’NIN, NATO’NUN VURUCU GÜCÜ OLMASINA ESASTAN İTİRAZ ETTİ…

ÖYLE DEĞİL Mİ?

***

ÖYLEDİR ELBETTE” DEDİĞİNİZİ DUYAR GİBİYİM…

O HALDE; GENELKURMAY BAŞKANININ RÜTBELERİNİ NEDEN SÖKÜYORSUNUZ?..

BU YAPTIĞINIZLA, SAĞ KOLUNUZA “TERS BİR ÇAVUŞ PIRPIRI” TAKILMASINI HAK ETTİNİZ!

LAKİN, O DEDİĞİNİZDEN BİZDE YOK, BİZDEKİLER DÜZ!..

Cemil Can

 

NOKTA!..

Reina

 

O anda; milyonlarca baş parmak sanal klavyelerin üzerindeydi.

 

Sevdiklerinin isimlerini “tık”ladılar:

 

2017′nin; barış, huzur, mutluluk ve esenlik getirmesi için dileklerini göndereceklerdi.

 

Aramızda bazen insan olarak gezinen, o gece ise, hayali “Noel Baba” kılığında dolaşan bir adam, elindeki uzun namlulu silahıyla eğlence kulübüne girdi.

 

Bam, bam, bam…

 

Sabaha doğru, haber ajansları ölü sayısını 39, yaralıları 65 olarak açıkladılar.

 

Türkiye, Edirne’den Kars’a kadar bir kez daha sarsıldı!

 

Kimileri, eylemin yılbaşı kutlamasına tepki olarak yapıldığı, yorumunu yaptılar.

 

Dolayısıyla, yılbaşı kutlamasına karşı olanları hedef tahtasına oturttular.

 

Kimileri, birinci yorumu yapanları suçladılar…

 

Sonuç:

 

Kısmen de olsa terör amacına ulaştı.

 

Nokta.

 

***

 

İnsanları ayrıştırıp; birbirine düşman kabul ettirme, bu güzelim ülkeyi yaşanamaz bir coğrafya olarak göstermektir.

 

Korku, panik ve güvensizlik duygularını pekiştirme politikalarına hizmet edenler ne yazık ki aramızdadır

 

Nokta.

 

 

***

 

Çağımızda; terörizm, emperyalizmin elindeki en etkili silahtır.

 

Teröre bulaşanlar, kesinlikle emperyalizmin maşalarıdır

 

Terörist eylemleri bu gerçekten saptıranlar; bilerek veya bilmeyerek küresel güçlere ajanlık yapmaktadırlar…

 

Nokta.

 

 

***

 

Şimdi filmi birazcık geriye doğru saralım:

 

Takvimler 24 Temmuz 2015‘i gösterdiğinde; Türk güvenlik güçleri, savunma konumundan çıkıp emperyalizme karşı saldırıya geçtiler.

 

PKK’nın hazırladığı “Hendek-Tünel Savaşları”ndan zaferle çıktılar.

 

FETÖ’nün darbe girişimini, birkaç saat içerisinde bozguna uğrattılar.

 

Türk halkı, tarihinde ilk kez, kendi Ordusuna karşı sokağa indi.

 

Suriye cephesinde namlu namluya geldiğimiz “Koalisyon Güçleri” ve onların adına vekalet savaşını yürüten; IŞİD, PYD El-Nusra vb. örgütler, ağır bir yenilgi aldılar…

 

Nokta.

 

 

***

 

Emperyalistler; bizim nüfusa kayıtlı uşakları eliyle, savaşı bütün cephelere sıçrattılar.

 

Anlaşılan:

 

TSK’nın kesin zaferini ilan edeceği o güne kadar, cephe gerisindeki terör eylemleri devam edecek.

 

İkinci Kurtuluş Savaşı”mızda, bir kısmımız cephelerde şehit olurken, bir kısmımız da cephe gerisinde yaşamını kaybedecek…

 

Nokta.

 

 

***

 

Cephe gerisinde iken; yaşamı tehlikede olanlar; düşmanı, düşman kıyafetleri içerisinde göremeyecek.

 

Ön cephede savaşanlar, cephe gerisindekilere nazaran daha avantajlı sayılırlar.

 

Düşmanla işbirliği içerisinde olanlar:

 

Kimi zaman komşumuz, kimi zaman akrabamız olarak karşımıza geliyorlar.

 

Çoğu, kolayca aldatılabilecek cahillerden seçiliyorlar…

 

Kimi Allah ile aldatılıyor, kimi hayali “kurtuluş senaryoları” ile kandırılarak, ihanet eylemlerinde görevlendiriliyor.

 

Cephe gerisindeki “bozgunculuk”, cephedeki yenilgiden daha ağır sonuçlar doğuruyor…

 

Nokta.

 

 

***

 

Ne yazık ki:

 

Yaşamakta olduğumuz vahşeti; hala “Saray Savaşı” olarak gören, bakar körler var.

 

Kolay kolay akıllanacağa da benzemiyorlar….

 

Nokta.

 

 

 

***

 

Oysa:

 

Erdoğan’ın “Başkanlık Sistemi”ne geçmek için, hiçbir zaman böylesine savaşa ihtiyacı olmadı!

 

Onun tek ihtiyacı MHP‘ydi, onu da kolayca aldı.

 

Dolayısıyla, geçerliliği olmayan “Saray Savaşı” görüşünde ısrar edenler:

 

Düşmanın cephe gerisinde “bozgun yaratma” planlarına hizmet ederler…

 

Başka bir deyişle:

 

O gafiller, bizim evde yemek yeyip, düşmana askerlik edenlerdir.

 

Nokta.

 

 

***

 

Bu yüzden:

 

Bilme veya bilememe durumuna bakmadan; öncelikli işimiz cephe gerisinde düşmana hizmet edenleri, etkisiz hale getirmek olmalıdır.

 

Elbette, askeri terminolojideki “etkisiz hale getirme”den söz etmiyorum!

 

Demek istediğim:

 

Yılbaşı gecesi yapılan saldırıyı, Noel kutlamalarına karşı olanların eylemi olarak göstermek, bozgunculuğa hizmet etmektir.

 

Bu adi propagandayı boşa çıkarmak, bu yolda kullanılanları etkisiz hale getirmek anlamına gelir…

 

Nokta.

 

 

***

 

Hiç kuşku yok ki:

 

Bu eylemi yapanlar; yılbaşı kutlamalarını; sıradan, normal, insani bir faaliyet olarak kabul etmezler!

 

Öyle bile olsa:

 

İnsanların birbirine güven duygusunu azaltacak propagandalara alan açmak, teröristlerin arkasındaki güçlere hizmet etmek sonucunu doğurur…

 

Bu şekilde kullanılanları, her kim olurlarsa engellemek gerekir.

 

Nokta.

 

 

***

 

Defalarca kanıtlandı:

 

Terör örgütlerinin arkasında küresel güçlerin gizli servisleri var!

 

Onlarla aynı ağızdan konuşmak yasaktır, yasak!

 

Nokta.

 

 

Cemil Can