Biz kazanacağız!..
TwitterFacebookGoogleYouTube

“BEKA” SORUNU

a_gul_hulusi_akar

Yıllarca birbirlerine ağza alınmayacak sözler söyleyen Erdoğan ile Bahçeli; geçmişe sünger çekip yeni bir sayfa açtılar.

Bahçeli, Reis her türlü milliyetçiliği ayaklar altına alan Erdoğan’ın ayakları altına neden girdin sorusuna, Türkiye’nin “beka sorunu” diyerek cevap verdi.

Mevzubahis vatansa gerisi teferruattır!

Bahçeli’nin muhalifleri, beka sorunu vardır ama Bahçeli için dediler…

***

Küresel güçler, Erdoğan’ın karşısına Cumhurbaşkanı adayı olarak kardeşi ilan ettiği 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ü çıkartmak istediler.

Bu iş için görevlendirdikleri adamları: Saadet Partisi’nin Genel Başkanı ile Y-CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu idi.

Batı yanlısı olduğunu parti programına yazan Meral Akşener’in de bu ittifak içerisinde yer alacağını düşündüler…

İyi Parti’nin iç dengeleri böyle bir ittifakın hayata geçmesine izin vermedi.

Kemal Kılıçdaroğlu’nun “demokrasi adına” gönderdiği 15 milletvekili de İyi Parti’yi tuzağa düşürmeye yetmedi.

100 bin imzayı toplayarak Cumhurbaşkanlığına adaylığını koymak üzere Akşener’e çizmelerini giydirdiler…

Abiler” dediği siyasi rakipleri, hop oturdu hop kalkıyor şimdi!..

***

Abdullah Gül için yoğun çaba harcayan Karamollaoğlu, bir anda gündemi belirleyen kişi oldu.

Fetullah Gülen Hocaefendi,gözleri Pensilvanya’dan “gül” şiiri ile kampanyasını destekledi! (1)

Her zamanki gibi iki gözü iki çeşme tabii ki…

Sahnede en az hata yapan Y-CHP’nin Genel Başkanı, Gül’ün çatı adaylığına olumlu yaklaştı.

Akşener, Gül’ün aday olmasından “memnuniyet duyacağını” ifade etti ama adaylığını da geri çekmedi.

Doğal olarak çatı adaylığı formülü yattı…

***

Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar ile Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, Gül’ü basına yapacağını duyurduğu açıklamadan önce, helikopterle konutuna kadar giderek, çat kapı kendisini ziyaret ettiler.

Davetsiz olarak elbette!

Akar ile Gül’ün öğrencilik yıllarından arkadaş olduklarını sosyal medyada yayınlanan fotoğraflarından biliyoruz.

Helikopter askeri miydi, Akar’ın üzerinde üniforması var mıydı, bu soruların cevabını şimdilik bilmiyoruz.

Y-CHP, bu olayı 28 Şubat’a benzeterek, 28 Şubat Davası’nda mahkum edilen komutanları bir kez daha mahkum etti!..

Kılıçdaroğlu’nun asker düşmanlığı Dersim İsyanı’nın bastırılmasından gelir!

Gül, bu ziyaretle ilgili henüz bir açıklama yapmadı ama Dersimli, fırsat bu fırsattır diyerek ziyareti, 1961 yılında yaşanan Ali Fuat Başgil olayına (2) benzetmeyi de ihmal etmedi…

***

Nihayet Abdullah Gül beklenen açıklamasını yaptı:

Çok ciddi beka sorunları ile karşı karşıyayız” dedi.

Hiç şüphesiz kendisi için öyledir.

Sözlükler karıştırıldı, ansiklopedilere bakıldı, “Google” babaya müracaat edildi; beka ne demektir diye soruldu.

Yanıt her taraftan aynı şekilde geldi; tıpkı aylar önce Bahçeli’nin vurguladığı gibi: Kalıcılık, ölmezlik demekti…

Demek ki, Türkiye “ölmek üzere” olduğu için 11. Cumhurbaşkanımız yeniden Cumhurbaşkanı olmak istiyordu!..

Ben kendisini inandırıcı buldum!

***

Toprak bütünlüğümüzün tehlikede olduğunu biliyoruz.

ABD ve müttefiklerinin hazırladığı Büyük Ortadoğu Projesi ile Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerimizden bir miktar toprağın, İran’dan kopartılacak parça ile birleştirilerek; Suriye ve Irak’ın kuzeyinde Kürdistan adıyla yeni bir devlet; başka bir ifade ile “İkinci İsrail”i kurmak istedikleri sır değil.

Bu ihanet planı bizim gibi saflara “küçülerek büyümek” şeklinde yutturulmak istendi.

15 Temmuz Darbe Girişimi bu yöndeki etkili eylemlerin sonuncusuydu.

Peki, erken seçim bu tehlikeyi bertaraf edebilecek mi?

Bu nasıl bir tehlikedir ki, seçimle var oluyor ve yine seçimle yok edilebiliyor!

Anlamak mümkün değil!..

***

Abdullah Gül konuşmasında; “sosyal demokrasi”, “özgürlükler” ve “kuvvetler ayrılığı” sözcükleri telaffuz etti ya, bizim sahte solcuların ağzının suyu aktı.

Kılıçdaroğlu, derhal CHP milletvekillerine “Gül ile ilgili yorum yapmayın” talimatı verdi.

Gül’ün isminin gündemde tutulmamasını da özellikle tembih etti.

Eski CHP Parti Sözcüsü Birgül Ayman Güler, Meral Akşener’e kurulan tuzağı:

Gül ittifakının anlamı, ilk turda Gül’ün de bulunduğu bir yarış değil, kendisinin Gül için adaylıktan vazgeçmesi anlamına geliyormuş” diyerek tarif etti…

Kesinlikle haklıdır…

***

Abdullah Gül:

Geniş bir mutabakat olursa üstüme düşeni yapmaktan kaçmayacağımı söylemişimdir. Böyle geniş bir arzunun olmadığı gözükmüştür. Adaylığımla ilgili bir süreç artık söz konusu değildir” diyerek; aday olamayacağını, Erdoğan’ın karşısına çıkamayacağını söyleyenleri şapa oturttu…

Bal gibi de adaymış meğer, hem de çatı adayı.

Dersimli Kemal onu: “Abdullah Bey esas olarak tarafsız Cumhurbaşkanlığı yaptı. Cumhurbaşkanlığı dönemine saygı duyuyorum” sözleri ile parlatmıştı…(3)

15 milletvekili gönderilerektuzağa düşürülmek istenilen Meral Akşener’in kurmayları, Atlantik ötesinden kurgulanan bu sinsi oyunu fark ettiler…

Zekice analiz yapmaları ve ilkeli duruşlarından ötürü kendilerini kutluyorum…

***

Gelişmeler böyle olunca, Y-CHP’nin İyi Parti’ye gönderdiği 15 milletvekili de dönüş hazırlıklarına başladı.

Bu hamlenin “demokrasiye katkı” için yapılmadığı da ortaya çıktı.

Zira demokrasiye katkı için yapılmış olsaydı; Saadet Partisi ile Vatan Partisi’ne de 20′şer milletvekili gönderilir, onların Cumhurbaşkanı adaylarının da seçime katılması sağlanırdı.

Bu şekilde, CHP adayının ikinci tura kalması halinde, bu iki partinin desteği kazanılırdı.

Y-CHP’nin iktidara gelme gibi bir derdi olmadığı, buradan da bellidir.

Onların tek derdi var: CHP’deki işgal birliğini yeniden seçtirebilmek.

Çünkü verilen görev henüz tamamlanmadı…

***

Hakkını teslim edelim: Çatı adayı formülünün kahramanlarından Başbuğ Bahçeli, yıllardır iktidardan düşürmeye çalıştığı Erdoğan’ın yanında koşulsuz yer alarak, iktidardan düşmemesi için elinden geleni ardına koymadı.

Ekmeleddin İhsanoğlu da öyledir; o da Cumhurbaşkanı adayının Erdoğan olduğunu açıkladı.

Kala kala geri kaldı Dersimli Kemal!

Allah var, çatı adaylığı formülünün hayata geçmesi için, eski iş ortağı Bahçeli’nin yerine gelen Temel Karamollaoğlu ile uyumlu çalıştı, bütün şartları zorladılar.

Karamollaoğlu’nun kim olduğunu (4) hatırlatmaya gerek var mı?

İşte 4 nolu dipnotta kim olduğunu okuduğunuz bu Karamollaoğlu’nun çatı adayı Abdullah Gül’dür.

Gül’ü d çok iyi tanıdığınızdan eminim:

Hani onun “Bir savcı bulun delillendirin” buyruğu üzerine Özel Yetkili Savcı Zekeriya Öz bulunarak TSK’ya kumpas davaları açılmıştı; döneminde AKP hükümetlerinin çıkarttığı bir tek yasa bile Meclis’e geri gönderilmedi, bu yüzden ona “Çankaya’nın Noteri” dendi…

Dışişleri Bakanlığı döneminde, ABD ile 2 Sayfa 9 maddelik anlaşmayı(5) da o imzalamıştı…

Kısaca; KK olarak anılan ana muhalefetin lideri, bu Abdullah Gül ve Temel Karamollaoğlu ile işbirliği yaparak AKP’yi iktidardan düşürebileceğine bizi ikna etmeye çalıştı!

Bir an için bu planın başarılı olabileceğini ve Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı seçimini kaybedeceğini düşünelim; Cumhurbaşkanlığına CHP’li biri mi gelmiş olacaktı?

AKP iktidardan gitmiş mi olacaktı?

Bu sorulara bizim Y-CHP’liler çok kızıyor biliyorum.

CHP seçmenin aklıyla, zekasıyla böylesine alay eden KK ve ekibinin tek görevinin, AKP iktidarını sürekli hale getirmek olduğu buradan da belli değil mi?..

Bu soruyu gördükleri rüyadan uyanmak istemeyenlere artık sormuyorum!..

Onlara tatlı rüyalar diliyorum…

***

Türk halkına Ekmeleddin Vak’asını yaşatan Dersimli Kemal’e, CHP Parti Meclisi’nin Cumhurbaşkanlığı seçimi ile görüşmeleri yürütmek üzere tam yetki vermesini de anlayamıyorum.

Orhan Pamuk’u bile Cumhurbaşkanı adayı gösterebileceğini söyleyen, Ekmeleddin İhsanoğlu’nu aday göstermekle doğru yaptığını savunan, bir daha olsa yine onu aday göstereceğini söyleyecek kadar kendini kaybetmiş ve hatasını asla kabul etmeyen KK’nın kılavuzluğu ile siyasette başarı kazanılabilir mi?

Aynı suda iki defa yıkanılmaz atasözünü hiç duymadınız mı?

Delilik, aynı şeyi tekrar tekrar yapıp farklı sonuçlar beklemektir” demedi Albert Einstein?

Ekmek için Ekmeleddin’e “tıpış tıpış” oy veren biri olarak, kendimi bu kadar aldatılmış ve ihanete uğramış hissetmemiştim!

Bu yüzden ikiye böldüğüm oyumun rengi: Gri olacaktır…

***

Aydınlık Gazetesi’nden İsmet Özçelik’in Pazar günü okuduğum yorumu yüreğime biraz su serpti:

Özçelik: “Erdoğan’ın 15 Temmuz ABD/FETÖ darbe girişimi sonrasında yapmayı planladığı, ancak Meclis’te çoğunluğu kaybedeceği endişesiyle ertelediği tasfiye şimdi gerçekleşecek” dedi…

Erdoğan’ın “AKP’den kopmalar olabilir” şeklindeki sözleri de bu fikri güçlendiriyor.

30 civarında olduğu söylenen FETÖ’cü milletvekillerinin akıbetinin ne olacağını yaşayıp göreceğiz.

Seçimlere 2 yıldan az bir süre kalmışken, erken seçime gitmenin başka mantıklı bir açıklaması yok zaten.

Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar’ın Abdullah Gül’e yaptığı ziyaretin, bu operasyonun başarısı için gerçekleştirildiği söylenirse, ona da hiç şaşırmam…

Bazı arkadaşlarımızın çok kızacağını, hocalarımın diplomalarımı geri almaya çalışacağını biliyorum ama yine de klasik söylemin dışına çıkacağım:

Özçelik’in dediği gibiyse eğer; Genelkurmay Başkanına alkış da tutmam, kınamam da!..

Zira, devletin her kurumuna sızmış olan CIA destekli bir örgüte karşı yürütülen operasyonlarda, hukuk kuralları ihtiyaç duyulduğu ölçüde askıya alınabilirler!..

Cemil Can

 

DİP NOTLAR:

(1) https://odatv.com/bir-olsunlar-birlikte-gul-olsunlar-26041819.html

(2) http://www.turkiyehukuk.org/ord-prof-dr-ali-fuat-basgil/

(3) https://www.youtube.com/watch?v=-XQJTTOQUM0

(4) 1993 Sivas Katliamında saldırgan kitle Madımak Oteli’nin önündeyken yanlarına gittiğinde, ‘Mücahit Temel’ sloganlarıyla karşılandığı, kalabalığa hitaben “Bir defa şöyle bir Fatiha okuyalım. Şunların ruhuna el Fatiha diyelim” diye konuştuğu ve “Gazanız mübarek olsun” dediği basında çıkan haberlerde yer aldı. Karamollaoğlu, bu sözlerle ilgili yıllar sonra verdiği bir röportajda “Hiç hatırlamıyorum. Bir kalabalığı nasıl teskin edersiniz? Onların gönlünü alarak… Orada, ‘Oturun sakinleşin, bir Fatiha okuyun’ dememin, demememin bir önemi yok ki” dedi. Katliamın bir numaralı sanığı olan ve 17 yıldır firarda olan dönemin belediye meclis üyesi Cafer Erçakmak’ın hiçbir suçu olmadığını savunan Karamollaoğlu, katliamda yaşamını yitirenlerin yanarak değil, dumandan boğularak öldüğünü iddia etti. Karamollaoğlu, Madımak Oteli’nin utanç müzesine dönüştürülmesinin Sivas’a en büyük ihanet olacağını ve Türkiye’nin çok büyük acılar yaşadığını ama hiçbirinin bunun kadar istismar edilmediğini ileri sürdü.

1995 Genel Seçimlerinde Refah Partisinden Sivas Milletvekili olarak Parlamentoya girdi. Bu dönemde NATO Parlamenter Asamblesi Üyesi olarak görev yaptı. Aynı dönemde Refah Partisi Grup Başkanvekilliğine seçildi. Bu görevini Refah Partisinin kapatılmasına kadar sürdürdü.

Refah Partisi’nin Anayasa Mahkemesince kapatılmasından sonra Fazilet Partisine katıldı. 1999 seçimlerinde Sivas’tan yeniden Milletvekili seçildi. Bu yasama döneminde NATO Parlamenter Asamblesi Üyeliği devam etti. Mayıs 2000 tarihinde yapılan Saadet Partisi kongresinde Genel İdare Kurulu Üyeliğine seçildi ve Dış İlişkilerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcılığı görevine getirildi.

(Wikipedia ansiklopedesinden alıntıdır.)

(5) https://www.ulusal.com.tr/gundem/tgbliler-mumtazer-turkoneyi-fena-yakaladigundem/milletvekillerine-rekor-zamyurt/akpli-ciftci-akpye-isyan-ettikultur-sanat/insanliki-kesti-cezayiri-dikecekgundem/ermeni-soykirimi-yalanini-yasar-kemale-sormayingundem/akpli-kuzu-hesabimiz-tutmadigunde-h12204.html

 

EN ETKİLİ SİYASİ ÇÖZÜM BOYKOTTUR!..

 screen-shot-2018-03-16-at-04-43-14

Erken seçimin mimarı Bahçeli; erken seçimin gerekçesini:

Türkiye’nin 3 Kasım 2019′a kadar dayanmasının kolay olmadığına işaret ettikten sonra; “Ya normal tarih beklenecek, ya da milli mecburiyet ve ortaya çıkan meşru gerekçelerden dolayı seçimler erkene çekilecektir” şeklinde açıkladı.

Asıl gerekçe; “milli mecburiyetler”dir, “ortaya çıkan meşru gerekçeler”in ne olduğunu anlayan beri gelsin!..

Biri bana milli mecburiyetlere bir örnek versin, söz veriyorum oyum onun veya göstereceği adayındır!..

Bir sorun daha var:

Her neyse o milli mecburiyet, seçimle nasıl ortadan kaldırılacaktır?

AKP, başka bir partinin iktidara gelip bu sorunu çözmesini mi bekliyor acaba?

Hiç olmadığı kadar Mecliste güçlü temsil edilen bir parti, seçimleri erkene almakla daha da mı güçlü olacak?

AKP’nin MHP ile birlikte Anayasayı değiştirecek kadar güçleri varken, daha ne kadar milletvekili istiyorlar?

Diyelim ki Meclis’teki 600 milletvekilliğini kazandılar, şimdikinden farklı ne yapacaklar?

Söylesinler, oyum onlarındır!..

***

Bu sorulara cevap aramadan; erken seçimin hukuki olup olmadığını araştırmadan ana muhalefetin, hodri meydan çekmesini bir türlü anlayamıyorum.

AKP’nin karşı devrimi gerçekleştirirken yollarını temizlemekle görevli elemanı Dersimli Kemal’in:

24 Haziran’da hepimiz daha güzel bir Türkiye’ye uyanacağız. Daha hoş görülü Türkiye’ye uyanacağız. Birlikte yaşamanın ne kadar değerli olduğunu öğreneceğiz(1) demesi, iktidarın ipe sapa gelmez gerekçelerini kabul ettiğini gösteriyor…

Aynı zamanda hukuksuz seçimlere de meşruiyet kazandırıyorlar.

 

Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek’in, hukuksuzluklara işaret ettikten sonra:

 

Seçimlerde Cumhuriyet güçleriyle birlikte olmaya hazırız(2) şeklindeki sözleri de ne yazık ki, seçimlerin meşru bir zeminde yapılacağı kanısını güçlendiriyor…

İşaret ettiği hukuka aykırılıkların tümü güme gitti!..

***

Meclis’te ihtiyaç duyduğu çoğunluğa ve desteğe sahip iken; “Erken seçim neden?” sorusuna, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın verdiği yanıttan; ne demek istediğini anlamak mümkün olamadı:

Erdoğan:

Gerek Suriye’de yürüttüğümüz sınır ötesi operasyonlar gerek Suriye ve Irak merkezli olarak bölgemizde yaşanan tarihi önemdeki hadiseler Türkiye’nin bir an önce belirsizlikleri aşmasını zorunlu hale getirmiştir.” dedi.(3)

YSK Başkanı Sadi Güven’in açıklaması ise, Anayasa ihlali için ilk adımın hükümet tarafından atılmasını bekliyoruz der gibi:

100 bin imza ile ilgili çıkacak bir uyum yasasını bekliyoruz. Çeşitli ihtimallere göre biz hazırlığımızı yaptık. Meclisten çıkacak yasaya göre de genelgemizi hazırlayıp gereğini yapacağız” ne demek?(4)

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’ya, sanki Mecliste grubu bulunmayan partilerin aday göstermelerini imkânsız hale getirmek görevi verildi:

Vatandaşlar il ve ilçe seçim kurullarına giderek cumhurbaşkanı adayları için imza verecekler“ dedi. (5)

Cumhurbaşkanı adayı göstermek isteyen yurttaşların, bizzat ilçe seçim kurullarına başvurmaları şeklinde yapılacağı anlaşılan düzenlemenin, 3071 Sayılı Yasaya aykırı olacağı tartışmasızdır. (6)

Yetmiyormuş gibi; bir de yanlarında ikametgâh ilmühaberi götürmeleri şart koşuluyor.

Yasa taslağı hazırlandı önümüzdeki hafta Mecliste görüşülecek…

***

Gelişmeler aynen böyledir.

Şimdi yazılı hukuk kurallarına bakalım, yasalarımız ne diyor:

Temel Hak ve Özgürlüklerden olan Seçme ve Seçilme Hakkının “bağımsız” olarak kullanılması zorlaştırılıyor.

Yukarıda da belirttiğimiz gibi; 100 bin imza toplama zorunluluğu, bu hakkın bağımsız olarak kullanılmasını önemli ölçüde kısıtlamakta, hatta imkânsız hale getirmektedir.

Anayasanın 67. maddesinde belirtilen bu hak; ancak temsilde adalet ve yönetimde istikrar ilkelerini bağdaştıracak biçimde düzenlenen kanunlarla kullanılabilir.

Öte yandan, seçim kanunlarında yapılan değişiklikler, yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde yapılacak seçimlerde uygulanmazlar. (7)

Bu açık hükümler karşısında; çıkartılacak olan “uyum yasalarının” 24 Haziran seçimlerinde uygulanma olanağı bulunmamaktadır.

***

Anımsayalım; Kılıçdaroğlu, 16 Nisan 2017 Anayasa Referandumu sonuçları ile ilgili olarak:

 

Referandumda 51.2 ‘Hayır’ çıktı. YSK’ya çöreklenmiş yapı dedi ki ‘evet’ çıktı. Biz bunu meşru kabul etmiyoruz” demişti. (8)

Yani; ana muhalefet partisi, gayrimeşru ilan ettiği anayasa değişikliklerine göre yapılacak seçime katılmakla; hem kendini yalanlamış olmaktadır hem de 16 Nisan Referandumu ile 24 Haziran seçimlerine meşruiyet sağlamış olacaktır…

Hâlbuki Parlamenter Sistem’den Başkanlık Sistemi‘ne geçişe olanak sağlayan maddeler, Anayasamızın ilk dört maddesine aykırılık teşkil ettiği için, teklif bile edilemeyeceği için hukuken YOK hükmündedirler.

Ayrıca; Yasama-Yürütme-Yargı arasında; egemenliğin eşit şekilde kullanılması kuralı olarak tarif edilen Kuvvetler Ayrılığı İlkesine de aykırı olan bu değişiklikler, Anayasamızın başlangıcında belirtilen temel ilkelere aykırı olmakla, yine YOK hükmündedir… (9)

***

24 Haziran’da yapılacak olan seçimlerin, hukuksuz ve gayrimeşru olduğunu 16 Nisan Anayasa Referandumu ile birlikte anlatmak en doğru stratejidir.

Ana muhalefet partisinin Referandumdan sonra yaptığı ve doğru oldukları hukukçular tarafından da onaylanan açıklamaların; (10) YOK sayılması acaba halka nasıl açıklanacaktır?

298 Sayılı Yasanın 98. maddesi; üzerinde ilçe seçim kurulu ve sandık kurulu mührü bulunmayan zarfların geçersiz olduğunu, 101. maddesi; arkasında sandık kurulu mührü bulunmayan oy pusulaları geçersiz olduğunu hüküm altına almış iken; (11) YSK’nın bu amir hükümlere aykırı olarak; mühürsüz zarf ve pusulaları geçerli kabul etmesi ve bu şekildeki zarf ve pusulaların sayısını da tespit etmemesi, halkoylamasının meşruiyetini ortadan kaldırmıştır…

***

OHAL altında seçime gitmek Anayasanın 67. Maddesinde belirtilen:

Seçimlerin serbest, eşit, gizli, tek dereceli, genel oy, açık sayım ve döküm esaslarına göre yapılması ilkesine aykırılık teşkil eder…

Nitekim bazı siyasi partilerin propaganda ve imza toplama çalışmaları mülki idare amirleri tarafından daha şimdiden engellenmiştir.

PKK’ya destek veren HDP’ye 60 milyon Hazine yardımı yapılması başka bir çelişkidir.

Erdoğan’ın devlet olanaklarını kullanarak propaganda yapması karşısında, diğer adayların kendi olanakları ile kampanyalarını yürütmek zorunda kalacak olmaları, seçimlerin “eşitsiz” koşullarda yapılacağını göstermektedir.

Y-CHP’nin Aytun Çıray’ı İYİ PARTİ’ye göndermesinden sonra, 15 milletvekili daha transfer etmesi, CHP açısından tam bir rezalettir ve seçimlerde iddialı olmadığının kabulü anlamına gelir.

Siyasi geleceğini başka bir partinin faaliyetlerine bağlayan ana muhalefet partisi, kararsız kitlelere güven veremez.

AKP içerisinde kümelenen ve oranı yüzde 20′lere yaklaşan “kararsızların” en az yüzde 13′ünün desteğini alamayan CHP, hiçbir şekilde birinci parti olamaz!..(12)

Bütün bu yaşananlar ülkeyi yönetemeyen AKP’nin karşısında, yönetmeye talip bir ana muhalefetin olmadığını göstermektedir.

Meşruiyeti tartışmalı bir Anayasa, bağımsızlığı şüpheli YSK ve Anayasa ile yasaları tanımayan bir hükümetin isteğine uyarak seçimlere katılmak; AKP’ye taze kan pompalamakla eş anlamlı olacaktır…

Aynı zamanda siyasi intihardır…

Bu aşamada boykot en etkili çözümdür.

Bırakalım ülkeyi bu hale getirenler, ne halleri varsa görsünler!..

Satacakları bir şey kalmadığına göre, sonunda aç kalacak olan kendi seçmenleri onları götürecektir!..

Cemil Can

 

DİPNOTLAR:

(1) http://www.hurriyet.com.tr/gundem/kilicdaroglu-24-haziranda-guzel-bir-turkiyeye-uyanacagiz-40812479

 

(2) https://www.ulusal.com.tr/gundem/dogu-perincek-cumhuriyet-gucleriyle-birlikte-olmaya-haziriz-h198740.html

 

(3) https://www.sabah.com.tr/gundem/2018/04/18/son-dakika-cumhurbaskani-erdogandan-erken-secim-tarihi-aciklamasi

 

(4) http://www.yenicaggazetesi.com.tr/ysk-baskani-guvenden-100-bin-imza-aciklamasi-190309h.htm

 

(5) http://www.yenicaggazetesi.com.tr/100-bin-imza-ve-secim-tuzaklari-47117yy.htm

 

(6) DİLEKÇE HAKKININ KULLANILMASINA DAİR KANUN

MADDE 3 – Türk vatandaşları kendileriyle veya kamu ile ilgili dilek ve şikâyetleri hakkında, Türkiye Büyük Millet Meclisine ve yetkili makamlara yazı ile başvurma hakkına sahiptirler

MADDE 4.-(Değişik: 4778 – 2.1.2003 /m.26)Türkiye Büyük Millet Meclisine veya yetkili makamlara verilen veya gönderilen dilekçelerde, dilekçe sahibinin adı-soyadı ve imzası ile iş veya ikametgâh adresinin bulunması gerekir.

(7) ANAYASA

II. SEÇME, SEÇİLME VE SİYASİ FAALİYETTE BULUNMA HAKLARI

MADDE 67- Vatandaşlar, kanunda gösterilen şartlara uygun olarak seçme, seçilme ve bağımsız olarak veya bir siyasî parti içinde siyasî faaliyette bulunma ve halkoylamasına katılma hakkına sahiptir.

(Değişik: 4121 – 23.07.1995) Seçimler ve halkoylaması serbest, eşit, gizli, tek dereceli, genel oy, açık sayım ve döküm esaslarına göre, yargı yönetim ve denetimi altında yapılır. Ancak, yurt dışında bulunan Türk vatandaşlarının oy hakkını kullanabilmeleri amacıyla kanun, uygulanabilir tedbirleri belirler.

(Değişik: 4121 – 23.07.1995) Onsekiz yaşını dolduran her Türk vatandaşı seçme ve halkoylamasına katılma haklarına sahiptir.

Bu hakların kullanılması kanunla düzenlenir.

(Değişik: 4121 – 23.07.1995) Silahaltında bulunan er ve erbaşlar ile askeri öğrenciler,(Ek ibare: 4709 – 3.10.2001 /m.24) “taksirli suçlardan hüküm giyenler hariç” ceza infaz kurumlarında bulunan hükümlüler oy kullanamazlar. Ceza infaz kurumları ve tutukevlerinde(Değişik ibare: 4709 – 3.10.2001 /m.24)”oy kullanılması ve”, oyların sayım ve dökümünde seçim emniyeti açısından alınması gerekli tedbirler Yüksek Seçim Kurulu tarafından tespit edilir ve görevli hâkimin yerinde yönetim ve denetimi altında yapılır.

(Ek fıkra: 4121 – 23.07.1995) Seçim kanunları, temsilde adalet ve yönetimde istikrar ilkelerini bağdaştıracak biçimde düzenlenir.

(Ek son fıkra: 4709 – 3.10.2001 /m.24)Seçim kanunlarında yapılan değişiklikler, yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde yapılacak seçimlerde uygulanmaz.

(8) https://www.cnnturk.com/turkiye/chp-lideri-kilicdaroglundan-16-nisan-iddiasi-referandumda-51-2-hayir-cikti-yskdaki-cete-evet-cikti-dedi

(9) ANAYASA

BAŞLANGIÇ

(Değişik: 4121 – 23.07.1995) Türk Vatanı ve Milletinin ebedi varlığını ve Yüce Türk Devletinin bölünmez bütünlüğünü belirleyen bu Anayasa, Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu, ölümsüz önder ve eşsiz kahraman Atatürk’ün belirlediği milliyetçilik anlayışı ve onun inkılap ve ilkeleri doğrultusunda;

Dünya milletleri ailesinin eşit haklara sahip şerefli bir üyesi olarak, Türkiye Cumhuriyetinin ebedi varlığı, refahı, maddi ve manevi mutluluğu ile çağdaş medeniyet düzeyine ulaşma azmi yönünde;

Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasada gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı;

Kuvvetler ayrımının, Devlet organları arasında üstünlük sıralaması anlamına gelmeyip, belli Devlet yetki ve görevlerinin kullanılmasından ibaret ve bununla sınırlı medeni bir işbölümü ve işbirliği olduğu ve üstünlüğün ancak Anayasa ve kanunlarda bulunduğu;

(Değişik ibare: 4709 – 3.10.2001 /m.1)“Hiçbir faaliyetin” Türk milli menfaatlerinin, Türk varlığının, Devleti ve ülkesiyle bölünmezliği esasının, Türklüğün tarihi ve manevi değerlerinin, Atatürk milliyetçiliği, ilke ve inkılapları ve medeniyetçiliğinin karşısında korunma göremeyeceği ve lâiklik ilkesinin gereği olarak kutsal din duygularının, Devlet işlerine ve politikaya kesinlikle karıştırılamayacağı;

Her Türk vatandaşının bu Anayasadaki temel hak ve hürriyetlerden eşitlik ve sosyal adalet gereklerince yararlanarak milli kültür, medeniyet ve hukuk düzeni içinde onurlu bir hayat sürdürme ve maddi ve manevi varlığını bu yönde geliştirme hak ve yetkisine doğuştan sahip olduğu;

Topluca Türk vatandaşlarının milli gurur ve iftiharlarda, milli sevinç ve kederlerde, milli varlığa karşı hak ve ödevlerde, nimet ve külfetlerde ve millet hayatının her türlü tecellisinde ortak olduğu, birbirinin hak ve hürriyetlerine kesin saygı, karşılıklı içten sevgi ve kardeşlik duygularıyla ve “Yurtta sulh, cihanda sulh” arzu ve inancı içinde, huzurlu bir hayat talebine hakları bulunduğu;

FİKİR, İNANÇ VE KARARIYLA anlaşılmak, sözüne ve ruhuna bu yönde saygı ve mutlak sadakatle yorumlanıp uygulanmak üzere,

TÜRK MİLLETİ TARAFINDAN, demokrasiye âşık Türk evlatlarının vatan ve millet sevgisine emanet ve tevdi olunur.

(10) http://www.iha.com.tr/haber-kilicdaroglundan-halkoylamasi-sonuclarina-iliskin-aciklama-637858/

(11) 298 SAYILI YASA

MADDE 98-(Değişik: 5980 – 8.4.2010 /m.19)Sandık, yukarıdaki maddelerde belirtilen iş ve işlemler tamamlandıktan sonra, oy verme yerinde hazır bulunanların gözü önünde, sandık kurulu başkanı tarafından açılır.

Sandıktan çıkan zarflar, sandık kurulu başkanı tarafından yüksek sesle iki defa sayılır. İki sayım arasında fark olursa, üçüncü sayım yapılarak sonucuna göre işlem yapılır ve o seçimde kullanılan toplam zarf sayısı tespit edilir. Tespit edilen zarf sayısı, o seçim türüne ait özel tutanağın ilgili yerine işlenir.

Bütün zarflar sayıldıktan sonra, geçerli olup olmaması yönünden kontrol edilir.

Sandık kurulunca verilen biçim ve renkte olmayan, üzerinde ilçe seçim kurulu ve sandık kurulu mührü bulunmayan, tamamı yırtılmış olan, üzerinde ilçe seçim kurulu ve sandık kurulu mührü dışında herhangi bir mühür, imza, yazı, parmak izi veya herhangi bir işaret bulunan zarflar geçersiz sayılır. Ancak, zarfın üzerinde, herhangi bir şekilde leke veya çizik olsa bile, bunun özel işaret koymak amacıyla yapıldığının kesin olarak anlaşılamaması halinde, bu zarflar geçerli sayılır. (Değişik son cümle: 7102 – 13.3.2018 /m.9)

 

Geçerli olmayan oy pusulaları

MADDE 101 -(Değişik madde ve başlığı: 5980 – 8.4.2010 /m.21)Aşağıda yazılı;

1. Sandık kurulunca verilen ve o seçim için düzenlenmiş biçim ve renkte olmayan,

2. Arkasında “Türkiye Cumhuriyeti Yüksek Seçim Kurulu” filigranı bulunmayan,

3. Arkasında sandık kurulu mührü bulunmayan,

(12)http://www.chp-muhalefethareketi.biz.tr/2018/03/uskudari-gecen-iki-suvari/

 

 

 

KARAKTERSİZ HAYDUTLAR!

 son-d

15 Temmuz Darbe Girişimi’nin arkasında hangi ülkeler vardı?

Bu hain girişimde bulunan FETÖ üyelerini koruyup kollayanlar başta; Amerika olmak üzere, İngiltere, Fransa, Almanya ve diğer Batı ülkeleri değil mi?

Bu “medeni” ülkeler, şimdi de Esad’ın meşru hükümetini düşürmek ve Suriye’yi bölmek için çabalıyorlar…

Son eylemleri; 14 Nisan günü Suriye’ye gönderdikleri 103 füzedir.

Saldırı için seçtikleri gün ise son derece manidardır:

Miraç Gecesi Suriye’yi bombalayan haydutlar; elinde kimyasal silahlar var yalanı ile dünyayı kandırarak 2003′te Irak’ı işgal ettirip, sonunda Irak Devlet Başkanı Saddam’ı, Kurban Bayramı’nın birinci günü idam ettiler…

***

Irak’ın işgal edilmesinden sonra, ABD Dış İşleri Bakanı Colin Powel’a kimyasal silahları sordular:

CIA bizi kandırdı” dedi.

CIA, ABD’nin merkezi haber alma örgütüdür!

Kendi yöneticilerini bile kandırabiliyor!..

ABD’yi yönetenler, hiçbir zaman madem Irak’ta kimyasal silah yoktur, işgalinizin de haklı bir dayanağı kalmadı, neden işgale son vermiyorsunuz sorusuna yanıt vermediler.

Kuzey’de Barzanistan’ı kurup, buna uygun bir de Anayasa yaptılar ve Irak’a yerleştiler…

***

Aynı çete, şimdi de Suriye’nin başına bela oldu.

Suriye’nin Kuzeyinde; “Bağımsız Kürdistan” için kantonları birleştirerek, Akdeniz’e uzanan bir koridor inşa edeceklerdi ve Irak ile Suriye’nin kuzeyindeki yapıları birleştirerek “İkinci İsrail”i inşa edeceklerdi.

Rusya ve İran fiilen sahaya indiler; Irak hükümeti, bağımsızlık ilan eden Barzani yönetimine karşı silah kullandı; Suriye direndi, Türkiye Fırat Kalkanı Harekatı ile Zeytin Dali Operasyonlarını başlattı…

ABD ve ortaklarının planları bozuldu.

Emperyalistlerin, Irak’ta ortaya attıkları “kimyasal silah” yalanını, bu defa Suriye için gündeme getirdiler…

***

Esad’ın kimyasal silah kullandığının kuyruklu bir yalan olduğu ABD Savunma Bakanı tarafından dile getirilmiştir.

James Mattis, bir soru üzerine: “Esad’ın zehirli gaz kullandığına dair elimizde bir kanıt yok” dedi.

Buna rağmen, haydutluğa devam ettiler; Suriye’yi bombaladılar…

***

Türk Milleti’nin temsilcileri sıfatıyla siyaset sahnesinde yer alan partiler, bu iğrenç tutum karşısında ne yaptılar?

AKP adına Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Başbakan Yıldırım, saldırıyı olumlu bulduklarını söylediler.

Asıl ilginç açıklamayı Dışişleri Bakanlığımız yaptı:

“Türkiye, 7 Nisan günü Duma’da çok sayıda sivilin ölmesine yol açan kimyasal silah saldırısına mukabil; ABD, İngiltere ve Fransa’nın Suriye rejimine karşı düzenlediği operasyonu yerinde bir tepki olarak görmektedir. Rejim tarafından gerçekleştirildiği yönünde güçlü şüphe bulunan Duma saldırısı karşısında tüm insanlığın vicdanına tercüman olan bu operasyonu memnuniyetle karşılıyoruz” dediler.

ABD, Suriye’nin kimyasal silah kullandığına dair elimizde “kanıt yok” diyor, bizimkiler “ saldırı için “güçlü şüpheyi” yeterli buldular.

***

Ana muhalefet partisi CHP’nin Genel Başkanı Kılıçdaroğlu ilk gün:

“Kimyasal silah kullanmak insanlık suçudur” diyerek, ABD’nin yalanını tekrar etmiş, ikinci gün ise “Kimyasal silah kullanıldığına ilişkin tereddütler var” diyerek devirdiği çamı düzeltmeye çalışmıştır…

İyi Parti adına Aytun Çıray:

Şam yönetiminin kimyasal silah kullandığına dair yeterli kanıt oluşmuşsa elbette bunun karşılığı olmalıydı” diyerek, kimyasal silah yalanını tekrar etmiştir.

Saadet Partisi:

“İslam dünyası için mukaddes sayılan gecelerden Miraç Kandili’nde gerçekleştirilen bu saldırı, sadece Suriye’yi değil, bütün Müslümanları hedef almıştır” diyerek, doğru bir tutum takınmıştır.

Vatan Partisi adına yapılan açıklamada:

“Suriye Devleti’nin, Suriye Ordusu’nun, Suriye Milleti’nin, kardeşlerimizin, komşularımızın yanındayız. Onlarla yüreklerimiz birlikte çarpıyor. Onların ABD emperyalizmine karşı kahramanca direnişini Türkiye’den destekliyoruz. Müslümanların vurulmasını, mazlumların vurulmasını memnuniyetle karşılayan bir yönetim Türkiye’yi temsil edemez. Bu nasıl Müslümanlık? Bu nasıl komşuluk? Bu nasıl kardeşlik? Bu nasıl insanlık” denilerek, Türk halkının duygularına tercüman olunmuştur.

***

Ortak düşmanlarımızın “Suriye’de kimyasal silah kullanıldı” yalanını bahane ederek komşumuzu bombalamasını destekleyen açıklamalar, tam bir akıl tutulmasının sonucudur.

Türk halkına zalimlere karşı direnme ve mazlumun yanında yer alma öğütlenecek yerde; zalimlerin sahip çıkamadığı yalanı, onlar yerine tekrar ederek bölge halklarını aldatmaya çalışmak tipik bir işbirlikçilik örneğidir…

Türkiye’de iktidar ve ana muhalefetin Batı tarafından kontrol altında tutulduğu bu açıklamalardan bellidir…

***

Ergenekon ve Balyoz davalarına pasif destek veren ana muhalefetin, 28 Şubat Davası ile ilgili duruşu da utanç vericidir:

21 yıl önce yapılan bir MGK toplantısında; irticanın çok yönlü tehdit olduğuna karar verilmişti.(*)

Bu kararın son derece; haklı, doğru ve yerinde olduğu 15 Temmuz Darbe Girişimi sırasında kanıtlandı.

MGK’nın o kararları, Erbakan başkanlığındaki REFAHYOL hükümeti tarafından da onaylandı.

Bundan sonra irticayla mücadele için çeşitli çalışmalar yapıldı.

Bunlardan biri de dönemin Cumhurbaşkanı Demirel ile hükümetin haberdar olduğu Batı Çalışma Grubu’dur.

Devletin içerisinde yuvalanmış FETÖ’ye karşı yapılan çalışmaları “Postmodern Darbe” (**) olarak nitelendirmek; en hafif tabiriyle insafsızlıktır.

Yasalarda tanımlanmayan ve sözlüklerde yer almayan bu kavramın etrafında gevezeliik yaparak; son tahlilde ordu düşmanlığı ile özdeşleşen konuşmaların bayraktarlığını, Y-CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun yapması (***) ise tüm CHP’liler adına büyük bir talihsizliktir…

Cemil Can

DİPNOTLAR:

(*) https://tr.wikisource.org/wiki/28_%C5%9Eubat_Kararlar%C4%B1

(**) Postmodern darbe1997 yılı Şubat ayında yapılan Millî Güvenlik Kurulu‘nun aylık toplantısı sonucu alınan ve 28 Şubat Kararları diye bilinen kararlar ile gelişen olayların ilk olarak Radikal Gazetesi yazarı Türker Alkan‘ın 13 Haziran 1997 tarihli ve “Postmodern bir askerî müdahale” başlıklı yazısında tanımlanmasıyla gündeme girmiş ve Cengiz Çandar‘ın etkisiyle yabancı basında da kullanılmaya başlanmıştır.[1]Bu sözün ilk olarak Cengiz Çandar tarafından kullanıldığı iddia edilse de, Çandar ilk olarak 28 Haziran 1997 günkü yazısında bu olaydan “postmodern darbe” diye sözetmektedir.[1]Yabancı basında da “28 Şubat Kararları” süreci kendisinden “postmodern darbe” olarak söz ettirmiştir.[2][3][4]Siyasi literatüre giren bu tanımlama ile birlikte “28 Şubat süreci birçok kitaba konu olmuştur.[5][6]2000 yılında Sırbistan‘daki eylemler[7]2001 yılında başarısız olan Beyaz Rusya‘daki eylemler,2003 yılında Gürcistan‘da gelişen “Gül Devrimi[8]ile Kasım 2004 ile Ocak 2005 arasındaUkrayna‘da gelişen ve “Turuncu Devrimolarak adlandırılan süreç de yabancı basında “postmodern darbe” olarak adlandırılmıştır.[7][9][10]2006 yılında da Venezuela‘da Hugo Chavez karşıtları tarafından yapılan eylemler “postmodern darbe” girişimi olarak değerlendirilmektedir.[10]Ancak “postmodern darbe” teriminin Türkiye’de ve dünyada kullanımı arasında belirgin bir ayrım bulunmaktadır. Bu terim, Türkiye’de ordunun siyasi hükümete yapılacakları ve yapılmayacakları dikte ettirdiği, yani demokratik olmayan bir kurumun demokrasinin işleyişine müdahelesini anlatmak için kullanılmaktadır.[1]Oysaki dünya üzerinde özellikle “Turuncu Devrim” için Guardian gazetesi yazarı Jonathan Steele tarafından öne sürülen görüşe göre, otoriter olan bir hükümetin işleyişine,ABDkaynaklı hükümet dışı örgütler (İngilizce:Nongovernmental organizations- NGO) tarafından desteklenen toplumsal hareketlerle müdahele edilmesi anlamında kullanılmaktadır.[8][9][11]

Diğer taraftan postmodern durum(veya ‘ileri modernlik’), ekonominin küreselleşmesi ve özellikle sermaye birikimi ve hareketi ile ulusal ekonomilerin piyasa mekanizmaları vasıtasıyla bütünleşmesi gibi güncel sosyo-ekonomik özelliklere işaret eder.[12]

Kaynakça

1.) “28 Şubat’ın anlamı” Yrd.Doç.Dr. Erkan Yüksel

2.) Washington Times “Reforms curb Turkey’s armed forces”, Seth Rosen, 26 Haziran 2005 (İngilizce)

3.) Le Monde “Souffles guerriers sur le Proche-Orient” Alain Gresh, Aralık 1997 (Fransızca)

4.)“La Turquie trop militariste?” Dominique Lagarde ve Nükte V. Ortaq, L’Express, 19 Nisan 2001, (Fransızca)

5.)Generalinden 28 Şubat İtirafı “Postmodern Darbe”, Hulki Cevizoğlu, Ceviz Kabuğu Yayınları,368 Sayfa.ISBN 975-6613-00-9

6.) Cengiz Çandar “Çıktık Açık Alınla”, Timaş Yayınları, Ocak 2001

7.)The new Gladio in action? ” Jonathan Mowat, Online Journal, 19 Mart 2005 (İngilizce)

8.) “When NGOs Attack – Implications of the Coup in Georgia”, Jacob Levich, Counterpunch, 6-7 Aralık 2003 (İngilizce)

9.) “Ukraine’s postmodern coup d’etat”, Jonathan Steele, Guardian, 26 Kasım 2004 (İngilizce)

10.) “Coup d’État in Venezuela: Made in the USA”, Chris Carlson, 22 Kasım 2006, (İngilizce)

11.) “Coup d’État in Disguise: Washington’s New World Order ‘Democratization’ Template” Jonathan Mowat, Centre for Research on Globalisation, 9 Şubat 2005 (İngilizce)

12.) “Keith F. Punch”, Sosyal Araştırmalara Giriş, S.137

(https://tr.wikipedia.org/wiki/Postmodern_darbe)

(***)https://www.birgun.net/haber-detay/kilicdaroglu-28-subat-a-da-20-temmuz-darbesine-de-karsiyiz-148677.html

SÜREKLİ İKTİDAR KESİNTİSİZ MUHALEFET!..

 

 

Duma'da “kimyasal silah” kullanan emperyalistler; suçu Suriye rejim güçleri üzerine attılar.

Trump, Esad'a “hayvan” dedi.

Demek ki Güney Cephesi çatırdıyor.

Kimyasal silah kullanmak, Birleşmiş Milletler’in (BM) müdahalesini gerektirir.

BM, ABD ve müttefiklerinin kullandığı uluslararası en etkili kurumdur.

Bu defa zor harekete geçirilecek gibi.

Zira Rusya, Suriye’den önce kimyasal saldırıda rejimin dahli olmadığını kesin dille yalanladı…

Yandaş basınımız ise mazlumun yanında olmayı unuttu, ABD yalanına çanak tuttu!..

***

Erdoğan’ın “Megri megri” türküsü ile başlattığı “Kürt açılımı”, ve bağlı olduğu Büyük Ortadoğu Projesi; “akil adamlar”la birlikte söylediği “Yaylalar” türküsü ile sona ermek üzeredir.

İki arada bir derede kalan Kemal Kılıçdaroğlu, (KK) “analar ağlamasın” edebiyatından çoktan çark etti.

Şehit ailelerine hami olmaya adaydır, ama beceremiyor:

“Afrin'de 52 şehidimizin kanı kurumadı. Toplanmışlar bir grup güruh... Bu rezil adamlar ve onları oraya götüren adam, sen eğer yüreğin yetiyorsa... Bir Afrin şehidinin bulunduğu sokaktan geç ve Yaylalar türküsünü söyle bakayım...” dedi...

KK'nın, ABD’nin kazık attığı PKK'yı lanetleyeceği günler de yakındır!

***

KONDA Genel Müdürü Bekir Ağırdır, CHP Parti Meclisi (PM), Yüksek Disiplin Kurulu ve milletvekillerine “2019'da Doğru Stratejik Değerlendirmeler” konulu bir sunum yaptı:

“Şunu dersem şu şekilde damgalanırım, iktidar bizi şöyle tarif eder gibi korkuları aşın. Bu korkuların hiçbir karşılığı yok. İktidar size siyaset sınırı çizmesin, siyaset yapma alanı zaten daralıyor. Bu alanı yeni fikirlerle, radikal kararlarla, dinamik yapı ile çözebilirsiniz” diyerek, HDP ile ittifak yapılmasından korkulmaması gerektiğini öğütledi...

Vurguları genel başkan gibiydi.

Kılıçdaroğlu'nun sık sık not alması ise numaradandı; sanki söylenenler yazılı olarak kendisine verilmeyecekti!

KONDA'nın çalışmasının sipariş üzerine olduğu çok açıktır.

KK ve arkadaşlarının HDP ile ittifak planları; KONDA üzerinden PM'ne empoze edilmeye çalışılıyor.

Y-CHP'nin HDP/PKK'ya taşıyıcı anne yapılacağı belliydi...

***

AKP'nin arayıp da bulamadığı fırsatı, ne yazık ki Y-CHP yaratıyor.

Önümüzdeki seçimlerde AKP'nin işini çok kolaylaştıracakları açıktır:

Bir tarafta AKP ile TSK, diğer tarafta Y-CHP ile PKK seçmenden oy isteyip yarışacaklar!

Seçimin galibi bugünden bellidir.

28 Şubat'a “postmodern darbe” diyerek Cumhuriyete sahip çıkan askerleri karşısına alan; 20 Temmuz'a “darbe” diyerek FETÖ darbe girişimini alalayan; daha önce de “Ergenekon” ve “Balyoz” davalarına destek vererek Orduya kurulan kumpası görmezden gelen KK'nın, ittifak hamlesi ile PKK'nın takdirini kazanacağı kesindir!

Halkı kerhen oy kullanmaya mecbur edeceklerini hesaplıyorlar.

Bu noktaya nabız yoklayarak geldiler:

İlk olarak CHP Parti Meclisi Üyesi Prof. Dr. Zeki Kılıçaslan, CNN Türk'te katıldığı programda, HDP ile ittifak yapılabileceğini ifade etmişti.

Ondan daha önce Merve Kavakçı'nın eski eşi Prof. Dr. Cihangir İslam'ın yönettiği toplantıda:

Tek adama karşı birleşme” fikri etrafında konuşan Prof. Dr. Mehmet Bekaroğlu, CHP'nin HDP ile ortak aday çıkarmasını savunmuştu.

Adalet Yürüyüşü” sonrası hazırlanan raporda da:

Kürt fobisinden kurtulmalı ve HDP ile güçlü bir ittifak kurulmalı. Demokratik bir ittifak ile seçime girilmeli. Bir seçimlik olsa bile kırmızıçizgilerden vazgeçilmeli” denerek, yürüyüşün asıl amacının referandumda geçerli sayılan mühürsüz oylara dikkat çekmek değil, HDP ile yapılacak ittifaka ortam hazırlamak olduğu ortaya konmuştur.

Bizim bazı aklı evveller “Adalet Yürüyüşü” ile adaletin geleceğini, AKP'nin iktidardan düşeceğini sandılar...

***

AKP “Çözüm süreci”ni başlattığı için 5 Haziran seçimlerinde iktidardan düştü.

Nokta.

PKK ile mücadeleye başlayınca yeniden ve tek başına iktidar oldu.

Bu gerçeği iyi kavrayan toplum mühendisleri, CHP'yi sürekli muhalefete mahkûm etmek için HDP ile ittifak formülünü buldular.

Buna zaten meyilli ve diyet borcu olan Y-CHP’nin üst kadrosu, kolaylıkla tuzağa düştü.

Belki de asıl istedikleri buydu; bu görevi yerine getirmek için CHP’nin başına getirildiler.

Bunlar muhalefette durdukça, AKP'nin sürekli iktidarda kalacağına kuşku yoktur...

Karşı devrimi bir tek Erdoğan ve muhalefetteki kadroları sürdürebilir…

***

Karşı devrimin kesintiye uğramaması için büyük olasılıkla Y-CHP, Abdullah Gül'ü aday olarak gösterecektir.

CHP'li seçmen, AKP'nin iki kurucusundan birine mecbur edilecektir.

Bu defaki formülün adı “tıpış tıpış” konmayacaktır elbette.

Anımsayınız KK, “Abdullah Bey, esas olarak tarafsız Cumhurbaşkanlığı yaptı. Zaman zaman eleştirdik ama olabildiğince tarafsız Cumhurbaşkanlığı yaptı. Gül'ün Cumhurbaşkanlığına saygı duyuyorum” demişti.

Etrafımdaki CHP'ye oy verenlerin çoğunluğu; Gül'ü “tarafsız” bulan ve “saygı” duyan bir genel başkana saygı duymuyoruz diyorlar.

Bu listenin en başına elbette kendimi yazıyorum...

Zira:

KK'nın “Devlet adamı” tarifine tıpatıp uyan “tarafsız” 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün alt sıralardan üniversite rektörlüklerine atadığı isimlerin çoğu FETÖ üyesi olmaktan yargılanıyorlar:

Diyarbakır Dicle Üniversitesi eski Rektörü Prof. Dr. Ayşegül Jale Saraç, tutuklu; Rektörlük yaptığı dönemde, üniversitenin ecza deposundaki ilaçları PKK'ya vermekle gündeme gelmişti.

Kendisi ise 1991 FETÖ mensubunun atamasına onay vermişti.

Fatih Üniversitesi eski Rektörü Prof. Dr. Şerif Ali Tekalan'a Fetullah Gülen bir çanta ziynet eşyası göndermişti.

Celal Bayar Üniversitesi eski Rektörü Prof. Dr. Mehmet Pakdemirli tutukludur; 2011 yılında Pensilvanya'da Gülen'i ziyaret etmişti.

Akdeniz Üniversitesi eski Rektörü Prof. Dr. İsrafil Kurtcebe de tutuklu; o da Gülen'le Pelsinvanya'da görüşmüştü.

Ege Üniversitesi eski Rektörü Prof. Dr. Cüneyt Hoşcoşkun ise halen firaridir...

***

Bu açık ihanete rağmen:

KK, “16 Nisan'ı aşacak bir arayış içerisindeyiz. Bize güvenin” dedikten sonra, yapacağı konuşmalarda dile getireceği konu ve görüşlerin bir hafta boyunca partililer tarafından tekrar edilmesini istedi...

Dersimli daha önce de:

Tekrarın gücüne inanan bir partiyiz” demişti...

Bunun anlamı, kimsenin fikir üretmemesi, papağan gibi genel merkezi tekrar etmesidir.

İşin daha da kötüsü; bu komuta uyacak olan kurşun askerlerin CHP'deki varlığıdır…

***

Anlaşılıyor ki; bu propaganda döneminde; hatalar tekrar edilecektir.

Bakalım bu öğütlere kimler ne kadar uyacaktır?

Söyleye söyleye dilimde tüy bitti:

CHP’deki işgal kırılmadıkça Türk halkı huzurlu uyku uyuyamayacaktır!

 

Cemil Can

ABD ASKERİNİN KORKUSU!..

abd-pyd

Hayatın gerçekleri Suriye’de dayattı:

Trump, “Çok yakında Suriye’den çekileceğiz” dedi.

SDG Sözcüsü Kino Gabriel, çekilme planı ile ilgili olarak “Bilgilendirilmedik” dedi.

Gabriel, ABD’nin kara gücü olduklarını unutmuşa benziyor.

Komutanlar, askerlere bilgi vermez, emrederler!..

Bu emir de yakında tebliğ edilir kendilerine…

***

Bu arada ABD, Membiç’teki PKK/PYD’lileri korumak için takviye araç ve asker gönderdi.

Aksi halde, ABD’ye asker yazılanlar güven bunalımına düşebilirdi.

Trump, Dış İşleri Bakanlığına Suriye’de PKK/PYD’nin kontrol ettiği alanların “yeniden inşası” için ayrılan 200 milyon dolarlık yardımı dondurma talimatı verdi.

Suriye’nin yeniden inşası ABD’nin üstüne vazife midir?

Belli ki, “tünel” ve “istihkam kazma”nın adını yeniden inşa koydular, o da işe yaramadı tabii ki…

Bu nedenle istihkâm birliğine “geriye dön” komutunu verdiler…

***

ABD’nin Suriye’de kullanılmak üzere “ortak güçler” için bütçeden 2018 yılı için ayırdığı 60.6 milyon doları, 2019 yılı için 101.5 milyon dolara yükseltti.

Ücretli Kürt askerlerinin maaşları toplamı 30 milyon dolar olarak ayrıldı

Hava desteği için 7 milyon ve diğer kalemler için de 64.5 milyon dolar öngörüldü…

Çekilme gerçekleşirse, 500 milyon dolara yakın para ABD bütçesinde kalacak.

Tasarruf edilen bu miktar, kim bilir ne zaman hangi garibanların canını yakacak!

ABD’nin, binmeyeceği eşeğin önüne yem atmayacağı yaşanan deneylerle sabit hale geldi.

Kürtleri kullanarak bölge halklarına verecekleri zararın boyutunu, gönderilen 4500 TIR silahtan ve ayırdıkları paradan da anlamak mümkün…

***

Katil Amerika’nın ne yapmaya çalıştığı bellidir.

Lakin bu işleri kiminle yapacağı şüpheli hale geldi!

ABD’nin emperyalist amaçlarını gerçekleştirmek için öncelikle insan gücüne ihtiyacı var.

Ölümden korkmayan” savaşçıları nereden bulacaklar!

Kürtlere bağladıkları umutlar boşa çıktı.

Kendi askerleri ise korkularını yenemiyor bir türlü.

Canları çok tatlıdır…

***

Sözcü’den Soner Yalçın geçenlerde yazdı:

Pentagon ve CIA emrinde görev yapan bilim insanlarının üzerinde durduğu bir başka çalışma var:

Askerin korkusunu yenmek!

Şimdilik robotlarla bu sorunu aşıyorlar.” (1)

Coniler, can pazarında geri planda durmayı tercih ediyorlar.

Kürtler ise defalarca denemiş, güven vermiyorlar!

Fransa, Kürtlerin yerini almaya niyetli ama can pazarı var bu coğrafya, yemiyor tabii!

Dolayısıyla, ABD Suriye’den çekilmek zorundadır!

Bir süreliğine yenilginin adını “çekilme” koyabilirler ama.

Çekilsinler bakalım, bu ayarlı kantarda kaç okka gelecekler!..

***

Bir konumuz daha var bu hafta:

CHP’deki “ekran yasağı”..,

Basın ve düşünceyi ifade etme özgürlüğü için yırtınanlar, sonunda “konuşma yasağını” bir sidikli Yönerge ile uygulamaya koydular.

Medya tutum belgesi” ve “CHP Medya İletişim Yönergesi (2) adeta Y-CHP’nin röntgen filmi gibi karşımıza konuldu.

İçeriğini buradan yazmaya utanıyorum.

O kadar yani.

Dileyenler aşağıdaki bağlantıyı açıp okuyabilirler…

***

CHP’li milletvekillerinin katılacakları TV programları ve gazetelere verecekleri mülakatlarda ne diyeceklerini ve ne demeyeceklerini bu Yönerge’ye bakarak belirleyecekler.

Başka bir deyişle, Dersimli Kemal ile yakın çevresini “tekrar” edecekler!

Öyle kendi başına fikir üretmek ve konuşmaları yasak!

Düşük seviyeli söylemlerle ilgili sorulara” muhatap olmamak yöntemi ile cevap verilmesi öğütlenen yönergede; “Tekrarın gücüne inanın” vurgusu yapılıyor!

Tekrarın gücü!

Demek ki, hafızlık yapar gibi genel başkanın sözleri tekrar edilecek!

Yönergedeki tavsiyelerden anlıyoruz ki, CHP milletvekilleri ile yöneticilerinin; ideolojik birikimleri yok, alternatif siyaset üretme yetenekleri bulunmuyor, fikirlerinin arkasında duracak kadar da kararlı değiller, iç ve dış siyaset konularında yetersizler…

Uzmanlık alanlarında iddialı olmadıkları da Yönerge ile itiraf ediliyor…

Tekrarın gücü” başka anlama gelmez!

***

CHP’den milletvekili seçilebilmek için tek ölçünün:

Dersimli Kemal’in liderliğini koşulsuz kabul etmek ve Alevi mezhebine mensubiyet olduğu, bu yönerge ile teyit edilmiş bulunmaktadır.

Sokaktan toplanan; sıradan, apolitik insanlara yapılacak bu tavsiyelerin, CHP kadrolarına yapılıyor olması, bu gerçeğin altını çiziyor zaten.

HDP ile ittifak yapmak mecburiyeti hisseden Y-CHP’nin, iktidar alternatifi olmadığı Yönerge ile kabul edilmiştir.

Bunun anlamı:

AKP’ye bir dönem daha mecbur bırakıldığımızdır…

Türk halkının önünü asıl kesenler, adi bir kaset operasyonu ile CHP’nin başına gelen bu işgal mangasıdır…

***

En haklı olduğumuz konum: 16 Nisan Anayasa Referandumuydu.

Onda bile eylemsiz kalanların, bundan sonra olacaklar karşısında şaşkın ördek gibi suya tersten dalacakları kesindir.

Seçmen veri tabanında; ölüler sağ görülüyor ve bunlar toplam seçmenin yüzde 5,5’uğuna karşılık geliyor.

Ölülerin oy kullanması nasıl engellenecek?

Bu soruya yanıt vermeyen ve “boykot”u reddeden muhalefetin tek derdi:

Yağdanlıkları ile beraber sürekli muhalefette kalabilmektir…

Halk umurlarında değildir.

Korku dağları bekler biliyoruz…

***

Önümüzdeki seçimlerde:

Sokaklarda “sopalı ve hatta silahlı adamlar(3) yine olacaktır!

Bu ihtimale karşı önleminizi aldınız mı Beyefendiler?

AKP kurucularından birini aday göstermek önlem mi?

Yoksa sizin tuzunuz kuru, önlem almaya değmez mi?

 

Cemil Can

DİPNOTLAR:

  1. https://www.sozcu.com.tr/2018/yazarlar/soner-yalcin/bize-beyin-lazim-2314687/
  2. http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/siyaset/950083/CHP_de__medya__kriterleri.html
  3. https://www.sozcu.com.tr/2017/gundem/kilicdaroglu-ilk-kez-acikladi-sokaga-cagirmadik-cunku-1832515/