Biz kazanacağız!..
TwitterFacebookGoogleYouTube

İÇİMİZDE HAİN VAR!..

mesaj

Geçen hafta 2001 yılında Nobel Barış Ödülü’ne layık görülen BM eski Genel Sekreteri Kofi Annan, 80 yaşında İsviçre’de yaşamını kaybetti. (1)

Şimdi de eski savaş pilotu Senatör John McCain, 81 yaşında vefat etti…

Türk ve Müslüman düşmanları 80’li yaşları geçemiyor!

***

Amerikan-İslam İlişkileri (CAIR) Başkanı Nihad Awad, McCain’in ölümü nedeniyle yayınladığı mesajında “ Amerikan Müslüman toplumu, bir ‘ilkeler adamı’ olan McCain’in yasını tutan tüm Amerikalılara katılmaktadır” dedi… (2)

McCain Irak Savaşı’nın en büyük destekçilerindendi; Irak’a daha fazla asker gönderilmesini savunuyordu…

Müslümanların yok yere birbirlerini öldürmeleri umurunda değildi; daha çok savaş istiyordu.

Dış politika ve askeri konularda şahin tutumuyla tanınıyordu.

Esat ve IŞİD’e karşı Suriye muhalefetini destekliyordu.

Gaziantep’e gelip, Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) komutanları ile konuşmuş, ÖSO’ya hava savunma silahları verilmesini savunuyordu…

Trump’ın Suriye’deki savaşı bitirmeyi öncelikleri arasına koymamasını “Amerikan tarihinde bir diğer utanç sayfası” olarak nitelendirmişti…

McCain dili geçmiş zamanla anlatılacak artık…

İşte böyle bir adamı Amerika’daki Müslümanın toplumunun lideri “ilkeler adamı” olarak kabul ediyor ve yasını tuttuğunu açıklıyor…

Müslüman olduğu için utananların sayısı bu açıklamadan sonra hızla artıyor mu acaba, yoksa bu sözlerde bir hikmet mi arıyorlar hala…

***

Türkiye için stratejik bakımdan hayati öneme sahip olan Kıbrıs için hazırladığı planla anımsanan Kofi Annan’ın ölümü üzerine de Y-CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, ibretlik bir mesaj yayınladı.

Dedi ki:

Yaşamını yitiren Nobel Barış Ödüllü Birleşmiş Milletler eski Genel Sekreteri Kofi Annan’ı, Kıbrıs barışı için verdiği mücadele dolayısıyla hep saygıyla hatırlayacağız”… (3)

Türk düşmanlarını saygıyla hatırlamaya mecbur musun be adam!

Ana muhalefetin liderine göre; Annan, Kıbrıs “barışı” için mücadele verdi ve bu nedenle saygıyla hatırlanması gerekir.

Gerçek öyle mi?

Bu soruya yanıt vermeden önce Annan Planını okumak gerekir elbette. (4)

Planın hedefinin; Türk askerlerinin adadan çekilmesi ve Türkiye’nin garantörlüğünün sonlandırılması olduğu son derece açıktır.

Hâlbuki planda diğer garantör devletler; İngiltere ve Yunanistan’ın Kıbrıs’taki askerleri ve üslerinden söz edilmiyordu, İngiltere’nin iki askeri üssü tartışılmadı bile.

Aynı şekilde, Baf bölgesinde Yunanistan’ın 1998’de kurduğu hava üssünden ve askerlerinden de söz edilmiyordu Annan Planı’nda…

Böyle bir plan barışa nasıl hizmet edebilir?

Diğer pek çok hususun Türkiye’nin AB’ye tam üye olarak girmesine bağlanması ise “ölme eşeğim ölme yonca biter de yersin” özdeyişini akla getiriyor…

Kısaca Türkiye ve Türkler için hayırlı rüya görmeyen Kofi Annan’ı da Kılıçdaroğlu önemli biri olarak göstererek, onun yolundan gideceklere tabi olunmasının yolunu açıyor…

Ecevit ve Erbakan’ın kara topraklar altında kemikleri sızlıyor…

***

Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve Yunanistan’ın, Doğu Akdeniz’de gaz ve petrol kaynaklarının peşinde olduğu son derece açıktır.

Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, 2003’te Mısır’la imzaladığı bir antlaşma ile Türkiye’nin kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölgesine tecavüz etmişler ve bunu BM’ye de tescil de ettirmişlerdir.

Türkiye’nin petrol ve doğalgaz çıkarabileceği alan iyice sınırlandırılmıştır…

Hal böyle iken, Dersimli Kemal’in Annan’ın çabalarını “barış” için atılmış adımlar olarak göstermesi kabul edilebilir gibi değildir…

***

Amerika’daki Müslüman toplum için Nihad Awad ne ifade ediyorsa, Türkler için de Kılıçdaroğlu aynı şeyi ifade ediyor…

İkisi de karşı tarafın içerimizdeki adamlarıdır…

Biri dinimizi emperyalizmin hizmetine sunuyor, diğeri topraklarımızı…

Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1) https://www.ntv.com.tr/galeri/dunya/eski-bm-genel-sekreteri-kofi-annan-hayatini-kaybetti-kofi-annan-kimdir,3CXmzOAss0WjzN48lfftdA

(2) http://www.milliyet.com.tr/son-dakika-abd-li-senator-john-dunya-2730819/

(3) https://www.aa.com.tr/tr/politika/chp-genel-baskani-kilicdaroglu-kofi-annani-saygiyla-hatirlayacagiz/1235274

 

(4) http://www.tasam.org/Files/Icerik/File/Annan_Plan%C4%B1_ve_%C4%B0ki_Kesimlilik_pdf_5db655c0-b6ce-4c8c-adf3-299b2de78c1e.pdf

 

 

FARELERİ DİNLEMEYİN!..

Hua_Cinyung_1

ABD’nin ekonomik krizle Türkiye’yi rotaya sokma operasyonuna; Rusya’dan sonra, Almanya, Fransa, İtalya, İran, Pakistan, Venezuella ve Katar’ın karşı çıkmasının ardından, en büyük dolar rezervine sahip Çin’den de destek açıklaması geldi.

Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Hua Çunying, “Türkiye’nin yanındayız” dedi.

Bizimle aynı “gemide” seyahat eden lağım fareleri ise Türkiye’ye destek açıklamaları çoğaldıkça çıldıracak gibiler…

Erdoğan’la aynı gemide miyiz?” sorusunu, orasından burasından çekiştirerek, Türk halkını tuzağa düşürebileceklerini sanıyorlar.

Belli ki, düşmana yaptıkları askerlik hizmetini bu şekilde yerine getirecekler.

Akıllarınca Erdoğan’la aynı gemide olmayı kabul etmeyi, AKP’yi desteklemek veya AKP’li olmak şeklinde sunmakla milli birliği engelleyecekler…

***

Düşmanlarımız ülkemizi ekonomik olarak batırabilirse hep birlikte zarar göreceğimiz kesindir; ortaya çıkacak faturayı da çocuklarımız ile torunlarımız ödemek zorunda kalacaktır…

Önce bu doğru önermeyi aklımızın bir köşesine yazalım.

Bizler, o faturanın bir bölümünü ödemeye başladık bile!

Temel tüketim mallarındaki fiyat artışından, ücretlerin sabit kalmasından ve dolar karşısında Türk lirasının değer kaybetmesinden etkilenmediğini söyleyen kimse yoktur.

Bir de şu gerçeği kabul etmek zorundayız:

Batma halinde; gemiyi ilk terkedecek olan farelerle birlikte aynı gemideyiz…

Fareler, ambarımızı delip yiyeceklerimizi kirlettiler, önemli bir bölümünü de yediler.

***

Fareler habire geminin tabanını kemiriyorlar.

Gemiyi tehlikeli sulara doğru süren kaptanı ise sürekli alkışladılar.

Bıkmadan, usanmadan kurtuluşun düşman limanlarına sığınmakla gerçekleşeceği propagandasını yaptılar:

Uygarlık” ve “çağdaş değerler” gibi kavramların ardına saklanarak, Batı’yı göklere çıkardılar, geleceğin Atlantik’te olduğu yalanını savundular…

Asya’yı görmemizi engellemek için gözümüzün önüne akıl almaz perdeler çektiler…

***

Ne var ki:

Dünyadaki ekonomik, sosyal ve teknolojik gelişmeler, hiç beklenmedik bir anda Türkiye’nin rotasını Batı’dan Doğu’ya çevirmeye zorladı.

Geminin kaptanı, dümeni yeni rotaya doğru kırmak zorunda kaldı.

Türkiye gemisinin Pasifik’e dümen kırmasıyla; işbirlikçilerin, CIA ajanlarının planlarını fena halde bozuldu.

Fareler, bir umut geminin rotasını eskiden olduğu gibi Atlantik’e-Amerika’ya doğru çevirebilir miyiz diye yırtınıyorlar.

Her alanda varlar, Sosyal Medya’da bütün marifetleri serilidir…

Kuşkusuz onların da aceleleri var.

Vaktiyle karılarını bile Amerika’da doğurttular; çocuklarının USA damgası ile yaşamasını istiyorlar.

Bu ahmaklar, Amerikan vatandaşının ebeveyni olmayı marifet sanıyor!

Kafalarının kirada olduğunu anlamak için bu kadarı yeter de artar…

***

Oysa gerçek göründüğünden çok daha farklıdır:

Türkiye gemisinin, kaptanından çok tayfası önemlidir:

Çarkçı başından miçosuna, kamarotundan aşçısına, makinistinden yağcısına kadar çoğunluğunun yönü zaten çağdaş uygarlığa doğrudur.

Bu nedenle Reis, istese de gemiyi karanlık sulara doğru süremez artık…

Zira ay-yıldız bandıralı bu geminin kıçında, rengini şehit kanından alan al bayrak dalgalanıyor.

Bugün kapasitesi 81 milyona ulaşan geminin ilk donatanı, Tam Bağımsızlık şiarı ile okyanuslara açılan Kuvayı Milliye Hareketidir.

Bu geminin armatörü yoktur; tek sahibi Türk Milletidir.

Elini güneşe siper edip ufukların ötesine bakan güvertedekilerin kahır çoğunluğu, Atatürk İlkelerine yürekten inanmış, Cumhuriyete bağlı MUSTAFA KEMAL’İN ASKERLERİDİR..

Bu yüzden kaptan köşkünde kimlerin oturduğu çok da önemli değildir!

Batı Asya Birliği ve Şangay İşbirliği Örgütü’ne doğru belirlenen yeni rota, oldukça gerçekçi ve haklıdır.

Türk halkının yararınadır.

Türkiye gemisinin tam yol bu antiemperyalist rotada seyir etmekten başka yolu kalmamıştır…

***

Bu yalın gerçekler karşısında; yeni gemi arayışları, yeni gemi tarifleri; planlıdır, hesaplıdır, ihanetin bir başka adıdır…

Bir tespit daha yapalım ve bitirelim:

81 milyonun gemisi içerisinde elbetteki, Erdoğan’ı sevenler ile birlikte Erdoğan da bulunacaktır.

Yani:

81 milyon halk, Erdoğan’ın gemisi içerisinde değil, Erdoğan 81 milyonun gemisi içerisindedir.

Bu yüzden “Aynı gemi içindeyiz” ifadesini kullanmanın sakıncası yoktur!

Dolayısıyla kimse kimsenin gemisinde yolcu değildir…

***

Peki, Reis’in 16 yıllık kaptanlığından memnun muyuz?

Elbette ki hayır…

Lakin hala kaptan köşkünde o oturduğuna göre, gemiyi gideceği limana sağ salim o götürecek demektir.

16 yıl sonunda doğru rotaya girdi ise ona yardımcı olmak zorundayız; sırf muhalefet yapacağız diye, gemiye riske atacak kadar budala olamayız.

Gemideki kemirgenleri bu nedenle ciddiye almıyoruz ve almayacağız!

Üçüncü Dünya Savaşının içerisinden, İkinci Kurtuluş Savaşımızı da kazanarak çıkmamız birlikte hareket etmemize bağlıdır.

Tıpkı 1919’lardaki gibi…

Bir daha kazanacağımız kesindir, zira:

Tarih baba küllerinden yeniden doğan anka kuşları olduğumuz, tee 24 Temmuz 1923’te Lozan’da Seyir Defterine yazmıştır…

Cemil Can

BU MEMLEKET BİZİM!..

dolar

Rakamlar içerisinden geçmekte olduğumuz krizin sebepleri hakkında fikir verebilirler:

2002 yılı sonuna doğru dış borcumuz 129,6 milyar dolara yaklaşmıştı.

16 yıllık AKP iktidarı ile toplam borç stokumuz 488.7 milyar doları geçti.

Yeni borç bulamazsak da faiz ödemek zorunda olduğumuz için borçlarımız her geçen gün katlanarak artacak!

Cari açık da öyle; artarak büyüyor…

***

Önümüzdeki bir yıl içerisinde ödemek zorunda olduğumuz vadesi gelmiş borcumuz 240 milyar dolardır.

Dolar kazandırıcı ekonomik faaliyetlerimiz ise yeterli değil.

Satılacak neyimiz varsa satmıştık.

Tarım ve hayvancılık ülkesiydik; kendimize yeteriz diyorduk, meğer öyle değilmiş, tarım ürünlerini de çoğunu ithal ediyormuşuz.

Kurban bayramında kesilecek büyük baş hayvanları bile dışarıdan getiriyoruz.

Buna karşılık ürettiklerimiz maliyeti kurtarmadığı için devede kulak bile değil.

Uzmanlar bu durumu “tüketim ve borçlanma ekonomisi” olarak isimlendiriyor…

***

Dışarıya bağımlı ekonomi, doğal olarak her türlü dış etkiye ve operasyonlara açıktır.

Önce bu önemli tespiti yapmak durumundayız.

Ekonomiyi çevirmek; daha doğrusu vadesi gelen borçlarımızı ödemek (veya erteleyebilmek) için ya “üretim ekonomisi”ne döneceğiz ya da yeniden borç bulacağız.

Borcu borçla ödemek çözüm değil!

Borç verecek uluslararası kuruluşlar bellidir; neredeyse tamamına yakını ABD’nin kontrolündedir.

Devleti soyup yurt dışına çıkanların, yabancı ortaklarla “yabancı sermaye” adı altında “sıcak para” ambalajı ile yeniden devleti soymaya gelmeleri ve hükümetlerin bunlara yasal statü tanıması ise ayrı bir acıklı yanımızdır.

Ne yazık ki, sıcak para ihtiyacı olan ülkeler kara paranın en kolay aklandığı yerlerdir…

***

Amerikan Merkez Bankası faizleri artırarak dünya piyasalarına müdahale etmesini liberal ekonominin kavramları ile açıklamak olanaksızdır.

Arz-talep dengesini suni olarak bozmaları, başlattıkları “üçüncü dünya savaşı”nın bir sonucudur.

Dövize ihtiyaç duyanlar, artık daha fazla faiz önermek zorunda kalacaklar; kazanan de doğal olarak karşılıksız dolar basan ABD olacak, hesapları budur.

Üretmeden dünyayı soymaya devam edecekler…

***

Amerikan Merkez Bankası faizleri artırınca doğal olarak milli paralar dolar karşısında değer kaybettiler.

Dünya ticaretinin dolar üzerinden ve ABD’nin denetiminde yapıldığını da hesaba katarsak; milli paralarla iş yapmak neredeyse imkânsız…

Bu olanaklarını kötüye kullanan ABD, içerisine düştüğü ekonomik dar boğazı aşmak için rakibi olan ülkelerin ticaretini baltalama planları yaptı.

Çeşitli bahaneler üreterek, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu ve düşman gördüğü ülkelere yaptırımlar uygulamaya başladı.

Bu yaptırımlardan en çok etkilenen ise kırılgan ekonomisi ile Türkiye oldu.

Bu yüzden dolar 7, avro 8 liraya doğru koşmaya devam ediyor…

***

Dışarıdan dünya kadar borç para aldık, Cumhuriyet dönemi boyunca elde ettiğimiz kazanımlarımızın tamamına yakınını sattık, dolaylı-dolaysız trilyonlarca vergi topladık da ne oldu?

Paralar nerede?

Bugün maalesef bunun hesabını sorma noktasında değiliz!

Hükümet eliyle tarım ve hayvancılığın bitirildiği bir gerçek.

Sanayinin ne durumda olduğunu sanayicimizin ağlamasından biliyoruz.

Sıfırı tüketmiş mirasyedi gibiyiz, aval aval bakıyoruz.

Bunların tümü doğru tespitler; lakin bize çok acil çözümler gerekiyor.

Eleştirmek, dert yanmak ve ağlamak çözüm değil…

***

İşin ilginç yanı; alacaklılarımız ne durumda olduğumuzu bizden çok daha iyi biliyorlar.

Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı Operasyonları ile emperyalizme vurduğumuz darbeyi, ekonomi cephesinden bize vurmak amacıyla harekete geçtiler.

Savaşta aldıkları ağır yenilgiyi bu şekilde zafere çevirmeyi düşünüyorlar.

Böyle bir durumun gerçekleşmesi halinde, toprak bütünlüğümüz de tehlikeye girecek!

Olaylar bu şekilde gelişince, Türk Lirasının değer kaybetmesi şeklinde önümüze gelen hadiseyi, “milli mesele” olarak tarif etmek gerekiyor…

Söz konusu milli mesele olunca da 81 milyonun tek yumruk olarak hareket etmesi şarttır.

Böyle dönemlerde çıkacak çatlak sesleri; bozguncu, hain, işbirlikçi olarak tanımlamakta bir yanlışlık yok…

***

ABD Başkanı Trump’ın Tweeter üzerinden yaptığı:

Türk Lirası, dolar karşısında hızla düşerken, Türkiye ile çelik ve alüminyum ticaretinde gümrük vergilerinin iki katına çıkartılmasını az önce onayladım. Bundan böyle vergi alüminyumda yüzde 20, çelikte yüzde 50 olacak. Türkiye ile ilişkilerimiz şu anda iyi durumda değil” şeklindeki açıklama, Türkiye’nin bir dış operasyonla karşı karşıya olduğunun en açık kanıtıdır.

ABD ile her cephede savaş halinde olduğumuz gerçeğini görmezden gelerek; salt ekonomik duruma bakarak ne olup bittiğini kavramamız ise olanaksızdır.

ABD, 5000’den fazla TIR’la silah ve mühimmat göndererek sahaya sürdüğü kara gücü PKK’ya, geçen hafta 200 TIR daha gönderdi.

PKK’nın hain pusularda şehit ettiği bebek ve askerlerimizin ölüm emirleri Pentagon tarafından verildiği sır değil.

PKK’nın siyasi kolu olan HDP’ye oy verenlerin, vicdan muhasebesi yapma zamanı geldi de geçiyor.

Bu tespite rağmen, aldatılarak düşmana destek olanlarla da uğraşma zamanı değildir.

81 milyonun tek vücut olarak harekete geçmesi için herkes elini taşın altına koymak zorunda.

Zira bu faturayı birlikte ödemek mecburiyetindeyiz.

Yılbaşından bu yana ücretlerimizin dörtte birinin erimesi, faturayı ödemeye başladığımızın kanıtı değil mi?..

***

Bazıları, “verin papazı iş bitsin” gibi saçma sapan sözler ediyor.

Bazıları; küresel güçlerin rolünü küçümseyip, her şeyin sorumlusu olarak AKP’yi göstermeyi muhalefet yapmak sanıyor.

ABD’ye gönderdiğimiz heyete iletilen istekler, olayın Papaz Brunson meselesi olmadığını ortaya koymuyor mu?

Aralarında Hamza Uluçay gibi PKK’yle yakın ilişkide olanlar dâhil, çoğu FETÖ darbe girişiminde rol üstlenmiş 15 ABD ajanının serbest bırakılması istenmedi mi?

ABD’nin derdi, sadece çoğu Türk kökenli olan adamlarının serbest bırakılması değil; S-400 hava savunma sistemlerinden de vazgeçmemizi istiyor.

Üretiminde ortak olduğumuz F-35 savaş uçaklarının teslim edilmesinin ertelenmesini Kongre’nin onaylaması üzerinden kaç hafta geçti ki?

İran’a koydukları haksız ambargoya katılmamızı da şart koşuyorlar.

Irak ve Suriye’nin kuzeyinde ikinci İsrail’in (Kürt Devleti) kurulmasını dayatıyorlar.

Ve:

Halk Bankası olayı ile ilgili verilecek astronomik para cezalarını kabul etmemizi istiyorlar…

Bütün bunların karşılığında:

YÜKSEK FAİZLE YENİ BORÇ VERİLMESİNE REFERANS OLACAKLAR!..

Kendilerine bağlı uluslararası finans kuruluşlarına iyice bağımlı olmamızı sağlayıp, sömürmeye devam edecekler!..

***

Çözüm:

Kuruluş ayarlarına geri dönmektedir.

Kalkınma planları yaparak, vakit geçirmeden üretim ekonomisine geçmektir.

Örneği yakın tarihimizde vardır:

Dünyanın açlıktan kırılıp geçtiği 1929 Buhranını hatırlayalım.

Kalkınmayı başaran tek ülke Türkiye değil miydi?

Kapımızı çalan “Üçüncü Dünya Savaşı”nda; “İkinci Kurtuluş Savaşı”mızı zaferle taçlandırmak, çağdaş değerleri yaşama geçirerek ve Cumhuriyetin tüm kazanımlarına sıkı sıkıya sarılmakla mümkün olacaktır…

Cemil Can

 

YANGINDAN İLK KURTARILACAK OLAN!..

AMERİKAYI SEVMEYENLER

ABD her cephede silahlarını ateşledi:

Astsubay Serkan Karakaya’nın eşi Nurcan ile oğlu Bedirhan Mustafa’nın kalleşçe öldürülmeleri emri Atlantik ötesinden verildi.

Yetmedi; Yüksekova’da zırhlı polis aracının geçişi sırasında el yapımı patlayıcı ateşlendi; polislerden Recep Emre Yılmaz şehit oldu dokuz polis yaralandı.

ABD kara gücü PKK’ya terör eylemlerine devam dedi…

***

İçişleri Bakanı ile Adalet Bakanına karşı uygulamaya konulan yaptırımlar başka bir cephedeki ABD silahlarının ateşlenmesidir.

Papaz Brunson’un serbest bırakılması istemi sadece bahanedir!

PKK ile ilişkileri sabit, FETÖ’nün İzmir İmamı ile 293 kez görüşmesi belgeli, Devletin gizli kalması gereken bilgilerini casusluk amacıyla ele geçirmiş bir papaz yüzünden Türkiye Cumhuriyeti ile “papaz olma”yı göze alan devletin öncelikle aklı sorgulanır.

Devletlerin duyguları yoktur; kurallara ve geleneklere göre hareket ederler, yöneticilerin psikolojilerine göre karar almazlar, devletlerin sürekli düşmanlığı ve dostlukları olmaz…

“Devlet aklı” ülke çıkarlarına göre çalışır…

***

Görünüşe bakılırsa ABD, Türkiye’ye karşı Papaz Brunson’u serbest bırakmaması nedeniyle savaş açtı.

Yargı organlarının kararını beklemeye tahammül edemiyor!

Öyle ki, F-35 savaş uçaklarının teslimini engelleyen kararı bile ABD Senatosu onayladı.

Ekonomimizi çökertmek için ellerinden ne geliyorsa yapıyorlar.

Gümrük vergisi alınmaksızın ABD’ye ihraç edilen mallara vergi konulması konuşuluyor…

***

Bilge diplomat Şükrü Elekdağ’a göre, Türkiye’nin egemen devlet olması bakımından geri adım atamayacağı Brunson meselesini 6 Kasım’da yapılacak seçimlere kadar kullanacaklar.

Zira Papaz Brunson bir Evanjelist’tir.

ABD’de blok oy kullanan 100 milyon Evanjelist var.

Trump, bu fırsatı kaçıracak değil herhalde…

***

Y-CHP Genel Merkezi, ilk incelemede 614 noter onaylı imzanın dördünün mükerrer olduğunu, aynı kişilerin farklı noterlerden imza verdiklerini, imza veren beş delegenin ise üye olmadıklarının tespit edildiğini açıklamış.

Genel Merkezin açıklamaları doğru ise rezalet.

Yalan ise daha büyük rezalet!

Olağanüstü kurultay isteyenlerin 630 olarak teslim ettikleri imzalar 605’e düşürüldü…

***

CHP Bolu Milletvekili Tanju Özcan’ın anlattıkları ise kabul edilecek gibi değildir:

“Tekirdağ’da bir delegemiz olağanüstü kurultay için imza vermiş. Faksı bize gelmiş ama imzanın aslı bize bir şekilde ulaşmamış. Biz bu tür imzalarla ilgili Yenimahalle Noteri’ne gittik. Yenimahalle Noter’i Tekirdağ’daki ilgili noterle iletişime geçerek önce belgenin doğru olup olmadığını araştırdı. Sonra da aslı gibidir diye mühürledi. Bu tür imzaları kabul ettiremedik” dedi…

Kuvayi Milliyecilerin kurduğu parti kimlerin eline düşmüş…

***

Tuncay Özkan’ın Halk tv Genel Müdürüne söylediği:

“CHP’de parti organları dışında bir karar merkezi var. Kılıçdaroğlu parti kararlarını o bilinmeyen merkezden gelen telkinlerle alıyor” şeklindeki açıklamasını duymazdan gelemeyiz.

Dersimli Kemal ve ekibini CHP yönetimine taşıyan bu “merkez” çok büyük olasılıkla Kılıçdaroğlu’nun kurucu üyesi olduğu TESEV’dir…

Sonuç:

CHP işgalden kurtarılmadıkça Türkiye’yi kurtarmak çok zor olacaktır…

Cemil Can