Biz kazanacağız!..
TwitterFacebookGoogleYouTube

“KONTROLLÜ” DAVA BAŞLADI!


gezegen 1

I.Perde

Türkiye:

Jeopolitik bakımından dünyanın en önemli coğrafi bölgesidir. (1)

Tarihi boyunca Rusya’nın sıcak denizlere inmesi için işgal edilmesinden hiç vazgeçilmeyen bir askeri hedefti.

Avrupalıların Asya’yı sömürmesi için en önemli köprü.

Çanakkale ve İstanbul Boğazları ise deniz hakimiyetinin olmazsa olmazlarıdır.

Bitki örtüsü, doğal kaynakları, suları ve verimli toprakları ile düşman çatlatan bir arazi parçasıdır.

Bu özellikleri nedeniyle, emperyalist devletlerin her zaman gözü üzerinde olmuştur.

Türkiye Cumhuriyeti’ni yönetecek olanları belirlemek, bütün bu olanakları kullanmak olanağını sağlayacağı için, Türkiye’nin iç siyaseti ile her zaman ilgilenilmiştir.

ABD’nin dinci bir Cemaat’i kullanarak ülkeyi ne hale getirdiğini gördük.

Emperyalizmi ilk defa yenen bir orduyu, neredeyse tümüyle ele geçireceklerdi.

Mustafa Kemal’in askerleri, bir kez daha küresel güçlere “Dur yolcu!” dedi…

II.Perde

Silahlı Kuvvetler’e bu kadar etkili bir şekilde sızan emperyalistler, ülkeyi yönetecek olan siyasi partileri, başına buyruk bırakır mı?

Bu soruya olumlu yanıt verenler; ya emperyalistlerin etki ajanlarıdır ya da akıldan biraz yaya kalmışlartır…

15 yıldır ülkeyi yöneten AKP’nin kimlerin desteği ile iktidara geldiğini biliyoruz.

AKP’nin (suç) ortağı olan Cemaat’in, ne yapmak istediği ise bellidir…

Muhalefet partilerinden MHP, AKP’nin her koşulda koşulsuz destekçisidir.

CHP ise, en kritik dönemeçlerde hayat öpücüğü verir, yoldaki taşları temizlemekle (2) görevlidir.

Bir önemli görevi daha var CHP’nin:

Muhalefeti oyalamak ve yeni arayışları engellemektir…

Bu son tespite CHP’lilerin çoğu katılamaz!

III. Perde

Kendilerini partileri ile bütünleştiren kitleler, parti yönetimlerinin hatalı politikalarını göremezler.

Tıpkı maşukun hatalarını, aşığının görememesi gibi…

Hain olmayan bireyin, kendini ait gördüğü partiye, ihaneti yakıştıramamasıdır bu kabullenmemenin asıl nedeni…

İnsanca kabul edilen bu duyguları kullanarak, geniş kitleleri yönetmek ve onların üzerinden bir ülkeyi sömürmek mümkün hale gelebilmektedir…

IV. Perde

Şu savunmanın akılla-mantıkla açıklanabilir bir yanı var mıdır?

Küresel güçler etki ajanları vasıtasıyla; devletin en önemli organlarına sızmış, bütün siyasi partilerde önemli mevkilere gelmişler fakat bir tek CHP’de etkili olamamışlardır!..

Çünkü bu sızmayı, CHP’nin başında İnönü varken yapamazlardı.

Sonra Ecevit geldi, arkasından Baykal ve Kılıçdaroğlu…

Bu liderlerin de; kişisel karizması, donanımı, bilgisi, tecrübesi, öngörüsü, Atatürk İlkeleri’ne bağlılığı, Mustafa Kemal’in askerlerini örgütün en kritik noktalarına yerleştirme sezgileri, başlarına bir hal geldiğinde yerlerini dolduracak kişileri yetiştirmiş olmaları nedenleriyle, CHP’yi ele geçirmeleri imkansızdır!

Buna ilaveten: CHP’nin tabanı duyarlıdır; sızmalara karşı uyanıktır, yabancı unsurları bünyesinde barındırmaz…

V. Perde

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin neredeyse bütün organlarını kendi amaçları yönünde kullanacak şekilde ele geçiren küresel güçlerin, ana muhalefet partisindeki varlıkları kabul edilmedikçe Türkiye’nin ikinci kurtuluşu biraz daha gecikecektir…

CHP’nin dokusuyla uyuşmayan söylemler, CHP’yi içeriden çökertmek için başka mutfaklarda hazırlanıp, etki ajanları vasıtasıyla kotarılmaktadır…

CHP’nin fikri yapısı 6 Ok’la özetlenmiştir.

Bu husus Parti Programı ile ayrıntılı şekilde açıklanmıştır.

Program değiştirilmeden, programla çelişecek söylem ve eylemlerden kuşku duymak gerekir.

CHP’nin tabanını teşkil eden çoğunluk bu kuşkuyu duymuyorsa; efsunlanmadığına göre, korkunç bir aldatılmışlıkla karşı karşıyadır demektir.

Ne yazık ki, benim tespitlerim bu yöndedir…

CHP tabanını yattığı derin uykudan uyandırmadıkça, başımız kolay kolay beladan kurtulmayacaktır.

VI. Perde

Böyle uzun bir girişten sonra, geliyoruz “15 Temmuz ‘Kontrollü’ Darbe Girişimi”nin bilançosuna:

Şehit sayısı 172,

Yaralılar:

21 asker, 153 polis, 2 bin 558 sivil…

Sanıklar:

1 orgeneral,

3 korgeneral,

4 tümgeneral,

16 tuğgeneral,

3 tuğamiral,

26 albay,

27 yarbay,

37 binbaşı,

21 yüzbaşı

ve

çok sayıda alt rütbeli subay ve astsubay…

Darbeye katılanlardan:

200′ü tutuklu,

9′u tutuksuz,

12 sanık firari…

O gece:

8 binden fazla askeri personel,

35 uçak,

37 helikopter,

74 tank,

246 zırhlı araç

ve

4 bine yakın hafif silah kullanıldı…

Soru:

Bu kadar askeri personel, araç-gereç ve silahı kim “kontrol” etti?

Yanıt:

a.) Bayraklarını alıp sokağa çıkan her “iki kişiden biri”,

(Diğerlerinin aklına ilk gelen: “AKP iktidarından kurtarıyoruz galiba” önermesiydi. “Yurtta Sulh Konseyi”nin bildirisi (3) TRT’den okununca; spikerin heyecandan “Dünyada Sulh” sözcüklerini unuttuğuna inanlar çoğunluktaydı… Onlara göre darbeyi yapanlar “Yurtta Sulh Dünyada Sulh” ilkesini rehber edinenlerdi. Bu yüzden sevinenler bile vardı!..Türkiye’nin aşması gereken en önemli handikap budur: CHP’nin tabanı yanlış yola sokulmuştur…)

b.) Darbeye katılmayan asker ve polisler,

c.) Reis.

(c) şıkkını işaretleyen yurttaşlarımız için iki soru daha hazırladım:

Sorulardan biri çok zor olmayan bir matematik sorusudur.

Aşağıdaki ( 4 ) nolu dipnotta taralı olarak gösterilen alanı hesaplamanızı soruyorum.

Diğer soru, yıldızların dünyamıza mesafesinin nasıl hesaplandığıdır. (5)

O konuda da mutlaka bir fikriniz vardır!

Bu son iki sorunun yanıtını bilemeyen çoğunluğunuz; “kontrollü darbe” hakkında uzmandır.

“O saatte darbe olur mu?” sorusu ile başlayarak, 15 Temmuz akşamı yaşananların bir “tiyatro” olduğu hükmüne hemen varabilirler!..

Bu “tiyatro”nun oynanmasına neden ihtiyaç oldu sorusuna verecekleri yanıt; “hesap uzmanı”nki ile aynıdır:

Bilmezler ki, hesap uzmanı da CIA‘nın has adamı Mehmet Eymür’den aşırma (6) yapmıştır:

Kontrollü darbe; “Anayasayı değiştirmek” ve “başkanlık sistemine” geçmek için yapılmıştır!?…

Peki, bunun için bu kadar tehlikeli girişime ne gerek vardı?

Erdoğan’ın anayasayı değiştirmek için darbeye değil, MHP’ye ihtiyacı vardı ve MHP de zorluk çıkarmadan zaten isteneni yapıyordu.

Ayrıca, CHP’nin de çok ciddi bir sorun çıkarttığı söylenemez…

Muhalefet yapar gibi yapıyordu!

TBMM’nde gizli yapılması gereken oylama, açık yapıldı ve bu konuya Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) dahi götürmedi.

Nitekim, yaşadık ve gördük: Anayasa da değişti, başkanlık sistemine de geçildi…

Üstelik halkoylamasında “tam hukuksuzluk” hali yaşanmasına rağmen, kimse sokağa inemedi.

Ana muhalefet partisinin “sokakta silahlı-sopalı adamlar vardı” şeklindeki mazereti, toplumun kimler tarafından dizginlendiğini gösteriyor.

AYM’ne yapılan “bireysel başvuru”dan sonra, CHP örgütünün yüksek mahkeme önünde “açlık grevi”ne başlaması gerekirken, onlar ne yaptı?

Yüksel Caddesi’ndeki iki eğitimcinin eylemine destek verdiler.

“Zevahiri kurtarma” tam olarak buna derler…

Halkoylamasında yaşanan rezilliği unutturma görevini CHP üzerine aldı…

Yaşanan bu gerçeklere rağmen, hala 15 Temmuz’un “kontrollü darbe” olduğunda ısrarlı mısınız?

Öyleyse son bir soru ile bitiriyorum.

Önce bir tespit yapalım:

Darbe kontrollü olduğuna göre, bunu FETÖ’cü subaylarla Erdoğan anlaşarak yaptılar!

Erdoğan, darbeye katılmayacak olan diğer subaylarla da darbeyi bastırmaları konusunda ayrıca anlaşmaya varmış olmaları gerekir!

Peki, bu iki grubun birbirinden haberi var mıydı yok muydu?

İki seçeneği de geçerli kabul edebilirsiniz…

Sonuçta darbe bastırılacağına göre, darbeye katılanlar ömür boyu hapis cezası ile cezalandırılacaklar!

Darbeyi bastıranlar ise baş tacı yapılacaklar…

Böyle bir “tiyatro”da kim niçin oynamak istesin?

Erdoğan Cumhurbaşkanı olacak diye, böyle bir riski kim göze alır?

Bu arada bazı can kayıplarının da olacağı kesindir.

Nitekim oldu da…

O anlaşmayı yapanların, bunlar arasında olmayacağını kim garanti edebilir?

Darbe uzmanı”sınız ya, bu sorulara akla yatkın cevaplar vermeniz gerekir…

Dilediğiniz sorudan yanıt vermeye başlayabilirsiniz.

Az sonra anlatacağım hiç aklınıza geldi mi?

Hesap uzmanının onayladığı teze göre; darbeye katılan askerler Erdoğan’ın adamıdır.

Darbeyi bastıranlar da öyle…

Demek ki, Ordu tümüyle Erdoğan’dan yanaydı!

Bu şartlar altında istese hilafeti bile geri getirebilirdi.

O halde darbeye ne gerek vardı?

Ordu işin içerisinde olunca darbeye kim karşı koyabilirdi?

Siz mi?

Yoksa “iki kişiden biri” mi?

İki kişiden biri de Erdoğan’dan yana değil miydi zaten?

Emir-komuta zinciri altında yapılan bir darbeye bugüne kadar kim karşı koydu ki?..

Hadi diyelim ki, böyle bir diyaloğa kafanız basmadı.

Bari davayı takip edin lütfen, itirafçıların sözlerine kulak verin…

Aklınızla alay ettirmeyin!..

Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1) 1911 Çin Devrimi’nin önderi Dr. Sun Yat Sen, bu gerçeği “Asya’da bir başka ülke daha vardır ki, Birinci Dünya Savaşı’na İttifak Devletleri safında katılmış ve nihai yenilginin ardından parçalanmıştır. Ne var ki, savaştan sonra topraklarını geri kazanmasını becermiş ve bütün Avrupalıları sınırdan dışarı sürüp atmıştır. Böylelikle bu ülke de tam bağımsızlığını kazanmış bulunmaktadır. Söz konusu ülke Türkiye’dir.

(2) CHP’nin Faaliyet Raporu:

http://chp-muhalefethareketi.biz.tr/wp-content/uploads/2017/04/Y-CHPnin-faaliyet-raporu.pdf

(3) İŞTE O BİLDİRİ

Türkiye Cumhuriyeti’nin değerli vatandaşları,

Sistematik bir şekilde sürdürülen anayasa ve kanun ihlalleri; devletin temel nitelikleri ve hayati kurumlarının varlığı açısından önemli bir tehdit haline gelmiş, Türk Silahlı Kuvvetleri dahil olmak üzere devletin tüm kurumlarıideolojik saiklerle dizayn edilmeye başlanmış ve dolayısıyla görevlerini yapamaz hale getirilmiştir.

Gaflet ve dalalet ve hatta hıyanet içerisinde olan cumhurbaşkanı ve hükümet yetkilileri tarafından; temel hak ve hürriyetler zedelenmiş, kuvvetler ayrılığına dayalı, laik ve demokratik hukuk düzeni fiilen ortadan kaldırılmıştır.

Devletimiz; uluslararası ortamda hak ettiği itibarini yitirmiş ve evrensel temel insan haklarının göz ardı edildiği, korkuya dayalı otokrasi ile yönetilen bir ülke haline getirilmiştir.

Siyasi idarenin aldığı hatalı kararlarla mücadeleden geri durduğu terör tırmanarak birçok masum vatandaşımızın ve teröristle mücadele eden güvenlik görevlilerimizin hayatına mal olmuştur.

Bürokrasi içerisindeki yolsuzluk ve hırsızlık ciddi boyutlara ulaşmış, ülke sathında bununla mücadele edecek hukuk sistemi işlemez hale getirilmiştir.

Bu ahval ve şerait altında, yüce Atatürk’ün önderliğinde milletimizin olağanüstü fedakarlıklarla kurduğu ve bugünlere getirdiği cumhuriyetimizin koruyucusu olan Türk Silahlı Kuvvetleri, “yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesinden hareketle;

- vatanın bölünmez bütünlüğünü, milletin ve devletin bekasını devam ettirmek,

- cumhuriyetimizin kazanımlarının karşı karşıya kaldığı tehlikeleri bertaraf etmek,

- hukuk devleti önündeki fiili engelleri ortadan kaldırmak,

- milli güvenlik tehdidi haline gelmiş olan yolsuzluğu engellemek,

- terörizm ve terörün her türlüsü ile etkin mücadele yolunu açmak,

- temel evrensel insan haklarını, mezhep ve etnisite ayrımı gözetmeksizin tüm vatandaşlarımız için geçerli kılmak,

- laik, demokratik, sosyal ve hukuk devleti ilkesi üzerine oturan anayasal düzeni yeniden tesis etmek,

- devletimizin ve milletimizin kaybedilen uluslararası itibarını yeniden kazanmak,

- uluslararası ortamda barış, istikrar ve huzurun temini için daha güçlü bir ilişki ve işbirliğini tesis etmek maksadıyla yönetime el koymuştur.

Devletin yönetimi teşkil edilen yurtta sulh konseyi tarafından deruhte edilecektir.

Yurtta sulh konseyi BM-NATO ve diğer tüm uluslararası kuruluşlarla oluşturulmuş yükümlülükleri yerine getirecek her türlü tedbiri almıştır.

Meşruiyetini kaybetmiş siyasi iktidara görevden el çektirilmiştir.Vatana ihanet içerisinde bulunan tüm kişi ve kuruluşların en kısa zamanda ulusumuz adına hakkaniyet ve adaletle karar vermeye yetkili mahkemeler önünde hesap vermesi temin edilecektir.

Tüm yurtta sıkıyönetim ilan edilmiştir.

İkinci bir duyuruya kadar sokağa çıkma yasağı uygulanacaktır. Vatandaşlarımızın kendi güvenlikleri için bu yasağa hassasiyetle uymaları önem arz etmektedir.

Havaalanları, sınır kapıları ve limanlardan yurt dışına çıkışlara yönelik ilave tedbirler getirilmiştir.

Devlet düzeninin en kısa zamanda tesis ve idamesi için her türlü tedbir alınmış ve uygulanmaktadır. hiçbir vatandaşımızın zarar görmesine müsaade edilmeyecek, kamu düzeninin bozulmasına fırsat verilmeyecektir.

Hiçbir ayrım yapılmaksızın tüm vatandaşlarımızın ifade özgürlüğü, mülkiyet hakki, evrensel temel hak ve hürriyeti yurtta sulh konseyinin teminatı altındadır.

Yurtta sulh konseyi üniter devlet yapısı içinde dil, din, etnik köken ayrımı yapmaksızın toplumun tüm kesimlerini kapsayacak bir anayasa hazırlanmasını en kısa zamanda sağlayacaktır.

Çağdaş, demokratik, sosyal, laik hukuk ilkelerine dayalı anayasal düzen tesis edilene kadar yurtta sulh konseyi ulusumuz adına her türlü tedbiri alacaktır.

Tüm vatandaşlarımıza saygıyla duyurulur.

https://www.youtube.com/watch?v=ObKoufJ7Wzo

4.)

integral 1

5.)

Bir Astronomik Birim (AB), Dünya’nın Güneş’ten ortalama uzaklığı olan 149,6 milyon kilometreye karşılık gelir.

2006’da gezegen olma sıfatını yitiren Plüton ile Güneş arasındaki mesafeyi ele alalım. “Plüton, günöte konumundayken (Güneş’e en uzak konumdayken) Güneş’e 7.375.927.931 (~7,37 milyar) km mesafededir” ifadesi pek de anlamlı değildir.Ancak “Plüton günöte konumundayken Güneş’e 49,3 AB uzaklıktadır” denildiğinde aradaki mesafenin Dünya’nın Güneş’e uzaklığının 49,3 katı olduğunu kolayca anlarız.Gökbilimde en yaygın kullanılan uzunluk birimi, ışığın bir yılda (Dünya’nın Güneş’in etrafında bir kez dönmesi sırasında geçen süre olan 365 gün 6 saat) katettiği mesafeyi belirten “ışık yılı”dır. Bir ışık yılı yaklaşık 9 trilyon kilometredir.

Gökbilimcilerin tercih ettiği bir başka uzunluk birimi ise Star Wars hayranlarının aşina olabileceği “parsek”tir. Yaklaşık olarak 3,26 ışık yılına karşılık gelen bu birimin ne anlama geldiğini şu şekilde ifade edebiliriz: En dar açısı bir arksaniye olan bir dik üçgen çizelim (matematik derslerimizden hatırlayacağımız gibi arksaniye ya da açısal saniye, 1 derecenin 1/3600’üne eşittir, yani yaklaşık 0,0003 derecedir). Bu üçgenin en küçük kenarının (1 arksaniyelik açının karşısındaki kenarın) uzunluğu, 1 AB’ye eşit olsun. Bu üçgenin dik açısını oluşturan diğer kenarının uzunluğu 1 parsektir.(Dünya’nın çevresini Eratosthenes günümüzden 2200 yıl önce, gölge boylarını hesaplayarak bulmuştur.)Yıldızların Dünyamıza olan uzaklığı da benzer şekilde varsayımlar ve biraz da geometri bilgisi kullanılarak hesaplanır. Bu bağlamda en öne çıkan yöntem “paralaks”tır.

Paralaks yöntemi, farklı noktalardan bakıldığında cisimlerin “yer değiştiriyormuş gibi” görünmesi esasına dayanır. En basit şekliyle anlatacak olursak, başparmağınızı gözünüzün hizasına getirin ve uzaktaki bir cisme odaklanın. Önce bir gözünüzle sonra diğer gözünüzle cisme bakın. Parmağınız sanki yer değiştiriyormuş gibi görünecektir. Yıldızların uzaklığı ölçülürken de benzer bir yöntem kullanılır. Önce bize olan uzaklığı ölçülmek istenen yıldız, farklı iki noktadan gözlemlenir. Daha sonra iki nokta arasındaki mesafe ve yıldızın bu noktalardan görülme açıları kullanılarak yıldızın Dünya’ya olan uzaklığı hesaplanır.

Güneş hariç en yakın yıldızlar bile çok uzakta olduğu için, paralaks hesaplarında kullanılan iki nokta arasındaki mesafenin mümkün olduğu kadar büyük olması gerekir. Bu yüzden paralaks yönteminde genellikle Dünya’nın Güneş’in etrafındaki hareketinden yararlanılır. İki gözlem arasında altı ay olduğu zaman, gözlem yapılan noktalar arasındaki mesafe yaklaşık 2 AB olur ki bu gözlemlerimiz arasında elde edebileceğimiz maksimum uzaklıktır. Eğer gözlemler sonucunda ölçülen açılar arasında anlamlı bir fark elde edilebilirse, köşe noktaları Dünya, Güneş ve uzaklığı belirlenmek istenen yıldız olan üçgenin dar açısı ve dolayısıyla basit trigonometri işlemleri kullanılarak yıldıza olan mesafe hesaplanabilir. Ancak, birbirine 2 AB mesafedeki noktalardan ölçüm yapılsa bile, günümüzdeki teknolojiyle 3000 parsekten (~10.000 ışık yılından) daha uzak olan yıldızlar ile aramızdaki mesafeyi paralaks yöntemiyle belirleyemiyoruz.

Avrupa Uzay Ajansı (ESA), 3000 parsekten çok daha uzaktaki yıldızların bize olan uzaklığını da paralaks yöntemi ile belirlemek için çalışmalar yapıyor. Gaiauydusu kullanılarak yapılacak araştırmalar sırasında 1 milyar yıldızın gözlemlenmesi düşünülüyor. 1 milyar heyecan verici bir sayı olsa da, bu, gökadamızdaki yıldızların sayısının

sadece %1’i.

(6) http://www.chp-muhalefethareketi.biz.tr/2017/06/y-chpnin-basina-eymur-yakisir/