Biz kazanacağız!..
TwitterFacebookGoogleYouTube

REİS

AF

Reis doğruyu söylüyor vallahi:

Siyasi hayatında hiç aldatan olmadı, “aldatılan” da tabii…

Açıkçası:

Bizim Reis’i kandırmak öyle kolay değil.

Bir ara; “Allah da Millet de affetsin” dediğini ben de duydum.

‘Mübalağa’ sanatını icra etmişti sanki…

Aldatılmak” ise haşa!

Reis’i, ne FETÖ ne PKK yetkilileri aldatmış.

Bu itirafa göre:

Her şeyi, bilerek ve isteyerek birlikte yaptılar demek ki…

Bu itirafa göre:Belli ki suç ortağıdırlar

14 yıllık iktidarın 12 yılında; koyun koyuna yattıkları da bir vak’a.

AKP yöneticileri, bütün suçlara ortak olmasa bile, en azından “suç işlenmesine göz yummaktan” ve “görevi kötüye kullanmak”tan yargılanabilirler.

Binlerce suçun failidirler yani!

En hafifinden cezalandırılsalar, ömür boyu hapis yatmaları işten değil.

FETÖ’nün “darbe girişimi”; Hızır gibi yetişti imdatlarına.

Bu fırsattan yararlanarak, kendileri için kapsamlı bir “AF KANUNU” çıkarma olanağını elde ettiler.

Fırsatı ganimet bilenler, hiç kaçırırlar mı?

En esaslı düzenlemenin adını:

“YENİ ANAYASA” koymalarına şaşırmayın.

Yasama, Yürütme ve Yargıyı sımsıkı Reis’e bağladıktan sonra iş tamamdır.

Bir daha “darbe” denemesi olacak değil ya…

Bundan sonra; Ne iktidarı değiştirmek mümkün olabilir, ne de hesap sormak.

Zira:

Bir tek ihtiyaçtan kaynaklandı bu anayasa…

Eğer aksi olsaydı, iki yıl sonra yürürlüğe sokulmazdı.

Mesela:

Önümüzdeki iki yıl içinde “o” ihtiyaç zuhur etse bir daha, sorun nasıl çözülecek?

Bu soruya verilecek olan yanıt, iki yıl sonrası için neden geçerli değil?

Ayrıca; Reis’in yapmak istediği hangi icraatın önünde engel oluyor yürürlükteki anayasa?

Anayasa Mahkemesi kararı için “Uymuyorum, saygı da duymuyorum” diyen Reis’e, yüzde 50′yi az geçen anayasa engel olabilir mi?

Anayasanın “değiştirilemez ve değiştirilmesi dahi teklif edilemez” maddelerini bile değiştiren Koca Reis, bundan sonra her şart altında haklı olmalıdır!

Madde bir…

Budur anayasa!

Birinci maddeye göre, Reis’in haksız olduğu durumlarda, haklı olduğuna birinci madde uygulanmalıdır.

Yasama-Yürütme-Yargı tek elde toplanınca, geriye kalana Cumhuriyet rejimi denebilir mi?

Demek ki, Reis’in meselesi icraat ve anayasa değildi!

Af Yasası”nın adını “Yeni Anayasa” koydu.

Koydu mu koymadı mı?!…

Cemil Can

 

DARBELERE DAVETİYE ANAYASASI

egemenlik_kayıtsız_şartsız

Yeni anayasanın “Cumhurbaşkanının seçimleri yenilemesine karar verilmesi halinde…” diye başlayan 116. maddesi ile Cumhurbaşkanına Meclis’i feshetme yetkisi veriliyor…

Reis’in “yalaaaan, yalaaan!” diye bağırmasına bakmayın.

Meclis’in feshi ile anlatılmak istenen seçimlerin yenilenmesidir.

Buradaki can alıcı mesele, seçimlerin neden yenileneceğidir.

Yürürlükteki anayasaya göre; hükümetin güven oyu alamaması ve 45 gün içerisinde yeni hükümet kurulamaması halinde, seçimlerin yenilenmesi gerekiyor.

Yani yürürlükteki anayasada; meclisin yenilenmesi için sebep vardır…

Yeni anayasada ise, böyle bir sebep yok!

Meclisi yenilemek, tamamen Cumhurbaşkanının keyfine bırakılmıştır!..

Kim hazırladı böyle bir anayasayı?!

İlk seçimde Cumhurbaşkanı, bir partinin üyesi ve büyük olasılıkla da genel başkanı olacak…

Cumhurbaşkanı, partisinin Meclis’te gerekli çoğunluğu sağlayamaması halinde, seçimleri yenileyebilir.

7 Haziran seçimlerinde yaptığı gibi…

Çoğunluk yine sağlanamazsa, tekrar seçim kararı alabilir.

İsterse, bu işi çoğunluğu sağlayana kadar tekrarlayabilir…

Bir sınır ve engel yok…(1)

Eeeeeeeeeeeey!

İki kişiden biri, böyle bir anayasaya “Evet” diyecek misin?

***

Cumhurbaşkanının tamamen takdirine bırakılmış “seçimleri yenileme” yetkisi, kendi görev süresini uzatmak için de kullanılabilir.

Yeni anayasa, bir kişinin iki dönem Cumhurbaşkanı seçilmesine olanak tanıyor ama Cumhurbaşkanı ikinci dönemin sonunda seçimi yenileyerek, bir dönem daha seçilmesini sağlayabilir!..

Böylece arka arkaya 3 dönem, aynı kişinin Cumhurbaşkanı seçilmesi mümkün hale geliyor!

Anayasa ile belirlenmiş olan 2 dönem için seçilme kuralını, yine anayasanın bir başka kuralı ile delmek ve işlemez hale getirmek mümkün!..

Böyle bir durumla karşılaşınca, sorunu Anayasa Mahkemesi’nin çözmesi gerekiyor.

Anayasa Mahkemesi “bağımsız ve tarafsız” olursa, bu sorunu çözebilir…

Anayasa Mahkemesi’nin durumu nedir?

Yeni anayasanın 146. madde ile Anayasa Mahkemesi üyelerinin sayısı 15 olarak belirlenmiştir:

Bunların 12‘sini Cumhurbaşkanı seçiyor, 3′ünü Meclis’te çoğunluğu sağlayan Cumhurbaşkanının partisi.

Yani iktidar partisi.

Yapısı bu şekilde belirlenecek olan Anayasa Mahkemesi, “tarafsızlık yemini” yapmasına rağmen; “Ben bu Anayasa Mahkemesi kararına uymuyorum, saygı da duymuyorum” (2) diyen bir Cumhurbaşkanını anayasal sınırlar içerisinde tutabilir mi?

Bir an için; “nur yüzlü” ve içinde Allah Korkusu olan Reis’in, böyle kötü işler yapmayacağını düşünelim.

Olasılık içerisindedir…

Reis’ten sonra, içinize hiç sinmeyen -adını vermeyim isterseniz- o adam, Cumhurbaşkanı seçilecek olursa eğer, ülkenin ne hale geleceğini hiç aklınıza getirdiniz mi?

Ya o da yeni seçilecek Reis, bu Reis gibi “siyasi hayatında hiç aldanmamış” biri çıkmaz da; kolayca “aldatılabilirse” veya hasta olur da başımızdan ayrılmak zorunda kalırsa ya da “bunak” hale gelirse, başımıza gelecek olan felaketten nasıl kurtulacağımız hakkında bir fikriniz var mı?

Henüz vakit varkin; bir düşünün ve kararınızı ona göre verin!

Anayasa Mahkemesi, kanunların anayasaya uygunluğunu denetlemekten başka; “Yüce Divan” sıfatı ile Cumhurbaşkanı ile bazı üst düzel görevlileri de (3) yargılamakla görevlidir.

Bütün yetkileri elinde toplayan Cumhurbaşkanını denetleyecek veya bir gün gerekli olduğunda yargılayarak görevden alacak bir kurum yoksa, geriye tek seçenek kalmaktadır.

O da: “Darbe”dir…

“Darbe” yapmaktan başka seçenek bırakmayan bir anayasaya “Evet” mi diyeceğiz?

***

Yeni Anayasa’nın 89. maddesi, Cumhurbaşkanını Meclis’ten üstün hale getiriyor:

Yürürlükteki Anayasa’ya göre, Cumhurbaşkanı bir kanunu veto eder de Meclis’e geri gönderir ve Meclis de değişiklik yapmadan yayınlanmak üzere; Cumhurbaşkanına tekrar gönderirse, Cumhurbaşkanı o kanunu yayınlamak zorundadır.

Yeni Anayasa’ya göre, Cumhurbaşkanının Meclis’e gönderdiği kanun, ancak üye sayısının salt çoğunluğuyla, yani 301 oyla, o da aynen kabul edilirse yayınlanır.

Bir yasa görüşülürken; örneğin: 300 milletvekilinin oyu ile geçerse ve Cumhurbaşkanı tarafından veto edilerek geri gönderilirse; bu defa 301 oy ile üstelik de aynen kabul edilmek koşulu ile ancak yayınlanır…

İmkansız gibi bir şey!..

Meclis çoğunluğunun, Cumhurbaşkanının partisinden olacağı göz önünde tutulduğunda; Cumhurbaşkanınca veto edilen yasalar, yayınlanmak üzere Cumhurbaşkanına fiilen gönderilemeyeceği açıktır ama aynı konularda Cumhurbaşkanı kararname çıkartabilecektir.

Bu durumun önünde bir engel yoktur!

Bu düzenleme ile Meclis’in yasama yetkisi, Cumhurbaşkanına “devretmiş” olmaktadır!

Bunun anlamı: EGEMENLİĞİN DEVRİDİR…

Bu değişiklik aynı zamanda, Cumhurbaşkanını Meclis’ten üstün hale de getirilmiş olmaktadır!

Pek çok konuda; “aldatılma” olasılığı kuvvetle muhtemel olan bir kişiyi, 80 milyon insanın temsilcilerinden daha üstün hale getiren anayasaya “Evet” denebilir mi?

***

Yeni anayasa ile hakimlerin arkasındaki duvara yazan: “Adalet Mülkün Temelidir” sözü de tarihe karışıyor.

Mülk”ün bu deyimdeki anlamı: Devlettir…

Devletin temeli adalettir” sözü, son derece doğru ve yerindedir.

Tarihin imbiğinden süzülerek gelmiştir.

Nitekim Fatih Sultan Mehmet Han’ın: “Ülkeler kılıçla fethedilir ama adaletle ayakta kalır” sözü ile ifade ettiği bu tarihsel gerçekliğin doğruluğu, yüzlerce yıl sınanmıştır.

Bir ülkede “adalet”i yok ederseniz, o ülke ayakta kalamaz!..

***

Yeni anayasanın 159. maddesine göre; bütün hakim ve savcıları atayacak olan Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK), 13 üyeden oluşacaktır.

Bu üyelerin 6′sını Cumhurbaşkanı, 7′sini Mecliste’ki çoğunluğu sağlayan Cumhurbaşkanının partisi seçecektir!

Bu şekilde oluşacak olan HSYK’ya “bağımsız ve tarafsız” denebilir mi?

Siyasi iktidarın etkisinde kalan böyle bir kurulun, hangi nitelikteki hakim ve savcıları atayacağını ve bunların neler yapabileceğini; “özel yetkili savcı” olarak görev yapan bir “hukukçu”nun itiraflarından öğrendik. (4)

Devletin temelini teşkil edecek olan “adalet”i sağlayacak hakim ve savcılar, bir tek kişinin insafına ve anlayışına göre seçilemez!

Böyle bir anayasaya “Evet” denebilir mi?

***

Bu iktidarın sahipleri, gerçekte bize anayasa yapmıyorlar, kendileri için “af kanunu” çıkartıyorlar!

Yargılamaları yapacak olan mahkemeleri, mahkeme olmaktan çıkartarak “af” sonucunu elde etme kurnazlığı içerisinde olduklarına hiç şüphe yoktur!

FETÖ‘nün -17 Temmuz darbe girişimi hariç- işlediği bütün suçların faili olarak bir gün yargılanabilirler!

Böyle bir korkuyla yaşamaktansa, fırsat varken anayasayı ve mahkemelerin yapısını değiştirmek istiyorlar!

Özel amaçlar ve belirli kişiler için yapıldığı son derece açık olan bir anayasaya, neden “Evet” diyelim ki?

***

“Ben anayasa maddelerinden anlamam arkadaş, liderimin gözünün içerisine bakarım, o ne derse öyle oyumu kullanırım, ona güvenir, ona inanırım” diyen seçmenlere son bir çağrım olacak:

Bu kadar kontrolsüz yetkiyi; sevdiğiniz, doğruluğuna inandığınız liderinize veriyorsunuz, tamam da, ya bu arada sevmediğiniz biri seçilir de bu yetkileri ele geçirirse, o zaman ne yapabileceğinizi hiç düşündünüz mü?

“Öyle bir şey olmaz” demeyin!

7 Haziran 2015 günü olduğunu gördünüz…

Bir daha neden olmasın?

İşte o gün kendinizi de bizi de yakarsınız!…

Aklınızı başınıza toplayın…

Böyle burnunuzun dikine giderseniz, geriye tek çözüm bırakıyorsunuz:

Darbe”!..

Bunu gerçekten yapabilecek misiniz?

 

Cemil Can

 

 

DİPNOTLAR:

(1) http://anayasadegisikligi.barobirlik.org.tr/Anayasa_Degisikligi.aspx

 

(2) http://www.tccb.gov.tr/haberler/410/39955/anayasa-mahkemesinin-kararina-uymuyorum-saygi-da-duymuyorum.html

 

(3) Anayasa Mahkemesi; Cumhurbaşkanı, Meclis Başkanı, Bakanlar Kurulu üyeler, yüksek yargı mensupları, Genelkurmay Başkanı ve kuvvet komutanlarını Yüce Divan sıfatı ile yüksek mahkeme olarak yargılamakla da görevlidir.

(4) Bu olay 08.04.2017 tarihli Aydınlık gazetesinde şu şekilde yer aldı: “Beşiktaş Adliyesi’nde 1,4-2 ay kadar çalıştım. Hiç iddianame yazmadım. Sadece 1 kez bir hafta nöbet tuttum. Arama, el koyma, gözaltına alma, telefon dinleme, teknik araçlarla izleme vb. Tüm talepleri TEM Şube Müdürlüğü görevlileri (Yetkililer bu örgüt elemanlarına, “bizim çocuklar” diyorlardı. “CC”) flash bellekle hazır olarak getiriyordu. Ben de imzalıyordum. Gelen yazıları okumak istediğimde birlikte çalıştığımız Cumhuriyet Savcısı ….: ‘Başsavcıvekili…. kızıyor. Onun talimatı var, okumadan imzala geç’ diye söylüyordu. Ben de tatsızlık çıkmasın diye imzalıyordum. Kendim fiilen hiç müzekkere, talimat, karar yazmadım. Polisin getirdiği ve bizim imzaladığımız soruşturma ile ilgili talep, müzekkere ve kararların kimler hakkında uygulanacağını bile bilmiyordum. Kimin için iletişim tespit kararı verdik, kim için arama, el koyma, gözaltı vb kararlar verdik hiç haberim yoktu.”

 

 

YALANCIIIIII!…

Hayır Çadırı

 

Reis:

“Kandil hayır diyor.” dedikten sona “Kişi sevdikleri ile beraberdir” hadisini okuyarak seçmenine “hayır” diyenlerin terör örgütü PKK ile birlikte olduğu mesajını vermeye devam ediyor!.. (1)

Her yalanın alıcısı vardır!

PKK için Habur’da “çadır mahkemesi” kurduran asrın liderimizdir.

İmralı’da bebek katili Öcalan’la “müzakereler” onun emri ile yapıldı.

PKK’nın temsilcileri ile Oslo‘da devleti aynı masaya oturtan Reis’tir.

2013 Kasım’ında:

İbrahim Tatlıses ile Şivan Parver’i Diyarbakır’da sahneye çıkartıp; “megri megri” türküsü eşliğinde ağlaşanlar onun çok yakınındakilerdir…(2)

20 Mart 2015 Nevruz’unda:

Terör örgütünün flamaları ve Öcalan’nın posteri altında toplanan Kürt halkına, video konferans yöntemiyle Apo’nun mektubu (3) kimin emriyle okutuldu?

Bütün bu gerçekler ortada iken; “hayır” diyenleri  “PKK’yı sevenler” olarak itham etmek, ne büyük bir yalandır…

Devletin olanaklarını kullanarak kürsülerden:

“Yalaaaaaaaaaaaaaaaan!..” diye bağırmak ve gerçeği hatırlatanları, “yalancılıkla” suçlamak ne kadar ahlakidir sorusunu, OHAL nedeniyle soramıyoruz tabii…

Erdoğan’a PKK ile beraber olan sizdiniz, FETÖ ile 10 yıldan fazla ortaklık siz yaptınız, “Kişi sevdikleri ile beraber olur“ hadisine göre, onları seven;  yıllardır “terörle müzakere değil mücadele edilir” , “Fetullahçılar Emniyetten ve Yargıdan temizlenmelidir” diyen bizler olamayız her halde diyemiyoruz!..

OHAL var!

Bu gerçekleri yüksek sesle söyleyemiyoruz diye, Erdoğan’ın AKP seçmenini, “balık” yerine koymasına razı olamayız:

Eeeeeeeeeey AKP’ye destek veren arkadaş!

Eeeeeeeeeey iki kişiden biri!

Büyük Reis, sizleri “balık hafızalı” sanıyor,  çok yakın geçmişi hatırlayamayacağınızı düşünerek o hadisi okudu, zekânızla alay ediyor!

İşte önünüze yakın geçmişi kanıtları ile birlikte getirip koydum.

Şimdi Allah için söyleyin, PKK ile birlikte olan kimdi?

***

Reis, 80 milyonun “başkanı” olduğunu göstermek için prova yapıyor.

Hayır Çadırı”nı ziyaret etmişti ya…

Ziyareti oldukça “verimli” hale getirmiş.

Fırsatı kaza eder mi?

Çadırdakilere, lideriniz “yalan” söylüyor demeyi ihmal etmedi!.. (4)

CHP’liler, liderlerinin yalancı biri olduğunu Cumhurbaşkanının ağzından öğrendiler!

Asgari nezaket de böyle konuşmayı gerektirirdi zaten!

Neyse ki, Cumhurbaşkanının “Neden hayır diyorsunuz?” sorusuna, heyecanlı vatandaşın biri:

Çağdaş bir yaşam için hayır” yanıtını vererek beraberliği sağladı!..

***

Önemli bir fırsatın kaçırıldığını kabul etmek lazım.

Reis’e:

Anayasa değişikliğini hangi ihtiyaç ortaya çıkardı, o ihtiyaç değişikliklerin yürürlüğe gireceği 2019 yılına kadar tekrar duyulursa, sorun bu Anayasa ile nasıl giderilecek, vereceğiniz yanıt her ne ise 2019′dan sonra için neden etkili olmayacak da değişikliğe gidiliyor?” sorusu sorulabilirdi…

Yemin ederim oracıkta şişer kalırdı!..

Vakit henüz geçmiş değil!

***

Reis, bu fırsattan yararlanarak “çağdaş yaşam”dan anlaşılması gerektiğini de Samsun’da katıldığı toplu açılış töreninde açıkladı:

“Şu anda çağdaş bir Türkiye yok mu? Neyiniz eksik dedim. Yollarınız, okullarınız, köprüleriniz yok mu dedim. 14 sene önce bunlar var mıydı?” dedi… (5)

Böylece. Cumhurbaşkanımızın “çağdaşlık” anlayışını öğrendik.

Dönelim 94 yıl öncesine…

Türkiye’nin genel durumunu merak edenler, o mektubun tamamını mutlaka okusunlar.

30 Ekim 1923 günü, Gazi Mustafa Kemal, İsmet Paşa’yı Çankaya Köşkü’ne davet ederek, ona bir mektup verdi. (6)

Büyük idealin “çağdaşlaşmak” olduğunu vurgulayan ulu önderimiz, o gün kısaca şu tarifi yaptı:

“… Ama yılmamak, ucuz, geçici çarelerle yetinmemek, halkı kurtarmak için sorunları çözmek, kalkınmak, ilerlemek, milli egemenliğe dayalı, uygar ve özgür bir toplum oluşturmak, yüzyılımızın düzeyine yetişmek, kısacası çağdaşlaşmak, bu büyük ideali tam olarak başarmak zorundayız. “

Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1) http://www.star.com.tr/video/erdogan-kandil-hayir-diyor-kisi-sevdikleri-ile-beraberdir-video-728167/

 

(2) https://www.youtube.com/watch?v=MQcVh3E1oKU

 

(3) http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/232961/iste_Ocalan_in_nevruz_mesaji.html

 

(4) http://www.sozcu.com.tr/2017/gundem/erdoganin-hayir-cadirini-ziyaretinde-iceride-konusulanlar-1761864/

 

(5) http://www.sabah.com.tr/gundem/2017/03/28/cumhurbaskani-erdogan-hayir-cadirinda-neler-konusuldugunu-anlatti

 

 

(6) Mektubun tamamını okumak o mektup‘u “tık”layınız: