Biz kazanacağız!..
TwitterFacebookGoogleYouTube

ŞEYH SAİD’İN RUHUNA!..

Şeyh_Said_in ruhuna

 

Erdoğan ve Binali, “Ey Kılıçdaroğlu” diye söze başlıyorlar ama anayasa değişiklikleri ile ilgili bir şey dedikleri yok…

En anlaşılır sözleri:

Yolları böldük ama Milleti birleştirdik”!..

Milleti kim böldü de siz birleştirdiniz?

En kolay hedefleri Kılıçdaroğlu’na iki koldan saldırıyorlar:

Kılıçdaroğlu:

Cevap verecek mi diye bekliyorlar vallahi vermeyeceğim” diyerek(1) doğru bir strateji izliyor …

Tarzan bayağı zorda!

Bu defa “mağduriyet ekmeği”ni yiyemeyecekler gibi…

***

Hayır” oylarının önde olmasını sindiremeyen bazı fanatikler, hedef gözetmeden ulu orta sövüyorlar.

Şanlıurfa Büyükşehir Belediye Başkanı Nihat Kılıç:

16 Nisan’dan sonra gazetecilerin de a… koyacağız” dedi… (2)

Göreceğiz kim kimin…

***

AKP’nin, Almanya ve Hollanda ile gerilim yaratıp milliyetçi oyları toplama planı da beklenen etkiyi yapamadı.

Erdoğan’ın “Nazi” benzetmesi, Almanları kızdırdı ama Türklerin “çifte vatandaşlık” hakkını da riske attı.

Angela Merkel’in partisi Hristiyan Demokrat Birliği (CDU), Eylül ayında yapılacak seçimler öncesinde, Türklere verilen çifte vatandaşlığı değerlendirmek istiyor.

Hristiyan Sosyalist Birlik Partisi (CSU) ise, 23 yaşına gelen çifte vatandaş konumundaki kişilerin “tercih” yapmasını öngören “opsiyon modeli”ne geri dönülmesini istiyor.

Anlaşılıyor ki, her şart altında fatura Avrupa’da yaşayan Türklere çıkartılacak.

İlginçtir:

Buna rağmen, Avrupa’da “evet” oyları artacak diyenler var!

***

Yöneticilerimizin AB ülkelerine karşı ölçüsüz saldırılarına yanıt ABD ve İngiltere’den geldi:

Bu iki ülke, aldıkları kararlar ile Türk yolculara cep telefonu dışındaki elektronik cihazları kabine getirme yasağı koydular.

Türkiye, artık dünyanın en tehlikeli 6 ülkesi; Suudi Arabistan, Tunus, Mısır, Lübnan ve Ürdün ile aynı ligde gösteriliyor:..

Bu “mağduriyet”in, “hayır” oylarını ne kadar artıracağını ise, birkaç hafta sonra göreceğiz!

***

İktidar “evet” oylarını artırmak için akıl almaz yöntemlere başvuruyor:

Diyarbakır sokaklarına asılan ve tepkiler üzerine kaldırılan:

Her evet Şeyh Sait ve Arkadaşlarına bir Fatiha’dır” pankartının, (3) “evet” oyalarını artıracağına inanılıyor!..

Pankartı asan Diyarbakır İl Başkanı Muhammet Akar, Şeyh Sait’in torunu çıktı. (4)

Şeyh Sait, Cumhuriyet tarihinin önemli bir figürü…

***

Yeni anayasa ile Türkiye’nin nereye götürülmek istendiğini, en iyi Şeyh Sait pankartı anlatıyor.

Keşke kaldırılmasaydı…

Bu fırsattan yararlanarak, Şeyh Sait’in kim olduğunu bir kez daha tartışma olanağını bulurduk.

İzleyenler bilir, bu sorunun yanıtını daha önce de aradık.

Mehmet Perinçek’in Rus arşivlerinden topladığı belgelerden anlaşıldığına göre:

Kemalist devrim, ‘toprak reformu ile Doğu’daki feodal beyleri ürkütmüştü…

Yerli sanayicisini ve kendi pazarını korumak için Avrupa sermayesine özenle yaklaşan milli politikalar, Batı’daki komprador burjuvaziyi korkutmuştu…

Ruhban sınıfıise yapılan devrimlerle iktidarlarını ve ayrıcalıklarını kaybetmeye başladı.

İşte, Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası da bu grupların çıkarlarını korumak temelinde kurulmuştur…

Şeyh Said, 1. Dünya Savaşı öncesinde dönemin Türk hükümetini yıkma girişimi içerisindeydi.

Hükümet orduları tarafından dağıtıldıktan sonra, Çarlık Rusya’sı konsolosluğuna saklanmıştı…

Savaşın arifesinde çar ajanı olarak çalışmıştı.

Bir gerçek daha var ki, bütün Kürt aşiretleri Şeyh Sait‘in peşinden gitmemiştir.

Bazıları, Ankara’ya bağlılığını bildirmiş ve Şeyh Sait’i İngiliz görevlisi olarak nitelendirmişlerdi.(5)

Şeyh Said İsyanı, Kızıl Ordu raporlarında da yer aldı.

Bu raporların birinde şu noktaya dikkat çekilmiştir:

‘İngiltere 1.Dünya Savaşı’ndan beri, Türkiye’nin bağımsızlığını tamamen yok etmeye ve topraklarını farklı devletlere ayırmaya çalışıyordu. Aslan payının kendisine kalacağı Irak devleti, bu toprakların başında geliyordu. İngilizler gerici-burjuva feodal güçleri, Lozan Konferansı’nda çözülemeyen, İstanbul Konferansı’nda iyice gerginleşen ‘Musul Sorunu‘nu, kendi lehlerine çözmek amacıyla kullanmaktaydı. İngilizler doğrudan etki edebilecekleri bir Bağımsız Kürdistandan yana olmuşlardır.’

Halk bu savaşın sadece silahı olmuştur.

Zengin petrol kaynaklarına sahip ve özellikle de Kürtlerin yaşadığı bu bölgenin, Türkiye’nin mi yoksa İngiliz güdümündeki Irak’ın mı parçası olacağına karar verecek olan Milletler Cemiyeti‘nin, Musul Sorunu ile ilgili Karma Komisyon’un bölgeye geldiği sırada isyanın patlak vermesi anlamlıdır.

Denebilir ki, Şeyh Sait isyanı, feodal-gerici hilafet yanlısı unsurların, genç Cumhuriyet’e yönelik bir suikastıdır.

Bu bakımdan Doğu illerimizde yaşanan Kürt isyanlarını, karşı-devrimci olmakla birlikte, yerel hareketler olarak değil, Türkiye Cumhuriyeti’ni toptan hedef alan, dış bağlantılı iç tehditler olarak kabul etmek gerekir.” (6)

Bugün AKP’nin sahiplendiği Şeyh Sait’i, anayasa referandumunda öne çıkartmakla, aslında yeni rejimin tarifi yapılmaktır!..

Türk halkı, 16 Nisan’da yeni anayasaya “hayır” diyerek, feodal-gerici hilafet yanlısı Şeyh Sait’in şahsında somutlaşan bu büyük tuzağa düşmeyecek ve gelecek kuşaklara bir şans daha tanıyacaktır!..

Cemil Can

DİPNOTLAR:

 

(1) http://www.dha.com.tr/kora-halinde-bana-saldiriyorlar_1484738.html

 

(2) http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/704255/AKP_li_baskan_yardimcisi_boyle_tehdit_etti___16_Nisan_dan_sonra_a…_koyacagiz_.html

 

(3) https://tr.sputniknews.com/turkiye/201703241027784144-ak-parti-diyarbakir-seyh-said-evet/

 

(4) http://www.sozcu.com.tr/2017/gundem/skandal-pankarti-asan-seyh-saitin-torunu-cikti-1754942/

 

(5) http://odatv.com/sovyet-arsivi-seyh-said-ingiliz-yanlisi-diyor-1509141200.html

 

(6) http://www.chp-muhalefethareketi.biz.tr/2015/05/y-chpnin-son/

“SOYUT ZEKA” BİR ADIM ÖNE ÇIKSIN!..

evet

 

16 Nisan‘da “sayım” yapmıyoruz.

Çocuklarımızın yaşayacağı rejimi seçeceğiz.

Dolayısıyla bugünden görevimiz:

Halkoylamasında “hayır”ların sayısını artırabilmek için “evet” diyecek olanların bir kısmını ikna etmektir.

İkna etmek, zor ama imkansız değil!

İkna edilecek olan kesim, seçmenin yüzde 11-12‘sine karşılık geliyor.

Toplam seçmen sayısının 57 milyon (1) olduğu gözönünde tutulursa; ikna edeceğimiz seçmen sayısı 6 milyondan fazladır.

Başka bir söyleyişle; AKP ile MHP’nin toplam oyları yüzde 61.4 ettiğine göre (2), bu iki partiye oy verenlerden, en az 6 milyon seçmeni, Erdoğan ve Bahçeli’ye rağmen “hayır” oyu kullanmaya ikna etmek zorundayız.

Zorundayız, çünkü başka seçeneğimiz yok!

6 milyon seçmeni ikna etmek için; hiçbir yerden talimat almayan, görev verilmesini beklemeyen, vazifesini bu vahim durumdan çıkartan, birebir çalışacak, gönüllü 6 milyon kişi gerekiyor…

Oda bizde var!

***

Bir numaralı kural:

Hedef kitle olan 6 milyon kişiyi ve liderlerini; “diploma” üzerinden vurmak, “cahil” olmakla suçlamak, kendilerinin veya geçmişlerinin Atatürk ve Cumhuriyet Devrimleri karşısındaki durumunu iğneleyici sözlerle hatırlatmak, önceden kullandıkları oy nedeniyle sorumlu olduklarını ima etmek veya başka sözlerle rencide etmek kesinlikle yasaktır…

Yasaktır, yasaaaak!..

Çünkü bu tür tutum ve davranışlar; o insanları birbirine daha çok kenetler.

Hedef kişiler, bağlı oldukları odakların daha keskin militanları haline gelirler…

İstemediğimiz halde:

Siyasetçilerin parti tabanını “konsolide etmek” (3) olarak ifade ettikleri eylemi, biz gerçekleştiririz.

AKP yöneticilerinin, “elit kesim”in kendi tabanlarını; cahil olmakla itham ettiği, sürekli dağdaki çobanın oyu ile kendilerinin organize ettiği şehirdeki bir zevzek ile karşılaştırıp, “ikinci sınıf vatandaş” vurgusunu da öne çıkartarak, başarılı bir şekilde “konsolide ettiğini” biliyoruz.

Hakim sınıfların, “yoksunluk” ve “yoksulluk” içerisinden gelen vatandaşların bu ezilmişliğinden yararlandığına, defalarca tanık olduk…

Aynı suda yıkanmaktan bıktık!

Bu defa, iktidarın bu iğrenç oyununu, mutlaka bozmamız gerekiyor…

***

Son dönemece giriyoruz…

Tekrarı olmayan bu yarışın, ağır sonuçlarını gelecek nesillere bırakacağız.

O bakımdan; “hayır” oyu verecek olanların, kendi aralarında beyin cimnastiği yapmalarının bir manası da kalmadı.

Bu konuda şakalaşma bile lüks sayılır.

“Evet” oyu verecek olanlarla; dalga geçmek, onları aşağılamak, cahil olmakla suçlamak ise “ihanet” derecesinde aymazlıktır

İkinci yasamız da bu olmalıdır…

***

İnsanlarla neden tartışıyoruz sorusunun yanıtı hazırdır:

Onları ikna ederek, doğru olduğuna inandığımız fikirlerimizi benimsetmek için…

O halde:

İkna ettiğimiz kişilere, sürekli ikna edilmeden önceki durumlarını hatırlatamayız.

İkna ettiğimiz kişilere, geçmişte yaptıkları siyasi hatalar nedeniyle suçlayıp, bunların hesabını sorabilir miyiz?

Diyelim ki sorduk, bunun ne faydası var?

İnsanların geçmişteki durumlarını öne çıkartıp, onları bizden aşağı bir “statü”de göstermek, olgun insan davranışı olabilir mi?

Önemli olan insanların geçmişteki tutum ve davranışları değil, bugün ne yaptıkları ve hangi cephede yer aldıklarıdır.

Öyle değil mi?

Sonra:

Geçmişi ile yargılayacağımız bir kişiyi, “ikna” etmenin pratikte ne yararı olabilir?…

İnsanları kazanmak yerine, yerin dibine batırma sonucunu doğuracak olan böyle ilkel davranışları yapanlar; hasta ruhlu ve “narsist”tir… (4)

***

Önümüzde bir aydan az zaman kaldı.

Bu süre içinde anayasa değişikliklerine “hayır” diyecek 6 milyon gönüllünün, kendilerine en yakın kabul ettiği “evet” diyecek birini saptayıp, onunla şapkaları öne koyup konuşması gerekiyor.

Önümüzdeki hedef kitlenin 6 milyon olması, işimizin ne kadar zor olduğunu gösteriyor.

Dolayısıyla “hayır” diyecek olanların kendi aralarındaki sohbetleri, havanda su dövmekten farksızdır, boşa zaman öldürmek sayılır.

Bir bakıma, körler-sağırlar diyaloğudur.

Kendi kendini tatmin etmenin ötesinde bir değeri bulunmamaktadır…

***

Önümüzdeki tehlike; “hayır” diyecek olanlarla “evet” diyecek olanlar için aynıdır.

“Evet” diyenler, belki kısa bir süreliğine “hayır” diyenlere göre iktidar olanaklarından yararlandırılabilirler.

Bu da geçici bir durumdur.

Zira onların da gelecek nesilleri, bizimkiler gibi bedel ödemeye devam edeceklerdir.

O halde:

Son tura girerken, “hayır” oyu vermeye karar verenler, kendine en yakın gördüğü “evet” oyu verecek olan en az bir kişiye kilitlenmelidir.

Onu evine misafir etmeli, onun evine gitmelidir.

Yakın tehlikeyi, en kolay anlaşılabilecek cümlelerle göstermek zorundadır.

Elimizde “evet paketi” olmayacağına göre, soyut zekayı devreye sokmaya mecburuz!

Örneğin:

Erdoğan’a vereceğimiz kontrolsüz yetkiler, ondan sonra gelecek olan Müteahhit Mehmet Cengiz gibi birinin eline geçecek olursa, bu necip Milletin başına neler geleceğini tahmin edemez misiniz?” diye sorabiliriz…

Bir örnek daha verelim dilerseniz.

Konuşacağımız kişi çay koymaya hazırlanırken:

“Reis ne kadar ‘adaletli‘ bir adam olduğunu ispatladı:

Yasama, yürütme ve yargıyı erklerini kendisine bağlayacak olan anayasa değişikliklerine “hayır” diyecek olanları peşinen “hain” ilan etti…

“Hayır” diyecek olanları, “vatana ihanet” suçlaması ile yargılayacak gibi…

Şimdi söyle bakalım Büyük Reisim:

Madem “hayır” diyenler “hain”dir, yetkilerinin ne diye hainlerin belirlemesini ve onaylamasını istiyorsun?

Sen onlardan farklı değil misin?

Madem, yaptığın anayasa bu Millet için gereklidir, neden onu “hain”lere danışıyorsun?

Bana sakın:

Yürürlükteki Anayasa öyle diyor” deme, inandırıcı olamazsın!

Anayasaya uymuyorum, saygı da duymuyor” diyen sen değil misin?

Sayın Reis’im:

Demokrasiyi ortadan kaldırmak için demokratik yönteme başvurman şart değil ki!..

16 Nisan’ı da beklemene de gerek yok.

Kaldır elini bitsin bu iş.

Bu akşam halkoylamasının sonucunu ilan et!

Sırası gelmişken, yeni rejime 2 yıl sonra neden geçeceğimizi de izah et.

O kadar acele ettiğin için bunu rica ediyorum.

Öğrensin bu Millet, önümüzdeki iki yıl içinde neden yeni anayasaya ihtiyaç duyulmayacak!?

Söyle…

Devlet’e verdiğin söz ise sebep, unut gitsin, onun sana hesap soracak hali mi var!

Atarsın Meral Akşener’in önüne, işini bitirirsin…

Ulu Reis’im;

Allah geçinden versin, bir gün vakitsiz hakka yürürsen eğer, yerine geçecek olandan nasıl bu kadar emin olabilirsin?

Ya o da aldatılırsa senin gibi.

Bunu da mı hiç düşünmedin?” diye konuşmaya başlayabiliriz.

Merak etmeyin, Türk halkı misafirperverdir, sözümüzü kesmez…

Cemil Can

 

 

DİPNOTLAR:

(1) http://www.hurriyet.com.tr/secmen-sayisi-2-milyon-artti-40362225

 

(2) http://www.chp-muhalefethareketi.biz.tr/2017/02/ikinci-reisin-yetkileri/

 

(3) Konsolidasyon: TDK Sözlüğünde:Yapıları benzer durumda olan nesnelerin birleştirilmesi olarak tarif ediliyor. Güncel siyaset dilinde; “konsolide etmek”: Parti tabanını kemikleştirmek, sıkılaştırmak, toparlamak ve arada tutmak anlamında kullanılıyor.

(4) Narsist: Psikolog Mehmet Başkak, narsist kişilik bozukluğunun yetişkinler için konulan bir tanı olduğunu belirtirken, çocukluk dönemine ait risk grubu hakkında şunları söylüyor: Israrla insanları rahatsız edici ve bezdirici davranışlar sergileme; insanlarla dalga geçme, anları tehdit etme, aşağılama; ısrarla başkasının zarar görüp görmediğini önemsemeden kazanma isteği;ısrarla kendi çıkarı için yalan söyleme. Yalan söylediğini kabul etmeme, yalanlarını başkasının hatası olarak gösterme, yalanlarını yüzüne vuran kişilere saldırma; kendisini egoist bir bakış açısı ile aşırı derecede değerli görme;başkalarının ihtiyaçlarından çok kendi ihtiyaçlarının karşılanması konusunda ısrarcı olma; şartlar ne olursa olsun her zaman özel bir muamele görme ve istediklerini elde etme hakkı olduğunu düşünme;eleştirilmeye, yanlışının söylenmesine ya da üzülmeye karşı agresif davranışlar sergileme; kötü sonuçlar için ısrarla başkalarını suçlama; insanlarla işbirliği yapmaktan ziyade onlarla rekabet içine girme ve kendi isteklerinin yerine getirilmesi, gerçekleşmesi uğruna ailesi dahil etrafındakilerin kötü duruma düşmesini, üzülmesini hiç umursamama…

 

NEYİ OYLAYACAĞIMIZ BELLİ Mİ?

fatma_betül_sayan

Patronlar kulübü TÜSİAD açıklama yaptı:

“Son günlerde, Türk siyasetçilerin Almanya’daki toplantılarına, kuşkulu gerekçelerle kısıtlama getirilmesi doğru bir tutum değildir” dediler.

Almanya, Hollanda ve Avusturya; arka arkaya AKP’li bakanların yeni anayasaya “evet” propagandası yapmasına engel çıkartmaya başladı.

Son olarak Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya’nın, Türk Konsolosluğu’na sokulmayarak, adeta pasaportsuz bir kaçak gibi, karga tulumba sınır dışı edilmesi tansiyonu yükseltti. (1)

Tek kelime ile utanç verici!

AKP’lilerin konuyu “İslam düşmanlığı” ile izah etmeye çalışması, tipik AKP klasiğidir ve fırsatı kaza etmeme olarak değerlendirilmeli.

Almanya ile başlayan gerginlik patronlarımızı da endişelendirdi.

Onların asıl derdi yeni anayasa değil, muhtemel kazançlarıdır belli!..

O yüzden öncelikle dikkatlerini bu ülkelerle yapılan ticarete çevirdiler.

Devletin yerlerde sürünen itibarı umurlarında değil!

Almanya’ya dış ticaret açığı veren ülkemizin, Hollanda ile ticaretinde yarım milyar dolar karlı durumda olması tehlikeye girmişmiş!

4 Mart günü Avusturya merkezli enerji şirketi OMV, yüzde yüz hissesine sahip olduğu Petrol Ofisi‘ni, Hollandalı Vitol Group’a satmaya karar verdiğini açıklandı. (2)

Manidardır; nedense yağmalanmamıza patronlarımızın gözleri kapalıdır.

***

Nihayet, yıllar sonra olsa da ana muhalefet uyandı!

Avrupa ülkelerinin tutumunu, iç siyasetimize müdahale olarak değerlendirip, yurt dışı programlarını iptal ettiler.

Ne kadar güzel!

Aksi halde, iktidar tarafından “milli bir meselede düşmanlarımızın yanında olmakla” suçlanacaklardı.

Ve:

AKP, referandum sonucunu kolaylıkla “evet” olarak değişebilirler hale getirebilirdi!

Y-CHP, bu kez 2014 yerel seçimlerinde düştüğü hataya düşmeyeceğe benziyor.

Kılıçdaroğlu’nun “Alman askerlerinin İncirlik’te ne işi var?” çıkışı ise, son derece zekice ve yerindeydi. (3)

Buna rağmen, yine de uyarı görevimizi yapmak zorundayız.

2014 yerel seçimlerinde; propaganda stratejisini 17/25 Aralık yolsuzluk olaylarını eleştirmek üzerine kuran CHP’nin, kolay bir hamle ile “FETÖ’nün savunuculuğunu yapan parti” durumuna düşürülmesi, Türk Milletine oldukça pahalıya patladı.

İktidar tarafından, Türk halkı “bağımsızlık” ile “hırsızlık” arasında seçim yapmaya zorlanmıştı.

Ve tabii ki, halk kaybetti!..

Bu nedenle, o zaman yaptığım değerlendirmeyi (4) hatırlatmak zorundayım.

Zira, “Ekmek için Ekmeleddin” olayında olduğu gibi o yenilginin de faturasını ödeyen olmadı!

Şimdi de durum çok farklı değil.

Muhalefetin basit bir hatası ile:

AKP, anayasa referandumu “Türkiye’nin dünyadaki itibarı”nı oylamaya çevirebilir!

Hayır” cephesindekileri; Almanya, Hollanda ve Avusturya’nın yanında gibi gösterip, “evet” oylarını artırabilir…

***

MHP genel başkan adaylarından Prof. Dr. Ümit Özdağ, açıkladı:

“Bana, Meral Hanım’a, Sinan Bey’e, Koray Bey’e suikastlar olabilir. Devlet Bahçeli’nin ağzından ölümle tehdit edildik” dedi…

Gerçekten de Devlet Bahçeli attığı “tweet”te:

“Uzun yaşamak istiyorsanız, şöyle yapmalısınız” diyerek, muhaliflerini öğüt verirken tehdit etmiştir.

Tetikçiler, ölüm tehdidi alan diğer genel başkan adayı Sinan Ogan’ın, aracının lastiklerini parçaladılar.

Bahçeli, “Hareketin lideri Devlet Bahçeli” sloganı atarak, kapalı salon toplantısının basılmasını nasıl değerlendirdiniz sorusuna:

“Bunun neresini değerlendireyim. Bir kişi kürsüyü yıkıyor. Kimseye bir şey olmuyor. Ülkücü hiçbir şeyi yarım bırakmaz anlaşıldı mı?” (5) diyerek cevap vermişti…

Tepkiler üzerine, bu saldırıları yapanları MHP’li olmamakla suçladı ama inandırıcı değil.

Türkeş’ten sonra Ülkücülerin MHP’si, Kuvayi Milliyecilerin CHP’sinden daha kötü duruma düştü!

AKP’nin, MHP’den sonra, BBP’yi de yedeğine alması, referanduma ne kadar önem verdiklerini gösteriyor.

Referandum, iktidar için adeta varlık-yokluk savaşına döndü…

***

Destici’nin, Saray’la görüştükten sonra, “evet” oyu vereceğini açıklaması, partisindeki isyanı büyüttü.

BBP‘nin ağır topları istifa eşiğine geldiler… (6)

Alperenler:

Destici’yi kaybettik hükümsüzdür” diyerek kimlik kaybına vurgu yapıyor…

Önümüzde 4 hafta kaldı.

Bu kadar sürede sular daha da ısıtılabilir!..

Fakat:

Türkiye, artık böyle basit tuzaklara düşmeyecektir.

Bu defa:

80 milyon, birlikte Almanya’ya da Hollanda’ya da “hayır” diyeceğiz…

Türk halkı:

Tek adam anayasasını” elinin tersi ile tarihin çöp sepetine itecek ve “uzun adam”ı anayasal sınırları içerisine mutlaka çekmeyi becerebilecektir…

 

Cemil Can

 

DİPNOTLAR:

 

(1) http://www.sozcu.com.tr/2017/dunya/son-dakika-haberi-bakan-betul-sayan-kaya-sinirdisi-ediliyor-1729226/

 

(2) http://www.hurriyet.com.tr/kilicdaroglundan-flas-cagri-hollanda-ile-iliskilerimizi-lutfen-askiya-alin-40392745

 

(3) http://www.sozcu.com.tr/2017/ekonomi/petrol-ofisi-hollandalilara-satildi-1713282/

 

(4) https://www.aydinlik.com.tr/arsiv/bagimsizlik-mi-hirsizlik-mi#sc_modal

 

(5) http://odatv.com/ulkucu-hic-bir-seyi-yarim-birakmaz-0703171200.html

 

(6) http://www.yenicaggazetesi.com.tr/bbp-yuksek-istisare-kurulu-uyesi-orhan-kavuncu-istifa-etti-158849h.htm

 

BÜYÜK TUZAK!..

 

 

Kürdistan

Alman yetkili makamlarının Bekir Bozdağ ve Nihat Zeybekçi’nin programlarına izin vermemesinden sonra, (1) Türk yetkililerin Hollanda’da düzenlemek istedikleri etkinliğe de yasak konulması, AB‘nin iç siyasetimize müdahalesinin tipik örnekleri sayılır.

Anayasa referandumunda “Hayır” oyu kullanacak olanları “terörist” olarak ilan eden hükümetimizin, AB’yi Türk halkına şikayet etmesi ise tam bir komedidir.

“Hayır” diyecek olanlara “terörist” diyerek iftira atacaksınız; kendi ülkenizde her türlü engellemeyi yapacaksınız, sonra da gidip Avrupa ülkelerinde “Evet” propagandası yapmanız engellenince, düşünceyi ifade etme özgürlüğüne sığınacaksınız…

Tencere-kapak misali, tam bize göre bir kafa yapısı!..

***

ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından 3 Mart’ta yayınlanan Türkiye İnsan Hakları Raporu‘nda 15 Temmuz darbe girişimi görmezden gelindi. (2)

Ancak bu kadarını yapabildiler:

FETÖ, “Gülen Hareketi” olarak isimlendirildi.

Darbe girişimindeki rolüne değinilmeyen raporda, Fetullah Gülen için ”din adamı” sıfatı kullanıldı…

Güvenlik kuvvetlerimizin PKK ile mücadelesi ise “iç çatışma” olarak gösterildi…

PYD‘nin Menbiç’ten çekilmesi ile eş zamanlı olan bu gelişmeler, Türkiye’nin asıl savaştığı ülkelerin; ABD ve AB olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi.

***

Almanya ve Hollanda’nın Türk yetkililere propaganda yasağı koyması milli duyguları kabartır:

Nitekim ilk tepki ana muhalefet partisi genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’ndan geldi.(3)

Ardından Deniz Baykal, Stuttgart’a yapacağı toplantıyı iptal etti. (4)

Pek çok kişinin hoşuna giden bu durum, birlik görüntüsü verse de arka planda kurgulanmış büyük bir tuzağa da hizmet ediyor…

***

Devlet Bahçeli eliyle atılan oltanın ucunda büyük lokma olduğu belli.

Erdoğan’ın zaafını iyi bilen dış güçler, ona bu defa yok diyemeyeceği “Başkanlık” yemini uzattılar.

Emir-komuta içerisinde yönetilen AKP, Reis’in emriyle bütün gücünü seferber etmeye kararlı.

Terör örgütü PKK‘nın hamisi Barzani’nin flamasından bile medet umuyorlar.

Sözde “Kürdistan bayrağı”nı Türk bayrağı yanında göndere çekebildiler.

Bu konudaki eleştirilere Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu:

“Bizim buradaki uygulama, sıradan bir protokol uygulamasıdır. Kasıtlı bir şey yoktur. Başka örnekleri de vardır” şeklinde yanıt veriyor. (5)

Başka örnek dedikleri yine AKP’nin hatalı uygulamalıdır.

Muhalefetin; “Bayrak bağımsızlığın simgesidir”, “Kötü örnek, örnek olmaz” diyerek bu uygulamalara karşı çıkması gerekirken, sessiz kalması ise, oldukça manidardır!

Birleşmiş Milletler üyesi 193 ülke var, Türkiye bunların 174‘ünü tanıyor.

Aralarında; o “bayrağı” sahiplenen “Kürdistan” adlı bir (federe) devlet bulunmuyor!

Devlet Bahçeli’nin “federe bölge” (6) için:

“Bu Irak’ın kendi iç meselesidir, bizi doğrudan ilgilendirmeyecektir. Ama aynı bayrağın Türkiye’de Türk bayrağına eş tutularak açılması; skandaldır, aymazlıktır, rezalettir” (7) demesi, durumu kurtarmaya yetmeyecektir.

Sonuçta Bahçeli, o paçavraya “bayrak” demiştir..

Bu olayda; Y-CHP’nin durumu da yüze çıkacak gibi değildir, onlar da sanki MHP gibi aynı oyunun içerisindedirler…

***

ABD’nin; FETÖ ve PKK’yı sahiplenmesi, AB’nin Türk yetkililere yasak koyması “Evet” oylarında bir artış sağlayabilir mi?…

ABD ve AB’nin inadına, Erdoğan’ın yetkilerinin artırılmasını isteyenler çoğalabilir.

Bu olasılık, hiç de yabana atılacak gibi değildir.

Emperyalistler, bölge ülkeleri ile ittifaka sıcak bakan ve Şangay İşbirliği Örgütü’ne yaklaşan Türkiye’yi, yeniden kazanmanın yolunu Erdoğan’dan kurtarmak olarak değerlendiriyor olabilirler.

Erdoğan’ın “tek adam” olmasını bu yüzden istiyor olmaları ihtimal dahilindedir.

Ancak o zaman Türkiye’ye “demokrasi getirme” kartını oynayabilirler:

Halk adına denetlemenin olmadığı, bağımsız ve tarafsız mahkemelerin bulunmadığı bir ülkede, bu propagandalar taraftar toplayabilir…

***

Türkiye’nin Başbakanı, yeni Anayasaya “Hayır” diyenleri:

Ülkücüler, milliyetçiler; “terör örgütlerine, FETÖ’cülere hak ettikleri cevabı verecektir” diyerek suçluyorsa, “Türkiye’yi bölmeye çalışan teröristler, bir kez daha 16 Nisan’da derslerini alacaktır” diyerek, halkın yarısından fazlasını teröristlerin safına koyuyorsa, emperyalistlerin yaktığı ateşe odun atmaya devam ediyor demektir.

50 yıldan fazladır, CHP’nin camileri ahıra çevirdiği yalanı ile halkın dini duygularını sömürüp, oylarını toplayanların; Ümraniye’deki Modoko Camii imamının vaaz sırasında “evet” propagandası yapmasına, (8) Küçükçekmece’deki Mevlana Camisine “evet” pankartı asılmasına (9) kayıtsız kalmaları, o büyük ateşe odun takviyesi yapmaktır…

Dışarıda tutuşturulan ateş, saçlarımızı tutuşturacak kadar büyüyor…

***

Öyle bir hükümet ki, dünyaya bir örneği daha gelmemiş; başbakan şehir şehir gezip kendinin ne kadar gereksiz olduğunu anlatıyor!

15 yıldır iktidarda olan AKP’nin; yıllar sonra “terörle müzakere” çizgisini terk edip, “terörle mücadele”yi seçmesine rağmen, şimdi de “teröristlerle sandıkta yarışma” gibi akıl dışı bir yöntemi seçmesini “güç sarhoşluğu”ndan başka bir şey ile izah etmek mümkün görünmüyor.

Ne yapacağını iyice şaşıran iktidar, kendi kuyusunu kazmakla kalmıyor; 80 milyonun geleceğini de tehlikeye atıyor…

Topyekûn ülkenin uçuruma yuvarlanması sonucunu doğuracağı için AKP’nin tuzağa düşürülmesine de biz karşı çıkmak zorundayız.

Akil adamlar” projesinin sabun köpüğü gibi sönmesi, sahneye yeni figürlerin çıkmasını şart koşuyor.

Bu noktadan sonra iş “kanaat önderleri”ne düşüyor…

***

Bir tehlikeye daha dikkat etmek gerekir:

Enerjimizi içe dönük mücadeleler ile bitirmek isteyenler de sahnedeki yerlerini aldılar.

Bir de dış güçlerin desteği ile iktidara gelme hesabı yapanlar var ki, onların bu stratejide oynayacağı rolü, asla hesaba katmazlık edemeyiz.

Çünkü onlar sinsi çalışır, bilinç altına mesaj verirler…

Olumsuz bir mesaj taşıyan “Hayır” sözcüğü, bu defa hayırlı bir işe yarayacak.

Gelecek nesillere bırakabileceğimiz en büyük miras, bu defaki “Hayır” oyu ile yeşerebilir.

Cemil Can

 

 

DİPNOTLAR:

(1) http://www.yenisafak.com/dunya/bozdag-almanyanin-karari-kabul-edilemez-2622251

 

(2) http://www.amerikaninsesi.com/a/abd-disisleri-bakanligi-nin-insan-haklari-raporu-yayinlandi/3749035.html

 

(3) http://www.karar.com/guncel-haberler/kilicdaroglu-bekir-bozdaga-yasak-koyan-almanyaya-tepki-gosterdi-405611

 

(4) http://www.sozcu.com.tr/2017/gundem/son-dakika-chpden-almanya-tepkisi-1713697/

 

(5) http://www.hurriyet.com.tr/cavusoglu-bu-konuyu-baska-yerlere-cekmek-ya-40382441

 

(6) Irak Anayasası’nın 117. maddesi: “Bu Anayasa Kürdistan bölgesini ve var olan organlarını federe bir bölge olarak kabul eder.” der.

 

(7) http://www.milliyet.com.tr/mhp-lideri-bahceli-den-bayrak-aciklamasi-ankara-yerelhaber-1871510/

 

(8) http://odatv.com/imam-evet-propagandasi-yapti-cami-karisti-0602171200.html

 

(9) http://www.sozcu.com.tr/2017/gundem/camide-evet-pankarti-1708779/