Biz kazanacağız!..
TwitterFacebookGoogleYouTube

TÜRKİYE “İKİYE BÖLÜNSÜN” İSTİYORUM!

külhanbeyi

Trump, seçim kampanyasında Amerikalılara söz verdi:

“Seçilirsem körfez ülkelerine gideceğim ve ABD’nin 19 trilyon dolar tutarındaki borcunu bu ülkelere ödeteceğim” dedi…

Seçildi ve sözünün gereğini yerine getiriyor.

Başta Suudi Arabistan olmak üzere Körfez ülkelerinin çoğu teslim.

Bir tek Katar, parayı vermiyor.

Trump’un borç ödeme anlayışı “ilahi adalet”e benzemiyor, komünizm de böyle değil!

ABD’nin borçlarını körfez ülkelerine ödetmek hangi adalet anlayışın ürünüdür anlamak mümkün değil.

ABD derin devletinin beyanına rağmen, hala “ABD’nin Ortadoğu’da ne işi var?” sorusuna yanıt arayanlar var mı acaba?

Suratımıza şamar gibi inen bu yalın gerçek, hangi mevzide konuşlanmamız gerektiğini göstermiyor mu?

Şu andan itibaren ülke ikiye bölünsün istiyorum!

Hak, hukuk, adalet ve mazlum halklardan yana olanlar bir tarafa; işbirlikçiler ve hainler öbür tarafa.

Gafiller ve cahiller yine bizim tarafta kalsın…

 

***

 

Dünyanın en büyük doğalgaz rezervinin Kuzey Kubbesi Katar’ın, Güney Pars Sahası İran’ın kontrolündedir…

Doğalgaz sıkıştırılarak LNG’ye dönüştürülüyor ve dünyaya ihraç ediliyor.

Sınırsız paranın kaynağı budur.

ABD, bu kaynaktan pay istiyor işte!

Neye göre?

Bu sorunun ne ulusal ne de uluslararası hukukta yanıtı var.

ABD, dünyayı haraca bağlayan kabadayı gibidir…

 

***

 

“Yurtta barış, dünyada barış” ve “Araplar arasındaki ihtilaflarda taraf olmayın, komşuların iç işlerine karışmama” genç Cumhuriyetimizin dış politikadaki iki ana taşıyıcı sütünudur.

Ne zaman diplomatlarımızı “monşer” diyerek küçümsemeye başladık, ne zaman Ahmet Davutoğlu’nun “Stratejik Derinlik” diye isimlendirilen maceralarını uygulamayı diplomasi sandık, dünya devletler ailesi içindeki ağırlığımız iyice yok oldu.

Dış güçlerin desteği ile iktidara gelen AKP, diyet borçları nedeniyle ulusal çıkarlarımızı koruyamaz durumdadır.

Bu vahim durumu tespit edip, aklımızda tutalım.

Böyle durumlarda doğru politikaları muhalefetin savunması gerekir.

Ulusal bir ödev olan bu gereklilik, ulusal çıkarlar konusunda hassas olması için iktidara fren görevi yapar.

Çoğu zaman iktidarlar, muhalefetin çabaları ile oluşan iç kamuoyunu bahane ederek daha az tavizkar olurlar.

Gerçekten ulusal çıkarları düşünen iktidarlar, bahane olarak muhalefetin yarattığı bu durumu kullanmak isterler.

Yurtseverliğinden kuşku duyulmayan iktidarlar, hangi siyasi görüşte olurlarsa olsunlar, böyle bir muhalefetin varlığını isterler.

Dolayısıyla muhalefet görevini hakkıyla yapmak, iktidarda icraat yapmak kadar önemlidir!

 

***

 

Ne yazık ki AKP’nin ulusal çizgiden sapmasını önleyecek gerçek bir muhalefet yoktur.

Olanlar da Meclis dışında ve yeterince etkili değildir.

Ana muhalefet partisi CHP’nin gündemde ve acil olan politikalar hakkındaki görüşlerine gelmeden önce, ABD’nin Ordadoğu’da ne yapmak istediğine ilişkin projesinin hangi aşamaya geldiğini görelim.

Gazeteler yazdı:

Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi Başkanı Mesut Barzani liderliğinde bir araya gelen siyasi parti temsilcileri, bağımsızlık referandumu”nun tarihini 25 Eylül olarak belirlediler.

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Heathers Nauert, “Kürdistan halkının meşru talebine saygı gösteriyoruz” diyerek bu “Bağımsız Kürdistan”ı desteklediğini açıkladı…

Bu aşamada ABD dışında kararı destekleyen yok.

Rusya, İran, Irak, Almanya ve bu kararla birlikte toprak bütünlüğü tehlikeye girecek olan Türkiye tepkilerini gösterdiler.

Ana muhalefet lideri Kemal Kılıçdaroğlu’ndan “tık” yok!

O, referandum ziyaretleri kapsamında HDP’ye gitti.

Zamanlamaya manidar!

HDP’yi ziyaret ile “bağımsızlık referandumu”nun eş zamanlı olması tesadüf değil.

Atlantik ötesinden ayarlanmış gibi…

Dersimli Kemal, PKK’nın Meclis’teki uzantısı olan HDP’nin üzerinden elini çekmek niyetinde değil.

Teröre bulaşmış bir partiyi meşrulaştırmak için yoğun çaba harcıyor.

Tıpkı FETÖ’yü “mağdur” gösterdiği gibi:

Her fırsatta FETÖ’nün borazanlığını yapan “gazetecileri” savunuyor.

Arkasında CIA’nın olduğu tartışma götürmeyen 15 Temmuz Darbe Girişimi’ni “Kontrollü Darbe” olarak niteleyip küçümsüyor.

Bu hain girişimin arkasından ABD’yi çekmekle kalmıyor, bir de FETÖ üyelerine “savunma” hazırlamış oluyor!..

 

***

 

Nitekim, Eski Kara Kuvvetleri Komutanlığı Kurumsal Dönüşüm Şube Müdürü Kurmay Albay Muzaffer Düzenli mahkemede yaptığı savunmada:

“TSK emir-komuta bütünlüğü içinde planlanan, ancak olayın deşifre olmasıyla faaliyet, bir ifadeyle kontrollü darbeye evrilmiş, üst komuta heyetinin girişimin dışında olduğu izlenimi verilmiştir” diyerek, bu tespitimizi doğrulamış oldu!..

 

***

 

Y-CHP yönetimi, ihanet düzeyindeki politikalarının gerekçesi olarak Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün veciz sözlerini kullanmaktan çekinmiyor:

 

Sanki bizi ilgilendirmiyor ve karışmasak bize zararı dokunmayacakmış gibi; “Araplar arasındaki sorunlarda tarafsız kal” diyor…

 

Bize karşı açık veya örtülü bir savaş ilan edilmişken, “Yurtta barış, dünyada barış” ilkesini benimsiyoruz, dolayısıyla savaşmayacağız diyebilir miyiz?

 

ABD’nin karşısında yer alan avrasya güçlerinin en önemlilerinden biri olan Türkiye’yi tarafsız konumda tutmak ABD’nin arayıp da bulamayacağı bir ortam yaratır.

 

Dersimli Kemal, şimdi de bu görevi yerine getirmeye çalışıyor!..

Pentagon Sözcüsü Albay Jeff Davis, Rakka operasyonunda İncirlik Üssü’nün kullanıldığını itiraf etti.

ABD, Rakka operasyonunda tercihini PKK/PYD’den yana koydu.

Onlara ağır silahlar verdi.

Dolayısıyla İncirlik Üssü PKK’nın hizmetine sunulmuş oldu.

ABD ile imzalamış olduğumuz “İncirlik Mutabakatı” ayağımıza sıkılmış kurşuna döndü.

Bütün bunlara rağmen Y-CHP’nin İncirlik Üssü’nün kullanılmasına bir diyeceği yok!

Y-CHP, tam bağımsızlıktan yana olan Kuvayı Milliyecilerin partisi olmaktan çoktan çıktı, ABD’nin çıkarlarını savunuyor!

Dış güçlerin desteği ile iktidara gelebileceğini umuyor.

Öyle bir iktidar, AKP’den farklı olamaz!..

Olmazsa daha iyi olur…

 

Cemil Can