Biz kazanacağız!..
TwitterFacebookGoogleYouTube

ENDİŞELİYİZ!..

almanlaraa_1

11 bin km uzaktan endişelen; kalkıp gel, Suriye’nin içerisinde ondan fazla askeri üs kur.

İyi mi?

Derdin nedir, nedir seni endişelendiren Coni Efendi?

Suriye’yi parçalayıp, kuzeyde ABD’ye bağımlı uydu bir devlet kurmak istediğini sağır sultanlar bile duydu.

Suç ortakların ve işbirlikçilerin de belli.

Kendi halkına ve bölge halklarına ihanet edenler:

Türkiye, İsrail, Suudi Arabistan ve AB olarak kayıtlara geçtiler…

***

Türkiye, bu büyük suçun ortağı iken; biraz geç kalarak da olsa aklını başına toplayıp, ihanet koalisyonundan ayrıldı.

Emperyalizmin “terör koridoru” ve “İkinci İsrail” planlarını bozan eylemlere, arka arkaya imzasını attı!

Siyasi iktidar günahlarını affettirebildi mi, o ayrı bir tartışma konusudur…

Suçları her gün ağırlaşarak artan ayrılıkçı Kürtlerin durumu ise “vahim” sözcüğünün çok ötesinde bir yerdedir.

Kürtler, ABD’ye “kara gücü” olmayı kabul ettiler fakat beklendiği gibi savaşamadılar:

Efendilerine Hendek Savaşları’nda iyi sınav veremediler.

Fırat Kalkanı Operasyonu karşısında sokuldukları mevzilerde tutunamadılar.

Oysa ABD her türlü desteği vermişti kendilerine:

Para, askeri eğitim ve ağır silahlar; üstelik Kongre’den onaylanarak geldi önlerine…

***

ABD’nin IŞİD bahanesi birkaç yılda inandırıcılığını yitirdi.

Alman gazetesinde yayınlanan bir karikatür, gerçeği bütün çıplaklığı ile serdi gözler önüne.

Türkiye, terör örgütlerine verilen silahların, sonunda kendisine döneceğini biraz geç anladı.

Toprak bütünlüğünün hedefte olduğunu gördüğü gün, Zeytin Dalı Operasyonunu başlatmak zorunda kaldı.

PKK’nın Suriye’deki uzantıları; emperyalistlerin kara gücü PKK/PYD/YPD/SDG Türk askeri karşısında yine direnemediler.

Türk Ordusu destan üstüne destanlar yazdı…

1919-1922 yılları arasında; Anadolu tarlalarından mala ile kazınan emperyalist askerlerinin cesetleri, bu defa da Afrin kırsalından armut gibi toplandı.

Bir kez daha yenildiler.

Şairin dediği gibi:

Yenenler, yenilenlerin dikişsiz ak gömleğine sildiler kılıçlarının kanını” (NH) (1)

ABD işbirlikçilerinin yenilginin yeni tarifini bu yazının sonunda kendi ağızlarından duyacaksınız.

ABD’nin Suriye’deki paralı askerleri, şehir savaşlarına giremediler, yemedi.

18 Mart günü, yani harekâtın 57. gününde Türk askeri Afrin’e girdi.

Sanki Çanakkale Deniz Zaferi’ne ve 57. Alay’a “nazire” yazdılar!

Kahramanlarımız bugünlerde ne yapar?

Suriye’de çocuklara şeker dağıtıyorlar…

Çocuklar öldürülmesin, şeker de yiyebilsinler” diye…

***

ABD ise her yenilgiden sonraki gibi: “we are worried” dedi.

Coniler kadar “ endişeli” olan başkaları da vardır tabii.

Ama onlar, aynı cümlelerle endişelerini açıklayamıyorlar…

Şimdilik biz de açıklamayalım kimliklerini.

Aramızda sır kalsın, belki birazcık akıllanırlar, biraz da utanırlar umarım!

Ne de olsa onlar da milyonların adına konuşuyorlar…

***

11 Şubat 2018 günü yapılan HDP Kongresinde; Kürtçe olarak “Yaşasın Afrin direnişi” ve “Yaşasın Önder Öcalan” sloganları eşliğinde kürsüye, Eş Genel Başkan Serpil Kemalbay geldi.

Hiç kusura bakmayın sözlerini Amerika’nın Sesi üzerinden duyuracağım:

Halkların, Arapların, Ezidilerin, Hıristiyanların, Müslümanların kendi kendini yönettikleri bir yere yapılan bu saldırı kabul edilemez. AKP – Erdoğan iktidarı Afrin’e saldırıyor çünkü toplumun rızasını alamadığı için, zora bağımlı hale geldiği için savaştan başka şekilde yönetemediği için Afrin’e saldırıyor. Afrin’e yapılan bu saldırının Türkiye halklarına hiçbir anlamlı gerekçesi yoktur. Bugün bombaların üzerine imza atanlar bu sivil ölümlerinin sorumlularıdır. Uluslararası mahkemede yargılanacaklardır.

Afrin’de büyük bir direniş gerçekleşiyor.

Neden? Çünkü siz halklara karşı savaş açarsanız kaybedersiniz. Çünkü Afrin halkı kendi evini, kendi yaşamını koruyor” (2)

Mensup olduğu örgüt adına, oldukça endişeli olduğu bellidir eş başkanın.

Benim asıl dikkatimi çeken: “Afrin’de büyük bir direniş gerçekleşiyor” demesiydi…

Ne direnişti ama!..

Yenilginin yeni adı:Direniştir!..

***

Fransızların Suriye’ye ilgisi, diğer AB ülkelerinden farklıdır; bu yüzden onlar daha da endişeli sayılır!

TSK’nın Afrin başarısını, PKK/PYD’nin sonunun başlangıcı olarak değerlendiren Le Figaro gazetesi:

Kürdistan rüyası bitti” dedi. (3)

Bu da bir tariftir…

***

Endişeli olan biri daha vardı kuşkusuz.

Kusura bakmayın, onun ismini vermiyoruz, bizim liderimizin makamında oturur!

Feleğin çemberinden geçirildi; diğerleri kadar duygusal değildir.

İşler istediği gibi gelişmezse, her olasılığı hesaba katarak konuşur; bu yüzden çark edebilecek şekilde kurar cümlelerini:

TSK’nın Suriye’ye girmesini hem desteklemiş hem de karşı gelmiştir.

Sonuç nasıl olursa olsun, “Biz demedik mi?” diyecek ve zeytinyağı gibi üste çıkacaktır.

Taktik böyledir…

***

Bu bizim savaşımız değil, saray savaşı; Ortadoğu’da askerimizin ne işi var; analar ağlamasın, şehit cenazesi istemiyoruz; savaşa hayır, barış hemen şimdi, kodamanların çocukları çürük raporu alıp yırtıyor, yoksul köy çocukları savaşıp duruyor… İyi de sizin ta aşağılarda ne işiniz var? Rakka’ya gidecekmişiz. Bu şehitlerin hesabını kim verecek? Ortadoğu bataklığının içinde şu anda Türkiye. Türkiye’nin bu bataklıktan çıkmasının süresi en erken 9-10 yıldır.

Beyefendinin endişesi geçti mi doğrusu bilmiyorum!

Taraftarları, kıvırma konusunda kendi kadar mahir değil, ondan eminim.

Türk Ordusu, Fırat’ın Doğusuna doğru ilerlemeye devam edecek diye endişesi devam mı ediyor mu, bu sorunun yanıtını açıklamadı henüz.

***

Beyefendinin biri; Nevruz Bayramı akşamı CNN’den Şirin Payzın’i konuk etti partisinin genel merkezinde.

Yüzünden Payzin’in de oldukça endişeli olduğu okunuyordu; soruları arasında “endişe” konusu da yer aldı tabii ki.

Beyefendinin yanıtı beklendiği gibiydi:

Biz yurt dışın asker gönderilmesine “evet” demiştik, Afrin’e operasyon yapılmasına da destek verdik, Hendek Savaşlarında şehit sayısı 300’ü geçmişti, 200 civarında da sivil vardı; dur şu kağıda bir bakayım hele. Evet evet ölenlerin sayısı 500’ü geçti. O bakımdan biz asıl Afrin merkezine girilmesi ile şehit sayısının artmasından endişelendik, buna karşıyız dedi…

Yüzü kızarmadı.

Operasyonu destekledik diyerek, durumu olabildiğince kurtarmaya çalıştı, bence başarılıydı.

Doğal olarak önceki sözlerini iyi niyetle söylenmiş kabul etmek zorundayız; zira niyet okumak işi, bize göre değil.

Atarız Ekmeleddin’e bir rey daha ödeşiriz!

***

Grup toplantısında Türkiye’yi “katliamcı” gösteren HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan’ın endişesi ise geçecek gibi değildir.

Hanımefendi, operasyonların durdurulması için Birleşmiş Milletleri mücadeleye çağırmış.

Eğer sivil halk bu ağır saldırı karşısında Afrin’i terk etmeseydi, büyük bir katliamla karşı karşıya kalacaktı” dedi…

Buldan’a göre Afrin’i terk eden sivil halktı!

Bu da bir tarif sayılır…

Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1)https://simgesiir.wordpress.com/2010/01/24/seyh-bedreddin-destani-nazim-hikmet/

(2)https://www.amerikaninsesi.com/a/hdpde-afrin-cagrisiyla-buldan-ve-temmeli-donemi-basladi/4248817.html

(3)http://www.lefigaro.fr/international/2018/03/20/01003-20180320ARTFIG00316-afrine-une-defaite-qui-marque-le-debut-de-la-fin-du-reve-du-kurdistan-syrien.php

ÜSKÜDAR’I GEÇEN İKİ SÜVARİ!..

chpli-gursel-tekin-hdpyi-kapattirmayiz-h1438503457

 

Avrupa Parlamentosu; Birleşmiş Milletler Şartı’nın 51. maddesi kapsamında, meşru müdafaa hakkını kullanan Türkiye’nin “Afrin’den çekilmesi”ne karar aldı.(1)

Karar, PKK/PYD’nin doğrudan sahiplenilmesi anlamına geliyor.

3500 TIR silah vererek sahaya sürdüğü ayrılıkçı Kürtler için ABD Bütçesi’nden de pay ayrılmış. (2)

ABD ve AB’nin tercihi PKK/PYD’dir.

Bu yalın gerçeğe rağmen PKK ve uzantılarına el uzatanlar, en hafif tabirle işbirlikçidirler

Nokta.

***

Türk Ordusu, Irak ve Suriye’de gerçekte AB ve ABD ile savaşıyor.

Ayrılıkçı Kürtlerin, emperyalizme kara gücü olmayı kabullenmelerini önceleri garipsiyorduk, artık kanıksadık…

***

Bu noktadan sonra:

“Suriye’de ne işimiz var”, “Operasyonlar IŞİD ile sınırlı olsun”, Suriye’nin içlerine doğru girmeyelim” ve “TSK’nın ÖSO ile birlikte operasyon yapması doğru değil” gibi söylemler, düşman cephesine hizmet ederler!

Cephe gerisinde bozgunculuk yapma muamelesine tabidirler…

***

2019 seçimlerine giderken, PKK’nın Meclis’teki siyasi uzantısı HDP, CHP’nin kucağına bırakılmak isteniyor.

Bu tuzağı görmemek aymazlık, bilerek kabul etmek ise ihanetin en büyüğüdür!

AKP’nin MHP ile yaptığı seçim ittifakına karşı; CHP, HDP ile “ittifaka” mecbur bırakılmak isteniyor!

16 Mart günü Y-CHP Milletvekili Mehmet Bekaroğlu; “CHP-HDP bir araya gelebilir” diyerek kamuoyunu yokladı. (3)

Y-CHP’nin ağır toplarından Gürsel Tekin, Cumartesi akşamı Ulusal Kanal’da Baki Özilhan’la yaptığı söyleşide; İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanlığına aday olduğunu açıkladıktan sonra, CHP’nin ( 6 milyon 800 bin oy alan) HDP ile bir araya gelineceğini de söyledi… (4)

Tekin için; ilke, tutarlılık, ne tarafta olunduğunun hiçbir önemi yok.

Be adam! Oy miktarına göre ittifak yapacaksanız, 21 milyon oy AKP’dedir, MHP gibi gidip onlarla ittifak yapsanıza?!

Kılıçdaroğlu, Tüzük Kurultayında izinsiz TV’ye çıkma yasağı koyduğuna göre, Gürsel Tekin bu sözleri Kılıçdaroğlu adına yapmıştır…

“Denize düşen yılana sarılır” atasözü Y-CHP’nin çıkmazını kurtarmaya yetecek mi göreceğiz!..

***

Biz yine uyarı görevimizi yapalım:

Bu ittifakın gerçekleşmesi halinde; AKP’nin 2019 yılında yapılacak olan üç seçimi, AKP ile PKK arasında geçecekmiş gibi gösterileceğine hiç kimsenin kuşkusu olmasın.

CHP’nin, yakın geçmişte FETÖ‘yü sahiplenmesi, HDP‘ye kol kanat germesi de göz önünde bulundurulursa, bu son hamle ile Türkiye’yi tamamen AKP’ye teslim edeceği anlaşılıyor…

Bu aşamada vakit geçmiş değil, olağanüstü bir kurultay ile süreci tersine çevirmek olanaklıdır.

***

Buna karşılık; Astana Sürecinin üç garantör ülkesi 16 Mart 2018 günü yaptıkları 8. toplantıda; birlikte çalışma kararı aldıklarını ortak bir bildiri ile açıkladılar. (5)

Bölge ülkelerinin güçlü ittifakıdır ve bir kez daha teyit edilmiştir.

Bir tarafta Türk Ordusu PKK ile savaşacak, diğer tarafta ana muhalefet partisi PKK’nın uzantısı ile seçim ittifakı yaparak seçim kazanacak!?..

Böyle bir akıl kurumsal olabilir mi?

***

Bu durumdan rahatsızlık duyan gerçek CHP’liler, bu konuyu hiç konuşmamayı tercih ediyorlar.

Muhalefetin varlık gösteremediği CHP Büyük Kurultay’ından sonra. Olağanüstü Kurultayda Tüzük değişikliği de geçti.

Milletvekilleri ile Cumhurbaşkanı adayını belirleme yetkisi büyük ölçüde genel başkana verildi.

2010 yılından bu yana; iki halk oylaması, 3 genel seçim, 2 yerel seçim ve bir de Cumhurbaşkanlığı seçimi olmak üzere 8 seçim kaybeden Kılıçdaroğlu, bir defa daha atı alıp Üsküdar’ı geçti!

***

Reis, Bahçeli ile yaptığı ittifakı yasal zemine oturttu.

Muhalefet, tamamen hükümetin denetiminde yapılacak seçimlerin güvenliğini tartışıyor.(6)

CHP Trabzon Milletvekili Haluk Pekşen, seçim güvenliği bulunmadığı için “boykot” yapılmasını önerdi. (7)

Y-CHP Genel Merkezi bu öneriye şiddetle karşı çıktı:

Dersimli Kemal:

Kazanacağımız seçimi ne diye boykot edelim” dedi… (8)

Bu açıklama ile Reis’in de Üsküdar’ı geçeceği anlaşılıyor!..

***

İki süvari de Üsküdar’ı geçeceğine göre; halka “Çiftlikbank”ı izlemek düşüyor!

Gümrük ve Ticaret Bakanının açıklamasından; “Çiftlikbank” gibi 11 oluşumun daha faaliyette olduğu anlaşılıyor.

Seçimler bitene kadar, onları da birer birer ekranlara taşırlar!

Türkiye’de gündem oluşturmak dert değil:

İstiklal Marşı’na yeni beste, İslam’ın güncelleştirilmesi, medyatik hocaların bulacağı yeni cinsel konularla sandığa kadar gidebiliriz….

***

Tabloyu karamsar bulup, moralinizi bozmayın; çözüm var:

1.) Önce CHP, Y-CHP olmaktan vazgeçip, kuruluş değerlerine geri dönecek,

2.) Parti içinde oynanan “Alevicilik oyunu” terkedilecek; “karın doyurmuyor” diyerek bir tarafa itilen “Laiklik İlkesi” her koşulda sahiplenilecek,

3.) Tutarlı, halkçı, emeği ve emekçiyi savunan politikalar her koşulda tavizsiz olarak savunulacak,

4.) CHP iktidarında; derhal “Parlamenter Sisteme” geri dönüleceği, “Kuvvetler Ayrılığı”nın hayata geçirileceği, “Yargının Tam Bağımsız ve Tarafsız” hale getirileceği vaat edilecek,

5.) HDP ile değil ittifak, siyasi ilişkiler bile asgari düzeye indirilecek,

6.)FETÖ’nün (Ahmet Altan, Mehmet Altan ve Nazlı Ilıcak) gibi bilinen kalemleri bir daha savunulmayacak,

7.) Milletvekili adayları tüm parti üyelerinin katılacağı önseçimler ile belirlenecek,

8.) Seyit Rıza gibi hainler, gençliğe bir daha asla örnek lidermiş gibi gösterilmeyecek,

9.) Dersim İsyanı; “katliam” veya “soykırım” gibi anlatılmayacak, CHP adına dilenen özür geri alınacak, “Dersim’in mağduru benim” sözü bir daha ağza alınmayacak,

10.)Cumhuriyet düşmanı Şeyh Sait’in torunu, CHP’den aday gösterildiği için, tabandan özür dilenecek,

11.) Türkiye’nin geleceğinin; PKK ve FETÖ‘yü sahiplenen ve toprak bütünlüğümüzü tehdit eden Batı (AB ve ABD) ile değil, hâlihazırda birlikte operasyonlar düzenlediğimiz Şangay İşbirliği Örgütü içerisinde olduğu açıklanacaktır.

***

Yukarıda 11 madde halinde sayılan hususlar; halka açıklandıktan sonra, 16 yıldır iktidarda olan AKP’den bıkan, fakat alternatifsizlik nedeniyle yine oyunu AKP’ye veren geniş yığınlara, umut olunacaktır.

Türkiye gerçekleri üzerinde oturan doğru siyasetleri ortaya koyan böyle bir CHP, bu defa kitlelere güven de vermiş olacaktır.

Ancak bu şekilde, AKP’ye oy veren seçmenin yüzde 20 civarında olduğu tahmin edilen “kararsızlar” kopartılarak CHP oylarına eklenebilecektir.

Böyle bir CHP’ye; AKP’ye kayan ANAP ve DYP’nin oyları da katılabilir…

Bir tek bu formülle; AKP’nin oyları yüzde 35′lere inebilir, CHP’nin oyları da yüzde 35′leri geçebilir…

CHP’nin tek iktidara gelme formülü budur.

Aritmetik bilimi böyle diyor…

***

Aksi halde; Reis’in karşısına hangi adayla çıkılırsa çıkılsın sonuç:

Hezimet ve 9. mağlubiyettir.

Hele de “tıpış tıpış” oy verilen Ekmeleddin gibi adayların milyonda bir kazanma şansı yoktur…

***

Reis’in ekibi, yaklaşan seçimleri AKP ile PKK ve emperyalist devletlerarasında geçiyormuş gibi göstermek üzere hazırlıklarına başladı bile…

Y-CHP de kendi isteği ile karşı tarafta yerini alırsa varın sonucu siz tahmin edin.

Türk halkı, “inekbank”ta soyulmayı bir kez daha göze alabilir ama çocukları ile savaşan ve 40 bine yakın yurttaşımızı öldüren katillerle işbirliği yapanlara asla oy vermez!

Cemil Can

 

DİPNOTLAR:

 

(1) https://tr.sputniknews.com/avrupa/201803151032654017-apden-turkiyeye-afrinden-cekil-cagrisi/

 

(2) https://www.sozcu.com.tr/2017/gundem/erdogandan-son-dakika-aciklamasi-3500-tir-dolusu-silah-gonderdiler-2056052/

 

(3) https://www.aydinlik.com.tr/mehmet-bekaroglu-chp-hdp-bir-araya-gelebilir-politika-mart-2018-2

 

(4) https://www.youtube.com/watch?v=ow8Yv-j_Ztc

 

(5) https://www.aydinlik.com.tr/astana-daki-3-lu-zirveden-ortak-bildiri-dunya-mart-2018-3

 

(6) https://www.youtube.com/watch?v=mIFpLK_cYg4

 

(7) https://www.facebook.com/IGCNewsINTERNATIONAL/videos/572039436497443/

 

(8) https://www.ntv.com.tr/turkiye/kilicdaroglu-kazanacagimiz-secimleri-neden-boykot-edelim,teMDVkPnLEGoXZY0B1Uy3w

 

 

 

ALLAHAISMARLADIK!

 endüljans

 

Kadın cinayetleri, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü anma etkinlikleri kapsamında gündeme damgasını vurdu. (1)

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda düzenlenen Dünya Kadınlar Günü Programı’nda, “Din adamı diye ortaya çıkıp kadınla ilgili dinde yeri olmayan içtihatta bulunuyorlar” dedi.

Cumhurbaşkanının:

İslam’ın güncellenmesi gerektiğini bilmeyecek kadar acizler” şeklindeki sözleri, gerici-cahil din adamlarını hedef aldı.

Bu da Türkiye’de bir ilkti!..

İslam’ın güncellenmesi”nin, bazı kesimlerce “dinde reform” olarak anlaşılmasından rahatsızlık duyan Reis:

Biz dinde reform aramıyoruz ama önüne gelen böyle çıkıp da kadınlarla ilgili, genç-yaşlı bunlarla ilgili, ileri geri bu tür konuşmaların İslam’a getirdiği lekeyi görmezden gelemeyiz” diyerek “dinde reform” tartışmalarına son noktayı koydu… (2)

Anlaşılan bu konu bir süre daha tartışılmaya devam edilecek.

***

Kurtuluş Savaşı’nın Başkomutanı Mustafa Kemal Atatürk, Mehmetçikle omuz omuza savaşan Türk kadınını, 5 Aralık 1934′te milletvekili seçme ve seçilme hakkının tanınmasına öncülük ederek, dünya kadınlarının önüne geçirdi. (3)

Cumhuriyet döneminin en önemli çağdaşlaşma hamleleri, ceza hukuku ve medeni hukuk alanındaki düzenlemeler ile gerçekleşti:

Hukuk birliği tesis edildi.

Tüm vatandaşlar; kadın veya erkek, kişisel kanaatlerine bağlı olmaksızın eşit yasal haklara sahip olmaları kabul edildi…

***

Sened-i İttifak‘tan (4) bu yana devam eden anayasallaşma süreci tamamlanarak, çağdaşlaşma süreci Gazi Mustafa Kemal Atatürk’le ete kemiğe büründü.

Aradan geçen 84 yılda “irtica=gericilik”; (5) gizlendiği yer altındaki tünelinden Türk Devrimi’ni kemirmeyi sürdürdü.

Kadına yönelik şiddet, son 15 yılda yüzde 1400 artış gösterdi!..

Dini “siyasi rant” elde etmek için en kötü kullanan siyasetçilerin başında, hiç kuşku yok ki ,AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan gelir.

Bugün o bile rahatsızdır!..

***

Reform” sözcüğü Ortaçağ Avrupa’sını çağrıştırır, bu nedenle bize itici gelir.

Reform hareketinin önderi Cermen kökenli teolog ve filozof Martin Luther‘dir.

Luther’den önce ortaya çıkan reformcular, Kilise tarafından sapkın olarak ilan edilip yakılmışlardır.

Din ve din adamları ile uğraşmak tarih boyunca hep tehlikeli olmuştur!

Ortaçağ Avrupa’sında Romalı papazlar; “Endüljans” (6) olarak bilinen affedilme sertifakaları satarak, Papalığın kasasına büyük gelirler sağlıyorlardı.

Aynı zamanda papaz olan Luter, kendinden önce reform hareketlerine girişmiş olanların görüşlerini de harmanlayarak hazırladığı 95 maddelik protesto metni ile özellikle endüljans’a karşı çıkmıştır.

İncil’in farklı dillere çevrilmesi ve matbaanın bulunup kutsal kitabın halk tarafından okunur hale gelmesi ile kilisenin sapkın yolda ve yobaz olduğu düşüncesi hızla taraftar bulmaya başlamıştır.

Reform’un etkileri, Avrupa’nın diğer devletlerinde görülmeye başladıktan sonra, kanlı mücadeleler yaşanmıştır.

Bu savaşların en büyüğü, Krallıkla prensler arasında 1618-1648 tarihleri arasında yaşanan Otuz Yıl Savaşları‘dır.

Bu savaşlar sonunda; din adamları ve kilise, eski itibarını kaybetti.

En önemlisi:

Eğitim-öğretim faaliyetleri kiliseden alınarak laik bir eğitim sistemi kuruldu…

***

Türkiye Cumhuriyeti, Avrupa’nın yaşadığı bu deneyimden geçmeden laikliği benimsemiştir.

Bu nedenle de kan dökmeden kazandığımız laikliğin değerini bilemedik…

Laiklik, 1789 Fransız Devrimi‘nden sonra, devletlerin bütün kurumlarında ve toplumlarda kendini kabul ettirmiş bir kurum olarak yerini aldı.

Osmanlı döneminde laiklik; Ziya Gökalp’in La-dini (dinsel olmayan), Ahmet İzzet Paşa’nın “La-ruhbani” (ruhbani olmayan) ve Ubeydullah Efendi’nin “İş Hükümeti” kavramları ile açıklanmaya çalışılmıştır.

Atatürk’e göre laiklik, yalnız din ve dünya işlerinin ayrılması demek değil, tüm yurttaşların vicdan, ibaret ve din özgürlüğü de demektir.

Türkiye’de çağdaş-laik düşüncenin benimsenmesinde önderlik yapanlar: Ziya Gökalp, Fuat Köprülü gibi düşünürlerdir.

Merkezinde laiklik olan Atatürkçü düşünceyi edebiyat alanına Falih Rıfkı Atay kazandırmıştır.

Türk Hümanizmi” adlı eseri ile Suat Sinanoğlu, Atatürk döneminin efsane Milli Eğitim Bakanı Dünya Klasikleri’nin Türkçeye çevrilmesini sağlayan Hasan Ali Yücel, Köy Enstitüleri alanındaki başarılı çalışmaları ile bilinen İsmail Hakkı Tonguç, Niyazi Berkes, daha da gerilere gidilecek olursa; Yunus Emre gibi tarihi kişilikler, “hümanist” (7) değer yargısının gelişmesinde rehberlik eden saygın düşünürlerdir…

Suat Sinanoğlu, Türk Hümanizmi adlı eserinde; Atatürk’ün devrimlerinin ve reformlarının getirdiği kurum ve kuruluşların hümanist ruhu temsil ettiklerini ve bu ruhu TBMM, Medeni Kanun gibi eserlerle taşıdıklarını savunmuştur…

***

Avrupalıların kan dökerek kazandığı, Türk halkının Mustafa Kemal Atatürk gibi bir dahinin önderliğinde elde ettiği değerlerin başında “Laiklik” gelir.

İnönü’den sonra, siyasetçiler siyasi iktidarı ele geçirmek için din ve dince kutsal sayılan değerleri on yıllar boyunca insafsızca sömürmüşlerdir.

Bu gün geldiğimiz nokta içler acısıdır:

Çocuklara tecavüz eden sapıkların çokluğu, “ensest” ilişkiler(8) ve kadına şiddetin her geçen gün daha artması Türk halkının 21. yüzyıldaki en büyük utancıdır…

***

Canınızı daha fazla sıkmadan, İsmet Paşa’dan örnek bir davranışla bitirelim.

İnönü’yü yakından tanıyan Ali Rıza Akbıyıkoğlu’na kulak veriyoruz:

İsmet Paşa, 1966 yılında kısmi seçim yapılacak illeri geziyor, konuşmalar yapıyordu. Batı Anadolu’da Denizli, Uşak, Afyon ve Kütahya illerinde kısmi seçim yapılacaktı. Paşa, Denizli’de bir konuşma yaptıktan sonra Uşak’a gelmiş, büyük gösterilerle karşılanmıştır. Mevhibe Hanımefendi de bu geziye katılmıştı.

Paşa, parti binasında bir süre dinlendikten sonra Cumhuriyet Meydanı’nda bir konuşma yapacaktı. İl parti teşkilatından bazı arkadaşlar:

Paşam, dediler. Nurculuk propagandası bizim dışımızdaki bütün partiler tarafından açıkça yapılmaktadır. Biz, CHP’lileri dinsizlikle suçlamaktadırlar. Lütfen siz de yapacağınız konuşmada Allah’tan biraz bahsediverseniz. Biz de bu dinsizlik suçlamasından kurtulmuş oluruz.’

İsmet Paşa hiç ses çıkarmadı. Az sonra meydanda halka hitap etti. Dini siyasete alet eden partilere ve politikacılara özellikle çattı. Konuşmasını ‘Allahaısmarladık’ sözüyle tamamladı.(9)

Allahaısmarladık…

Cemil Can

DİPNOTLAR:

 

(1) http://www.bbc.com/turkce/live/haberler-turkiye-43329287

 

(2)http://www.hurriyet.com.tr/gundem/islamin-guncellenmesi-erdogan-dinde-reform-haddimize-mi-40766795

 

(3) https://www.barobirlik.org.tr/Detay73587.tbb

 

(4) http://www.anayasa.gen.tr/senediittifak.htm

 

(5) Atatürk’e göre ircita: Her faydalı ve yeni şeye karşı çıkmak irticadır.

 

(6)Endüljans, Orta Çağ Avrupası’nda bir tür günah çıkarma ve ölümden sonra cennete gitmek için

Papa’nın sattığı af belgesi. Kilisenin halktan para alarak cennetten toprak satmasıdır.

 

(7) Bir insani değerler sistemi olarak tanımlananhümanizm, cinsiyet, inanış veya başka bir fark

gözetmeyen ulusçu ve eşitlikçi yapısı ile Laik Cumhuriyet’in temel felsefesi olduğu biçiminde

yorumlandı.

 

(8) https://www.facebook.com/notes/cemil-can/kocalar-birinci-dereceden-olursa/964886343674731/

 

(9) https://odatv.com/din-istismari-yapmayan-dindar-ismet-inonu–1305111200.html

 

GARİBAN FETÖ’CÜLER!..

Ahmet Koç

CHP Konya Milletvekili Hüsnü Bozkurt, Afrin şehidimiz Taha Koç’un cenaze töreninde tabutunu sırtında taşıyan babası Ahmet Koç’un KHKmağduru olduğunu savundu.

Sözcü gazetesi de Bozkurt’un açıklamalarını manşetine taşıdı.

Haberde:

Bu baba da yüzbinlerce mağdurdan biri olabilir ve mağduriyeti, oğlunun şehit olması ile ortaya çıktı. Taha şehit olmasaydı, KHK mağduru olduğu bilinmeyecekti… AKP’li belediyelerde çok sayıda FETÖ’cü olduğu biliniyor fakat üst organlarda neden kimse işinden olmuyor da hep garibanlar işinden atılıyor. Yazıktır” dendi… (1)

Bozkurt’a göre, alt düzeydeki görevlerde çalışan FETÖ’cüler garibandır!

Ayrıca KHK ile görevlerinden alınan yüzbinlerce mağdur vardır.

Ahmet Bey için ise “mağdur olabilir” diyor.

Mağdur mu, mağdur olabilir mi?

Bir olasılıktan söz ederek konuşmaya başlayan Y-CHP Milletvekili, “mağduriyeti ortaya çıktı” kesin yargısı ile sözlerini bitiriyor…

Hadi Hüsnü Bey’i geçelim.

Kılıçdaroğlu’nun baştan beri sürdürdüğü FETÖ’ye kol kanat germe ve ABD destekli 16 Temmuz Darbe Girişimini “tiyatro” gibi niteleyerek küçümseme politikasına uygun konuşup, liderine borcunu ödüyor…

***

Sözcü gazetesine hiç yakıştı mı?

Kesin olmayan bir varsayım üzerinden böyle bir manşeti atmak ne kadar doğru?

Evlat acısı ile kavrulan bir şehit babasının üzerinden duygu sömürüsü yaparak FETÖ’yü “mağdur” göstermek, Sözcü’nün üzerine vazife mi?

Hüsnü Bozkurt’un hüsnüniyetini sorgulamak değil niyetim.

Ama şu sorulara da yanıt vermesi gerekiyor:

  1. Kamu kurumlarının alt organlarında çalışan FETÖ’cüler görevden alınmasın mı?

  2. Şehit Taha Koç’un babası Ahmet Koç, FETÖ üyesi olamaz mı?

  3. KHK’lar ile işinden atılan “yüzbinlerce” kişinin tümü mağdur mu edildi?

  4. FETÖ’cülerin görevden alınanları “gariban” mı?

Y-CHP Milletvekili Hüsnü Bozkurt’un; basına açıklama yapmadan, Sözcü gazetesinin de manşeti atmadan önce, aşağıdaki soruların yanıtlarını araştırması gerekmez miydi?

  1. FETÖ’cü diye belediyedeki görevinden alınan Ahmet Bozkurt hakkında devam etmekte olan soruşturma var mıdır?

  2. Adı geçen hakkında kamu davası açıldı da beraat mı etti?

  3. Hakkında devam eden yargılama var mı?

  4. FETÖ üyelerinin çocukları askere gitmekten muaf mıdır?

  5. Şehit olan bir askerin babası FETÖ üyeliğinden çıkar mı?

Sınav soruları çalarak –hak etmeden- başarılı çocukların girmesi gereken işleri hileli yoldan ele geçirip, onları hayatlarını karartanlar gariban, öyle mi?

Peki, siz hangi yüzle halkın karşısına çıkıp oy isteyeceksiniz?

PKK ve FETÖ’ye arka çıktıktan sonra, Türk halkına ne vaat ederseniz edin, asla yetki alamazsınız!..

***

Nasıl bir tehlikenin içerisinde olduğumuzu düşmanın ağzından öğrenelim.

ABD’li üst düzey bir yetkili:

Menbiç’in güvenliğini YPG’nin sağlaması şart değil” dedi.

IŞİD ile mücadele bitince, bizim de işbirliğimiz bitecek” güvencesini verdi…(2)

IŞİD’i kuran ABD’dir, kanıtlarını defalarca gördük.

IŞİD ile mücadeleyi bitirmeyeceğine göre, YPG ile işbirliğini de bitirmeyecek demektir.

Özgürlük”, “demokrasi” ve “insan hakları” masallarına kimsenin inandığı yok.

ABD’nin Ortadoğu’ya getirdiği; barut kokusu, kan ve gözyaşıdır…

***

Emperyalistler, burada başarılı olurlarsa “İkinci İsrail”i kurup, bölgenin enerji kaynaklarını yağmalayacaklar!

Başarısız olurlarsa, ellerindeki silahları pazarlayıp, paraya çevirecekler!

Her iki halde de; radikal İslamcı örgütleri bu vekalet savaşı içerisinde kullanarak, onlardan kurtulmaya çalışacaklar!..

Kaybettikleri savaşı bu şekilde zafere çevirmiş olacaklar!

Bu nedenle (A), (B) ve (C) planlarını yapıyorlar…

***

Uzun süreceği belli olan ve açık açık sahneye konulan bu hain planı durdurabilecek tek güç: Bölge ülkelerinin işbirliğidir…

Hangi nedenlerle olursa olsun, bu aşamadan sonra, emperyalist ülkelerle yapılacak olan işbirliğinin faturasını ilgili halk çok daha ağır olarak ödeyecektir.

Zira dönek olan işbirlikçilere kimse güvenmez, onları ilk fırsatta atılacak safra olarak görürler.

(A), (B) ve (C) planlarının tümünde bu seçenek vardır.

İhtiyaç bitince yol arkadaşlığı da usulüne uygun olarak sonlandırılır!

Saddam ve Kaddafi örneklerinde olduğu gibi…

Kabaran faturaları ise, her zaman olduğu gibi basiretsiz yöneticileri seçen “gariban” halk öder…

Ne demişler:

Devletler in sürekli dost ve düşmanları yoktur, çıkarlar vardır…

Cemil Can

DİPNOT:

  1. http://www.sozcu.com.tr/2018/gundem/tabutu-omuzlayan-sehit-babasi-khk-ile-isten-atilmis-2263208/

  2. http://www.yenicaggazetesi.com.tr/abd-ile-menbic-konusunda-anlasmaya-varildi-185573h.htm