Biz kazanacağız!..
TwitterFacebookGoogleYouTube

KARŞI TARAFA ÇALIŞMAK!..

Elif Doğan Türkmen

16 Nisan‘a kadar Y-CHP’yi eleştirmemeye söz vermiştim.

Sözüm sözdür…

Bu demek değil ki, tümünü başımızın üstünde taşıyacağız.

Ekmek için Ekmelettin”in faturasını kim ödeyecek diye sormadık!

Birkaç gün önce, anayasa değişikliğine “evet” diyeceğini açıklayan Fetullahçı eski Y-CHP Milletvekili Faik Tunay’ı ise neredeyse unuttuk!

Lakin; milyonluk telefon faturalarını fakir halka ödetenleri, dünyanın çevresini birkaç kez dolanacak kadar Hazine’den benzin harcayan milletvekillerini ve onları o makamlara getirenleri, sonsuza kadar görmezden gelemeyiz…

O kadar da değil…

***

Yaşayarak gördük ki:

Reis’i, 15 yıldır aldatmayan kalmadı…

“Mizahtır” deyip ne güzel eğleniyorduk.

Şimdi başımıza Dersimli çıktı; o, ondan çok daha zeki mi sanki?

Belli ki, onu da “bizimkiler” aldattı!

Siyasilerin “aldatılması” iyi bir propaganda malzemesiydi, lakin bu referandumda onu da kaybettik.

Doğruya doğru….

***

Bütün seçim kampanyalarını “yolsuzluklar” üzerine kuran Kılıçdaroğlu’nu, vitrine çıkardığı kendi ekibi “aldattı” diyemiyeceğiz artık!..

Sayesinde, “aldatılma” da mazeret olmaktan çıkartıldı.

TBMM‘i Divanı’nda ana muhalefet partisi adına Katip Üye olarak oturan o hanımefendi, Anadolu ve Rumeli Müdafa-ı Hukuk anlayışından, Kuvayı Milliye çizgisine uzanan CHP geleneğini, yeterince temsil edebiliyor mu, bilmiyorum…

Romanların temsilcisi olarak Meclis’e gönderdiğimiz Katip Üye Özcan Purcu efendi ise, saf kan “çingene” olduğunu ispatladı!

Elif Doğan Türkmen, Ali Haydar Hakverdi ve Tufan Köse gibilere Hazine teslim edilebilir mi?(1)

Allah aşkına, böylelerinin sözlerine kim inanır?

Y-CHP, bu evlere şenlik ekibi geri çekse bile; “evet cephesi”nin, bu zavallıları sahneden indireceğine inanmıyorum!

Bu yönünden bakarsak, Baykal‘ın dahi sahnelerde görülmesi sakıncalıdır.

Be adam!

Çok biliyorsan eğer, söyleyeceklerini bir kağıda yazıp, Yılmaz’a versene.

Sicili temiz biri doğruları söylediğinde, daha etkili olmaz mı?

Ben derim ki:

Anayasa değişikliğinin “rejim değişikliği” ile sonuçlanacağı; en küçük bir şüpheye mahal vermeyecek kadar açık olduğuna göre, bu zemini hiç kimsenin, geçmişini aklamak veya güven tazelemek için kullanmasına izin verilmemelidir…

***

Aslında Dersimli Kemal’i de sahaya sürmemek en doğru hareket tarzıydı.

Hayır Cephesi”ne en büyük zararı “dürüst” Kemal veriyor.

“Hayırlı Üniversiteler Platformu”nda; “Niçin biz AYM’ne gitmedik?” sorusuna:

“Atatürk’ün Amasya Tamimi nedeniyle” diyerek yanıt verdi…

Komedi oyuncusu gibi, bu adam halkı ne sanıyor?

Hazret saçmalamaya devam etti:

“Ne diyor Amasya Tamimi’nde: ‘Milletin istiklalini, milletin azim ve kararı kurtaracaktır’ diyor. Şimdi aynı süreci yaşıyoruz.

Tarihçiler, cahilliğin bu seviyesine 10 üzerinden kaç puan verir acaba?

Söylediklerinin zerre kadar siyasi değeri yok!

Dersimli’nin, referandum sonucunun “evet” çıkması halinde; sorumluluğu halkın üzerine yıkacağı şimdiden belli oldu.

İhtimaldir, 17 Nisan günü “Atatürk’ün kendisini aldattığını” söyleyerek, savunmasını yapacak!..

Umarım, aklıselim galip gelir de o günleri görmeyiz…

İşgal koşulları ile bugünün koşullarını aynı gören bir anlayışın, doğru stratejiler yapamayacağı baştan bellidir…

***

ANDY-AR Araştırma Şirketi’nin son çalışmasına göre; “evet” oyları ile “hayır” oyları arasındaki fark 2 puana kadar inmiş.

Demek ki, sonucu “Kararsızlar”  belirleyecek!

Kararsızlar”ı en kolay yönlendirecek olan ise, siyasi iktidardır.

Geçmiş seçimleri ve referandumları unutmayın.

Sandığa gidecek olan halk, aynı halktır!..

Son haftaya girilirken, iktidarın kesenin ağzını açarak, tabloyu tersine çevirmesi mümkündür!

İşin içine para girdi mi, “Mustafa Kemal’in askerleri” olduğunu iddia eden CHP milletvekilleri bile dünyayı şaşı görüyor.

Görmüyor muyuz?..

***

Ana muhalefet partisi, ülkenin geleceği ile kumar oynayamaz.

CHP’lilerin böyle bir genel başkana “biat etmesi” lükstür, ihanetin en üst noktasıdır.

CHP, tüm olanakları en etkili şekilde kullanmak zorundadır.

Hayati önemdeki kararlar; hasta ruhlu tiplere, kaprisli kişilere ve kompleksli siyasetçilere ve hırsızlara hiçbir şekilde bırakılamaz…

***

Oysa, AYM‘ne gitmenin, elle tutulur iki avantajı vardır:

Biri; zayıf olsa da anayasa değişikliklerinin iptal ettirme olasılığı, diğeri propaganda için zaman kazanmak:

Anayasa Mahkemesi’ne başvurmak için verilen 60 günlük süreye, mahkemenin karar vereceği birkaç aylık süreyi de ekledik mi, kazanılan süre, pekala işe yarayabilir.

“Kararsızlar”ı, iktidarın kurduğu tuzaktan kurtarabilir, aydınlık günlere yelken açılabiliriz…

Peşinen bu olanaktan vazgeçmek ve bugünü, 1919 koşulları ile karıştırarak taktik belirlemek, gizlice karşı cepheye çalışmak anlamına gelir!..

Bahçeli bu işi açıktan, Kılıçdaroğlu gizlice yapıyor…

Ne var ki; önümüze gelecek ağır faturayı, sadece onlar değil, 80 milyon halk birlikte ödemek zorunda kalacağız!..

Hatadan dönmek için henüz vakit vardır…

Cemil Can

DİPNOT:

(1) http://www.haberturk.com/gundem/haber/1404222-makam-araci-ile-en-cok-yol-yapan-10-vekil/2

MEHMET ALİLER!..

mehmet-ali-aligul-750x445

Dünyanın ilk ve tek parasız okulunu yakmak için benzini ateşleyen Mehmet Ali Aligül nerelidir?

Sosyal medya hesabından Müjdat Gezen için “peter olsun” dediğini duyanların bir fikri var:

“Hemşerindir” dediklerini duyar gibiyim.

Ben de farklı görüşteyim:

Mehmet Aliler Türkiyelidir.

Bizdendirler…

***

Mehmet Aliler:

Cahil ve cesurdurlar; Türk toplumunun bilindik bir yüzünü yansıtırlar.

Son eylemin “kahramanı” Mehmet Ali:

Servis şoförlüğü yaparak, 4 çocuğuna bakar.

38 yaşındadır, bijon anahtarını çatal gibi kullanır.

O derece kaslarına güvenir…

***

Mehmet Aliler:

Karakolda şaşabilirler ama hayatta yalan söylemezler.

Nitekim söylememiştir de:

Duygularıma yenik düştüm, pişmanım” demiştir sadece…

***

Mehmet Aliler:

Dün Madımak’ta görev yaptılar, bugün Kadıköy’de mesaideler.

Yarın nerede, hangi eylemciye nasıl karşı koyacaklarını kimse bilemez…

Kendilerine ihtiyaç duyulduğunda, anında orada biterler.

Ellerine ne geçerse, önlerine kim çıkarsa..

Allah ne verdiyse…

***

Mehmet Aliler:

Kurulmakta olan “Halkın Özel Harekatı”nın gönüllü neferleridirler.

Minibüs şoförü iken; son yolcu kadın ise, tenha bir yere çekip tecavüz ederek “ders” verebilirler.

Erkek ise, ne kadar şanslı olduğuna bağlıdır başına gelecekler…

***

Mehmet Aliler:

Sosyal medya hesabından neleri paylaştıkları ile siyasi görüşü hakkında fikir verebilir.

Pompalı ile çekilmiş fotoğrafları, beyinlerinin ne kadar gelişmiş olduğunu gösterir.

Yetkililerin:

Psikolojik tedavi görüyor” veya “alkollü şahıs” demesine ise, çok ama çok içerlerler.

Kameraların karşısına ilk çıktıklarında:

Hayatımda hiç alkol almadım” diyerek valiyi bir güzel düzeltirler.

Bu fırsattan yararlanarak; alkol alanlara göndermede bulunurlar…

***

Mehmet Aliler:

Abdülhamit’in torunu “Esma Hatun” için söylenenlere çok kızarlar.

Gerçekte, Abdülhamit’in bu adla bir torunu olmayabilir.

Ne önemi var!

Mehmet Ali’nin verdiği ders de zaten tarih değil…

***

Meğer bizimki, Galatasaray Adasını isteyen Nilhan Sultanı savunuyormuş.

Nilhan’ın bu “insanca ve hakça” istekleri ile alay edilmesi, delikanlının çok zoruna gitmiş.

Bu nedenle okulu ateşe vermiş…

İsteseymiş bütün Roma’yı da yakabilirmiş…

***

Mehmet Ali’yi, MOBESE kayıtlarından yakaladılar.

İfadesi alındıktan sonra serbest bırakıldı tabi.

Cumhuriyet Savcısı ne diye itiraz etti?!

Mehmet Ali kaçacak biri değil tabi, tekrar yakaladılar.

Mahkeme ifadesini alıp, tutuksuz yargılanmak üzere serbest bıraktı.

Savcı durmadı, serbest bırakılmaya bir daha itiraz etti.

Bu defa “delikanlı”yı gerçekten tutukladılar.

Ah şu Cumhuriyet Savcıları….

 

Cemil Can

 

 

HENÜZ VAKİT VARKEN…

kilicdaroglu baskanlar main

22 Ocak’ta CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel, “Anayasa değişikliğinin Cumhurbaşkanı tarafından onaylanması halinde saatler içerisinde Anayasa Mahkemesine (AYM) başvurarak düzenlemenin iptalini isteyeceklerini” açıkladı…(1)

Son derece doğru ve yerinde bir karardı.

CHP, 30 Ocak’ta, AYM’ye başvuru için hazırlık yaptıklarını açıkladı. (2)

13 Şubat günü, Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, Anayasa değişiklik paketinin iptali için Anayasa Mahkemesine dava açılmaması çağrısında bulundu. (3)

Nedenini açıklamadı!

Kılıçdaroğlu, 14 Şubat günü grup toplantısında:

“Anayasa görüşmelerinde televizyonları yasakladılar. Meclis genel kurulunda kısıtladılar. Herkesten gizli olarak bir anayasa değişikliğini gündeme getirdiler” şeklindeki haklı ve yerinde olan yakınmasından sonra, “AYM’ye gitme hakkımız vardır ama konu hukuk konusu değil. Halkın egemenliğini koruyacak olan halkın oyudur” diyerek bu yolun kullanılmayacağını söyledi.

Kılıçdaroğlu, AYM’ye başvurmama gerekçesini “Halkın iradesiyle korunamayan bir egemenliğin başka hiçbir güçle korunması mümkün değildir” şeklinde açıkladı… (4)

“Hayır” cephesi kesinlikle hatalı bir strateji izliyor.

Hayır oyu verenler teröristlerle aynı saftadır” diyen Başbakan, CHP’nin AYM’ye başvurmamasını, “Oradan bir sonuç çıkmayacağını anlamış olmalılar” şeklinde değerlendirerek, (5) aynı zamanda AYM’nin acıklı durumunu itiraf etmiştir…

Tek adam:

“Cumhurbaşkanı ile başbakanın gücü aynı kişide birleştiği için kavga çıkmayacak” diyerek anayasa değişikliği gerektiğini savundu.

Gül ile Erdoğan, Erdoğan ile Davutoğlu ve Yıldırım arasında “güç” yüzünden kavga çıktığını hatırlayan var mı?

“Evet” cephesinin yüze çıkabilecek tek açıklaması budur.

Bunların “Evet demezseniz iç savaş çıkar” diyenleri de var.

Acele etmelerinin nedeni, değişikliği savunmadaki zorluk ve saçmalamalarını halkın anlayacağından korkmalarıdır.

Zırva tevil götürmüyor…

Kılıçdaroğlu, CHP’nin görüşünü “AYM’ye gitseydik iktidar bunu meydanlarda koz olarak kullanırdı” şeklinde savunması (6) doğru olmamıştır.

Anayasal bir hak ve ödev olan (7) Anayasa Mahkemesine başvurma hakkının kullanılmasını, iktidar bu başvuruyu “koz” olarak kullanılacak korkusu ile kullanmaktan vazgeçmek doğru olabilir mi?

Sanki Anayasa değişikliklerini iptal ettirmekle kötü bir iş yapılıyor!

Ya halk oylaması sonunda; anayasa değişikliği kabul edilirse, faturayı kim ödeyecektir?

Halkoylamasında “Hayır” çıkması halinde, siyasi rantı hiçbir şekilde CHP’ye bırakmazlar.

80 milyonun gözü önünde; Anayasaya ve İçtüzüğe aykırı (8) olarak “açık oy” kullanıldığı belli ve sadece bu nedenle bile, değişikliklerin usulden iptali mümkün iken, bu olanağı kaçırmak niye?

Bu durum affedilmeyecek bir hata ve görevi savsaklamakdır.

Anayasa değişikliği ile Millete ait “egemenlik”, Milletten alınıp tek kişiye verilmek istenmektedir.

Anayasanın 6. maddesine (9) açıkça aykırı olan bu durum, AYM’den dönmeyecekse, zaten AYM, kendi ipini kendi çekmiş demektir.

Bu dava da; OHAL ile ilgili olmayan Kanun Hükmünde Kararnameler hakkındaki başvuru gibi reddedilirse; değişiklikler, değişikliklerden sonraki durum ve AYM birlikte tartışılarak, halka nasihat etme yerine “musibet” gösterilebilecektir.

Sahaya inildiğinde; hem AYM, hem de anayasa değişiklikleri eleştirilerek, AKP-MHP koalisyonunun nasıl bir rejimin getirilmek istendiği daha kolay anlatılabilecek…

Bu olanak henüz kaçırılmış değildir. (10)

Stratejik olarak da AYM’ye başvurmanın önemli bir kazanım sağlayacağı açıktır.

AKP-MHP Koalisyonunun; anayasa değişikliklerine neden “evet” denmesi gerektiğini açıklamada zorlandıkları, devlet olanaklarını kullanarak halkı aldatmaya çalıştıkları, bazı kamu görevlilerinin oylarını belli ederek ve “Hayır” diyecek olanlara terörist muamelesi yapacakları tehdidini ileri sürerek, baskı yapmaya başladıkları gerçeği karşısında; her geçen günün “evet”çiler aleyhine işleyeceği anlaşılmaktadır…

60 günlük dava açma süresine, AYM’nin karar vermek için geçireceği süre de eklendiğinde, eşit koşullarda başlamayan propaganda süresinin uzatılması ile durum kolaylıkla “Evet” cephesinin aleyhine döndürülebilecektir.

Kabul edilmeleri halinde, değişiklikler iki yıl sonra yürürlüğe gireceğine göre, bir aciliyetleri yoktur.

Ayrıca bir ihtiyaçtan doğmadıkları açıktır, zira bu iki yıllık süre içerisinde, o ihtiyaca cevap verecek hüküm bulunmamaktadır.

Sadece bu iki tez kullanılarak; anayasa değişikliklerinin “rejimi değiştirmek” amacıyla yapılmak istendiği anlatılabilir…

“Evet” cephesininin propaganda araçlarına karşı “Hayır” cephesinin kullanabileceği bir tek “zamanı” vardır.

Onu da sudan sebeplerle heba etmeye gerek yok.

Vakit henüz varken; bu konuyu yeniden ve etraflıca düşünmek gerekir…

Cemil Can

 

 

DİPNOTLAR:

 

(1) http://www.hurriyet.com.tr/chp-degisikligin-iptali-icin-anayasa-mahkemesine-basvuracagiz-40343349

 

(2) http://www.sozcu.com.tr/2017/gundem/chpli-vekiller-anayasa-mahkemesine-basvuru-yapacak-1651527/

 

(3) http://www.sozcu.com.tr/2017/gundem/perincekten-muhalefete-cagri-iptal-davasi-acmayalim-2-1676950/

 

(4) http://www.hurriyet.com.tr/kilicdaroglu-anayasa-mahkemesine-gitmeyecegiz-40365538

 

(5) https://tr.sputniknews.com/turkiye/201702141027208993-yildirim-kilicdaroglu-chp-aym/

 

(6) http://www.aljazeera.com.tr/haber/kilicdaroglu-belli-cevrelere-hayal-kirikligi-yasattik

 

(7) Anayasa, Madde150- Kanunların, kanun hükmündeki kararnamelerin, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün veya bunların belirli madde ve hükümlerinin şekil ve esas bakımından Anayasaya aykırılığı iddiasıyla Anayasa Mahkemesinde doğrudan doğruya iptal davası açabilme hakkı, Cumhurbaşkanına, iktidar ve anamuhalefet partisi Meclis grupları ile Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının en az beşte biri tutarındaki üyelere aittir. İktidarda birden fazla siyasi partinin bulunması halinde, iktidar partilerinin dava açma hakkını en fazla üyeye sahip olan parti kullanır.

(8) İçtüzük, Madde 94- Anayasada değişiklik tekliflerinin birinci ve ikinci görüşmelerinde, maddelerin kabulü ile ikinci görüşmenin sonunda tümünün kabulü üye tamsayısının beşte üç çoğunluğunun gizli oyu ile mümkündür.

Birinci görüşmede gerekli çoğunlukla kabul oyu alamayan bir madde ikinci görüşmede de gerekli çoğunlukta kabul oyu alamamışsa reddedilmiş olur.

Teklif hakkında verilen değişiklik önergesinin kabulü halinde, kabul için gerekli beşte üç çoğunluğun tespiti için bu önergenin oylanması gizli oylama suretiyle tekrarlanır.

(9) Anayasa, Madde 6- Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir.

Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır.

Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.

(10) Anayasa Madde 151- Anayasa Mahkemesinde doğrudan doğruya iptal davası açma hakkı, iptali istenen kanun, kanun hükmünde kararname veya İçtüzüğün Resmî Gazetede yayımlanmasından başlayarak altmış gün sonra düşer.

 

 

 

“İKİNCİ REİS”İN MÜTEVAZİ YETKİLERİ!..

turbanlı_bacım

 

Maşallahı var, bizim Reis çok çalışıyor…

Toplu açılış törenleri, sempozyumlar vs. hiçbirini kaçırmıyor…

Asla fırsatı kaza yapmaz.

Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı’nın (SETA), düzenlediği sempozyumda:

“Bunlar da ‘küçük olsun bizim olsun’ diyerek uzun zamandır bu ülkenin ayağına pranga vurarak yola devam etmek istediler. Ama bu dönem artık bitiyor” diyerek, bir dönemin bittiğini ilan etti…

Erdoğan büyük adamdır vesselam!..

***

Anayasa değişikliği ile kendisinden sonra “Başkan” seçilecek; büyük olasılıkla da sol görüşlü olacak liderin, yetkilerini de belirliyor!..

Hiç şüpheniz olmasın, Erdoğan’ın “pranga” olarak nitelediği, 100 yıllık parlamenter sistemimizdir.

Sıra onu yok etmeye geldi…

Yağmurda “iki kişiden biri” ile beraber yürümeye devam ettiğine göre, hedefine ulaşması da çok zor değil!

Reis, zaten “ülke” demektir…

“Ülke”nin ayağındaki prangalar çözülünce, nasıl bir sisteme geçmiş olacağız dersiniz?

Kafamızda onu canlandırmayı deneyelim…

***

Haftalardır aynı şeyleri tartışıp duruyor Türkiye.

İki ay sonra, sandıkta bir büyük hayale, evelallah son noktayı biz koyacağız.

Şimdiden, sonuçlara ilişkin tahminlerde bulunmanın bir yararı yok!

İkna etmemiz gereken kesim ise önümüzde duruyor.

Onların anlayacağı bir dil kullanacağız…

***

AKP ve MHP tabanının bir bölümünü “ikna” edemezsek eğer, maçı “evet”çiler kazanacak!

Bir bölüm dediğime bakmayın siz.

AKP ile MHP yüzde 49,5+11.9=61,4 ettiğine göre, ikna edeceğimiz kesim:yüzde 11.4′ü buluyor.

Bu demektir ki, 16 Nisan’da; yüzde 10 barajını geçmek zorunda kalacağız!

Yaşayarak öğrendik ki:

Reis’in “mağdur” olmaması için kendini yakacak çok adamı var!

Bu yüzden işimiz giderek zorlaşıyor…

***

Kızının türbanı yüzünden yaşananları bir anlatmaya başlarsa; Türkiye hop oturup, hop kalkacak!

Yakın geçmişte gördük:

“Benim İmam-Hatipli kardeşlerime katsayı uyguladılar” dediğinde, yeri yerinden oynatıyordu…

Bu necip Millet, Cumhuriyet’in temel direklerini, o “mağduriyet edebiyatı” ile yıktı…

Şimdi, Reis’inin ayağı “prangalı” gezmesine razı olabilir mi?!

Onun:

“Allah ne diyorsa o olacak”, “Bize Milletimiz yeter” sözlerine kim karşı çıkabilir ki?

***

Başbakanlığı, aynı zamanda da kendini tabi, gereksiz gören Binali’nin, “Biat et, rahat et” sözleri de bir şey anlatmıyor mu?

İlahiyatçı Vehbi Güder’in :

”Hayır diyenler Şeytandır” şeklindeki sözleri, kulağımıza küpedir.

Modoko Camii’nin İmamı Hüseyin Güleç’in, hayırcıları hainlik ve gafillikle suçlaması, “hutbe” kapsamında olmasa da; bir “din adamı”nın öğüdü olarak, aklımızın bir köşesinde duracak.

Vali, kaymakam, okul müdürleri, üniversite rektörleri ve seçim müdürlerinin siyasi iktidara destek veren sözleri, bu yarışın eşit koşullar altında yürütülmeyeceğini gösteriyor.

***

Ona göre:

Muhatabımız, sandık başına gidecek olan 60 milyon seçmenin, sadece yüzde 11.4′ü olmalı.

Hedefi fazla büyütmemeliyiz…

30 milyondan fazla insana kimse, üst perdeden bir şeyler anlatamaz!

Boşuna yere konuşmayacağız…

***

Söylemimiz bellidir:

İlk anlatacağımız:

Reis’in bir daha “mağdur edilmesine” bizim de “razı olmadığımız”dır…

Arkasından:

Fetullahçı Terör Örgütü’ne bile her istediğini veren Reis; “15 yıllık iktidarı boyunca ne yapmak istedi de yapamadı?” diye meraklı insan tavrı içinde can alıcı bir soru soracağız…

Hesap sorar gibi değil!

Öyle şeylere çok kızıyor Reisimiz…

***

Olursa başka istekleri; onlara da, “eyvallah” diyeceğiz!

“Olmazsa çay demleriz!”

Reis’in ayaklarındaki prangaları mutlaka çıkartacağız, gerekirse kendi ayağımıza “nal” çakarız!..

Bütün derdimiz: Reis’in üzülmemesidir!..

***

İki kişiden birine:

Bizim sorunumuz Reis’le değil, Allah geçinden versin, yakın zamanda Hak’ka yürümesini hiç istemeyiz elbette, ama kendisi demedi mi; “Benim 16 Nisan’a kadar çıkacağım belli değil”…

Bu sözlerle konuyu açabiliriz…

Şeytan’ın kulağına kurşun, aklımıza getirdi işte:

Ondan sonra gelecek olan Reis’e:

Bu kadar geniş, sınırsız ve denetimsiz yetkiler vermek doğru olur mu acaba?

Ya “Birinci Reis”ten sonra gelecek olan “İkinci Reis”i, düşmanlarımız aldatır da yetkilerini kendi çıkarları için kullandırırlarsa, o zaman ne yapacağız?

Allah göstermesin, böyle bir şey vuku bulursa; “Birinci Reis”, mezarında ters dönmez mi?

O mübarek kemikleri kara toprakta sızlamaz mı?

***

Gelelim “Küçük Reis”e:

“Eğer Doğu Perinçek ve ‘hayır’cı yoldaşları ile Recep Tayyip Erdoğan arasında bir tercih hakkımız olursa, kesinlikle ve istisnasız sayın Erdoğan’ı tercih edeceğimizi herkes bilmeli” diyerek son noktayı koydu…

Zaten kağıda bakmadan konuşmayı pek sevmez hazret.

Geçmişte; AKP’nin, dolayısıyla Erdoğan’ın iktidarda kalmasını sağlamak için ne lazımsa yapmıştı.

Tercihini kurşun kalemle sınav kağıdına işaretledi zaten.

Bu söylenenlerin, hepsi de kanıtlı ve ıspatlıdır.

O bakımdan Bahçeli’den şüphemiz kalmadı!

“Küçük Reis”in tercihi de bellidir yani…

***

Bizi asıl şaşırtan:

Durduk yerde Perinçek’e neden sataştığıdır.

“Bize davamızı öğretecekler” diye bağırması ise anlaşılmıştır.

Mahcup bir şekilde, tabanımız Vatan Partisine doğru kaydı dedi.

Kantarın topuzunu o da birazcık kaçırmıştır…

***

“Başbuğ”un bu manalı sözleri üzerine:

Ülkücüler, sosyal medyada “Bozkurtlar” hesabından anket benzeri bir çalışma yaptılar:

“Sadece ülkücüler oy versin” diye de not düştüler altına.

Sonuç ne çıktı tahmin edin bakalım:

Bir gün içinde, 569 ülkücü ankete katıldı; oyların yüzde 75′ini Perinçek aldı!

Mecburuz artık; başka bir rezilliğe yol açmasın diye, iki ay daha sözlerini duymazdan geleceğiz…

***

Bahçeli’ye muhalif kesimin oluşturduğu, “Türk Milliyetçileri Hayır Diyor Platformu”na ise desteğimiz tamdır.

İlk ziyaretlerini, DP Genel Başkanı Gültekin Uysal’a yapmış olmalarını bayağı önemsiyoruz.

İçerisinde CHP, Vatan Partisi ve demokratik kitle örgütlerin bulunduğu, 52 kuruluşun oluşturduğu “Hürriyet ve Memleket için El Ele Platformu” da Trabzon’da “Hayır”lı çalışmalarına başladı.

Onlar da başkanlığa, DP İl Başkanı Ali Akar’ı getirdiler…

Kutluyoruz…

Son derece isabetli bir iş olmuştur.

İyi ki deoldu, Trabzonluların siyasi parti liderlerine olan güvenini de öğrendik!

***

Bu demektir ki, pek yakında topyekün sahaya iniyoruz.

Zira siyasetle ilgilenmek yurttaşlık görevimizdir.

Ne demişti Rousseau:

“Hür bir Devletin yurttaşı ve Egemen Varlığın bir üyesi olarak doğduğuma göre, kamu işlerinde sesimin etkisi az bile olsa, oy verme hakkım bana bu işleri inceleme ödevini yükler.”

Görevimizi hakkıyla yapacağız.

Doğru sahaya…

Cemil Can

GÜLMEK SERBESTTİR!..

gülmek

Bu hafta:

-İltica talebinde bulunan NATO üslerinde görev yapan kırk FETÖ‘cü subayı Almanya’nın iade etmemesini;

-Henri Barkey’in, Ordu ile ilişiği kesilen yüzden fazla general ve amiral için; Amerika’ya yakın ve NATO’ya inanan komutanlardı demesini;

-Rusların Suriye için anayasa taslağı hazırlamalarını;

-Taslakta; Kürtler için “özerklik”ten söz ediliyor olmasını;

-Rus Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Maria Zaharova’nın, “Özerklik, federasyon, konfederasyon olup olmayacağına halk karar verir” diyerek, haberi yalanlamasını;

-”Kültürel özerkliğin” tartışıldığını, bunun “özyönetim” anlamına gelmediğini;

-ABD’nin etkisini azaltmak amacıyla, “Kültürel özerklik” tarifi yapıldığını;

-Rus dış politikasının önemli isimlerinden Aleksandr Dugin’in, Rusya ile ABD’nin “Kürt özerk bölgesi” için anlaştığına dair haberleri Fetullahçıların yaydığını söylemesini;

-Trump’un, aralarında İran’ın da bulunduğu 7 ülkenin Müslüman vatandaşları için ABD’ye giriş yasağı koymasını;

-Federal yargıçların bu yasağın yürütmesinin durdurmasına karar verdiğini;

-ABD Savunma Bakanı James Mattis’in, İran’ı Ortadoğu’da terörü en faza destekleyen ülke ilan etmesini;

-Trump’un Ulusal Güvenlik Danışmanı Flynn’ın, “Bugün İran’ı resmen uyarıyoruz” diyerek tehdit etmesini;(1)

-Bu tehdide karşı, İran’ın askeri tatbikatla yanıt vermesini;

-Devrim Muhafızları Genel Komutanı General Hüseyin Selami’nin, ABD merkezli şirket ve işadamlarının İran’a giremeyeceğini duyurmasını;

-Devrim Muhafızları Hava Kuvvetleri Komutanı General Amir Ali Hajizadeh’nin, “Gürleyen füzeleri başınıza yağdırırız” diyerek ABD’ye meydan okumasını görmeyeceğiz…

-ABD’nin PYD/PKK’ya zırlı araçlardan sonra 7 tank vermesini; (2)

- Almanya’nın PYD’ye verdiği MILAN tanksavar füzeleri ile Fırat kalkanı Harekatı sırasında tanklarımızın vurulduğu (3) gibi; ciddi konuları da olmamış sayıyoruz…

-Türkiye’nin dış borcunun 14 yılda yüzde 222 artarak 130 milyar dolardan, 417 milyar dolara çıkmasını;

-Aynı dönemde, reel kesimdeki şirketlerin net döviz borcunun; 65 milyar dolardan 213 milyar dolara sıçraması ile de ilgilenmeyeceğiz…

-Açlık sınırının, 1630 liraya fırlamasını;

-Yatlar için ÖTV‘nin sıfırlanmasını da geçiyoruz…

Referanduma kadar iki aydan fazla zamanımız var; vur patlasın-çal oynasın eğleneceğiz.

***

Başlıyoruz:

AKP, Siyasi ve Hukuk İşleri Başkanlığı “Cumhurbaşkanlığı sistemi” anlatılırken, söylem birliğini sağlamak için 18 maddelik bir kılavuz hazırladı.

Kılavuzda; bir ihtiyacın giderilmesi için bu anayasa değişikliğinin yapılmadığı itiraf ediliyor.

Broşürün en anlamlı cümlesinde:

Anayasa değişikliğini Cumhurbaşkanımızın şahsına hapsetmeden, çocuklarımızın geleceğini düşünerek daha geniş bir yaklaşım sergileyerek, gelecekte muhtemel kriz tehlikesini ortadan kaldıralım, Cumhuriyetimizi güçlendirelim” deniyor. (4)

AKP, mevcut kriz veya sorunları çözmek için değil, “muhtemel kriz” tehlikesini ortadan kaldırmak ve “Cumhuriyet’i güçlendirmek” (!) için bu değişiklikleri yapmak istediğini açıklıyor.

Meclis’in yetkilerini alıp Cumhurbaşkanına verecekler, böylece Cumhuriyet güçlenmiş olacak.

Ne güzel!

Buna “yetkileri alarak güçlendirmek” diyorlar!

Yeni bir tariftir…

Beyler!

Bu yöntemi, Cumhurbaşkanı RTE üzerinde uygulayın!

Alın tüm yetkilerini elinden, iyice güçlensin Erdoğan’ınız!..

***

Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş, referandumda sandıktan ‘evet‘ çıkmasının, terörle mücadeleye verilen destek anlamına da geleceğini belirterek, Bu anlamda, inşallah ‘evet’ terörle mücadelede yeni bir ruhun, yeni bir psikolojinin daha etkin bir mücadele imkanının ortaya çıkmasını sağlar. Ayrıca yürütmenin tek elde toparlanması dolayısıyla hem ekonomi hem diğer alanlarda olduğu gibi terörle mücadele alanında da süratli, etkin kararlar alınmasına vesile olabilir” dedi.(5)

Kurtulmuş, çok ayıp etti, partisinin temel propagandasını çürüttü.

Kılavuza göre, anayasa değişiklikleri ile Cumhuriyet’in güçleneceği savunuluyor.

Kurtulmuş’a göre, bu değişikliklerle yürütme “tek elde” toplanacak!

Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu…

Yürütmenin yetkilerinin (6) tek elde toplandığı rejimlere; “totaliter-otoriter rejimler” (7) denir ki, böyle bir rejime, aynı zamanda “Cumhuriyet” (8) diyebilecek olanların, akıl hastanesinden sağlam bir heyet raporlarının olması gerekir.

Yine de Kurtulmuş’a teşekkür etmek gerekir.

Gerçeği itiraf etti.

Kurtulmuş’a göre; anayasa değişikliklerine “evet” demekle, terörle mücadeleye de “destek” verilmiş olacaktır!

Peki, bu nasıl olacak?

Onu izah edemiyor tabi.

Tekrar okuyun, saçmaladığını göreceksiniz…

Ne demiş eskilerimiz: “Zırva tevil götürmez.” (9)

Başbakanlığın gereksizliğine inanan Binali ise, anayasa değişikliklerine neden “evet” denmesi gerektiğini getirip:

PKK, FETÖ ve HDP ‘hayır’ diyor, biz onun için ‘evet’ diyoruz”a bağladı… (10)

Onun için ya havlu atılsın ya biri sekize kadar saysın!

Komedi ise komedi başlıyooooooooooooor!…

Nisan’a kadar, karın tutarak gülmek serbest…

Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1) http://www.yenisafak.com/dunya/trumpin-kararina-destek-veren-musluman-ulke-2606425

(2) https://www.aydinlik.com.tr/turkiye/2017-subat/munbic-e-gireriz-dedik-abd-7-tank-gonderdi

(3) http://www.turkiyegazetesi.com.tr/gundem/432951.aspx

(4) http://www.milliyet.com.tr/ak-parti-18-maddelik-cumhurbaskan-siyaset-2366697/

(5) http://www.yeniakit.com.tr/haber/evet-demek-terore-karsi-mucadeleye-destektir-270840.html

(6)”Yürütme”den Bakanlar Kurulunu anlamak gerekir.

Bakanlar Kurulunun Ana Görevi:

Genel siyaseti” yürütmektir. (Anayasa, madde: 112/1) Genel siyaset kavramından memleketin iç ve dış siyaseti anlaşılır; bu ise “hükümet etmek” demektir. Yani ülkeyi kim yönetecek sorusuna Anayasamızın verdiği cevaptır.

Bakanlar Kurulunun diğer görevleri şunlardır:

Kanun hükmünde kararname çıkarmak (madde: 91, 121); tüzük çıkarmak (madde:115); kanun tasarısı hazırlamak (madde:88); bütçe ve kesin hesap kanun tasarısını hazırlamak (madde:162, 164); olağanüstü hal ve sıkıyönetim ilan etmek (madde:119, 120, 122); milli güvenliği sağlamak (madde:117); silahlı kuvvetleri yurt savunmasına hazırlamak (madde:117) ve Genelkurmay Başkanını atamaktır. (madde:117)

 

(7) Totaliter:Demokratik hak ve özgürlüklerin baskı altında tutulduğu, bütün yetkilerin bir elde veya küçük bir yönetici grubunun elinde toplandığı demokratik olmayan (devlet düzeni).

Otoriter: Emretme, yaptırma gücüne sahip olan (kimse).

(8) Cumhuriyet: Milletin, egemenliği kendi elinde tuttuğu ve bunu belirli süreler için seçtiği milletvekilleri aracılığıyla kullandığı yönetim biçimi.

(9) Saçma söz, nasıl yorumlanırsa yorumlansın, niteliği değişmez, saçma olarak kalmaya devam eder.

(10) http://www.aljazeera.com.tr/haber/yildirim-pkk-feto-hdp-hayir-dedigi-icin-evet-diyoruz