Biz kazanacağız!..
TwitterFacebookGoogleYouTube

ZEHİR ZEMBEREK SÖZLER!..

 

 

MAHALLEDE KONUŞULAN ZEHİR ZEMBEREK SÖZLER!..

 

Ülkemizdeki siyasi partilerin yöneticileri için en iyi siyasetçi kendileridir.

Bu yüzden, kendilerine en çok benzeyenlerle çalışmayı tercih ederler.

Siyasi Partiler Yasası ve partilerin tüzükleri genel başkanların partiye tam egemen olmalarına göre düzenlenmiştir.

Bundan dolayı parti içi demokrasi bizim gibi ülkelerde gelişemez.

Bu durumun sürdürülmesi, muhalefet partilerinin de işine geliyor, iktidarın da…

İktidara geldiklerinde halka demokrasi getireceğini vaat edenler, kendi partilerine demokrasiyi nedense uğratmazlar…

Siyasi partilerin temsilcisi olma sorumluluğunu yüklenecek olanlar, objektif elemelere tabi tutulmadıkça ve lider sultası devam ettirildikçe, siyasette kalite yükselemez…

***

Bu tespitlerden sonra, Y-CHP’den aday gösterilmedikleri için DSP’den adaylık başvurusu yapanlara “küfür” etmenin ne işe yaradığını irdeleyebiliriz:

Kendileri için siyaset yaptıkları apaçık olan bu kişiler kadar, onları aday gösterenler de sorumludur.

Partisinden aday gösterilmediği için istifa edenler, “ihanet etmiş” muamelesi görüyorsa, asıl ihanet edenler, onları bir önceki seçimde aday gösteren yöneticilerdir.

Bunlar da çoğunlukla genel başkanlardır.

Dolayısıyla istifa edenler ile gittikleri partinin yöneticilerini “karaktersizlikle” suçlamak, asıl sorumlu olan önceki parti yöneticilerinin sorumluluğunu gizleme çabasıdır.

Demek ki, Y-CHP’den istifa edip DSP’den adaylık başvurusunda bulunanlar ile DSP yöneticileri kadar, -hatta daha da fazla- Y-CHP yöneticilerini eleştirmek gerekir…

***

Acaba bu tür yakışıksız durumlara karşı etkili tedbirler alınabilir mi?

Elbette ki alınabilir:

Özellikle küçük yerleşim birimlerinde herkes birbirini tanır; istihbarat çalışmasına gerek yoktur.

Kimse gerçek kimliğini, yaldızlı kartvizitle uzun süreli gizleyemez.

Kişi geçmişinde neler yapmıştır, olaylar karşısında nasıl tavır almıştır, ideolojik duruşu nasıldır, hangi mücadelelerde deneyim kazanmıştır bilinir.

Dolayısıyla adaylar, tüm partililerin katılacağı önseçimlerle belirlendiğinde, hata payı en aza indirilmiş olacaktır…

Böyle olunca; örgütler de adam gibi çalışır, yarışı kaybeden aday adayları da kazanan adayın arkasında dururlar…

***

Seçimleri kazanmak için kuşkusuz bu kadarı yeterli değildir.

Başarı için adayların üyesi bulundukları siyasi partinin, genel politikaları birinci sıradaki belirleyicidir.

Genel merkezi güven vermeyen, ülke çıkarlarını korumakta yaya kalan partilerin, yerel yöneticileri ne kadar yetenekli ve yeterli olursa olsunlar kazanma şanslarını yitirirler.

Düşmanın ağzı ile konuşan, ülkemize karşı açık veya örtülü savaş ilan devletlerin sözcülüğünü yapan, terör örgütlerine kol kanat geren partileri halk desteklemez.

9 kez denenmiş ve görülmüş olan bir durumu, 10′ncu kez denemek beyhude bir çabadır.

Aynı tabloyu sürekli halkın önüne koymak, saygısızlığın da ötesinde en büyük terbiyesizliktir…

***

Bütün bu bilinenlere rağmen, hala bildiğini okuyanların, iktidara gelmek gibi bir niyetlerinin olmadığı açıktır.

Siyasi hedefleri, kendi kadrolarına istihdam alanları yaratmakla sınırlı bu ufuksuz siyasetçilerin gösterdikleri adaylara oy vermek, bir bakıma bu kısır döngünün devamına razı olmaktır…

TBMM’de etkisiz olan bir ana muhalefete ve yerel yönetimlerde; çok az yerde başarılı olan partilere duygusal nedenlerle bağlanmak, ileride daha ağır sorunlarla karşı karşıya gelmemize neden olacaktır…

Takım tutar gibi parti tutmak; karşımıza yanlışları görememe ve eleştiri hakkımızı kullanamayıp, partimizin yöneticilerine kendilerini düzeltme şansı tanımama gibi kötü sonuçlar çıkartacaktır…

***

Halkın Cumhur İttifakı ve Millet İttifakı şeklinde ikiye bölünmesi, Başkanlık Sistemine geçtiğimizin en çarpıcı kanıtıdır.

Halkın bölünmesinden ise en karlı iktidar partisi çıkmaktadır.

Zira Türkiye’de sağın oy potansiyeli yüzde 70′lerde, solun ise yüzde 30′lar seviyesindedir.

Halkın siyasi olarak kutuplaştırılması halinde, sağ partilerin iktidarının sürekli hale geleceği son derece açıktır.

Bu kadar basit bir siyasi hesabı yapamayıp; Cumhur İttifakı karşısına Millet İttifakını kuran anlayışın, halkın iktidara gelmesi için siyaset yaptığı söylenemez!..

***

Yaşayarak gördük ki, muhalefet partileri, parlamenter sistemi korumayı başaramamışlardır.

MHP, öncülük yaparak bu konudaki ilk adımları atmış, CHP ise girilecek olan çıkmaz yolun hukuki üst yapısının kurulmasına akıl almaz katkılar sunmuştur.

Değiştirilmesi dahi teklif edilemeyen Anayasanın ilk dört maddesini, Anayasanın diğer maddelerinin değiştirilmesi suretiyle değiştiren AKP iktidarına, meşruiyet ortamını sağlayan Y-CHP’dir.

Kılıçdaroğlu ve arkadaşları, Cumhuriyetin ve Atatürk İlkelerinin bekçiliğini yapmamış/yapamamışlardır.

CHP, zamanında Anayasa referandumlarını boykot edip, meşruiyet tartışmalarını sürdürseydi, Başkanlık Sistemine geçiş öyle kolay olamayacaktı, atı alan Üsküdar’ı geçemeyecekti.

Kabul etmek gerekir ki, her iki Anayasa referandumunda da Y-CHP yönetimi kraldan fazla kralcı davranmıştır…

Böylece kuvvetler ayrılığından, kuvvetler birliğine geçilmiş ve egemenlik tek elde toplanmıştır.

Bu noktadan sonra yürütmeye bağlı yargının bağımsızlığından söz edilmeyeceği gibi, tarafsız ve adil kararlar verilmesini beklemek de hayaldir.

Bu durumun en dikkat çeken örneği, yüksek yargıyı bir “çetenin elinde” olmakla itham eden ana muhalefet liderinin, sık sık yargıya başvurmak zorunda kalması ve bağımsız olmayan yargıdan adalet beklemesindeki çelişkidir…

***

Siyasi partilerin müktesebatı partililere unutturulursa, partiler şirket gibi yönetilirse, genel başkanların “patron” gibi davranmaları da kaçınılmaz olur.

Parti okullarında; partinin ideolojisi, ülkenin tarihi, kolay kolay değiştirilemeyecek ülkenin dış politikaları ve siyaset biliminin ana çizgileri öğretilir; bu okullar tüm partililere açık tutulur…

Bizdekiler öyle mi?

Elbette ki hayır; parti okullarında genel başkanlara nasıl yakın durulur, etkili ekiplerin içerisine nasıl girilir gibi “şark kurnazlığı” öğretilmektedir…

Parti hukuku herkes için aynı uygulanıyor mu?

Bu sorunun yanıtı da olumsuzdur.

Parti Programına aykırı davranmanın yaptırımı üyelikten ihraç olmasına rağmen, ne yazık ki parti programını fiilen değiştirenlere parti hukuku uygulanmamaktadır.

En önemlisi; başarılı olmayan yöneticilerin, yerlerini yeni isimlere bırakmamalarıdır.

Bizim siyasetçiler, babalarından miras kalmış gibi koltuklarına yapışmışlardır!

Bu ve benzer eleştirilere muhatap olan partilerin, kendiliklerinden düzelmelerini beklemek, gerçekçi değildir.

Yasal düzenleme ile bu sorunların düzeltilmesi olanaklı olmasına rağmen, iktidar partisinin de işine gelmeyeceği için, böyle bir düzenleme yapılmasını beklemek akla yatkın değildir…

***

Geriye bir tek seçenek kalıyor ki; o da parti üyelerinin partilerine el koymaları ve yüzsüzleri partiden kovmalarıdır!

Ya da:

Partinin iyice dibe vurması ile yeni insanların öncülüğünde yeniden örgütlenmeye gidilmesidir…

TESEV üzerinden SOROS’un işgali altında olan CHP’deki işgal kırılmadan, bu süreci tersine çevirmek olanaksızdır.

Bunun için Y-CHP’nin dibe vurması gerekiyorsa, o konudaki adımları da cesaretle atmak gerekir…

Siyasi rakiplerimizin ve küresel güçlerin istediği şekildeki bir CHP, halkın iktidarının önündeki en büyük engel ve halka çevrilmiş silah işlevi görmektedir.

Böyle bir ana muhalefet partisi olacak yerde, hiç olmasın daha iyidir…

 

Cemil Can

SİYASETİN SOYTARILARI!..

soytarı_fesi Tutarsız, inançsız ve bencil siyasetçileri seçersek –ki o zaman bizi temsil etmeyen kişileri seçmiş oluyoruz- onları bir daha tepemizden aşağıya indiremeyiz.

Başımızdaki bir belayı bine çıkartırız!

Yeniden aday gösterilmedikleri için CHP’den istifa ederek -ve her türlü aşağılamayı da yaparak- DSP’den aday olan “siyasetçilere” bir önceki seçimlerde oy vermemizi isteyenler bu konuda hesap vermediler!

Siyasi hataların faturasını her seferinde halka ödettirenlere yeni krediler açmamızın manası nedir?

Yalancılık, ikiyüzlülük ve işbirlikçilik dışında hiçbir özelliği bulunmayan Kemal Kılıçdaroğlu ile ekibini, ilanihaye sırtımızda taşımak zorunda değiliz.

CHP’nin mirasını yiyip tüketen, kuruluş felsefesine ihanet eden, Cumhuriyet’in kurucularına “katil” diyen bu hainlerin kurduğu -Prof. Dr. Metin Feyzioğlu’nun deyimi ile- “Şimdi zamanı mıdır tarikatı” her seçim öncesinde olduğu gibi, yine işbaşı yaptı:

Seçimlere iki aydan az bir zaman kala, “birlik ve bütünlük” görüntüsü verelim istiyorlar!

Yöneticilerimizi uluorta, olur olmaz yerlerde veya televizyon ekranlarında eleştirmeyelim diyorlar!

Kırgınlıklarımızı ve küskünlüklerimizi seçimlerden sonra parti içerisinde tartışalım tavsiyesinde bulunuyorlar!

Partiye zarar verici söylemlerden kaçınmayanlar aslında “AKP’yi destekliyorlar” teorisini ortaya attılar!

1 Nisan’da AKP erken seçim kararı almak zorunda kalacak, ardından bu iktidardan kurtulacağız müjdesi ile umut tacirliği yapmaya devam ediyorlar!…

***

Bilgi kirliliği ve kafa karışıklığı yaratmakla görevli bu tarikat, Y-CHP’ye yapılan eleştirileri; “kırgınlık” ve “küskünlük” olarak nitelemekle, haklı eleştirileri duygusal bir zeminde tutma görevini yürütüyor.

Kuşkusuz parti yöneticilerine kırgın olanlar olduğu gibi küskünler de vardır.

Onları farklı bir zeminde ele alacağız, gerçekten de onları eleştirmenin sırası değil!

Bizim üzerinde durduğumuz, demokrat olduğunu ileri süren bir partide “eleştiri yasağı”nın karşısına, “AKP’yi destekleme” ithamının konulması ve yöneticilerin “eleştirilmeme imtiyazı”na kavuşturulma çabalarıdır.

Y-CHP yönetimini eleştirenleri, AKP’yi desteklemekle suçlamak en hafif tabiri ile siyasi terbiyesizliktir…

Bir partiyi eleştirmek, bir başka partiyi desteklemek anlamına gelmez!

***

Çok zor ama diyelim ki, Y-CHP, gösterdiği CHP’li olmayan adaylarla kısmi bir “başarı” elde etti.

Gerçekte “malı götüren” AKP olmasına rağmen, Y-CHP yönetimi bu kısmi başarıyı sürekli gündemde tutarak, parti içi iktidarını pekiştirme yoluna gideceğine kuşku yoktur.

Oylarda anlamlı bir azalma olmadıkça” koltuğu terk etmeyecekleri kavramını siyasete sokan bu yüzsüzlerin, “tepki oylarını” bile kendi başarı hanesine yazdıklarını biliyoruz.

Bu noktadan itibaren, yönetimin değişmesini ve yeni kan takviyesini isteyenlerin “hain” ilan edileceğine en ufak şüphe bulunmamaktadır…

***

Yerel yönetimlerde AKP’nin başarısız olması halinde, iktidarın nasıl “değişeceğini” kem küm ederek bir türlü anlatamayan Kemal Kılıçdaroğlu’nun bu konuda sicili hayli bozuktur:

Birkaç belediyeyi kaybeden AKP’nin, genel seçimlere gitmesi ve iktidarı Y-CHP’ye bırakmak mecburiyetinde kalacak olması, şeklindeki teori hayalciliğin zirve noktasıdır.

Zira:

7 Haziran 2015 Seçimlerinde Türkiye genelinde 18.9 milyonla oyların yüzde 40.9′unu alarak 258 milletvekili çıkartan AKP, tek başına hükümeti kurabilmek için gerekli olan 276 milletvekiline ulaşamayarak iktidarını zaten kaybetmişti

Yaptırdıkları kamuoyu araştırmalarında; “Kürt Açılımı” politikaları nedeniyle, yaklaşık yüzde 9 civarında oy kaybına uğradıklarını gördük.

Açılım masasını devirdikten sonra, koalisyon görüşmelerini de çıkmaza sokarak, erken seçim isteyen AKP, 1 Kasım 2015 seçimlerinde, kaybettiği 5 milyon seçmenini geri kazanarak oylarını yüzde 42.5′e çıkartmıştır.

Bu siyasi mühendisliğe şapka çıkartmak gerekir.

Milletvekili sayısını da 59 artıran AKP, yeniden tek başına iktidar oldu… (1)

Bu durumun siyasi sorumluluğu kimlere aittir, sorumlular hesap verdiler mi?..

Yok!..

***

AKP’nin PKK ile “müzakere”yi bitirip, “mücadele”ye başlaması üzerine, ana muhalefet partisi Y-CHP, hem PKK’ya hem de FETÖ’ye karşı yapılan operasyonlara karşı çıkarak yanlış mevziiye girmiştir.

Öyle ki, toprak bütünlüğümüzü tehdit eden Suriye’deki gelişmelere karşı yapılan operasyonlara da karşı çıkıp, düşman saflarında görüntü vermiştir.

Bu kadarla da kalmayıp; ABD’nin “kara gücü” olarak değerlendirdiği PYD/YPG’nin bağlı olduğu PKK’nın, Meclisteki uzantısı olan HDP‘lileri ve PKK sevicilerini, CHP listelerinden aday göstererek, Ulusal Kurtuluş Savaşını veren kahramanların kurduğu partiyi, PKK’ya taşıyıcı anne durumuna düşürmüştür.

Bütün bu iğrençlikleri sindiremediği için Y-CHP yönetimini eleştirenleri, “AKP’yi desteklemek”le suçlamak akılsızlıktır, siyasi ahlaksızlıktır, işbirlikçiliktir…

Y-CHP’nin bu tutarsız ve ilkesiz politikaları AKP’yi iktidarda tutmaktadır…

Başka bir ifade ile AKP’yi asıl destekleyenler Y-CHP’lilerdir…

Bu kadarını göremeyenler siyasi körlerdir!..

***

Yakın geçmişte yaşadığımız bu gelişmeleri görmezden gelerek, yerel seçimler sonunda iktidarın da değişeceğini savunmak; hayal dünyasında gezinmekten başka, geniş yığınları aldatmaktır da…

“Borçlanma ekonomisi”ni dayatarak, Türkiye’yi faiz tuzağına düşüren Kemal Derviş’i, “kurtarıcı” gibi sunan ve olası bir CHP iktidarında ekonomiyi bu zata teslim edeceğini söylemekten çekinmeyen Dersimli Kemal, Türkiye’nin başına beladır…

Dersimli olmakla övünen feodal kafalı bu zat; birkaç fazla belediye kazanarak, sadece kendini parti yönetiminde tutan delegeleri tatmin edebilir.

Kemal Dervişe ekonomiyi teslim ederek, halkın sorunlarına asla çözüm getiremez!..

Bu nedenledir ki, Y-CHP yönetiminin kısmi başarısı, halkın çıkarına değildir…

***

Zor ama böyle bir durumun gerçekleşmesi halinde, onları parti yönetiminden uzaklaştırmak iyice olanaksız hale gelecektir.

Zira o zaman kurdukları bütün cümlelerinin başında utanmadan; “başarılı olmamıza rağmen” ifadesine kullanmaya devam edeceklerdir.

Başka bir ifade ile siyaseten bitmiş bir anlayışı, suni yollarda yaşatmaya çalışmak, halka zaman kaybettirmek anlamına gelecektir…

***

Siyasi ömrü tükenmiş olan Kemal Kılıçdaroğlu ile ekibini, siyasi tarihin çöplüğüne atmak, Türk halkının kurtuluş meşalesini yakmakla eş değerdedir…

Ekmeleddin İhsanoğlu ve Abdullah Gül gibi bitmiş siyasi portreleri “umut” olarak halkın önüne koyan anlayışın, Türk halkına vereceği bir şey yoktur.

İktidardan düşen AKP ile koalisyon pazarlıklarına girerek, onu yeniden iktidara getirmeye çabalayanların siyasi ufku yoktur!

Y-CHP’nin kadroları Türkiye’de iktidar değişikliğini gerçekleştiremezler!

Bunu, en kolay siyasete “kazandırdıkları” kişilerin duruşlarından anlıyoruz.

Yeniden aday gösterilmedikleri için partilerinden istifa ederek, başka partiden aday olma çabaları içerisinde olanları, bir önceki seçimlerde desteklememiz için liste başlarına yerleştirenler, bu hatalarının hesabını vermedikçe, halktan oy isteyemezler…

Hata yapan onurlu siyasetçiler, zaten halktan özür dileyip, istifa etmek suretiyle yeni isimlere yerlerini verenlerdir.

Dersimli Kemal ve arkadaşlarından böyle bir davranış göremediğimize göre, yaptıkları işin bilincindeler…

Onlara oy vermek bilinçli ihanettir; oy verenlerin daha sonra yakınma hakları da yoktur!..

***

Küresel güçlerin CHP içerisindeki elemanlarına oy vererek, emperyalizme karşı vereceğimiz ikinci kurtuluş mücadelesini geciktirmiş oluyoruz.

Y-CHP yönetimine iyi bir ders vermeden, yönetime gerçek CHP’lilerin gelmesi olanaksızdır.

Genel Başkan ve ekibi, Kurultay delegelerini, Kurultay delegeleri de Genel Başkan ile Parti Meclisini seçiyorlar; bu gerçeği göz ardı ederek sağlıklı sonuçlara varmamız mümkün değildir.

Siyasette “al gülüm ver gülüm” gibi ilkel bir döngü yaşanmaktadır.

Kendi çıkarları için bu döngüde yer alanlardan, Türk halkının çıkarları için özveride bulunmalarını beklemek, elma ağacından kiraz beklemeye benzer…

***

Muhalefet görevini yerine getirmeyen/getiremeyen muhalefet partileri; beceriksiz iktidarların siyasi ömrünü uzatmaktan başka işe yaramazlar.

Bunlardan biri MHP’dir ki, AKP’nin adeta “gençlik kolları” gibi hareket etmektedir.

İhtiyaç duyulduğunda AKP’ye “oy deposu” işlevini gören MHP, rejimin değiştirilmesinin de baş aktörü olmakla, en az iktidar kadar olanlardan sorumludur.

Bilinçli tercihle “beka sorunu”nu yaratanlara, bu sorunu çözme ödevini veren ve halkı sonu belirsiz bir beklenti içerisine sokan da MHP’dir…

MHP’nin günahları Y-CHP’ninkilerden az değildir…

***

Y-CHP sayesinde; halka hiçbir şey vaat etmeyen, Cumhuriyet tarihi boyunca elde ettiğimiz tüm kazanımlarımızı satıp savuran, yandaşlarını kayırmaktan başka icraatı olmayan AKP’nin, 17 yıldır iktidarda kalmasının diğer sorumlusu da Y-CHP’dir.

9 seçim kaybetmesine rağmen; benzer, hatta daha düşük profilli kadrolarla, 10′ncu seçime girme pişkinliğini gösteren Y-CHP, “Benim oğlum bina okur, döner döner yine okur” özdeyişi çerçevesinde, sütçü beygiri gibi dolanıp durmaktadır.

Sorarım sizlere:

Böyle bir muhalefeti eleştirmek mi iktidarı desteklemek anlamına gelir, yoksa desteklemek mi?

Aslında bu sorunun yanıtı, sandıkta 17 yıl içerisinde 9 kez verilmiştir.

Buna rağmen, aynı soruya 10′ncu kez yanıt arayanlara, teşhisi Albert Einstein koymuştur… (2)

Cemil Can

 

DİPNOTLAR:

(1) https://www.bbc.com/turkce/haberler-turkiye-44600502

 

(2)Delilik: Aynı şeyleri tekrar tekrar yapıp farklı sonuçlar beklemektir.

 

https://www.ensonhaber.com/galeri/albert-einsteindan-10-hayat-dersi#14

MAZBATA ALAMAYACAK BELEDİYE BAŞKANLARI!..

Basın açıklaması_1

MAZBATA ALAMAYACAK OLAN Y-CHP’Lİ BELEDİYE BAŞKANLARI!..

Bugün iki iyi, bir kötü haberim olacak size.

İyi haberlerle başlıyorum:

Van’da görülen KCK davasında, HDP’li eski Büyükşehir Belediye Başkanı Bekir Kaya ve arkadaşları, “terör örgütü PKK/KCK’ya üye olmak” suçundan 8 yıl 9 ay hapis cezasına çarptırıldılar. (1)

Bu tespitin başka mahkemelerce de yapılması halinde, HDP’nin Anayasa Mahkemesince kapatılacağına şüphe yoktur.

İkinci haberim:

Yerel seçimlerde HDP ile ittifak yapacağını duyuran; Kürdistan Komünist Partisi ile Kürdistan Özgürlük Partisi hakkında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığında kapatma davası açıldığıdır. (2)

Kürdistan Komünist Partisi’nin, TSK’nın Afrin’e düzenlediği Zeytin Dalı Operasyonuna da Kılıçdaroğlu gibi karşı çıktığını anımsatıyorum.

Kötü haberim ise; bazı Y-CHP belediye başkan adaylarının mazbatalarını alamadan görevden alınacakları ve yerlerine kayyumların atanacağı tehlikesidir…

***

Y-CHP’nin gösterdiği belediye başkan adaylarının bir kısmı seçimden önce, bir kısmı da seçildikten sonra; terör örgütü üyesi olmamakla birlikte, örgüt yararına herhangi bir iş veya hizmet gördükleri iddiası ile görevden alınmaları ve yerlerine kayyum atanması çok olası gözükmektedir… (3)

Bu hukuki durum karşısında, aşağıdaki soruların yanıtlarını aramamız gerekmektedir:

a.)Terör örgütü PKK‘ya yardım yaptıkları; teröristlerin cenazelerine katıldıkları, “Halk Mahkemeleri” kurarak yargılama yaptıkları, ilçelerden örgütsel içerikli raporlar istedikleri ve bu şekilde örgütün hiyerarşik yapılanmasında yer aldıkları tespit edilenler ile 15 Temmuz Darbe Girişiminde bulunan Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) mensubu oldukları anlaşıldığından görevlerinden alınan belediye başkanlarına; “seçimle gelen seçimle gitmelidir” gibi masum gerekçelerle veya “basın özgürlüğü”ne sahip çıkma kılıfı arkasına sığınarak destek vermiş belediye başkanları,

b.)Y-CHP yönetimi, ilçe yönetimlerince haklarında yolsuzluk iddiaları ile dosya hazırlanan ve ayrıca görevlerinde başarılı da olmayan belediye başkanlarını,

c.)Kamu kaynaklarını yasalara aykırı olarak özel kişiler lehine kullanan ve açıkça kamu zararına sebebiyet verdiklerini kendi beyanları ile itiraf eden belediye başkanları, neden İNADINA İNADINA aday gösterilmekteler?

Yanıt: Uygun ortamı oluşturma için tabii ki…

Uygun ortamın ne menem bir şey olduğunu ise ilerleyen paragraflarda açıklayacağım.

***

ABD’nin “kara gücü” olarak kabul ettiği PKK’nın, Meclis’teki uzantısı olan HDP’li belediye başkanları hakkında açılan davalardan birkaçının daha sonuçlanması halinde; bu partinin terör örgütü ile birlikte anılmaya başlanacağı ve kapatılacağı(4) gün gibi ortadadır:

Kapatılma tehlikesi çok yakın olan HDP ile “ittifak” yapmanın veya bu partinin “olur” verdiği kişileri Y-CHP’den belediye başkan adayı göstermenin, yürürlükteki hukuk karşısında korunma olanağı var mıdır?

Yanıt veriyorum:

Elbette ki yoktur!

Denebilir ki, HDP’nin kapatılmasından sonra, kapatılma gerekçelerine göre, biraz da zorlama yorumlar yapılırsa -gerçekte yöneticileri yargılanması gerekirken- CHP bile kapatılma tehlikesi ile karşı karşıya kalabilir…

Acaba böyle bir tehlike neden göze alınmaktadır?

Gösterilen adaylar gerçekten vazgeçilmez midir?..

***

Y-CHP’nin vitrine çıkardığı en başarılı belediye, Çankaya Belediyesidir.

Israrla ikinci kez aday gösterilen Alper Taşdelen, afişlere “Haseki Tarzı” olarak yazılan “Haseki tipi model”i (!) uygulamakla övünmektedir.

AKP’nin Ankara Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Mehmet Özhaseki, katıldığı bir televizyon programında hükumetten yardım almadan -kaynak yaratarak- pek çok belediye hizmetini gerçekleştirdiğini, arkadaşlarının da bu durumu “Haseki tipi model” olarak isimlendirdiğini övünerek anlattı. (5)

“İmar Barışı”nın da mucidi olan Özhaseki, nasıl kaynak yarattığını ise nedense anlatmamaktadır!

Aynı şekilde, Çankaya Belediyesi Başkanı Alper Taşdelen de katıldığı bir başka televizyon programında, belediyenin bir kuruşunu harcamadan, -kaynak yaratarak- bir sürü icraat yaptığını anlatmıştır. (6)

Taşdelen de kaynağı nasıl yarattığını açıklamadı!…

***

“Kaynak yaratma” işi en önemli icraat olmasına rağmen, belediye başkanları bu icraatlarını neden kamuoyundan gizlemektedirler?

Bu sorunun yanıtını, övünülen hizmetleri, hangi müteahhitlerin yaptığı ve bölgedeki yapılaşmalardan anlamak olanaklıdır.

Şehir Planları üzerinde imar değişiklikleri yapılarak, yoğunluğu artırılan bazı arsaların müteahhitlerine (veya sahiplerine) 5 kat yerine 15 kat bina yapma izin verilmektedir.

Fazladan elde edilen 10 katın getirisinden belediyeye düşen miktar karşılığında da o övünülen hizmetler yapılmaktadır.

Kısaca “kaynak yaratma” budur…

Başka türlüsü olamaz!..

Zira belediyelerin yap-işlet-devret seçeneği olamaz, buna mevzuat müsait değil.

***

Kaynak yaratma”nın iki yönü vardır:

Birincisi belediyeye düşen payın, belediyeye ait bir hizmette kullanılmasıdır ki, bunda yasaya aykırı bir durum olduğu söylenemez.

İkincisi, belediyenin yapması gereken bir hizmeti, yoğunluk artırarak bundan yararlanacak olan özel bir şahsa rant sağlayarak yaptırmaktır ki, bu durumda kamu kaynakları, yandaşlara (veya ortaklara) peşkeş çekilmekte olup, açıkça suç işlenmektedir.

Tabii ki, gerçek durum, dürüst bir soruşturma ile anlaşılabilir…

Mehmet Özhaseki’nin “icat ettiği” ve açıkça hukuka aykırı olan bu yöntem, (şimdilik) kendi başını yakmayabilir ama Taşdelen’i cezaevine girmekten kurtaramaz!

Mehmet Özhaseki için suç olmayan bir eylem, Alper Taşdelen için neden suç teşkil etsin sorusunu, bana sormayın lütfen…

Ama illa da bu soruya benim cevap vermemi istiyorsanız, bir soru ile cevap vereyim:

Amerika adına darbe girişiminde bulunan FETÖ’nün “siyasi ayağı” neden dışarıda da diğer ayakları içeridedir?

Her iki soruya da cevabı siz verebilirsiniz artık…

***

Sondan bir önceki soru:

Durum bu kadar açık ve net iken; neden seçimlerden önce HDP’nin kapatılması için dava açılmaz da üstüne üstlük bir de 92 milyon 238 bin TL hazine yardımı yapılır? (7)

15 yılda özelleştirmelerden elde edilen gelirin toplamı 62 milyar dolar olduğu göz önünde tutulursa, terör örgütünün Meclisteki uzantısına, bu fakir halkın ne kadar parasının aktarıldığı daha iyi anlaşılacaktır. (8)

Yukarıdaki sorunun da yanıtını ben mi vereyim:

Yerel seçimlerde HDP’li belediye başkanları veya HDP’nin “destekleriz” dediği Y-CHP’li belediye başkanları kazanırsa, düğmeye basılır ve tümü görevlerinden alınarak yerlerine kayyumlar atanır.

Böylece o belediyeleri de AKP kazanmış olacağından, yapılan hazine yardımları boşa gitmiş olmaz!

Y-CHP’nin hazırladığı bu elverişli ortamda seçimleri AKP’li adayları büyük olasılıkla kazanır, bu durumda yargı süreci devam eder ve HDP kapatılarak istenen sonuç elde edilir…

Her iki halde de Y-CHP, iyice halkın gözünden düşer ve tamamen iktidar alternatifi olmaktan çıkmış olur…

Böyle bir durumla karşılaşmamak için defolu ve şaibeli olan belediye başkanları (9) yerine, süratle ayıpsız olanları gösterme olanağı vardır. 19 Şubat‘a kadar adaylar değiştirilebilir.

***

CHP içerisinde bu tehlikeleri görecek kimse yok mudur?

Vardır elbette.

Lakin etkili yerlerde değiller…

Bütün umutlar 24 senenin sonunda Ankaralıları İ. Melih Gökçek’ten kurtaran Reis’tedir.

Hakkını yememek gerekir; Dersimli de bu defa İzmir’i kayyum eliyle Reis’e teslim edecektir!

Öte yandan CHP’yi de Dersimli Kemal ve arkadaşlarından Reis’ten başkası kurtaramaz!..

Kurultay delegelerimiz “cılk” çıktı!..

***

Son soru ile bitiriyoruz:

10 Aralık Hareketi(10) ve TESEV‘ciler olarak tarif edilen Y-CHP yönetiminin planı nedir?

9 yılda kaybedilen 9 seçimin tamamında seçimlerde “hile” yapıldığını iddia ederek, bir sonraki seçime hazırlanan ve partinin başında kalmayı başaran Dersimli Kemal ve ekibi artık sona geldiler.

Beklendiği gibi:

Yine bütün sandıklarda görevli bulundurmayacaklar!

Zahmet edip de YSK’dan kesinleşmiş seçmen listelerini bile hala almadılar!

Bu seçimde yaşanacak münferit olayları -ki AKP seçmeni bu işe hem yatkın hem de deneyimlidir- abartarak, Türkiye ve Dünya kamuoyunun dikkatini Türkiye üzerine çekmeye çalışacaklar.

Trump, zaten kulağını bize dönük yatmaktadır!

Macron, Merkel ve diğer liderler tetikteler.

Venezuela‘daki gibi belki de Dersimli’yi başkan olarak tanırlar!..

Bizimkilerde o yürek nerdeeeee!

Ama;

Yine de Batı’dan her türlü entrikayı beklemek gerek…

Trump’ın da işi zor tabii: Venezuela ile mi uğraşsın bizdeki bela ile mi?

 

Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1) https://tr.sputniknews.com/turkiye/201809101035128209-van-kack-ana-davasi/

(2) https://odatv.com/kurdistan-partilerine-kapatma-davasi-10021919.html

(3) TCK’nın 220 maddesi 7. fıkrasının gerekçesine göre; “Örgüt üyesi olmaksızın, örgütün niteliğini bilerek örgütün yararına herhangi bir iş, görev veya hizmet yapılması örgüt üyeliği ile eşdeğer kabul edilmekte ve örgüt üyeliği ile benzer şekilde cezalandırılmaktadır”.

Nitekim, Yargıtay 6. Ceza Dairesi’nin 09.10.2018 tarihli, 2017/3510 E. ve 2018/6087 K. sayılı kararında:

“Sanık …’ün, suç örgütü kurucusu ve üyesi olmayıp suç örgütüne bilerek ve isteyerek yardım eden konumunda olup, eyleminin 5237 sayılı TCK’nın 220/7. maddesi yollamasıyla aynı Yasanın 220/2 maddesi kapsamında kaldığı kabul edilip, anlaşılmasına karşın, hakkında 5237 sayılı TCK’nın 58/6-9. maddesi gereğince uygulama yapılması…” denmek suretiyle örgüt yararına herhangi bir iş veya görev ya da hizmet yapılması, örgüt üyesi gibi cezalandırılmak için yeterli bulunmuştur.

(4) http://tbbdergisi.barobirlik.org.tr/m2008-75-405

(5) Mehmet Özhaseki-Buket Aydın (Videonun tamamını izlemek istemeyenler, yürütme çubuğunu 10.dakika 45. saniyeye kaydırsınlar.) https://www.youtube.com/watch?v=6wgDiKPqATc

 

(6) Alper Taşdelen- Lale Ozan Aslan (Videonun tamamını izlemek istemeyenler, yürütme çubuğunu 8.dakika 27. saniyeye kaydırsınlar.) https://www.youtube.com/watch?v=nqbr2RYZZlk

(7) https://tr.sputniknews.com/turkiye/201810191035739028-parti-yardim-hazine-milyon-tl/

(8) https://www.yenicaggazetesi.com.tr/80-yilin-birikimi-15-yilda-satildi-156925h.htm

(9) http://www.haber7.com/siyaset/haber/2824650-chp-maltepe-sokaga-dokuldu-adalet-istiyoruz

(10) http://www.chp-muhalefethareketi.biz.tr/2019/02/chpnin-ruya-tabircileri/

 

CHP’NİN RÜYA TABİRCİLERİ!..

Akşam gazetesinin 10 Aralık Hareketi ile ilgili olarak ortaya attığı iddia şudur:

Güya 10 Aralık Hareketinin önde gelenleri: “CHP sosyal demokrat bir parti değildir, sosyal demokrasinin önündeki en büyük engeldir ve kapatılmalıdır ” demişlerdir.

Hareketin sözcüsü CHP PM Üyesi Prof. Dr. Burhan Şenatalar bu iddiaları kesin bir dille yalanlamıştır.

Ona inanmak durumundayız…

Lakin 10 Aralık Hareketi (1) CHP’ye sızdıktan sonra, CHP’yi, Cumhuriyet değerlerini savunan parti olmaktan çıkartmışlar; fiilen ve hukuken olmasa da, ideolojik düzlemde kapısına anahtarı asmışlardır…

Bu gerçeği de görmek zorundayız…

***

Başlayayım:

Her yıl 10 Aralık, dünyada İnsan Hakları Günü olarak kutlanır.

İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi 10 Aralık 1948 tarihinde kabul edilmiştir.

CHP’yi işgal eden 10 Aralık Hareketi de adını buradan almaktadır…

Bu kadarına itirazımız yok!..

***

10 Aralık Hareketi, 2005 yılının Sonbaharında adını duyurmuştur.

27.07.2007 tarihinde yayınladıkları bildiride; açıkça CHP’nin adı verilmemekle birlikte, “sosyal demokrat olma iddiasını taşıyanların” demek suretiyle, CHP’ye “esaslı” eleştiriler yöneltilmiştir. (2)

10 Aralıkçıların, terör sorununu “Kürt sorunu” olarak nitelemeleri, CHP’yi “laiklik” ve “cumhuriyet temalarına kilitlenmekle” eleştirmeleri ve aynı zamanda ordunun siyasete müdahalesini bazen üstü kapalı bazen açık şekilde savunmakla itham etmeleri dikkatimi çekmiştir…

“Çağdaş sosyal demokrat bir parti” -ne demekse- kurmak amacıyla eyleme geçen bu hareketin akıl hocası İbrahim Kaboğlu’nun hazırladığı anayasa taslağındaki ifadelere (3) de ciddi ciddi takıldım:

Türk Halkı” veya “Türk Milleti” yerine, “Türkiye toplumu”; “Türk vatandaşlığı” yerine “Anayasal yurttaşlık” ifadelerini özellikle kullanıyor, “ulus-devletin milliyetçi saplantılarından sıyrılarak” diyerek, milliyetçiliği saplantı olarak kabul ediyor; “aşırı merkeziyetçi yapıdan uzaklaşılması” ile de, yerel yönetimlerin güçlenmesine gönderme yapıp, kapıyı “federasyona” aralıyordu…

“Türkiye de kimlikler üzerine can yakıcı bir konu olan yurttaşlık tanımı görmezden gelindi” diyerek, “kimlik siyaseti” yapacaklarının işaretini de veriyorlardı…

Bu söylemi bir yerden tanıyorum ben…

***

Daha sonraları “Kürt açılımı” ve “Yeni Anayasa” yapımı sürecinde de karşılaştığımız bu kavramlar, 10 Aralık Hareketinin ideolojisini anlatırken sıkça kullanılıyordu.

Yeni Anayasa” yapım sürecinde, Y-CHP’nin anayasa teklifinin, 10 Aralık Hareketinin anayasa önerisi ile neredeyse bire bir aynı olması ve her iki önerinin, KCK’nın anayasa önerisi ile örtüşmesi oldukça dikkatimi çekmiştir… (4)

Bu nedenlerle 10 Aralık Hareketine karşı her zaman temkinli oldum…

***

10 Aralık Hareketini ana hatları ile tanıdık; en azından ayrılıkçı Kürt hareketine sempati ile baktıklarını söyleyebiliriz.

Şimdi de bir başka gerçeği hatırlayalım:

Dünyada terör örgütlerini yetiştiren ustalar: ”Herigate Foundation” (Miras Vakfı) adlı aşırı muhafazakârların vakfı, CIA‘nın propaganda örgütü olarak bilinen “Freedom House” (Özgürlük Evi) ve yerine göre “sivil” ya da “think tank” denilen NED‘e (5) bağlı çekirdek örgütler olan IRI ile NDI‘dir…

(5 nolu dipnotu okumaya üşenenler, buradan itibaren ayrılabilirler!)

NED; Afganistan, Irak, Libya ve Suriye’ye –son olarak da Venezuela’ya- “demokrasi” götürme bahanesi ile enerji kaynaklarını yağmalamak, nakil yolları üzerinde uydu devletçikler kurmak üzere yürüttüğü faaliyetlerinde, asıl işgal edeceği ülkelerin işbirlikçi hainleri ile birlikte çalışmaktadır.

IRI‘nın Türkiye’de en yoğun işbirliği yaptığı örgüt ise kurucuları arasında Kemal Kılıçdaroğlu’nun da bulunduğu (6) TESEV (Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etütler Vakfı)’dir. (7)

TESEV’ın SOROS’tan (8) her yıl 2 milyon dolar yardım aldığı göz önünde tutulursa, aralarındaki ilişkinin boyutları bütün çıplaklığı ile ortaya çıkacaktır.

Görünüşte kişisel servetini “hayır işlerine” bağışlayan Macar asıllı George Soros, “Turuncu Devrimler(9) olarak tanımlanan hükümetleri devirme operasyonlarının baş mimarıdır…

***

10 Aralık Hareketini bu zincirin dışında düşünmek saflıktır.

Nitekim 10 Aralık Hareketinin önde gelenleri TESEV ile Y-CHP yönetiminde buluşmuşlardır.

Bu operasyondan sonra, CHP’yi Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşlarının kurduğu parti olarak kabul etmek daha büyük bir saflıktır.

Bugün eylem, söylem ve ittifakları ile önümüze getirilen Y-CHP’nin, Atatürkçü düşünce ve 6 Ok’la uzaktan yakından bir ilgisi kalmamıştır…

***

HDP, İstanbul, İzmir ve Adana’da büyükşehir belediye başkanlıkları için aday göstermeme kararı aldığını duyurdu.

Bu üç ile Ankara, Antalya ve Mersin de eklenebilir şeklinde açıklamaları da var.

Bu “özveri” karşılıksız mı acaba?

Ya da HDP’nin barajı aşması için CHP tarafından desteklenmiş olmasının karşılığı mıdır?

Y-CHP’nin 31 Mart 2019′da yapılacak yerel seçimlerde aday gösterdiği kişilerden, ABD projelerini destekleyici nitelikteki; eylem ve söylemlerinden örnekler vererek, yukarıdaki sorulara yanıtlar bulmaya çalışalım:

(Dipnotlar yazıdan fazla yer kaplayacağı için, geçen hafta kamuoyuna yansıyan söylemlerin bağlantılarını buraya koymuyorum. Merak edenler arama motorlarına aşağıdaki cümlelerin özneleri ile fiillerini birlikte tırnak içinde yazarak, çıplak gerçeği görebilirler.)

*İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığına aday olarak gösterilen Tunç Soyer; PKK hendek kazarken, araçlarını veren Sur Belediyesini, kardeş belediye ilan etmiş ve bu belediyeye kayyum atanmasını eleştirmiştir.

HDP Tunç Soyer’e destek veriyor.

*Kılıçdaroğlu’nun prenslerinden Gürsel Erol: “HDP’yi terör örgütü ile bağdaştıracak söylemi doğru bulmuyorum” diyor.

*FETÖ’nun savunucusu Sancaktepe Belediye Başkan Adayı Özgen Nama, CIA tarafından uydurulan ve Fetullahçılar tarafından sahneye konulan Ergenekon ve Balyoz davalarında varlığı kanıtlanmaya çalışılan hayali “Ergenekon Örgütü”nü, faili meçhul cinayetleri işlemekle itham etmiş ve peşinen TSK’nın kahraman subaylarını cinayet işlemekle suçlamış bir adamdır.

*Kadıköy Belediye Başkan Adayı Şerdil Dara Odabaş, PKK’nın terör eylemlerini “Kürt ulusal kurtuluş mücadelesi” olarak nitelemiş, Lice’deki PKK eylemlerini destekleyen “twit”ler atmıştır.

* HDP, CHP Adalar Belediye Başkanı Adayı Erdem Gül için “Bizim de adayımızdır” demiştir.

*Erdem Gül, HDP Eş Başkanlarının örgüt üyeliği, örgüte yardım ve yataklık etme, örgüt propagandası yapma suçlarından yargılanıp mahkûm edildiği (10) bugünlerde: “HDP’ye büyük haksızlık ediliyor. HDP seçmeni ve HDP meşrudur, gerçektir. Bu gerçeği HDP’yi kriminalize ederek, suçlu ilan ederek, eğip bükemezsiniz” demiştir.

*Kartal’da HDP’li Ayhan Bilgen aday gösterilmiştir.

*Mersin’de Y-CHP ile HDP ortak basın toplantısı düzenleyerek ortak bildiri yayımlamışlardır.

*KCK Yürütme Konseyi Üyesi Xebat Andok: “AKP-MHP’ye kaybettirmeyi temel strateji olarak belirlemek ve bunun için her türlü çabanın içinde olmak doğrudur” diyerek, HDP’nin CHP adaylarını desteklemesine veya kendi adamlarının CHP’den aday gösterilmesi stratejisine onay vermiştir.

*Beyoğlu Belediye Başkanlığı için 2018 Milletvekili Seçimlerinde DİĞER kategorisi altında oy alınan toplam 3.096 oyun (11) tamamı, ÖDP (Özgürlük ve Dayanışma Partisi)’nin (12) olsa bile; seçim sonuçlarına etkili olmayacağı son derece açık iken, 2014 yerel seçimlerinde Beyoğlu’nda sıfır oy alan (13) ÖDP’nin, Genel Başkanı Alper Taş’ı, CHP Belediye Başkan Adayı olarak göstermesi ayrı bir tuhaflıktır.

Yeri gelmişken, ÖDP’nin ABD’nin kara gücü olan PKK’nın kuyruğuna takılı olduğunu da hatırlatalım. (14)

*HDP’nin İzmir İl Eş Başkanı Kadir Baydur, Amerika’nın Sesi (VOA) radyosuna verdiği mülakatta: “Tunç Soyer’i destekleyeceğiz. Kararımız bu konuda net. Geçmiş pratiğini göz önüne alarak Tunç Soyer şahsında umudumuz var” demiştir.

Soyer, FETÖ’nün gazete ve TV’lerine operasyon yapılırken de güvenlik kuvvetlerini engellemeye kalkışanlar arasındaydı.

İzmir Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Tunç Soyer’i, HDP’nin övgüyle bahsettiği “geçmiş pratiği” nedeniyle eleştirebiliriz.

Onu, babasının (eski) Sıkıyönetim Savcısı olmasından ötürü eleştirmek haksızlıktır. Zira “Suçların ve cezaların şahsiliği” diye evrensel bir ceza hukuku ilkesi vardır ve bu çağdaş ilke bizim ceza hukukumuzda da yer almaktadır…

Atatürk ilkelerini ödünsüz savunan Vatan Partisi’ne Y-CHP’nin sürekli mesafeli davranması aslında yukarıdaki tuhaflığı bir ölçüde açıklamaktadır.

* HAS Parti’den CHP’ye transfer edilen ve halen PM Üyesi olan Zeki Kılıçarslan:

HDP ile ittifak yapmanın “milli bir görev ve milli bir politika” olduğunu söyleyerek, bu partinin önünün açılması gerektiğini savundu.

Bu son (Y-CHP/İyi P/HDP/ÖDP/FETÖ) seçim ittifakı hamlesi ile Dersimli Kemal; Cumhuriyetten, Cumhuriyet Halk Partililerden ve Atatürk ile İsmet Paşa’dan intikamını almış kabul edilebilir mi, bilemiyorum!..

Kuyruk acısına bakılırsa ihanetlerine bir süre daha devam edecek gibi…

***

2014 Yerel Seçimlerinde HDP’nin adayı olarak seçilen; daha sonra PKK terör örgütüne yardım ve yataklık yaptıkları, terör örgütleri ile iltisaklı oldukları için görevden alınan belediye başkanlarının akıbeti ile şimdiki adayların akıbetinin aynı olmayacağını kim garanti edebilir?

Üstelik bu defa böyle bir sonucu yaşamak için yeni kanıtlar aramaya gerek bile olmayacaktır.

Anayasa Mahkemesi tarafından HDP’nin kapatılması ve PKK terör örgütünün Meclisteki uzantısı olduğuna dair bir tespit yapılması durumunda, adı HDP ile anılan tüm belediye başkanlarının görevlerine son verilecek ve yerlerine KAYYUMLAR atanacağına kuşku yoktur.

(Beklentim bu yöndedir!)

Y-CHP, bu sonucu görmüyor mu yoksa göze mi alıyor?

Böyle bir durumun gerçekleşmesi halinde, Y-CHP’nin gösterdiği adaylara verilen oylar çöpe gitmeyecek mi?

Buna ilaveten, HDP’nin “onay” verdiği adaylara oy verenler, Devletin gözünde güvenilmez insan damgasını yemeyecekler mi?

Örgüt üyelerine ayrıcalık sağlayan “Seçimle gelenlerin seçimle gitmesi gerektiği” görüşünü ısrarla savunan Kılıçdaroğlu, böyle bir durumun söz konusu olması halinde, uluslararası kuruluşlara çağrı yaparak Türkiye’ye baskı yapılmasını mı isteyecektir?

Halktan umudunu iyice kesen Kılıçdaroğlu, olası bir ekonomik ve siyasi istikrarsızlık sonucunda, ABD ve AB’nin Venezuela’ya yapıldığı gibi yapmalarını mı beklemekte ve oluşacak kargaşa ortamından yararlanarak iktidara gelmeyi mi düşlemektedir?

Tabii ki, bu sorularının yanıtlarının da birileri tarafından verilmesi gerekmektedir…

***

Denebilir ki, alternatifsiz bırakıldıkları için aday gösterilen hainlere “tıpış tıpış” oy vermek zorunda kalan CHP seçmeninin, temel hak ve özgürlüklerden olan “Siyasi Hak ve Ödevleri” iyice parçalanmıştır.

CHP tabanının “Seçme ve Seçilme Hakkı” delege düzeni içerisinde elinden alınmış, geriye bir tek siyasi katılımı olmadan “gösterilen adaylara oy verme ödevi” bırakılmıştır…

Ekmeleddin İhsanoğlu’nun aday gösterildiği Cumhurbaşkanlığı Seçimleri bunun tipik örneğidir.

Meral Akşener direnmeseydi, önceki Cumhurbaşkanlığı Seçimlerinde Dersimli Kemal’in çatı adayı olarak göstermeye çalıştığı Abdullah Gül’e oy verme mecburiyetinde kalacağımıza en ufak bir kuşku bulunmamaktadır…

Bütün bu eylem ve söylemleri “hayra yoran” bonzainin etkisinden kurtulamamış “rüya tabircilerine” ise gerçekleri anlatmak imkânsızdır.

Bu nedenle, Y-CHP’yi iyice dibe vurmadan, CHP’yi yüzeye çıkartmak mümkün görülmemektedir…

 Av. Cemil Can

 

DİPNOTLAR:

 

(1) 10 Aralık Haraketinin önde gelenleri: Akıl hocası olarak bilinen ve CHP adına anayasa taslağı hazırlayan Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu CHP Milletvekilidir, Prof. Dr. Burhan Şenatalar hareketin sözcüsü iken, daha sonra CHP Parti Meclisi Üyeliğine seçilmiştir, Oğuz Kağan Salıcı CHP Milletvekili seçildi ve Örgütlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcılığına getirildi, Canan Kaftancı halen İstanbul İl Başkanıdır, Süleyman Çelebi de hareketin sözcüsüydü, CHP’den 24. Dönem İstanbul Milletvekili seçilmişti…

 

(2)10 Aralık Hareketi Sözcüsü Burhan Şenatalar’ın imzasıyla yayınlanan 27.07.2007 tarihli ve ”Solda Kapsamlı bir Yenilenme Süreci Zorunlu” temalı bildiride:

“Sorun sosyal demokrat olma iddiasını taşıyanlarınifade ve örgütlenme özgürlüğü konularında,Kürt sorunu konusunda tutucu bir çizgiye kaymış olmalarıdır. Sorun toplumun siyasete en geniş ve etkin biçimde katılımını savunmak yerine bazen açık, bazen kapalı biçimde ordunun siyasete müdahalesini savunmaktır. Sorun özgürlükçü, katılımcı, eşitlikçi bir vizyon ve buna uygun politikalar geliştirmek ve ortaya koymak yerine sadece laiklik ve cumhuriyet temalarına kilitlenmektir. Sorun yoksulların, yoksunların, ezilenlerin ve emekçi sınıfların haklarını savunmak yerine büyük sermayeden icazetbeklemektir” denmektedirler.

http://www.hurriyet.com.tr/solda-10-aralik-hareketi-7045371

 

(3) https://docplayer.biz.tr/15085961-20-soruda-anayasa-degisikligi-10-aralik-hareketi.html

 

(4) http://www.chp-muhalefethareketi.biz.tr/2014/12/ozerklige-dogru-tam-gaz/

 

(5) NED (National Endowment for Democrasy/Demokrasi için Ulusal Yardım): ABD Kongresinin denetim ve gözetimi altında 1983 sonlarında yasayla kuruldu. Hemen ardından NED’e bağlı çekirdek örgütler oluşturuldu: Yabancı ülke insanlarına ve partilerine ortadan ve sağdan yaklaşmak üzere ABD’nin Cumhuriyetçi Partisi tarafından IRI (International Republican Institute) adında bir örgüt, soldan yaklaşmak üzere Amerikan Demokrat Partisi tarafından NDI (National Democracy Institute) adında ikince bir örgüt oluşturuldu. İş yaşamı ve ticaret erbabı ile ilişki kurmak üzere, Amerikan Ticaret Odasınca CIPE (Center for International Private Enterprise/Uluslararası Özel Girişimciler Merkezi) adı verilen üçüncü örgüt kuruldu. Amerika’da faaliyet göstermeleri yasak olan bu örgütlere; siyasal eğitim, parti içi eğitim, seçmen yönlendirme eğitimi, anayasa yapımcılığı, yerel yönetimlerde özelleştirme, sivil toplum örgütlerinde ve genel seçimleri denetleme girişimlerinde rastlıyoruz. (GAO/NSIAD-86-185 The National Endowment for Democracy, p.23-24)

 

“1980′li yılların operasyonları ile güçlenen ve 1990′dan sonra Doğu Avrupa’dan Asya’ya ve Afrika’dan Ortadoğu’ya doğru genişleyen Amerika’ya bağlı demokrasiler kurma işinin merkezinde yeni özel birimler oluşturulmaya başlandı. 1994′te tüm bilgilerin toplanarak değerlendirmek üzere kurulan IFDS (The International Forum for Democratic Studies/Demokratik İncelemeler için Uluslararası Forum) Bu örgüt aynı zamanda kendisine yakın kişi ve kurumları ilişkilemek üzere konferanslar düzenlemeyle başladı.” (Sivil Örümceğin Ağında, Mustafa Yıldırım, s.27-28)

 

(6) https://www.memurlar.net/haber/210159/kemal-kilicdaroglu-soroscu-olmakla-suclanan-tesev-in-183-nolu-kurucu-uyesi-cikti-iste-vakif-senedi.html

 

(7) http://tesev.org.tr/tr/

 

(8) https://www.opensocietyfoundations.org/explainers/open-society-foundations-and-george-soros/tr

 

(9) http://www.bbc.co.uk/turkish/europe/story/2005/11/051122_ukraine_orange.shtml

 

(10)Eski Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Gülten Kışanak 14, DBT Eş Genel Başkanı Sebahat Tuncel 15 yıl hapis cezasına çarptırıldı.

https://www.aydinlik.com.tr/gultan-kisanak-ve-sebahat-tuncel-e-hapis-cezasi-turkiye-subat-2019-1

 

(11) https://www.sabah.com.tr/secim/24-haziran-2018-secim-sonuclari/istanbul-beyoglu-secim-sonuclari

 

(12) http://www.secim-sonuclari.com/ozgurluk-ve-dayanisma-partisi.parti

 

 

(13) https://secim.haberler.com/2014/beyoglu-secim-sonuclari/

 

(14) https://www.aydinlik.com.tr/odp-li-alper-tas-in-kurdun-devlet-ozlemini-anlamamak-abestir-sozleri-ozgurluk-meydani-ekim-2017