Biz kazanacağız!..
TwitterFacebookGoogleYouTube

“DEMOKRASİ GETİRMEK” MALI GÖTÜRMEKTİR!..

 petro

Amerika’nın, Venezuela Devlet Başkanı Maduro’yu tanımama kararından sonra, bu devletin haritada yerini gösteremeyecek kadar konudan bihaber olan Amerikan hayranları, Maduro’nun ne kadar da “kötü” bir adam olduğunu anlatmak üzere kaleme sarıldılar.

Maduro’nun “kötülükleri” öne çıkartılınca, doğal olarak Venezuela halkını kurtaracak olanlar da ortaya çıkacaktır!

Peki, kim olabilir ki bu kurtarıcılar?

Kurgunun senaristi Amerika elbette!..

***

Bağımsız bir ülkeye müdahaleyi, bu şekilde “haklı zemine” oturtabileceğini düşünen Amerika’nın eski CIA Başkanı, şimdi Dışişleri Bakanı olan Mike Pompeo, “twiter” mesajını, iyice anlaşılsın diye İspanyolca yazdı:

Venezuela’ya demokrasi getireceğiz” dedi.

Daha önce de aynı “kutsal amaçla”; Afganistan, Irak, Libya ve Suriye’ye de demokrasi getirmek için girip, milyonlarca sivil insanın ölümüne neden olmuşlardı…

Demokrasi getirmek onların işidir biliyoruz da, bizimkilere ne oluyor onu anlayamadık!..

***

Amerika’nın bu “insanca” girişimine “hak” vermeden önce, dilerseniz Venezuela’yı daha yakından tanıyalım:

Simon Bolivar öncülüğündeki bağımsızlık ateşi, taa 1813 yılında Venezuela’da yakıldı.

Bolivar, modern Güney Amerika’nın çoğunda ulusal bir simge olarak görülüyor ve 19. yüzyıl başlarındaki İspanyol bağımsızlık hareketinin büyük kahramanlarından biri olarak kabul ediliyor.

Devrime hizmet eden herkes denizleri sürdü” ünlü sözüyle, umutsuzluğu umutlaştırmış bir liderdir.

Devrimleri tamamlayamadan, Venezuela’nın İkinci Cumhurbaşkanıyken yaşama veda etti.

***

1900′lerin başlarında tekrar ABD’ye bağımlı hale gelen Venezuela’yı, uzun yıllar diktatörler yönetti.

1998′de halkın ezici çoğunluğunun desteği ile iktidar, Hugo Chavez’e geçti.

Chavez, başta petrol olmak üzere, pek çok sektörde kamulaştırmaya gitti.

Bu millileştirmeler, Chavez’i ABD’nin hedefine oturttu.

11 Nisan 2002′de ABD destekli darbe girişimi oldu, üç gün içerisinde bastırıldı…

Chavez’in ölümünden sonra, yerine bugünkü Başkan Nicolas Maduro seçildi.

Maduro, Chavez’in politikalarını sürdürdü…

***

Venezuela, ABD’nin ekonomik yaptırımlarına karşı; ulusal petrol, doğal gaz ve maden kaynakları ile desteklenen “dijital para birimi Petro”yu piyasaya sürdü; bu durum ABD’yi oldukça rahatsız etti.

Amerika derin devleti, Chavez’e kestiği faturayı, Maduro’ya ödetmeye kararlı görünüyor:

2017′de Maduro’yu ortadan kaldırmak için bir helikopter saldırısı düzenlediler.

2018′de insansız hava aracı ile başarısız suikast girişiminde bulundular.

Petrol için ne gerekiyorsa onu yapıyorlar!..

***

Söz petrole kadar gelmişken, bu konudaki bilgilerimizi de tazelememiz iyi olacak:

Tası-tarağı toplayarak Suriye’den çekilme kararı alan ABD, küresel ticaretin para birimi olan doları karşılıksız basıyor.

Doların karşılığı ABD’nin silahlı gücüdür diyenler haksız sayılmazlar!

Buna rağmen, dış borcu 18 trilyon doları bulan ABD, diğer ülkelerin doğal kaynaklarını ithalat yolu ile de adeta “gasp” ediyor!

Öyle ya, karşılığı kaba güç olan para, ödeme aracı kabul edilebilir mi?

Ediliyor işte…

ABD’nin Venezuela’ya “demokrasi getirmek” istemesi de petrolün millileştirilmesi nedeniyledir.

Bir ölçüde de olsa, millileştirme ile yağma engelleniyor!..

ABD, ham petrol üretiminde; günde 9.352 milyon varille dünya üçüncüsüdür.

Günde, 1.158 milyon varil petrol ihracı yapmasına karşın, 7.969 milyon varil ithal etmektedir.

Bu nedenle dünyanın neresinde olursa olsun, çıkar bütün petrollerde kendisini hak sahibi görmektedir!

İhtiyaca binaen…

Bütün mesele budur…

***

İlginçtir, bizdeki Maduro yönetimi ile ilgili eleştiriler öyle vurgulu anlatılıyor ki, sanırsınız bunları Venezuela halkına değil de bize yapıyorlar:

Maduro yönetimi;

-Muhalif medyayı susturmuş, yayınlarını beğenmediği televizyon kanalları kablolu kanaldan çıkartmış,

-30 milyon nüfuslu ülkede, 20 milyona gıda kolileri dağıtmış,

-Enflasyonu yüzde 1 milyona çıkarmış,

-Günde 18 saate varan elektrik kesintileri yapmış,

-Temel gıda maddeleri ile ilaçları tedarik edemiyormuş,

-Resmi daireleri sadece Pazartesi ve Salı günleri çalıştırıyormuş,

-Güvenliği sağlayamıyormuş, bu yüzden her 21 dakikada bir cinayet işleniyormuş…

Mecliste çoğunluğu olan muhalefet ise, Başkanı görevden düşürebilmek için her yola başvurmasına rağmen başarısız olmuştur; bu başarısızlık da ordu, polis ve yargının Maduro elinde olmasına bağlıymış, bu yüzden (darbeden) başka çare kalmamışmış…

Buyurun buradan yakın!

Bu ve benzer nedenlerle, bizimkiler ABD’ye de karşıyız ile başlayan; “ama….. fakat…. lakin…” ile devam eden cümleler kuruyorlar…

***

Diyelim ki, anlatılanlar doğrudur; Maduro yönetiminin beceriksizliği, ABD’nin darbe girişimini haklı hale getirebilir mi?

Bugün Venezuela halkını sokağa çağırıp, iç savaşa sürükleyen Trump, yarın aynı şeyi, başka ülkelere ve bize yapmaz mı?

200 yıllık bağımsız bir ülke olan Venezuela’nın, uluslararası bankalarda biriktirilen 10 milyar dolar parasını, bloke etme hakkını nereden alıyorlar?

Bağımsız bir ülkenin “yönetimini belirleme” gibi sömürgeci devlet tutumunu, normal veya meşru göstermek için bir ülkedeki yönetim zafiyetleri, gerekçe olabilir mi?

Trump’un “twiter” mesajı ile geçici Devlet Başkanı olarak tanıdığı Meclis Başkanı Juan Guadio‘yu, geleneksel olarak ABD uydusu olan Lima Grubuna üyeleri: Arjantin, Brezilya, Kanada, Şili, Kolombiya, Kosta Rika, Guatemala, Guyana, Honduras, Meksika, Panama, Paraguay, Peru ve Saint Lucia’nın tanımış olması, devletler hukuku anlamında “tanıma” yerine geçebilir mi?..

Tam bağımsızlıktan yana olan yurtseverlerin-devrimcilerin, bu olay karşısındaki duruşu son derece önemlidir.

ABD’nin yalanlarını papağan gibi tekrar etmek Türk halkına yakışmaz.

Emperyalist-sömürgecilere karşı, mazlum halklarla dayanışma içerisinde olmak ve sömürgecileri her zeminde kınamak, yapabileceğimiz ilk onurlu eylemdir…

Cemil Can

“SUKİN SİN!”

 birleşen bufalolar

Birleşen bölge ülkeleri karşısında Suriye’den geri çekilme kararı almak zorunda kalan Amerika Birleşik Devletleri, giderayak Türkiye’yi tehdit etti:

Türkiye Kürtlere dokunursa ekonomik olarak mahvederiz” dedi. (2)

Bunca olandan sonra, “Dış politikada destan yazıyoruz. ABD’nin Suriye’den çekilme kararı bunun göstergesi” diyerek övünen Reis’in, hala Amerika’da umudu mu var, yoksa “devlet aklı” öyle gerektirdiği için mi bilinmez ama Trump’ın tehdidine, “Üzdü bizi” şeklinde yanıt vermesinin (3) tüm bölge halklarını üzdüğü kesindir…

Bu gelişmenin ardından Trump’ın, 20 millik (yaklaşık 32 km) “güvenli bölge” teklifi şaşırtıcı olmasa gerekir.

Uzmanlar, “güvenli bölge”yi kabul etmenin, PPK/PYD’yi dolaylı kabul etmek sonucunu doğuracağı, dolayısıyla Fırat’ın doğusuna operasyon yapılmasının daha isabetli olacağı konusunda neredeyse hemfikirdirler…

***

İsteğini yerine getirmezsek, ABD, Türkiye’yi ekonomik olarak mahvedebilir mi?

Bu soruya yanıt vermeden önce, ekonomimizi; namlusu bize dönük, emniyeti açık, tetiğinde düşman parmağı olan öldürücü bir silaha nasıl dönüştürdük, ona bakmamız gerekiyor:

Dünya Bankası eliyle -zamanı geldiğinde- ekonomik yönden Türkiye’nin çökertilmesi hazırlıkları taa 19 Şubat 2001′de başladı.

Dönemin Başbakanı Bülent Ecevit’in, bir gece yarısı Başkan George Bush’u arayıp, para işlerinde yardımcı olmasını istemesi üzerine, Dünya Bankasında Kemal Derviş‘in gönderilmesi, yanına yardımcı olarak 57. Hükumette Devlet Bakanı olan Fikret Ünlü’nün kızı Oya Ünlü Kızıl’ın (4) gelmesi ve sonunda Derviş’in, Türk halkına yutturduğu “demir leblebi”lerin etkileri, bugün karşımıza öldürücü bir silah olarak çıkmıştır.

O tarihlerde “üreticiyi doğrudan destekleme” adı altında, çiftçiye dönüm başına 8-9 dolar ödenmesine karar verilmiş ve bu iş için Dünya Bankasından 600 milyon dolar alınmıştı…

Dönüm noktası burasıdır…

***

Bir yıl sonra, Şubat 2002′de, Dünya Bankası memurlarından Mr. Lyn, bu paranın çiftçilere verilip verilmediğini “denetlemek” üzere Türkiye’ye geldi!..

Tıpkı bir Düyun-u Umumiye memuru gibi, Devletin ve ilgili kurumların defterlerini gözden geçirdi; köylere kadar giderek durumu yerinde gözlemledi, hatta köylülere bir “fax” da hediye ederek, Devletten bir yakınmaları olursa Dünya Bankasına bildirmelerini söyledi… (5)

O gün başlayan uygulama, 16 yıllık AKP iktidarında da değiştirilmeden devam etti; üretim yapıp yapmadığına bakılmaksızın, tapusunu ibraz eden herkese bu “destek” verildi.

Köylü önce tembelliğe alıştırıldı!

Bu kadarla kalsa iyiydi:

Mazot, gübre, enerji, sulama, traktör vb. gibi maliyeti etkileyen unsurlarda, çiftçi desteklenmediği için, zamanla temel tarım ürünleri, bizdeki maliyetinin altında ithal edilmeye de başlandı.

Dolayısıyla çiftçinin tarlasını ekmesi “zararlı” bir iş haline gelmeye başladı.

Tarım ve hayvancılık ülkesi olan Türkiye’de, tarım ve hayvancılık bu yanlış politikalarla adım adım bitirildi…

***

Türkiye’nin önüne bu düşmanca projeleri Dünya Bankası koyuyordu.

Asıl acı olan; bu ihanet projelerini savunan ve uygulanmalarını zorunlu gösterenler arasında, Türk “uzmanlar”ın (6) da bulunmasıydı.

NED, (7) gibi uluslararası vakıflarda kotarılıp, uluslararası forum ve sempozyumlarda ambalajlanarak tuzağa düşürülen ülkelere dayatılan bu görüşleri, mevcut hükumetler uygulayarak iktidarlarını sürdürmekte ısrar ediyorlardı!

Emperyalistler, ulusal bağımsızlıkçı sendikal hareketleri zayıflatmak ve yeni tür bağımlı sendikalar kurmak ya da var olanları yönlendirmek üzere, eski anti-komünist sendikacılığın merkezini (AFL-CIO), (8) yeniden işbaşı yaptırdılar.

NED’e bağlı dört çekirdek örgüte (9); siyasal eğitim, parti içi eğitim, seçmen yönlendirme eğitimi, anayasa yapımcılığı, yerel yönetimlerde özelleştirme, NGO (Hükumet dışı örgütler-sivil toplum kuruluşları-kitle örgütleri) örgütlenmelerinde (10) ve genel seçimleri denetleme girişimlerinde rastlıyoruz. (11)

Bu tür faaliyetlerin bayraktarlığını hangi siyasi parti ve kuruluşların yaptığını artık çok iyi biliyoruz.

Emperyalistler ülkeleri çökertme çarkını bu şekilde kurduktan sonra, kendilerine göbekten bağımlı ve aynı zamanda da aşırı siyasi ihtiras sahibi olan siyasetçileri, iktidara gelmeleri için destekliyor, ellerinden gelen her şeyi yapıyorlar.

Bu şekilde iktidara gelenler, zamanı geldikçe çeşitli anayasal ve yasal suçları işlemeleri için adeta teşvik ediliyorlar.

İktidardan düşmeleri halinde başlarının iyice belaya gireceği kesin olan tuzağa düşmüş siyasiler, iktidarda kalabilmek için her türlü tavizi vermeye mecbur bırakılıyorlar…

***

Üretim bitirildiği için sürekli borçlanarak ekonomiyi çevirmek zorunda olan yöneticiler; zaman içerisinde Türkiye’nin dış borcunu 457 milyar dolara kadar yükselttiler. (12)

Borçları ödemek şöyle dursun, faizlerini ödeyebilmek için varımızı yoğumuzu satmak zorunda kaldık!

Bu hesapsız özelleştirmeler sonunda, işi Tank Palet Fabrikasının devredilmesine kadar getirdik…(13)

Kurbanlık sığırdan ve samandan vazgeçtik; gümrük vergisi yüzde 49,5 olan kuru soğanı bile sıfır gümrükle ithal etmek zorunda kaldık… (14)

Sıfır gümrükle; buğday, arpa, mısır, pirinç, kuru baklagiller ve domates ithali için TMO’ya yetki verilmesi, ekonomimizin durumunu göstermektedir.

Bir zamanlar domates ihraç ederek fabrikalar kuran Türkiye, şimdi fabrikalarını satarak domates ithal ediyor…

***

Askeri olarak Suriye’de yenilen ABD, bu koşullar altındaki Türkiye’yi, şimdi “ekonomi silahı” ile tehdit ediyor.

Suriye’nin kuzeyinde uydu bir Kürt devletini bu şekilde kurabileceklerini umuyorlar…

Tarlalarımız ekili olsaydı, çiftçinin ambarında tahılı dolu, ahırında hayvanları bulunsaydı; (15) Cumhuriyet tarihi boyunca tüm kazanımlarımızı borçlarımızın faizlerini ödeyebilmek için yok pahasına satıp savmasaydık, Trump ekonomimizi mahvetmekle bizi tehdit edebilir miydi?

Elbette ki hayır…

1974 yılında 1 kg buğdayla 1 lt mazot alınırken, 2019 yılında ancak 6 kg buğdayla 1 lt mazot alınabilmektedir…(16)

Bu yakıcı tespit, düzlüğe çıkışımızın yolunu da göstermektedir.

Reis, ABD’nin 32 km.lik “güvenli bölge” dayatmasına, “Eyyyy Amerika!” diye ağzını açtıktan sonra, Boris Yeltsin’in ifadesi ile “Sukin sin” ya da aynı anlama gelecek şekilde “Sen kimsin?” diyerek gürlemez miydi?..

O günleri görmek dileğiyle…

 

Cemil Can

 

DİPNOTLAR:

(1) O…pu çocuğu.

http://www.hurriyet.com.tr/gundem/sukin-sin-39114238

 

(2) https://tr.sputniknews.com/abd/201901141037073638-trump-turkiye-kurtler-ekonomi/

 

(3) https://tr.euronews.com/2019/01/15/erdogan-trump-n-mesajlar-beni-uzdu

 

(4) Oya Ünlü Kızıl, TED ve ODTÜ’den sonra, Erdal İnönü’nün yazdığı referans mektubuyla ve Milli Eğitim Bakanlığı bursu ile ABD’de Georgetown Üniversitesi’ne gitmiş fakat zorunlu hizmet için geri dönmemiştir. Kemal Derviş tarafından Dünya Bankası’na alınmış, Ortadoğu ve Kuzey Afrika Bölümünde 3 yıl Portföy Yöneticiliği yapmıştır. Derviş’in değişmez takım üyelerindendir.

http://www.hurriyet.com.tr/muharrem-sarikaya-dervisin-sag-kolu-ingiltere-yolcusu-39234700

 

(5) Mustafa Yıldırım, Sivil Örümceğin Ağında, s.33)

 

(6) Doğu Ergil, Ergün Özbudun, Filiz Esen, Ayşe Yırcalı, Zeyno Baran vb. gibiler…

 

(7) NED, National Endowment for Democracy-Ulusal Demokrasi Fonu, 1983 sonrasında ABD Kongresinin onayıyla kurulmuştur.

 

(8) AFL-CIO, American Federation of Labor and Congress Industrial Org.

 

(9) NED’e bağlı çekirdek örgütler de oluşturuldu: Yabancı ülke insanlarına ve partilerine ORTADAN ve SAĞDAN yaklaşmak üzere ABD’nin Cumhuriyet Partisi tarafından IRI (International Republicon Institue-Uluslararası Cumhuriyet Enstitüsü) adında bir örgüt, SOLDAN yaklaşmak üzere Amerikan Demokrat Parti tarafından NDI (National Demorcacy Institue-Ulusal Demokrasi Enstitüsü) adında ikinci bir örgüt kuruldu. İŞ YAŞAMI ve TİCARET ERBABI ile ilişki kurmak üzere de Amerikan Ticaret Odası’nca CIPE (Center for International Private Enterprise-Uluslararası Özel Girişimciler Merkezi) adı verilen üçüncü bir örgüt kuruldu.

(GAO/NSID-86-185 The National Edwonment ford Democracy, p.23-24)

 

(10) NGO, Non Govermental Organzation-Hükümet Dışı Kuruluşlar.

 

(11) Mustafa Yıldırım, Sivil Örümceğin Ağında, s.27

 

(12) https://tr.sputniknews.com/ekonomi/201809281035421960-turkiye-dis-borc/

 

(13) https://www.ulusal.com.tr/gundem/tank-palet-fabrikasi-ozellestirme-kapsamina-alindi-h219575.html

 

(14) https://hayvancilikakademisi.com/guncel/sifir-gumrukle-kuru-sogan-ithal-edilecek

 

(15) Ekili alanlarımızın miktarı son 15 yılda 265 milyon dekardan 233 milyon dekara geriledi; buğday ekim alanlarında 22 milyon, arpa ekim alanlarında 13,5 milyon dekar azalma oldu. Son 16 yılda 53,5 milyon ton buğday ithal ettik, karşılığında 13,8 milyar dolar ödedik. Gübre fiyatları yüzde 300 zamlandı. Mazot fiyatı 6 lirayı geçerek neredeyse benzinle eşitlendi. Ülkemizde kayıtlı 2,1 milyon çiftçi var; yüzde 95′i borçlu. Borç miktarı 100 milyar doların üzerindedir.

https://www.aydinlik.com.tr/turk-tariminin-olum-fermani-ciftciye-ithalat-sopasi-toplum-ocak-2019

 

(16) https://www.tarimdanhaber.com/haber/tahillar-ve-baklagiller/bugday-alim-fiyati-aciklandi//

 

SOL JARGONLU(1)AKP TROLLERİ!..

trol

Sözcü’den Başak Kaya yazdı:

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu önceki akşam Ankara’da bir grup gazeteciye yerel seçim sürecini değerlendirdi. Kılıçdaroğlu, CHP’li seçmene yönelik ‘seçimleri boykot’ çağrılarının, AKP trolleri (2) tarafından yapıldığını” savundu ve “sandığa gidilmemesi yönünde “sol jargon” kullanarak çalışma yapılıyor “dedi…

Yargıda “Sarayın talimatlarını yargı kararına dönüştüren çete” oluştuğunu ileri süren Kılıçdaroğlu, “31 Mart’ta sandık başında daha fazla gözlemci olacak” dedi… (3)

YSK’dan sonra, Yargıyı da “çetenin” ele geçirdiğini savunan (4) Dersimli Kemal’in “gözlemcileri”, bu “çeteleri” nasıl ikna edip de mazbatalarını alacaklar?

Öncelikle bu hususun açıklanması gerekmez mi?..

***

Eğer Dersimli’ye inanacak olursak, CHP’li adaylar seçimi kazanacaklar amamazbatalarını “çete”nin elinden alamayacaklardır.

Dersimli’nin “gözlemcileri”, seçimi kazanan adaylara mazbatalarını verebilirler mi?

Ana muhalefet partisinin liderliğini yapan adamın, kafası bu kadar işliyor işte…

Böyle bir adamla, ne seçim kazanılabilir ne de kazanan belediye başkanlarını mazbatalarını alabilirler…

Dersimli, seçimlerin “boykot” edilmesi gerektiğini savunanların, yanlış bir strateji izlediklerini kanıtlayacak yerde, onları peşinen “ sol jargon kullanan AKP trolleri” olmakla itham etmesi, onun acizliğini ve siyasi yetersizliğini ortaya koymaktadır.

Zira aralarında benim de bulunduğum “boykot” taraftarları, Baykal’a kurulan kaset komplosunun yan ürünü olan Kemal Kılıçdaroğlu’nu; solcu olmamakla, CHP’nin 6 Ok’unu yeniden yorumlamaya kalkışarak değiştirmeye ve inkâra kalkışmış olmakla, ideolojisizliği savunmakla, Atatürk ilkelerine bağlı olmamakla, Cumhuriyetin niteliklerini benimsememekle, Seyir Rıza ve Şeyh Sait gibi şeriat yanlılarına iade-i itibar vermeye çalışmakla, Dersim İsyanının bastırılmasını katliam gibi göstermekle, PKK’nın Meclisteki uzantısı HDP’yi meşru bir parti gibi göstermeye çalışmakla, FETÖ’ye kol kanat germekle ve ABD yanlısı olmakla eleştirmektedirler…

Dersimli Kemal’in bu eleştirileri, yanıt vererek çürütme yerine, eleştirenleri “solcu olmamakla” veya “ AKP trolü olmakla” itham etmesi kendisini ele vermektedir.

Ne geçmişinde ne bugünkü söz ve davranışlarında; “sol değerleri” benimsediği hususunda en küçük bir emare olmayan Kılıçdaroğlu’nun, kendisini eleştiren ve gerçekte CHP’nin iskeletini oluşturan aydınlara, dışlayıcı söylemlerle iftira atması, onun iktidar olma gibi bir hedefinin olmadığını gösterir.

Dersimli’nin bütün derdinin, ana muhalefet olmanın yarattığı –kısıtlı- olanakları, etrafındaki asalaklara paylaştırmak olduğu son derece açıktır.

Bu kadarı için ülkenin ateşe verilmesine göz yumacak kadar da vurdum duymazdır.

***

Y-CHP’nin lideri, 31 Ağustos 2018 tarihli açıklamalarında da “CHP’li küskünler doğrudan AK Parti’ye oy versin” şeklindeki iğrenç sözleri ile de gündeme gelmişti.

Bu açıklamaya AKP Grup Başkanvekili Bülent Turan, Kılıçdaroğlu’na “Bitanesin(5) şeklinde verdiği karşılık, kimin AKP’nin hizmetinde olduğunu göstermek bakımından çarpıcıdır…

16 yıldır AKP’yi iktidarda tutan, 9 defa yenilip, 10’uncu seçimlere girecek kadar bencil ve siyasi ihtiraslarının esiri olan Dersimli Kemal, “AKP’nin trolü” olmuyor da bu gerçekleri haykıranlar mı oluyor?…

Bugüne kadar partiye bir tek kişi kazandırmamış bu “lider”, kendisini eleştiren herkese kapıyı göstermiştir…

***

Batı’nın desteği ile iktidara gelen AKP bile Türkiye’nin geleceğinin Avrasya’da olduğunu anlayıp, bunu gereğini yaptığı halde; emperyalizme karşı “bağımsızlık” savaşı verip, sömürge ve yarı sömürge uluslara yol gösteren önderlerimizin kurduğu partinin başındaki adam, emperyalizme bağlılık yemini edercesine gösterdikleri sadakat, dedelerimizin şehitliklerdeki kemiklerini sızlatmaktadır.

Bu konudaki en sıcak örnek; Suriye’de ABD ve Koalisyon Güçleri (NATO üyeleri) ile namlu namluya geldiğimiz ve Türkiye’nin düşman devlet mevkiine koyularak arka arkaya askeri tatbikatların yapıldığı bir dönemde, Y-CHP’nin düşman tarafında olmak için çırpınıp durmasıdır.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Ünal Çeviköz, katıldığı bir televizyon programında, Türkiye’nin Rusya’dan alacağı S-400 Hava Savunma Sistemleri yerine, Amerikan Patriot Füze Sistemi’nin alınmasını” savunması (6) CHP için utanç vericidir…

***

Boykot” fikri ilk aşamada, delege sistemi ile değiştirilemeyen ve artık değiştirilmesi de imkânsız hale gelen Y-CHP yönetiminden kurtulmanın meşru tek yoludur.

İkinci aşama; boykot sonucu ciddi bir başarısızlık gösteren ve tabanını kontrol edemeyen duruma düşen Y- CHP yönetiminin, istifa etmek zorunda kalması veya sille tokat parti binalarından dışarı atılarak, aşağıda nitelikleri(7) belirtilen gerçek CHP’lilerin parti yönetimini ele geçirmeleridir.

Üçüncü aşama; AKP yönetiminden bıkmış kesimlere güven vererek, geniş halk kitlelerini aktif siyasetin içerisine çekmektir.

Tam hukuksuzluk hali” içinde bulunması nedeniyle, geçersiz olan ve yenilenmesi gereken Başkanlık Sistemine geçtiğimiz Anayasa Referandumu sonunda, Ankara’dan İstanbul’a “Adalet Yürüyüşü” tertip ederek, halkın enerjisini boşa harcayan mevcut Y-CHP yönetiminin, asla yapamayacağı önderliği ancak bu yeni yapı yapabilir duruma gelecektir…

Hatta meşruiyeti tartışmalı olan ve rejimin değiştirilmesi sonucunu doğuran o referandum, yeniden gündeme alınıp tartışılabilecektir.

Atı alan Üsküdar’ı geçti” söylemi karşısında, teslim bayrağı çekenlerin muhalefeti temsil noktasında bulunmadıkları ve her şeyin bitmediği, tam aksine siyasi mücadelenin yeni başladığı, dosta düşmana gösterilecektir.

Siyasi hedef olarak kitlelerin önüne “Parlamenter Rejim” konularak, halkın gerçek talepleri doğrultusunda kitle eylemleri doğru bir önderlikle tertip edilebilecektir.

Muhalefete güven; ABD’nin müdahalesinin açık olduğu 15 Temmuz Darbe Girişimine, “Kontrollü Darbe”, “Öngörülen ve sonuçlarından yararlanılan darbe” gibi ipe sapa gelmez sulandırma söylemler ve “Asıl darbe 20 Temmuz’da OHAL ilanı ile yapıldı” şeklindeki akıldışı ve darbecileri koruyan gevezeliklerle sıfıra indirmiştir.

Bu nedenlerle boykot son şanstır.

Zira, başarısız olduğu halde koltuğuna yapışan Dersimli’yi kısmi bir başarı göstermesi -kendi deyimiyle oylarda anlamlı bir azalma olmaması- halinde, yerinden sallamak olanaksız hale gelecektir…

***

Şu sorunun yanıtı içerisinde bulunduğumuz durumu açıklamaktadır:

AKP 20 Temmuz’da gerçekten “darbe” yaptıysa, ana muhalefet olan CHP neden bunun gereğini yapmamıştır?

Darbelere karşı yapılması gereken; AKP’nin 15 Temmuz gecesi yaptığı gibi, demokrasiden yana olan güçleri, darbecilere karşı koymaları için sokağa çağırmak ve onlara önderlik yapmak değil midir?

Tabii ki, bu çağrıyı yapabilmek için; önce yurtsever, sonra da mangal gibi yüreğe sahip olmak gerekir.

Bir de söylediğine inanmak tabii ki…

Yufka yürekliler ile çetin yollar aşılmaz” böyle durumlarda söylenmiştir!

Ve nihayet, darbelere karşı koyamayanlar ve siyasette başarısız olanlar, halktan özür dileyerek istifa ederler.

Hem darbe yapıldığını söyleyip gereğini yapmayacaksınız; hem de “darbecilerin” hukukuna boyun eğerek, halkı teslim olmaya mecbur bırakacaksınız!..

Sonra da bu korkak; ilkesiz, işbirlikçi tutumu eleştirenlere, “AKP Trolleri” yaftasını yapıştıracaksınız…

Karakter meselesi bir yana, koltuk o kadar tatlı mı acaba?..

Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1) Jargon, fikri, mesleki vb. ortaklık gösteren kişilerin kullandığı ortak ağız olarak tanımlanır

(2)Özellikle sosyal medya üzerinden bir başka kişiyi ya da grubu kasti olarak kandırma yönelimi olanlara “trol” deniyor. (Siber zorbalık yapan bu kişilerde, kişilik bozukluğu olduğu tartışmasızdır.)

https://onedio.com/haber/bilim-insanlarinin-son-arastirmalarina-gore-troll-ler-ayni-zamanda-psikopat-ve-sadist-bireyler-775628

(3) 13 Ocak tarihli Sözcü gazetesi

(4) https://tr.sputniknews.com/turkiye/201802161032285915-ysk-kilicdaroglu-suc-duyurusu/

(5)http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/siyaset/1069192/AKP_li_Turan_dan_Kilicdaroglu_na__Bitanesin.html

(6)https://medyascope.tv/2019/01/05/unal-cevikoz-s-400-ve-patriot-sistemlerinin-uyumsuzlugu-turkiyenin-ulusal-guvenligini-zedeleyici-ve-zaafiyet-yaratici-bir-gelismedir/

(7)

CHP’Lİ OLMANIN ASGARİ ŞARTLARI:

CHP’nin amacı, ilkeleri, tüzüğü ve programına göre, Kılıçdaroğlu yönetimini yeniden gözden geçirme zamanı gelmiştir de geçiyor bile:

CHP Tüzüğünün 3. maddesinin son fıkrasında partinin amacı: ”Emperyalizmin, sömürünün ve sömürgeciliğe yönelik her türlü uygulamanın önlenmesi için mücadele etmek ve tüm insanlığın esenliğine ve özgürlüğüne katkıda bulunmak” olarak açıklanmıştır.

2. maddede: ”CHP programındaki anlamlarıyla (Cumhuriyetçilik, Milliyetçilik, Halkçılık, Devletçilik, Laiklik ve Devrimcilik) ilkelerine bağlıdır.” denmektedir…

Parti programında; güncel siyasi tartışmalar, en küçük bir kafa karışıklığına meydan vermeyecek şekilde açık ve net olarak yazılmış ve kurultay onayından geçerek basılı kitapçık haline getirilmiştir.

Bu ilkelerden en önemli olan bir kaç tanesi şunlardır:

CHP’nin Parti Programına göre; ideolojimizin temel dayanakları şu şekilde ortaya konulmuştur:

Partimizin ideolojisini besleyen, üç ana kaynak: Atatürk’ün modernleşme devrimi ve altı ok ilkeleri, sosyal demokrasinin evrensel kuralları, Anadolu ve Trakya’nın tarihsel ve felsefi birikimidir.

(…)

Çağdaş Türkiye için değişim programı, Cumhuriyet Halk Partisi’nin onurlu geçmişiyle aydınlık geleceğinin çağdaş sentezidir. CHP, bu ideolojik birikim, değer ve duyarlılıklar temelinde; ulusal kurtuluş mücadelesinin tam bağımsızlık ruhunun temsilcisidir.

(…)

Laik, demokratik cumhuriyetin kararlı savunucusudur…” (a)

Kürt sorunu” ile ilgili olarak da CHP’nin belirli ve tutarlı görüşleri vardır.

Etnik farklılıkları ülkemizin bir zenginliği olarak kabul eden CHP, “Yeni azınlıklar yaratılmasına karşıdır… CHP daha 1989 yılında Kürt kökenli yurttaşlarımızın karşılaştıkları sorunları açık yüreklilikle ortaya koymuştur.

(…)

Üniter devlet ve ulus devlet temeli dikkate alınarak kısıtlamaların kaldırılması ve çağdaş, kalıcı çözümler bulunması için politikalarını sunmuştur.

Yurttaşlarımızın farklı etnik kökenden gelmeleri, farklı kültürel, mezhepsel, dinsel özellikler taşımaları, birlikteliklerinin ve ortak bir ulus oluşturmalarının engeli olamaz.

(…)

CHP’nin entegrasyon (bütünleşme) anlayışı farklı etnik kimliklerin ve inançların ortadan kaldırılmasını değil, onlara saygı göstererek ülke bütünlüğünü ulus devlet anlayışı ile korunmasını öngörür.

(…)

CHP, her etnik kökenden yurttaşımızın, kendi özgür irade ve talepleri çerçevesinde;

Kendi anadilini özgürce kullanabilmelerine, özel dershaneler veya kurslar gibi kurumlar kurarak anadillerini özgürce öğrenebilme ve öğretebilmelerine;

(…) olanak tanımayı çağdaş demokrasi anlayışının gereği sayar.”(b)

Dinin siyasallaştırılmamasını, siyasetin dinselleştirilmemesinin güvencesi” olarak kabul eden CHP’nin, “laiklik ilkesi” hakkındaki görüşü de son derece anlaşılır şekildedir:

CHP, “Devlet işleri ile din işlerinin birbirinden ayrılmasının, birbirini etkilememesi” olarak tanımladığı laikliği, hiç bir şekilde ödün veremeyeceği temel ilke olarak kabul etmiştir.

(…)

CHP, dini unsurların siyasi simge olarak kullanılmasını demokrasi anlayışı ile bağdaşmayan ve anayasamızın değiştirilemez hükümleri ile çelişen bir davranış olarak görür. (c)

Demek ki, CHP “üniter devlet” ve “ulus devleti” savunur, laiklik ilkesinden de hiç bir şekilde ödün veremez… Aksine olan bütün söylemler parti programına aykırılık teşkil etmektedir.

(…)

Cumhuriyet Halk Partisi siyaseti ve siyasetle ilgilenmeyi, “Kamusal Görev ve Toplumsal Özveri alanı olarak kabul eder. (d)

CHP’nin Programında “özerklik” konusunda da net bir duruş sergilenmiştir:

Küreselleşme adına çok sayıda yerel iktidar odağı oluşturmayı dayatan, merkezi devlete rakip olarak cemaat, tarikat ve çok uluslu şirketler eksenini geliştirmeye yönelik idari federalizm benzeri yapılanmayı öngörerek, Cumhuriyetimizin temel niteliklerini ve özellikle üniter yapıyı tehdit eden her türlü idari düzenleme girişimleri gündemden çıkartılacaktır.” (e)

CHP yerel yönetimleri, yerel iktidar odakları olarak değil, yerel demokrasi odakları olarak görür.

(…)

Yerel nitelikli hizmetlerin yetki ve sorumluluğu, üniter devletin gerekleri dikkate alınarak, ihtiyaç duyulan yerlerde kaynak ve araçlar da sağlanarak merkezi yönetim tarafından yerel yönetimlere devredilecektir.” (f)

Yeri gelmişken belirtelim ki, CHP’nin Terör ve PKK konusunda parti programında belirlenmiş ve kurultay tarafından da benimsenerek onaylanmış bulunan görüşleri ile Y-CHP yönetiminin kurultay onayından geçmeyen (ve dolayısıyla hukuken geçerli olmayan) şimdiki görüşleri birbirine tamamen terstir!

Cumhuriyet Halk Partisi Programı’nda, Kuzey Irak’ta üstlenen PKK mensupları, “özgürlük savaşçıları” olarak değil, terör örgütü üyeleri olarak tanımlanmıştır. CHP Programı, terörle “müzakere” yapılmasına hiç bir şekilde izin vermez.

Chp Programında terörle mücadele esas alınmıştır.

Aksine olan söylemlerin tamamı programa aykırılık teşkil eder…

CHP Programı’na göre;

Türkiye’nin Kuzey Irak’tan PKK’yı tamamen tasfiye etmek hem hakkı, hem de görevidir. Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında bu görev eksiksiz yerine getirilecektir.

(…)

Terörle etkili bir mücadele gerçekleştirmek için güvenlik güçleri yeniden yapılandırılacaktır. Uzman ve profesyonel elemanlardan oluşacak özel eğitimli güvenlik güçleri terörist saldırıları eylem aşamasına gelmeden ve mümkün olduğu ölçüde Türkiye sınırlarına ulaşmadan önlemeyi amaçlayan bir yapıya kavuşacak ve yeterli olanak, yetenek ve teknoloji ile donatılacaktır.”(g)

Geçmişte bağımsızlığını ve haklarını korumak için savaşçı yeteneğini gerektiğinde kanıtlamış olan ülkemiz bir saldırıya uğramadıkça barış içinde yaşamak ister. Silahlı kuvvetlerimiz ulusun bağımsızlığını ve güvenliğini korurken dünya barışına da katkıda bulunmaya her zaman özen göstermiştir.

(…)

Cumhuriyet Halk Partisi, Atatürk’ün yurtta barış, dünyada barış anlayışına dün olduğu gibi bugün de sahip çıkmaktadır.(h)

(CHP Programı; a-s.23-24, b-s.46-48, c-s.50, d-s.71 5-s.82, e-s.86, f-s.113-115, g-s.119)

Başta Kemal Kılıçdaroğlu olmak üzere CHP Genel Merkez yöneticilerinin izlediği politikalar, halen yürürlükte olan bu esaslara uyuyor mu?

CHP Tüzüğü’nün 5. maddesinin 3. fıkrasına göre; “Partililer; özel yaşamlarında, görevlerinde, işlerinde ve üyesi bulundukları kuruluşlarda, partinin ilkelerine ve doğrultusuna uygun davranırlar ve çalışırlar.”

Aynı şekilde Tüzüğün 5. maddenin 5. fıkrasına göre “Parti yöneticileri de bu ilkeleri uygulamakla yükümlü ve sorumludurlar.

Başta Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu olmak üzere, bazı genel merkez yöneticilerimiz, yukarıda özetlediğim parti programına, söylem ve eylemleri ile aykırı davrandıklarını, üzülerek izlemekteyiz.

Böyle bir durum karşısında, sessiz kalmak parti programına, ilkelerimize, onurlu tarihimize, önderlerimize ve inançlarımıza ihanet etmek olur ki, böyle bir durum içinde bulunmak insanın kendisine karşı yapabileceği en büyük saygısızlıktır!

Görevi ne olursa olsun, hiç bir partilinin “parti suçu” işleme imtiyazı yoktur ve olamaz!

Bu çerçevede, üyelik görevini gereği gibi yerine getirmek; parti suçu işleyenleri eleştirmekle başlar…

Parti Tüzüğümüzün Parti Üyelerinin Görevlerini belirleyen 7/A maddesinin (d) bendinde:

Partinin ilkelerini, programını, kurultay bildirgelerini ve kararlarını, seçim bildirgelerini, partinin genel ve yerel politikaları ile hizmetlerini her olanaktan yararlanarak yurttaşlara duyurmakla görevlidirler” demek suretiyle, üyelerin birincil görevinin parti ilkeleri ve programını yurttaşlara duyurmak olduğu ortaya konmuştur.

Parti içi demokrasi” ancak üyelerin, üyelik görevlerini eksiksiz olarak yerine getirebilmeleri ile yaşam bulabilir…

Üyelik görevlerini eksiksiz şekilde yerine getiren üyeler, çağdaş demokrat partilerde “bedel ödetme” tehdidi ile susturulmaya çalışılmaz.!

Bu şekildeki ilkel uygulamalar ancak faşist partilerde görülmüştür…

Ve nihayet, boykotu savunanlar, Anayasamızın 26. maddesinde ifadesini bulan “Düşünceyi Açıklama ve Yayma Hürriyeti” kapsamında, anayasal bir özgürlüklerini kullanmaktadırlar.

Bu özgürlüğe göre; ”Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir.”

Öte yandan Anayasamızın 67. maddesine göre;

Vatandaşlar… Bir siyasî parti içinde siyasî faaliyette bulunma” hakkına sahip olup, bu hükümler çerçevesinde siyasi faaliyetlerim tamamı yürürlükteki yasaların güvencesi altında bulunmaktadır…

HALA “MÜTTEFİKİMİZ” ABD’NİN “MODEL ORTAĞI” MIYIZ?

özgür-hulusi

Eski CIA Başkanı Mike Pompeo, Dışişleri Bakanı sıfatıyla, ABD’nin “misyonunu” açıkladı:

“ABD, Türklerin Suriye’de Kürtleri katletmemesi konusunu güvence altına almaya çalışıyor” (1) dedi…

Daha ne desin?

Adam açık açık Türkler, Suriye’de Kürtleri katlediyor diyor.

TSK’nın teröristlere karşı mücadele verdiğini asla ağızlarına almıyorlar.

Zaten ABD, PKK/PYD/YPG’yi terör örgütü olarak kabul etmediğini defalarca açıklamıştı.

İlaveten, bunlar bizim kara gücümüz, ortaklarımızdır da demişlerdir.

Demek ki, ABD ile her cephede karşı karşıyayız…

O halde, 3 Ocak 2019 günü Doğu Akdeniz’deki uluslararası sularda ABD savaş gemileri ile ortak eğitim tatbikatı (2) neden yaptık?

Ortak tatbikatın üzerinden henüz iki gün geçti ki, bu defa da ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton, “Kürtleri korumaya yönelik anlaşma yapılmadan Suriye’den asker çekmeyeceklerini” açıkladı…(3)

Buyurun buradan yakın!

Bu açıklama ile Türkiye doğrudan tehdit edilmektedir!

Umudunu ABD vatandaşı olmaya bağlayanlara itina ile duyurulur…

YEREL SEÇİMLER “ADİL VE ŞEFFAF” OLARAK YAPILABİLİR Mİ?

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu:

Anayasa referandumunda mühürsüz oyları geçerli sayan Yüksek Seçim Kurulu Üyeleri için,

“Yüksek Seçim Kurulunun içine çöreklenmiş bir grup çete mensubu”, (4)

Yargı organları için de:

“Mahkemeler bağımsız ve tarafsız değildir. Millet mahkemelerden umudunu kesmiş, siyaset yargıya hakim olmuştur. Hâkimler hukuka değil iktidarın beklentilerine göre karar vermektedir” (5) diyerek, ana muhalefet adına bir tespit yapmıştır.

Grup Başkanı Özgür Özel ise, Halk TV’de yaptığı programda: Yargıya başvurmaktan, yargıda hesaplaşmaktan ve yargıçlara güvendiğinden defalarca söz etmiştir. (6)

MSB Hulusi Akar tarafından hakkında tazimat davası açılan Özel, bu konuşması ile Kılıçdaroğlu’nu yalancı durumuna düşürüyor.

Birinden birinin yalancı olduğu kesindir.

İkisine de yakışır…

***

Dere geçilirken at değiştirilmez” gibi hukuk dışı bir gerekçe ile YSK üyelerinin görev süresinin bir yıl uzatılması, öyle bir iki basmakalıp cümle ile geçiştirilecek gibi değildir. (7)

Geçen yerel seçimlerde, Ankara Büyükşehir Belediye Başkan adayı Mansur Yavaş’ın seçimleri kazandığı halde, hile ile (8 ) seçim sonuçlarının değiştirilmesi -ve bu nedenle mazbatasını alamaması- şeklindeki iddialar göz önünde tutulursa, “Dereyi geçerken at değiştirilmez” sözü, daha bir anlamlı hale gelmektedir.

YSK üyelerinin görev süresinin uzatılması ile aynı zamanda onları seçecek olan Yargıtay ve Danıştay üyelerinin seçme ve seçilme haklarının elinden alınmış olduğunu görmezden gelemeyiz.

CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’nun son açıklamaları, (9) yerel seçimlerin sonunda yaşanacak olası yenilginin hazırlığı değilse, üstü örtülü seçimleri boykot etme çağrısı gibidir.

YSK’nın bütün muhalefet partileri için getirdiği seçim yasaklarından, AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı, Cumhurbaşkanı olduğu gerekçesi ile muaf tutması, (10) seçimlerin eşit, adil ve şeffaf yapılmayacağını göstermektedir.

Öte yandan, seçimlere bir yıl kala seçimlerle ilgili mevzuatta yapılacak düzenlemelerin, ilk seçimlerde geçerli olmayacağı şeklindeki Anayasa kuralı (m.67) da ihlal edilmiş bulunmaktadır.

Bir başka hukuksuzluk da Meclis Başkanının istifa etmeden İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığına aday olmasıdır.

Anayasamızın 94. ve Siyasi Partiler Kanununun 24. maddelerine göre, Meclis Başkan ve Başkanvekillerinin Meclis içinde ve dışındaki siyasi parti faaliyetlerinde bulunmalarını yasaklamıştır.

Bu amir hükme rağmen, Binali Yıldırım’ın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığına adaylığının açıklanması ve siyasi parti faaliyetlerine başlaması açık bir anayasa ihlalidir. (11)

Bu kadar açık hukuksuz karşısında, Y-CHP’nin seçimlere katılması ne anlama gelmektedir?

Y-CHP, rejim değişikliğini içine sindirdikten sonra, bundan böyle, ülke yönetimini ve yerel yönetimleri -halihazırdaki belediyelerin kendilerine verilmesi karşılığında- AKP’ye bıraktığını kabul etmiştir tezi çok da abartılı olmayacaktır!..

Hukuk mücadelesi ile hukuka aykırılıkları gidereceğine inanmayan Kılıçdaroğlu ve arkadaşlarının, sandıklara hakim olması ve bu şekilde sonuç alması, zaten imkansız gözükmektedir..

Yerel seçimlerle iktidara gelen AKP’nin, yine yerel seçimlerle iktidardan düşürüleceği palavralarına ise, artık kimse inanmamaktadır…

ÖZGÜR ÖZEL’İN “ÖZELLİKLERİ” 6 OK’LA ÖRTÜŞÜYOR MU?..

Son günlerde dikkatimi çeken hususlardan biri de CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel’in, Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ı, Ergenekon ve Balyoz davalarından tutuklu olan arkadaşlarını ziyaret etmediği için kahve ağzı ile eleştirmesidir.

Bu konuyu biraz irdeleyelim:

Ergenekon ve Balyoz tertip davalarının sanıkları Hasdal’da tutuklu iken, Org. Hulusi Akar Genelkurmay II. Başkanlığı ve Kara Kuvvetleri Komutanlığı görevlerinde bulunuyordu.

O tarihlerde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, bu davaların savcısı olduğunu söylüyordu. (12 )

Ana muhalefet lideri Kemal Kılıçdaroğlu ise, “Ordudaki darbeciler temizlensin”, (13) diyerek şüphelileri peşinen “darbeci” olmakla itham ediyor, yargısız infaz yapmakla yetinmeyip, “CHP darbecilerle yan yana gözükmesin(14) diyerek de komutanların ziyaret edilmemesi için örtülü talimat veriyordu…

Akar’ın hemşerisi Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ise, zaten “Bir savcı bulun, dedillendirin(15 ) diyerek düğmeye basan adamdı…

Bu koşullar altında, Kara Kuvvetleri Komutanı, “darbe ve Fatih Camiini bombalama planları yapmakla” suçlanan cezaevindeki arkadaşlarını ziyarete gidecekti, öyle mi?

Biraz sıkardı!..

Ana muhalefet başkanın ziyaret etmediği/edemediği komutanları, nihayetinde bir devlet memuru olan Hulusi Akar’ın ziyaret etmemesini/edememesini, bugün gündeme getirmek ne işe yarayacaktır?

!..

O halde, Özgür Özel, koca bir CHP kitlesi adına, Hulusi Akar’ı bu tutumu nedeniyle suçlayamaz.

Yukarıdaki sorunun yanıtını vermeden önce, tutuklamaların başladığı ilk yıllarda, “Ben de bu davanın avukatıyım(16) diyen CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın duruşunun neden terkedildiğini açıklamaları gerekmez mi?

Hafızamızın unutkanlıkla malul olduğunu bildikleri için, işlerine geleni hatırlatıyorlar, gelmeyeni unutmaya bırakıyorlar…

Gelelim sorumuzun yanıtına:

Yavuz hırsız ev sahibini bastırır.

Hesap vermesi gerekenler, hesap soruyorlar…

Özgür Özel’in, demagoji ve boş gevezelikten öteye bir değeri olmayan haksız eleştirileri, haklı ve yerinde olan diğer eleştirilerini gölgede bırakıyor, inandırıcılığını yitiriyor…

Buna ne hakkı vardır?..

***

Kaldı ki, 15 Temmuz Darbe Girişiminin arkasında, CIA/FETÖ’nün olduğu ayan beyan ortaya çıktıktan sonra bile, bu adi tertipleri yapan FETÖ, Y-CHP tarafından koruma altına alınmış olmakla eleştiri haklarını yitirmiştir:

Kılıçdaroğlu, Zaman gazetesi, Sızıntı dergisi, Samanyolu, Bugün, Kanaltürk ve örgüte ait diğer televizyonlara karşı yapılan operasyonları engellemek için, CHP milletvekillerini olay mahalline gönderip, kumpasçılara kol-kanat germiştir.

Kumpas davalarını haklı göstermek için, algı oluşturmakla görevli Nazlı Ilıcak, Ahmet ve Mehmet Altan kardeşleri, “basın özgürlüğü” kılıfı altında savunmaya devam etmiş, hatta Adana mitinginde isimlerini tek tek okutup, “burada” şeklinde CHP’lileri bağırtmıştır!..

Bu kadarla kalmayan Dersimli Kemal, 2014 yerel seçimlerinde de Fetullah Gülen’e övgüler yağdıran Mustafa Sarıgül’ü, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığına aday göstermişti.

Dersimli, başdanışmanını bile Fetullahçılardan seçmiştir. (17)

Dibi bu kadar kara olan Y-CHP’nin, Hulusi Akar’ı FETÖ kumpası sonucu tutuklanan arkadaşlarını/komutanları ziyaret etmemekle karalaması, tam bir edepsizlik hali ve utanmazlığın dik alasıdır…

Ak koyun kara koyun geçit başında belli olacak elbette, o günler yakındır.

Lakin, yine atı alan Üsküdar’ı geçmiş olmasa bari.

Geçmiş olsun bakalım!..

 

Cemil Can

 

DİPNOTLAR:

 

(1) http://www.basnews.com/index.php/tr/news/491573

 

(2) https://www.yeniakit.com.tr/haber/turkiye-ve-abd-savas-gemileri-akdenize-indi-580157.html

 

(3) https://www.ulusal.com.tr/dunya/bolton-dan-turkiye-yi-hedef-alan-aciklamalar-h220393.html

 

(4)http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/siyaset/927985/Muhursuz_oylari_gecerli_sayan_YSK_den_Kilicdaroglu_hakkinda_suc_duyurusu.html

 

(5)http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/siyaset/813739/Kemal_Kilicdaroglu__Adalet_Kurultayi_Sonuc_Bildirisi_ni_okudu__Adalet_ve_huzur_hareketi_doguyor.html

 

(6) https://www.youtube.com/watch?v=hIePqXJulFE

 

(7) https://playhdpk.com/watch/x6zgggd

 

(8) https://odatv.com/adim-adim-secim-ankarada-yasanan-secim-kumpasi-3103141200.html

 

(9) http://www.revizyongazetesi.com/yeni/2019/01/06/kaftancioglu-secim-sonuclarini-degistirebilecek-oranda-hayali-secmen-kaydi-yapildigi-goruluyor/?fbclid=IwAR08ZBIQPKPVPhn95Bi2tnwdib-63Mjo4J9l1VNGeSjVTCPe5aRuBjVBSQY

 

(10) https://www.dw.com/tr/ysk-d%C3%BCzenlemesi-se%C3%A7imler-%C5%9Feffaf-olamayacak/a-46938969

 

(11) https://www.aydinlik.com.tr/perincek-anayasa-ya-gore-binali-yildirim-aday-olamaz-politika-ocak-2019

 

(12) https://www.sozcu.com.tr/2016/gundem/ergenekon-icin-kim-ne-demisti-1195230/

 

(13) http://vatanpartisi.org.tr/genel-merkez/rota-yazilari/dogu-perincek-erdogan-kilicdaroglu-ve-bahceli-nin-ortak-politikasi-22960

 

(14) http://www.chp-muhalefethareketi.biz.tr/2018/12/buyuk-kumpasta-sona-gelindi/

 

(15) https://www.aydinlik.com.tr/boluculuk-bildirgesi-mi-soner-polat-kose-yazilari-mayis-2018

 

(16) https://www.cnnturk.com/2008/turkiye/07/04/davanin.savcisi.erdogan.ise.avukati.benim/477359.0/index.html

 

(17) https://tr.sputniknews.com/turkiye/201712261031564873-kilicdaroglu-basdanisman-fatih-gursul-hapis-cezasi/

 

 

 

 

PKK/PYD/YPG’YE “AF”!..

 1034358351

20 bin TIR silahı PKK/PYD’ye veren, 60 bin kişilik ordu kurup eğitimlerini hemen hemen tamamlayan Trump’ın, Suriye’den çekilme kararını çok önemsiyorum.

ABD’nin sözünü tutan bir devlet olmadığını yakın geçmişten çok iyi biliyordum.

Defalarca söz verdiği halde, kara gücü PKK/PYD’yi Fırat’ın doğusuna çekmedi.

IŞİD ile mücadele bittiğinde YPG’ye verdiği silahları toplayacağını taahhüt etmişti.

Bu taahhüdünü de tutmayacağını söyleyenler haksız değil.

Daha yeni Reuters’e konuşan ve isimleri gizli tutulan üç Amerikalı yetkili, silahların geri alınmaması için Pentagon’a tavsiyede bulunduklarını açıkladılar…

ABD’nin, Suriye sınırına yakın Malikkiye ilçesindeki silah deposunu boşaltıp, Irak’a taşımasını da ihtiyatla karşılamak gerekir.

Zira YPG’ye verilen silahlar, bu depodan dağıtılıyordu…

***

Bu gelişmeler karşısında Suriye’den çıkma kararını “taktik” bir hamle olarak değerlendirmek, çok da yanlış olmayacaktır.

Nitekim çekilen ABD kuvvetleri, Amerika’ya değil, Irak’taki üslerine döndüler.

Irak hükümeti onları davet mi etti?

Hayır…

Trump hükümeti ile ABD derin devleti (Pentagon) arasında görüş ayrılığı var belli de, hangi tarafın ağır basacağını kestirmek zordur.

Bu nedenle çekilme kararına temkinli yaklaşmak, izlenmesi gereken en doğru yoldur…

Zira:

Can Yücel’in tarifi ile söyleyelim; “Kime sarılacağı belli olmaz adetten kesilmiş kibar o..punun”. (1)

***

Her ne sebeple olursa olsun, ABD’nin Suriye’den çekilme kararı, savaşıp da yenilgi almasıyla eş değerde bir itibar kaybıdır.

ABD’yi, dünyanın “süper gücü” ve yenilmez devleti kabul edip, peşinen teslim bayrağını çekenler ve bu “güce” teslim olmakla ABD vatandaşlığının peşinde gezenler, olumlu bir mesaj alabilirler diye umuyorum.

Ve yine umulur ki, gelişmeler Amerikan uşaklarının akıllarını başlarına devşirsin…

Önemlidir; her seferinde Amerikancıların yüreğine su serpecek hikâyeler uyduranlar, bu defa suskun kaldılar.

Bu bile kayda değer bir kazanımdır.

Karşı cephede bozgun başladı!..

***

Geçen Cuma, Moskova’da toplanan ikili zirvede alınan kararlar, Ortadoğu halkları kadar mazlum dünya halkları için de hayati önemdedir.

TSK’nın Batı emperyalizmini, ikinci kez, üstelik silah göstererek geri adım attırması, onların da umutlarını yeşertecek, cesaretlerini artıracaktır.

Bunca yaşananlardan sonra, Suriye’nin Mümbiç’e bayrağını dikmesini, kimse sıradan bir olay gibi göremez/gösteremez.

Suriye rejiminin ayakta kalması, aynı zamanda Türkiye’nin toprak bütünlüğünün garantisidir…

***

Daha önce Soçi’de imzalanan belge üzerine, TSK’nın meşrulaşan İdlib’deki varlığı, Suriye hükümetiyle mutabakat sağlanarak elde edilmiştir ve hayati önemdedir.

Bu demektir ki, Suriye ile barışmanın da zamanı yaklaşmıştır.

ABD’nin Akdeniz koridoru TSK’nın İdlip’e inmesiyle kesilmiştir.

Bu da Türkiye’nin Suriye toprak bütünlüğüne olan en önemli katkısıdır…

***

Barzani’nin “bağımsız devlet kurma” hayali ve bu hayali gerçekleştirmek için yaptığı referanduma itibar edilmemiş, işgal ettiği bölgelerden çekilmek zorunda kalmıştır.

TSK’nın Kuzey Irak’ta yürüttüğü operasyonlar ile Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı Operasyonunun, Türkiye’deki ayrılıkçıların hayallerini suya düşürdüğü kuşkusuzdur.

Bugünlerde teröristlerin Suriye devletine teslim olmaları, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu bölge ülkelerinin dik duruşu ile sağlanmıştır.

Bir tek bizdeki Amerikancıların dumura uğrayan kafası değişmemiştir.

Bu kadar açık gelişmelere rağmen, “Üçüncü Dünya Savaşı” niteliğindeki bu savaşı, Türkiye’deki yerel seçimlere bağlayabilecek kadar gerçeklerden kopmuşlar; adeta rüyada gezer gibiler…

***

ABD’nin Suriye’den çekilmesinden sonra, teröristlerin etkisiz hale getirileceğine kuşku yoktur.

Ondan sonra, Türkiye’deki Suriyelilerin memleketlerine dönme koşulları oluşacaktır.

O zaman Türk halkının üzerinden önemli bir yük de kalkacaktır.

Salt bu nedenle bile, 81 milyonun topyekün Devletimizin arkasında olmamız gerekmez mi?..

Suriyeli mültecilerin ülkelerine dönmesi, zafer kadar değerlidir…

***

ABD’li gazeteci Louis Edgar Browne’nin The Star, Chicago Daily News ve Evening Star gazetelerine:

“İngilizler, Osmanlı’ya karşı ayaklanan Kürtlere 20 bin silah verdi” haberini geçmişti.

Kürtler, o silahlarla Mustafa Kemal’in yanında yer alıp İngilizlere karşı savaşmıştı.

Şimdi de durum aynı gibi:

Bu defa ABD, PKK/PYD’ye 20 bin TIR silah verdi.

Eğer Kürtler, bu silahları ABD’ye çevirir ve emperyalizme karşı savaşa bölge ülkelerinin saflarında katılırsa, belki af edilmeleri gündeme gelebilir!

Aksi halde, hain damgası ile damgalanıp, çocuklarına bu mirası bırakacaklar…

Cemil Can

 

 

DİPNOT: (1)

 

MENAPOZ

 

Yardımı kesildi ya Amerikan Dostluğunun 
Gençler, kendinize mukayyet olun! 
Kime saldıracağı belli olmaz haaa
Adetten kesilmiş kibar o...punun. 

Can YÜCEL