Biz kazanacağız!..
TwitterFacebookGoogleYouTube

SOL JARGONLU(1)AKP TROLLERİ!..

trol

Sözcü’den Başak Kaya yazdı:

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu önceki akşam Ankara’da bir grup gazeteciye yerel seçim sürecini değerlendirdi. Kılıçdaroğlu, CHP’li seçmene yönelik ‘seçimleri boykot’ çağrılarının, AKP trolleri (2) tarafından yapıldığını” savundu ve “sandığa gidilmemesi yönünde “sol jargon” kullanarak çalışma yapılıyor “dedi…

Yargıda “Sarayın talimatlarını yargı kararına dönüştüren çete” oluştuğunu ileri süren Kılıçdaroğlu, “31 Mart’ta sandık başında daha fazla gözlemci olacak” dedi… (3)

YSK’dan sonra, Yargıyı da “çetenin” ele geçirdiğini savunan (4) Dersimli Kemal’in “gözlemcileri”, bu “çeteleri” nasıl ikna edip de mazbatalarını alacaklar?

Öncelikle bu hususun açıklanması gerekmez mi?..

***

Eğer Dersimli’ye inanacak olursak, CHP’li adaylar seçimi kazanacaklar amamazbatalarını “çete”nin elinden alamayacaklardır.

Dersimli’nin “gözlemcileri”, seçimi kazanan adaylara mazbatalarını verebilirler mi?

Ana muhalefet partisinin liderliğini yapan adamın, kafası bu kadar işliyor işte…

Böyle bir adamla, ne seçim kazanılabilir ne de kazanan belediye başkanlarını mazbatalarını alabilirler…

Dersimli, seçimlerin “boykot” edilmesi gerektiğini savunanların, yanlış bir strateji izlediklerini kanıtlayacak yerde, onları peşinen “ sol jargon kullanan AKP trolleri” olmakla itham etmesi, onun acizliğini ve siyasi yetersizliğini ortaya koymaktadır.

Zira aralarında benim de bulunduğum “boykot” taraftarları, Baykal’a kurulan kaset komplosunun yan ürünü olan Kemal Kılıçdaroğlu’nu; solcu olmamakla, CHP’nin 6 Ok’unu yeniden yorumlamaya kalkışarak değiştirmeye ve inkâra kalkışmış olmakla, ideolojisizliği savunmakla, Atatürk ilkelerine bağlı olmamakla, Cumhuriyetin niteliklerini benimsememekle, Seyir Rıza ve Şeyh Sait gibi şeriat yanlılarına iade-i itibar vermeye çalışmakla, Dersim İsyanının bastırılmasını katliam gibi göstermekle, PKK’nın Meclisteki uzantısı HDP’yi meşru bir parti gibi göstermeye çalışmakla, FETÖ’ye kol kanat germekle ve ABD yanlısı olmakla eleştirmektedirler…

Dersimli Kemal’in bu eleştirileri, yanıt vererek çürütme yerine, eleştirenleri “solcu olmamakla” veya “ AKP trolü olmakla” itham etmesi kendisini ele vermektedir.

Ne geçmişinde ne bugünkü söz ve davranışlarında; “sol değerleri” benimsediği hususunda en küçük bir emare olmayan Kılıçdaroğlu’nun, kendisini eleştiren ve gerçekte CHP’nin iskeletini oluşturan aydınlara, dışlayıcı söylemlerle iftira atması, onun iktidar olma gibi bir hedefinin olmadığını gösterir.

Dersimli’nin bütün derdinin, ana muhalefet olmanın yarattığı –kısıtlı- olanakları, etrafındaki asalaklara paylaştırmak olduğu son derece açıktır.

Bu kadarı için ülkenin ateşe verilmesine göz yumacak kadar da vurdum duymazdır.

***

Y-CHP’nin lideri, 31 Ağustos 2018 tarihli açıklamalarında da “CHP’li küskünler doğrudan AK Parti’ye oy versin” şeklindeki iğrenç sözleri ile de gündeme gelmişti.

Bu açıklamaya AKP Grup Başkanvekili Bülent Turan, Kılıçdaroğlu’na “Bitanesin(5) şeklinde verdiği karşılık, kimin AKP’nin hizmetinde olduğunu göstermek bakımından çarpıcıdır…

16 yıldır AKP’yi iktidarda tutan, 9 defa yenilip, 10’uncu seçimlere girecek kadar bencil ve siyasi ihtiraslarının esiri olan Dersimli Kemal, “AKP’nin trolü” olmuyor da bu gerçekleri haykıranlar mı oluyor?…

Bugüne kadar partiye bir tek kişi kazandırmamış bu “lider”, kendisini eleştiren herkese kapıyı göstermiştir…

***

Batı’nın desteği ile iktidara gelen AKP bile Türkiye’nin geleceğinin Avrasya’da olduğunu anlayıp, bunu gereğini yaptığı halde; emperyalizme karşı “bağımsızlık” savaşı verip, sömürge ve yarı sömürge uluslara yol gösteren önderlerimizin kurduğu partinin başındaki adam, emperyalizme bağlılık yemini edercesine gösterdikleri sadakat, dedelerimizin şehitliklerdeki kemiklerini sızlatmaktadır.

Bu konudaki en sıcak örnek; Suriye’de ABD ve Koalisyon Güçleri (NATO üyeleri) ile namlu namluya geldiğimiz ve Türkiye’nin düşman devlet mevkiine koyularak arka arkaya askeri tatbikatların yapıldığı bir dönemde, Y-CHP’nin düşman tarafında olmak için çırpınıp durmasıdır.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Ünal Çeviköz, katıldığı bir televizyon programında, Türkiye’nin Rusya’dan alacağı S-400 Hava Savunma Sistemleri yerine, Amerikan Patriot Füze Sistemi’nin alınmasını” savunması (6) CHP için utanç vericidir…

***

Boykot” fikri ilk aşamada, delege sistemi ile değiştirilemeyen ve artık değiştirilmesi de imkânsız hale gelen Y-CHP yönetiminden kurtulmanın meşru tek yoludur.

İkinci aşama; boykot sonucu ciddi bir başarısızlık gösteren ve tabanını kontrol edemeyen duruma düşen Y- CHP yönetiminin, istifa etmek zorunda kalması veya sille tokat parti binalarından dışarı atılarak, aşağıda nitelikleri(7) belirtilen gerçek CHP’lilerin parti yönetimini ele geçirmeleridir.

Üçüncü aşama; AKP yönetiminden bıkmış kesimlere güven vererek, geniş halk kitlelerini aktif siyasetin içerisine çekmektir.

Tam hukuksuzluk hali” içinde bulunması nedeniyle, geçersiz olan ve yenilenmesi gereken Başkanlık Sistemine geçtiğimiz Anayasa Referandumu sonunda, Ankara’dan İstanbul’a “Adalet Yürüyüşü” tertip ederek, halkın enerjisini boşa harcayan mevcut Y-CHP yönetiminin, asla yapamayacağı önderliği ancak bu yeni yapı yapabilir duruma gelecektir…

Hatta meşruiyeti tartışmalı olan ve rejimin değiştirilmesi sonucunu doğuran o referandum, yeniden gündeme alınıp tartışılabilecektir.

Atı alan Üsküdar’ı geçti” söylemi karşısında, teslim bayrağı çekenlerin muhalefeti temsil noktasında bulunmadıkları ve her şeyin bitmediği, tam aksine siyasi mücadelenin yeni başladığı, dosta düşmana gösterilecektir.

Siyasi hedef olarak kitlelerin önüne “Parlamenter Rejim” konularak, halkın gerçek talepleri doğrultusunda kitle eylemleri doğru bir önderlikle tertip edilebilecektir.

Muhalefete güven; ABD’nin müdahalesinin açık olduğu 15 Temmuz Darbe Girişimine, “Kontrollü Darbe”, “Öngörülen ve sonuçlarından yararlanılan darbe” gibi ipe sapa gelmez sulandırma söylemler ve “Asıl darbe 20 Temmuz’da OHAL ilanı ile yapıldı” şeklindeki akıldışı ve darbecileri koruyan gevezeliklerle sıfıra indirmiştir.

Bu nedenlerle boykot son şanstır.

Zira, başarısız olduğu halde koltuğuna yapışan Dersimli’yi kısmi bir başarı göstermesi -kendi deyimiyle oylarda anlamlı bir azalma olmaması- halinde, yerinden sallamak olanaksız hale gelecektir…

***

Şu sorunun yanıtı içerisinde bulunduğumuz durumu açıklamaktadır:

AKP 20 Temmuz’da gerçekten “darbe” yaptıysa, ana muhalefet olan CHP neden bunun gereğini yapmamıştır?

Darbelere karşı yapılması gereken; AKP’nin 15 Temmuz gecesi yaptığı gibi, demokrasiden yana olan güçleri, darbecilere karşı koymaları için sokağa çağırmak ve onlara önderlik yapmak değil midir?

Tabii ki, bu çağrıyı yapabilmek için; önce yurtsever, sonra da mangal gibi yüreğe sahip olmak gerekir.

Bir de söylediğine inanmak tabii ki…

Yufka yürekliler ile çetin yollar aşılmaz” böyle durumlarda söylenmiştir!

Ve nihayet, darbelere karşı koyamayanlar ve siyasette başarısız olanlar, halktan özür dileyerek istifa ederler.

Hem darbe yapıldığını söyleyip gereğini yapmayacaksınız; hem de “darbecilerin” hukukuna boyun eğerek, halkı teslim olmaya mecbur bırakacaksınız!..

Sonra da bu korkak; ilkesiz, işbirlikçi tutumu eleştirenlere, “AKP Trolleri” yaftasını yapıştıracaksınız…

Karakter meselesi bir yana, koltuk o kadar tatlı mı acaba?..

Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1) Jargon, fikri, mesleki vb. ortaklık gösteren kişilerin kullandığı ortak ağız olarak tanımlanır

(2)Özellikle sosyal medya üzerinden bir başka kişiyi ya da grubu kasti olarak kandırma yönelimi olanlara “trol” deniyor. (Siber zorbalık yapan bu kişilerde, kişilik bozukluğu olduğu tartışmasızdır.)

https://onedio.com/haber/bilim-insanlarinin-son-arastirmalarina-gore-troll-ler-ayni-zamanda-psikopat-ve-sadist-bireyler-775628

(3) 13 Ocak tarihli Sözcü gazetesi

(4) https://tr.sputniknews.com/turkiye/201802161032285915-ysk-kilicdaroglu-suc-duyurusu/

(5)http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/siyaset/1069192/AKP_li_Turan_dan_Kilicdaroglu_na__Bitanesin.html

(6)https://medyascope.tv/2019/01/05/unal-cevikoz-s-400-ve-patriot-sistemlerinin-uyumsuzlugu-turkiyenin-ulusal-guvenligini-zedeleyici-ve-zaafiyet-yaratici-bir-gelismedir/

(7)

CHP’Lİ OLMANIN ASGARİ ŞARTLARI:

CHP’nin amacı, ilkeleri, tüzüğü ve programına göre, Kılıçdaroğlu yönetimini yeniden gözden geçirme zamanı gelmiştir de geçiyor bile:

CHP Tüzüğünün 3. maddesinin son fıkrasında partinin amacı: ”Emperyalizmin, sömürünün ve sömürgeciliğe yönelik her türlü uygulamanın önlenmesi için mücadele etmek ve tüm insanlığın esenliğine ve özgürlüğüne katkıda bulunmak” olarak açıklanmıştır.

2. maddede: ”CHP programındaki anlamlarıyla (Cumhuriyetçilik, Milliyetçilik, Halkçılık, Devletçilik, Laiklik ve Devrimcilik) ilkelerine bağlıdır.” denmektedir…

Parti programında; güncel siyasi tartışmalar, en küçük bir kafa karışıklığına meydan vermeyecek şekilde açık ve net olarak yazılmış ve kurultay onayından geçerek basılı kitapçık haline getirilmiştir.

Bu ilkelerden en önemli olan bir kaç tanesi şunlardır:

CHP’nin Parti Programına göre; ideolojimizin temel dayanakları şu şekilde ortaya konulmuştur:

Partimizin ideolojisini besleyen, üç ana kaynak: Atatürk’ün modernleşme devrimi ve altı ok ilkeleri, sosyal demokrasinin evrensel kuralları, Anadolu ve Trakya’nın tarihsel ve felsefi birikimidir.

(…)

Çağdaş Türkiye için değişim programı, Cumhuriyet Halk Partisi’nin onurlu geçmişiyle aydınlık geleceğinin çağdaş sentezidir. CHP, bu ideolojik birikim, değer ve duyarlılıklar temelinde; ulusal kurtuluş mücadelesinin tam bağımsızlık ruhunun temsilcisidir.

(…)

Laik, demokratik cumhuriyetin kararlı savunucusudur…” (a)

Kürt sorunu” ile ilgili olarak da CHP’nin belirli ve tutarlı görüşleri vardır.

Etnik farklılıkları ülkemizin bir zenginliği olarak kabul eden CHP, “Yeni azınlıklar yaratılmasına karşıdır… CHP daha 1989 yılında Kürt kökenli yurttaşlarımızın karşılaştıkları sorunları açık yüreklilikle ortaya koymuştur.

(…)

Üniter devlet ve ulus devlet temeli dikkate alınarak kısıtlamaların kaldırılması ve çağdaş, kalıcı çözümler bulunması için politikalarını sunmuştur.

Yurttaşlarımızın farklı etnik kökenden gelmeleri, farklı kültürel, mezhepsel, dinsel özellikler taşımaları, birlikteliklerinin ve ortak bir ulus oluşturmalarının engeli olamaz.

(…)

CHP’nin entegrasyon (bütünleşme) anlayışı farklı etnik kimliklerin ve inançların ortadan kaldırılmasını değil, onlara saygı göstererek ülke bütünlüğünü ulus devlet anlayışı ile korunmasını öngörür.

(…)

CHP, her etnik kökenden yurttaşımızın, kendi özgür irade ve talepleri çerçevesinde;

Kendi anadilini özgürce kullanabilmelerine, özel dershaneler veya kurslar gibi kurumlar kurarak anadillerini özgürce öğrenebilme ve öğretebilmelerine;

(…) olanak tanımayı çağdaş demokrasi anlayışının gereği sayar.”(b)

Dinin siyasallaştırılmamasını, siyasetin dinselleştirilmemesinin güvencesi” olarak kabul eden CHP’nin, “laiklik ilkesi” hakkındaki görüşü de son derece anlaşılır şekildedir:

CHP, “Devlet işleri ile din işlerinin birbirinden ayrılmasının, birbirini etkilememesi” olarak tanımladığı laikliği, hiç bir şekilde ödün veremeyeceği temel ilke olarak kabul etmiştir.

(…)

CHP, dini unsurların siyasi simge olarak kullanılmasını demokrasi anlayışı ile bağdaşmayan ve anayasamızın değiştirilemez hükümleri ile çelişen bir davranış olarak görür. (c)

Demek ki, CHP “üniter devlet” ve “ulus devleti” savunur, laiklik ilkesinden de hiç bir şekilde ödün veremez… Aksine olan bütün söylemler parti programına aykırılık teşkil etmektedir.

(…)

Cumhuriyet Halk Partisi siyaseti ve siyasetle ilgilenmeyi, “Kamusal Görev ve Toplumsal Özveri alanı olarak kabul eder. (d)

CHP’nin Programında “özerklik” konusunda da net bir duruş sergilenmiştir:

Küreselleşme adına çok sayıda yerel iktidar odağı oluşturmayı dayatan, merkezi devlete rakip olarak cemaat, tarikat ve çok uluslu şirketler eksenini geliştirmeye yönelik idari federalizm benzeri yapılanmayı öngörerek, Cumhuriyetimizin temel niteliklerini ve özellikle üniter yapıyı tehdit eden her türlü idari düzenleme girişimleri gündemden çıkartılacaktır.” (e)

CHP yerel yönetimleri, yerel iktidar odakları olarak değil, yerel demokrasi odakları olarak görür.

(…)

Yerel nitelikli hizmetlerin yetki ve sorumluluğu, üniter devletin gerekleri dikkate alınarak, ihtiyaç duyulan yerlerde kaynak ve araçlar da sağlanarak merkezi yönetim tarafından yerel yönetimlere devredilecektir.” (f)

Yeri gelmişken belirtelim ki, CHP’nin Terör ve PKK konusunda parti programında belirlenmiş ve kurultay tarafından da benimsenerek onaylanmış bulunan görüşleri ile Y-CHP yönetiminin kurultay onayından geçmeyen (ve dolayısıyla hukuken geçerli olmayan) şimdiki görüşleri birbirine tamamen terstir!

Cumhuriyet Halk Partisi Programı’nda, Kuzey Irak’ta üstlenen PKK mensupları, “özgürlük savaşçıları” olarak değil, terör örgütü üyeleri olarak tanımlanmıştır. CHP Programı, terörle “müzakere” yapılmasına hiç bir şekilde izin vermez.

Chp Programında terörle mücadele esas alınmıştır.

Aksine olan söylemlerin tamamı programa aykırılık teşkil eder…

CHP Programı’na göre;

Türkiye’nin Kuzey Irak’tan PKK’yı tamamen tasfiye etmek hem hakkı, hem de görevidir. Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında bu görev eksiksiz yerine getirilecektir.

(…)

Terörle etkili bir mücadele gerçekleştirmek için güvenlik güçleri yeniden yapılandırılacaktır. Uzman ve profesyonel elemanlardan oluşacak özel eğitimli güvenlik güçleri terörist saldırıları eylem aşamasına gelmeden ve mümkün olduğu ölçüde Türkiye sınırlarına ulaşmadan önlemeyi amaçlayan bir yapıya kavuşacak ve yeterli olanak, yetenek ve teknoloji ile donatılacaktır.”(g)

Geçmişte bağımsızlığını ve haklarını korumak için savaşçı yeteneğini gerektiğinde kanıtlamış olan ülkemiz bir saldırıya uğramadıkça barış içinde yaşamak ister. Silahlı kuvvetlerimiz ulusun bağımsızlığını ve güvenliğini korurken dünya barışına da katkıda bulunmaya her zaman özen göstermiştir.

(…)

Cumhuriyet Halk Partisi, Atatürk’ün yurtta barış, dünyada barış anlayışına dün olduğu gibi bugün de sahip çıkmaktadır.(h)

(CHP Programı; a-s.23-24, b-s.46-48, c-s.50, d-s.71 5-s.82, e-s.86, f-s.113-115, g-s.119)

Başta Kemal Kılıçdaroğlu olmak üzere CHP Genel Merkez yöneticilerinin izlediği politikalar, halen yürürlükte olan bu esaslara uyuyor mu?

CHP Tüzüğü’nün 5. maddesinin 3. fıkrasına göre; “Partililer; özel yaşamlarında, görevlerinde, işlerinde ve üyesi bulundukları kuruluşlarda, partinin ilkelerine ve doğrultusuna uygun davranırlar ve çalışırlar.”

Aynı şekilde Tüzüğün 5. maddenin 5. fıkrasına göre “Parti yöneticileri de bu ilkeleri uygulamakla yükümlü ve sorumludurlar.

Başta Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu olmak üzere, bazı genel merkez yöneticilerimiz, yukarıda özetlediğim parti programına, söylem ve eylemleri ile aykırı davrandıklarını, üzülerek izlemekteyiz.

Böyle bir durum karşısında, sessiz kalmak parti programına, ilkelerimize, onurlu tarihimize, önderlerimize ve inançlarımıza ihanet etmek olur ki, böyle bir durum içinde bulunmak insanın kendisine karşı yapabileceği en büyük saygısızlıktır!

Görevi ne olursa olsun, hiç bir partilinin “parti suçu” işleme imtiyazı yoktur ve olamaz!

Bu çerçevede, üyelik görevini gereği gibi yerine getirmek; parti suçu işleyenleri eleştirmekle başlar…

Parti Tüzüğümüzün Parti Üyelerinin Görevlerini belirleyen 7/A maddesinin (d) bendinde:

Partinin ilkelerini, programını, kurultay bildirgelerini ve kararlarını, seçim bildirgelerini, partinin genel ve yerel politikaları ile hizmetlerini her olanaktan yararlanarak yurttaşlara duyurmakla görevlidirler” demek suretiyle, üyelerin birincil görevinin parti ilkeleri ve programını yurttaşlara duyurmak olduğu ortaya konmuştur.

Parti içi demokrasi” ancak üyelerin, üyelik görevlerini eksiksiz olarak yerine getirebilmeleri ile yaşam bulabilir…

Üyelik görevlerini eksiksiz şekilde yerine getiren üyeler, çağdaş demokrat partilerde “bedel ödetme” tehdidi ile susturulmaya çalışılmaz.!

Bu şekildeki ilkel uygulamalar ancak faşist partilerde görülmüştür…

Ve nihayet, boykotu savunanlar, Anayasamızın 26. maddesinde ifadesini bulan “Düşünceyi Açıklama ve Yayma Hürriyeti” kapsamında, anayasal bir özgürlüklerini kullanmaktadırlar.

Bu özgürlüğe göre; ”Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir.”

Öte yandan Anayasamızın 67. maddesine göre;

Vatandaşlar… Bir siyasî parti içinde siyasî faaliyette bulunma” hakkına sahip olup, bu hükümler çerçevesinde siyasi faaliyetlerim tamamı yürürlükteki yasaların güvencesi altında bulunmaktadır…