Biz kazanacağız!..
TwitterFacebookGoogleYouTube

“KONTROLLÜ DARBE”!..

kontrollu_darbe_1

 

KONTROLLÜ DARBE”, KONTROLLÜ MUHALEFET VE KONTROLSÜZ MAKARNA!..

 

Kılıçdaroğlu’nun 16 Temmuz Darbe Girişimi için; “Kontrollü Darbe” nitelemesi yapmasının, 16 Nisan Halkoylaması’nda ne derece etkili olduğu bilinemez!

Y-CHP‘lilere göre, bu söylem “hayır” oylarını artırmıştır.

İç siyaseti yakından izleyenler ise tam tersi sonuç verdiği düşüncesindedirler.

Kılıçdaroğlu, “Kontrollü Darbe” ile ne demek istediğini, darbe girişiminin bastırılmasından sonra yaşananlardan örnekler vererek açıklamıştır.

Ona göre; AKP iktidarı, bir darbe senaryosu hazırlayarak “tiyatro” gibi Türkiye sahnesine koymuştur.

Aradan 9 aydan fazla geçmesine rağmen; bu sakat fikrin kararlı savunucularına Y-CHP içerisinde hala rastlamak mümkündür.

Kılıçdaroğlu, “Kontrollü Darbe” tezinin temel dayanağı olarak:

Darbecilerin siyasi ayağına dokunulmaması, Darbeleri Araştırma Komisyonu’nun asıl dinlenmesi gerekenleri çağırmaması, darbe girişimin saati ve FETÖ’nin Rus Büyükelçisini vuracak kadar gözü kara militanları olmasına rağmen, Cumhurbaşkanına karşı suikast eylemine girmemiş olmasını gösterilmektedir.

Bu fikrin savunucuları; AKP darbe yapmaya neden ihtiyaç duymuştur sorusuna da şu yanıtı vermektedirler:

Bir:

Darbe olmasaydı, OHAL ilan edilemez ve on binlerce kişinin işine son verilerek yerine AKP’liler istihdam edilemezdi.

İki:

Darbeden sonra OHAL ilan edilerek, halk zapt-u rapt altına alınmış ve “Başkanlık Sistemi”ne kolayca geçilmiştir.

MHP desteğine rağmen, normal koşullarda halka “Başkanlık Sistemi” dayatılamazdı…

Bu noktada halkın gücüne bu kadar güvenen bu fikrin savunucuları, darbenin bastırılmasında halkın rolünü küçümseyerek, kendi fikirlerini çürütmektedirler.

***

Gelelim darbe girişiminin “kontrollü” olup olamayacağı hususuna:

Darbe girişimi için kontrollüdür demek:

Darbeye katılan güvenlik güçleri (asker-polis) ile karşı koyanların Erdoğan’ın kontrolünde olduğunu kabul etmektir.

Güvenlik güçlerinin tümü Erdoğan’ın kontrolünde ise, darbe yapmasına ne gerek vardır?

Erdoğan istediği her şeyi yapıyordu ve yapabilirdi…

Meclis dışındaki muhalefetin, “Karşıdevrim” AKP’lilerin ise “Sessiz Devrim” olarak isimlendirdikleri süreci durdurabilecek örgütlü bir muhalefet ne yazık ki yoktu ve halen de örgütlenebilmiş değildir.

Dolayısıyla halkın sokağa inerek, antidemokratik uygulamalara karşı koyması beklenemez!

Meclis’teki muhalefet ise “Karşıdevrim”in yolundaki taşları temizlemekten başka bir iş yapmamıştır.

Bu konuda hafızalarınızı tazelemek için aşağıdaki bağlantıyı okumanızı şiddetle öneriyorum.(1)

Darbe girişiminin “kontrollü” olamayacağının bir diğer kanıtı, bu kadar geniş katılımlı bir eylemin gizli tutulmasının imkansızlığıdır.

Üçüncü kanıt; böyle bir tehlikeli eylemde bazı insanların yaşamını kaybetme olasılığının varlığıdır.

Recep Tayyip Erdoğan “başkan” olacak diye, hayatını ortaya koyacak kadar fanatik asker ve polislerin var olduğuna inanmak ayrı bir sorundur!

Sadece makarna ve bulgurla beslenenler için böyle derinlemesine bir değerlendirme yapılmasını beklemiyorum zaten.

Nitekim 248 kişi bu girişim sonunda yaşamını kaybetmiştir…

Yüzde 50 civarında halk desteğine sahip bir liderin, güvenlik güçlerinin tümü de yanında yer aldığı kabul edilirse yapamayacağı bir şey yoktur!

Ona karşı duracak halk bu ülkede yaşamıyor!

Gerçekte AKP iktidarı, FETÖ’nün darbe girişiminin bastırılmasını fırsata çevirmiş ve Fetulahçılarla birlikte başlattığı “Karşıdevrim”i, onları tasfiye ettikten sonra tek başına sürdürmüştür…

Bu noktada Y-CHP ile Y-MHP ise eski görevlerinin gereğini tam olarak yerine getirmişlerdir.

Y-MHP açıktan açığa AKP’yi desteklerken, Y-CHP biraz daha dikkatli bir dil kullanarak desteğini sürdürmüştür.

TBMM’nde anayasa değişiklik teklifi “gizli” olarak oylanması gerekirken açık oy kullanılmasına rağmen, ana muhalefetin bu konuyu Anayasa Mahkemesi’ne götürmemesini başka türlü izah etmek mümkün değildir.

Yüksek mahkemelere güven duyulmuyorsa, şimdi de bu başvuruları yapmayacaktı!..

Bütün bu girişimler halkı aldatmak içindir…

Meclis’teki muhalefet partilerinin, şu anda mevcut milletvekilliklerini korumanın ötesinde, siyasi bir hedefleri yoktur.

AKP iktidarı da suret-i haktan gözükmek için her zaman onlara bu olanağı vermeye hazırdır.

Arada bir yaptıkları kayıkçı kavgalarına inanmamak salığın da ötesinde bir şeydir…

Kılıçdaroğlu’nun “Kontrollü Darbe” sözleri, kendi tabanını konsolide etmek ve samimi CHP’lileri, muhalefet yaptığına inandırmak içindir..

Kaldı ki, darbelere karşı yapılacak olan ilk iş; düzenin kurumlarına müracaat etmek değil, sine-i millete dönmek olmalıdır.

Y-CHP’nin ise millete dönmekten ödü patlamaktadır.

Y-CHP’de milletvekili maaşından vaz geçebilecek çok az sayıda milletvekili vardır…

***

Denebilir ki:

ABD’nin kontrolünde başlayan darbe girişimi, güvenlik güçlerinin bir bölümünün karşı koyması ve halkın sokağa inmesi ile başarısızlığa uğramıştır.

Bu şekilde “Kontrollü darbe” küresel güçlerin kontrolünden çıkmıştır.

Bu durum karşısında, ABD’nin kara gücü olan PKK ve FETÖ’ye kol kanat geren Y-CHP şaşkın ördeğe dönmüştür.

Ama hala ABD ve AB’nin kontrol altındadır.

Mühürsüz zarfların geçerli sayılması nedeniyle Avrupa İnsan haklarına Başvurulacağını söyleyen Y-CHP Sözcüsü Selin Sayet Böke, bu açıklamasının arasına bile, PKK’nın siyasi uzantısı HDP milletvekillerinin serbest bırakılması isteğini sıkıştırıvermiştir…

Onların gündemi her zaman Türk halkının gündeminden başka olmuştur.

Kontrol altındaki muhalefetin kitle tabanının önemli bir kısmı, makarna ile beslenmektedir.

Dolayısıyla, kısa sürede olayları doğru analiz etme yeteneğinden yoksundurlar.

9 ayda bile FETÖ’cü Darbe Girişiminin arkasında ABD olduğunu kavrayamamışlardır!

8 başarısız seçim sonunda, hala aynı kişileri yönetimde tutma isteği gaflettir; bu kişilerin yönetimde kalma ısrarları ise küresel güçlere olan diyet borçlarının ödenemediğini gösterir.

Cemil Can

 

DİPNOT:

(1) Y-CHP’nin faaliyet raporu

23 NİSAN

23_Nisan_Ataköy_İlkokulu_1966

 

1966-67 Öğretim Yılı.

 

Yarim asır, dile kolay…

 

Ataköy (Şinek) İlkokulu, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramını kutlayacak.

 

Önce köyün çarşısından geçen toprak yolda geçit töreni yaptılar.
Başlarında ilkokulun Müdürü Baki Kadıhasanoğlu var.

 

Öğretmenleri sınıflarının yanında…

 

Bayrağı taşıyan Mustafa Korkmaz…

 

Akif’in:

 

Korkma sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak”ını yüzdürüyor..

 

Hemen arkasında Atatürk resmini taşıyan kızlar: Fahriye Yeni ile Ayşe Borozancıoğlu yürüyor…

 

İkisi de o gün ölümsüzlüğe adımlarını attılar…

 

Ardında arkadaşları…

 

Eğitime Atatürk’le başladılar, onun ilkeleriyle yurttaş oldular, okudular ve okuttular…

 

Gelecektir sana vaad ettiği günler hakkın” sözlerini unutmadılar.

 

Elli yılda; gelecek güzel günlerin kendiliğinden gelmeyeceğini öğrendiler!

 

Bu sınıftakiler;

 

Nazım’ın:

 

Gelecek günler için gökten ayet inmedi bize,

Onları biz, kendimiz vaad ettik kendimize…” dizelerinin içerisindeydiler…

 

Yarım asır öncenin çocukları; babaanne ve dededir bugün.

 

Cumhuriyet’i ellerinde bayrak sallayan torunlarında yaşıyorlar !..

 

Ataköy’ün yaşlanmayan çocukları:

 

Atatürk’le kalın, Cumhuriyet’le kalın, hoşça kalın.”

 

SATACAK DAHA ÇOK ŞEYİMİZ VAR!

SATACAK ŞEYİMİZ

 

KATAR’DAN BORÇ ALDIĞIMIZ 65O MİLYON $ İÇİN REHİN VERDİĞİMİZ ÇAY-KUR HİSSELERİNİ BORCUMUZU ÖDEYİNCE GERİ ALACAĞIZ…

PANİK YAPMAYIN!

BÖLÜNMÜŞ YOL YAPTIK…

ÜÇÜNCÜ BOĞAZ KÖPRÜSÜ İÇİN YAPIMCI ŞİRKETE VERDİĞİMİZ ARAÇ GEÇİŞ GARANTİSİ NEDENİYLE DİĞER İKİ KÖPRÜNÜN TÜM GELİRLERİNİ ÜÇÜNCÜ KÖPRÜNÜN MÜTEAHHİTLARİNE ÖDEMEK ZORUNDA KALDIK…

TATLI PARA MI DERSİNİZ, YASAL SOYGUN MU SİZE KALMIŞ…

AMA BU ŞEKİLDE KAZANILAN PARANIN “TEMİZ” OLDUĞUNA ŞÜPHE YOK!..

ÇOK ŞÜKÜR TÜRKİYE İMF‘YE BORÇ VEREN BİR ÜLKE SEVİYESİNE GELDİ…

AMA HALA KATAR’DAN BORÇ ALIYOR, O BAŞKA!

DOĞU KARADENİZ YAYLALARININ GÜNEYİNDEN GEÇİRİLECEK OLAN ÇEVRE YOLU, BİZİM İÇİN Mİ YAPILDI SANIYORSUNUZ?

KATARLILAR KARADENİZ YAYLALARINDAKİ MERALARA KOLAYLIKLA SAHİP OLABİLECEKLER…

PANİK YOK!

23 NİSAN ULUSAL EGEMENLİK BAYRAMINI KUTLUYORUZ YA…

EGEMENLİK” NEREDE?

KÖYLERİN MAHALLEYE ÇEVRİLMESİ İLE ELDE EDİLMEK İSTENEN SONUÇ; KÖYLERİN TÜZEL KİŞİLİĞİNİ ORTADAN KALDIRMAK VE DAVA EHLİYETİNİ SONA ERDİRMEKTİ.

NİTEKİM HİÇBİR KÖY MERAMIZIN VASFI DEĞİŞTİRİLDİ VE İL ÖZEL İDARESİNİN TASARRUFUNA VERİLDİ DİYE DAVA AÇAMIYOR…

VASIF DEĞİŞİKLİĞİNDE KİMLERİN, İŞBİRLİĞİ YAPTIĞINI, KİMLERİN KULLANILDIĞINI ANIMSAYINIZ…

ŞİMDİ HAZİNEYE GEÇEN BU MERALARI TOKİ YÖNETİMİNE VERİP, ORADAN DA SATIŞA ÇIKARTMANIN ÖNÜNDE BİR ENGEL KALMADI.

ÇAY-KUR‘UN YENİ SAHİPLERİ YAYLALARIMIZIN DA SAHİPLERİDİR…

SAYEMİZDE EFENDİM, SAYEMİZDE…

HÜKÜMET DOĞU KARADENİZLİLERE BİRAZ KIRGIN…

SÖZ VERDİĞİMİZ GİBİ REFERANDUMDA YÜZDE 90 “EVET” ÇIKARTAMADIK!

FİREMİZ FAZLA…

70′LERDE KALDIK…

MAHCUBİYETİMİZ VAR!

AFKURMAK” İÇİN ÖN AYAKLARI ÜSTÜNDE TETİKTE BEKLEYENLER!

BU SÖYLEDİKLERİME BİR İTİRAZINIZ MI VARDI?

NASIL YANİ?!

 

HIRSIZIN HAKKIDIR!

CALINAN_MAL_HIRSIZINDIR

ÇALINAN MAL HIRSIZIN HAKKIDIR!

YSK lütfetti:

Mühürsüz oy kullanılması ile ilgili durumun “suç” teşkil ettiğini kabul etti.

Gazete haberlerinden anladığımıza göre; bu şekilde suç işleyen sandık kurulu başkan ve üyeleri hakkında “suç duyurusu”nda bulundu.

İlginç olan:

Suç işlenerek elde edilen sonucu ise meşru saymasıdır!

Kimine göre, yeni dönemde böyle şeyleri yadırgamamak gerekir.

Kimine göre, daha bunlar ne!

Son olayı çarpıcı bir örnekle açıklamaya çalışayım:

YSK, hırsızlık yapıldığını kabul eden mahkemenin çalıntı malı hırsıza (veya malı emaneten bıraktığı kişiye) bırakması gibi bir durumu hukuka uygun gördü.

Başka bir söyleyişle:

Hırsız cezalandırılmalı fakat çalınan mal elinde bulunduranın olmalıdır demiş gibi oldu…

Anlayan anlamıştır zaten!

 

FİİLİ DURUM!..

Fiili_Durum

AKP’nin YSK’daki temsilcisi Recep Özel, “Kanunlar bazen hukuka uymayabilir, kanun maddeleri adil olmayabilir. Burada YSK hukukun gereğini yerine getirmiştir” diyerek, mühürsüz oyları kabul eden YSK’nın kararını savundu…

Recep’e göre hatalı olan kanundur.

Yani Recep’e göre; üzerinde saandık kurulları ile ilçe seçim kurullarının mühürü olmayan oy pusulaları geçerli kabul edilmelidir.

Hukuka aykırı olduğunu savunduğu 289 sayılı yasanın 98. maddesindeki kuralı koyan da yine kendileridir.

Recep diyor ki, bu yasa hükmü bugünkü “fiili durum“a uymuyor!..

Onun için yasa ile konulan kural değiştirilmeli, fiili duruma uygun hüküm konulmalıdır.

Galiba Reis’e gönderme yapıyor…

Bu aralar “fiili durum”la AKP’nin başı derttedir.

Demek ister ki Recep:

KANUNLAR FİİLİ DURUMA UYMAZSA , FİİLİ DURUMA UYGUN OLACAK ŞEKİLDE DEĞİŞTİRİLMELİDİRLER!..

Anayasa gibi…

Fiili durumu yaratanları eylemi suç teşkil etse bile…

İşte bu noktada Recep hakikatten Recepleşmiştir!

Haddini aşmıştır!

Çünkü artık AKP’nin bir “fiili durum” uzmanı vardır.

Fiili durumcu Bahçeli’nin önüne geçerek; “fiili durum” fetvası vermesi çok ayıp oldu.

Şiddetle kınanması gerekir!

 

MÜJDE MÜJDE MÜJDE!…

MÜJDE MÜJDE MÜJDE

 

 

NİHAYET ABD, TÜRKİYE’YE “DEMOKRASİ GETİRMEYİ” PROGRAMINA ALDI…

 

Washington Post, New York Times ve İndependent gazeteleri; “DEMOKRASİYİ KORUYACAK TÜRK MÜTTEFİKLER” arıyor…

 

Buna ilaveten; NATO’ya üye ülkelerin Türkiye’deki “SOKAĞA ÇIKMA” taleplerine destek vermeleri istendi…

 

Emperyalistlerin isteklerini emir kabul eden PKK/HDP referandumla ilgili YSK kararını bahane ederek sokak eylemlerine başlayacağı sinyalini verdi…

 

Y-CHP MYK’sında bazı genel başkan yardımcıları “sine-i millete” dönülmesini savunurken, bazıları Gazi Meclis’in sonuna kadar savunulması gerektiğini ileri sürerek millete dönülmesine karşı çıktılar…

 

“Gazi Meclisi koruma” masalına inanan yok…

 

Dersimli Kemal ve yakın arkadaşları ise, YSK kararlarını “tanımıyoruz ve tanımayacağız” çizgisinde durarak, Batı’dan gelen emirlere uyulacağı işaretini verdiler…

 

Bu noktada; Atatürk’ü CHP’sinin PKK’nın peşine takılıp emperyalist amaçlara hizmet etme yerine, sine-i millete dönerek DEMOKRASİ MÜCADELESİ vermesi uygun olacaktır…

 

Ne var ki, Y-CHP milletvekilleri, maaşlarından ve milletvekili olma avantajlarından vazgeçemeyecekleri için halkın arasına dönerek, demokrasi mücadelesi vermeleri de beklenmiyor…

 

Bu yazılanların tümü haberdir…

 

Yorum yok!..

 

AKP’DEN KURTULMADAN!..

AKP'DEN KURTULMADIKÇA

TÜRK HALKI 7 HAZİRAN‘DA AKP’DEN KURTULMUŞTU.

CHP‘NİN “HIRSIZ” OLARAK SUÇLADIĞI BU PARTİ İLE KOALİSYON KURMAK İÇİN CAN ATMASI, MHP‘NİN DE HDP İLE HÜKÜMET KURMAMA İNADI YÜZÜNDEN HALK 1 KASIM‘DA AKP‘DEN ÇEKTİĞİ DESTEĞİNİ GERİ VERDİ…

BU GERÇEĞİ UNUTARAK, UNUTTURARAK YAPILAN ANALİZLERİN TÜMÜ HALKI ALDATMAK İÇİNDİR…

KISACA MUHALEFET GERÇEK MUHALEFET OLSAYDI, BUGÜN AKP İKTİDARDA OLMAYACAKTI…

BU BİR…

GELELİM İKİNCİ SAPTAMAYA:

ŞİMDİKİ HALKOYLAMASINDA DA MHP’Yİ YEDEĞİNE ALARAK OLUŞTURULAN “EVET BLOKU” YÜZDE 10 GERİLEDİ…

BU DEFA DA CHP, PKK’NIN SOKAĞA ÇIKMA ÖNERİSİNE DESTEK VEREREK AKP’NİN KAYBETTİĞİ OYUN GERİ GELMESİNİ SAĞLAYACAK…

KALDI Kİ, KULAĞINI BATI’YA DÖNEREK UYUYAN Y-CHP YÖNETİMİNİN SÖZÜNE BAKARAK KİMSE SOKAĞA ÇIKMAZ!

BU DA İKİ…

DEMEK Kİ:

CHP VE MHP YÖNETİMLERİ DEĞİŞMEDEN AKP’DEN KURTULMAK OLANAKSIZDIR…

HELE DE TRUMP İLE PUTİN‘İN ERDOĞANI, BAŞARISI NEDENİYLE KUTLAMASI BU İŞİN BİTTİĞİNİ GÖSTERİR.

MUHALEFETİN “HUKUK YOLUNA BAŞVURMA” ÇABALARI BİR SONUÇ GETİRMEZ. SADECE TABANININ GAZINI ALMAK AMAÇLIDIR…

NİTEKİM YSK TÜM BAŞVURULARI REDDETMİŞTİR.

ANAYASA MAHKEMESİ’NİN TUTUMU DA FARKLI OLMAYACAK…

AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ‘NİN KARARI OLUMLU OLSA BİLE

UYGULANMAMASI SÖZ KONUSUDUR.

BU MAHKEME YAPTIRIM KARARI VEREMEZ!..

BAŞKANLIK SİSTEMİ“NE EVET DİYEN VE OSMANLI HANEDANININ HAYATTA KALANLARINA AYLIK BAĞLATMAK İÇİN YASA ÖNERİSİ VEREN EKMELEDDİN İHSANOĞLU’NA CHP TABANINI “TIPIŞ TIPIŞ” OY VERMEMİZİ SAĞLAYAN DERSİMLİ KEMAL, ANA MUHALEFET PARTİSİNİN BAŞINDA DURDUKÇA AKP HİLAFETİ BİLE GERİ GETİREBİLİR…

KÖŞE YAZISI DEĞİLDİR!..

 

Bu bir yorum değildir

YUKARIDAKİ FOTOĞRAF YÜKSEK SEÇİM KURULUNUN KARARIDIR.

298 SAYILI YILI SEÇİMLERİN TEMEL HÜKÜMLERİ VE SEÇMEN KÜTÜKLERİ HAKKINDAKİ KANUN” 98′NCİ MADDESİNE GÖRE; ÜZERİNDE İLÇE SEÇİM HUKULU İLE SANDIK KURULUNUN MÜHÜRLERİ BULUNMAYAN ZARFLAR GEÇERSİZDİR.

AYNI YASANIN 131’NCİ MADDESİNE GARE; YÜKSEK SEÇİM KURULU KARARLARININ KESİNDİR.

Okudunuz mu?

Ben okuduğumdan anladıklarımı maddeler halinde sıralıyorum:

1.) Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) 298 Sayılı Yasa’nın 98. maddesine aykırı olacak şekilde karar verdiğini anlamak için hukukçu olmaya gerek yok; okur-yazar olmak yeterlidir.

Hukuk devletlerinde hiçbir kurum yasaların üzerinde değildir.

Kamu kurumları ve yöneticiler hukuk kurallarına uymak zorundadır.

Zaten “hukuk devleti“nin tanımı da böyledir.

Yasanın hükmü açık ve nettir.

Üzerinde ilçe seçim kurulu ve sandık kurulu mührü bulunmayan zarflar geçersizdir.

Yasada “veya” denmiyor, “ve” deniyor.

Yani zarfların üzerinde iki mühür yoksa o zarf geçersizdir.

YSK’nın “dışarıdan getirildiği kanıtlanmadıkça” şeklindeki gerekçesi hukuki değildir ve hiçbir şekilde savunulamaz.

YSK, yasayı yorumlamıyor, yasaya eklemeler yapıyor!

Zaten yorumlanmayı gerektirecek bir şey de yoktur.

***

2.) Bu durum üzerine yapılacak olan iş:

YSK kararı “kesin” olduğu için Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) başvurmak olacaktır.

AYM’ye kim başvurabilir?

YSK kararından menfaati haleldar olan herkes bu başvuruyu yapabilir.

YSK’nın kararı halkoylaması sonuçlarını değiştirecek nitelikte olduğu için “evet” oyu kullananın da “hayır” oyu kullananın da iradesi fesata uğratılmıştır.

Dolayısıyla herkes bu davayı açabilir.

3.) CHP ve Vatan Partisi‘nin AYM’ne başvurması biraz komik kaçacaktır.

Zira bu iki parti, anayasa değişiklik görüşmelerinin Meclis’te oylanması sırasında aynı tutumu izlemişlerdir.

CHP, AYM’ne başvurarak; “gizli oy” kullanılması gerekirken, açık oy kullanıldığı için yasanın iptalini istememişti.

Vatan Partisi de CHP gibi düşünerek bu hataya ortak oldu.

Oysa bu başvuru ile “hayır” oyu verecek olanlara; 60 günlük ek propaganda süresi sağlanmış olacaktı.

Dolayısıyla sonuçların bu şekilde çıkmasından bu iki parti birlikte sorumludurlar.

YSK’nın hukuksuz bir karar alması onların sorumluluğunu ortadan kaldırmıyor…

4.) Açıklamalarına bakılırsa; her iki muhalefet partisi de YSK’ya başvurarak “adalet“in tecelli etmesini isteyeceklerdir.

YSKadaleti tecelli ettirecek durumdaysa, daha önce bu mahkemeye neden başvurulmadığının hesabını vermeleri gerekir.

Kılıçdaroğlu’nun “böyle önemli bir konuda halk karar versin” tezinin hiç bir tutarlılığının olmadığı ortaya çıkmıştır.

Aynı konuda AYM’ni hem yok hem de var saymak basiretli bir siyaset adamının davranışı olamaz!

5.)Peki, YSK yasaya aykırı olarak böyle bir karar alabilir mi?

Evet alabilir!..

Başkanlık sistemi”ne geçtik ya…

Artık böyle uygulamalarla sıkça karşılaşacağız!..

Bu kararı da “fiili durum” kabul etmek gerekecek.

Hukuka uydurulması için Devlet Bey herhalde gereğini yapar…

6.) “Arkadaşlar benimle olmuyor, kaç seçim geçirdik hep başarısız olduk. Alın emanetinizi ve bu işi yapabilecek başka bir arkadaşa verin. Kredisi bitmiş, eskimiş simaları, halkın haklı taleplerini dile getirmek üzere sahaya sürmenin doğru olmadığı kaçıncı kez kanıtlandı. İnatla siyaset olmaz. Halktan özür diliyorum ve başarılar diliyorum. Bundan böyle bir seçmen olarak görevimi yerine getireceğim” sözlerini duymaya hasret kaldık…

Bu kez duyabilecek miyiz acaba?!….

 

“DİPLOMATİK ÇÖZÜM”!..

DİPLOMATİK ÇÖZÜM

(“ÇEKİLİYORUM” BAŞLIKLI YAZIMA YAPTIĞIM “SON” YORUMUMDUR!)

Reza Zarrab, Mehmet Hakan Atilla ve Bilal Erdoğan…

Bu üçü üzerinden; İran’a konulan ambargonun Türkiye tarafından delindiğini, kara para aklama işi yapıldığını ve ABD’nin dolandırıldığı ileri sürerek açılan ceza davasını, Erdoğan’la irtibatlandırmak mümkün hale geldi…

ABD derin devlet elemanlarının, “twiter” üzerinden Erdoğan’a yönelttiği küstahça tehditler, aslında Türk halkına yapılmaktadır…

Rudolph Giuliani denen adam, eski New York Belediye Başkanıdır ve Yahudi Lobisi adına hareket ediyor.

Son günlerdeki işi, Zarrap davasına “DİPLOMATİK ÇÖZÜM” aramaktır!

Burada biraz duralım:

Yıl 2017′ye geldi; ABD derin devleti, ceza davasına “diplomatik çözüm” arıyor!

Dediğimi duydunuz mu?

“DİPLOMATİK ÇÖZÜM” diyorum…

30 yıllık meslek hayatımda böyle bir çözümü ilk defa duyuyorum!

Bizim bildiğimiz ceza davalarında; şüpheliler ya suçlu bulunup cezalandırılırlar ya da suçsuz bulunup beraatlerine karar verilir, aklanırlar…

“Diplomatik çözüm”ü ilk defa duyuyorum.

Şimdi şunları söyleyebiliriz:

Ortada suç yoktu fakat ABD’de böyle bir dava açılmıştır ya da suç olmasına rağmen, bazı ödünler karşılığında, devlet cezalandırma yetkisinden vazgeçebilecektir!

İkisi de kötü…

Başka alternatif olamaz zaten…

Davaya bakan hakim, Giuliani’nin avukatlık şirketinin bu iş için Erdoğan’dan ne kadar para aldığını sordu.

Giuliani hem Zarrab’ı savunup, hem de Zarrap tarafından dolandırıldığı iddia edilen şirketlerin danışmanlığını da yapıyormuş!

Bu ilişkilerin içerisine hiç girmeyelim, çıkamayız…

Bizim sorumuz şu:

ABD, “Hükümeti İKNA etsek Meclis karşı geliyor, Meclis’i ikna etse Ordu. Orduyu ikna etseler bu sefer de karşımıza Yargı çıkıyor” diyorlardı ya… “Başkanlık Sistemi”ne geçince bir kişiyi ikna edecekleri için “TEK ADAM” rejimi de denen “Başkanlık Sistemi”ni destekliyorlar…

“TEK ADAM” yönetimini kim istiyormuş, kimin işine yarıyor anladınız mı şimdi?

Erdoğan, anayasal sistemi değiştirmeden fiilen “tek adam” olarak ülkeyi yönetmeye başlayınca; önce ŞİÖ’ne yanaştı; Rusya’dan özür diledi, Çin ile görüştü, İran’a göz kırptı ve bu güçlerin desteğini alarak, Fırat Kalkanı Operasyonu’nu başlatıp ABD’nin Kürt koridorunu kesti…

Bu noktada sahada savaşı kaybeden ABD; Zarrap davasına Erdoğan ve ailesini ekleyerek, tehdide başladı…

Yahudi Lobisi’nin temsilcilerini Türkiye’ye pazarlık için geldi:

Görüşmeler sonunda kolaylıkla ERDOĞAN’I İKNA ETTİKLERİ anlaşılıyor!..

Erdoğan ikna olunca, ABD’nin Suriye’ye füzeleri göndermesini destekledi!

REİS, ATILAN FÜZELERİ AZ BİLE BULDU…

Bir günde saf değiştirdi, bizimki!..

Bundan sonraki gelişmeler Erdoğan’ı kurtarabilir ama Türkiye’nin başını belaya sokacaktır…

Ne İsa’ya ne Musa’ya yaranamayan bir ülke durumuna düşünce, başımıza ne işler geleceğini, mecburen bekleyip göreceğiz!

Musibet” diyordunuz.

İşte size musibet…

Hem de canlı…

Anayasa değişikliği ile getirilmek istenen “TEK ADAM” rejimidir.

“TEK ADAM” rejimini isteyen de ABD.

Gizlemediler, saklamadılar bile…

Nedenlerini de açık açık söylediler.

“Siyasi yaşamında hiç aldatılmayan” Erdoğan’ı ikna ettiler!

Eyyyyyyyyyyyyyyyyyyyy Türk Halkı;

Kararını Pazar günü vereceksin; ABD’nin isteğini mi yerine getireceksin, yoksa Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Kuvayı Milliyecilerin torunları olduğunu mu göstereceksin…

“İkna” olup olamadığını göreceğiz…

 

ÇEKİLİYORUM!..

 PAUL_HENZE

Sevgili takipçilerim;

Sizler için yazdığım yazıların bu sonuncusu ile huzurunuzdan çekiliyorum.

Yazılarımı beğenip paylaşanların çoğunu biliyorum, onları hiç unutmayacağım…

Rahatsızlık verdiklerimden ise özür dileyecek değilim.

Amacım:

Doğruluğuna yüzde yüz inandığım gerçekleri, ulaşabildiğim herkesle paylaşmak ve Türkiye’nin aydınlanmasına kendi ölçülerimde katkı sunmaktı.

Daima evrensel ilkeler, kabul görmüş ve kanıtlanmış genel doğrular ile bilimi referans alarak ve mümkün olduğu kadar da iddialarımın kanıtlarını sunarak, düşüncelerimi aktarmaya çalıştım.

Ne kadar başarılı olduğumu ölçebilecek durumda değilim.

Bunca yoğunluğun arasında; her hafta bir siyasi-hukuki değerlendirme yazısı ele alıp, 4 milyondan fazla insana ulaştırmaya çalışmak kolay iş değildi.

Bunu kesintisiz olarak 10 yıl sürdürmenin bir inanç ve kararlılık işi olduğunu söylemeye gerek var mı?

Ayılma odasında bile, görevimi yerine getirmiş olmanın keyfini yaşadım…

Hemen hemen her gün, sosyal medyada ve özel gruplarda yaptığım paylaşımların 3-4 saatimi aldığını tahmin edersiniz.

Türkiye Cumhuriyeti’nin onurlu bir yurttaşı olmanın yüklediği görevler bu kadar değildir elbette.

Siyasetle ilgilenmek ve tutarlı bir görüş oluşturup paylaşmanın, vadandaşlık ödevinin çok ötesinde bir şey olduğunun bilincindeyim.

Bu ülkeyi düşman işgalinden kurtaran ve Cumhuriyet’i kuranlara borcumuzun küçük bir kısmını bile ödeyemedim…

Yoruldum artık, buraya kadar!..

Taşıdığım bayrağı, tüm alt yapısı (veri tabanı) ile birlikte, “Bundan sonraki etabı ben koşabilirim” diyen bir arkadaşıma teslim etmeye karar verdim…

Veda etmeden önce, size Türkiye’nin geleceği için çok önemli bir adamı tanıtmak istiyorum:

Pek çok kişi tarafından paylaşın sözlerini ben de tekrar edeceğim, çok önemlidir.

Çünkü Ortadoğu halklarına kurulan tuzağı onun sözlerinden görmek mümkün olacaktır.

Adamın adı: PAUL BERNAND HENZE’dir.

1924 yılında ABD’nin en kalabalık eyaleti Minnesota’da doğdu.

CIA’nın Ortadoğu İstasyon Şefi ABD’li strateji uzmanı, tarih ve jeopolitik doktorudur, Sovyetler Birliği Politikaları konusunda uzmanlığı vardır. ABD Savunma Bakanlığı Müsteşarlığı, CIA Türkiye Masası İstasyon Şefliği yapmıştır. Rant Corporation düşünce kuruluşunun daimi danışmanı, Middle East Quarterly adlı düşünce kuruluşunun yayın editörlüğünü yapmaktadır.

Kafkaslar, Ortadoğu, Sovyetler Birliği ve Afrika üzerine tarihi ve jeopolitik incelemeleri ve kitapları bulunmaktadır.

Etyopya’da ve Türkiye’de diplomat olarak görev yapmıştır.

Anadili olan İngilizce dışında; Türkçe, Rusça, Fransızca ve Almancayı akıcı bir şekilde konuşabilmekte; İspanyolca, Lehçe, Amharcayı ve bazı Orta Asya Türk dillerini de çalışmalarını takip edebilecek kadar bilmektedir.

Henze, Kenan Evren gibi cuntacıları kastederek “bizim çocuklar başardı” sözünün sahibi olarak tanınır.

2006 yılında Beyaz Saray’a sunduğu Türkiye Raporu’nda şöyle diyordu:

“Türkiye’nin bu şekliyle, Amerikan politikalarının yanında olacağından emin olamayız. Ülkeyi kuranlar, denetim mekanizmasını çok sıkı tutmuşlar. Hükümeti ikna ettiğimizde Meclis; Meclis’i ikna ettiğimizde, Ordu; Ordu’yu ikna ettiğimizde Yargı karşımıza geçebiliyor.

Eğer Amerika’nın çıkarı Türkiye’de bir federal devlet kurulması ise mutlaka ve öncelikle Yargı, Ordu, Meclis ve Hükümeti tek elde toplayan “başkanlık rejimine” geçilmelidir.

Bir kişiyi ikna etmek, birbirini denetleyen yapıyı ikna etmekten çok daha kolay olacaktır.

Eğer o bir kişi Amerikan çıkarlarına yardım etmek konusunda tereddüt ederse, bir kişi üzerine kurulmuş yapıyı yıkmak Amerika için sorun olmaz.”

Bu kadar açık ve anlaşılır sözler üzerine başka söz söylemeye gerek var mı?

Allahaısmarladık!..

Av. Cemil Can