Biz kazanacağız!..
TwitterFacebookGoogleYouTube

SİZ NESİNİZ ŞİMDİ NEREDESİNİZ?

merve-kavakci-640x360

Merve Kavakçı’nın ABD vatandaşı olurken TC ile arasındaki bağlardan vazgeçtiğini resmen ilan etmesi ve ardından Türk vatandaşlığına geçmesiyle İncil üzerine yaptığı yeminden döndüğünü kabul edemeyiz.

Türk vatandaşlığına kabul edilmek için Kuran üzerine yemin etme yok nasılsa!

Kavakçı, halen yeminli bir ABD vatandaşıdır.

ABD’nin çıkarlarını korumaya yemin etmiş birinin, Malezya’ya (Kuala Lumpur) Büyükelçi olarak atanması ne anlama geliyor acaba?

Kavakçı’nın milletvekili seçildikten sonra, TBMM’nde türbanı ile yemin etmeye kalkışması, DSP Genel Başkanı ve daha sonraki Başbakan Bülent Ecevit tarafından Devlete meydan okuma olarak kabul edilmişti. (1)

Aradan geçen süre içerisinde derelerin altından çok sular aktı.

Yıllar sonra, türban bizzat Y-CHP’nin Genel Başkanı Dersimli Kemal Efendi eliyle Meclis’e sokuldu.

Tek iftihar ettiği eylemidir, o gece rahat uyudu…

Cumhuriyet karşıtlığında bayrak hala onun elindedir.

Fırsat bulduğunda Dersim İsyanı’nın bastırılmasını “katliam” olarak anlatır.

Atatürk ve İnönü’ye katil damgasının vurulmasına o öncülük ediyor.

Seyit Rıza’yı ve Şeyh Said’i her fırsatta aklıyor.

Şakilerin torunlarından CHP adına özür diletiyor…

CHP Gençlik Kolları yöneticilerine “Hepimiz Seyit Rıza’yız…” diye slogan attırıyor.

Kısaca, Merve Kavakçı’nın temsil ettiği düşünceyi Y-CHP savunuyor…

***

Elinde birkaç fasulye tanesi ile önünde diz çökerek Kıbrıslı Şeyh Nazım Kıbrısi gibi zavallı bir hastaya (2) biat eden bu hanımın, Türkiye Cumhuriyeti’nin Büyükelçisi olarak atanması; sıradan bir atama, iade-i itibar veya geçmişin rövanşı olarak geçiştirilemez.

Bu atama, düpedüz anayasal alt yapısı da hazırlanmış olan karşıdevrimin tamamlandığını gösterir.

Son rotüşları kim olsa yapabilir…

***

Müftülere nikah kıyma yetkisinin verilmesi, Devrim Kanunları’nın fiilen yürürlükten kaldırıldığının kanıtıdır, bir ihtiyacın karşılığı değil!

Meclis İçtüzüğünde değişiklik yapılarak muhalefetin söz hakkının 5 dakikadan 3 dakikaya indirilmesini, muhalefetin sesini kısmak olarak değerlendirmek ise fazlasıyla iyimserliktir.

Mecliste etkili bir muhalefet zaten yoktur!

Bu işbirlikçilere hükümete destek açıklaması yapmak için 3 dakika fazladır bile.

Değişikliğin geçtiği gece; dostlar alış-verişte görsün diye Özgür Özel’in öncülüğünde, sabaha kadar Meclis’te yapılan şov, suret-i haktan görünme çabasından başka bir şey değildir.

Gerçekte Y-CHP’nin, HDP‘ye devrettiği ve HDP’nin “Vicdan ve Adalet Nöbeti” adını verdiği “Adalet Yürüyüşü”nün devamı olan eyleme, yavru muhalefet ise hükümete destek vermekle meşguldürler…

AB, Türkiye hakkında söyleyeceklerini; önce Y-CHP Genel Müdürü Kemal Kılıçdaroğlu’na söyletmekte, daha sonra da CHP tabanının “meşruiyet zemini sağlamlaştırdığı” eylemleri sürdürme görevini, PKK’nın Meclisteki uzantısı HDP sahiplenmektedir…

Böylece “Adalet yürüyüşü” ile elde edilen “kazanımlar”, kül halinde PKK/HDP’ye aktarılmış olmaktadır.

Bir kaset operasyonu ile CHP’nin ele geçirilip, Y-CHP‘ye dönüştürülmesindeki amaç da buydu zaten…

***

PKK’nın “meşruiyet sorunu” ile dertlenenlerden biri ne yazık ki, Ünlü Şair Ataol Behramoğlu’dur.

HDP’nin Meclise girmesi için desteklenmesini savunan dünya çapında ünlü piyanistimiz Fazıl Say’ın, 1 Kasım seçimlerinden önce düştüğü durumdan beter olmuştur.

Behramoğlu, “HDP’yi PKK’nın siyasi kanadı olmakla mahkum ederek….ülkeyi…. kiminle, kimlerle, nasıl karanlıktan çıkartacak, parçalanmaktan kurtaracağız?” diye soruyor!

Rüya aleminden konuşan ünlü şaire göre, “Türkiye Partisi” olan HDP’yi, PKK’nın “siyasi kanadı” olarak mahkum ediyormuşuz!

HDP’ye “PKK’nın uzantısı” demekle, bayağı haksızlık ediyoruz yani!

Behramoğlu ve 7 Haziran seçimlerinde HDP’ye oy verenler, “HDP ile ittifak” yapmadan Erdoğan’dan kurtulmanın mümkün olmadığına inanıyorlar!..

HDP ile ittifak yaparak veya HDP’yi destekleyip Meclise sokarak, Erdoğan’dan kurtulmanın mümkün olmadığını, 1 Kasım seçimlerinde yaşayarak gördüğümüze göre, test edilerek geçersiz olduğu ortaya çıkan bir fikirde ısrarın sebebi ne olabilir?

Aynı deneyi yaparak farklı sonuçlar beklemek durumuna düşmeye ne gerek var!?

Çürük bir fikri, Ataol Behramoğlu gibi aydınların seslendirmesi son derece vahimdir.

Behramoğlu’nun çıkışı, Kılıçdaroğlu’nun “Adalet yürüyüşü” ile CHP tabanını HDP’yle ittifaka alıştırmasına katkı sunmaktan başka bir işe yaramıyor…

Türkiye’nin öncelikli ihtiyacı; muhalefetin PKK/HDP ile ittifakı değil, Türk halkının ABD’nin kara gücü olarak savaşan bu ihanet çetesinden bir an önce kurtulmasıdır

***

24 Temmuz 2015 tarihinden bu yana, 7 bin 78 PKK’lının etkisiz hale getirildiği, 483 güvenlik görevlisinin şehit olduğu, binlercesinin yaralandığı bir savaşı yok saymak, Türkiye gerçeklerine sırt dönmektir.

ABD, Kongre kararı ile kara gücü olarak görevlendirdiği PKK/PYD’ye, yüzlerce TIR dolusu ağır silahlar vermeye devam ediyor.

PKK’dan ele geçirilen ABD silahları ile IŞİD’ten ele geçirilenlerin seri numaraları birbirini takip ediyor.

Ortadoğu’yu kan ve ateş Cehennemine çeviren bu iki örgütün arkasında emperyalistlerin olduğu gün gibi aşikardır.

Silahlı bir terör örgütünün legal kanadını, “Türkiye Partisi” olarak göstermek ihanet değilse, aymazlığın daniskasıdır, o kadar…

***

HDP Sözcüsü Osman Baydemir’in, “Abdullah Öcalan’a tecrit kalkıncaya kadar nöbete devam” açıklamasını duymazdan gelebilir misiniz?

Adamlar saklamıyor, açık açık ne için nöbet tuttuklarını söylüyorlar…

Böyle bir eyleme, CHP’nin destek vermesi kabul edilebilir mi?

Ya ünlülere ne demeli!..

***

Türkiye’ye karşı ilan edilmiş ve her cephede süren savaşı inkar etmek, cephe gerisinde bozgunculuk veya düşmana askerlik yapmak değilse nedir?

Savaş bütün şiddeti ile devam ederken; “savaş yoktur” anlamına gelecek sözler etmek ve Türk halkına karşı bu kirli savaşı yürüten bir örgütün legal kolunu, ‘Türkiye partisi” gibi göstermek, şehit ve gazi yakınları üzerinde nasıl bir etki eder?

Askerler böyle bir savaşta şehit olacağına inanırlar mı?

Şehit olma inancı yok olan asker savaşır mı?

***

Dahası var:

PKK/PYD öncülüğündeki Suriye Demokratik Konseyi Eş Başkanı daha yeni Associated Press’e konuştu:

İlham Ahmet, Rakka’nın IŞİD’ten temizlendikten sonra “yönetilmesi” ve “yeniden inşası” için ABD’nin uzun vadeli siyasal ve finansal desteğine ihtiyaç duyduklarını söyledi.(3)

Yaşadıkları toprakları işgal etmesi için dış güçlere çağrı yapanlarla, neyin ittifakını yapacaksınız?

İşgalin mi?

PKK/PYD, “manda” isteğinin çok ötesine geçmiştir!

Emperyalistlerin ülkelerini işgal etmesini, kendilerini yönetmesini ve yeniden inşasını istiyorlar.

İstiklal-i tam” geleneğinden gelen yurtseverler, bu sözleri duymuyor musunuz?

HDP, bu teslimiyetçi anlayışın TBMM’ndeki uzantısıdır.

HDP’ye “Türkiye partisi” nasıl dersiniz?

***

Son bir şey:

FETÖ‘nün darbe girişiminden sonra, yurt dışına çıkan ve geri dönmeyen kaçak HDP milletvekilleri; Faysal Sarıyıldız ile Tuğba Hezer Öztürk’ün devamsızlık nedeniyle milletvekilliklerinin düşürülmesine ilk itiraz, Y-CHP Milletvekili Mehmet Bekaroğlu’ndan geldi. (4)

İlginç bulmadım!

Haber değeri bile yok.

Herkes görevini yapıyor çünkü…

Bekaroğlu, Kılıçdaroğlu’nun söylemek isteyip, tabanın tepkisi nedeniyle söyleyemediği sözleri, kamuoyuna aktarmakla görevlidir…

Sıradan bir işbirlikçidir…

Peki siz nesiniz, bu cepheleşmenin neresindesiniz?!

Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1) https://www.youtube.com/watch?v=cbxkOBBZCwQ&feature=share

(2) https://www.youtube.com/watch?v=K-6Q_XC25lc

(3)https://www.aydinlik.com.tr/dunya/2017-temmuz/pkk-nin-suriye-kolundan-abd-ye-bizi-terk-etmeyin

(4)http://www.ulusal.com.tr/gundem/mehmet-bekaroglu-pkklinin-tabutunu-tasiyan-hdpliye-sahip-cikti-h170623.html

“İSTİKLAL-İ TAM” VE İLKELİ DURUŞ!..

ypg_usa

19 Haziran günü Tunceli-Erzincan yolunda ABD’nin karagücü tarafından kaçırılarak şehit edilen ve cesedi dereye atılan öğretmen Necmettin Yılmaz‘ın adı, yolun 4 km.lik bölümüne verildi.

Bu insanlık dışı cinayete karşı CHP Tunceli İl Örgütü’nün tepkisine, CHP Genel Merkezi’nin miting düzenleyerek verdiği destek, takdire şayandır.

Aynı şekilde HDP eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın Silivri Cezaevinden gönderdiği mesaj da önemlidir, görmezden gelinemez…

Umulur ki, her iki partinin bundan böyle PKK/PYD terör örgütleri ile aralarındaki mesafe bir daha kısalmaz ve beklenen düzeye ulaşır…

***

Şimdi de gençlerimizin ölüm fermanlarını yazan Amerikalıyı tanıyalım:

Adı: Raymond ‘Tony’ Thomas, CIA Askeri İşler Direktör Yardımcısı.

Thomas, geçenlerde Afganistan’daki (NATO Özel Operasyonlar Bileşen Komutanlığı – NSOCC-A). görevinden ayrıldı.

2010-2012 yılları arasında ABD Özel Harekat Komutanlığı’nda komutan yardımcılığı yaptı.

Pentagon’daki müşterek görevli üst düzey özel operasyon görevlisi idi.

Thomas, Ranger alayı ve 1. SFOD-DELTA da dahil olmak üzere ABD Ordusunda çeşitli komuta pozisyonlarını düzenleyen bir üst düzey subaydır.

West Point’ten 1980 yılında mezundur ve ülkesine 33 yıldır hizmet vermektedir. (1)

ABD’nin önde gelen düşünce kuruluşlarından Aspen Enstitüsü’nün Colorado Eyaletinde düzenlediği yıllık güvenlik forumunda konuştu. (2)

Forumun medya ortakları:

NBC News ve MSNBC, sponsorları Ayasdi, Deloitte, Lockheed Martin ve Target’tir. (3)

Thomas, PKK/PYD ile ilgili açıklamalarda da bulundu:

PYD’nin silahlı kanadı YPG‘ye ismini değiştirmelerini önerdiklerini anlattı.

YPG, bu öneri üzerine ismini SDG (Suriye Demokratik Güçleri) olarak değiştirdi.

Bu şekilde Türkiye’nin ABD’ye “Nasıl bir müttefiksiniz ki, bize karşı terörist faaliyetlerde bulunan bir örgütü muhatap alır ve ona silah yardımı yapabilirsiniz” şeklindeki suçlamalardan kurtulabileceklerini söyledi.

Thomas, ABD’nin IŞİD ile Mücadele Özel Temsilcisi Brett McGurk’un bu süreçte kendilerine çok yardımcı olduğunu ve onun çabaları ile PKK/PYD’ye meşruiyet sağladıklarını; aksi halde, Suriye’nin geleceğinin konuşulduğu Cenevre ve Astana gibi yerlerde PKK ismi ile hiçbir zaman masada olunamayacağını itiraf etti. (4)

Bu açık kanıtlardan sonra, öğretmen Necmettin Yılmaz’ın kaatilini, Tunceli kırsalında değil “Aspen Security Forum”da aramamız gerekir…

ABD’nin müttefiki Türkiye değil, terör örgütü PKK’dır…

***

Şimdi de NATO‘nun son durumuna bakalım:

NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, Brüksel’de yapılan Devlet ve Hükümet Başkanları Toplantısı’ndan sonra düzenlediği basın toplantısında NATO’nun yeni görevini tanımladı:

“NATO’nun uluslararası koalisyonun tam üyesi olmasına karar verdik. Tüm 28 ittifak üyesi halihazırda koalisyonun üyesi. Koalisyonda olmak, NATO’nun muharip rol alacağı anlamına gelmiyor, ancak bizim terörle küresel mücadeleye olan taahhüdümüze ilişkin güçlü bir mesaj gönderiyor. Aynı zamanda NATO’nun, eğitim ve kapasite inşaası dahil siyasi değerlendirmelerde rol almasını sağlayacak” dedi. (5)

9 Nisan 1949′da Washington Antlaşması ile kurulan NATO, bir kollektif savunma örgütü olarak bilinmektedir.

Kurucu antlaşmanın özellikle üçüncü, dördüncü ve beşinci maddeleri önemlidir.

Bu maddelerle üye ülkeler, ortak savunma için yeteneklerini geliştirmeye, herhangi bir üyenin toprak bütünlüğü, siyasî bağımsızlık ve güvenliği tehlikede olduğunda bir araya gelmeyi ve herhangi birine saldırıldığında bu saldırıya hepsine karşı yapılmış bir saldırı olarak kabul etmeyi taahhüt etmişlerdir.

Bu çerçevede belki de en önemli ve tartışmalı madde, NATO’nun görev sahasını belirleyen 6. maddedir.

Literatürde “alan-dışılık” (out of area) kavramıyla anılan bu düzenlemeye göre, NATO sadece sınırları antlaşmada açıkça tarif edilen Kuzey Atlantik bölgesinde meydana gelen saldırılara karşı işlevseldir.

Soğuk Savaş’ın sona ermesinden sonra “esnek yorum” yöntemiyle içeriği genişletilen bu madde, özellikle Afganistan müdahalesiyle tamamen işlevsiz kılınmıştır” (6)

***

NATO’nun kuruluş amacı, Brüksel’deki zirvede kabul edilen yeni görev tanımı ile kesinlikle bağdaşmamaktadır.

ABD öncülüğündeki “koalisyon”un amacı da bu açıklama ile ortaya çıkmıştır.

Kısaca BOP olarak isimlendirilen Büyük Ortadoğu Projesi’nin nihai hedefinde; Ortadoğu ve ön Asya’nın petrol ve doğalgaz kaynaklarını yağmalamak ve bir (Kürt) koridor ile Akdeniz’e akış güvenliğini sağlamak için bölgede küçük ve bağımlı bekçi devletçikler oluşturmak vardır.

Bu bağlamda; Türkiye’nin de parçalanacak ülkeler arasında bulunduğuna en ufak bir kuşku bulunmamaktadır.

Asıl tuhaf ve acı olan; bizi de parçalayacak olan pakt içerisinde yer almış olmamızdır.

Hiçbir kuşkuya yer vermeyecek şekilde, NATO’nun dost bir koalisyon olmadığını söyleyebiliriz.

Demek ki, Türkiye bundan böyle rotasını Şangay İşbiriği Örgütü‘ne döndürmelidir.

Bu nedenle NATO’nun emrine verilen İncirlik ve Diyarbakır üsleri derhal kapatılmalıdır.

Hükümetin bu doğrultudaki çabaları koşulsuz desteklenmelidir.

Antiemperyalist olmanın, devrimciliğin ve yurtseverliğin gereği budur…

Tersi düşmana askerlik yapmaktır!

***

Amerikan Washington Post gazetesinde yer alan ve üst düzey ABD’li yetkililere dayandırılan habere göre; Donald Trump, 7 Temmuz’da Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Almanya’daki görüşmesinden kısa bir süre önce Beyaz Saray’da Ulusal Güvenlik Danışmanı H.R. McMaster ve CIA Direktörü Mike Pompeo ile yaptığı bir görüşmede CIA’in gizli programına nokta koymaya karar verdi.(7)

Programın bitmesi ABD’nin Suriye Savaşı’ndaki pozisyonunu değiştirmesi ve Esad’ı görevden indiremeyeceğini kabul etmesi anlamına geliyor.

Başka bir söyleyişle yenildiğinin itirafıdır!

Bu karar aynı zamanda, Türkye’nin ABD/AB etkisinden kurtulmakla bölge ülkelerine nasıl rahat bir nefes aldırabildiğinin kanıtıdır.

Türkiye bölge ülkelerinin işbirliği ile saldırgan emperyalizme kolaylıkla diz çöktürebilir.

Yeter ki, “İstiklal-i tam(8) ilkesinden ayrılmayalım…

Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1) http://aspensecurityforum.org/speaker/major-general-raymond-thomas/

(2)http://aspensecurityforum.org/

(3)http://aspensecurityforum.org/aspen-security-forum-releases-2017-agenda/

(4) http://aspensecurityforum.org/media/video-library/asf-2017/

(5) https://www.aydinlik.com.tr/kose-yazilari/fikret-akfirat/2017-mayis/kurdistan-a-nato-bekciligi

(6) https://www.forumbilir.net/nato-gunu/7124-nato-nedir-nato-tarihcesi-ve-nato-nun-gorevleri.html

(7)http://www.hurriyet.com.tr/trump-ciain-suriyeli-muhaliflere-yonelik-programini-bitiriyor-40525484

(8)http://www.cihandura.com/tr/makale/tam-baimsizlik-nedr-

2019′DA CHP’NİN İKTİDARI KESİNLEŞTİ!..

kopru

15 Temmuz akşamı; 81 il ve 919 ilçede yapılan anma törenlerinde; hükümetten birlik ve beraberlik ruhunu pekiştirecek söz ve davranışlar beklenirken, tam tersine ayrıştırıcı bir dil kullanıldı.

Erdoğan’ın “öfke dili stratejisi” yine ön plana çıktı.

Y-CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun bir yıldır sürdürdüğü fakat geri almak için fırsat kolladığı(1)kontrollü darbe”söylemi yüzünden, tüm CHP’lilerin FETÖ/PKK hamisi gibi gösterilmesi Cumhurbaşkanına hiç yakışmadı…

Y-CHP Genel Başkanı Yardımcısı Veli Ağbaba’nın, davet gelmediği için parti olarak törenlere katılmayacakları açıklamasının üzerinden bir gün bile geçmeden, diğer Genel Başkan Yardımcısı Bülent Tezcan’ın, CHP’nin Meclis’teki törenlere katılacağını, Meclis dışındaki törenlere katılmayacağı şeklindeki açıklaması, CHP’deki kafa karışıklığının boyutlarını gösteriyor…

Cumhurbaşkanı Erdoğan böyle fırsatları kaçırır mı?

AKP Genel Başkanı sıfatıyla mikrofonu kaptı, Kılıçdaroğlu’nu yerden yere vurdu.

Söylemediğini bırakmadı.

Y-CHP’nin “Kontrollü darbe” söylemi ile FETÖ’ye ve PKK’ya kol kanat gerdiğini tekrarladı durdu.

80 milyona aynı anda yapılan canlı yayınla, halk partililer “hain” seviyesinde gösterdi.

Çok kötü oldu çoooook!…

***

Erdoğan’ın tabanını “konsolide” etmeye ihtiyacı vardır.

Çünkü AKP tabanının da kafası CHP’liler kadar karışıktır.

13 yıl FETÖ ile ortaklık yaptılar, ne istediyse onlar verdiler…

Suç ortağıdılar yani!

TSK’ya ve yurtseverlere, o iğrenç komploları birlikte yaptılar.

Aldatıldık” savunması, onları aklamaya yetmez!

Türk Milleti’ne ödettikleri faturanın bedelinden, paylarına düşeni ödemeleri gerekir.

Milletten “af dilemek”le suç sayılan eylemler, suç olmaktan çıkartamaz.

Ana muhalefet partisi CHP’nin, bu çizgide eleştiri yapması ve hesap sormak için halktan yetki istemesi gerekirken, FETÖ ve PKK’yı “mağdur” göstermeye çalışması, AKP’yi siyasi olarak öne geçirmekte, CHP’yi iktidar alternatifi olmaktan çıkartmaktadır…

CHP, tarihinde hiç bu kadar kötü yönetilmedi!..

***

Adalet Yürüyüşü” ile bir ölçüde toparlanmaya çalışan parti, Kılıçdaroğlu’nun miting sonrasında açıkladığı talepler ile kötürüm durumuna düşürülmüştür:

Bütün tutuklu milletvekillerinin serbest bırakılması” talebini Türk halkı “adaletli” bulmuyor…

Zaten değil de…

PKK‘nın Meclis’teki uzantısı Halkların Demokrasi Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın, serbest bırakılmasını istemek; PKK koruyuculuğu yapmaktır, akla ziyan bir iştir.

40 bin kişinin katili bir örgütün lideri için:

Biz Başkan Apo’nun heykelini dikeceğiz, heykelini… Ben PKK’yı terör örgütü olarak görmüyorum” diyen birinin, yargılanmadan serbest bırakılmasını istemek CHP’nin görevleri arasında olamaz.

Böyle bir “adalet anlayışı”na sahip biri, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün koltuğunda oturamaz!..

HDP’nin diğer Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ da tutuklu milletvekilidir.

Dersimli Kemal, onun da yargılanmadan serbest bırakılmasını istemektedir.

Yüksekdağ:

Biz sırtımızı Rojava’ya yaslıyoruz, biz sırtımızı Kobani’ye yaslıyoruz. Biz sırtımızı YPG’ye, YPJ’ye ve PYD’ye yaslıyoruz. Bunu söylemekte, bunu savunmakta hiçbirsakınca görmüyoruz” diyordu…

Anımsayınız:

23 Eylül 2015′te ABD Dış İşleri Bakanlığı Sözcüsü John Kirby de, ABD’nin YPG’yi terörist örgüt olarak görmediğini ilan etmişti.

Dersimli ise herkesten önce aynı teşhisi koymuştu.

Takvimler 21 Ekim 2014′ü gösterdiğinde:

YPG terör örgütü değil, vatanını kurtarmak için örgütlenmiş bir oluşumdur” demişti.

Ve biz, bu adamın peşine takılıp Ankara’dan Maltepe’ye yürümüşüz!

Narkozu kim verdi bize?

Halk Koruma Birlikleri veya Kürtçe adından kısaltılarak YPG, Suriye’de kurulan ve faaliyet gösteren Kürt Yüksek Komitesi’ne bağlı silahlı bir örgüttür.

YPJ ise YPG’nin kadın kolu.

Şimdi herşey apaçık ortadadır.

Zira PKK/PYD ve tüm türevlerinin ABD’nin “karagücü” olduğu, bütün dünyaya ilan edildi…

***

ABD’nin karagücü olarak savaşan ve toprak bütünlüğümüzü doğrudan tehdit eden bir örgütün mensuplarının yargılanmadan serbest bırakılmasını isteyen ana muhalefet partisi genel başkanı, 2019′da yapılacak olan Cumhurbaşkanlığı, milletvekilliği ve yerel seçimleri garantiledi diyebilir miyiz?..

Y-CHP’nin “Adalet Yürüyüşü” sonunda, hükümetten birinci sıradaki talepleri önümüze bu soruyu getirmiştir.

CHP’liler en yakınındakilere sorsun bakalım.

Hangi cevapları alacaklar…

***

Maltepe Mitinginde Dersimli Kemal’in bir talebi daha oldu:

Bütün gazeteciler serbest bırakılmasını” istedi…

Aslında onun “bütün gazetecileri” kastetmediği bellidir.

Yargılanmadan serbest bırakılmasını istediği:

3 Aralık Adana Mitingi’nde, mitinge katılanlara “burada” diye bağırttığı; FETÖ’nün sahte delillerle başlattığı operasyonları haklı göstermek ve savunmaları bilgi kirliliği içerisinde inandırıcı olmaktan çıkartmakla görevli elemanları; Mehmet Altan, Ahmet Altan ve Nazlı Ilıcak gibi gazetecilerdir…

Adalet yürüyüşüne son nokta, bu isteklerle konmadı.

Dersimli Kemal’in bir isteği daha vardı:

Türkiye’nin “saldırgan” politikasına derhal son verilmesini istiyordu.

Türkiye kime saldırıyordu?

PKK’ya, FETÖ’ye ve IŞİD’e karşı operasyon yapmak saldırganlık mı?

Kemal Kılıçdaroğlu’nun “saldırgan” politikadan asıl kastettiği; Hendek Savaşlarında PKK’ya yapılan operasyonlar ile Suriye’deki Fırat Kalkanı Operasyonu’dur.

Y-CHP milletvekillerini operasyon bölgelerini yığmasını, raporlar hazırlayıp Türkiye’yi şikayet etmesini unutmadık.

İkinci İsrail” olacağı şüphe götürmeyen “Bağımsız Kürdistan”ın kurulmasını önlemek için başlatılan bu operasyonları Dersimli Kemal Efendi, “saldırganlık” olarak görüyor…

Zaten 25 Eylül’de yapılacak olan “Bağımsızlık Referandumu” aleyhine de bir tek cümle söylemiş değil…

Y-CHP, güney sınırımızda bir Kürt devleti kurulmasına ne diyor!

Ayrılıkçı Kürtlerin, bir adım sonra, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinde de referandum yapılmasını isteyeceklerine en ufak bir kuşkunuz olmasın!

Dersimli Kemal’in gerçek isteği bu mudur acaba?

Maltepe’deki mitinge katılan iki buçuk milyon CHP’li, bu talepler için mi yürüdü?

Samimi CHP’lileri, Mustafa Kemal’in askerlerini ABD’nin emperyalist politikalarının arkasına takma hakkını nereden aldın Kemal Efendi?

Hadi diyelim ki Dersimli Kemal fiil ehliyetini kaybetti, ne dediğinin farkında değil.(2)

O zaman Dersimli Selvi gerçeği söylesin.

Onun tanıklığına güvenelim.

O da aynı şeyleri söylemez mi!.. (3)

Selvi Hanımın bu tanıklığı karşısında, “Adalet Yürüyüşü”ne katılanlar, “adalet” sözcüğü aldatılmış olmadı mı?…

İn misin, cin misin, sen kimsin Kılıçdaroğlu?

***

Maltepe Mitinginde söylediği:

Toplumsal barışımızı bozan tüm antidemokratik uygulamalara eşit vatandaşlık temelinde son verilmelidir” cümlesinde geçen “eşit vatandaşlık” sözlerini açıklamasını bikliyoruz.

Eşit vatandaşlık” istemek, vatandaşlar arasında “Anayasal eşitlik ilkesi” işlemiyor demektir!

Yani; yasalar önünde eşitlik uygulanmıyor diyorsun.

Başka bir ifade ile yasalar; Türklere başka, Kürtlere başka şekilde uygulanıyor demek istiyorsun.

Bunun somut örneklerini göstereceksin…

Bu ağız, ayrılıkçı Kürtlerin ağzıdır.

İleride Türkiye’de “Bağımsızlık Referandumu” talebini ileri sürecek olan bölücülere, şimdiden ortam hazırlıyorsun.

Zaten Kürtlerin partisinin adı aynı bölücülüğü işaret etmiyor mu:

Halkların Demokrasi Partisi”.

Adı bile sorunlu…

Ne demek “halkların” ?

***

Halklar” kavramı, Ulu Önderimizin: “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk Milleti denir” şeklindeki Türk Milleti tanımını etkisizleştirmek için ortaya atılmıştır.

Türkiye coğrafyasındaki tüm halklara kardeşçe yaklaşan adilane bir dış politikaya dönüş yapılmalıdır” şeklindeki ifade, 6 Ok’a bağlı CHP’lilerin söylemi olamaz.

Dersimli Kemal’in:

Liberal demokratları” göreve çağırması ise ayrı bir acizliktir.

Bu tür çağrılar, onun emperyalizmin sadık kulu ve iğrenç bir işbirlikçi olduğunun en çarpıcı kanıtlarıdır.

Bizim otobüsün şoför mahallinde oturan bu adam bizden değildir!

Başkas nasıl anlatılır bilmem!..

Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1)Kılıçdaroğlu, “15 Temmuz 2016 gecesi gerçekte ne oldu?” sorusuna:”Bunu kimse bilmiyor. Darbe gerçekti. Bu hain darbeden Gülen’in sorumlu olduğu konusunda hiçbir şüphem yok” dedi… Y-CHP, “tiyatro”dan “kontrollü darbe”ye, oradan “20 Temmuz Darbesi”ne ve nihayet de “gerçek darbe”ye ancak 1 yılda gelebildi…

Dersimli, CIA’nın “kontrollü darbe” yalanını bugüne kadar papağan gibi tekrarlayanları bir cümle ile cami avlusunda bırakıverdi.

https://magazin.spiegel.de/SP/2017/29/152163723/index.html?utm_source=spon&utm_campaign=centerpage

(2) https://www.evrensel.net/haber/325808/adalet-mitingi-2-milyonu-askin-kisi-adalet-istedi

(3) https://www.artigercek.com/berberoglu-nun-tutuklanmasi-fitili-atesledi

“ADALET” DEĞİL, REFERANDUMUN YENİLENMESİNİ İSTİYORUZ!

chp_hdp

 

Kasaba politikacısı elleriyle konuşuyor.

Son noktayı koydu:

Herkes için adalet diyoruz, suçluların bile…

Sanki tersini, suçluların adalet isteyemeyeceğini söyleyen vardı…

 

***

Bu rezillerin densizliklerini bir ölçüde tolere etmek mümkün.

Asıl bundan sonraki felakettir.

Herkes için adalet”in ne anlama geldiğini -başta TBB Başkanı Prof. Dr. Metin Feyzioğlu ile Dünyanın en büyük barosunun eski başkanı Prof. Dr. Ümit Kocasakal olmak üzere- hukukçulara anlatamamış olmaya vahlanıyorlar!..

Bu yazının çıkış noktası da bu vahlanmadır.

Görevlerini nasıl da yerine getiremiyorlar!

Vah vah vah!..

 

***

“Adalet” sözcüğü Arapça’dan dilimize girdi.

Bu anlamda “kutsal” sayılır…

Yasalarla sahip olunan hakların herkes tarafından kullanılmasının sağlanmasını anlatır.

Hak ve hukuka uygunluk, hakkı gözetmek anlamına da gelir.

Görüldüğü gibi “yasa” ve “hukuk” sözcükleri kullanılmadan “adalet”i tanımlamak imkansız gibidir.

Demek ki adalet, dar anlamda “yasalar”, geniş anlamda “hukuk”la açıklanabilen soyut bir kavramdır.

Adalet istemek”, son tahlilde mevcut hukukun doğru, hakka uygun uygulanmasını istemek veya ihtiyaç duyulan hukuksal değişiklikler yapılmasını talep etmektir.

Son derece insanca bir istektir…

 

***

Hukuki bir kavram olan “adalet”i hukukçulara öğretmeye kalkışan sıra altı adamlar, acaba bu cüreti nereden buluyorlar?

Erdoğan’ın arada bir profesörleri aşağılayıp azarlamasından mı, yoksa Kılıçdaroğlu’na danışman olabilmek için el etek öpen hocaların bulunmasından mı bilemiyorum!

Bel ki de profesörleri değerlendirmenin “eğitilmemiş olmak” gibi bir koşulu bulunduğuna inanmaktadırlar!

Olabilir mi, olabilir!

 

***

Yaklaşık 50 yıl önce, öğretmen yokluğundan ortaokullarda matematik, müzik ve resim gibi dersleri Türkçe öğretmenleri verirdi.

Bu eksik-sakat eğitim anlayışı, maalesef bizi bugün hesap-kitap bilmez hesap uzmanlarından siyaseti, takipçilerinden de hukuku öğrenmek noktasına getirdi.

Bu Hanzolar, fırsatını bulsalar; Fazıl Say’a nota, Mustafa Ayaz’a resim dersi vermeye kalkışacaklar!

Haddini bilmek meselesidir esasında!

 

***

“Adalet herkes için gereklidir” doğru önermesi ile konuşmaya başlayıp da daha sonra saçmalayanları pek çok kişi “ne yapsa yeridir” diyerek geçiştiriyor.

Normaldir…

Ama:

“Adalet herkes için gereklidir” diyerek “kısasa kısas” isteyenleri duymazdan gelemezsiniz!

Hoşgörülü toplumlarda hukuk dışı olan bu tür istekler, genellikle tedavi ile birlikte ele alınır.

Bizim gibi kutuplaşmaya yatkın toplumlarda daha dikkatli olmak gerekir:

Yaşayan 80 milyonu ve gelecek nesilleri doğrudan ilgilendiren konularda zevzeklik yapmayı kendine ödev belleyenlere izin vermemek şarttır, bir bakıma yurttaşlık ödevi sayılır.

Tıpkı siyasetle ilgilenmek gibi…

 

***

Adalet” hukukun değişik dallarında, vurucu ifadelerle ete kemiğe büründürülmüştür:

Ceza hukukunda adalet; “Ne kadar suç işlenmişse o kadar ceza verilmelidir” veya “suç ne kadar ağırsa ceza da o kadar ağır olmalıdır” vurgusunu yapar.

 

Adalet terazisi”nin bir kefesi suçu, diğeri cezayı simgeliyor. Adaleti yerine getirecek olan kamu görevlisinin gözleri bağlıdır. Duyu organları ile hareket edilmezse, adalet yerine getirilebilir. Kamu adına görevlendirilen kişi, yasalar nasıl buyuruyorsa, elindeki kılıcı ona göre indirir.

 

Keser atar…

 

Adalet, hukukun diğer dallarında; “hak edene, hakkı olan kadarı vermeyi” ve “haksızlık etmemeyi” öğütler…

 

Kamu hukukunda adalet; hukukun üstünlüğü ilkesinden, sosyal adalete kadar çok daha geniş bir alanda işlev görür.

 

Vazgeçilmezdir…

 

***

 

Denebilir ki, adalet “vicdan” ile birlikte bir anlam ifade eder.

Vicdanın olmadığı yerde, adaleti aramak beyhudedir…

 

***

Adaleti yerine getirecek olan yegane kurumlar mahkemelerdir.

Mahkemeler “bağımsız ve tarafsız” olunca bu işi hakkıyla yerine getirebilirler.

Mahkemelerin bağımsızlığı, Anayasa ve yasalarla güvence altına alınmak zorundadır.

Bir ülkede, “hakimlik teminatı” yoksa, “adalet” fiktif bir kavram olarak kalmaya mahkum olur.

Bağımsız ve tarafsız yargının uygulayacağı hukuk kuralları mutlaka “adil” olmalıdır.

Hukukun üstünlüğü” ilkesine bağlılık, çağdaş hukuk kurallarının yürürlükte olmasıyla anlamlı hale gelebilir.

“Kanunilik” ile “Hukukilik” kavramları arasında derin anlam farkı vardır!

 

***

Adaletin gerçekleşmesi için zorunlu olan “hukukun üstünlüğü” ilkesi de anayasal bir kavramdır.

Anayasada varsa bir anlam ifade edebilir…

Hukuk devleti”, devletin kendi hukukuna saygılı davranmasını ve uymasını zorunlu kılar…

 

***

Bütün bu anlattıklarımızı ete kemiğe büründürecek olan Hakimler ve Savcılar Kurulu (HSK) da anayasal bir kurumdur.

Siyasi iradeden tamamen bağımsız olmalı ki “adalet”sizlikler yaşanmasın.

 

***

2010 ve 2016 Anayasa değişiklik referandumları ile adalet treni rayından çıkartılmıştır.

HSK, büyük ölçüde siyasi iktidarın etkisi altına alınmıştır.

Bu iki referandumla Anayasa’da yapılan değişiklikler kaldırılmadıkça sokakta adalet aramamız bir sonuç getirmez.

Bu nedenle 16 Nisan Referandumu’na şiddetle karşı çıkmak gerekirdi.

80 milyon yurttaşı ilgilendiren bu konuda; “Dışarıda karşı tarafın silahlı ve sopalı adamları vardı” diyerek kayıtsız kalınamaz!

Bu noktada, “evinde ağlayanların gözyaşlarını ağır bir zincir gibi boynunda taşıyanlar” halka önderlik yapamaz, halkı peşine takamazlar…

Bu ağır görev ihmalinin, en hafif karşılığı özür dileyerek emaneti sahibine teslim etmektir.

Pişkinliğe vererek, yerlerde sürünen itibarını yükseltmek için halkta karşılığı olmayan eylemler yapmak, kutsal davaya (Tam Bağımsız Türkiye idealine) yapılabilecek ihanetlerin en büyüğüdür…

 

 

***

Geçersiz olan halk oylamasının sonuçlarını halka sindirtmeye çalışmak asla affedilemez.

“Adalet” bu tür aymazlıkla intihara sürüklenmektedir…

Geçmiş dönemde Anayasa Değişiklik Komisyonu’nda yapılan mesai ve meşru olmayan taleplere meşruiyet kazandırıcı söylemler; “adalet”in sokaklara düşmesinin başlıca nedenidir…

Ana muhalefetin görevini yapmamış olması hiçbir şekilde hoş görülemez!

“Referandumun yenilenmesini isteme yerine, ha deyince verilemeyecek olan “Adalet istiyoruz” demek havanda su dövmekten farksızdır!..

 

***

Bu genel değerlendirmeden sonra, AKP iktidarının hukuksuz uygulamalarına karşı muhalefetin ne yapması gerektiği kolaylıkla anlaşılabilir:

Bu anayasa mevcut haliyle yürürlükte kaldıkça, “adalet” geri gelemeyeceğine göre, ilk yapılacak iş halkoylamasının yenilenmesini istemek olmalıydı.

“Adalet yürüyüşü” yapılarak anayasa değiştirilemez!

 

***

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) başvurarak anayasa değişiklikleri geri alınamaz!

Anayasa Mahkemesine yapılan başvuru henüz sonuçlanmadan, AİHM’ne yapılan başvuru bir bakıma topu taca atmak anlamına gelmektedir!

İç hukuk yolları tüketilmeden yapılan bu başvurunun reddedileceği bellidir.

Ayrıca bu mahkemenin Türkiye üzerinde bir yaptırım gücü yok.

O halde, iktidar istemedikçe anayasa değişikliği yapmak imkansız görünüyor…

Y-CHP, halkı oyalamaktadır…

 

***

Peki, iktidarı anayasa değişikliği yapmaya zorlamanın yolu nedir?

Zurnanın “zırt” dediği yer burasıdır işte…

Halka önderlik edecek olanlar, böyle günlerde öne atılırlar.

Ankara’dan Maltepe’ye yürüyerek, iktidarı anayasa değişikliği yapmaya mecbur edemezsiniz!

Yürümeye 81 ilden Ankara’ya doğru başlayacaktınız.

Bu parti yürüyüşü değildir” gibi ucuz laflar da yapmayacaksınız.

“Bu bir parti yürüyüşüdür” diyerek yola koyulacaksınız.

Suçlular gibi “Adalet istiyoruz” demeyeceksiniz!

Referandumun yenilenmesini isteyeceksiniz; adalet de zaten onun içerisindedir, o da istenmiş olacak!

Tek başıma yürnüyorum” ne demek!

Liderseniz; A’den Z’ye tüm örgüte görev verecek, üyeleri seferber edeceksiniz…

Gelmeyene de güle güle…

Ama siz öyle zor işlere gelmeyecek olanları; delege yazıyor, ilçe yöneticisi yapıyordunuz, değil mi?…

 

***

Gelecek nesiller için özveride bulunmaya yüreği yetmeyen o delegeleriniz; emirlerinizi yerine getirmeyi marifet sayan yöneticileriniz doğru evlerine.

Karılarının koyunlarına dönsünler…

Yerlerine gelecek olan Mustafa Kemal’in askerleri, Yüksek Seçim Kurulu’nun önünde açlık grevine başlayacaktır…

“Ağlamayan çocuğa meme vermezler”, “Hak verilmez, alınır” sözleri size bir şey ifade etmiyor mu?

Kuvayı Milliye’den tecrübeli; terbiyeli, disiplinli yiğitler; halkoylaması yenilenene kadar orada kalabilirler…

Bu talebe, 2010 referandumu ile Anayasa’ya eklenen ve bağımsız yargıyı ortadan kaldıran hükümler eklenince, 7 kat yerin altında yatan şehitler bile ayağa kalkabilirler…

İşte o zaman, yüzde 49 olarak tarif edilen kesim, bu haklı ve meşru eylemi destekler…

Kemal Efendi; bunu yapamıyorsan defolup gideceksin.

Senin kibirini, kaprislerini daha fazla çekmeye mecbur değiliz.

Halkın iktidarının önünü kesemezsin…

Demokratik Cumhuriyetin önündeki en büyük engel sensin!

 

***

“Adalet Yürüyüşü”ne PKK/HDP gibi illegal örgütler ile FETÖ destek verdiği için katılım en düşük seviyelerde kalmıştır.

 

İl ve ilçe örgütleri, partililere sürekli mesaj atıp, yürüyüşe ve mitinge gidiş-geliş ücretlerini karşılama sözü verdiği halde, katılım hala 20-30 binin üzerine çıkamamaktadır.

 

11 milyon seçmenin mecburiyetten oy verdiği CHP’nin düştüğü bu durum rezalettir.

 

Ve Dersimli Kemal’in parti içerisindeki gerçek gücünü göstermektedir…

 

***

“Adalet Yürüyüşü”nü düzenleyenlerin, baştan beri inandırıcılığı yoktu.

Ana muhalefet liderinin yürüyüşe “tek başıma başlıyorum” demesi bile; korkaklık, acizlik, sorumluluktan kaçmak ve en büyük zaaftır…

 

***

Bu yürüyüş sonunda, ne kazandık?” sorusuna:

 

”İleride doğru bir önderlikle yapılacak; yerinde ve etkili bir eylem için antremanlı olmaktan başka hiçbir şey” yanıtının verileceğini görüyoruz…

 

***

Kayıplarımız ise saymakla bitmez:

 

1.) “Adalet Yürüyüşü”nü destekleyenler arasında, yol arkadaşı olarak (ABD’nin karagücü PKK ile FETÖ) olduğu için “Hayır Cephesi”nin birlikte hareket etmesini imkansız hale getirilmiştir.

 

2.) “Adalet Yürüyüşü”, bir tek Y-CHP’nin Genel Başkanı Dersimli Kemal Kılıçdaroğlu’nun parti içerisindeki yerini sağlamlaştıracaktır. Buna bağlı olarak SOROS”çuların işgali bir süre daha devam edecek demektir. Bu durum muhalefetin örgütlenmesinin önündeki en büyük engeldir.

 

3.) Muhalefet cephesinde yaratılan güvensizlik, bir süre daha AKP’ye alternatif oluşturulmasını önleyecektir.

 

4.)”Adalet Yürüyüşü”, 2019 seçimlerine Erdoğan’ın rakipsiz olarak girmesine ortam hazırlamaktadır. Hazırlamıştır. Kılıçdaroğlu aday olmayacağını açıkladığı için göstereceği aday da Erdoğan’ın karşısında varlık gösteremeyecektir.

 

Kendisini hükümeti kurmaya layık görmeyen ve bu nedenle aday gösteremeyen birinin, göstereceği (Ekmeleddin gibi bir) adaya kim neden itibar etsin!?

 

Dersimli, 2019 seçimlerinde aday olmayarak iktidara talip olmadığını da göstermiştir.

 

Bir liderin, “Benim gibi bir adama oy verilmez” anlamına gelen itiraf niteliğindeki bu davranışı muhalefetin en büyük açmazıdır!

 

Dersimli’nin özelliği nedir ki, Atatürk’ün koltuğunda oturmaya devam edecektir.

Siyaset bilmesi mi hukuk dersi vermesi mi?

 

21. gününde, Körfez İlçesindeki kamp alanında; “Nefes alan herkes için adalet istiyoruz” vurgusunu yaptıktan sonra, “Adaletin ne kadar önemli olduğunu bütün vatandaşlarımıza anlatmak istedik” diyerek, yürüyüşün amacını belirten Kılıçdaroğlu’na yanıt:

 

PKK’nın Meclis’teki uzantısı HDP’den “yürüyüşün ortak mücadeleye dönüştürülmesi” teklifi yapılarak geldi…

 

Köy göründü, kılavuza gerek kalmadı artık…

 

***

 

Muhalefetin küçüğü AKP’ye yamandı, büyüğünün de başında Dersimli Kemal oldukça AKP’nin iktidardan gitmesi hayaldir.

 

Zaten Dersimli’nin öyle bir arzusu da yoktur, hiçbir zaman da olmadı:

 

1 Kasım seçimlerinden sonra iktidarı kaybeden AKP ile koalisyon kurmak için atmadığı takla kalmayan Kılıçdaroğlu, bu tutarsızlığı ile AKP iktidarının devamını sağlamak için elinden geleni yapmıştır…

 

5.) “Adalet Yürüyüşü” yakın gelecekte ayağa kalkması beklenilen toplumsal muhalefetin üzerine ölü toprağı serpiyor.

 

6.) Bu yürüyüş sonundaki hezimet, AKP’nin “Sessiz Devrim” olarak nitelendirdiği “karşı devrim”in iyice oturmasını ve kendi hukukunu uygulamasını kolaylaştıracaktır.

 

Nitekim, evlenme, boşanma ve nikah konuları ile ilkokullara mescit açma gibi Dersimli’nin karşı çıkmadığı “Şeriat Hukuku” müesseseleri, bugünden yaşamımıza girmeye başlamıştır.

 

Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz:

 

Kemal Kılıçdaroğlu, AKP’nin Cumhuriyet’i yıkma projesinde; muhalefeti iğdiş etmekle görevli bir elemandır.

 

Hakkını yememek gerekir; görevini de fazlasıyla yapmıştır… (*)

 

Düzenleyenler ile yürüyenlerin farklı amaçlar taşıdığı “Adalet Yürüyüşü”nü AKP düzenleseydi, yemin ederim bu kadar siyasi kazanç elde edemezdi!..

 

Cemil Can

 

NOT:

 

(*) Kemal Kılıçdaroğlu ve arkadaşlarının CHP’yi, Y-CHP’ye dönüştürme sürecinde; AKP’nin karşı devrimine verdikleri desteği gösteren ÇARPICI ÖRNEKLERİ:

 

http://chp-muhalefethareketi.biz.tr/wp-content/uploads/2017/04/Y-CHPnin-faaliyet-raporu.pdf

 

bağlantısını “tık”layarak görebilir;

 

Y-CHP’nin Atatürk İlkeleri ile CHP Programına aykırı olan tüm faaliyetlerinih AYRINTILARI ile KANITLARINI, aşağıdaki bağlantıyı “tık”layarak karşınıza çıkacak sayfadaki E-KİTAPLAR menüsünü açıp; -ücretsiz olarak- 5 e-kitabı indirerek okuyabilirsiniz:

 

http://www.chp-muhalefethareketi.biz.tr/

 

HERKES İÇİN BİR YER VE HERKES YERLİ YERİNDE!

mit_ve_emniyet

Anayasa Mahkemesi (AYM), TÜRKSAT davası sanıklarının yaptığı bireysel başvuru ile ilgili verdiği kararda MİT ve Emniyet raporlarından ana hatları ile öğrendiğimiz ByLock’un (1) hukuki değeri tarif edildi:

ByLock kullanılmasının ve/veya kullanılmak üzere elektronik/mobil cihazlara yüklenmesinin somut olayın koşullarına göre suçun işlendiğine dair ‘kuvvetli belirti‘ olarak kabul edilmesi, anılan programın özellikleri itibariyle temelsiz, keyfi bir tutum olarak değerlendirilemez” diyerek, ByLock kullanıcılarının “mağdur” gösterilmesinin önünü kesti…

Yüksek Mahkeme, kararında; 15 Temmuz 2016′dan sonra başlatılan soruşturmalarda tespit edilen maddi olgular dikkate alındığında, darbe teşebbüsünün arkasında FETÖ olduğuna ilişkin kamu makamlarınca yapılan değerlendirmelerin yeterli olgusal temellerinin bulunduğuna vurgu yaptı.

Bu durum karşısında; Y-CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun, FETÖ ve PKK soruşturmaları nedeniyle görevlerinden alınan ve/veya tutuklanan 105 bin 836 kamu görevlisine sahip çıkmasının hukuki temelleri ortadan kalkmış oldu.

Kılıçdaroğlu, “Adalet Yürüyüşü”ne katılan Sözcü gazetesi muhabiri Gökmen Ulu’nun abisine “Biz onun suçsuz olduğunu biliyoruz” dedi. (2)

Suçluluk veya masumluk durumu, ancak adil bir yargılama sonunda ortaya çıkar.

Yargılamadan önce, ancak tahminde bulunulabilir…

Kılıçdaroğlu, yargılamadan önce sonucu nasıl bildiriyor!

AYM kararından önce da aynı şeyi yapmıştı:

FETÖ ve PKK soruşturmaları nedeniyle görevlerinden alınanları peşinen “mağdur” ilan etti… (3)

Mağduriyet” üzerinden “siyasi rant” elde etme düşüncesi ile bunu yaptığını hiç sanmam.

Zira; FETÖ’nün medya organları ile finans kuruluşlarına yapılan operasyonlarda benzer tutumu izlemişti.

Malum milletvekillerini Zaman gazetesi ve Bank Asya önüne göndererek, güvenlik kuvvetlerine engel olmaya çalıştı…

Kim bilir, örgüte kazandırdığı zaman içerisinde hangi deliller yok edildi?!

***

Dersimli, şimdi bu tutarsız eylemlerini soruşturmalarda “kurunun yanında yanan yaşlar” için yaptığı savunması ile geçiştirmeye çalışıyor.

İnandırıcı olamaz tabii…

Biliyoruz ki, soruşturmaların ve/veya yargılamaların sonunda ancak bazı şüpheliler aklanabilir.

Bu sonuca gelene kadar, adli işlemlerin yürütülmesi zorunludur.

Bu işlemleri yerine göre; polis, savcı veya hakimler yürütür.

Ceza Muhakemesi Usulü diye bir hukuk dalı var.

Dersimli Kemal bundan bihaber olarak hareket ediyor.

Yargısız hüküm veriyor:

Şüphelileri peşin peşin “suçsuz” ilan edemez!

Mahkemelerin ve/veya soruşturma makamlarının yaptığı tespitlerin hatalı olduğunu ve “mağduriyet” yarattıklarını nereden ve nasıl anlıyor?

Bu işi yapmak görevi mi?

***

Biliyoruz ki, Ergenekon ve Balyoz davalarında yargıya ve polise FETÖ hakimdi.

Kemal Efendi, o zaman “yargıda Cemaat yapılanması olduğunu söyleyemem” diyordu.

Yargılamaların sonucunun beklenmesini öneriyordu!

CHP’yi “darbeciler”le yan yana göstermemek için özel çaba sarfediyordu.

Bu yüzden Hasdal’da tutuklu komutanları ziyarete bile gitmemiştir.

15 Temmuz darbesinden sonra; yargı ve polis önemli ölçüde FETÖ’den arındırıldı.

Çoğu FETÖ üyesi cezaevini boyladı.

Buna rağmen, yargıya bu aşırı güvensizlik neden?

Hangi dağda kurt öldü!

Dersimli, FETÖ ve PKK soruşturmaları nedeniyle tutuklananlar için yargılamaların sonunu neden bekleyemiyor?

Yoksa bir yerlerden gelen emir böyle mi diyor?

***

Kılıçdaroğlu, “Ben bir kişi olarak katılıyorum” diyor ama; parti örgütünü Ankara-İstanbul yolunda yürümeye mecbur ediyor.

Gerçek partililer oldukça dikkatli: Olup biteni izlemekle yetiniyorlar!

Dersimli’nin yol arkadaşlarına hiç bir konuda güvenilemez:

Geçmişleri, sicillerinden bellidir:

Akil adamlar”, Demokrat Parti, PKK/HDP, FETÖ, TTB, KESK Genel Başkanı, Sosyalist Enternasyonal Başkanı Luis Ayala, tabeladan ibaret komünist partiler vb…

Türk halkı, işgal altındaki CHP’yi kurtardıktan sonra, asıl büyük yürüyüşü başlatacak!

***

Biliyoruz ki, adalet arayışı zulme karşı çıkmakla başlar.

16 yıllık AKP iktidarının zulmü karşısında susan dilsiz şeytanlar, Türk halkının kurtuluş mücalesine önderlik edemezler!..

Adalet Yürüyüşü” yapılması şart ve somut sonuçlar getirecek olan birinci eylemi engelledi.

CHP; Genel Başkan, Milletvekilleri, PM Üyeleri, Kurultay delegeleri, Belediye Başkanları, İl ve İlçe başkanları ve yönetim kurumu üyeleri, belediye meclis üyeleri, il genel meclisi üyeleri, kamu kurum ve kuruluşlarındaki CHP temsilcileri ile birlikte Ankara’ya; YSK’ya doğru yürüyüşe geçmeli ve halkoylaması yenilenene kadar açlık grevine başlamalıydı.

Bu eyleme CHP üyelerinden başka referandumda refrandumda “hayır” oyu kullananlarda katılırdı.

CHP seçmenlerinin tartışmasız destekleyeceği bu büyük eylemin somut hedefi halkoylamasının yenilenmesi olduğu için sonuç getirebilirdi…

Adalet” soyut bir kavramdır; iktidarın “istediğiniz adaleti veriyoruz” demesi ile gelecek bir şey değildir.

Bir sürü yasal düzenleme ile gelebilir:

2010 referandumu ile HSYK’nın yapısı değiştirildikten sonra, “bağımsız ve tarafsız yargı”ya ulaşmak iyice zorlaşmıştır.

2016 referandumu ise HYK’yı iyice iktidarın etkisine soktu.

Dolayısıyla “adalet”i geri getirmek için, öncelikle bu iki referandumun ortaya çıkarttığı hukuksal durumu değiştirmek gerekiyor.

Bu da doğru eylemin, geçersiz halkoylamasını geçerli kabul YSK’ya doğru yürüyerek; hakoylamasının yenilenmesini istemek olduğunu gösteriyor.

Doğru ve haklı eylemi unutturup; kısa sürede sonuç vermeyecek ve yürüyüşün hedefini katılanların amaçlarına bağlı olarak, her gün yeniden değiştirecek “yasak savmak” kabilinden eylemleri, Türk halkı desteklemez…

Nitekim desteklemiyor da…

Bu yürüyüş; sadece Dersimli Kemal’in görev süresini uzatmaya yarayacak, HDP ile eylem birliği yapmak için can atan Y-CHP’lilerin koltuğunu garanti altına alacaktır.

Yürüyüşün biteceği noktada, herkesin dağılıp evlerine gideceği açıkca görülüyor.

Yaşayıp göreceğiz…

Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1) http://www.kamudanhaber.net/guncel/mit-ve-emniyet-in-bylock-raporu-h347109.html

(2)http://www.izgazete.net/politika/kilicdaroglu-ndan-gokmen-ulu-sozleri-h16907.html

(3) https://www.aydinlik.com.tr/politika/2017-haziran/kilicdaroglu-105-bin-magdur-icin-yuruyoruz