Biz kazanacağız!..
TwitterFacebookGoogleYouTube

36. VE EN SON CHP KURULTAYI

ataturk_

Mustafa Kemal’in askerlerinin yapacağı daha çok iş var.

36. Olağan Kurultay’ın “en son” kurultay olarak tarihe geçmemesi için üzerimize düşen görevi yerine getirmek zorundayız.

Bu Kurultay’da; 7 yılda yaşanan 8 yenilginin hesabı görülmelidir.

Dersimli Kemal’im ben” diyerek kurultaya son noktayı koymakla işin bitmediğini gördük.

Kemal Kılıçdaroğlu’nun yönetime gelmesinden sonra, CHP Programından hangi noktalarda neden sapıldı?

Program değişikliği yapmadan, Program’a aykırı eylem ve söylemlerin yaptırımı partiden ihraçtır.

Tüzüğün açık hükümleri nasıl ihlal edildi?

Partinin temel direği sayılacak nitelikli üyeler niçin ihraç edildi?

Ve hepsinden önemlisi: Bu icraatlarda parti ne kazanç elde etti?

Üye sayısı mı arttı, itibarı mı?

Muhalefetteki parti yıpranır mı?

CHP, iktidarın şamar oğlanına çevrildi…

CHP’ninPKK ve FETÖ‘nün hamisi gibi görülmesinin hatası kimlerdedir?

Toprak bütünlüğümüzü doğrudan ilgilendiren Suriye İç Savaşı‘nda düşman saflarında olmakla itham edilmemizin sorumluları kimlerdir?

Emperyalizmi dünya tarihinde ilk kez yenen o büyük Komutanın partisi neden yerlerde sürükleniyor?

Çözüm için illa da Mustafa Kemal gibi bir lider mi gerekir?

Kolektif liderlik”le iktidarın yolu açılamaz mı?

Kendi içerisinde parti içi demokrasiyi işletemeyen bir partinin, demokrasi söylemi ciddiye alınır mı?

Kokuşmuş delege sistemi yerine tüm üyelerin katılımı ile kararların alınması daha doğru değil mi?

CHP iktidarının yolunu tıkayanlar nereden destek alıyor?

Emperyalistler CHP’ye sızmış olamaz mı?

Bütün bu soruların yanıtı ve gerekli önlemler tartışma ile alınır…

36. Kurultay’da da tartışma yapılmayacağı anlaşılıyor.

Çünkü tartışma, “iç kavga” olarak tarif edildi.

Tartışmacılara da dış kapı gösterildi…

Dolayısıyla en çok ihtiyaç duyduğumuz tartışmayı, Kurultay salonu dışında yapmak zorunda kaldık…

Baykal’a kaset operasyonu ile birlikte CHP’nin işgal edildiği iddiaları var.

Bu iddialar ciddi, öylesine değil!..

Hepsi de kanıtlı ispatlı olgulara dayandırılıyor.

Konu başlıklarını ve iddiaların dayanağı olan kanıtlarını aşağıdaki bağlantıyı “tık”layarak okuyabilirsiniz…

Dosyanın adını iddialı seçtik…

 

HEMEN BAŞLAYALIM:

Aşağıdaki bağlantıyı tıklayınız…

Dersimli Tutuksuz Yargılanacak

 

EN “BÜYÜK” SENSİN EY AMERİKA!..

 

EN “BÜYÜK” SENSİN EY AMERİKA!..

PYD’nin Eş Başkanı Hevi Mustafa, Amerika’nın saygın gazetelerinden Washington Post’a makale yazdı!

Bana mısın diyen her yazara ve siyaset adamına bu olanak nasip olmaz.

Dünya çapındaki gazeteye dünya çapında adamlar yazıyor.

Mustafa, bildiğimiz bir terör örgütünün yöneticisidir.

Kalemle filan işi olmaz.

Parmakları tetiğe basmak, bombanın pimini çekmek ve fitili ateşlemek için eğitilmiştir…

***

Dünyanın bir numaralı emperyalist ülkesine:

Türk jetlerini durdurun. Washington acele etmeli, zaman daralıyor” mesajını (1) gönderdi ya, o ünlü gazetede yazması için yeterlidir.

Ak kâğıt üzerindeki karalamaları değme uzmanların analizlerinden değerlidir…

***

Hevi Hanım, arzuhalini Amerikan makamlarına dilekçe ile de bildirebilirdi.

Başındaki Amerikan komutanına söyleseydi, mesajı anında Trump’a bile iletebilirdi.

Ama sorun o değildi:

Bu “makale” ile 30 yıldan fazla bir süredir Türkiye’yi meşgul eden PKK’nın, başı darda kaldığında başvurduğu adres gösterilecek, NATO’nun ikinci büyük gücü TSK’yı, hangi devletin durduracağı dünya kamuoyuna deklare edilecekti!..

Edildi de…

En büyük sensin Amerika!..

***

Nükleer başlıklı silahları varmış, yıldız savaşlarına geçmişler, bunları geçiniz.

ABD’nin en büyük gücü budur işte.

İnsanların kafasına yerleştirdiği; “büyüklük” ve “yenilmezlik” imajı ile dünyayı savaşmadan teslim alıp sömürüyorlar.

Bu işi de en iyi yapan yerli işbirlikçileridir.

Beşinci kol” da bunlara diyoruz…

Hevi Mustafa, bu işbirlikçilerden sadece biridir…

***

Mustafa gibi Amerika’nın kara gücünde görevli çavuşlardan bizde o kadar var ki…

Sabah akşam televizyonlarda “subliminal mesajlar” (2) veriyorlar.

Asıl ilginç olan; antiemperyalist olması gereken “Türk Solu”nun, bu hainlerin peşine takılarak Amerikalılara askerlik yapmış olmalarıdır.

Onların ağzı ile konuşmaları, onların beyni ile olayları yorumlamaları, acı ama gerçektir…

***

ABD Merkez Kuvvetleri Komutanı Joseph Votel; ilk defa IŞİD’ten kurtarılan ve PKK/PYD’nin çatı örgütü SDG’nin işgaline sunulan Rakka’yı ziyaret etti. (3)

Askerlerine moral vermeye çalıştı.

Ayrılıkçı Kürtler, komutanlarına tekmil verip, aferini aldılar…

Sorsalar hepsi; emperyalizme karşı, hepsi de dört dörtlük solcu!

Bu saygın sıfatın bile ırzına geçtiler…

***

Amerikalılar yenilgiden bile zafer çıkartma çalışması yapıyorlar:

Dışişleri Bakanı Rex Tillerson, Fransa’da, Dış İşleri Bakanımız Çavuşoğlu’na:

2009 yılında çıkartılan 5903 Sayılı Yasa ile karşılığında organik tarım yapma koşulu ile İsrail’e mayınlardan temizletmeye çalıştığımız Suriye sınırında, 30 km derinliğinde “güvenli bölge” kurma teklifini yaptı. (4)

Hiç kuşku yok ki, Suriye sınırına İsrail’i yerleştirerek, koridoru hayata geçirme projesinin bir değişik sürümüdür bu teklif.

Kabul etseydik, “güvenli bölge” Akdeniz’e açılan koridor işlevini görecek ve Suriye ile aramızdaki fiili sınırı teşkil edecekti!..

Yemedi tabii…

***

Erdoğan ile Trump’un görüşmesinden sonra, Beyaz Saray’dan yapılan açıklamada da askeri operasyonun sınırlı tutulması istendi.

En büyükler; “Afrin’deki artan şiddetin Suriye’deki ortak hedefleri tehlikeye atma riski taşıdığını” söylediler. ..(5)

Bu ifadeye göre, Suriye’de savaştığımız Amerika ile “ortak hedeflerimiz” de varmış!..

Sanki Türk Ordusu, Amerika’nın izni ve bilgisi içinde Suriye’ye girmiş havasındalar.

Sanki her şey onların kontrolünde ilerleyebilir…

En büyük silah “büyüklük” imajı olunca ve bu imajı yerleştirmek için gönüllüleri de bulununca, Conilerin kanı ne diye dökülsün!

Üstelik onların yerine ölmeye hazır mayın eşekleri sırada dururken…

***

Amerikan gönüllülerinden biri, toprak bütünlüğümüz için zorunlu olarak yapılan Fırat Kalkanı Operasyonu’nda şehit olan 70 askerimizin Esat için öldüklerini söylemesini de aynı kapsamda değerlendirmek gerekir.

İbretliktir…

Amerika’nın çıkarları için savaştığı tartışmasız olan; Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerimizi hendek ve tünellerle köstebek yuvasına çeviren, dünyanın en azılı terör örgütü PKK’ya karşı yapılan operasyonlarda “orantılı güç” kullanılmasını isteyen ve “sivillerin öldürüldüğünü” söyleyen bir adamın, “Vatan Savaşı”nı sulandırmak ve ABD’nin kara gücünü korumak için atmadığı takla kalmamasını görmezden gelmemiz, acı ama gerçektir…

Amerikan işbirlikçiliğini “müttefiklik” olarak tanımlayan zevatın, kafasına işlenmiş “büyüklük” imajı yıkılmadıkça rahat uyku uyumamız mümkün görünmüyor…

O imajın yıkılması da yakındır…

***

ABD Dış İlişkiler Konseyi’nin Foreign Affairs adlı dergisinde; Aareon Stein imzası ile yazılan makalede; PKK/PYD güçlerinin Suriye güçlerine teslim olmasının tek çözüm olacağı savunuluyor… (6)

ABD, Suriye’de yenilgiyi kabul etti de bizim işbirlikçiler kabul edemiyor.

Neredeyse dünya başlarına yıkılmış gibiler!..

Korkunun ecele faydası yoktur.

Zafer günü yakındır…

Cemil Can

DİPNOTLAR:

  1. http://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-42786429
  2. Subliminal mesaj veya bilinçaltı mesaj, başka bir objenin içine gömülü olan bir işaret ya da mesajdır ve normal insan algısı limitlerinin altında kalmak, o anda fark edilmemek üzere tasarlanmıştır
  3. https://www.aydinlik.com.tr/centcom-komutani-ndan-rakka-yi-ziyaret-dunya-ocak-2018-2
  4. http://www.sozcu.com.tr/2018/dunya/abdden-30-kilometrelik-guvenli-bolge-aciklamasi-2189415/
  5. http://m.avrupagazete.co.uk/gundemdekiler/258430-beyaz-saray-in-aciklamasini-turk-yetkililer-yalanladi.html
  6. https://www.aydinlik.com.tr/pkk-yi-birakalim-suriye-den-cikalim-dunya-ocak-2018-2

 

EN “BÜYÜK” SENSİN EY AMERİKA!..

PYD’nin Eş Başkanı Hevi Mustafa, Amerika’nın saygın gazetelerinden Washington Post’a makale yazdı!

Bana mısın diyen her yazara ve siyaset adamına bu olanak nasip olmaz.

Dünya çapındaki gazeteye dünya çapında adamlar yazıyor.

Mustafa, bildiğimiz bir terör örgütünün yöneticisidir.

Kalemle filan işi olmaz.

Parmakları tetiğe basmak, bombanın pimini çekmek ve fitili ateşlemek için eğitilmiştir…

***

Dünyanın bir numaralı emperyalist ülkesine:

Türk jetlerini durdurun. Washington acele etmeli, zaman daralıyor” mesajını (1) gönderdi ya, o ünlü gazetede yazması için yeterlidir.

Ak kâğıt üzerindeki karalamaları değme uzmanların analizlerinden değerlidir…

***

Hevi Hanım, arzuhalini Amerikan makamlarına dilekçe ile de bildirebilirdi.

Başındaki Amerikan komutanına söyleseydi, mesajı anında Trump’a bile iletebilirdi.

Ama sorun o değildi:

Bu “makale” ile 30 yıldan fazla bir süredir Türkiye’yi meşgul eden PKK’nın, başı darda kaldığında başvurduğu adres gösterilecek, NATO’nun ikinci büyük gücü TSK’yı, hangi devletin durduracağı dünya kamuoyuna deklare edilecekti!..

Edildi de…

En büyük sensin Amerika!..

***

Nükleer başlıklı silahları varmış, yıldız savaşlarına geçmişler, bunları geçiniz.

ABD’nin en büyük gücü budur işte.

İnsanların kafasına yerleştirdiği; “büyüklük” ve “yenilmezlik” imajı ile dünyayı savaşmadan teslim alıp sömürüyorlar.

Bu işi de en iyi yapan yerli işbirlikçileridir.

Beşinci kol” da bunlara diyoruz…

Hevi Mustafa, bu işbirlikçilerden sadece biridir…

***

Mustafa gibi Amerika’nın kara gücünde görevli çavuşlardan bizde o kadar var ki…

Sabah akşam televizyonlarda “subliminal mesajlar” (2) veriyorlar.

Asıl ilginç olan; antiemperyalist olması gereken “Türk Solu”nun, bu hainlerin peşine takılarak Amerikalılara askerlik yapmış olmalarıdır.

Onların ağzı ile konuşmaları, onların beyni ile olayları yorumlamaları, acı ama gerçektir…

***

ABD Merkez Kuvvetleri Komutanı Joseph Votel; ilk defa IŞİD’ten kurtarılan ve PKK/PYD’nin çatı örgütü SDG’nin işgaline sunulan Rakka’yı ziyaret etti. (3)

Askerlerine moral vermeye çalıştı.

Ayrılıkçı Kürtler, komutanlarına tekmil verip, aferini aldılar…

Sorsalar hepsi; emperyalizme karşı, hepsi de dört dörtlük solcu!

Bu saygın sıfatın bile ırzına geçtiler…

***

Amerikalılar yenilgiden bile zafer çıkartma çalışması yapıyorlar:

Dışişleri Bakanı Rex Tillerson, Fransa’da, Dış İşleri Bakanımız Çavuşoğlu’na:

2009 yılında karşılığında organik tarım yapma bahanesi ile İsrail’e mayınlardan temizletmeye çalıştığımız Suriye sınırında, 30 km derinliğinde “güvenli bölge” kurma teklifini yaptı. (4)

Hiç kuşku yok ki, Suriye sınırına İsrail’i yerleştirerek, koridoru hayata geçirme projesinin bir değişik sürümüdür bu teklif.

Kabul etseydik, “güvenli bölge” Akdeniz’e açılan koridor işlevini görecek ve Suriye ile aramızdaki fiili sınırı teşkil edecekti!..

Yemedi tabii…

***

Erdoğan ile Trump’un görüşmesinden sonra, Beyaz Saray’dan yapılan açıklamada da askeri operasyonun sınırlı tutulması istendi.

En büyükler; “Afrin’deki artan şiddetin Suriye’deki ortak hedefleri tehlikeye atma riski taşıdığını” söylediler. ..(5)

Bu ifadeye göre, Suriye’de savaştığımız Amerika ile “ortak hedeflerimiz” de varmış!..

Sanki Türk Ordusu, Amerika’nın izni ve bilgisi içinde Suriye’ye girmiş havasındalar.

Sanki her şey onların kontrolünde ilerleyebilir…

En büyük silah “büyüklük” imajı olunca ve bu imajı yerleştirmek için gönüllüleri de bulununca, Conilerin kanı ne diye dökülsün!

Üstelik onların yerine ölmeye hazır mayın eşekleri sırada dururken…

***

Amerikan gönüllülerinden biri, toprak bütünlüğümüz için zorunlu olarak yapılan Fırat Kalkanı Operasyonu’nda şehit olan 70 askerimizin Esat için öldüklerini söylemesini de aynı kapsamda değerlendirmek gerekir.

İbretliktir…

Amerika’nın çıkarları için savaştığı tartışmasız olan; Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerimizi hendek ve tünellerle köstebek yuvasına çeviren, dünyanın en azılı terör örgütü PKK’ya karşı yapılan operasyonlarda “orantılı güç” kullanılmasını isteyen ve “sivillerin öldürüldüğünü” söyleyen bir adamın, “Vatan Savaşı”nı sulandırmak ve ABD’nin kara gücünü korumak için atmadığı takla kalmamasını görmezden gelmemiz, acı ama gerçektir…

Amerikan işbirlikçiliğini “müttefiklik” olarak tanımlayan zevatın, kafasına işlenmiş “büyüklük” imajı yıkılmadıkça rahat uyku uyumamız mümkün görünmüyor…

O imajın yıkılması da yakındır…

***

ABD Dış İlişkiler Konseyi’nin Foreign Affairs adlı dergisinde; Aareon Stein imzası ile yazılan makalede; PKK/PYD güçlerinin Suriye güçlerine teslim olmasının tek çözüm olacağı savunuluyor… (6)

ABD, Suriye’de yenilgiyi kabul etti de bizim işbirlikçiler kabul edemiyor.

Neredeyse dünya başlarına yıkılmış gibiler!..

Korkunun ecele faydası yoktur.

Zafer günü yakındır…

Cemil Can

DİPNOTLAR:

  1. http://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-42786429
  2. Subliminal mesaj veya bilinçaltı mesaj, başka bir objenin içine gömülü olan bir işaret ya da mesajdır ve normal insan algısı limitlerinin altında kalmak, o anda fark edilmemek üzere tasarlanmıştır
  3. https://www.aydinlik.com.tr/centcom-komutani-ndan-rakka-yi-ziyaret-dunya-ocak-2018-2
  4. http://www.sozcu.com.tr/2018/dunya/abdden-30-kilometrelik-guvenli-bolge-aciklamasi-2189415/
  5. http://m.avrupagazete.co.uk/gundemdekiler/258430-beyaz-saray-in-aciklamasini-turk-yetkililer-yalanladi.html
  6. https://www.aydinlik.com.tr/pkk-yi-birakalim-suriye-den-cikalim-dunya-ocak-2018-2

 

ABD’NİN GÖNÜLLÜ ASKERLERİ!..

??????????????????????????????????????????????????????

1947’den 1991’e kadar süren Soğuk Savaş’ın ilk yıllarıydı.

Türkiye’de, 1946’da kurulan Demokrat Parti’nin “özgürlük rüzgârları” estiriliyordu.

50’de iktidara gelen Menderes, Kore Savaşı’na asker göndermek için can atıyordu adeta.

Bu şekilde Türkiye’nin NATO’ya girebileceğine inandırılmıştı.

18 Şubat 1952’de girdi de…

Kimilerine göre başarılıydı!..

***

Kore Savaşı’nın Türkiye’ye maliyeti sadece 741 şehitle sınırlı kalmadı.

Bu kararla, Türkiye Cumhuriyeti devrimci rotasından çıkartıldı.

Bugüne kadar gelen yol haritası o tarihlerde çizildi…

***

Savaşın fiilen bittiği, 1953’ten bu güne kadar, NATO şemsiyesi altında ABD’ye askerlik yaptık!

ABD Savunma Bakanı John Dulles bu durumu:

Kore savaşı sırasında, “müttefik güçler, en ucuz askeri Türkiye’den temin ediyor, bir Türk askerinin maliyeti 23 cent’e denk geliyordu” şeklinde ifade etmişti…

Bu sözleri duyan Amerikan muhipleri pişkindiler, yüzleri kızarmadı bile!

O yıllarda, ABD’nin gözünde Türk askerlerinin değeri “cent” ile ölçülüyordu.

Ünlü Türk Şairi Nazım Hikmet, bu iğrenç ama gerçek olan sözler üzerine, “23 centlik asker” şiirini yazmıştı…

Okuyalım:

23 Sentlik asker
Mister Dalles,
sizden saklamak olmaz,
hayat pahalı biraz bizim memlekette.
Mesela iki yüz gram et alabilirsiniz,
koyun eti,
Ankara’da 23 sente,

yahut iki kilo kuru soğan,
yahut bir kilodan biraz fazla mercimek,
elli santim kefen bezi yahut,
yahut da bir aylığına
yirmi yaşlarında bir tane insan.

erkek,
ağzı burnu, eli ayağı yerinde,
üniforması, otomatiği üzerinde,
yani öldürmeğe, öldürülmeğe hazır,
belki tavşan gibi korkak,
belki toprak gibi akıllı
belki gençlik gibi cesur,
belki su gibi kurnaz
(her kaba uymak meselesi) ,
belki ömründe ilk defa denizi görecek,
belki ava meraklı, belki sevdalıdır.

1981-1989 yılları arasında; ABD Başkanlığını yapan Ronald Reagan, günlüklerinde Türk askeri hakkında şu değerlendirmeyi yapmıştı:

8 Ağustos 1985 Dış Yardım Yasası’nın imza töreni yapıldı… Bir Türk askeri yılda 6 bin dolara mal oluyor. Eğer onu bir Amerikan askeriyle değiştirmeye mecbur kalırsak maliyet 90 bin dolara çıkıyor.

Bizim finans uzmanları; enflasyon vb. gibi paranın değerini değiştiren faktörleri de katarak:

Afganistan’da görevli Türk askerlerin ABD’ye maliyetinin 1953 yılının 200 dolarına yaklaştığını hesap ettiler…

ABD’nin gözünde Türk gençlerinin değeri, 23 cent’ten 200 dolara çıktı!..

Nereden nereye!..

***

Doğruya doğru, Amerikalılar bize karşı hep açık sözlü oldular…

Amerikalı ünlü Yahudi finans spekülatörü George Soros, açılışını da kendisinin yaptığı Sabancı Üniversitesi’nde; 3 Mart 2002’de yaptığı konuşmada izleyicilerden birinin sorusu üzerine; Türkiye ile Arjantin’i karşılaştırırken, Türklere nasıl baktıklarını şu sözleri ile dile getirdi:

Türkiye’nin Arjantin’den tek farkı stratejik pozisyonudur. Bu stratejik pozisyonuna bağlı olarak, Türkiye’nin en iyi ihraç ürünü ordusudur” dedi…

Bu notu da düştükten sonra, gelelim Kürtlerin bugünkü durumuna:

Afrin’e yapılan Zeytindalı Operasyonu’ndan sonra, bölgede yakalanan PKK/PYD’lilerin cüzdanlarında 100-150 dolar arasında paralar bulundu…

İfadelerinden anlaşılıyor ki, ABD’nin Kürt gençlere verdiği aylık ücret ancak bu kadarmış!

Aydınlık yazarı İsmet Özçelik de Suriye sınıra yakın yerleşim birimlerindeki tanıdıklarına sormuş.

Rakam doğruymuş.

100-150 dolar…

***

ABD, kara gücümüzdür dediği PKK/PYD’lilere, aylık sadece100-150 dolar ödüyormuş.

Pazarda limon satsalar, inşaatlarda çalışsalar daha fazlasını alırlar.

Emeği sömürmek emperyalistlerin huyudur.

Doğrusu Kürt gençlerinin hayatlarını çok ucuza satın aldılar!

Fiyatları 200 dolar bile değil!

Emeğin sömürülmemesi için, adil bir düzen kurmak amacıyla yola çıkan solcu Kürt gençleri, sonunda emeğe zerre saygısı olmayan emperyalizme asker oldular…

***

PKK’nın kuyruğuna takılan “Türk Solu” nun durumu ise daha da içler acısıdır…

Korkak olduklarından doğrudan cephede yer alamıyorlar, o başka.

Gerçek solculardan söz etmiyorum tabii ki…

Onlar cesaret sınavını; idam sehpalarının önünde, Mamak ve Silivri zindanlarında üstün derece ile verdiler.

Samsun’dan Ankara’ya “Tam Bağımsızlık Yürüyüşü” yapanları, 6. Filo’yu denize döken kahramanları ve onların izinden yürürken yaşamını kaybedenlerin manevi huzurunda, bu fırsattan yararlanarak bir kez daha saygıyla eğiliyorum…

Yaşayanların ise Şehit Üsteğmen Oğuz Kağan Usta ile Şehit Asteğmen Mustafa Fehmi Kubilay’ı aynı rütbede birleştiren Vatan Savaşı’nda Harbiye Marşı ile yürüdüğünü biliyorum…

***

İşbirlikçi hainler ve sahte solcuları da izliyorum:

Cephe gerisinde; “analar ağlamasın”, “bu saray savaşıdır”, “şehit cenazeleri gelmesin”, “Suriye’de ne işimiz var”, “bu savaş oy avcılığı içindir” vb. gibi yalanlarla “Beşinci Kol” faaliyeti yürüttüklerini 80 milyon görüyor…

Ne yazık ki, emperyalizme karşı olmak birinci ödevleri olanlar, bugün emperyalizmin ordularına gönüllü asker yazıldılar.

O kadar şaşırdılar ki, Yankee’den100 dolar maaşlarını bile alamadılar!

Tarih baba diyor ki:

Kendi askerine düşmanlık yapanlar; son tahlilde düşmana askerlik yaparlar…

***

Gönüllü askerlerin maliyeti sahiplerine sıfırdır tabii…

ABD’li subayların sağında da solunda da yer alsalar hiçbir zaman gerçek değerleri olmayacaktır.

Sıfırın sağında veya solunda yer almakla değerli olunmaz.

Sıfır her zaman sıfırdır…

Cemil Can

“BEŞİNCİ KOL” FAALİYETLERİNE DİKKAT!..

Afrin-operasyonu-

 

Bilim adamlarına göre, dünyadaki petrol rezervleri en fazla 50 yılın ihtiyacını karşılar.

Bu süre içerisinde alternatif enerji kaynağı bulmak şart.

ABD, petrol ihtiyacını başka ülkelerden neden karşılamaya çalışıyor?.

Kendi rezervlerini kötü günler için ayırdığı belli.

Ortadoğu petrollerini yağmalamak bunun için önemlidir…

 

***

 

Petrolü Akdeniz’e akıtmak için güvenli bir koridor de gereklidir.

İkinci İsrail” da denen “Kürdistan” bunun için kurulmak isteniyor.

Aynı zamanda İsrail’in güvenliği de bu şekilde sağlanacak.

Büyük Ortadoğu Projesi (BOP), Genişletilmiş Ortadoğu Projesi bu amacı gerçekleştirmek için uygulamaya konulmuştur…

 

***

 

ABD eski Dışişleri Bakanı Rice, 24 ülkede rejimlerin ve sınırların değişeceğini açık açık söylemişti.

Emperyalistler kendilerini dünyanın efendisi sanıyorlar.

BOP’u hayata geçirmek için Türkiye’de AKP’yi destekleyip iktidara getirdiler.

Ne yazık ki Reis, Büyük Ortadoğu Projesinin eş başkanlığını kabul etti!..

 

***

 

Emperyalistler, her zaman bir taşla iki kuş vurmayı planlarla.

B ve C planlarını bu nedenle geliştirirler.

Ellerindeki “konvansiyonel silahları” da bu şekilde paraya çevirmiş oluyorlar.

Silahın tek pazarı savaş değil mi?.

Etnik ve mezhepsel çelişkileri kaşıyarak, bölgesel savaşlar çıkartan emperyalistler, doğrudan terör örgütleri ile çalışıyorlar.

Terör örgütleri küresel güçlerin bir anlamda silahı gibidir.

PKK,PYD,YPG ve DEAŞ hepsi aynı amaçla kurulup desteklendiler…

 

***

 

Suriye’deki işleri planlandığı gibi gitmedi.

Libya’da geç kalan Rusya, S-400 füzeleri ile sahaya indi.

Çin, İran ve diğer ŞİÖ üyeleri, “Koalisyon Güçleri” olarak isimlendirilen emperyalistlere direnen bölge ülkelerine destek verdiler.

Büyük planın bir parçası olan “Barzanistan”ın bağımsızlık ilanına “Avrasya Güçleri” birlikte karşı koydular.

ABD’nin aletiyle gerdeğe girmeyi kabul eden Barzani, sahneden indirildi…

 

***

 

İran’da hayat pahalılığını protesto eden halkı, kışkırtarak sokağa dökmek istediler.

Başaramadılar…

 

***

 

30 yıldan fazla ABD’ye kara gücü olarak hizmet eden PKK ile Türkiye’nin doğusunda “Hendek Savaşları”nı başlattılar.

İstedikleri sonucu alamadılar.

TSK içerisindeki ajanlarına darbe yaptırmak istediler, yine yenildiler.

16 yıldan bu yana iktidar olan AKP’yi, kucaklarında besledikleri FETÖ ile iktidardan düşürmeyi de başaramadılar.

FETÖ ile birlikte devlet kurumlarımıza sızan CIA da beklemediği ölçüde geriletildi.

Küresel güçlerin desteği ile iktidara getirilen AKP, kendisinden vazgeçildiğini anlayınca direndi.

Sonunda ABD ile namlu namluya geldiler…

 

***

 

Kısaca; yanlış ittifaklarla iktidara gelen AKP, iç dinamikler ve diğer dünya dengeleri gibi faktörleri hesaba katarak doğru yerde konuşlanmak zorunda kaldı.

NATO ile ilişkilerini sembolik düzeyde tutup, ŞİÖ’ne yaklaştı.

Türkiye’nin geleceğinin Asya ülkeleri ile birlikte hareket etmekte olduğunu anladılar…

Türkiye’nin doğru rotaya girmesinden kim rahatsız olabilir ki?

 

***

 

Bu defa, Koalisyon Güçleri’nin hamlesi beklenmedi.

ABD’nin güney sınırımızda 30 bin kişilik “ordu” kurma girişimi beklenmedi.

PYD’ye sevk edilen ve 4000 TIR’a yaklaşan silah depolarının imhası için “Zeytin Dalı Harekâtı” başlatıldı.

TSK, karadan da Afrin’e girdi.

Türkiye Cumhuriyeti, 7 yıldan bu yana misafir ettiği ve milyarlarca dolar harcamak zorunda kaldığı milyonlarca Suriyelinin, kendi memleketlerinde güvenli bir şekilde yaşayabilmeleri için de çözüm arıyor şimdi…

 

***

 

Kısaca; mecburiyet olarak karşımıza gelen bu savaş, Türkiye’nin tercihi değildi.

İktidarda hangi parti olsaydı, teslim olmadıkça bu duruma gelinmesini engelleyemezdi.

Çünkü BOP, Türkiye Cumhuriyeti ile birlikte yapılmadı.

Türkiye’ye sadece küçük bir rol verilmişti.

Türkiye bu rolü kabul etmese de Ortadoğu petrol rezervlerinin yağmalanması, başka aktörlerle yine hayata geçirilecekti.

Türkiye’nin toprak bütünlüğüne karşı eylemler, yine devam edecekti.

Dolayısıyla bu savaş, Türkiye’nin var olma savaşıdır.

Bu savaşı “Saray Savaşı” gibi göstermek, “Beşinci Kol” faaliyeti kabul edilmelidir.

 

***

 

Zorunlu olmayan savaş cinayettir.

Savunma savaşları, her zaman haklı ve zorunludur.

Bir daha söyleyelim ki, savaş ilan eden Türkiye Cumhuriyeti değildir.

Savaş bize karşı ilan edilmiştir ve zorunlu olarak kabul edilmiştir.

Bu nedenle TSK’nin arkasında durmak yurttaşlık görevimizdir.

Türk Ordusu bizimdir

Savaşan kahramanlar, bizim çocuklarımızdır.

Zaferle dönmeleri, en içten dileğimizdir…

 

***

 

ABD, Ergenekon ve Balyoz davaları ile TSK’yı zayıflattıktan sonra, 15 Temmuz Darbe Girişimi ile bir parçasını koparmayı başardı.

Şimdi, Emniyet ve Ordu içerisinde kalan son adamları temizleniyor.

Ordumuz, içeriden ihanete uğramış ve morali en alt düzeyde iken bu harekâtı başlattı.

Bu nedenle, onların moralini daha da bozacak; adı “barış” konmuş bütün eylemler, “yıkıcı faaliyetler” olarak değerlendirilir.

İç siyasette “prim” toplamak için bu savaşı kullanmak da düşmana dolaylı hizmet sayılır.

 

Cemil Can

 

 

AÇ AĞZINI BİNALİ!..

 Kılıçdaroğlu, Başbakan’a Yunanistan’ın işgali altındaki 18 adanın kime ait olduğunu sordu.

Cahil ve işbirlikçi bir adamın bu sorunun yanıtını bilmemiş olması normaldir!

Dersimli’nin tarih bilgisi sıfır, siyasette sınıfta kaldı, mirasçısı olduğu CHP’nin büyüklerine saygısı yoktur.

Türk halkını yanlış bilgilendirmekle görevlidir!

Başbakan bu fırsatı kaçırır mı hiç:

Sen o soruyu bize soracağına git de zamanında bu adaları teslim edenlere sor” diyerek

adaların Yunanistan’a “bırakıldığını” da söylemiş oldu…

Cümleden öyle anlaşılıyor.

Çünkü bu sözleri söyleyen sıradan bir Erzincanlı değil, Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanıdır.

Başbakanımız Ana Muhalefet Partisi CHP’nin liderine dedi ki:

Ağzımı açtırma bak, konuştum mu altından kalkamazsın.”(1)

Bu ifadelerden de:

Ege’de işgal altındaki 18 adanın, CHP iktidarı döneminde Yunanistan’a bırakıldığı anlaşılır.

Sorunun vurgusu o yöndedir…

***

Başbakan Binali’nin adaları Yunanistan’a bırakmakla suçladığı CHP lideri kim olabilir?

Gelin onu bulmaya çalışalım:

Gazi Mustafa Kemal Atatürk olabilir mi?

Hadi oradan sen de!..

İsmet Paşa??

Paşa zaten Lozan’ın kahramanıdır.

O da olamaz elbette.

Ya Ecevit?

Karaoğlan, Kıbrıs’a iki çıkartma harekatı yaparak dünyaya meydan okumuş bir liderdir, Yunanistan’a ada filan bırakmazdı…

CHP’yi bu liderlerden başka iktidara getiren olmadığına göre, Binali ağzını açarsa mirasçısı olduğu siyasi çizginin liderlerinden birini söylemek zorunda kalacaktır.

Hadi Binali:

Aç ağızını…

***

Gün tarihçilerin ve arşivlerin konuşma zamanıdır.

Tarihçi değilim ama, TC vatandaşı olmanın yüklediği görev gereği kadar bilmem gerekeni aktarıyorum.

Özetin, özetinin özetini verebilirim ancak…

Başlayalım:

20 Ekim 1827′de Navarin‘de (2) Osmanlı Donanması, İngiliz ve Fransızlar tarafından yakılıp yok edildi.

Yeniçerilik sistemine dayanan Osmanlı Ordusu, Yunanistan’da çıkan ayaklanmalarda başarılı olamadı.

1828′de Osmanlı-Rus Savaşı patlak verince, Yunanistan 1830′da bağımsızlığını kazandı.

1911′de İtalya ile başlayan Trablus Savaşına kadar, Ege adaları Osmanlı egemenliğindeydi.

Bu savaş sırasında “On iki Ada” (3) olarak isimlendirilen adalar ile Meis Adası İtalya tarafından işgal edildi.

İtalya ile yapılan Uşi Anlaşması uyarınca adalardaki işgal sona erdirilecekti, İtalyanlar bu sözlerini tutmadılar.

8 Ekim 1912′de Birinci Balkan Savaşı başladı; Averof Zırhlısı ile Ege Denizinin tek hakimi olan Yunanistan da Kuzey Ege’deki 11 adayı (4)işgal etti.

24 adanın elden çıkmasının öyküsü özetle böyledir…

***

29 Haziran 1913′te İkinci Balkan Savaşı başladı.

Yunanistan ile Atina Anlaşmasını imzaladık.

Bu anlaşmaya göre, adaların kaderini büyük devletler tayin edecekti!

Onlar da; Gökçeada, Bozcaada ve Meis’i Osmanlı’ya bıraktılar…

***

28 Temmuz 1914′te Birinci Dünya Savaşı başladı.

Almanya’nın yanında savaşa girmek zorunda kalan Osmanlı, Çanakkale’de destan yazdı ama sonuçta savaşı kaybetti!

10 Ağustos 1920′de Sevr Anlaşmasını imzalamak zorunda kaldılar.

Sevr’e göre, Osmanlı’nın elinde sadece İç Anadolu Bölgesi kalmıştı.

Adalar ne oldu sorusunu sormaya gerek var mı?

Adaların hakimiyeti Osmanlı’dan alındı tabii ki…

***

Sevr’i kabul etmeyen Kuvayı Milliyeciler, Anadolu’da yer yer direnmeye başladılar.

Çanakkale Savaşı‘nın kaderini değiştiren ve bütün cephelerden galip dönen askeri deha, büyük lider, Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Paşa önderliğinde toparlanıp, düzenli orduyu kurdular.

Türk Ordularının en önünde Mustafa Kemal Paşa vardı.

O gece:

Dağlarda tek tek

ateşler yanıyordu.

Ve yıldızlar öyle ışıltılı öyle ferahtılar ki

şayak kalpaklı adam

nasıl ve ne zaman geleceğini bilmeden

güzel, rahat günlere inanıyordu

ve gülen bıyıklarıyla duruyordu ki mavzerinin yanında,

birden bire beş adım sağında onu gördü.

Paşalar onun arkasındaydılar.

O, saati sordu.

Paşalar `üç’ dediler.

Sarışın bir kurda benziyordu.

Ve mavi gözleri çakmak çakmaktı.

Yürüdü uçurumun kenarına kadar,

eğildi durdu.

Bıraksalar ince uzun bacakları üstünde yaylanarak

ve karanlıkta akan bir yıldız gibi kayarak

Kocatepe’den Afyon Ovası’na atlayacaktı…” (5)

Emperyalist devletler adına Anadolu’yu işgal etme görevini üstlenen Yunanlılar, bu şanlı Kurtuluş Savaşımız ile denize döküldüler.

Yenenler, yenilenlerin ak libadelerine sildi kılıçlarının kanını.” (5)

Ve:

Tıpkı “anka kuşunun küllerinden doğması” gibi, Osmanlı’nın küllerinden Türkiye Cumhuriyeti doğdu…

Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran halkın adı Türk Milleti olarak kondu.

***

Bu fırsattan yararlanarak; emperyalizmi dünya tarihinde ilk defa yenen Türk Ordusunu ve onun şanlı komutanını saygı ve minnetle anıyor, izlerinde yürüyeceğimizi bir kez daha bütün dünyaya haykırıyorum…

Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa, 24 Temmuz 1923′te “İtilaf Devletleri” ile masaya oturdu ve Lozan Anlaşması‘nı imzaladı.

Bu anlaşma Türkiye Cumhuriyeti’nin tapusudur

Lozan Barış Anlaşmasının 12. maddesine göre; Asya sahilinden itibaren 3 mil mesafedeki adalar Türkiye’nin egemenliği altındadır.

Nokta…

Bugün Yunanistan’ın işgal altında tuttuğu 18 ada ve diğer adacıklarla kayalıklar, 3 mil mesafenin içinde mi dışında mıdır?

Dersimli Kemal, onu soruyor işte!

Ölçmek lazım tabii!

Verin eline bir metre…

Eyyyy!

Başbakanımız Binali Yıldırım;

Sen de şimdi ağzındaki baklayı çıkart bakalım…

15 yıllık AKP iktidarında; her gün biri işgal edilip mangal yapılan adalarımızı Yunanistan’a kim bıraktı?..

Yoksa onları da “özelleştirdiniz” mi?

Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1) http://www.haber7.com/guncel/haber/2523536-kemal-kilicdarogluna-anladigi-dilden-cevap

(2) Navarin, Mora Yarımadasının Batısında yer alan liman şehridir. Navarin Deniz Muharebesi, Osmanlı ve Mısır donanmalarıyla, birlikte hareket eden İngiliz, Fransız ve Rus donanmaları arasında, 20 Ekim 1827 tarihinde geçmiş olan bir deniz muharebesidir.

(3) On İki Ada: Stampalia,Rodos,Kalki,Skarponto, Kazos, Piskopis, Miziros, Kalimnos, Leros, Patmos, Lipsos, Simi, İstanköy ve Meis’tir..

(4) Limni,Taşoz, Gökçeada, Semadirek, Pisara, Bozcaada, Nikarya, Midilli, Sakız, Sisam ve Efstratios.

(5) Nazım Hikmet Ran

“20 TEMMUZ DARBESİ!”

 20_temmuz_darbesi

Y-CHP’nin “kontrollü darbe” saçmalığı bir buçuk yıldan fazla sürdü.

Öngörülen, önlenmeyen ve sonuçlarından yararlanılan darbe” düzeltmesi altı ayı geçti.

20 Temmuz sivil darbesi” ise devam ediyor…

Bu ağır teşhis hatası; Y-CHP’nin Türkiye gerçeklerinden ne kadar kopuk olduğunu, ya da siyasi çizgisinin, bağlı kalmakla övündüğü Batı tarafından belirlendiğini göstermektedir.

AKP’nin rejimi değiştirmek istediği sır değildi.

Demokrasiyi amaçlarına ulaşmak için binilmiş tramvay olarak gördüklerini hiç gizlemediler.

İslami” bir rejim getirmek istediklerini de her fırsatta dile getirdiler.

Kim ne derse desin, attıkları adımlar ve icraatları amaçlarına göreydi.

İhvan-ı Müslim ile kardeşlikleri bunun en somut kanıtıdır…

***

Sessiz devrim” olarak isimlendirip gerçekleştirdikleri bir karşıdevrimdir.

AKP, iktidara geldiği 2003 yılından bu yana, kendi programını adım adım uyguladı ve son derece başarılıdır.

Karşıdevrimin başarısındaki en büyük etken ise muhalefetin etkisizliği ve işbirlikçiliğiydi.

Denebilir ki, rejimin değiştirilmesinde karşıdevrimcilerin en büyük yardımcısı Y-MHP ile Y-CHP olmuştur.

Bu anlamda suç ortağıdırlar!..

***

Y-CHP karşıdevrimin gerçekleştirilmesindeki rolünü ve sorumluluğunu gizlemek için, karşıdevrimin başlangıç tarihini 20 Temmuz’a çekmiştir!

Şark kurnazlığı ile yapılan bu bilgi kirliliğine, hala inanan milyonlar var.

Aynı sözleri papağan gibi tekrar etmelerinden biliyorum.

Y-CHP, demokratik parlamenter sistemi hiçbir zaman savunmamıştır.

AKP “Sessiz Devrim”inin yolundaki taşları temizlemekle görevini (1) yerine getirmiştir.

***

Y-CHP’nin 12 Ocak Cuma günü 81 ilde yaptığı “OHAL’e dur” eylemlerine, yöneticilerinin dahi katılmaması, topluma önderlik yapma vasfını yitirdiğini gösterir.

Adalet yürüyüşü” dahil, Kılıçdaroğlu yönetimindeki Y-CHP’nin hiçbir eylemine halk destek vermemiş ve yürekten iştirak etmemiştir.

Siyasi hedefi birkaç belediyeyi ele geçirip, yandaşları için arpalık olarak kullanmakla sınırlı olan Kılıçdaroğlu, zaten toplumsal muhalefete öderlik yapacak niteliklere sahip değildir.

2017 Halk Oylamasından sonra yapılması gereken en haklı eylemi, “karşı tarafın dışarıda silahlı ve sopalı adamları vardı” diyerek yapmaktan kaçınan korkak birinin, karşıdevrimi durduracak ağırlıktaki eylemlerin sorumluluğunu taşıması zaten beklenemez…

***

MHP’nin AKP ile ittifakından sonra, halkın önünde yürüyecek tek parti Vatan Partisi kaldı; nedendir bilinmez bunlara da halk itibar etmemektedir.

Geriye kalıyor Batı’ya bağlı İyi Parti ki, o da iktidarın hedef tahtasına oturtulmuş olup, yetersiz bırakılacağı görülmektedir.

Yeni dönem, CHP’nin işgalden kurtarılması ile başlayabilir.

Bunun için de CHP tabanının yatırıldığı derin uykudan uyandırılması gerekmektedir.

Kendi örgütlerine dahi sözü geçmeyen Y-CHP’nin, milyonları sokağa indireceği şeklindeki iddiaları inandırıcılıktan uzaktır.

Son uyarı” eylemi bu durumun en açık kanıtıdır.

ABD karşıtlığının yüzde 85′i aştığı bir ülkede, her fırsatta ABD’ye bağlılığını tekrar eden, PKK ve FETÖ’den elini çekmeyen bir partinin, toplumsal muhalefete önderlik etmesi imkansız gibidir…

Cemil Can

DİPNOT:

(1) https://lookaside.fbsbx.com/file/Dersimli%20Kemal%20Tutuksuz%20Yarg%C4%B1lanacak%20%281%29.pdf?token=AWw7H2eoknYFAxXXHU4B6_57J2BMBssxkyIIXFMe_oTFQOiV8i5IklgSbU__DyFS3yvEyeTIzh0VgEMj7rRcoxgGwx36DOJV92Fg5XPTtEaWSpJpMXd3oAOZBVNWPzVBi7nKX9MeCCS8zmILh-Mn_xCHg0RKHqE8L0sAXNnXl51BIw

KADIN BAŞKAN ÖYLE Mİ?..

 Zeynep Altıok

CHP, sosyal demokrasinin önündeki en büyük engeldir” tespiti yaptıktan sonra, bu partinin il başkanlığına, oradan da milletvekili seçilen Oğuz Kağan Salıcı’nın; CHP İstanbul İl Yönetimine aldığı Zeynep Altıok; Meclis’teki odasından Atatürk’ün posterini indirmiş, Canan Kaftancıoğlu da “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” sloganını yanlış bularak, elini HDP’ye uzatıp, CHP’yi HDP ile aynı yola girdiği için eleştirenleri geri zekalılıkla itham etmişti.

24 Nisan’ı “Ermeni Soykırım”ının başladığı gün olarak anmak için halkı Taksim meydanına çağıran Canan Hanım’ı tanıma zamanı geldi:

Birleşik Haziran Hareketi‘nin (BHH) (1) yürütmesinde görev almış, “BDP Diyarbakır Siyaset Akademisi”ne yönelik operasyonda gözaltına alınan davanın sanıklarından, Kürdistan Topluluklar Birliği (KCK) davası kapsamında yargılanan antropolog Müge Tuzcuoğlu’nun (2) “Roboski İstenmeyen Çocuklar” isimli kitabına katkıda bulunan Canan Kaftancıoğlu, 13 Ocak 2018 Pazar günü yapılan seçimlerde, Y-CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun açık desteği ile CHP İstanbul İl Başkanlığı’na seçilmiştir…

CHP’nin işgaline onay verenlere hayırlı olsun!

Birleşik Haziran Hareketi, 30 Ağustos 2014 tarihinde ODTÜ Vişnelik tesislerinde “solda birlikte mücadele” olanaklarını değerlendirmek amacı ile bazı akademisyenler, partiler ve STK temsilcileri tarafından kurulmuş; kendi ifadeleri ile 2013 “Gezi Direnişi”nde mayalanmış ve 2013 Haziran Hareketi’nin devamı iddiası ile ortaya çıkmış bir “sol” harekettir.

“Ülkemizin Ortadoğu’da savaşa sürüklenmesine karşı barışı savunma” tezini öne çıkararak, “vatan savaşı”nı küçümsemekte ve Kürt sorununa PKK gibi “eşit yurttaşlık” temelinde çözümü savunmaktadırlar.

Her yerelde bir “Meclis” oluşturulmasını ve bu yerel meclislerin halkın mücadele aracı ve karar organları olarak görev yapmasını esas almışlardır.

CHP dışındaki “Sol”un kullandığı terminolojiyi benimsemiş olup, özünde ayrılıkçı Kürt hareketine paralel bir yapılanması gibidirler.

Türk Solu’nu ayrılıkçı Kürt hareketinin kuyruğuna takmak amacıyla kurdurulduğuna ve köklerinin dışarıda, dizginlerinin emperyalistlerin elinde olduğuna en ufak bir kuşku duyulmamaktadır.

Haziran 2015 seçimlerinde; CHP ve HDP ile birlikte hareket etme çağrısı ile ortaya çıkmakla, asıl amaçlarının HDP’ye “barajı atlatmak” olduğunu ortaya koymuşlardır…

CHP Genel Merkezi’nin desteği ile CHP İstanbul İl Başkanlığı’na seçilen Canan Kaftancıoğlu’nun siyasi kimliğini yukarıda özetlenen cümleler arasında aramak gerekir.

CHP’nin İstanbul İl Başkanlığı’na CHP’li olmayan, Birleşik Haziran Hareketi hayranı, Ermenilere karşı soykırım yapıldığını savunan, HDP’yi aslan gibi nitelendiren bir hanım militan seçilmiştir…

CHP İstanbul İl Başkanlığını böyle birine teslim etmekle Dersimli Kemal ne kadar iyi etmiştir sorusunun yanıtını pek yakında alacağız!..

“Meclisin fonksiyonu büyük ölçüde bitti”ği (3) açıklaması ile bir çam daha deviren Kılıçdaroğlu’nu, CHP’nin sabırlı tabanı daha ne kadar sırtında taşıyacak belli değildir!

Dersimli Kemal kongredeki konuşmasında; tutuklu milletvekili Enis Berberoğlu’nu kastederek:

“Bu kongrede bir eksiğimiz var” dedi… (4)

Halbu ki, kongrede bir fazlalık vardı:

O da kendisiydi…

Kemal Kılıçdaroğlu ile HDP’nin CHP’nin İstanbul İl Başkanlığını “kazandığını”, lakin İstanbullu CHP’lilerin partilerini PKK’ya kaptırdığını söylemekte bir yanlışlık yoktur…

Gelişmeleri izleyeceğiz…

Cemil Can

DİPNOTLAR:

1.) Birleşik Haziran Hareketi hakkında:

a.) https://www.facebook.com/pg/BirlesikHaziran/about/?ref=page_internal

b.) http://www.birlesikhaziranhareketi.org/

c.) http://www.devrimcihareket.org/birlesik-haziran-hareketine-yonelik-elestirilere-dair/

internet sitelerinden bilgi alabilirsiniz.

2.) https://bianet.org/bianet/insan-haklari/141068-muge-tuzcuoglu-dahil-9-tahliye

(3) https://www.chp.org.tr/Haberler/38/chp-genel-baskani-kemal-kilicdaroglu-istanbul-il-kongresinde-konustu-13-ocak-2018-66814.aspx

(4) http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/siyaset/904214/CHP_istanbul_kongresi…_Kilicdaroglu_ndan_AYM_kararini_tanimayan_hakimler_hakkinda_sert_aciklama.html

“ADALET VE KALKINMA YÜRÜYÜŞ”ÜNE HAZIR OL!

 hazinedar

CHP Ankara İl Başkanlığı için; Çankaya, Keçiören, Mamak ve Altındağ ilçeleri ile Çankaya Belediye Başkanı Alper Taşdelen’in ORTAK aday göstermek istediği Av. Kemal Akkurt, genel merkezi bayağı endişelendirdi:

Eski İl Başkanı Adnan Keskin’i desteklediğini açıklayan Kılıçdaroğlu, “Benim tercihim nettir. Herkes bu iradeye uyacak” dedi…

İlçe kongrelerinde oy kullanarak “parti içi demokrasi” oyununda figüran olarak görev alan üyelerin iradesi bu iki berbat cümle ile çöpe atıldı…

Tıpkı İçişleri Bakanı Soylu’nun Beşiktaş seçmenine yaptığı gibi!

2014 yerel seçimlerinde yüzde 77′lik rekor bir oyla Beşiktaş Belediye Başkanlığına seçilen Hazinedar, eski Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül’ün liderliğini yaptığı Türkiye Değişim Hareketi‘nin (TDH) bir neferiydi (1) ve CHP seçmeninin önüne aday olarak konulmuştu…

TDH’nin arkasında da Fetullah Gülen Cemaati‘nin olduğu da saklı gizli değildi. (2)

Buna rağmen, hakkında soruşturma ve koğuşturma yapılmadan seçilmiş bir belediye başkanının İçişleri Bakanlığı tarafından görevden alınması şeklinde “irade” açıklanması yakışık almadı.

Ne var ki, Kılıçdaroğlu da Ankara’daki CHP seçmenine saygısızlık yaptığı için bu konunun üzerine yeterince gidemiyor…

Muhalefet kendi seçmeninin iradesine değer vezmezse, iktidardan aksi davranışı beklemek hayalcilik olur…

***

Seçmeninin kullandığı oya sahip çıkamayan Y-CHP’ye bundan sonra verilecek oyların akıbeti ne olacaktır?

Anayasa referandumunda geçersiz (mühürsüz) oyların, geçerli sayılmak suretiyle başkanlık rejimine geçilmesine tepkisini; Ankara’dan İstanbul’a “Adalet Yürüyüşü” yaparak ortaya koyan bir anlayışın, bundan sonraki (yerel, genel veya Cumhurbaşkanlığı) seçimlerinde; CHP’ye verilen oyların AKP’ye yazılmasının önüne nasıl geçeceğiniçok merak ediyorum!..

Karşı tarafın “sopalı ve silahlı adamları” (3) yine sokaklarda olacağına göre; Y-CHP, önümüzdeki seçimlerde yaşanacak olumsuzlukları, bu defa da Ankara’dan Tunceli’ye “Kalkınma Yürüyüşü” yaparak protesto etmekten başka ne yapabilir?

Rize’ye doğru “Adalet ve Kalkınma Yürüyüşü” de yapabilir pekala!…

***

İç çekişmelere yol açanın bu partide yeri yoktur” ve “Gün parti içinde yarışma günü değildir” diyerek; Ankara İl Kongresini 256′ya karşı 331 oyla “kazanan” Kılıçdaroğlu, “parti içi demokrasi”den ne anlamış olduğunu ortaya koyduktan sonra, yeni yönetime hedef olarak büyükşehir belediyesinin alınmasını gösterdi… (4)

Ne büyük hedef ama!

CHP’yi tek ortaklı limited şirket gibi yöneten Kılıçdaroğlu, başkent il yönetimine gösterdiği hedefle, iktidar alternatifi olmadığını da kabul etmiş oluyor…

***

Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, Kılıçdaroğlu ile yaptığı görüşmedeki ortak vurgu:

11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün 696 Sayılı KHK ile ilgili yaptığı açıklamaların “Son derece makul ve bir devlet adamı yaklaşımıyla yapılmış” olduğu idi…

Dersimli Kemal, CHP tabanını 2019′da yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçiminde Abdullah Gül’e oy vermeye hazırladığı çok belli oluyor!

“İkinci Ekmeleddin olayı”nı yaşamadan önce hafıza tazelemek şart oldu:

Maslak’taki Ayazağa Kasrı’nı çalışma ofisi olarak ve devlete ait 17 aracı siyasi faaliyetlerinde kullanan Gül, “Susmayacağım” diyerek Erdoğan ile yollarını ayırmış gibi görünüyor.

Y-CHP ve HDP tarafından sorumluluk almaya davet edilen Gül’ün, sicili hayli kabarıktır:

Gül, 2 Nisan 2003 tarihinde Dışişleri Bakanı iken ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell’la 2 sayfa 9 maddelik bir anlaşma imzalamıştı. Bu anlaşma ile eyalet sisteminin önü açılmış ve “Kürdistan”ın alt yapısı için önemli bir adım atılmıştı. Ayrıca, Türk Ordusu’nun gücü ve kabiliyetinin sınırlandırılması da bu anlaşma ile kabul edilmiş ve PKK’ya sınır ötesi harekat yapılmayacağı taahhüt edilmişti. ABD’ye şartsız üst verme ve Kıbrıs’ta Annan Planı’nın desteklenmesi de yine bu anlaşmanın maddeleri arasındaydı…

Abdullah Gül, CIA’nın FETÖ eliyle uygulamaya koyduğu “Ergenekon” kumpasına destek vermiş; “Savcı bulun, delillendirin” (5) demesi üzerine de; Zekeriya Öz bulunup, delil üretimine geçilmişti!.. 9 Mart 2009 günü “Kürt sorununda iyi şeyler olacak” (6) sözleriyle başlayan “Kürt Açılımı”nda PKK ile masaya oturulmasını da Abdullah Gül savunuyordu. Gülen’e yeşil kart verilmesi için Amerikalılara mektup yazıp ricacı olmuştu. (7) 2003 yılında kendi imzası ile bir genelge hazırlatmış ve Gülen okullarının yurtdışında desteklenmesi talimatını vermişti. (8) Cumhurbaşkanlığı sırasında danışmanlarını Gülen Cemaati’nden seçen Abdullah Gül, eski Kırgızıstan Cumhurbaşkanı Kurmanbek Bakiyev’e baskı yaparak, Manas Havaalanındaki ABD üssünü kapatmamalarını talep etmişti. (9) MEB’nın Gülen okullarını kapatmaya ve kamu kurumlarından FETÖ üyelerini tasfiye edilmeye başlanması üzerine, Fetullah Gülen, Abdullah Gül’e mektup yazarak, bu durumun sona erdirilmesi için yardımını istemişti. (10) 4 Şubat 2013 günü “Şangay ABD’nin alternatifi değil” (11) diyerek, Atlantik sisteminin savunulucuğunu yapmıştı…

Kılıçdaroğlu’na göre “makul devlet adamı” tarifi bu şekildedir ve makul devlet adamının ete kemiğe burunmuş hali: Amerika Dışişleri Bakanlığı bursu ile yetiştirilmiş liderlerden biri (12) olan Abdullah Gül’üntaa kendisidir!..

ABD çıkarlarını korumada yetersiz kaldığı anlaşılan Y-CHP Genel Müdürü Dersimli Kemal’in “yeni” planından anlaşıldığına göre; 13. Cumhurbaşkanı ya AKP’li (Abdullah Gül) olacak ya da AKP’li (Recep Tayyip Erdoğan) olacak!..

Cemil Can

 

 

DİPNOTLAR:

(1) http://besiktas.bel.tr/sayfa/1174/ozgecmis

(2) https://www.youtube.com/watch?v=NZj8LC2vsW0

(3) http://www.dunya48.com/cemil-can/30232-cemil-can-adalet-degil-referandumun-yenilenmesini-istiyoruz

(4) http://aa.com.tr/tr/politika/chp-genel-baskani-kilicdaroglu-ic-cekismelere-yol-acanin-bu-partide-yeri-yoktur/1023934

(5) https://odatv.com/abdullah-gul-bu-sozlerinde-samimi-mi-2010101200.html

(6) http://t24.com.tr/haber/gul-kurt-sorununda-iyi-seyler-olacak,33742

(7) https://odatv.com/abdullah-gulun-gulen-icin-yazdigi-referans-mektubunu-kendi-ellerimle-abdye-verdim-1003141200.html

(8) http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/73301/Cemaat_genelgesine_iptal.html

(9) http://tr.farsnews.com/world/news/13961015000690

(10) http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/73301/Cemaat_genelgesine_iptal.html

(11) http://www.diyarbakirsoz.com/politika/cumhurbaskani-gul-sangay-grubu-abnin-alternatifi-degil-81479

(12) http://www.yenicaggazetesi.com.tr/abd-disisleri-gulu-biz-yetistirdik-28291h.htm

 

 

ABA ALTINDAN SOPALAR ÇIKTI!..

26055662_933607576802608_7121497751399483424_n

Yargıtay’ın FETÖ üyesi kabul edilmek için kanıt olduğuna karar verdiği haberleşme programı “ByLock”u, delil olmaktan çıkartmak ve mağdur sayısını artırmak için şeytanca bir planı uygulamaya koydular:

Hazırladıkları “Kıble bul”, “sözlük ara”, “müzik indir” vb. gibi 8 ayrı uygulama ile 11480 kişiyi yurt dışındaki ByLock “server”larına yönlendirip tutuklanmalarını sağladılar.

Dijital kanıt” yaratma konusunda uzman olan FETÖ’nün, kim bilir daha ne marifetleri var?

Neyse ki, Yargıtay 16. CD, ByLock’un “aktif olarak kullanılması halinde” delil olabileceğine hükmederek, bu oyunu da boşa çıkarttı…

Bu gerçekler ortada iken, Erdoğan’ın tutuklulara “tek tip elbise” giydirmekteki ısrarı, tahliye edilmesi beklenen tutuklulara yapılmış ağır bir haksızlık olduğuna kuşku yok.

696 Sayılı KHK’nin 121. maddesi ile getirilen düzenleme ise, Erdoğan’ın iki ayağına birden kurşun sıkması gibidir; üzerinde konuşmaya bile değmez…

AKP cephesini dahi ikiye böldü ki, oradan bile FETÖ işi olduğu bellidir…

Ayrıca yürürlükteki yasalara göre suç olan eylemleri geçmişte işleyen ve gelecekte işleyecek olanları kovuşturmadan muaf tutacak düzenlemeler, sonuçları itibariyle “af yasası” hükmündedir.

Bu tür düzenlemeler TBMM’nin beşte üç çoğunluğu (330 milletvekili) ve yasa ile yapılabileceğinden KHK’nın 121. Maddesi yok hükmündedir.

Anayasa Mahkemesine yapılacak başvuru ile bu durumun tespiti yeterli olacaktır.

En şık olan ise, hükümetin yeni bir KHK ile gereğini yapıp, tartışmaları sonlandırmasıdır.

Zira 15 Temmuz darbe girişimi sırasında FETÖ’cülere karşı koyanlar zaten TCK’nun 25. Maddesi (meşru müdafaa) koruması altındadır…

***

2017’nin en göze batan olayı; emperyalistlerin “görünmez eli”nin marifetleridir.

Bu el gelişmekte olan ülkelerin her yerindedir:

İran’ın Meşhet kentinde başlatılan “pahalılık isyanı”nı iç dinamiklerin ortaya çıkarttığı bir toplumsal hareket olarak kabul etmek zordur.

Trump’un eylemcilere verdiği destek bu soruya “hayır” yanıtı vermemize neden oluyor:

İran hükümeti insanların kendini ifade etme hakkı da dâhil tüm haklarına saygı duymalıdır. Tüm dünya izliyor!” (1) şeklindeki mesaj; hem tehdit içeriyor hem de emperyalistlerin hedef ülkelerde ne kadar uzun vadeli örgütlenmeler içerisinde olduğunu gösteriyor.

Ezilen ulusların, birleşmeden emperyalizmle baş etmelerinin ne kadar zor olduğu, bu olaylar nedeniyle bir kez daha anlaşılmıştır…

***

Dünyada neler olup bittiğin anlamak için, ABD’nin Türkiye’nin başına sardığı belaları anlamak yeterli olacaktır.

Yılın son gününde, sondan başlayıp bir iki hafta kadar geriye gidersek şu manzara ile karşılacağız:

Ülkemizin güneyinde Esad, ABD destekli Kürtleri vatan haini ilan ettikten sonra, Deyrezor’da PKK/PYD unsurlarını topa tuttu.

Asıl bombalanan ise ABD oldu!..

Fırat’ın batısında kontrolü ele geçiren Suriye Ordusu, bundan sonraki hedefini Fırat’ın doğusu olarak açıkladı.

Bir anlamda meydan okumadır ve zaferin ilanıdır…

ABD Savunma Bakanı Jim Mattis, PKK/PYD’yi korumak amacı ile Fırat’ın doğusuna geçmeye hazırlanan Suriye yönetimine:

Belirlenen sınırı geçmek hata olur” çağrısında bulundu. (2)

Kibarca yapılmış bir tehdit olduğu tartışmasızdır…

ABD, hala Suriye’nin içerisinde sınır belirleme hakkını kendinde görebiliyor!

İran yönetimine “Tüm dünya izliyor” diyerek aba altından sopa gösteren ABD, Suriye’de ise “sınır belirlemeye” çalışıyor!

Meşru hükümete “sınırı geçme” demek, sınır tanımazlığın dik alasıdır ve açık bir gözdağıdır.

2018’de emperyalist tehditleri boşa çıkartılmak mecburiyettir…

***

Biraz da kuzeyimize bakalım:

Asıl sorunlu alan Türkiye ile Rusya arasındadır.

Taraflar her ne kadar açıkça söylemiyorsa da üzerinde kolayca aşamayacakları hususlar bir bir ortaya çıkıyor:

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, El-Nusra Cephesi’nin dış ülkelerden yardım aldığını gösteren verilere sahip olduklarını söyledi… (3)

Lavrov, bugün itibariyle terörle mücadeledeki ana görevinEl-Nusra’yı yenmek olduğunu da kaydetti…

El-Nusra vurgusu son derece önemlidir.

El-Nusra’ya hangi ülkeler yardım ediyordu?

Yakın geçmişte bu konu ile ilgili olarak Türkiye’nin hedef tahtasına oturtulduğunu biliyoruz.

Aydınlık gazetesi, 30 Kasım 2015′ tarihinde “Yine TIR, yine silah” manşeti ile silahların El-Nusra’ya gittiği haberini vermişti…

Bu konunun önünde sonunda başımıza dert açacağı belliydi!

El-Nusra’nın amacı Esad’ı devirmektir.

Reis’in ki de öyleydi ve bu amacından henüz vaz geçmiş görünmüyor!

Lavrov’un bu konuyu yeniden gündeme taşımasını, Türkiye’ye aba altında gösterilmiş sopa olarak değerlendirmek yanlış olmayacaktır…

Anlaşılan düşürülen Rus uçağının hesabını soracaklar.

Ama nasıl?..

***

Putin yönetiminin her şeye rağmen, PKK/PYD ile ilişkisini sürdürmesini de aynı kapsamda değerlendirebiliriz…

Oysa Erdoğan, Vlademir Putin ve Hasan Ruhani ile Soçi’de yapılan zirvenin ardından; “Ankara-Şam arasında ortak çalışma olabilir mi?” sorusuna:

Siyasetin kapıları son ana kadar her zaman açıktır” yanıtını vermişti…

Kapı açık olmasına açık da içeri giren yok!..

***

Rusya Genelkurmay Başkanı Valeriy Gerasimov, Komsomolskaya Pravda gazetesine verdiği demeçte; Suriye’nin güneyinde bulunan El-Tanf’taki ABD’ye ait üssün Suriye tarafından tamamen abluka altına alındığını söyledi.(4)

ABD ise, Suriye ordusunun kontrolündeki alanlarda operasyon yapmayacağını da açıkladı.

Abluka altında yapılan bu açıklama ne kadar samimi olabilir?

ABD, Suriye’de yenilgiyi kabul etti demektir…

***

Bu sıcak gelişmeler yaşanırken; Erdoğan, Tunus Cumhurbaşkanı El Sibsi ile yaptığı ortak basın toplantısında:

Esed ile yürümek mümkün değil. Esed bir defa kesinlikle açık ve net söylüyorum devlet terörü estirmiş bir teröristtir. Suriye’de huzur yok ve Esed ile de bu huzur oraya gelmez” diyerek, eski çizgisine geri geldi.

Esad’ın PKK/PYD’yi vatan haini ilan etmesinden hemen sonra; Erdoğan’ın, Esad’ı “terörist” ilan etmesi anlaşılır gibi değildir…

Bu açıklamayla paralel olarak; Suriye’nin kuzeyinde “İkinci İsrail”i kuramayacağını anlayan ABD’nin Dışişleri Bakanı Rex Tillerson da; Beşar Esad’ın herhangi bir rolünün olmadığı bütünleşmiş bir Suriye istediklerini söyledi…

ABD’nin Suriye’de kaybettik, bari Türkiye’yi kazanalım hesabı içerisinde olduğu bellidir…

Bu arada; ABD’nin Türklere koyduğu vize yasağının kalkması, Erdoğan’ın yeniden ABD’ye mi yaklaştı sorusunu da akıllara getiriyor!..

Reis’ten beklenmeyecek bir davranış değildir.

Tillerson, New Yort Times gazetesinde yayınlanan makalesinde; “Çıkarlarımız kesiştiği yerlerde Rusya ile çalışma ihtiyacının farkındayız. Cenevre müzakerelerinin, Beşar Esat ile ailesinden azade bir Suriye yaratacağından eminiz” diyerek Erdoğan’ın açıklamasına paralel şeyler söylemesi (5) de bu yargıyı güçlendiriyor.

ABD, adeta Rusya’ya “mütareke” öneriyor!..

***

Erdoğan’ın açıklamasından iki gün önce (25.12.2017 günü) Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın:

Rusya ve İran ‘Esed kalmalı’ diyor. Biz ‘Hayır, Suriye’nin geleceğinde Esed’in rolü olmamalı’ diyoruz. Çünkü Esed meşruiyetini ve liderlik vasfını yitirmiştir” diyerek yeni yol haritasını göstermişti…

Rusya ile her an köprüleri atabilecek bir noktaya gelen Erdoğan’ın, ABD’nin öncülüğünde kurulan “Koalisyon Güçleri”ne yeniden katılıp katılmayacağı tartışılmaya başlandı…

Rotasını ŞİÖ’ne çeviren Türkiye, yeniden NATO’ya dönebilir mi?

Erdoğan’ın bölge ülkelerini şok eden son açıklaması üzerine; Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mariya Zaharova en can acıtıcı açıklamayı yaptı:

Suriye yönetimi ve lideri hakkında söylenen bu sözlerin herhangi bir hukuki temeli yok. Bunlar asılsız açıklamalar. Bunun için herhangi ek bir değerlendirme ya da argümana da gerek yok. Etik açıdan ne anlama geleceğinden de bahsetmeyeceğim” dedi… (6)

Diplomatik dilin en etkili şekilde kullanılmasına örnektir…

***

Bu gelişmeler, IŞİD’in (DEAŞ) neredeyse tamamen etkisiz hale getirildiği bir dönemde yaşanıyor.

Bu arada Fırat Kalkanı Harekatı ile güvenli hale getirilen bölgeyi, “ellerinde tutmak ve Esad rejimi ile DEAŞ, PKK/PYD gibi terör örgütlerine karşı halkı savunmak amacı” ile Özgür Suriye Ordusu’na (ÖSO) bağlı 30 alt grubun “Milli Ordu” adı altında birleştiği açıklandı. (7)

Biliyoruz ki ÖSO, Erdoğan’ın göz bebeğidir…

Peki, Suriye’nin meşru ordusuna paralel olarak ÖSO’nun kurduğu “milli ordu” da neyin nesidir?..

Rusya ve Suriye’nin bu durumu kabul etmesi mümkün mü?

Gerginliği tırmandıran temel gelişme pekâlâ bu olabilir…

ABD ile namlu namluya geldikten sonra Rusya ile de mi geliyoruz?!

Bütün yumurtaları aynı sepete koymak ne kadar doğru?

***

Peki şuna ne demeli:

Birbirine düşman iki cepheden de silah alıyoruz!

Rusya’nın silah ve teknoloji şirketi Roctec’in Genel Müdürü Sergey Çemezov, Türkiye’nin Rusya’dan 4 tabur S-400′ü 2,5 milyar dolara satın aldığını açıkladı. (8)

ABD’li silah üreticisi Raytheon ise, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 10 ülke ile füze satışı için sözleşme imzalandığını açıkladı. (9)

Hem ABD hem de Rusya ile silah alış verişi, hem İsa’ya hem Musa’ya yaranmak isteğimizi gösterir.

Bu tutum Türkiye’nin bölgedeki etkinliği ve güvenilirliği azaltmaz mı?…

***

Hepsi bir yana; Erdoğan’ın yol arkadaşları da, Erdoğan’a karşı sahaya hangi güç indirdi? (10)

Belli ki, “Tarzan” zor durumdadır.

Reis, bir şekilde başının çaresine bakar da 80 milyonun ödeyeceği ağır fatura için Devlet aklının devreye sokulma zamanı gelmedi mi?..

2018 daha zor geçecek gibi…

Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1) http://www.hurriyet.com.tr/trump-tum-dunya-izliyor-40695431

(2) https://www.aydinlik.com.tr/esad-pyd-yi-vurunca-abd-telaslandi-dunya-aralik-2017

(3) https://tr.sputniknews.com/ortadogu/201712271031577706-lavrov-nusra-dis-ulke-destek-verilerimiz-var/

(4) https://tr.sputniknews.com/ortadogu/201712271031576277-rusya-suriye-abd-abluka-el-tanf-ussu/

(5) http://www.haber7.com/dunya/haber/2457500-abd-esadsiz-bir-suriye-istiyoruz

(6) https://tr.sputniknews.com/rusya/201712281031597605-rus-disisleri-erdogan-esad-terorist-yanit/

(7) https://www.sabah.com.tr/dunya/2017/12/31/oso-milli-orduyu-kurdu

(8) http://www.hurriyet.com.tr/son-dakika-rusyadan-flas-turkiye-aciklamasi-40631107

(9) https://www.ntv.com.tr/dunya/turkiye-abdden-amraam-fuzeleri-satin-aliyor,P96gdilN1Ei8TIyNDF7Wmw

(10) https://tr.sputniknews.com/turkiye/201712301031625530-abdullah-gulden-erdogana-yanit/