Biz kazanacağız!..
TwitterFacebookGoogleYouTube

DOMATES!..

 domates

 Gazeteler yazıyor:

ABD Dış İşleri Bakanlığı Terörizm 2017 Ülkeler Raporu’nu hazırladı. (1)

Geçen yıl listede olan PYD/YPG bu yıl listeden çıkartıldı.

Fetullah Gülen için de “din adamı” denildi.

Bu “din adamı” sıfatı ona pek yakışıyor.

Hiç düşündünüz mü Amerika ajanlarını neden İslam din adamları arasından seçiyor acaba?..

***

Yetkililer, stratejik müttefikimiz ABD’nin, terör örgütü PKK/PYD’ye; 1500’ü son bir ayda olmak üzere, 19 bin TIR ve 3 bin uçak dolusu ağır silah ve mühimmat gönderdiğini açıkladılar.

En yetkilimizin kim biliyorsunuz zaten, bu yüzden dipnota bağlantısını koymuyorum.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanı Votel, fırsat buldukça PKK/PYD komutanları ile bir araya gelerek poz veriyor.

Bu da ilk değil.

İşbirliği”ni gizlemiyorlar zaten…

Benim asıl merakım; kendilerini antiemperyalist-antifaşist olarak tanımlayan Kürt asıllı “solcular”ın bu işbirliğini nasıl açıkladıklarıdır.

Emperyalizme asker olmak nasıl bir duygu, bir de onu merak ediyorum…

***

Reis, “Bizde kriz mriz yok, bunların hapsi menüplasyon” dedi.

Muhalefet kriz olduğunu ıspatlamak için rakamlarla boğuşuyor.

Gündemdedir, ben de özetleyelim bari:

Kriz yoksa;

-Kredi faizleri neden yüzde 40’ın üzerindedir?

-İşsizlik neden artıyor?

-Risk sigortası neden 534’e çıktı?

-Varlık Fonu’nu niye kurdunuz?

-Dolarla sözleşme yapmak neden yasaklandı?

-680 üzerinde ürüne gramaj oyunu ile yapılan zam ile 1296 üründeki haksız fiyat artışının nedenini açıklamayacak mısınız?

-Peki, domates neden 10 liraya satılıyor? (2)

-Yüzde 80 civarında devalüasyon yapmaya ne gerek vardı?

-Yabancı paralar, yılbaşından bu yana nasıl oldu da Türk lirası karşısında yüzde 75 değer kazandı?

-İhalesi yapılan işleri neden durdurdunuz?

-Hak arayan 3. Havaalanı işçileri neden tutuklandı?

-Ekonomik büyüme neden yüzde 5’leri aşamıyor?

-İthalat gerileyip, ihracat neden patlamıyor?

-Yeni Ekonomik Plan’a (Dengeleme-Disiplin-Değişim) neden ihtiyaç duydunuz?

-Neden ekonomik küçülmeyi hedefinize koydunuz?

-Şirketler neden birer birer iflas ediyor?

-Kepenkler neden kapatılıyor?

-Kur artışı nedeniyle iflaslar 01.01.20123’e kadar neden durduruldu?

-Esnaf, siftah yapamamaktan şikayet etmiyor mu?

-Çocuğuna pantolon alamayan babanın intiharı ekonomik kriz nedeniyle olabilir mi?

Vs, vs…

Bu tür soruları sor sorabildiğin kadar…

Adın ne Reşit, sen söyle sen işit!..

***

Yurttaşlar; sofralarındaki gıdadan, cüzdanındaki paradan ekonomik krizi anlayamıyorsa, siz onlara rakamlarla krizi nah anlatabilirsiniz!

Reis “kriz yok” diyorsa yok; adalet vardır!

Yastık altındaki dolarlarınızı bozdurdunuz mu?!

***

Asıl kriz muhalefettedir.

Muhalefet partilerinin başında; iktidarın payandaları oturursa, değil kriz dünya başımıza yıkılsa AKP’yi sarsamazsınız.

Kriz mriz, vız gelir tırıs gider…

***

En haklı dava bile; işbirlikçi, yalaka, ideolojisiz, içten pazarlıklı siyasetçilerin ağzında savunulamaz hale gelir.

Dersimli Kemal, iktidara yüklendikçe, halk Reis’e neden destek veriyor sandınız!..

Türk halkının temel sorunu budur.

Felsefi derinlik” arayışı, ukalalıktır, saygısızlıktır.

Sorunlar CHP’nin işgali ile birlikte dizginlemez hale gelmiştir.

Zira CHP’nin Meclisteki grubu dahi menkul rehni gibidir…

***

Açıklayalım:

Anayasamızın 83. maddesinin 3. fıkrası; milletvekilliğine engel olmayan suçların işlenmesi halinde, cezanın infazının dönem sonuna bırakılmasını hüküm altına almıştır.

İşlenen suç seçilmeye engelse, hüküm TBMM’nde açıklanmakla; milletvekilliği düşer ve infaza geçilir…

Bu yüzden CHP İstanbul Milletvekili Enis Berberoğlu’nun kaderi Meclis Başkanı Binali Yıldırım’ın iki dudağı arasındadır.

Konuyu gündeme alıp, hükmü genel kurulda okuduğu an Berberoğlu’na cezaevinin yolu görünür.

Aslında Berberoğlu durumunda; 20’si HDP, 30’a yakını da CHP olmak üzere 50’den fazla milletvekili vardır.

Buradan bakılırsa, sanki milletvekillerini daha önceden hakkında dava açılmış olanlardan seçtirmek, cezaevine girmemeleri için kurtuluş yolu gibi kullanılmaktadır!

Öte yandan, 50 milletvekilinin milletvekilliği düşürülürse ki, bu mümkün hale gelmiştir, Mecliste AKP’nin çoğunluğu elde etmesi işten bile değildir!

Süreci işletmek ise tamamen AKP’nin inisiyatifindedir.

Hal böyle olunca, muhalefet için iktidar tarafından “esir alındılar” demek hiç de abartılı bir değerlendirme sayılmaz!

Asıl teslim alınan, Berberoğlu’na belgeleri veren Kılıçdaroğlu’dur tabii ki…

Dolayısıyla Dersimli Kemal, ağzıyla kuş tutsa halka kriz filan anlatamaz…

Muhalefet partilerinin başında Kılıçdaroğlu ile Bahçeli oldukça kriz bile kriz olmaktan çıkıp, “adalet” kisvesine bürünüyor!..

Bu defa ne yapılması gerektiğini söylemeyeceğim.

Aynı gemideyiz nasılsa, yaşayıp göreceğiz…

 

Cemil Can

 

 

DİPNOTLAR:

 

(1) https://www.amerikaninsesi.com/a/abd-disisleri-bakanligi-teror-raporunu-acikladi/4578454.html

 

 

(2) https://www.sozcu.com.tr/2018/ekonomi/domates-ureticisinin-fiyat-isyani-2641128/

 

“FELSEFİ DERİNLİK” NEDİR Kİ?..

 cumhuriyet_fetö

Vakıf senedinde hiçbir yoruma yer bırakmayacak şekilde açık açık yazılmış:

“Cumhuriyet gazetesi, ATATÜRK devrim ve ilkelerinin açtığı aydınlanma yolunda aklın bağnazlıktan, bilimin dinden bağımsızlaşması, laiklik ilkesinin toplumca benimsenmesi için çaba gösterecektir… Cumhuriyet gazetesi, “İnsan Hakları ve Temel Özgürlükler Bildirgesi”ni demokrasinin evrensel anayasası olarak benimser. Cumhuriyet gazetesi gerçek Cumnuriyet yönetimi esaslarına ancak Atatürk’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti’nin bağımsızlığı ve bölünmez bütünlüğü kapsamında ulaşılacağını temel ilke sayar... Milli mücadele sonunda kazanılan milli sınırlarımız tartışılamaz. Cumhuriyet gazetesi Milli Mücadele ile kazanılan bu milli sınırların yılmaz savunucusudur… Onurlu kimliği, ilkeleri ve amaçları uzun bir süre içinde belirlenip toplumda kök salan Cumhuriyet gazetesini ATATÜRK ilkelerinden ödün vermeden yaşatmak Cumhuriyet Türkiyesi’ne, Türk toplumuna ve Cumhuriyet okurlarına çok önemli bir ödev niteliğine dünüşmüştür.”

Bu görüşleri benimsemeyen yazar-çizer takımının Cumhuriyet gazetesinde kendi görüşlerini yazmak amacı ile görev alması, en hafif tabiri ile ahlaksızlıktır, hiçbir şekilde kabul edilemez.

Cumhuriyet’in çizgisi dışındaki fikirleri savunanlar, bu fikirleri benimseyen veya yakın gazetelerde yazmalıdırlar, normal olan davranış budur.

Taban tabana zıt görüşleri savunanların aynı çatı altında çalışma mecburiyetleri bulunmadığına göre, herkes kendi çöplüğünde ötecek.

Cumhuriyet’i değiştirmek, başkalaştırmak amacıyla Cumhuriyet’e sızanlar, etki ajanlarıdır.

Hangi merkezlerin adına çalıştıklarını yazılarından anlamak kolaydır.

Cumhuriyet karşıtı fikirlerini ısrarla yazdıkları için önemli ölçüde Cumhuriyet okurlarını kaybettiler, gazeteyi çıkarmakta zorlandıkları için Berin Nadi’nin bağışladığı Harbiye’deki kat ile Ankara’daki 4-5 katlı binayı bile gözlerini kırpmadan sattılar.

“İkinci Cumhuriyetçi” fikirlerini yayabilmek için Atatürk ilkelerini ve kuruluş felsefesini tavizsiz olarak savunmayı amaç edinen gazeteyi ekonomik olarak çökertmekten çekinmediler.

Hal böyle olunca Cumhuriyet gazetesinden birer ikişer ayrılanlar için gözyaşı dökmek, arkalarından güzelleme yazmak, iyi yazar-çizerdi gibi övgüler düzmek de etik değildir.

Fetullah Güleh hainini Cumhuriyet logosu üzerine iki gün arka arkaya yerleştirerek; (1) bize fikri düzeyde Cehennem’i yaşattıran ve bu rezaleti üç yıla yakın bir süre devam ettiren bu zevatın Cehennem’e kadar yolu var!..

***

Şimdi sıra CHP’yi geri almaya gelmiştir.

Atatürk’ün kurduğu CHP’yi, Y-CHP’ye dönüştüren başta Kılıçdaroğlu olmak üzere ekibi de CHP’nin ilkelerini (6 Ok’u) benimsememektedir.

Bunu verdikleri beyanatlar, yaptıkları açıklamalarla; kısaca eylem ve söylemleri ile defalarca kanıtladılar. (2)

CHP’nin başındaki işgalci ekip, bal kovanını basan yaban arılarından farksızdır.

9 yılda 9 defa seçim kaybeden ve gitmemekte ısrar eden dersimli Kemal’in, çok özel bir görevi ifa etmek amacıyla CHP’nin başına getirildiği açıktır.

“Felsefe” (3) sözcüğü üzerinde demagoji yaparak kendini “bilge adam” olarak yuttarabileceğini sanıyor.

“Bana bir felsefi derinlik gösterebilirseniz ben bırakın kurultay yapmayı vallahi yarın sabah giderim” cümlesinden (4) bir şey anlayanınız oldu mu?

Kılıçdaroğlu”felsefi derinliğe” sahip biri olarak bir tek kendini görüyor.

Hangi felsefeyi savunuyor, derinliği nedir sorularının geleceğini ve yanıt veremeyeceğini tahmin ettiği için bu sözlerini partideki “ideolojik sapma” ile düzeltmeye çalıştı.

Halbuki, partiyi çizgisinden saptıran da kendisidir; zira baştan beri ieolojisizliği savunmaktadır. (5)

Kaset operasyonu ile CHP’nin başına getirelen Dersimli Kemal’in, görevi bitmediği için kurultaylara direnmektedir.

Rejimin değiştirilmesindeki en büyük meşruiyet kaynağı, Dersimli Kemal’in Y-CHP’si olmuştur.

Bu nedenlerle Cumhuriyet gazetesi gibi CHP’yi geri almadan demokrasi mücadelesini başarıya ulaştırmak olanaksızdır.

Yerel seçimlerde gösterilecek olası kısmi başarı, iktidarın değişmesine olanak sağlamaz.

Köprülerin altından çok sular akmıştır:

Polimer adlı bir araştırma şirketinin CHP Parti Meclisi’ne sunduğu rapora göre; 24 Haziran Seçimleri’nde 100 bin mükerrer oy, 2,5 milyon da sahte oy kullanılmıştır.

Kılıçdaroğlu, bu raporu kamuoyu ile neden paylaşmamıştır acaba?

Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığının meşruiyetinin tartışılmasından mı korkmaktadır?

Raporun bir örneği parti meclisi üyelerine bile vermemiştir!

Neden?

Cevabı ben vereyim:

Çünkü Y-CHP’nin rejimin değiştirilmesine, Cumhuriyetin köküne kibrit suyu konulmasına, Atatürk Devrimlerinin unutturulmasına bir itirazı yoktur.

AKP karşıdevriminin yolundaki taşları Y-CHP temizledi!

O bakımdan ne pahasına olursa olsun önce CHP geri alınmalıdır…

Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1) https://odatv.com/fethullah-gulen-chp-hdp-ve-cumhuriyeti-bulusturdu-3001161200.html

(2)

a-) http://chp-muhalefethareketi.biz.tr/wp-content/uploads/2018/01/Dersimli-Tutuksuz-Yarg%C4%B1lanacak.pdf

b-) http://chp-muhalefethareketi.biz.tr/wp-content/uploads/2018/02/Dersimli_Tutuksuz_Yarg%C4%B1lanacak-II.pdf

(3) http://www.felsefe.gen.tr/felsefeye_giris/felsefe_nedir_felsefenin_anlami_nedir.asp

(4) https://odatv.com/birakin-kurultay-yapmayi-vallahi-yarin-sabah-giderim-12091855.html

(5) http://vatanpartisi.org.tr/genel-merkez/rota-yazilari/dogu-perincek-neo-chp-nin-nesep-tashihi-23036

KAHROLSUN EMPERYALİZM!..

fosfor bombası_a_1

Rusya, 25 gemi ve 30 uçakla Doğu Akdeniz’deki tatbikatını bitirdikten sonra, 11-15 Eylül tarihleri arasında; 36 bin tank ve binden fazla savaş uçağıyla Vostok 2018 tatbikatını yapacak.

NATO sözcüsü, Rusya’nın bu tatbikatlarla “çok geniş çaplı çatışmalara hazırlık yaptığını” söyledi.

NATO, Bulgaristan’da atışlı tatbikat yaptı.

ABD, Ukrayna’nın Donbass bölgesine asker sevk etmeye başladı.

ABD’nin 2. Atlantik filosu, Soğuk Savaş döneminden daha bir deniz sahasında görevlendirildi.(1)

Dünyada baş döndürücü gelişmeler oluyor.

Üçüncü Dünya Savaşı” ikincisinden farklı cephelerde yapılıyor…

***

Ateşli silahların kullanıldığı cephe Suriye.

Suriye’nin işgal altındaki İdlip ve Hama illerine, Rus ve Suriye uçakları hava saldırılarını sürdürüyor.

Putin’e göre, Suriye’nin ancak yüzde 90’ı Suriye Ordusunun kontrolündedir.

İşgal altındaki bölgelerde ABD yerine, piyonları savaşıyor.

Hepsi de “cihatçı” örgütler, hepsi de İslam adına savaştıkları iddiasındalar…

Muhaliflere ait uçak gözlemevinden yapılan açıklamaya göre:

Lazkiye’den kalkan SU-24 savaş uçakları, İdlib’e bomba yağdırdı; 35 kişi öldü, 75 yaralı var…(2)

ABD Hava kuvvetlerine ait iki F-35 savaş uçağı Suriye’nin Deyr Ez Zor bölgesini fosfor bombası ile vurdu. (3)

Ölü ve yaralılar hakkında şimdilik bilgi yok!

***

Doğal olarak dünya dikkatini İran’daki liderler zirvesine çevirdi.

Üzerinde anlaşmaya varılan 12 maddelik bildiriye (4) son anda Erdoğan’ın “ateşkesi” ekleme ısrarı, katılımcılarda soğuk duş etkisi yarattı.

Putin, Erdoğan’a:

“Burada silahlı muhalifler, cihatçı güçler yok. Suriye Ordusu da masada bulunmuyor. Biz onların yerine konuşamayız. Teröristlerin saldırılarını keseceklerini, İHA’larını kullanamayacaklarını söyleyemeyiz.” şeklindeki yanıtı diplomasi dersi gibi değerlendirildi…

Erdoğan, adeta Esat’ı düşürmek için işbirliği yaptığı muhaliflerin sözcüsü gibi neden davrandı?

***

Reis, Suriye Muhalefeti adına “ateşkes” önerebilir mi?

Ateş edenlerin bir tarafında; Rusya ile Suriye, diğer tarafında terör örgütleri ile ÖSO var.

Anlaşılıyor ki, Tahran’da Devlet aklı Reisin yanında değildi!

Erdoğan’ın “ateşkes” önerisi son derece yersizdi, bunun yerine tüm silahlı gruplara silah bırakmayı önerilebilirdi.

Kuşkusuz devletlerin silahlı kuvvetlerine “silah bırakma” teklif edilemezdi.

Hal böyle olunca bu teklifin dahi ayakları havada kalırdı.

Türkiye, Tahran’da güvenilirlik sınavında puan kaybetti…

***

Milyonlarca Suriyeliyi, yıllarca misafir eden Türkiye’nin, yeni bir göç dalgası karşısında ödeyeceği fatura, ödediği faturadan daha kabarik olabilir kuşkusuz.

Rusya ve İran’ın bu faturaya katkısı olacak mı bildiriden anlaşılmıyor.

Bu nedenlerle Türk Silahlı Kuvvetleri, Suriye topraklarını kolay kolay terk edemez.

Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı harekatlarının maliyeti bir yana, sınır güvenliğimizin sağlanmasının da çok kolay gerçekleşemeyeceği anlaşılıyor…

Türkiye’nin kol kanat gerdiği, eğitip silahlandırdığı Özgür Suriye Ordusu’nun akıbeti ne olacak?

Bu sorunun da yanıtı belli değil!..

***

Belli ki, bildirgedeki:

“…komşu ülkelerin ulusal güvenliğini zayıflatmayı amaçlayan ayrılıkçı gündemlere karşı durma kararlılığı” ifadesi , İdlip’ten sonra PKK/PYD’ye karşı yapılacak operasyonları işaret ediyor.

Bildirgeye atılan imzalar kurumadan; İran PJAK’a, Suriye PYD’ye karşı operasyon düzenlemesi kararlılığı gösteriyor.

Bildirinin 4. maddesi de son derece önemlidir:

“BM Güvenlik Konseyi tarafından terörist olarak tanımlanan DEAŞ, Nusra Cephesi ile El Kaide veya DEAŞ’la bağlantılı tüm diğer bireyler, gruplar, teşebbüsler ve oluşumların tamamen ortadan kaldırılması amacıyla aralarındaki işbirliğini sürdürme kararlılığı” yakın gelecekte neler yaşanacağının ilanı gibidir…

Zirve öncesinde, Rus uçaklarının İdlib’i vurması ve zirvenin naklen yayınlanması ise ABD ile müttefiklerine açık bir meydan okumadır.

Zirveye katılanlar arasındaki görüş ayrılıklarının kapalı kapılar yerine, dünya kamuoyu önünde tartışılması ise ittifakın pamuk ipliği ile bağlı olmadığını gösteriyor…

***

ABD ve İsrail’in “İkinci İsrail”i kurma ve Rusya’yı güneyden kuşatma planına karşı en etkili karşı koyuşun, bölge ülkelerinin ittifakı olduğunu Erdoğan henüz anlayabilmiş değil!

Hiç kuşku yok ki, zirvedeki en talihsiz konuşma, Reis’in Suriye Lideri Esat’a, yeniden “Eset” demeye başlaması ve bir devlet başkanını, kendi halkını katleden bir diktatör olarak göstermiş olmasıdır…

***

Zirveden hemen sonra; Rusya, Türkiye ve İran’ın yerel para birimleri ile ticaret yapma konusunda anlaşmaları, doların egemenliğine karşı bir başkaldırıdır.

İran Cumhurbaşkanı Ruhani’nin, Fırat’ın doğusu ile ilgili ABD’ye verdiği Suriye’den çıkma mesajı da son derece önemlidir.

Aynı şekilde, Ruhani’nin “endişeleri Şam Hükümeti ile giderme” çağrısı da anlayanlar için hayati önemdedir…

Denebilir ki, Erdoğan’ın “Eset” takıntısı görmezden gelinirse; Astana Süreci ile başlayan ve Tahran zirvesi ile devam eden gelişmeler Türk halkının ve Türkiye’nin yararınadır.

Emperyalizmin Ortadoğu’da alacağı ağır bir yenilgi, bütün mazlum halklar için önemli bir kazanım olacaktır…

Kahrolsun emperyalizm!..

Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1) https://www.aydinlik.com.tr/dorduncu-atlantik-savasi-cem-gurdeniz-kose-yazilari-eylul-2018

(2)https://www.haberturk.com/son-dakika-idlib-e-hava-saldirisi-35-olu-75-yarali-2006032

(3) https://tr.sputniknews.com/ortadogu/201809091035115668-abd-suriye-fosfor-bombalariyla-vurdu/

(4) https://t24.com.tr/haber/iste-uclu-zirvede-onaylanan-12-maddelik-tahran-bildirisi,695173

BU YALANCININ MUMU SABAHA KADAR YANAR!

muharrem-ince-kilicdaroglu-sozcu_16_9_1524215238

Emperyalizm, “Üçüncü Dünya Savaşı”nı başlattı.

Rus donanması Akdeniz’de tatbikat yapıyor, Akdeniz’i tehlikeli ilan ettiler.

Türkiye, NATO’dan iyi bir kazık yedi; haklı olarak yeni ittifaklar peşindedir.

Kuvayı Milliye çizgisini izleyenler ise ayakta, “İkinci Kurtuluş Savaşı”nı kazanmanın derdindedir.

Kırılgan ekonominin birinci derecedeki sorumlusu kuşkusuz iktidardır; emperyalizm ise bu durumu iyi değerlendiriyor ve dolar ile Türkiye’yi çökertmeye çabalıyor.

Bu gerçeği gözardı ederek olayları analiz edemeyiz!

Doğal olarak da zamlar arka arkaya geliyor, hayatın daha da çekilmez hale geleceği gün gibi görülüyor.

Tabloyu acıklı yapan:

Yoksul ailelerin çocukları, askerlik hizmetini al bayrağa sarılı olarak bitiriyorlar.

Diğerleri bedelli zaten!

Bu toprakların bedelini ödeyen atalarımız ise mezarlarında dönüyor!..

***

İç cephede birliği sağlamadan, bozguncuları ve işbirlikçileri susturmadan, bu badireyi atlatmak kolay değil.

Tam da bu noktada muhalefete iş düşüyor.

Atatürk’ün koltuğunda oturan adam ise bakın nelerle uğraşıyor:

Küskün CHP seçmeni seçimi boykot edeceğine gitsin doğrudan AKP’ye oy versin” diyor.

Rejim değişikliği, laikliğin elden gitmesi, tek adam rejimi, şeriatın gelmesi vb. gibi argümanları geçmiş seçimlerde hoyratça kullanan bu zavallı; Cumhuriyetin niteliklerine yürekten bağlı seçmenleri korkutup, Y-CHP’ye oy vermelerini belli ölçüde sağladığı için, şimdi duygu sömürüsü yapıyor.

Halbuki, bir CHP seçmeni, doğrudan AKP’ye oy verirse AKP’nin oyları artar; seçimi boykot ederse AKP’nin oyları artmaz, ne kadarsa öyle kalırlar ve boykot eden AKP’ye oy vermiş sayılmaz…

Bu basit gerçeği tehdite çevirip, önümüze koyan bu adam, bize önderlik yapıp, doğru yolu gösterebilir mi?

***

Ayrıca, Kemal Kılıçdaroğlu’nun (KK) başında bulunduğu Y-CHP, gerçek CHP değil ki!

Tam bağımsızlıktan yana, emperyalizme karşı, Atatürk ilke ve devrimlerini tavizsiz savunuyor mu?

Hayır.

O zaman iyi ki de iktidara gelemedi diyenler haklı.

Kazara gelseydi zaten, ekonominin başına yine Kemal Derviş’i getireceğini ilan etmişti.

Derviş’in sağ kolu (1) MYK üyesi Faik Öztrak halen parti sözcüsü değil mi?

Uzatmayalım; Y-CHP’nin tercihi, ABD ve AB’dir.

Bu kadarı bile boykot için yeterlidir…

PKK ve FETÖ’yü ordusuna dahil eden ABD ile aynı safta olmak, düşman tarafında kalmak değil midir?

Emperyalizmi ilk defa yenen bir halkın partisinin düşürüldüğü duruma bakar mısınız?

Y-CHP’ye oy veren milyonlar, başka seçenek olmadığı için, kerhen CHP’ye oy verdiklerini söylemiyor mu?..

Yalanlarınız ve tehditleriniz batsın sizin…

***

Cumhurbaşkanlığı seçim sonuçları ile dengesi iyice sarsılan KK, genel başkanlığa adaylığını açıklayan Muharrem İnce için:

Delegeyi arayıp kendisi için imza isteyenden CHP’ye genel başkan olmaz” demiş.

Pişkinliğin bu kadarı da fazla.

Seçimli kurultaylarda sanki kendisi delegeyi arayıp imza istemiyordu?

Yalan konuşan bir adamdan lider olur mu?

Muharrem İnce, KK’ya cevaben:

66 gün sonra seçim sonuçlarını değerlendirmek için PM toplantısı yapıldı. Bu toplantıya cumhurbaşkanı adayını davet etmemek sorun, toplantıda yalan söylemek ayrı sorun” diyerek KK’yı yalan konuşmakla itham etti.

İnce, yalan söylüyorsa sorumlusu zaten KK’dır, zira onu Türkiye’yi yönetecek adam olarak seçmenin önüne koyan kendisidir.

KK, yalan konuşan birini cumhurbaşkanı adayı gösterdiği için utanmalıdır; bu kadar yetmez tabii, seçmenden özür dileyip istifa da etmesi gerekir.

Onurlu insana yakışan davranış budur…

İnce doğruyu söylüyorsa eğer:

O zaman yalan söyleyen KK’dır.

Yıllarca “Yalancıdan başbakan olmaz” sözünü ağzında sakız gibi çiğneyen KK’ya yalan konuşmak yakışıyor mu?

***

KK:

Bu koltukta ilelebet oturmayacağım. 24 Haziran’dan sonra bırakmayı düşünüyordum. Sayın İnce’yi cumhurbaşkanı adayı gösterirken de benden sonra o genel başkan olur diye düşündüm. Ancak sonrasında yapılanlar güven verecek şeyler değil” dedi.

Bu sözlerine açıklık getirmek zorundadır.

İnce, güven sarsıcı ne yaptı?

KK, 24 Haziran’dan sonra genel başkanlığı bırakmayı düşündüğüne göre, başarısız olduğunuzu da kabul ediyor demektir.

Bulunmaz Hint kumaşı olmadığını dünya alem biliyor zaten.

AKP iktidarının sürekliliği; onun bilgi, birikim, cesaret, inanç, ideoloji ve zeka fukaralığınızdan kaynaklanıyor.

Tutarsız ve ilkesiz olduğuna yüzlerce örnek sayabilirim.

Tek başarısı, dürüst ve samimi partilileri aldatmak olmuştur…

***

KK, başarısızlığının tartışılmasını ötelemek için “Yerel seçimlere odaklanalım” savunmasına sarılıyor.

Yerel seçimlerle sanki iktidar değişikliği olacakmış gibi halkı aldatmaya devam ediyor hazret.

Onun tek derdi; CHP’li belediyelerde konuşlanmış kurultay delegelerinin yerlerini korumasıdır.

Ancak bu şekilde koltuğunu garanti altına alabiliyor.

KK’yı destekleyen kurultay delegeleri, zaten KK’nın desteği ile delege seçilmişlerdir.

Al gülüm ver gülüm gibi bir döngü yaşatıyorlar bize.

KK delegeleri seçiyor, delegeler KK’yı…

***

Yerel seçimlerde Y-CHP adayları başarısız olursa, KK’nın istifa etmeyeceğine kalıbımı basarım.

Bu yüzsüzler, “başarı”nın yeni bir tarifini yapıp görevlerine devam edecekler:

Anlamlı oy kaybetmedik” diyecekler.

Bu seçimin asıl kaybedeni AKP’dir” de diyebilirler…

Demediler mi?…

Siyasette başarı; seçimi kazanmak, iktidar olmaktır.

Seçimi kazananı, kaybetmiş gibi göstermek ise; soytarılıktır, seçmene saygısızlıktır, hadsizliktir, en hafif tabiri ile terbiyesizliktir…

***

Peki, bu delege yapısı ile KK’yı genel başkanlıktan indirmek mümkün müdür?

Elbette ki, değildir.

Başka seçenekler üzerinde düşünmek gerekir!

CHP’nin kurultay delegeleri içerisinde kendi ayakları üzerinde durabilen; bir meslek ve iş sahibi olanların sayısı son derece azdır.

Delegenin çoğunluğu KK’ya midesinden bağlıdırlar.

Çoğunluğu CHP’li belediyelerden ve genel merkezden nemalanıyorlar.

Danışman” ve “belediye meclisi üyesi” olarak istihdam edilmişlerdir.

Yurt sevgisi, toprak bütünlüğümüzün tehlikeye girmesi, terör, Atatürk İlkeleri, Cumhuriyetin nitelikleri, evrensel değerler ve halkın yaşadıkları umurlarında bile değildir.

Bunlar küçük çıkarları uğruna memleketin anasını ağlatırlar…

Bu nedenle de KK’ya karşı eyleme geçemezler.

Çünkü işlerini kaybetmeyi göze alamazlar.

O bakımdan KK’ya kul ve köledirler, KK da onlara tabii…

Cemil Can

DİPNOT:

(1) https://www.aydinlik.com.tr/faik-oztrak-gucunu-nereden-aliyor-turkiye-agustos-2018