Biz kazanacağız!..
TwitterFacebookGoogleYouTube

“İKİNCİ REİS”İN MÜTEVAZİ YETKİLERİ!..

turbanlı_bacım

 

Maşallahı var, bizim Reis çok çalışıyor…

Toplu açılış törenleri, sempozyumlar vs. hiçbirini kaçırmıyor…

Asla fırsatı kaza yapmaz.

Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı’nın (SETA), düzenlediği sempozyumda:

“Bunlar da ‘küçük olsun bizim olsun’ diyerek uzun zamandır bu ülkenin ayağına pranga vurarak yola devam etmek istediler. Ama bu dönem artık bitiyor” diyerek, bir dönemin bittiğini ilan etti…

Erdoğan büyük adamdır vesselam!..

***

Anayasa değişikliği ile kendisinden sonra “Başkan” seçilecek; büyük olasılıkla da sol görüşlü olacak liderin, yetkilerini de belirliyor!..

Hiç şüpheniz olmasın, Erdoğan’ın “pranga” olarak nitelediği, 100 yıllık parlamenter sistemimizdir.

Sıra onu yok etmeye geldi…

Yağmurda “iki kişiden biri” ile beraber yürümeye devam ettiğine göre, hedefine ulaşması da çok zor değil!

Reis, zaten “ülke” demektir…

“Ülke”nin ayağındaki prangalar çözülünce, nasıl bir sisteme geçmiş olacağız dersiniz?

Kafamızda onu canlandırmayı deneyelim…

***

Haftalardır aynı şeyleri tartışıp duruyor Türkiye.

İki ay sonra, sandıkta bir büyük hayale, evelallah son noktayı biz koyacağız.

Şimdiden, sonuçlara ilişkin tahminlerde bulunmanın bir yararı yok!

İkna etmemiz gereken kesim ise önümüzde duruyor.

Onların anlayacağı bir dil kullanacağız…

***

AKP ve MHP tabanının bir bölümünü “ikna” edemezsek eğer, maçı “evet”çiler kazanacak!

Bir bölüm dediğime bakmayın siz.

AKP ile MHP yüzde 49,5+11.9=61,4 ettiğine göre, ikna edeceğimiz kesim:yüzde 11.4′ü buluyor.

Bu demektir ki, 16 Nisan’da; yüzde 10 barajını geçmek zorunda kalacağız!

Yaşayarak öğrendik ki:

Reis’in “mağdur” olmaması için kendini yakacak çok adamı var!

Bu yüzden işimiz giderek zorlaşıyor…

***

Kızının türbanı yüzünden yaşananları bir anlatmaya başlarsa; Türkiye hop oturup, hop kalkacak!

Yakın geçmişte gördük:

“Benim İmam-Hatipli kardeşlerime katsayı uyguladılar” dediğinde, yeri yerinden oynatıyordu…

Bu necip Millet, Cumhuriyet’in temel direklerini, o “mağduriyet edebiyatı” ile yıktı…

Şimdi, Reis’inin ayağı “prangalı” gezmesine razı olabilir mi?!

Onun:

“Allah ne diyorsa o olacak”, “Bize Milletimiz yeter” sözlerine kim karşı çıkabilir ki?

***

Başbakanlığı, aynı zamanda da kendini tabi, gereksiz gören Binali’nin, “Biat et, rahat et” sözleri de bir şey anlatmıyor mu?

İlahiyatçı Vehbi Güder’in :

”Hayır diyenler Şeytandır” şeklindeki sözleri, kulağımıza küpedir.

Modoko Camii’nin İmamı Hüseyin Güleç’in, hayırcıları hainlik ve gafillikle suçlaması, “hutbe” kapsamında olmasa da; bir “din adamı”nın öğüdü olarak, aklımızın bir köşesinde duracak.

Vali, kaymakam, okul müdürleri, üniversite rektörleri ve seçim müdürlerinin siyasi iktidara destek veren sözleri, bu yarışın eşit koşullar altında yürütülmeyeceğini gösteriyor.

***

Ona göre:

Muhatabımız, sandık başına gidecek olan 60 milyon seçmenin, sadece yüzde 11.4′ü olmalı.

Hedefi fazla büyütmemeliyiz…

30 milyondan fazla insana kimse, üst perdeden bir şeyler anlatamaz!

Boşuna yere konuşmayacağız…

***

Söylemimiz bellidir:

İlk anlatacağımız:

Reis’in bir daha “mağdur edilmesine” bizim de “razı olmadığımız”dır…

Arkasından:

Fetullahçı Terör Örgütü’ne bile her istediğini veren Reis; “15 yıllık iktidarı boyunca ne yapmak istedi de yapamadı?” diye meraklı insan tavrı içinde can alıcı bir soru soracağız…

Hesap sorar gibi değil!

Öyle şeylere çok kızıyor Reisimiz…

***

Olursa başka istekleri; onlara da, “eyvallah” diyeceğiz!

“Olmazsa çay demleriz!”

Reis’in ayaklarındaki prangaları mutlaka çıkartacağız, gerekirse kendi ayağımıza “nal” çakarız!..

Bütün derdimiz: Reis’in üzülmemesidir!..

***

İki kişiden birine:

Bizim sorunumuz Reis’le değil, Allah geçinden versin, yakın zamanda Hak’ka yürümesini hiç istemeyiz elbette, ama kendisi demedi mi; “Benim 16 Nisan’a kadar çıkacağım belli değil”…

Bu sözlerle konuyu açabiliriz…

Şeytan’ın kulağına kurşun, aklımıza getirdi işte:

Ondan sonra gelecek olan Reis’e:

Bu kadar geniş, sınırsız ve denetimsiz yetkiler vermek doğru olur mu acaba?

Ya “Birinci Reis”ten sonra gelecek olan “İkinci Reis”i, düşmanlarımız aldatır da yetkilerini kendi çıkarları için kullandırırlarsa, o zaman ne yapacağız?

Allah göstermesin, böyle bir şey vuku bulursa; “Birinci Reis”, mezarında ters dönmez mi?

O mübarek kemikleri kara toprakta sızlamaz mı?

***

Gelelim “Küçük Reis”e:

“Eğer Doğu Perinçek ve ‘hayır’cı yoldaşları ile Recep Tayyip Erdoğan arasında bir tercih hakkımız olursa, kesinlikle ve istisnasız sayın Erdoğan’ı tercih edeceğimizi herkes bilmeli” diyerek son noktayı koydu…

Zaten kağıda bakmadan konuşmayı pek sevmez hazret.

Geçmişte; AKP’nin, dolayısıyla Erdoğan’ın iktidarda kalmasını sağlamak için ne lazımsa yapmıştı.

Tercihini kurşun kalemle sınav kağıdına işaretledi zaten.

Bu söylenenlerin, hepsi de kanıtlı ve ıspatlıdır.

O bakımdan Bahçeli’den şüphemiz kalmadı!

“Küçük Reis”in tercihi de bellidir yani…

***

Bizi asıl şaşırtan:

Durduk yerde Perinçek’e neden sataştığıdır.

“Bize davamızı öğretecekler” diye bağırması ise anlaşılmıştır.

Mahcup bir şekilde, tabanımız Vatan Partisine doğru kaydı dedi.

Kantarın topuzunu o da birazcık kaçırmıştır…

***

“Başbuğ”un bu manalı sözleri üzerine:

Ülkücüler, sosyal medyada “Bozkurtlar” hesabından anket benzeri bir çalışma yaptılar:

“Sadece ülkücüler oy versin” diye de not düştüler altına.

Sonuç ne çıktı tahmin edin bakalım:

Bir gün içinde, 569 ülkücü ankete katıldı; oyların yüzde 75′ini Perinçek aldı!

Mecburuz artık; başka bir rezilliğe yol açmasın diye, iki ay daha sözlerini duymazdan geleceğiz…

***

Bahçeli’ye muhalif kesimin oluşturduğu, “Türk Milliyetçileri Hayır Diyor Platformu”na ise desteğimiz tamdır.

İlk ziyaretlerini, DP Genel Başkanı Gültekin Uysal’a yapmış olmalarını bayağı önemsiyoruz.

İçerisinde CHP, Vatan Partisi ve demokratik kitle örgütlerin bulunduğu, 52 kuruluşun oluşturduğu “Hürriyet ve Memleket için El Ele Platformu” da Trabzon’da “Hayır”lı çalışmalarına başladı.

Onlar da başkanlığa, DP İl Başkanı Ali Akar’ı getirdiler…

Kutluyoruz…

Son derece isabetli bir iş olmuştur.

İyi ki deoldu, Trabzonluların siyasi parti liderlerine olan güvenini de öğrendik!

***

Bu demektir ki, pek yakında topyekün sahaya iniyoruz.

Zira siyasetle ilgilenmek yurttaşlık görevimizdir.

Ne demişti Rousseau:

“Hür bir Devletin yurttaşı ve Egemen Varlığın bir üyesi olarak doğduğuma göre, kamu işlerinde sesimin etkisi az bile olsa, oy verme hakkım bana bu işleri inceleme ödevini yükler.”

Görevimizi hakkıyla yapacağız.

Doğru sahaya…

Cemil Can