Biz kazanacağız!..
TwitterFacebookGoogleYouTube

EL “YORDAMI” İLE GERDEĞE GİRMEK!..

abdullah_gül_1

 

Pentagon Sözcüsü Dana White, PKK/PYD’nin Rakka’da Abdullah Öcalan posteri açılmasını savunması, Ortadoğu’da yenilgiyi kabul ettiğini gösterir.

 

Önceden terör örgütü ilan ettiği PKK’nın liderinin posterini astırmak başka ne anlama gelebilir?

 

White: “SGD (PKK-PYD) ile çalışıyoruz. Onları destekliyoruz ve desteklemeye devam edeceğiz” dedi…

 

Pentagon Türkiye için yeni müttefiklerini de belirlemiş:

 

2019 Cumhurbaşkanlığı Seçimlerinde; Erdoğan’a karşı eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ü düşünüyorlar.

 

AKP’den bir tek Gül oy koparabilirmiş!

 

Aydınlık’tan İsmet Özcelik’in haberine göre; Önce Gül, ardında; CHP, HDP ve Meral Akşener Abdullah Gül’ün desteklenmesi konusunda ikna edilmiş.

 

Bu yeni planın sahibi İngilizlermiş.

 

Abdullah Gül’den beklentiler ise oldukça fazla:

 

Savaşı kaybeden taraftan istenenlerden bile bu kadarı istenemez… (*)

 

Batı, savaşla elde edemediğini, seçimle elde etmeyi kafaya koymuş!..

 

CHP’nin bu ittifak içerisinde yer almasını düşünmek bile felakettir…

 

***

 

Bir önceki Cumhurbaşkanlığı seçimde Ekmeleddin İhsanoğlu’nun aday gösterilmesi ve CHP tabanının “tıpış tıpış” bu adaya oy vermesinden bu durum daha beterdir…

 

Teslim alınmışlığın dolaylı itirafıdır.

 

İcranın başına seçilecek olan Cumhurbaşkanı adayının, AKP’nin kurucularından biri gösterilmesinin gerekçesi, AKP’den oy koparmak olarak gösterildiğine göre, milletvekili adaylarının da AKP’den oy koparacak nitelikteki kişilerden gösterilmesi gerekmez mi?

 

İktidar olmak için AKP’den “oy koparmak” formülü gerçekçidir:

 

Hem de en az yüzde 13 civarında oy AKP’den koparılmadıkça CHP’nin iktidara gelme şansı bulunmamaktadır!

 

Aritmetik bilimi öyle diyor:

 

AKP’nin oy yüzdesi 51, CHP 26 olduğuna göre;

 

51-13=38, 26+13=39′dur ve ancak bu şekilde CHP birinci parti çıkabilir…

 

Cumhurbaşkanlığına ABD-İngiltere-İsrail’in gösterdiği aday seçilse bile, TBMM’nde çoğunluğu AKP sağladıktan sonra ne işe yarayacak ki?

 

Bir tek Cumhurbaşkanı AKP ile uyumlu çalışabilir!..

 

Bu formülü muhalefetin önüne koymak, muhalefet partilerinin ele geçirilmişliğinin en anlaşılır kanıtıdır ve milletin anasının ağlatılmasıdır!

 

Aksi halde, CHP milletvekili adaylarını da AKP’den oy koparabilecek küskün AKP’lilerden gösterecek ki, meclisteki çoğunluk elde edilebilsin!

 

Bu durumda iktidara AKP’nin küskünleri getirilmiyor mu?

 

Geçen seçimlerde HDP’ye oy vermeleri istenilen CHP tabanına şimdi dayatılacak olan AKP’ye oy vermek olacaktır!..

 

Belli ki, CHP teslim alınmıştır ve teslim alınmışlığın politikası böyledir…

 

***

 

Cumhurbaşkanlığı makamında; Abdullah Gül’ün oturması ile Recep Tayyip Erdoğan’ın oturması arasında CHP açısından ne fark var?

 

Onu da açıklayalım:

 

Öyle ya da böyle Erdoğan, ABD-AB’nin karşısına konuşlanmak zorunda kalmıştır.

 

Şu anda Avrasya güçleri ile ittifak halindedir ve Türk Silahlı Kuvvetleri’nin emperyalizme karşı savaşması için Ortadoğu’da konuşlandırmıştır.

 

Tekrar seçilmesi halinde; yürütmekte olduğu bu politikayı sürdürmek zorundadır.

 

Hem Atlantik’i hem Avrasya’yı karşısına alamaz; Aksi halde deliğe süpürülür!..

 

Abdullah Gül Cumhurbaşkanlığına seçilirse, kendisini destekleyen dış güçlerin beklentilerine karşılık vermek zorunda kalacak, dış güçlerin desteği ile seçilmiş olmanın diyetini ödeyecektir.

 

Bu durumda; TSK savaş konumundan çıkartılacak, PKK ile açılım süreci başlatılacak, FETÖ soruşturmalarında daha ileri gidilmeyecek, OHAL kararnameleri ile görevlerinden alınan personel görevlerine gönderilecektir…

 

Gül’ün seçilmesi halinde Türkiye Cumhuriyeti savaşmadan teslim alınacaktır…

 

***

 

15 Temmuz’u yaşayan Türk halkı, ABD’nin PKK’yı kara gücü ilan ettiğini biliyor artık.

 

FETÖ’nün Amerika adına casusluk yapan bir örgüt olduğu da ortaya çıktı.

 

Amerikan karşıtlığı; kimine göre yüzde 80′ler civarında, kimine göre yüzde 94′lere dayandı.

 

Bu somut olgular karşısında; Amerikancı olmak ve İngiltere’nin hazırladığı politikaların içerisinde yer almak; Türkiye Cumhuriyeti’ne ve bu Cumhuriyeti kuran atalarımıza en büyük saygısızlıktır…

 

CHP gibi bir partinin böyle bir ihanet içerisine yer alması ise affedilir gibi değildir!

 

İnanmak istemediğimbu ihanet planının doğru olması halinde, Cumhurbaşkanlığıaltın tepsi içerisinde Erdoğan’a hediye edilmiş olacaktır…

 

***

 

Y-CHP yönetiminin Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’i sahiplenmesi ise anlaşılır gibi değildir.

 

Neymiş efendim, seçimle gelen seçimle gidermiş!

 

Dersimli Kemal; son yerel seçimlerde; ortak aday Mansur Yavaş’ın kazandığı, Gökçek’in seçimlere şaibe karıştırdığını, hile yapıldığı ve bu yüzden Gökçek’in belediye başkanlığının meşru olmadığı savunuyordu…

 

Demek ki, yalan söyledi!

 

Meğer, Gökçek hile ile değil, seçimle gelmiş…

 

Peki, Erdoğan da seçimle gelmedi mi?

 

Anayasa referandumu da bir seçim değil miydi?

 

Ankara’dan İstanbul’a neden yürüdük o zaman?

 

Genel Başkanlık koltuğunu garantilemek için mi?

 

Y-CHP yönetimi, geçmiş seçimlerle ilgili söylediği iddialı sözlerin tümünü geri aldı.

 

Üstelik kendilerini de yalanlayarak, yalancı olduklarını ikrar ederek!..

 

CHP’, Yeni CHP’ye (Y-CHP) dönüştürüldükten sonra; önce HDP/PKK’nın hizmetine verildi, ardından FETÖ’ye, şimdi de Gökçek’e sunuluyor…

 

***

 

Kılıçdaroğlu grup konuşmasında; Türkiye’nin Ortadoğu bataklığına sokulduğunu vurguladıktan sonra, “Türk askerinin İdlip’e girmesi ve Esat’ın yanında yer alma stratejisi kime ait?” diye sorarak, Türkiye’nin yeni bir rotaya girmesinden duyduğu rahatsızlığı dile getirdi.

 

Y-CHP, ABD’nin politikalarını desteklemekle, iktidara geldiğinde emperyalizmin hizmetinde olacağını açık açık ilan ediyor…

 

Emperyalizmi ilk defa yenenlerin kurduğu parti, bugün emperyalizmin hizmetine girmek için olmadık şaklabanlıklar yapıyor…

 

Atalarımız, “el yordamıyla gerdeğe girmek” deyimini böyle durumlar için söylemişler!..

 

Cemil Can

 

DİPNOT:

(*) https://www.aydinlik.com.tr/ingiltere-nin-adayi-gul-ismet-ozcelik-kose-yazilari-ekim-2017

İKİNCİ KURTULUŞ SAVAŞI

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Valiler Toplantısında Türkiye'nin İkinci Kurtuluş Savaşı verdiğini söyledi.

“Türkiye içeriden ve dışarıdan kuşatılmaya çalışılıyor” dedi.

Birinci Kurtuluş Savaşı'nı emperyalist devletlerin piyon olarak öne sürdüğü Yunanistan'a karşı vermiştik.

Savaşı kazandık ve 1923'te bağımsız Türkiye Cumhuriyetini kurduk.

Aradan geçen 94 yıl içerisinde adım adım yeniden emperyalizme bağımlı hale geldik.

14 Mayıs 1950'de yapılan genel seçimlerde oyların yüzde 53,5'ini alarak iktidara gelen Demokrat Parti (DP), Çiftçiyi Topraklandırma Yasası'na karşı gelen CHP'nin parti içi muhalefeti tarafından kurulmuştu.

Kapitalizmi savunuyorlardı, anti-emperyalist olduklarını söylemek inandırıcı olamaz...

Bu “demokrat” ekip, 1952'de Türkiye'yi Kuzey Atlantik Paktı'na soktu.

1953 yılında CHP'nin edindiği malları hazineye aktardılar.

Halkevlerini kapattılar ve Köy Enstitülerini öğretmen okullarına dönüştürdüler.

Buna rağmen; 1954'de yapılan seçimlerde, oylarını yüzde 57'ye çıkarttılar.

Tarih tekerrür ediyor gibi...

Demokratlar, NATO standartlarına uymadıkları için; uçak ve uçak motoru fabrikaları, Eskişehir Tank Fabrikası ve Kırıkkale Silah Fabrikasını kapattılar...

Türkiye'yi emperyalizme bağımlı hale getiren ve İkinci Kurtuluş Savaşı vermek zorunda bırakan politikaların kilometre taşlarını; kendilerini sağcı-muhafazakar-liberal olarak nitelendiren partiler ve onların siyasi devamı olduğunu savunan partiler döşedi.

İlginçtir:

Türkiye'nin İkinci Kurtuluş Savaşı verme ihtiyacı içine girdiğini Devlet katından ilk defa bu siyasi çizginin mirasçısı olduğunu söyleyenler dillendiriyor...

Bir başka ilginçlik ise:

Birinci Kurtuluş Savaşı'nı verenlerin partisi CHP, köşesinden olup bitenleri izlemekle yetiniyor!

 

***

 

Valhasıl Türkler tuhaf insanlardır:

15 yıldır AKP'nin dış politikasını alkışlayan AKP tabanı, şimdi ABD'nin Irak ve Suriye'de ne işi var demeye başladı.

ABD'nin DEAŞ (IŞİD) ile mücadelesinin bahane olduğunu da nihayet anladılar.

Milli Savunma Bakanı Nurettin Canikli:

“ABD'nin YPG terör örgütüne 45-50 bin kişilik bir orduyu donatacak silah-mühimmat desteği sağladığını” IŞİD bittiğinde bu silahların Türkiye'ye döneceğini söyledi.

Model ortağımız ve müttefikimiz ABD'nin, Suriye'nin Kuzeyine 3 bin TIR silah gönderdiği biliniyor.

Emperyalistlerin kara gücü PKK-PYD, Kuzey Irak'ta “Bağımsızlık Referandumu” yaptı.

Barzani yönetiminin arkasında ABD'nin olduğu, Dışişleri Bakanı Tillerson'ın referandumdan iki gün önce Barzani'ye yazdığı mektupla ortaya çıktı. (1)

Ağustos başında “referandumu erteleyin” (2) şeklinde açıklamalar yapan Tillerson, bu mektubunda:

“Elbette bu sürecin sonunda görüşmeler karşılıklı olarak kabul edilebilir bir sonuca ulaşmaz veya Bağdat'tan iyi niyet gelmemesi nedeniyle başarısız olursa, referandum düzenleme ihtiyacınızı tanıyacağız” dedi...

Mektupta: “Kürdistan Bölgesi ve peşmerge IŞİD karşıtı Uluslararası Koalisyon'da kilit ortaklarımız olmaya devam edecek” denilerek, ABD'nin terör örgütü PKK-PYD ile ortaklık yaptığı resmi belgeye de bağlanmış oldu...

Zira peşmerge, PKK, PYD ve YPG hepsinin aynı örgüt olduğu artık gizlenmiyor...

 

***

 

ABD, her seviyedeki elemanlarına sahip çıkıyor:

Fetullah Gülen Hoca Efendiyi baş tacı yaptılar.

Adana Konsolosluğu görevlisi Hamza Uluçay, ajanlık yapabilecek niteliklere sahip olanları tespit edip Konsolosluğa bildiriyordu, ona da sahip çıktılar.

ABD'deki FETÖ bağlantılı bir vakıftan her ay maaş aldığı tespit edilen Rahip Andrew Craig Brunson'un, FETÖ Ege Bölgesi Sorumlusu Bekir Baz ve PKK ile ilişki içerisinde olduğu iddianameye girdi.

ABD, papazın serbest bırakılması için 3 kez talepte bulundu...

İstanbul Başkonsolosluğu görevlisi Metin Topuz, FETÖ'cü polislerin yakın çalışma arkadaşıydı.

ABD Adalet Bakanlığı Uyuşturucu ile Mücadele Dairesi mensubu sıfatıyla operasyonlara katılıyordu!

Tutuklanınca Türkiye ile ABD arasında vize krizine neden oldu...

Türk vatandaşı olduğu bildirilen bir ajan daha İstanbul Başkonsolosluğunda gizleniyor.

TR-... kod numarası verilmiş olanlar hakkında ise henüz işlem yapılmaya başlanmadı!

 

***

 

TSK ile emperyalist güçler Suriye ve Irak'ın Kuzeyinde namlu namluya geldiler.

Bağdat, “Kerkük'teki PKK varlığı savaş ilanıdır” diyor.

Türkiye tarafından bakılınca, bu savaşın adını İkinci Kurtuluş Savaşı olarak koymakta bir yanlışlık yok.

Birinci Kurtuluş Savaşımızda bize yardım edenler, bu defa açıktan yanımızda yerlerini aldılar.

Sayıları da oldukça fazladır...

İç cephede bozgunculuk yapanlar, her zamanki gibi görevlerinin başındadır...

Onlar da dedelerinin yarım bıraktığı işi tamamlamaya çalışıyor, işgal subayları ile kol kola girecekleri günün özlemi ile yanıp tutuşuyorlar!

Kesin olan bir şey var ki:

Emperyalizmi tarihinde ilk defa yenen bu şanlı Ordu, ikinci sefer de yenecektir!..

Türkiye yeniden bağımsızlığına kavuşacak...

YAŞASIN TAM BAĞIMSIZ TÜRKİYE!..

 

Cemil Can

DİPNOTLAR:

 

(1) http://www.rudaw.net/mobile/turkish/kurdistan/141020177

 

(2) http://www.rudaw.net/turkish/kurdistan/110820174

 

 

 

 

 

 

 

 

 

CIA’NIN ELİ HER YERİMİZDEDİR!..

meral-akşener

Cumhurbaşkanı Erdoğan, istifa etmesini istediği AKP’li 59 belediye başkanı ile ilgili olarak:

“Belediyelerde görevden alınmanın iki yöntemi vardır. Partiden ihraç veya görevi ihmal veya kötüye kullanmaktır. Tabii ki biz bu yolları denemek istemiyoruz” dedi.

Görevini ihmal eden veya kötüye kullanan belediye başkanı (varsa) bunlar hakkında işlem yapmamak da görevi ihmal ve kötüye kullanmaktır!

Suç işleyen kendi partililerini korumak, devlet adamlığına yakışmaz!

Belediye başkanlarının suç işlemediği bilindiği halde, AKP kan kaybediyor diye, suç işlemiş muamelesine tabi tutularak görevden alınmaları ise ayrı bir hukuksuzluk olup, hiçbir şekilde kabul edilemez…

Kendilerinin veya yakınlarının FETÖ ile bağlantılı olmaları gizlenerek, uydurma nedenlerle seçilmiş insanların görevden alınmaları, hukuk devletinde savunulamaz.

Hukuk devleti ilkesinin içinin boşaltılması ve tek adam yönetimine geçilmesinin sonuçlarından biri budur işte…

Hiç kimse için hukuk güvenliği kalmadığını söylemek abartı değildir…

***

Devlet adamlığı ile bağdaşmayan tutumlardan birini de adı Devlet olan Bahçeli sergiledi:

5000 ülkücünün Kerkük’e gitmek için hazır olduğunu söyledi.

Dikkat buyurun askere gitmek için değil, Kerkük’ü gitmek için hazırlar diyor.

Bahçeli ülkücüleri silahlandırıp Kerkük’e gönderebilir mi?

Bahçeli’ye göre, Kerkük ve Musul’un ilk çıkacak karışıklıkta alınması gereken toprak parçalarıdır!

Plaka numaralarını bile 82 ve 83 olarak belirlemiş.

Türkiye Cumhuriyeti’nin komşu ülkelerle “Irak’ın toprak bütünlüğü” konusunda anlaşmaya vardığı günlerde, iktidarı destekleyen bu partinin; anlaşmaların tam aksine talepleri gündeme getirmesi, hem MHP tabanı açısından hem de ülkemiz açısından büyük talihsizliktir…

***

Devlet Bahçeli ve etrafındaki oligarşiye karşı yükselen muhalefet hareketi ise bir türlü rotasına oturtulamadı…

Başta ABD olmak üzere, küresel güçler elini bu hareketin içerisinden çekmiyor.

Kurulacak yeni partinin kamuoyuna sızdırılan Taslak Program Metni’nde (*) bu çabanın etkisi görülüyor.

140 sayfalık taslak programda değinilmemiş konu yok gibi.

FETÖ için:

FETÖ, klasik bir terör örgütü değildir. FETÖ, devlet personel ve kaynaklarını kullanan bir casusluk ve terör yapılanmasıdır “ (s.18) doğru testipi yapıldıktan sonra; “Küresel ve bölgesel terörle mücadele kapsamında, terör örgütlerinin amaç ve hedeflerini ayırmaksızın BM, AGİT ve NATO ile uluslararası her türlü işbirliği ve koordinasyon sağlanacaktır” (s.19) denerek, 15 Temmuz Darbe Girişimi’nin arkasında CIA ve NATO parmağı olduğu gerçeği görmezden geliniyor.

Yetmezmiş gibi:

Türkiye Cumhuriyeti’nin taraf olduğu ikili ve çoklu uluslararası antlaşmalara uygun hareket edecek ve üyesi olduğu uluslararası kuruluşlardaki sorumluluklarını yerine getirmeye devam edecektir. Sorumluluklarını yerine getirirken, müttefik ve ortaklarının Türkiye’ye karşı yükümlülüklerini yerine getirmesi konusunda kararlı ve ısrarlı bir tavır içinde olacaktır” (s.128) denilerek; NATO‘ya müttefiklerin savunma örgütü payesi veriliyor…

Taslağı kaleme alanların Amerikan hayranlığı başka yerlerde de geçiyor:

Amerika Birleşik Devletleri, Türkiye’nin önemli müttefiklerinin arasında yer almaktadır. ABD ile ülkemiz arasında derin, çok yönlü ve köklü bir işbirliği mevcuttur. Partimiz bu iş birliğinin eşit, saygın, egemen iki ülke ilişkileri olarak geliştirilerek devam etmesini arzu etmektedir.

ABD ve Türkiye’nin birbirleri için güvenilir ortaklar ve müttefikler olduğunu düşünüyoruz. Türkiye ile ABD’nin önemli ikili işbirliği projelerini gerçekleştirebileceği, her iki tarafın güvenliğine katkı sağlayacak bir ortaklık oluşturabileceğine inanmaktayız. İlişkilerin de bu yönde gelişmesi için samimi ve somut çabalarımızı ortaya koyacağız.” (s.129)

Program, sanki 15 Temmuz Darbe Girişimi’nin içinde NATO’nun tanker uçakları olmadığını kanıtlamak amacıyla yazılmış gibi…

Yunanistan’ın 152 ada, adacık ve kayalığımızı işgal etmesine ise utangaç ifadelerle değiniliyor:

Bunun yanında Yunanistan uluslararası anlaşmaların temel hükümlerine aykırı davranışlarla Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin egemenliğini ve bağımsızlığını ihlal eden bir pozisyondadır. Yunanistan’ın taciz, tehdit ve ülkemizin egemenliğini ihlal eden davranışlarını sürdürmesi kabul edilemez.” (s.133)

Anlaşılıyor ki, Meral Akşener Genel Başkanlığında kurulacak yeni parti, Türkiye’nin Batı Blok’u içerisinde kalmasını savunacak…

Taslakta:

Ülkemizin savunma politikası da Batı güvenlik sistemine entegre olmuştur. Savunma politikasında en üst şemsiye olarak NATO bulunmaktadır. Türkiye’nin NATO şemsiyesinde olması milli politikalar ve stratejiler uygulamasına engel değildir. NATO bir askeri-siyasi yapılanma olup aynı zamanda üyelerinin savunma ihtiyaçlarını da karşılamaktadır“ (s.134) denilmektedir.

Amerikan karşıtlığının yüzde 95′lere yaklaştığı bir dönemde; yeniden Amerikancılığı öne çıkaran bir partinin başarı şansı olabilir mi?

Türkiye’nin Rusya’dan S-400 hava savunma füzelerini satın alıp, rotasını Şangay İşbirliği Örgütü’ne (ŞİÖ) doğru yönlendirdiği günlerde, yeni partinin NATO severliğinin Türk halkında karşılığı ne olacak, pek yakında göreceğiz…

***

Bu tespitlerden sonra, 25 Ekim’de kurulacağı söylenen yeni partinin kurucuları için şunları söyleyebiliriz:

ABD, “güvenilir dost” ise siz değilsiniz!

15 Temmuz Darbe Girişimi’nin başarısız olmasından da mı memnun kalmadınız?

ABD ve NATO ile Ortadoğu’da ortak politikalar sürdürülmesini savunduğunuza göre, Türkiye’nin toprak bütünlüğünü tehdit eden BOP‘a da karşı değilsiniz!

Bir taraftan “terörle mücadele” edilmesi gerektiğini söylerken diğer yandan terör örgütünün sivil uzantısı ile “müzekere etmek” çelişki değil mi?

Sivil siyasetle konuşmak” başka ne anlama gelebilir?

AKP’nin terkettiği “açılım” politikalarına dönülmesi, AB ve ABD’nin isteği değil mi?

Bu talepleri dile getiren ideolojisiz bir parti var zaten!

CHP bu amaçla ele geçirilmiş ve Y-CHP’ye dönüştürülmüştür.

Üstelik onlar sizden daha cesurlar:

Onların istekleri arasında “eşit vatandaşlık”, “Yerel Yönetimler Özerklik Şartı”nın çekince konulan maddelerinin imzalanması da var…

Y-CHP dururken size neden ihtiyaç olsun?..

Asıl programda bu hususlar kaldırılmazsa yeni parti ölü doğar!

***

Oysa Türk halkı, “Akşener Hareketi”ni Türk halkının kurtuluşu yolunda atılmış önemli bir adım olarak görüyordu:

MHP’deki ideolojik sapmaya karşı çıkış; AKP’ye benzemeye ciddi bir itiraz, onurlu bir başkaldırıydı.

Lider sultası”na bu dikiliş, “parti içi demokrasi”nin önemine de vurgu gibiydi.

MHP’de başlayan bu diriliş, CHP tabanını da silkeleyip uyandırabilirdi…

Hepsinden önemlisi “Meral Akşener” hareketi AKP’den oy koparabilir, tek başına iktidarını engelleyebilirdi…

Henüz vakit geç değil!…

Cemil Can

DİPNOT:

( * ) http://odatv.com/images/resimler/Parti%20Program%C4%B1%20O_K_%2023_09_2017%20V1.pdf

CEHENNEM’E KADAR YOLUN AÇIK!..

baykal

 

 

PYD Lideri Salih Müslim, Şarku’l Avşat gazetesine yaptığı açıklamada; Kuzey Irak’a müdahalede bulunulması halinde YPG’nin burayı savunacağını söyledi.

 

KDP ile aralarındaki ihtilafların teferruat olduğunu belirten Müslim: “Kürdistan halkına saldırı yapılması halinde onları savunmaya hazırız” dedi… (1)

 

PYD Eş Başkanı Hediye Yusuf da Kuzey Irak’a ambargo uygulanması halinde; PYD kantonlarının kapılarının açık olacağını söyledi.

 

Y-CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun terör örgütü olarak görmediği (2) YPG‘ye, ABD’nin verdiği ağır silahların Türkiye’ye karşı kullanılacağı çok açıktır.

 

Ulusların kaderlerini tayin etme hakkı” arkasına sığınarak bu hain politikaları destekleyenler hiçbir tartışmaya yer vermeyecek şekilde düşmanlarımızla işbirliği içerisindedirler…

 

Uluslar kaderlerini tayin ederken, başka ulusların da kaderlerini tayin ediyorlarsa, bu bir hakkın kullanılması olamaz!

 

***

 

ABD, Suriye Ordusu Deyrezor’u ele geçirmeden önce PKK’nın bölgeye girebilmesi için IŞİD unsurlarının geri çekilmesini sağlamıştı.

 

ABD, Suriye Ordusu önünde direnemeyen IŞİD militanlarını helikopterlerle Irak içlerine doğru taşıdığını Rus yetkililer doğruladı…

 

Bir kez daha ortaya çıktı ki, PKK/PYD, FETÖ ve Barzani gibi IŞİD’in de kontrolü ABD’nin elindedir.

 

ABD Dış İşleri Sözcüsü Heather Navert, bir soru üzerine Kuzey Irak’a yapılacak olan askeri bir müdahaleye karşı çıkacaklarını söyledi.

 

Başka bir soruya verdiği yanıtta ise referandumun Irak Anaysası ve yasalarında dayanağının bulunmadığını söyledi…

 

ABD, her durumda haklı çıkacak şekilde açıklamalar yapıyor!

 

ABD, Ortadoğu’da kaybediyor demektir…

 

***

 

Esat rejimi Suriye’de büyük ölçüde kontrolü sağladı.

 

O halde ABD’nin IŞİD ile mücadele bahanesi ile PKK/PYD’ye silah göndermeye devam etmesinin anlamı nedir?

 

Bu sorunun yanıtını da İran İslam Cumhuriyeti Genelkurmay Başkan Yardımcısı v e İran Genelkurmay Başkanlığı Sözcüsü Tuğgeneral Seyyid Mesut Cezayiri‘den alalım:

 

“Biz Suriye ve Irak’taki operasyon meydanlarında ABD uçakları ve helikopterlerinin nasıl IŞİD güçlerine yardım ettiğine tanık olduk. IŞİD için büyük bir öneme sahip olan stratejik sevkiyatlar yaptıklarını yakından gördük. İster operasyon sahasında ister istihbarat ve lojistik destek olsun buna benzer onlarca örnek mevcut. ABD’liler IŞİD terör örgütünü destekleyip güçlendirebilmek için ellerinden geleni yaptılar.” (3)

 

Rus Savunma Bakanlığı Sözcüsü Igor Konasenkov:

 

“Suriye Demokratik Güçleri (SDG) militanları Rakka’dan Deyrezor’a sevk edilerek IŞİD saflarına sokuldu” dedi… (4)

 

***

 

Yakın çevremizde bu kadar sıcak gelişmeler yaşanırken, soğuk namlular üzerimize çevrilmişken ana muhalefet partisi Y-CHP’nin sessizliğini anlamak mümkün değildir.

 

İstanbul Büyükşehir Beldiye Başkanlığı görevinden istifa eden AKP’li Kadir Topbaş için Y-CHP’nin İstanbul İl Başkanı “adalet” istedi…(5)

 

Fındık ve üzüm mitingleriyle vakit geçiren Dersimli Kemal, acaba Barzani için de bir “adalet yürüyüşü” düzenleyebilecek mi?

 

***

 

 

Kaset kumpası soruşturması Deniz Baykal‘ın suratında tokat gibi patladı…(6)

 

FETÖ’nün ne alçak bir örgüt olduğu bir kez daha anlaşıldı.

 

Bu soruşturma ile Deniz Baykal’ın da “siyasi mevta” haline geldiği kesinleşti…

 

CHP’ye oy veren bir seçmen olarak, ona söyleyeceklerim var:

 

“Sayın” Baykal;

 

İstifa dilekçenizde; bu kaset işinde Pensilvanya’nın katkısı olmadığını özellikle vurgulamıştınız.

 

O gün milyonlarca partili gibi benim de başım öne eğikti, size inanmıştım.

 

Kendinizi bırakıp, Fetullah Gülen’i aklama çabası içerisindeydiniz…

 

Bunların hiçbirini unutmuş değiliz.

 

(Video kayıtlarınız siyasi rakipleriniz gibi bizim de elimizdedir!)

 

Evli bir kadın olan sekreterinizle yaşadığınız gizli “aşk“, bizi hiçbir zaman ilgilendirmedi.

 

O eşleriniz arasındaki bir sorun olarak kayıtlara girdi.

 

Bizim soracağımız sorular daha başkadır:

 

Bayan Nesrin Baytok’u, daha sonra Ankara milletvekili olarak seçilecek sıraya yerleştirdiniz ve seçilmesi sağladınız…

 

CHP milletvekili olarak bu hanımın, millete ne gibi hizmetleri dokundu?

 

Ne özelliği vardı?

 

CHP’ye ne kattı?

 

Yeni insanlar mı kazandırdı?

 

Örnek bir partili olarak onu gösterebilir misiniz?

 

Veya siz örnek misiniz?

 

CHP’de bir yerlere gelebilmek için “Fildişi Evleri”nde genel başkanı ağırlamak şart mıdır?

 

CHP, sizin babanızın malı mıdır?

 

CHP’ye oy veren 11 milyon üzerindeki seçmene, bu muameleyi reva görmek hakkını nereden aldınız?

 

Sizin bu zaafınız yüzünden, Dersimli Kemal parlatılıp Atatürk’ün koltuğuna oturtulmadı mı?

 

Kuvayı Milliyecilerin partisini; PKK/HDP’nin hizmetine sokan bu sürecin baş sorumlusu olarak hesap vermeyecek misiniz?

 

Halk Partililerden bir özür de mi dilemiyeceksiniz?…

 

Utanmadan bir de TBMM Başkanlığına aday oldunuz.

 

Duyduğumuza göre 2019 yılında yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimi için nabız yokluyorsunuz.

 

SİZİN OLASI ADAYLIĞINIZ RECEP TAYYİP ERDOĞAN’IN BİR DÖNEM DAHA CUMHURBAŞKANLIĞINI GARANTİLEMESİ SONUCUNU DOĞURUR…

 

İki kere iki dört eder gibi bir gerçekliktir bu tespit…

 

Bu kadarını da mı anlayamıyorsunuz?

 

Siyasi hırsınız aklınızın önüne mi geçti?

 

Yoksa siz de bir görevi mi yerine getiriyorsunuz?

 

Bu halk size bundan sonra oy verir mi sanıyorsunuz?

 

Ekmeleddin bile sizden çok oy alır…

 

O iğrenç suratını görmekten bıktık…

 

Defolun gidin artık.

 

Cehennem’e kadar yolunuz açık!…

 

Cemil Can

 

DİPNOTLAR:

(1) http://qha.com.ua/tr/siyaset/salih-muslim-den-turkiye-ye-kustah-tehdit/159879/

 

(2) http://www.ulusal.com.tr/gundem/kilicdaroglundan-olay-sozler-h39403.html

 

(3) http://odatv.com/abdnin-turkiye-ve-suriye-icin-yeni-senaryosu-2909171200.html

 

(4) https://tr.sputniknews.com/ortadogu/201709211030238787-konasenkov-dsg-deyr-ez-zor-transfer/

 

(5) https://www.birgun.net/haber-detay/chp-nin-ibb-baskanligi-icin-adayi-imamoglu-181556.html

 

(6) https://www.aydinlik.com.tr/baykal-a-yonelik-kaset-kumpasi-sorusturmasi-tamamlandi-turkiye-eylul-2017-3