Biz kazanacağız!..
TwitterFacebookGoogleYouTube

“SÜRGÜNDEKİ” BAŞKANLAR VE YENİ PARTİ!..

melih_kadir

16 Nisan 2017 referandumunda “tek adam rejimi”ne “evet” denmesi için adeta seferberlik ilan eden AKP’li belediye başkanları, Cumhuriyet’e yaptıkları ihanete ilk bedel ödeyenler oldular.

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş:

İnsan her şeyi affeder ama adam yerine konmamayı affetmez” diyerek istifa etti.

Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Altepe:

Partimiz ve liderimizle ters düşmeyeceğiz, çatışmayacağız hasar da vermeyeceğiz” diyerek gitti.

Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek:

Emir demiri keser. Erdoğan’ın talimatınıyerine getiriyorum. Cumhurbaşkanının emrine uyarak belediye başkanlığı görevini bırakıyorum” dedi…

Milyonluk şehirleri idare eden belediye başkanlarının istifa gerekçelerinin seçmenlerini aldatmaya dönük olduğuna hiç şüphe yoktur.

Tuhaf ve acı olan; bir kişinin idaresi ile milyonların iradesinin yok sayılmasının da alkışlanmış olmasıdır…

***

Meşrutiyetin en güçlü Sadrazamı Mithat Paşa, II. Abdülhamit’in padişahlığa getirilmesinde başrolü oynamıştı ama intihar eden Padişah Abdülaziz’in öldürülmesine katılma suçlamasından kurtulamamıştı.

İzmir’den İstanbul’a getirilirken; yolda 11 gün, Yıldız Sarayı’nda da 10 gün sorgulanan Paşa, iki defa da Şura-i Devlet (bugünkü Danıştay) Başkanlığını da yapmıştı.

Yargılamasını yapan “İstifnaf Cinayet Mahkemesi”nin ki bu mahkeme Ergenekon ve Balyoz davalarına bakan “Özel Görevli Ağır Ceza Mahkemesi”nin bir benzeriydi, Başkanı suistimalleri nedeniyle görevinden uzaklaştırdığı Sururi Efendi, İkinci Başkan Etniki Eterya isyanı sırasında babası astırılmış olan Hristas Foridas Efendi idi.

Savcılık Makamında ise Mithat Paşa düşmanı Latif Bey oturuyordu…

Şeriat mahkemesi; sözde “bağımsız ve tarafsız”dı, adaleti yerine getirmek için kılı kırk yarıyor ve Allah adına hüküm veriyordu!

Bu özel mahkemenin “padişahımız efendimizin” emriyle kurulduğuna ve onun iradesine göre karar verdiğine hiç kuşku yoktur!

İrade buyurulduğu gibi mahkeme, 29 Haziran 1881 günü Mithat Paşa’yı idam cezasına mahkum etti.

8 Temmuz 1881 günü de Temyiz Mahkemesi kararı onadı.

Aksi olabilir miydi?!

Osmanlı yargısı, annesinin açık tanıklığına rağmen intihar ettiği kesin olan padişahın, kasten öldürüldüğü ve failin de Mithat Paşa olduğunu Allah adına hükme bağlamıştı!.. (1)

Yabancı devletlerin baskısı sonucu Paşanın idam cezası “sürgün cezası”na (2) çevrildi…

Ardından Taif’e sürüldü ve orada boğduruldu!..

***

Mithat Paşa’nın ilk yazılı anayasanın hazırlanışında ve Birinci Meşrutiyet’in ilanındaki kilit rolü asla küçümsenemez.

Mithat Paşa, Anayasaya konulan padişaha sürgün cezası verme yetkisine karşı yeterli muhalefeti yapmadığı için eleştirilir…

Hatta; Ziya Paşa’nın, daha o günlerde Anayasa Tasarısı’nın sıkıyönetimle ilgili 113. maddesine eklenen “sürgün cezası” ile ilgili “padişahın lüzumlu gördüğü kimseyi yurt dışına sürme yetkisi”nin ilk defa Mithat Paşa’ya uygulanacağını öngördüğünden de söz edilir…

II. Abdülhamit ‘in sürgüncülüğü Mithat Paşa’dan öğrendiği ve ilk tecrübesini üstadı üzerinde yaptığı hususunda tarihçiler birleştiği söylenir…

Ortada bir anayasa olmasına rağmen, tek adam olan padişaha verilen yetkiler, Allah adına bu şekilde kullanılıyordu…

Sanki tarih tekerrür ediyor gibi!

***

Görevden alınan belediye başkanları, bugün “adalet” arayamıyorlar.

Günahlarının bedelini “istifa ederek” ödüyorlar!

Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ile bağlantılı oldukları hususundaki yaygın kanaate katılıyorum.

10 yıldan fazladır sürdürülen genel ve yerel iktidar ortaklığına rağmen, AKP’nin FETÖ ile ilişkisi olmadığına beni kimse ikna edemez!

Reyiz”i aldattılar, onu anladık!

Reyiz”i Milletin affettiği de kesin.

Allah affeder mi bilemeyiz elbette…

Önümüzdeki Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde yüzde 50 artı bir oya ihtiyacı var “Reyiz”in.

Belli ki, “Reyiz” oy kaybına sebebiyet verme ihtimali bulunan AKP’nin safralarından acil olarak kurtulmak istiyor.

Diğer yandan, kendi hayatına ve Türkiye Cumhuriyeti’ne kasteden FETÖ üyelerinden de hesap sormak zorundadır.

Aldatılamayan belediye başkanlarını FETÖ bağlantıları nedeniyle yargıya teslim etse partisi de zarar görecek.

Yolsuzluktan dolayı soruşturma başlatsa, daha beter olacak…

Özetle değneğin iki ucu da bokludur!

Bu yüzden belediye başkanlarını “ikna” ederek “istifa”ya zorlamak, en akıllıca çözüm yolu olarak bulunmuştur.

Emir demiri keser” teorisiyle durumu idare etmek kolay olmuştur…

Yıllardır emir verenler, paslı demir durumuna düşmüştür!

Tutuklanma tehdidi, Demokles’in Kılıcı gibi bir süre daha başlarında sallanacaktır!

***

Türk vatandaşları için buraya kadar olanları anlamak kolaydır.

Zor anlaşılan ise ana muhalefetin iğrenç tutumudur:

Sanki istifası istenen belediye başkanları Y-CHP’liydi.

Kılıçdaroğlu, AKP’li belediye başkanlarına önce “direnin” dedi.

Ardından “seçimle gelen seçimle gitmeli” diyerek destek verdi.

Doğal olarak, vaktiyle gayrimeşru olduğunu ilan ettiği seçimlere meşruiyet kazandırdı…

Kendi kendini yalanladı, Mansur Yavaş’ı bozuk para gibi harcadı!

Dersimli Kemal Efendi, dolaylı yoldan “Ben yalancının tekiyim” de demiş oldu…

Bu omurgasız duruşu aklıma; onun “Yalancıdan başbakan olmaz” sözlerini getirdi.

Son derece haklıydı tabii.

Nitekim, seçmen de bu mesajını doğru algıladı ve gereğini yaptı…

***

Yeni Parti‘nin Program (3) ve Tüzüğünü (4) okudum.

Önceden sızdırılan Taslak Program Metni’nden (5) bir farkı yok, belki biraz daha kısaltılmıştır, o kadar.

Yeni Parti tipik Amerikancı bir parti olarak kuruldu!

Batı’nın gözden çıkardığı AKP’nin yerine geçmeye aday olduğunu gizlemiyor…

Antiemperyalist olduğunu söylemek ise zor!

Amerikan karşıtlığının tavan yaptığı bir dönemde, rotayı halkın isteğinin tersine kırmak, insanın aklına kötü şeyler getiriyor:

Acaba ABD, Yeni Parti’nin kuruluş aşamasında işin içinde miydi?

Emperyalizme karşı “bağımsızlık mücadelesi” vermek üzere yola çıkanların partisi, daha ilk basamakta; emperyalizmin boyunduruğu altına girerse, Türk halkının işi bir kat daha zorlaştı demektir…

Çünkü:

Yeni CHP, ABD’ye uşaklık yapmak için AKP’nin yerini almaya çalışıyor!

Yeni Parti, Y-CHP’nin alternatifi olmak için yola çıktı!

MHP, AKP’ye monte edilerek siyaset sahnesinden zaten çekildi!

HDP, ABD’nin kara gücü PKK/PYD’nin Meclis’teki uzantısıdır!

Vatan Partisi‘ne ise seçmen binde üç oy vererek bir türlü itibar etmiyor nedense!

O halde, Türk halkının önündeki en acil iş; işgal edilmiş partileri işgalden kurtarmak, bu mümkün olamıyorsa yeni bir iktidar alternatifi oluşturmaktır…

Bu temel husus atlanarak yapılan muhalefet, sözdedir ve iktidarın yeniden iktidara gelmesinden başka bir sonuç doğurmaz!

***

Böyle bir sonuca neden ulaştığımı Yeni Parti üzerinden açıklamak istiyorum:

Yeni Parti’nin programında Kürt Sorunu‘nun “eşit vatandaşlık” temelinde çözüleceği yazılıdır.

Türkiye’de “eşit olmayan vatandaşlık” mı var ki, “eşit vatandaşlık” sorunundan söz ediliyor?

Vatandaşlar, zaten yasalar önünde eşit değil mi?

Bir ülkede “Anayasal eşitlik” yoksa o zaman “ikinci sınıf vatandaşlık”tan söz edilmez mi?

İkinci sınıf vatandaşlığın olduğu yerde “birinci sınıf vatandaşlık” da var demektir!

Birinci sınıf vatandaşlar örneğin; askerlik hizmeti, vergi yükümlülüğü vb. gibi bazı yükümlülüklerden muaf olmalılar…

İkinci sınıf vatandaşların; oy kullanamama, kamu hizmetlerine girememe vb. gibi bazı kısıtlamalar ile daha fazla vergi verme, daha uzun askerlik yapma gibi ek külfetleri olmalı…

Türkiye’de böyle durumlar var mı?

Yok!

O halde; “eşit vatandaşlık” nereden çıktı?

Açılım” sürecinin anahtar sözcüklerinden olan “eşit vatandaşlık” nitelemesi, Batı’nın ulus devletleri bölmek için kullandığı etnik bir virüstür!..

Etnik kimliği” öne çıkartır, “anayasal vatandaşlığı” geri plana iter…

Yeni Parti, programındaki bu konuyu ancak ve ancak Y-CHP ile HDP’nin başaramadığı “Yeni Anayasa” ile yaşama geçirebilir…

Demik ki, Yeni Parti’de yeni olan bir şey yoktur!..

Yeni Parti, eski hamamın ezik eski tasıdır…

Cemil Can

DİPNOTLAR:

( 1 ) http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/19/1151/13522.pdf

(2) Eski çağlardan bugüne kadar kullanıla gelen bir ceza şekli olan sürgün; Roma imparatorluğu zamanında ölüme denk sayıldığından suçlu eğer idam cezası almışsa bu cezası idama karşılık olarak kabul edilen sürgüne tahvil edilebiliyordu.

http://www.sosyalarastirmalar.com/cilt1/sayi5/sayi5pdf/acehan_abdullah.pdf

(3) http://www.yenicaggazetesi.com.tr/yeniparti/parti_programi.pdf

(4) http://www.yenicaggazetesi.com.tr/yeniparti/parti_tuzugu.pdf

(5)http://odatv.com/images/resimler/Parti%20Program%C4%B1%20O_K_%2023_09_2017%20V1.pdf