Biz kazanacağız!..
TwitterFacebookGoogleYouTube

BİYOLOJİK SAVAŞ!..

sekerlemeler

Bilgisayarınız elinizdedir.

Wikipedia” ansiklopedisine sorun bakalım, Nişasta Bazlı Şeker (NBŞ) hakkında ne diyecek size.

Ben sordum; “daha önce bu konuda açılmış sayfamız yok, siz açabilirsiniz” dedi…

Çok ilginç geldi bana!

Şeker pancarı ve şeker kamışından üretilen doğal şekerin yerine, insanlara yedirilen NBŞ hakkında dünyanın en büyük ansiklopedisinde bilgi yok…

Küresel sermayenin aleyhine yazmak kolay değil tabi!..

***

NBŞ’nin zararları saymakla bitmeyecek kadarmış:

Sigaradan bile zararlıymış meğer!

Sigaraya karşı savaş açan Uzun Adam, oradan kazandığı sevabı, NBŞ konusundaki günahı ile bitirecek gibi.

İnsan metabolizmasında anarşiye neden olan NBŞ, sindirilmeden kana karıştığı için karaciğer yağlanmasına neden olurmuş; “insülin” salgılatmadığı için de tokluk hissi hormonunu uyarmıyor ve aşırı yemeye, (“obezite”ye) sebebiyet veriyormuş.

O kadar olsa iyiydi:

Başta kolon ve meme kanseri olmak üzere, pek çok kanser türünün de NBŞ ile tüketilen “fruktoz”dan kaynaklandığı tespit edilmiş.

İnsülin direncini artırdığı için şeker hastalığına da kapıyı o aralıyor…

NBŞ’nin üretiminde civa da kullanılıyor, bir de onun zararları var tabii!..

Her biri alanında uzman 12 bilim adamından oluşan Bilim Kurulu, Sağlık Bakanlığı için hazırladığı raporda; yukarıdaki çarpıcı tespitlere yer vermiş… (1)

Küresel sermayeye değil, bilime teslim olmalıyız!

***

Bu bilgiler ışığında; 25 şeker fabrikamızın 14’nün özelleştirilmesinin ortaya çıkartacağı sonuçlar “Biyolojik Savaş”tan farksızdır!..

Biyolojiksavaş, zehirli maddeler kullanılarak insan, hayvan ve bitkilerin öldürülmesi ya da etkinliklerinin kısıtlanmasına yönelik bir savaş yöntemi olarak tarif edilir.

Biyolojik silahlar, insan metabolizmasını etkileyerek etkisini gösteren biyolojik kaynaklı silahlardır.

Biraz daha açalım:

Üreyerek çoğalan mikroplar olan; bakteri ya da virüsler, hedef bölgeye saçılmasının ardından yerel halka bulaşır ve kişiden kişiye yayılarak asıl etkisini gösterip, ölümlere neden olurlar…

Bir milletin, biyolojik silahlar dahil bütün kaynaklarını seferber ederek, başka bir millete kesin olarak iradesini kabul ettirmek amacıyla yaptığı topyekun savaşta; sivil yoktur, herkes asker kabul edilir…

Zaman içerisinde alternatifleri yok edilen nişasta bazlı tatlandırıcıların, bizim gibi az gelişmiş ülkelerde biyolojik silah etkisi göstereceğini tahmin etmek için uzman olmak gerekmez…

***

Şeker pancarından üretilen şekerin, nişasta bazlı şeker ile rekabet etme şansı da sıfırdır.

Söylenenlere göre, pancardan üretilen şeker, nişasta bazlı olandan çok daha pahalıdır.(2)

Bedava mezar bulsa içine girecek olan halkımız, bu kadar ucuza elde edilen zehri tereddüt etmeden tüketir!

Radyasyonlu çayların, devlet desteği ile nasıl tüketildiği ve Karadeniz Bölgesinde kanser vak’alarının ne biçim arttığı hafızalarımızdadır…

***

Hükumet tarafından kotası artırılan NBŞ’nin, pancar üretimini bitireceği ve piyasaya kayıtsız şartsız egemen olacağı tartışmasızdır.

Biyolojik silah etkisi gösterecek olan NBŞ’nin, tüketimi ile kanser vak’aları da artacağından, kanser ilaçlarını üreten firmalara çok büyük bir pazar hazırlanmış olacaktır.

İlaçta dışarıya olan bağımlılığımızın biraz daha artacağını söylemeye gerek var mı?

Birkaç yıl sonra bütün kaynaklarını sağlığa ve beslenmeye ayırmak zorunda kalacak ülkemizi, bir tek mermi atmaya gerek kalmadan teslim almak, çok daha az maliyetli ve kolay olacaktır…

***

Şeker fabrikalarından çalışanların kamuya aktarılacak olması, işçi eylemlerini engelleyerek, gerçekte küresel şirketlerin işini kolaylaştırmaktan başka işe yaramayacaktır.

Şeker fabrikalarının özelleştirilmeye başlaması ile pancar üretimi duracak; buna bağlı olarak yem sanayiine de ağır bir darbe indirilmiş olacaktır.

Dolayısıyla hayvancılığık sektörü zarar görecek, kırmızı et konusunda dışa bağımlılığımız daha da artacaktır.

Şeker İş Sendikasının bu konuda verdiği mücadele ise, ne yazık ki, duyulmamış ve yeterince sahiplenilmemiştir.

AB ülkelerinde yüzde 2 olan tatlandırıcıların payının (NBŞ kotalarını), Türkiye’de yasa ile yüzde 10 gibi yüksek bir oranda belirlenmiş olmasına karşın, her yıl Bakanlar Kurulu’nca rutin bir şekilde, yüzde 50 oranında artırılmasını anlamak mümkün değildir…

Bu hatalı politikalar; sektörde pancar şekeri aleyhine dengeleri bozmakta, pancar şekerinin pazar payını daraltarak stok oluşumuna neden olmakta ve üretimine ciddi darbe vurmaktadır.

Kota artırımı ile NBŞ üretimi fiili olarak pancar üretiminin yüzde 17’sine ulaşmış bulunmaktadır… (3)

***
Halk sağlığını tehdit eden politikaların arkasında mutlaka bu işlerden “
rant” sağlayan küresel güçler ile yerli işbirlikçileri vardır.

Hükumetimizin hatalı şeker politikalarının arkasında; ABD’nin dördüncü zengin ailesine ait Yahudi sermayeli bir küresel şirket olan Cargill(4) ile yerli işbirlikçilerinin olduğu konuşulmaktadır.

70 ülkede 155 bin çalışanı ile zehir üreten Cargill firmasının ürünleri, gelişmiş bütün ülkelerde yasaklanmıştır!..

Cargill, içerisinde bizim de bulunduğumuz geri kalmış ülkeler için zehri, Bursa’nın Orhangazi ilçesinde üretmektedir.

Bu cenaze levazımatçısı şirket, 500 öğrenci kapasiteli bir ilköğretim okulu ile 300 hastaya hizmet veren bir sağlık ocağı yaparak, ilçede yaşayanların üzerine ölü toprağını serpmiştir.

Bürokraside ne kadar gücü var, onu bilemiyoruz işte…

İlginçtir:

Türkiye Şeker Fabrikaları A.Ş.’nin hazırladığı raporda; NBŞ’nin zararları hakkında bir tek cümle bile yazılmamıştır. (5)

***

Sonuç olarak:

Gazlı içecekler ve üretiminde nişasta bazlı şeker kullanılan gıda maddeleri, fare zehrinden daha beterdir!

Anlaşılan odur ki; Suriye’de emperyalizme karşı kahramanca savaşan Türk Milleti, gıda terörü ile teslim alınmak istenmektedir.

Ülkemiz olağanüstü bir dönemden geçerken, hükumetin şeker fabrikalarının köküne kibrit suyu akıtması, emperyalizme teslim olmakla eş değerde bir gaflettir…

İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in bu satışları “hainlik” olarak nitelemesine (6) hükumet kanadından yanıt verilmemiş olması ise, can acıtıcıdır…

Cemil Can

DİPNOTLAR:

  1. https://www.aydinlik.com.tr/nisasta-bazli-seker-icin-zehir-gibi-rapor-saglik-subat-2018

 

  1. http://www.tepge.gov.tr/Dosyalar/Yayinlar/79c6fa36b12645029a30be169bf09e4c.pdf

 

  1. http://www.sekeris.org.tr/s74__nisasta_bazli_seker_uretim_kotalarina_karsi_mucadelemiz.htm

 

  1. https://www.cargill.com.tr/tr/anasayfa

 

  1. http://www.turkseker.gov.tr/sektor_raporu_2017.pdf

 

  1. http://www.yenicaggazetesi.com.tr/meral-aksener-hatayda-konustu-185098h.htm

 

 

 

DALGA GEÇMİYORLAR!

 abd-pkk_1

ABD Savunma Bakanı James Mattis:

YPG’yi PKK’ya karşı savaştırabiliriz” dedi. (1)

Dalga geçmiyorlar:

Her ikisi de onların kara gücü değil mi?

Aynı karargâha bağlı iki birliği birbiri ile savaştırmak çok mu zor?

Komuta kademesi, savaşacak askerlere, sanki karşısında kimin olduğunu açıklamak zorundadır!

Askere, savaşır mısın diye de sormazlar…

Dolayısıyla, Mattis askeri bir gerçekliğin altını çizdi.

Samimi olup olmadığı ise ayrı konudur…

Asıl dalga geçilen ve piyon olarak değerlendirilen Kürtlerdir…

Bu sözler, komutanlarının kendilerine verdiği değeri gösterir!..

***

ABD, 2019 Bütçesine; Savunma Bakanlığı (Pentagon) için ayrılan paranın 550 milyar dolarını kara gücü PKK/PYD için koydu.

Kürtler, sonunda ABD Bütçesine de girdiler!

Eğit donat programı” için 300 milyar dolar, “Sınır güvenliğinin artırılması için” 250 milyar dolar, fazla biledir…

Yıllardır karın tokluğuna askerlik yaptılar.

CIA’nın internet sayfasında ise “Ülke Profilleri” başlığı altında; PKK/PYD’ye, “Suriye’deki yabancı kaynaklı terör örgütleri” arasında yer veriliyor.(2)

Bu çelişkiyi fark eden ABD Özel Kuvvetler Komutanı Orgeneral Thomas, PYD/YPG’nın adını Suriye Demokratik Güçleri (SDG) olarak değiştirmesini önerdi.

Artık; PKK/PYD’ye kara gücümüz demeyecekler; SDY’ye “partner” demeye başladılar bile…

Kürt “devrimciler”, ne kadar övünse yeridir!

ABD ile ortak oldular ya, ona bak…

***

IŞİD Karşıtı Koalisyon Sözcüsü Albay Ryon Dillon:

Fırat’ın doğusunda Ebu Kemal yakınlarında IŞİD’in elindeki son cepheleri almaya çalışan SDG’li partnerlerimize desteğe odaklanmış durumdayız” diyerek bu gerçeği teyit etti…

Rusya’nın BM Daimi Temsilcisi Nobenzia, PKK/PYD’nin Ocak ayında Suriye’de 400 IŞİD’liyi serbest bıraktığını ve bunların 120’sinin SDG saflarına katıldığı belirtti…

Kardeş birlikler!

Emeğin hakkını alması amacıyla 70’li yıllarda siyaset sahnesine çıkan Kürtler, 40 yıllık mücadele sonunda, en büyük emek düşmanı ABD’nin, Rahmetli Harun Karadeniz’in deyimi ile “kapitalsiz kapitalistler” sıfatını alarak küçük paylı ortağı oldular!..

***

Emperyalistlerin ortakları ve kara gücü ile Mehmetçik 30 gündür cephede savaşıyor.

Biz, düşmanın cephe gerisindeki adamları ile baş edemiyoruz.

Emperyalizme tarihindeki ilk yenilgisini yaşatan Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün partisini kaşla göz arasında ele geçirdiler!..

Abartma yapmıyorum;

CHP’nin 36. Kurultayı’nda en fazla ikinci oyu alarak Parti Meclisi’ne seçilen (3)Selin Sayek Böke, Habertürk’te sorulan bir soru üzerine, PKK/PYD/YPG’nin terör örgütü olduğunu söyleyemedi:

Şimdi ne ben ne arkadaşlarım bir yapının terör örgütü olarak değerlendirme yapacak istihbari bilgiye ve yapıya sahip değilizdedi… (4)

Bir an için bu kadroya ülke yönetiminin verildiği düşünün.

Dost kim, düşman kim, ordumuz bugün kiminle savaşıyor bilmiyorlar!..

Yazık oldu CHP’ye, hem de ne yazık!

Daha önceleri işgal mandası komutanı Dersimli Kemal, daha büyük bir çam devirmişti:

YPG, terör örgütü değil, vatanını kurtarmak için örgütlenmiş bir oluşumdur” demişti. (5)

Kuvayı Milliyecilerin CHP’si, bu adamları elinde “Amerika’nın Sesi” radyosu haline getirildi!

Tek işleri:

Türk halkını aldatmak için okyanus ötesinden kurulan cümleleri, Türkçeye çevirip tekrarlamaktan ibarettir…

***

Selin Sayek Böke için “Biderberg’in yıldızı” da diyorlar.

22 ülkeden 140 katılımcının yer alacağı toplantıya daha önce AKP’ye yakın isimlerin katılımı dikkat çekerken bu yıl Türkiye’den CHP merkezli katılım dikkat çekiyor.” (6)

4 numaralı dipnotu açarak bu haberi mutlaka okumanızı öneriyorum.

Kime oy verdiğinizi ve vereceğinizi bilin istiyorum.

Aynı zamanda, CHP’nin Kurultay delegesinin röntgen filmini de görebileceksiniz.

CIA’nın yan kuruluşu veya gölge CIA olarak da bilinen Stratfor’un, TR 705 numaralı haber kaynağı Sezgin Tanrıkulu, fazlasıyla yıprandığı için PM’ne seçilmemiştir.

Gerçekte Y-CHP’nin genel başkanı odur, Kılıçdaroğlu sadece vitrin süsü olarak Atatürk’ün koltuğunda oturtulmaktadır.

Hazretin, ABD ve delege nezdinde değerinden bir şey kaybettiği yok!..

Tıpkı, genel seçimlerden önce HDP’yi desteklemeyenleri “gerizekalı” olarak itham eden İstanbul İl Başkanı Canan Hanımefendi gibi…(7)

***

CHP’nin Kurultay delegelerinin ezici çoğunluğu, HDP’ye yakın olan kişilerden seçilmiştir.

6 Ok’la uzaktan yakından ilgileri yoktur.

Nitekim, APO’nun etnik kimliğe vurgu yapan “eşit vatandaşlık” talebi, Kurultay Sonuç Bildirgesinin 6. Maddesinde:

Kürt sorunu eşit yurttaşlık temelinde, ulusal bütünlük ve toplumsal uzlaşı ile çözülecektir” şeklinde formüle edilerek, oybirliği ile kurultay kararı haline getirilmiştir… (8)

40 yıldır yaşadıklarımızdan Türkiye’de etnik sorun olmadığı, terör sorunu yaşadığımızı ve bunun da arkasında ABD’nin olduğunu anlamayan kalmadı…

Buna rağmen, Y-CHP’nin terör sorununu “etnik sorun” olarak kabul edip, “eşit yurttaşlık” temelinde; üstelik de “toplumsal uzlaşı” ile çözmeyi vaat etmesi, AKP’nin terk ettiği “Kürt Açılımı”nı sahiplenmekten başka bir anlama gelmemektedir…

Vaktinde açılıma da “açık çek” kesen Dersimli Kemal Efendi’yi, CHP’nin dış kapısı önüne koymaktan başka çıkış yolumuz kalmamıştır.

Benden söylemesi…

Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1) https://tr.sputniknews.com/turkiye/201802151032267152-bozdag-abd-ypg-silah/

(2) https://www.cia.gov/library/publications/the-world-factbook/geos/sy.html

(3) http://www.bbc.com/turkce/haberler-turkiye-42949640

(4) https://www.aydinlik.com.tr/chp-li-selin-sayek-boke-pyd-teror-orgutudur-demedi-politika-subat-2018-2

(5) http://t24.com.tr/haber/kilicdaroglu-ypg-teror-orgutu-degil-vatanini-kurtarmak-icin-orgutlenmis-bir-olusum,274588

(6 ) https://odatv.com/bilderbergin-yildizi-chp-1006151200.html

(7) https://www.aydinlik.com.tr/chp-lilerin-buyuk-caresizligi-iste-chp-nin-istanbul-il-baskani-adaylari-politika-ocak-2018-2

(8) http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/siyaset/918831/CHP_genel_baskanini_secti__2019_a_Kilicdaroglu_yla.html

 

 

 

PARTİ ÜYESİ Mİ?

 

 

 

 

 

 

 

SİYASİ PARTİ ÜYESİ İLE MAHALLE TAKIMI TARAFTARI ARASINDAKİ FARKLAR

CHP Tüzük’ünün 5. maddesinin 3. fıkrasına göre;

Partililer; özel yaşamlarında, görevlerinde, işlerinde ve üyesi bulundukları kuruluşlarda, partinin ilkelerine ve doğrultusuna uygun davranırlar ve çalışırlar.

Yani; CHP üyeleri genel başkana uşaklık ve kapı kulluğu yapmazlar!

Her üye aynı zamanda parti müfettişi gibi yetkili ve sorumludur.

Tüzük’ün 5. maddenin 5. fıkrasına göre;

Parti yöneticileri de bu ilkeleri uygulamakla yükümlü ve sorumludurlar.”

Partililer, Tüzük ve Program’ı çiğneyen genel başkan dahi olsa, onu eleştirir ve hesap sorarlar; gerekirse Kurultay’da genel başkanlıktan alırlar!..

Bu yol, delege oyunları ile asla kullanılamaz hale getirilemez.

Devam edelim:

Tüzük’ün Parti Üyelerinin Görevlerini belirleyen 7/A maddesinin (d) bendinde:

Partinin ilkelerini, programını, kurultay bildirgelerini ve kararlarını, seçim bildirgelerini, partinin genel ve yerel politikaları ile hizmetlerini her olanaktan yararlanarak yurttaşlara duyurmakla görevlidirler” demek suretiyle, üyelerin birincil görevinin parti ilkeleri ve programını yurttaşlara duyurmak olduğu ortaya konmuştur.

Bu açık hükümler karşısında:

Atatürk İlkeleri’ne olan yürekten bağlı olarak, görevinizi yapmanın huzuru içerisinde yaşayacaksınız.

Kafeslenmiş papağan gibi genel başkanı taklit edip tekrarlamayacaksınız…

Parti Program’ı, Tüzük’ü ve Kurultay Kararlarına kim aykırı davranırsa, onu karşısına dikilip, hesap soracaksınız.

Her yapılanda bir “hikmet” aramayacaksınız…

Tıbbiyeli Hikmet gibi olacaksınız.

Ancak bunları yaparsanız; Atatürk’ün partisine üye olmayı hak ettiniz denebilir…

Aksi halde; kalkıp-inen işaret parmağından bir farkınız kalmaz.

İsten TBMM’nde görev alın, ister bir ilçe kongresinde oy kullanın…

Görev emriniz:

Ulu Önderimiz Birinci Genel Başkanımız Mustafa Kemal Atatürk’ün Gençliğe Hitabe’si ile Bursa Nutku’dur…

Gerisini; liberal partilerden alıntıdır; öyle öğütleri dinlemek zorunda değilsiniz…

Cemil Can

ALAN EL Mİ VEREN EL Mİ ÜSTTE OLUR?

 

 

 

 

<oo0oo>

 

ALAN EL Mİ VEREN EL Mİ APO’NUN?

Ne zaman Kılıçdaroğlu ve Y-CHP’nin PKK/HDP ile ilişkisini eleştirsem; takipçilerimden biri karşıma “Apo, Perinçek ve çiçek” fotoğrafını çıkartır.

Sanki eleştirimin “haksız” olduğunu bu fotoğrafla kanıtlayabilecek gibi!

Sanki Perinçek’in “yanlışını” göstermek, Kılıçdaroğlu’nun hatasını doğru hale getirebilirmiş gibi.

Kılıçdaroğlu, Perinçek’i eskiden Maocu olmakla da eleştiriyor. (1)

Sanki Maocu olmak ayıpmış gibi…

Asıl ayıp olan Amerikancı olmak değil mi?

***

Belli ki, Kılıçdaroğlu CHP tabanını çok saf sanıyor.

Perinçek’in Apo’ya çiçek verdiği iddiası kocaman bir yalandır.

Aslında Apo, Perinçek’e çiçek vermişti…

Dersimli Kemal’in, CHP tabanının, çiçek veren el ile alan elin kime ait olduğunu fark edemeyeceğine inanması ne kadar kötü.

Liderin seçmenine verdiği değeri gösteriyor.

Ne yazık ki, bu adi yalanı hala kullanan saftirikler var…

***

Apo, bu işin aslını İmralı’da yargılanırken söylemişti.

Yakalandıktan sonra verdiği ifadede görüşmeyi şöyle özetledi:

Perinçek, bize ABD’nin ve Avrupa’nın peşinden gitmeyin. Bu yoldan bir yere varamazsınız. PKK’yı dağıtın, Türkiye’nin bütünlüğü içinde yer alın telkinlerinde bulundu”dedi…

(Apo’nun ifadeleri ve Hürriyet, 18 Mart 1999) (2)

Öcalan’ı ilk sorgulayan Hasan Atilla Uğur’du.

Aynı soruyu Apo’ya o da yönelttiğini anlattı.

Aldığı yanıt:

Geldi, geldi Doğu Perinçek ve bana nasihat etti. Bana fırça attı gibi” şeklindeydi.(3)

Apo, SHP’nin PKK için ayırdığı milletvekilliklerinden birini Perinçek’e teklif etmişti.

Devlet aklı o zamanın koşullarında Kürtlerin SHP içerisinde temsil edilmesinin uygun olacağını söylüyordu.

***

Asıl akılda tutulması gereken Perinek’in tutumudur.

Bu konuda Öcalan şunları söylemişti:

Sayın Perinçek de buraya geldi. İlk pratik politika önerim şu oldu. Dedim ki, bir devrim merkezi var, onun parlamenter sözcüsü ol… Tenezzül etmediler.”(4)

Hal böyle olunca; çiçek alıp vermenin bir önemi olabilir mi?

***

Buna karşılık:

Kılıçdaroğlu, AKP’nin “Kürt Açılımı”na açık çek vermekle kalmamış, (5) terör örgütü ile görüşmelerin TBMM çatısı altında yapılmasını isteyerek, PKK’yı devletin muhatabı yaparak meşrulaştırmak amacını ortaya koymuştur.

Y-CHP’nin, “Hendek Savaşları” sırasında PKK’yı koruyucu tutumu, PKK’ya yardım eden belediye başkanları ile milletvekillerinin tutuklanmasına karşı çıkışlarını göz önünde tutarsak, CHP yönetiminin HDP yönetiminden pek farkı kalmadığını söyleyebiliriz.

Kuşkusuz bu konularda Hukuk Doktoru Perinçek’in benim avukatlığıma ihtiyacı yok.

O kendisine yöneltilen suçlamalara verilmesi gereken yanıtları verdi, ihtiyaç duyarsa yine de verir…

***

Benim zoruma giden, Y-CHP’nin PKK’ya dönük politikalarını her eleştirdiğimde, bu gerçek dışı yalanlarla karşılayan zavallıların, zekâmla alay etmeye kalkışmalarıdır…

Çiçek veren el ile alan eli ayırt edemeyen bu akıl ve zekâ fukaralarını ikna etmenin ne kadar zor olduğunu biliyorum elbette…

Çiçek alan el üstte olmaz mı?

Fotoğrafı gözüne mi sokalım!..

***

PKK/HDP ile işbirliği yapmanın hatalı olduğunu savunan CHP’lileri, “gerzek” olarak niteleyen birini, İstanbul İl Başkanı olarak seçip, başlarına getirenlere ne söylesek azdır.

Buna rağmen; ağır konuşmayıp, doğru bildiklerimi paylaşmaya devam edeceğim.

Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1) http://www.internethaber.com/kilicdaroglu-perinceki-apoyla-vurdu-478651h.htm

Kılıçdaroğlu: “CHP’yi, sahibi eski Mao’cu olan gazeteye dizayn ettirmeyiz. Apo’ya çiçek verenler, önünde diz çökenler, başımıza Atatürkçü kesildi” demişti.

(2) http://vatanpartisi.org.tr/genel-merkez/soru-yanit/dogu-perincek-abdullah-ocalan-la-neden-gorustu-10876

(3) https://26august.wordpress.com/2015/03/04/perincek-ocalan-gorusmesi/

(4) http://www.haber7.com/siyaset/haber/307968-perincek-kimdir-kimin-adamidir

(5) http://www.ilk-kursun.com/haber/188289/tayyip-erdogan-chp-ve-mhpyi-pesine-takti/

DOĞRU DURUŞ!..

 

ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Korgeneral H.R. McMaster ile Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Büyükelçi İbrahim Kalın görüştü.

Görüşmenin ardından yapılan açıklama; zekâmızla alay edildiğinin en açık kanıtıdır:

Türkiye ve ABD’nin “uzun vadeli stratejik ilişkileri teyit edilmiş ve iki ülkenin öncelik ve hassasiyetleri ele alınmıştır” dendikten sonra, “terörizmin her çeşidiyle ortak mücadelenin geliştirilmesinin yolları araştırılmıştır” vurgusu öne çıkarılmıştır…

Terörizmle ortak mücadele ha!.”

Yalandan kim ölmüş!

ABD, stratejik ilişkilerini terör örgütleri ile yürütüyor, diplomatik görüşmeleri ise teröre hedef yaptığı ülkelerle…

Türkiye’ye açıktan savaş ilan ettiği halde, bir şey olmamış gibi hala terörizmle “ortak mücadele”den söz ediyor.

Görüşmelerden verilen: Direnmeyi bırakın ve teslim olun mesajıdır…

***

Bir hafta içinde:

Afrin’de 11 şehit verdik, 14 de yaralımız var.

İsrail savaş uçakları Suriye’yi bombaladı, Suriye bir İsrail savaş uçağını düşürdü.

İsrail, İran’a ait bir insansız hava aracını vurdu.

Türkiye’ye ait bir helikopter “kırıma” uğradı, iki şehidimiz de buradan geldi.

Bir de Rusya’ya ait savaş uçağı düşürüldü.

Rus pilot, teröristlerin eline düşmemek için el bombasını patlatarak hayata gözlerini yumdu.

O da ayrı bir kahramanlık öyküsüdür.

Bütün bu saldırganlığın arkasında, Türk Milletine gözdağı vermek isteyen, “stratejik-model ortağımız” ABD vardır…

***

Rusya’nın Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Nobenzia, PKK/PYD’nin geçen ay Suriye’de 400 IŞİD’liyi serbest bıraktığını ve 120’sinin Suriye Demokratik Güçleri (SDG) saflarına katıldığını açıkladı…

SDG’nin terör örgütü damgalı PKK/PYD’nin isim değiştirilmiş hali olduğunu biliyoruz.

Bu son olayla, PKK/PYD ile IŞİD’ın, ABD’nin piyonları olduğu bir kez daha somut kanıtlara bağlandı.

Şanlıurfa’nın Akçakale İlçesi’ne komşu olan Telabyad’da, sınır hattına gelen 10 Amerikan askeri ile yanlarındaki PKK/PYD’li teröristler keşif yaptılar, fotoğraf çektiler.

PKK’nın elindeki Kobani ve Cezire bölgelerinden toplanan 3000 kişi, ABD Ordusuna ait zırhlı araçların bulunduğu konvoyla Afrin’e giriş yaptı.

Konvoyda 400-500 civarında silahlı teröristin bulunduğu belirlendi…

Teröristlerin sivil halkın arasında gizlenmesi aklı da ABD’nindir.

TSK’nın PKK’ya yaptığı “Menbiç’ten çekilin” çağrısına ise ABD’nin bölgedeki komutanı “Böyle bir planımız yok” yanıtını verdi.

***

Her gün çeşitli şekillerde ortaya çıkıyor ki, bu kirli savaşı başlatan ADB ile onun oluşturduğu Koalisyon’da yer alan Batı ülkeleridir.

Türkiye’nin yanlış Suriye politikası nedeniyle Ortadoğu ateş çanağına dönmedi.

Stratejik Derinlik” sadece savaşın Türkiye’ye maliyetini artırmıştır.

Yanlış politikaların bedelini her zaman o politikacılara yetki veren halk ödemiştir.

İktidarda AKP yerine hangi parti olsaydı, ABD’nin Türkiye’yi de bölme politikalarını içinde taşıyan BOP’a teslim olmadıktan sonra bu sonuçtan kaçınamazdı.

Aslında BOP’a teslim olunsaydı da Türk askerinin kanının dökülmesi önlenemezdi.

Conilerin kanı akacak değildi herhalde!

Onların canı çok değerlidir…

AKP’nin önce BOP içerisinde yer alması, sonra karşı safta yer tutması belki de Türkiye için en iyi tercih oldu.

Zira bu şekilde:

ABD ve emperyalizm düşmanlığı yüzde 90’ları aştı…

İktidarda komünistler olsaydı böyle bir yüzdeyi 100 senede tutturamazlardı.

Bu şekilde, emperyalistleri ülkemizden kovma olanağını da yakalamış olduk.

İşbirlikçiler izin verirse tabii…

***

Hal böyle olunca, şehit cenazelerini iç siyaset malzemesi olarak kullanmak hiç yakışmıyor bize.

Bu fırsatçılıktan hiçbir taraf siyasi yarar elde edemeyecektir.

Asıl sorumluluk, hiç kuşku yok ki sorumsuz davranmakta ısrar eden hükümetin üzerindedir.

Ana muhalefet ile “müzmin muhalifler”i ikinci derecede sorumlu tutmak daha adil olur…

***

Böyle günlerde, ulusal çıkarlarımızı savunanlar ile fedakârlık yapanları Türk halkı asla unutmaz.

Fırsatçılık yapanları da tabii...

En ahmakça olan; düşmanın ağzı ile konuşup, düşman saflarında imiş gibi görüntü verilmesine olanak sağlayan hesapsız, kitapsız söylemlerdir…

Doğru duruş:

Her an seferberlik ilan edilecekmiş gibi tetikte ve hazır beklemektir.

Tekâlifi Milliye Emirleri” ilan edilecekmiş gibi hazırlıklar yapmaktır.

Toprak bütünlüğümüzü ve bağımsızlığımızı tehdit eden tehlikelere karşı her türlü özveride bulunmaya hazır olduğumuzu dosta düşmana ilan etmektir…

Cemil Can

“DUR BAKALIM NE OLACAK!”

adalet ve cesaret kurultayı

 

CHP’nin 36. Olağan Kurultay’a da “Yeni CHP” yine damgasını vurdu.

1130 delegenin imzası ile genel başkanlığa önerilen Dersimli Kemal’e, 790 oy çıktı.

Sandıktan çıkan sonuca göre; 340 delege baskı altında o listeye imza koyduklarını sandıkta itiraf ettiler.

49 delege iki adaya da imza verdi, böylece Muharrem İnce’nin başvurusundaki imza sayısını 114′e düşürerek; geçersiz hale getirdiler.

İnce, isyan etti, bu rezilliği “Ali Cengiz” oyunu olarak nitelendirdi…

2014′te yapılan Kurultay’da da durum aşağı yukarı aynıydı:

O zaman da Kılıçdaroğlu’nu 944 imza ile genel başkanlığa önerdiler, 204 delege sandıkta oyunu Muharrem İnce için kullanmıştı…

Her iki Kurultay’da da ilçe genel kurullarında “özenle” seçtirilen delegeler, kontrol altındaydı!

Bu kişiliksiz; ikiyüzlü, en küçük baskı ile yolunu değiştiren, kaypak, cahil, çıkarları için memleketi satmaktan tereddüt etmeyen, CHP’li belediyelere midelerinden bağımlı, aç, mezhep zaafları yüzünden kulaklarından sıkıca tutulmuş, dergâh tornalarından çıkmış müritlerden farksız delegeler; 6 Ok’a yürekten bağlı Cumhuriyet Halk Partililere temsil edebilir mi?

CHP’nin tabutuna son çiviyi, “Ali Cengiz” oyununun figüranları olan bu 790 delege çaktı!

Siyasi literatüre Dersimli Kemal ile giren ve “kontrollü delege sistemi” diye tanımlanan bu pisliğinin tepesinde Kemal Kılıçdaroğlu oturmaya devam edecek…

Dur bakalım ne olacak…

***

Cumhuriyeti demokrasi ile taçlandırma Kurultayı”nda, -ne demek oluyorsa- Kılıçdaroğlu’nu can kulağı ile dinledik:

Daha önce “1930’ların CHP’si değiliz” diye övünen Dersimli; 36. Kurultay’ı;“Sivas Kongresi’nin ruhunu taşıyan Kuvayi Milliyecilerin kurultayıdır” diyerek, kuruluş felsefesine dönüleceği işaretini verdi!..

8 yılda yaşattığı 8 yenilgiden tek kelime etmedi.

“Öz eleştiri” yapmak şöyle dursun, AKP’yi hangi kadrolarla, nasıl düşürüp de iktidar olacağı konusunda da bir şey söylemedi…

Dur bakalım ne olacak…

***

Kurultay’ın adının “Adalet ve Cesaret Kurultayı” konması gerçek bir komedi idi.

Bektaş’ının o meşhur fıkrası 36. Kurultay’da adeta sahnelendi.

Dilerseniz önce fıkrayı anlatalım.

Yolu camiye düşen Bektaşi namazdan sonra:

-Ey ulu tanrım, bana bol bol şarap ver diye dua etmiş.

Yanında namazı bitiren kişi de ellerini kaldırmış:

-Rabbim bana iman ver diye dua etmiş.

İki duayı da işiten hoca Bektaşi’ye dönmüş:

-Bak herkes iman istiyor Tanrı’dan, sen de şarap istiyorsun. Utanmıyor musun?

Bunun üzerine Bektaşi hocaya dönüp:

-Ne yapalım hoca efendi herkes kendisinde olmayanı ister!” demiş..

Y-CHP’nin en çok ihtiyaç duyduğu iki şey “Adalet” ve “Cesaret” idi.

Bu yüzden olsa gerek Kurultay’ın ismi böyle seçildi!

Dur bakalım ne olacak…

***

Kurultay delegeleri ile toplanan Kurultay CHP’in en yüksek karar organıdır.

Bu yüzden Kurultay delegelerinin nasıl belirleneceği son derece önemlidir.

CHP’nin kurultay delegeleri il genel kurullarında belirlenir.

İl genel kurullarına katılan delegeler ise ilçe genel kurullarında seçilirler.

İlçe genel kurullarından seçilerek gelen delegeler, bir kez de il genel kullarında elenerek “Kurultay delegesi” sıfatını alırlar…

İlk bakışta adaletli gibi gözüken bu sistem; 26.02.3012 tarihli Olağanüstü 16. Kurultay’da tüzük değişikliği ile getirilmiştir.

Ve son derece adaletsiz bir sistemdir.

Şöyle ki:

CHP Tüzüğünün 48. maddesine göre, ilçe ve il kongrelerinin delegeleri “partinin son genel milletvekili seçiminde aldığı oyla orantılı olarak MYK tarafından belirlenir.”

Kurultay delegeleri de il kongrelerinde o ilin T.B.M.M. üye sayısının iki katı olarak, ilçe kongrelerinden gelen il delegelerince belirlenir. (1)

Kurultay delegelerinin sayısını belirlemedeki ölçü:

Partinin son genel milletvekili seçiminde aldığı oydur.

36. Kurultay’a; CHP’nin 7 Haziran 2015 Milletvekili Seçimlerinde en düşük oy aldığı (2) Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinden, milletvekili seçiminde alınan oy oranı ile mütenasip olmayan delegeler (3) katılmıştır.

2015 Milletvekilliği Genel Seçimlerinde, sandık kurullarından CHP’nin en az bir görevlisinin bulunduğu 4000 sandıkta; sıfır oy çıktığını unutmayalım. (4)

CHP sandık görevlileri büyük olasılıkla HDP’ye oy vermişlerdir.

Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki illerin sözde kongrelerden gelen kurultay delegeleri, genel merkezde masa başında tespit edilmiş kurşun askerlerdir.

Büyük olasılıkla da çoğu CHP’ye oy vermeyen sandık görevlileri arasında seçilmişlerdir.

Bunların sayısı 174‘tür. (5)

Yani; genel başkanlık yarışına başlarken; sandıkta Kılıçdaroğlu’nun Doğu ve Güneydoğu bölgelerinden gelen 174 peşin oyu vardır.

Diğer illerdeki delege seçimlerine de genel merkez doğrudan müdahale ederek, kendilerine oy verecek kişileri belirlediklerinden; Dersimli rakibi ile yarışa yaklaşık 300-0 olarak başlamaktadır!

Rakibinin ne kadar şansı vardır, varın bunu da siz tahmin edin!

CHP Kurultayında “adalet” aranması bu yüzden son derece yerindedir…

Dur bakalım ne olacak…

***

Geriye kalıyor “cesaret” meselesi…

Onu da ana hatları ile hatırlayalım:

Kılıçdaroğlu’nun 16 Nisan Anayasa Referandumu’ndan sonraki en “büyük” eylemi, Ankara’dan İstanbul’a yaptığı “Adalet Yürüyüşü”dür.

Mühürsüz oyların” geçerli sayılarak ,tam hukuksuzluk hali yaşandığı için şaibeli hale gelen bu referandumun yenilenmesi gerekirdi.

Bunun için de başta Ana Muhalefet Partisi CHP olmak üzere; “Hayır Bloku”nda yer alanları temsil eden bütün demokratik kitle örgütlerinin katılımı ile Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) önünde toplanıp; yasal-kitlesel bir gösteri yapılarak REFERANDUMUNYENİLENMESİ talebinin dile getirilmesi gerekirdi.

Hatta, CHP örgütleri 81 ilden Ankara’ya doğru yürüyüşe de başlamalıydı.

Referandum yenilenene kadar ,YSK önünde yapılacak olan açlık grevine Dersimli Kemal önderlik etmeliydi!..

Kılıçdaroğlu, bu cesareti gösteremediği için, Kurultay’a “cesaret” kurultayı adını vermek şart oldu!..

Cesaretsizlik bir tek böyle gizlenebilirdi!

Bu düzeyde bir eylemin yapılması gerektiğini yazılı ve sözlü dile getirenlere ne cevap verdiğini hatırlatalım:

SOKARLARDA KARŞI TARAFIN SİLAHLI VE SOPALI ADAMLARI VARDI!” (6)

Dışarıda her zaman “silahlı” ve “sopalı” adamlar olacaktır!

2019′da yapılacak olan seçimlerde; diyelim ki, Dersimli Kemal’in Cumhurbaşkanlığına aday olarak göstereceği “İkinci Ekmelleddin” kazandı.

YSK’da seçim sonuçlarını:

İkinci Ekmeleddin kazanamadı” şeklinde ilan etti!..

O zaman ne yapacağız?

Sokağa çıkıp hak aramak cesaret işi olarak görüldüğüne göre; 36. Kurultay’dan biraz “cesaret” toplamak gerekir!

Toplanabildi mi?

Dur bakalım ne olacak şimdi!” (7)

(Aşağıdaki 7 nolu bağlıntıyı “tık”layarak bu fıkrayı da hatırım için okuyun.)

***

Ne demişti Bektaşi:

Herkes kendi olmayanı ister.

Çok doğru vallahi.

Dur bakalım ne olacak şimdi…

***

Kurultayla ilgili en etkili köşe yazısını Sözcü Yazarı Yılmaz Özdil yazdı:

CHP Çanakkale’de 135 bin oy alıyor.

Çanakkale’nin 8 delegesi var.

CHP Adıyaman’da 35 bin oy alıyor.

Adıyaman’da 10 delegesi var.” (8)

(8 nolu bağlantıyı “tık”layarak okuyabileceğiniz bu yazıyı da kaçırmayın derim.)

Her taraf böyledir aslında…

Nasıl bir “adalet” anlayışı ama…

Bir tarafta “adalet ve hukuk” diyeceksin, öte tarafta en büyük adaletsizliği ve hukuksuzluğu kendi seçmenine yaşatacaksın.

Dur bakalım ne olacak…

***

CHP, yüzde 10 seçim barajına da karşı olduğunu söyler.

Bunu istediğinden değil elbette.

Dostlar alış-verişte görsün kabilinden, öylesine der…

Zira yüzde 10 barajı, zaten CHP’nin içerisinde vardır.

Genel başkan adayı olabilmek için delegenin yüzde 10′nun imzasını almak şartı getirilmedi mi?

Baykal’a sağlık ve afiyet dileyerek onun da kulağını çınlatalım!

Bu şarta bağlı olarak, dün yaşanan rezaleti tekrar ederken bile inanın yüzüm kızarıyor…

Artık onu bir daha anlatmayalım derim.

Dürüst lider” imajı yerlerde sürünüyor.

Dur bakalım ne olacak şimdi…

Cemil Can

 

 

DİPNOTLAR:

 

(1) https://www.chp.org.tr/Assets/dosya/tuzuk2016-29012016.pdf

 

(2) https://secim.haberler.com/2015/igdir-secim-sonuclari/

 

(3) http://chp-muhalefethareketi.biz.tr/wp-content/uploads/2018/02/TELEFONLU-KURULTAY-LI%CC%87STESI%CC%87.xls

 

(4) https://odatv.com/binlerce-chpli-partiden-atiliyor-1010161200.html

 

(5) Kurultaya gönderilen delege sayısı/Son milletvekili seçiminde alınan oy oranı: Ağrı:6/1.0; Batman:8/0,8; Bingöl:6/1,2; Bitlis:6/1,3; Diyarbakır:22/1; Elazı:8/6,7; Erzincan:4/25,5; Erzurum:12/2,8; Hakkari:6/1; Iğdır:4/3,6; Kahramanmaraş:16/8,5; Kars:6/12; Kilis:4/7,7; Mardin:12/1; Muş:6/1,1; Siirt:6/1,2; Şanlıurfa:24/4,1; Şırnak:8/1; Tunceli:4/20,6; Van:16/1.

Genel Merkezce; masa başında belirlenen bu 174 delegenin Kılıçdaroğlu’na oy verdiği düşünülmektedir. Bu delegelerin oyunu Kılıçdaroğlu’ndan düşersek oyu 616′ya düşecektir. Diğer aday Muharrem İnce, bu delegeleri belirlemiş olsaydı o zaman da onun hanesine yazılacaklar ve oyu 621′e çıkmış olacaktı. Diğer illerdeki baskıları, yönlendirmeleri, vaatleri vs hesaba kattığınızda kurultayın gerçekten de “adalet”e ihtiyacı olduğu anlaşılacaktır.

 

(6) http://www.sozcu.com.tr/2017/gundem/kilicdaroglu-ilk-kez-acikladi-sokaga-cagirmadik-cunku-1832515/

 

(7) https://www.aymavisi.org/hikaye/DUR%20BAKALIM%20NE%20OLACAK%20Aziz%20Nesin.html

 

(8) http://www.sozcu.com.tr/2018/yazarlar/yilmaz-ozdil/kaybedenler-kulubu-2-2202794/

 

 

 

 

36. KURULTAY DELEGELERİNE SON MESAJIMDIR

Sevgili Delegeler;

Vatanını kurtarmak için örgütlenmiş oluşum” olan YPG‘ye karşı, TSK‘nın yürüttüğü harekat karşısında tutumuz ne olacaktır?

TSK’yı desteklersek, vatanını kurtarmaya çalışan “özgürlük savaşçıları”na karşı açılmış bir savaşı desteklemiş olmuyor muyuz?!

Savaşa hayır” dersek; bu defa da toprak bütünlüğümüzün tehlikeye sokulmasına “evet” demiş olacağız!

Başka bir ifade ile “Vatan haini” damgasını yiyeceğiz!..

Böyle bir duruma düşersek 2019 seçimlerinde; vatan severlerle “vatan hainleri” sandıkta yarıştırılacaktır!!!

Bundan zerre kadar kuşkunuz olmasın.

Buna ilaveten seçimler; Alevilerle Sünnilerin seçimi olarak lanse edilecektir…

Bunları yaşarak gördük.

Milyonda bir ihtimal bile değil ama, diyelim ki, CHP sandıkta çoğunluğu sağladı ve Cumhurbaşkanını seçti.

YSK, “Halkın iradesi sakatlandı” diyerek seçimleri iptal edebilir mi?

Ederse ne yapabiliriz?

Veya;

CHP’nin adayı seçimi kazandı, ama sonuç ilan edilirken -Anayasa referandumunda olduğu gibi- AKP’nin adayının kazandığı söylenirse ne yapabiliriz?

Anaya Mahkemesi’ne gideriz” demeyin sonuç alamazsınız, zira YSK kararlarına karşı AYM’ye gidilemiyor.

Bunu Referandumdan sonraki başvurulardan öğrendik.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine gideriz” demeyin, onu da denedik ve boyumuzun ölçüsünü aldık.

Karşı tarafın dışarıda; sopalı ve silahlı adamları” yine olacağını da unutmayın!

Denenmiş ve yararlı olduğu görülmüştür!

Referandumla “Tek kişi yönetimine” yani “Başkanlık Sistemi”ne geçilerek rejim değiştirildi, orada bir şey yapamadık, da bu defa ne yapabiliriz???

Sorulması ve yanıtı alınması gereken soru budur.

İstanbul yerine Tunceli’ye doğru bir “Adalet Yürüyüşü” daha mı yapacağız?

Yoksa, Rize’ye doğru “Adalet ve Kalkınma Yürüyüşü” mü?

Bu eylemin dışında, Dersimli Kemal’in önderliğinde yapabileceğimiz başka bir şey var mı?

Varsa eğer, mühürsüz oylar geçerli sayılırken neden yapılmadı?

Dışarıda karşı tarafın silahlı ve sopalı adamlarnı vardı” mazeretini yeterli buldunuz mu?

CHP örgütü öncülüğünde “Hayır Bloku” İstanbul yerine Yüksek Seçim Kuruluna doğru yürüyüşe çağrılsaydı ve CHP’liler ölüm orucuna yatsaydı, referandumun yenilenmesini sağlayamaz mıydık?

Kemal Kılıçdaroğlu böyle eylemlere önderlik yapabilir mi?

120-130 adamını milletvekili yapacak diye bu çapsız adamın peşine takılmamız ne işe yarayacak?

Diyelim ki, 200-250 milletvekili çıkarttık, neyi değiştirebiliriz?

Dersimli ve çevressinin hesabı, “Partiyi yönetmek”tir, ülkeyi yönetmeyi yine “İkinci Ekmeleddin”e bırakacaklarına kuşkunuz olmasın…

Siyasi hedefi bir kaç belediyeyi kazanmaktan başka olmayan birini, desteklemeye devam edersek, bir daha “nah” seçim görürsünüz…

Cumhuriyeti kurtarmak, parlamenter sisteme geri dönmek ve halkın iktidarını kurmak için bu şansımızdır…

Y-CHP’nin gerçekte; HDP, başka bir söyleyişle PKK ya da ABD olduğunu anlamak için başka hangi kanıtları görmeniz gerekiyor?

Daha önce gönderdiğim iki mesajda (*) kanıtları sundum.

AŞAĞIDAKİ BAĞLANTIYI TIKLAYIP OKURSANIZ SON KANITIMI DA GÖRÜRSÜNÜZ…

Son kanıt:

http://www.chp-muhalefethareketi.biz.tr/2018/02/gizlenen-bir-ordu-2/

Önceki Kanıtlar:

(*) http://www.chp-muhalefethareketi.biz.tr/2018/01/36-ve-en-son-chp-kurultayi/

http://www.chp-muhalefethareketi.biz.tr/2018/02/36-ve-en-son-chp-kurultayi-ii/

Av. Cemil Can

“GİZLENEN” BİR ORDU!..

OSO_12

Suriye’nin meşru ordusu ülkesinin kuzeyinden neden çekildi.

Kanıtları ile birlikte anlatacağız elbet…

Özgür Suriye Ordusu‘nun (ÖSO), TSK yanında Zeytindalı Harekâtına katılması Y-CHP’yi neden çılgına çevirdi!

Y-CHP’yi düşman saflarında konuşlandıran geçerli sebepler var mıdır?

Açıklayacağız…

Çıkarlarımız, yüzde yüze yakın örtüşmesine rağmen, hükümetimiz Esat rejimi ile neden beklenen ilişkiyi kuramıyor?

Bu soruya duygusal nedenlere bağlayarak yanıt verilebilir mi?

İrdeleyeceğiz…

***

Washington yönetiminin bazı birimlerinde, Türkiye’yi bölgedeki radikal terör örgütleri ilebağlantılı gösterme yolunda çalışma yapıldığı gazetelerde haber olur olmaz (1)Türkiye’dekiAmerika’nın Sesi” işbaşı yaptı!

Dersimli Kemal mikrofonu eline alıp:

Afrin harekâtına desteğimiz tam ama Ordumuzun kahramanlığını bir anlamda ÖSO’ya devretmeye çalışıyoruz… Ordu ÖSO’nun arkasına neden gizlenir, hangi gerekçe ile gizlenir?… Ordunun başarısı ÖSO’ya devredilemez… Ordu ile ÖSO’nun bir arada anılması içime sinmiyor, ağırıma gidiyor…” demeye başladı. (2)

Y-CHP Konya Milletvekili Atay Aktuğ, o televizyon senin bu televizyon benim habire koşuşturuyor.

Hazret, TTB‘nin “Savaşa Hayır” bildirisinin görevlerinin içerisinde ve son derece yerinde olduğunu anlatmaya çalışıyor.

TTB, herhangi bir savaşa karşı çıkmıyor, belli ki TSK’nın Suriye’ye girmesinden rahatsızlar…

Amerika’nın Ortadoğu’da kalıcı olması için kafasını pek yoran Y-CHP Grup Başkanvekili Öztürk Yılmaz, biraz daha cesaretli çıktı:

ÖSO’nun kaynağı El Kaide’dir” dedi… (3)

Y-CHP Kilis İl Başkanı ise açık açık konuştu.

İkinci Cumhuriyetçilerin, PKK severlerin, Amerikan muhiplerinin duygularını en iyi o dile getirdi:

Savaşa karşı bir siyasi partiyiz. Milliyetçi gururun yüksek olduğu böyle bir zamanda harekâta karşı olmak halktan çok reaksiyon görürdiyerek (4) Kılıçdaroğlu’nun, gerçek duygu ve düşüncesinin farklı olduğunu ima ederek, liderini yalanladı…

Dersimli Kemal’i, yobazlardan beter “takiyeci” durumuna düşürdü…

Acaba neden?

Az sonra anlayacağız…

***

Önce bir kaç tespit yapalım:

Arap Baharı” başlayınca, emperyalistler tüm güçleri ile Suriye’ye abandılar.

Esat, kuvvetlerini güneye doğru çekmek zorunda kaldı.

Türkiye-Suriye sınırının korunması doğal olarak bize kaldı.

Sınırı koruduk mu, emanete ihanet mi ettik?

Onu da anlatacağız…

***

Suriye’ye yamyamlar doluşunca, sivil halkın 3 buçuk milyon kadarı da mülteci olarak sınırlarımıza dayandı.

Kapıları ardına kadar açtık; uzunca bir süre giren çıkanı kontrol etmedik!

Ege Denizi’nde boğulan bebeler yukarıdaki sayıya dahil değil!

Reis, Suriyeli misafirlerimiz için bugüne kadar 30milyar harcandığını söylüyor; biz açlıktan, yokluktan kırılıyoruz!

Suriye’nin kuzeyinde oluşan otorite boşluğundan yararlanan, PKK=PYD=YPG ve diğer rejim karşıtı örgütler, vakit geçirmeden alan hâkimiyetine giriştiler.

Sınır tanımayan Şeriatçı örgüt Irak Şam İslam Devleti (IŞİD), diğer ülkelerdeki militanlarını Türkiye üzerinden Suriye’ye yığdı.

Kafa kesmeler, insanları canlı canlı yakmalar vb. gibi insanlık dışı eylemler ile kısa sürede bayağı alan açtılar.

Irak’a da girdiler, orada da aynı şeyleri yaptılar…

IŞİD’ın açtığı alanlara PKK=PYD=YPG yerleştirildi.

Sivil halkı IŞİD’ten “kurtardığı” için bir de kahraman muamelesi gördüler.

Bağımsız devlet kurmayı hak ettikleri işlenmeye başlandı…

***

Batılı devletler, her zamanki gibi bir “Koalisyon”u kurup kendi çıkarlarına göre harekete geçirdiler.

Görünürde Suriye halklarını IŞİD teröründen kurtarıp, Esat rejimini de yıkarak; Ortadoğu’ya “özgürlük ve demokrasi” getireceklerdi!..

PKK=PYD=YPG, yerel “sivil güçler” olarak yanlarında bulunacaktı.

Bizdeki ana muhalefet, o tarihlerde YPG’yi terör örgütü olarak görmüyor; “vatanını kurtarmak için örgütlenmiş oluşum” olarak tarif ediyordu!..(5)

Oysa bütün hesapları Tunus’tan başlayıp, Suriye’ye kadar olan bölgenin rejimleri yıkmaktı.

Adına “Arap Baharı” dedikleri Büyük Ortadoğu Projesini (BOP) hayata geçirmek için her ülkede işbirlikçileri vardı…

Ortadoğu’nun zengin petrol kaynaklarına el koymayı kafalarına koymuşlar, duracak gibi değillerdi…

Petrol denizi üzerinde “İkinci İsrail”i kurup birincisine yoldaş yapacaklardı.

Petrolün Akdeniz’e güvenle akması için bir de koridor oluşturacaklardı.

NATO üyesi olan Türkiye, ne yazık ki bu insanlık dramında Batı’nın yanında yerini aldı!?..

Hatta BOP‘un Eş Başkanlığını kabul etmekte Recep Tayyip Erdoğan bir sakınca görmedi…

O ana kadar Esat’la can ciğer kuzu sarması olan eş başkan, bir gecede demokrasi kahramanı, insan hakları savunucusu ve “Eset” düşmanı kesildi.

Suriye rejimini yıkmak için kolları sıvadılar…

***

Gelişmeler planlandığı gibi gitmedi tabii.

Bir süre sonra, bölgenin güçlü ülkeleri de sahaya indiler.

Emevi Camii’nde bir kaç hafta içinde Cuma namazı kılmayı hesaplayan eş başkan, Suriye sınırımızda uçaklarımızı uçuramaz hale geldi…

Neyse ki, araya devlet aklı ile tecrübeli asker ve siyaset adamları girip, Türkiye’nin oyuna getirildiğine komşularımızı ikna ettiler.

BOP’un başarısı için kurgulanan Ergenekon ve Balyoz davalarının kumpas olduğu ortaya çıktı.

FETÖ’nün CIA’nın Türkiye şubesi olarak çalıştığı anlaşıldı.

PKK/PYD/YPG’nin ABD’nin kara gücü olarak faaliyet gösterdiği itiraf edildi.

***

Batı Cephesi”nde yer alan Türkiye, nihayet durumu kavradı ve bu defa rotasını Asya’ya çevirdi.

Şangay İşbirliği Örgütü’nün (ŞİÖ) desteği alındı…

***

Türkiye, ani bir dönüşle birlikte savaştığı güçlerin karşısında konuşlandı!..

***

Davutoğlu’nun uygulamaya koyduğu Stratejik Derinlik politikalarından uzaklaşıldı.

Erdoğan, Davutoğlu’nu da görevden uzaklaştırdı…

Kürt Açılımı”ndan vazgeçilip, 24 Temmuz 2015 tarihinde PKK’yı etkisiz hale getirmek için operasyonlara başlandı…

Emperyalizmi tarihinde ilk defa yenen Ordu, ABD ile her cephede savaşıyor…

Sıcak savaş Suriye’dedir…

***

Suriye’de ne olup bittiğini tam olarak anlayabilmek için, Suriye’deki iç savaş ile bu savaşın en önemli aktörlerinden ÖSO‘yu da tanımamız gerekiyor.

30 yıldır, 30 binden fazla insanımızı katleden ABD’nin, kara gücü PKK/PYD/YPG‘yi zaten tanıyoruz…

Bu arada Suriye’nin yakın tarihine de kısaca göz atalım.

Önce çatışmaların başladığı 2011 yılına bakalım:

15 Mart 2011′de başlayan ve Nisan 2011′de ülke çapına yayılan yapay ayaklanmaları bastırmak için operasyona başlayan Suriye, askerlerinin göstericilere ateş açmasından sonra, sivil gönüllülerden ve firari askerlerden oluşan muhalif güçler isyana başladılar.

Bu ayaklanmanın “Arap Baharı”nın Suriye’deki devamı olduğunu söylemeye gerek var mı?

Ayaklanmanın arkasındaki gücün, BOP’u hayata geçirmek üzere düğmeye basan ABD olduğu hiçbir zaman gizlenmedi.

Kartlar açık oynanıyordu:

O dönemin Dış İşleri Bakanı Rice, açıkça söylemişti; 23 ülkenin sınırları ve rejimleri değişecektir diye…

***

2013 yılında, Esad’ın yanında Hizbullah da savaşa dâhil oldu.

Esad’a, Rusya ile İran destek vermiş, muhalifleri ise Katar ve Suudi Arabistan.

Bir de Türkiye!

2012 sonlarında yayınlanan bir Birleşmiş Milletler (BM) raporunda; bu savaşın Nusayri Şebbiha Milisleri ile Sünni muhalifler arasında devam eden “mezhep çatışması” olduğuna vurgu yapılmış istenmiş; iki taraf bu tespiti şiddetle reddetmiştir.

Amaç mezhep savaşlarını körüklemekti.

(Nusayrîlerin kutsal kitabı Kur’an-ı Kerîm’dir. Nusayrîler kendilerini Alevî olarak kabullenirler. Alevîler de Nusayrîleri kendilerinden tanırlar. Ancak Anadolu Alevîliği ile Nusayrîlik farklıdır.)

BM ve Uluslararası Af Örgütü her iki tarafı da insan hakları ihlalleri yapmakla suçlamıştır.

Bu kirli savaşta; ABD yönetimi tarafından, bir kaç kez kimyasal silah kullanıldığı iddia edilmiştir…(6)

***

Gerçek şu idi:

Batı, Suriye’de demokrasinin gelişmesine sürekli engel olmuştur.

1946 yılında bağımsızlığını kazanan Suriye’de, 1949 yılında CIA destekli bir darbe ile hükümet düşürülmüştü.

Bunu iki ayrı darbe daha izlemiştir.

1963 yılında Baas Partisi de darbe ile iktidara getirilmiştir.

1966 yılında bir başka darbe ile tekrar iktidar el değişmiştir.

Savunma Bakanı General Hafız Esat, 1971 yılında “ıslahi bir devrim”le siyasi ve askeri gücü eline geçirmiş, ölüm tarihi olan 2000′e kadar yönetimde kalmıştır. (7)

***

2006‘da Suriye Silahlı Kuvvetlerinin başına getirilen Beşşar Esad, 34 yaşında iken Cumhurbaşkanlığına seçilmiştir…

***

Esad ailesi, Şii İslam’ın bir kolu olan ve Suriye toplumunun tahminen yüzde 12′lik kısmını oluşturan Nusayri azınlığına mensuptur.

Ülkenin 4′te 3′ünü Sünniler oluşturmaktadır.

Suriye’deki Kürtler, kendilerini “etnik azınlık” olarak tanımlamaktadırlar.

1962 yılında binlerce Kürt, vatandaşlıktan çıkartılmıştır.

2004 yılından itibaren Kürt bölgelerinde yer yer ayaklanmalar ve hükümet güçleri ile çatışmalar yaşanmıştır.

Azınlığın çoğunluğu yönetmesi” planı, Fransızların “dâhice” buluşudur.

Böyle olunca, azınlık iktidarı sürekli Fransa’ya bağımlı kalacaktı.

Bu planın gereği olarak Nusayrilerin iktidar olması, Fransızların desteği ile sağlanmıştır…

***

Suriye, 1963 tarihinden bu yana olağanüstü hal ile yönetilmektedir.

***

Suriye hükümeti, 2010 yılının Nisan ayında, isyancılara karşı büyük ölçekli bir askeri harekât başlatmıştır.

Bu arada pek çok asker firar etmiş ve isyancılara katılmıştır.

Asker kaçaklarının, tıpkı bizim Orduya sızan FETÖ mensupları gibi CIA ile bağlantılı olduklarına kuşku yoktur.

4 Haziran 2011′de Cisr eş Şuğur kasabasında ilk silahlı çatışma yaşanmıştır.

2012-2013 muhaliflerin avantajı ele geçirdiği yıllar olmuştur.

Kuzey ve Doğu Suriye büyük oranda rejimin elinden çıkmıştır.

PKK/PYD/YPG; Afrin, Kobani ve Haseke özerk kantonlarını ilan etmiştir…

Ayrılıkçı Kürtlerin sınırlarımızdan geçerek Kobani’ye girmesi ayrı bir rezalet olarak hafızalarımıza kazınmıştır…

***

2014 yılı başlarında işler tersine dönmüş, rejim kaybettiği kontrolü yeniden kazanmaya başlamıştır.

2015 Eylül’ünde, Rus hava saldırıları ile muhaliflerin lehine olan güç dengesi aleyhte bozulmaya başlamıştır.

2015 yılı sonu itibariyle, Rusya’nın yanında İran ve pek çok Şii misil, Suriye rejimine desteğini artırmıştır.

Muhalifler ise, Batı’dan aldığı desteği büyük oranda kaybetmişlerdir.

2016 yılında rejim ve müttefikleri, Halep kırsalında muhalifler ve IŞİD’den pek çok yerleşim bölgesini geri almışlardır.

Türkmendağı’nın büyük bölümünü de ele geçirdiler.

Bunun üzerine, Türkiye ve Suudi Arabistan kara operasyonu ihtimallerini görüşmüş, fakat bu durum uluslararası gerginliği sebebiyet verdiği ve destek de görmediği için hayata geçirilememiştir…

***

Conilerin canı pek kıymetlidir:

Türkiye’nin bütün ısrarlarına rağmen, ABD karadan operasyon yapmaya yanaşmamıştır…

***

IŞİD‘ın kuşatması altında bulunan Deyrizor’daki kuşatma kırılmadan, 20 IŞİD’li komutan ABD tarafından Suriye’nin kuzeyine kaçırılmıştır. (8)

ABD-IŞİD ilişkisinin en çarpıcı örneğidir.

2015 yılı sonu ve 2016 yılı başında Rus hava desteği ile Esat yönetimi, kaybettiği pek çok bölgeyi geri almıştır.

Suriye güçlerinin doğu illerinden büyük oranda çekilmek zorunda kalması sonucu, doğu kırsalı da Kürtlerin ve IŞİD’in eline geçmiştir…

***

Suriye’deki “Ilımlı Muhalefet”in çatı örgütü, Suriye Devrimci Muhalefet Güçleri Koalisyonu‘dur.

Bu koalisyona bağlı olarak Özgür Suriye Ordusu başta olmak üzere, Suriye Türkmen Ordusu ve Nurettin Zengi Hareketi gibi pek çok muhalif grup vardır.

Suriye’de Ilımlı Muhalefet dışında; İslami Cephe ve El Nusra Cephesi olmak üzere pek çok İslam’ı grup bulunmaktadır. (9)

***

IŞİD, El Kaide‘nin Irak ve Suriye kolu olarak ortaya çıkmış, 2014′te savaşa dâhil olmuş ve 2017 yılında saf dışı kalmıştır.

***

Muhalifleri destekleyen ülkeler arasında ne yazık ki, Türkiye de vardır. (10)

***

Suriye Demokratik Güçleri (SDG), görünüşte Kürt, Arap, Süryani, Ermeni ve Türkmenlerden oluşan IŞİD’e karşı mücadele için oluşturulmuş ortak bir operasyon gücüdür.

Ama asıl PKK/PYD’yi kamufle etmek için kurulmuştur…

***

Üyelerinin büyük çoğunluğu Suriye Silahlı Kuvvetleri’nden ayrılan asker ve subaylar olan ÖSO yöneticilerinin beyanlarına göre; 40 bin üyesi vardır.

Suriye Arap Cumhuriyeti’ni devirmek için başta ABD ve İsrail olmak üzere, Batılı devletlerden hem askeri hem de parasal destek almışlardır.

Türkiye-ÖSO ilişkisini Zeytindalı Harekâtı açık hale getirmiştir.

ÖSO, Suriye Hava Kuvvetleri’nden istifa eden Albay Riyad El Esad ve silah arkadaşları tarafından 29 Temmuz 2012 tarihinde kurulmuştur.

Komuta Merkezi Hatay’da iken, tepkiler üzerine Şam’a alındığı söylenmektedir. (11)

Washington Post gazetesine göre; CIA ve ABD’nin özel operasyon birimleri, Suriyeli isyancıları, Türkiye ve Ürdün’de eğitimden geçirmekte ve bunun için de Türkiye’deki Amerikan üssünü kullanılmaktaydılar.(12)

Az sayıda ÖSO militanının El Nusra’ya geçtiği haberleri basına yansımıştır…

***

19 Şubat 2014′te ABD, Türkiye ve ÖSO arasında bir eğit-donat anlaşması yapılmıştır.

Kırşehir’de eğitilip Suriye’ye gönderilen 60 kişiden 18′i, El Nusra tarafından alıkonulmuştur.

62 kişilik ikinci grup, ABD tarafından tahsis edilen 10 araç ve havan topları ile El Nusra’ya katılmışlardır.

BBC’ye göre, ÖSO’ya katılmak isteyenler Adana’dakigizli bir kampta Türk eğitmenler tarafından silahlı eğitimden geçirilmektedirler.(13)

Çatışmalarda yaralanan ÖSO askerleri, Gaziantep ve Kilis’teki hastanelerde tedavi edilmektedir.

Hatay’ın Apaydın Mahallesi yakınlarındaki kampa, CHP milletvekilleri sokulmamıştır.

CHP tarafından kampta “yabancı silahlı kuvvetlerolduğu açıklanmıştır.

ÖSO mensubu kişilerin Gaziantep’te, Suriye’de kullanılmak üzere bomba imalatı yaptıkları, imalat sırasında yaşanan patlama ile ortaya çıkmıştır. (14)

***

Pentagon tarafından da onaylanan ve Der Spiegel ve The Guardian tarafından kamuoyuna açıklanan bilgilere göre; ÖSO üyelerine Ürdün’deki kamplarda; ABD, İngiltere ve Fransa silahlı kuvvetlerinden askeri eğitmenler eğitim vermektedirler. (15)

ÖSO, Ahraruş Şam, Ceyşul İslam ve El NusraCephesi ile zaman zaman koordinasyon halinde olmaktadır.

Laik bir yapıyı savunan ÖSO ile İslamcı Muhalifler arasında anlaşmazlıklar da çıkmaktadır.

ÖSO da denetiminde tuttuğu yerlerde İslami Şeriat kurallarını uygulamaktadır…

Hem laik hem Şeriat kurallarına bağlılık, nasıl oluyorsa!..

***

Amerika tarafından kurulan ve Suriye rejimini yıkmakla görevlendirilen ÖSO, şimdi Amerika’ya karşı savaşmaktadır…

***

ÖSO militanları, Suriye’nin toprak bütünlüğünü korumak için kanlarını akıtmaktadır.

Aynı zamanda da Türkiye’nin toprak bütünlüğünü de korumaktadırlar.

Savaşın sonunda ne olacaklarını büyük ölçüde Türkiye belirleyecek.

Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde PKK’ya karşı verilen mücadelede “Korucular”ın yaptığı görevi, bugün Suriye topraklarında ÖSO yapmaktadır…

ÖSO için yapılan “Kuvayı Milliyeci” benzetmesi ziyadesiyle abartılıdır.

Zira ÖSO’yu, Suriye yönetimine muhalif asker kaçakları, Kuvayı Milliye’yi düşman işgalini kabul etmeyen ve “Ya istiklal ya ölüm” şiarıyla direnen vatanseverler kurmuştur.

Aralarında en küçük bir benzerlik yoktur…

***

Türkiye, ÖSO’yu kendi saflarında tutmakla, düşman kuvvetlerini önemli ölçüde azaltmıştır.

Taktik açıdan bu husus oldukça önemlidir.

Nitekim savaşın 11. günündeki 20 can kaybının 15′i ÖSO üyesidir.

ÖSO olmasaydı 20 şehit de bizim askerlerimizden olacaktı…

***

Hal böyle olunca;

Ne Erdoğan ÖSO’ya sırtını dönebilir ne de kolaylıkla Esad’ın elini sıkabilir.

Bu durumu fırsat bilerek:

Ordumuzun kahramanlığı ÖSO’ya devretmek” ve “Orduyu ÖSO’nun arkasına gizlemek” gibi yakıştırmalarla TSK’yı aşağılamak, savaşan askerlerin moralini bozmak; en hafif tabiri ile bozgunculuktur, ihanettir ve beşinci kol faaliyetleridir…

***

Emperyalistlerin terör örgütleri kurup mazlum halklara saldırması içinize siniyor da aynı örgütlerin onlara karşı savaştırılması midenizi ağzınıza getiriyor öyle mi?

Ne mideniz var ama!

Ordumuz PKK’ya karşı Korucularla birlikte savaşırken, onların arkasına saklanmış olmuyor ama ÖSO ile birlikte savaşırken arkalarına saklanmış oluyor, öyle mi?..

Yazıklar olsun size…

Bu haklı savaşa karşı çıkanlar, savaşmadan emperyalizme teslim olmamızı öneriyorlar…

Düşman ordularının çavuşlarını dinlemeyeceğiz!

Emperyalizme karşı her koşulda savaşacağız…

Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1) http://www.haberturk.com/yazarlar/serdar-turgut-2025/1816470-chp-neden-kaybediyor-simdi-daha-iyi-anliyorum

 

(2) http://www.star.com.tr/politika/chp-genel-baskan-yardimcisi-ozturk-yilmazdan-skandal-sozler-haber-1302131/

 

(3)https://www.youtube.com/watch?v=uoR0MNSuGvY

 

(4) https://www.aydinlik.com.tr/chp-kilis-il-baskani-savasa-karsiyiz-ama-bu-halktan-cok-reaksiyon-gorur-politika-ocak-2018-1

 

(5)http://t24.com.tr/haber/kilicdaroglu-ypg-teror-orgutu-degil-vatanini-kurtarmak-icin-orgutlenmis-bir-olusum,274588

 

(6) http://www.bbc.com/news/world-us-canada-23999066

 

(7)http://www.21yyte.org/tr/arastirma/suriye/2012/05/29/6619/suriye-siyasi-tarihi

 

(8)https://web.archive.org/web/20170924182505/https://www.aydinlik.com.tr/abd-20-den-fazla-isid-komutanini-deyrizor-dan-kacirdi-dunya-eylul-2017-4

 

(9)http://www.bbc.com/turkce/haberler/2012/11/121112_syrian_opposition_guide

 

(10)http://turkish.irib.ir/haberler/dis-haberler/item/265521-suudi-arabistan,-suriyeli-muhaliflere-yardım-ediyor

 

(11)http://www.hurriyet.com.tr/ozgur-suriye-ordusu-komuta-merkezini-turkiyeden-tasidi-21531236

 

(12)https://www.rt.com/news/usa-cia-train-syria-rebels-087/

 

(13)http://www.bbc.com/news/world-middle-east-19124810;

(Haberin Türkçesi:http://www.hurriyet.com.tr/suriyeli-militan-turkiyede-egitildim-21159796)

 

(14)http://haber.sol.org.tr/devlet-ve-siyaset/gaziantepte-patlayan-o-evde-bomba-yapiliyordu-haberi-67639

 

(15)https://www.rt.com/news/americans-train-syrian-rebels-073/