Biz kazanacağız!..
TwitterFacebookGoogleYouTube

MUHALEFET=KONU MANKENİ!..

ysk_karari

YSK’nın 250 sayfalık kararını okuduktan sonra, 23 Haziran akşamı yaşanacakları görür gibi oldum.

Biraz sonra anlatacağım.

Benim gibi düşünen çok kişi ile konuştum.

İmamoğlu için:

“Seçimi kazanabilir ama mazbatayı alamaz” diyenler çoğunlukta…

Nedenini şöyle açıklıyorlar:

AKP, İstanbul’dan vazgeçemez.

Ankara’yı da yağmalamışlar ama İstanbul başkadır…

İstanbul’da korkunç rant var…

***

Bu defa ne bahane ileri sürecekler bilemem!

Hangi gerekçe ile seçimleri iptal edecekler?

Bu konularda fikir yürütmek çok zor.

Bu defa Şeytanın aklına gelmeyecek olaylar yaşayabiliriz.

Aklıma bir şey gelmiyor doğrusu.

Benim gibi düşünenlerin de gelmiyor belli ki.

“Kesin bir şeyler yapılmıştır” gibi bir şeyler yapılacak gibime geliyor!..

***

En köklü çözümü biliyorum.

Söylesem ciddiye alınır mı bilmem.

Söylüyorum işte:

İstanbul için ülkeyi savaşa sokmaya değmez.

Olağanüstü hal ilanı da gerekmez.

Bu iş Reis’in iki satırlık yazısı ile çözülür:

Çıkartsın bir Kanun Hükmünde Kararname; bağlasın İstanbul Büyükşehir Belediyesini kendisine.

Olsun bitsin.

Hiç değilse hukuka olan güven zedelenmez…

***

Bu çözüm karşısında muhalefet ne yapabilir?

Bir ihtimal, o kararnamenin iptali için Anayasa Mahkemesi’ne başvururlar.

Yürütmenin durdurulması isteminde de bulunur mutlaka.

Sonunda; Kararnamenin Anayasa’ya aykırı olmadığına karar verilir…

Ardından:

“Çete” sözcüğü ile süslenmiş bir iki sert cümle.

Hepsi o kadar.

Belki, Ankara’dan İstanbul’a bir defa daha yürünür.

Yolların yürümekle aşınmayacağı bir kez daha görülür..

Ortalık durulur…

***

AKP’nin başvuru dilekçesinde neleri ileri sürdüğünü gerekçeli karardan öğrendim:

Seçimim neticesine müessir olaylar ve haller sebebiyle, seçimlerin iptali ile yenilenmesini” istemişler meğer.

Yüksek Seçim Kurulu 250 sayfalık kararında bir satır bu konuya ayırmamış.

Hangi olaylar seçimin sonucuna etki etmiş, tespit edilememiş!

Yüksek Seçim Kurulu’nun derdi:

“Kanun ve usule aykırı tüm işlemlerin seçimin sonucunu doğrudan şüphe altında bırakacak nitelikte etki yaptığından ve seçimlerin dürüstlüğüne gölge düşürdüğünden, kamuoyu vicdanının seçimlere yönelik güven duygusunun devamı için …seçimlerin iptalinin gerekli olduğu…” imiş…

YSK bir yargı organı değil.

Ama kararları kesindir.

Üyeleri yüksek yargıçlardan oluşuyor ama kanıtlara göre değil, “şüphe” üzerine karar verebiliyorlar.

Yukarıdaki cümleyi gerekçeli karardan aldım.

İnanmayan aşağıdaki (1) nolu bağlantıyı açıp baksın…

Gördüğünüz gibi Kurulun korumak istediği değer:

Güven duygusunun devamı” imiş!

Peki, seçimi iptal ederek, seçimlere yönelik güven duygusu pekiştirildi mi?

Bu soruyu herkes kendine sorsun, yanıtını yine herkes kendine verecek!..

***

Bunlar ne ki? YSK daha ne cevherler yumurtlamış:

Gerçek durumu tespit edilemeyen 300 binden fazla şüpheli oy kullanıldığı”nı anlamışlar.

Hem gerçek durumu tespit edememişler, hem de bu oyların şüpheli olduğunu anlamışlar, iyi mi?

Ne akıllı adamlar ama!

Peki, diğer şüpheli olmayan oyların gerçek durumunu, yani şüpheli olmadıklarını nasıl anlamışlar acaba?

Bu konuda akla yatkın ve seçmenin anlayabileceği basitlikte bir şeyler söylemek gerekmez miydi?

Eskilerimizin:

“Zırva tevil götürmez” derlerdi… (2)

Bu yüzden olsa gerek, ayrıntıya girilmemiştir…

***

YSK kararının Değerlendirme Bölümü’nde:

“13 Mart 2018 tarihindeki kanun değişikliğinden sonra Türkiye’de iki seçim yapılmıştır. Bunlardan ilki 24 Haziran Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekilliği seçimidir. Bu seçim sonucunda sandık kurulu başkanlarının kanuna aykırı olarak belirlendiği yolunda bir itiraz intikal etmediğinden, Kurulumuzca bu konuda bir değerlendirme yapılmamıştır” denilmiştir.

Bu cümleleri okuyanlar da sanır ki, bu yönde bir itiraz gelseydi gereği yapılacaktı.

Halbuki AKP’nin başvurusundan sonra, CHP de aynı (sandık kurullarının yasaya aykırı olarak oluşturulduğu) gerekçesiyle İstanbul’daki; ilçe belediye başkanlıkları, belediye meclis üyelikleri ve muhtar seçimlerinin de iptali için başvuruda bulunmuştu.

Bu başvuru reddedilmiştir.

Bu karar ortada dururken, Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçiminin iptaline gerekçe yazmak kolay değildir tabii…

***

İşin bir diğer ilginç yanı aynı seçim kurullarının 24 Haziran Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekilliği Seçiminde görev yapmış olmasıdır.

Bu karara göre, o seçimlerin de iptali gerekir.

Bunun için kimsenin başvuruda bulunmasına gerek yok.

YSK, görevi gereği re’sen bu incelemeyi yapabilir…

YSK’nın dayandığı “…kanuna aykırı olarak belirlenen sandık kurulu başkanlarının yaptıkları iş ve işlemlere itibar edilemeyeceği, bu durum sonuca etkili kabul edilmiştir” gerekçesine göre, Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekilliği seçimleri kesinlikle geçersizdir…

Demek istiyorum ki; Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekilliği seçimleri de yenilenmek zorundadır!..

Karar öyledir…

***

Beşi siyasi parti temsilcisi 7 üyeden oluşan sandık kurullarında; başkanın kamu görevlisi olmamasının seçimin sonucunu nasıl etkilediği açıklanamamıştır.

Siyasi iktidar tarafından oluşturulan ilçe seçim kurulları ile iktidarın atadığı kaymakamların hazırladığı ve seçimlerin iptaline neden olabilecek sandık kurulu başkanlarının bir kısmının kamu görevlisi olmaması şeklindeki usulsüzlük nedeniyle, hakkında işlem yapılan kaymakam ve hâkim var mıdır?

Bekleyelim bakalım olacak mıdır?

Bu durumda şunu söylemek mümkündür:

Siyasi iktidar kendi hukuka aykırı işleminin sonucundan yararlanıyor, muhalefet ise bu durumun meşrulaşması için konu mankenliği yapıyor…

Cemil Can

 

DİPNOTLAR:

  1. https://www.ntv.com.tr/galeri/2019-yerel-secim/ysknin-gerekceli-kararinin-tam-metni,eooQgzCg7Eyf3LqQxwgrOA/vtvdIFEAhkiv_NySWXzgYw

 

  1. https://www.atasozlerianlamlari.com/Harf/Z-27/Atasozu/zirva-tevil-goturmez/

 

SELAMETLE!..

görev emri_1

 

16 Mayıs 1919 günü İstanbul’dan denize açıldılar.

Bandırma Vapuru ile Samsun’a doğru 3 gün sürdü yolculukları.

Karadeniz’in dalgaları; 24 er ve erbaş ile 22 subaydan oluşan karargâhı, bebek gibi korudu, geceleri hırçın dalgaların kollarında sallandılar.

19 Mayıs’ta Samsun’dan başladıkları büyük yürüyüş; 3 yıl, 3 ay, 23 gün sonra İzmir’de noktalandı.

Başımızda Çanakkale Kahramanı Mustafa Kemal Paşa vardı.

Yemin ederim ben de aralarındaydım!

Onlar göçüp gitti bu dünyadan ben kaldım…

 

***

 

Aylardır konuştuğumuz “beka sorunu” biz Türkler için 1919′da gerçekten vardı.

Beka” sözcüğünün, 1 ve 9 rakamları olmadan yapılan tarifi, yeterli olamaz artık.

Umumi manzara” tam da Paşanın anlattığı gibi korkunçtur yine:

O günlerde; yoksulluk, hastalık ve hayal kırıklığı kartopu gibi büyüyerek üzerimize geliyordu.

16 Mayıs günü, galip devletlerin savaş gemileri İstanbul Boğazı’nda gövde gösterisi yaparken, Paşa kurtuluş için bir yol arıyordu.

Anadolu’ya geçmek için durmadan kafa yoruyordu.

İngilizlerin öncülüğünde hareket eden İşgal Kuvvetlerinin, Sevr Anlaşması ile yetinmeyeceğini çok iyi biliyordu.

Kimi zaman “Mülk”, bazen de “Devlet” olarak tarif edilen Saltanatı kurtarmak için, Padişaha öneri üzerine öneri geliyordu…

O da çaresizdi kuşkusuz!..

 

***

 

O günlerde, Doğu Karadeniz Bölgesi’nde Pontus Çeteleri azdırılmıştı.

Arkalarında kimler vardı biliyorduk.

Türk köylerine saldırıyor, sivil halkı katlediyorlardı.

Topal Osman gibi az sayıda yerel direnişçi, bu çetelerle baş etmeye çalışıyordu.

İstanbul’a demir atan İşgal Kuvvetleri Komutanlığının, bu durumu “asayişsizlik” olarak değerlendirip, işgali genişletmeyi planladığı açıktı.

Orduların terhisini bile kabul eden Osmanlı Hükümeti, elindeki az sayıda jandarma ile güya asayişi sağlayabilecekti.

Aksi halde; asayişsizlik yaşanan ve Gayrimüslimlerin can güvenliği bulunmayan her yer işgal edilecekti.

Karadeniz için Samsun Limanında bir gemi dahi hazırda bekliyordu…

 

***

 

İstanbul Hükümeti, “Devlet”i kurtarmak için en parlak subayını göreve çağırdı.

Mustafa Kemal Paşa’dan, Müslüman yerel direnişçileri etkisiz hale getirmesi istendi.

Paşa, bu işe pek sevindi!

Aklından geçenleri hayata geçirebilirdi artık.

“Emriniz başım üstünedir” dedi.

Görev emrinin yazılmasına bizzat katıldı:

Harbiye Nazırı Abuk Ahmet Paşa ve Genelkurmay İkinci Başkanı Kazım Paşa ile birlikte hazırladıkları fermanda yazılı yetkileri, olabildiğince geniş tutmaya çalıştılar.

Harbiye Nazırı, taslağı imzalamaya çekindi:

“Padişah bunu benim hazırladığımı öğrenirse kellemi uçurur” dedi.

Mührü masanın üzerine bırakıp, dışarı çıktı.

“Siz mührü basarsınız” diye de yol gösterdi…

Paşalar, mührün üstündeki imza yerine “selametle” yazdılar…

 

***

 

Bu nedenle, o fermanda Ahmet Paşa’nın imzası yoktur.

Padişahın onaylaması ile “irade-i seniyye” ortaya çıktı.

Mustafa Kemal Paşa artık 9. Ordu Müfettişidir.

Görevi:

Türk çetecileri” etkisiz hale getirmektir!..

Moda deyişle söylüyorum:

“Burası çok önemlidir”!..

9. Ordu Müfettişliğine verilen görevler arasında: Anadolu’daki dağıtılmamış orduları dağıtmak, silahları toplamak ve direniş şuralarını kapatmakda vardı…

 

***

 

İşgal Kuvvetleri Komutanlığı Mustafa Kemal’den şüphelendi.

Ama biraz geç kalmışlardı.

O, arkadaşları ile birlikte Karadeniz’e çoktan açılmıştı.

Karargahı denizde batırmayı düşündüler.

Paşa haberi aldı, Bandırma Vapurunun kaptanına sahile yakın yüzme emrini verdi.

Bir şey olmadı…

Samsun’daki komutana tevkif emri verdiler; siyah kalpaklı Kuvayı Milliyeciler anında limana yığıldılar.

Onu da başaramadılar….

 

***

 

İşin rengi belli olmuştu artık…

Paşa da kafasında yoğurduğu fikirleri bir sıraya koyup uygulamaya başladı:

Türk çetecileri etkisiz hale getirme yerine, tam aksini yaptı.

Onlara vatanı ve milleti savunma görevini verdi…

Kelleyi koltuğu aldığı buradan belli değil mi?

Askeri ve Mülki amirlerle irtibatını hiç kesmedi; sürekli fikirlerini sordu, onları aydınlattı.

Telgraf hatlarını örümcek ağı gibi kullandı.

Halkı, işgale karşı direnmeye çağırmakla kalmadı, müdafaayı hukuk cemiyetlerini Anadolu ve Rumeli Müdafaayı Hukuk Cemiyeti çatısı altında topladı.

Türk halkı, yavaş yavaş örgütleniyordu, örgütün bir de başı vardı…

 

***

 

Mustafa Kemal Paşa, Kurtuluş Gününe kadar en kritik görevleri, padişahımız efendimizin etkisiz hale getirilmesini buyurduğu o, eşkıya denen çetecilerle yürüttü.

Onları yüreklendirdi, aydınlattı ve örgütledi…

Türk halkını onun duruşu ayağa kaldırdı…

 

***

 

Sonrası tarih kitaplarından öğrendiğiniz gibidir:

Sevr haritası yırtılıp tarihin çöplüğüne atıldı.

Misakı Milli ile çizilen yeni Türkiye Haritası Lozan’da masaya sürüldü.

Kibirli diplomatların “restleri” görüldü.

Osmanlı’nın küllerinden doğan Türkiye Cumhuriyeti adlı yeni devleti, bütün dünya tanımak zorunda kaldı.

Yemin ederim; o günün koşullarında, bu kadarı olabileceklerin en fazlasıydı…

 

***

 

Aradan tam olarak bir asır geçti.

ABD öncülüğündeki emperyalistler; yine gözlerini Anadolu’ya ve Mavi Vatanımız üzerine diktiler.

On yıllar içerisinde devşirdikleri hain işbirlikçileri, PKK adı altında toplayıp, “kara gücü” yaptılar.

Kurtuluş Savaşı’nda omuz omuza çarpıştığımız Kürtlerin torunlarını aldatıp, üzerimize saldılar.

Yüce dinimizi, emperyalizmin eline silah olarak veren ve Türk halkının dini duygularını alabildiğine sömüren Fetullah Gülen gibi din adamları yetiştirdiler.

Sonra bu kuvvetleriyle, Ordumuza ve yurtsever aydınlarımıza kumpaslar kurup, darbe yapmaya kalktılar.

Özetle:

100 yıl önceki düşmanlarımız yine sahne aldılar…

 

***

 

Doğu’da “Ermeni Devleti”, Güney Doğu’da “Bağımsız Kürdistan”ı kurmaktan hiç vazgeçmediler.

Doğu Akdeniz’de münhasır ekonomik bölgemizde hidro-karbon kaynaklarını arayan koalisyon, 100 yıl önce “kapitülasyon” imtiyazı olan asalaklardan farklı değildir.

Ege’de adalarımızı işgal ettirenler, GKRY’yi AB’ye kabul edip düşman cephesini genişletenler, Lozan’daki taleplerimizi ceplerine atanların torunlarıdır.

İşin kötü yanı, düşmanla işbirliği içerisinde olanlar 1919′dan daha fazladır…

 

***

 

Bugünkü “beka sorunumuz” 100 yıl öncekinden daha risklidir.

O gün başımızda Mustafa Kemal Paşa vardı.

Bugün “Allah’a emanet” bir hükumet.

17 yıldır varlık gösteremeyen Ana muhalefet ise kitlelere güven vermiyor.

Yavru muhalefet, iktidar partisine monte olmuş; ne yaptığını kendi bile bilmiyor…

 

***

 

Neyse ki, yeterli tecrübemiz ve bir de rehberimiz var.

Tek sermayemiz de bu değil mi?

Daha önce gittiğimiz yoldan yürüyerek, evvel Allah ikinci kurtuluşumuzu da gerçekleştireceğiz.

Araçlarımız sık sık arızalansa da aldırış etmeyeceğiz.

Yürüyerek başlıyoruz:

Dağ başını duman almış/Gümüş dere durmaz akar/Güneş ufuktan şimdi doğar/Yürüyelim arkadaşlar/Sesimizi yer gök su dinlesin/Sert adımlarla her yer inlesin, inlesin”…

 

Cemil Can

 

 

 

 

 

 

 

YSK’NIN “FONKSİYON GASBI”!..

hukuksuzluğun karşısındayız_2

 

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimlerinin Yüksek Seçim Kurulu (YSK) tarafından iptal edilmesi üzerine başlayan tartışmalar bitecek gibi değil.

 

YSK kararının gerekçesi tatmin edici bulunmuyor.

 

Kurul, sandık kurulları üyelerinin kamu görevlilerinden seçilmemiş olmasını, seçimlerin iptal nedeni kabul etmiş, fakat bu durumun ne şekilde seçim sonuçlarını etkilemiş olduğunu açıklayamıyor.

 

Açıklamak bir yana, bu konuda elinde hangi kanıtlar olduğunu bile söyleyemedi.

 

3 valiz içerisinde getirilen belgelerin ne olduğunu getiren bile bilmiyor!

 

Zor duruma düşürülen YSK’yı, TV kanallarında yandaş yazarlar savunmaya çalışıyorlar.

 

Saçmaladıkça daha çok batıyorlar tabii ki…

 

Madem seçimlerin iptalini gerektirecek bir kanunsuzluk hali vardı; neden ilçe belediye başkanlıkları, belediye meclis üyeleri ve muhtarlık seçimleri de iptal edilmedi?

 

İptal edilen Büyükşehir Belediye Başkanlığı oy pusulaları da aynı zarftan çıkmadı mı?

 

Pusulaların üçünü geçerli, birini geçersiz hale getiren olgu nedir?

 

YSK, bu soruyu yanıtsız bıraktıkça, haklı olarak tartışmalar da sürüp gidecektir…

 

***

 

Yandaşların en çok sarıldıkları gerekçe: Diğer üç seçim için itiraz edilmediğidir.

 

Bir bakıma, YSK’nın itiraz edilmeyen konuları kendiliğinden inceleyemeyeceğini vurguluyorlar.

 

Bugünkü yazımızın asıl konusu bu husus olsun.

 

CHP Milletvekili Muharrem Erkek bütün seçimlere itiraz ettikleri gibi, aynı sandık kurullarının Cumhurbaşkanlığı seçiminde de görev yaptığını ileri sürüp, o seçimin de iptalini istedi…

 

Belki geç kalındı ama haksız da sayılmazlar.

 

YSK’yı kendi mantığı ile köşeye sıkıştıran bu çıkış karşısında, nasıl bir karar verileceğini tahmin etmek bile imkânsız değil…

 

Reis, Birlik Vakfı’nın iftarında:

 

“YSK onlar da sağ olsun haklı kararımızı teyit ettiler” diyerek (1) bu konularda tek karar verici olduğunu ağzından kaçırdı.

 

Anlaşılıyor ki, YSK, Reis’in kararını teyit etti!..

 

YSK, onay makamı haline getirildi mi sonuç bellidir…

 

***

 

Gelelim asıl konuya:

 

YSK, itiraz konusu edilmeyen hususları re’sen inceleyebilir mi?

 

İnceleyebilir ve incelemelidir tabii…

 

Seçimlerin “kamu düzeni(2) ile ilgili olduklarına şüphe yok.

 

Doktrinde farklı anlatımlarla tanımlanan kamu düzenini, Yargıtay ihlal eden olgular üzerinden tanımlamış:

 

“Ahlak ve dürüstlük kurallarını toplumun temel ilke ve yargılarını adaleti, ahlak anlayışını Anayasada yer alan temel hakları ciddi şekilde sarsan ve aykırılık oluşturan olaylar kamu düzenini ihlal eden olgulardır.”

 

YSK’nın kararını, kamu düzeni ölçeğinde tartışmak mümkündür.

 

O, şimdilik ayrı bir başlık olarak kalsın.

 

Bundan başka bir tuhaflık daha vardır:

 

4. madde Kurulun 7 asıl 4 yedek üyeden oluştuğunu söylüyor. (4)

 

Karar 7’e 4 çoğunlukla alındığına göre; iptal kararının alındığı toplantıya yedek üyeler de alınmış.

 

Bu durumda yedek üyeler de “asıl” üye olarak görev yapmışlar.

 

Yasa koyucu “asıl” üye, “yedek” üye ayırımını neden yapmış?

 

Son derece açıktır ki, asıl üyeliklerde boşalma veya mazeret nedeniyle toplantıya katılamama söz konusu olursa yerlerine sırayla yedekler çağrılır.

 

YSK uygulama ile kanunun içeriğini değiştirmiştir.

 

Bir bakıma Yasa Koyucu yerine geçmiştir.

 

Bunun adı “fonksiyon gasbı”dır.

 

Bu durumun bir an evvel bir yargı organında tespit ettirilmesi şarttır.

 

Verdikleri karar yok hükmündedir.

 

***

 

Şimdi de YSK’nın kamu düzenine aykırılık teşkil eden bir olguyu kendiliğinden ele alıp alamayacağını inceleyelim…

 

Öncelikle YSK’nın görev ve yetkilerinin nelerden ibaret olduğunu görelim:

 

YSK’nın görev ve yetkileri 7062 Sayılı Yasanın 6. maddesi ile 298 Sayılı Yasanın 14. maddesinde sayılmıştır. (3)

 

Seçimin dürüstlüğü ile ilgili bütün işlemleri yapmak ve yaptırmak, seçimin sonucuna etki edecek bütün yolsuzlukları inceleyip karara bağlamak, YSK’nın başlıca görevidir.

 

Temel ölçü; yapılan yolsuzluğun seçimin sonucuna etki edip etmediğidir.

 

O halde, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimine etki eden yolsuzluğun -her ne iseler- ilçe belediye başkanlıkları, belediye meclis üyelikleri ve muhtar seçimlerine nasıl etkisiz olduğu açıklanmalıdır…

 

YSK, kamu düzeni ile ilgili konularda şikâyet edilip edilmediğine bakmaksızın kendiliğinden gerekli incelemeyi yapıp, karara bağlamakla görevlidir.

 

Seçim sonucuna etki eden yolsuzluk ortaya çıkartıldıktan sonra, YSK bir bütün halinde bu yolsuzluğun sirayet ettiği diğer seçimleri de iptal etmek zorundadır.

 

Aksi halde, yolsuzluk yapılan seçimleri onaylama makamı durumuna düşer…

 

***

 

Kamu düzeni ile ilgili konularda yargı organları tarafların talepleri ile bağlı değildir:

 

Çocuğun velayeti ve iştirak nafakası ile ilgili bir konuda Aile Mahkemeleri, tarafların anlaşmalarına uymak zorunda değildir; kamu düzeni ile ilgili olduğu için, hâkim kendiliğinden araştırma yaparak, çocuğun yararını gözetecek şekilde, vicdanına göre kararını vermektedir.

 

Mülkiyet hakkı, en fazla korunan hak olmasına rağmen, “kamu yararı” söz konusu olduğunda, kamulaştırma yapılarak bu hakka kolaylıkla el atılabilmektedir.

 

Bu örnekleri çoğaltmak mümkündür.

 

Bir çocuğun velayet ve nafaka durumunu, kamu düzeninden kabul eden yasa koyucunun, 22 milyondan fazla çocuğun geleceğini ilgilendiren seçimleri kamu düzeninden saymaması düşünülemez.

 

Dolayısıyla, YSK seçim sonuçlarına etki eden bir yolsuzluk tespit etmişse, bu yolsuzluğun sirayet ettiği diğer seçimleri de iptal etmek zorundadır.

 

Ya da bu yolsuzluğun diğer seçimlere neden etkili olmadığını açıklamalıdır…

 

***

 

Vatandaşların, adalete ve demokrasiye olan inancının sarsılmaması gerekir.

 

Bu yüzden YSK, seçimleri; tarafsız, şeffaf ve güvenilir bir şekilde yapmak zorundadır.

 

Tüm oyların adil ve tarafsız bir şekilde değerlendirildiğine olan inancın sarsıldı mı, demokrasiye olan inanç sarsıldığı gibi Devlete olan güven de zedelenir.

 

Böyle zamanlarda, düşman devletler bizim seçimlerle ilgilenmeye başlayarak, birlik ve beraberliğimizin bozulması için ellerinden geleni yaparlar…

 

Herkes aklını başına devşirmelidir.

 

Başka Türkiye yok…

 

Av. Cemil Can

 

DİPNOTLAR:

 

(1) https://www.milligazete.com.tr/haber/2500369/cumhurbaskani-erdogan-ysk-sagolsun-kararimizi-teyit-ettiler

 

(2) https://www.hukukdershanesi.com/wp-content/uploads/2018/06/Kamu-D%C3%BCzeni-Kavram%C4%B1.pdf

 

(3) 7062 Sayılı Yasa:

MADDE 6- Kurulun görev ve yetkileri şunlardır:

a) Seçimlerin başlamasından bitimine kadar, seçimin düzen içinde yönetimi ve dürüstlüğüyle ilgili bütün işlemleri yapmak veya yaptırmak, seçim süresince ve seçimden sonra seçim konularıyla ilgili bütün yolsuzlukları, şikâyet ve itirazları incelemek ve kesin olarak karara bağlamak,

d) Bu Kanunun uygulanmasına ilişkin konular ile görev, yetki ve sorumluluk alanına giren hususlarda prensip kararları almak ve diğer düzenlemeleri yapmak,

298 Sayılı Yasa

MADDE 14-

9. Seçimlerden sonra, kendisine süresi içinde yapılan, seçimin sonucuna müessir olacak ve o çevre seçiminin veya seçilenlerden bir veya birkaçının tutanağının iptalini gerektirecek mahiyette itirazları, altkurullara yapılan itirazların silsilesine ve sürelerine uygunluğunu araştırmaksızın inceleyip kesin karara bağlamak,

http://www.ysk.gov.tr/tr/ysk-gorev-ve-yetkileri/1493

 

(4) MADDE 4 – (1) Kurul, yedi asıl ve dört yedek üyeden oluşur. Üyelerin altısı Yargıtay, beşi Danıştay Genel Kurullarınca kendi üyeleri arasından gizli oyla ve üye tamsayılarının salt çoğunluğuyla seçilir.

 

“GÖNÜLLER HUZUR BULACAK”!..

Cemaatler

Reis, dayanamadı sonunda konuştu.

Bu defa Cumhurbaşkanlığı sıfatıyla değil tabii.

Genel Başkan sıfatıyla uyardı:

Dünyanın bir çok yerinde yarım puan bir puan olduğu yerlerde bile seçimler bile yenilenmiştir. Niye? Gönüller huzur bulacak” dedi…

Mesele bu kadar basittir yani.

Gönüller huzur bulacak, o kadar!

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimleri yenilenip, sonuçlar açıklanınca, AKP’nin adayı bir puan fark ile seçimleri kazanırsa, gönüller huzur bulabilecek mi, yoksa seçimler tekrar yenilenecek mi?

Bence o zaman gönüller huzur bulacak!

Belediye işi gönül işi”dir.

Diyelim ki, seçimler tekrar yenilendiler.

Bu defa da CHP’nin adayı yarım puanı ile seçimleri kazanırsa ne olacak?

Gönüllerin huzur bulmayacağı kesindir.

Tekrar seçimleri yenilemek gerekecektir!..

Ne zamana kadar mı?

Gönüller huzur bulana kadar elbette ki…

Belediye işi gönül işidir…

***

Bugün hangi gönüller huzursuzdur acaba?

Dilerseniz bir de ona göz atalım:

Sözcü gazetesinden Çiğdem Toker’in 28 Ocak 2019′da yazdığı hususun (1)üzerinde o gün gereği gibi durulmadı.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin tanıdık vakıflara aktardığı kaynak toplamının; 847 milyon 592 bin 858 lira, 27 kuruş olduğunu açıklamıştı.

Şimdi o yazının değeri daha iyi anlaşılıyor.

Halkın paralarının hangi vakıflara aktarıldığını önemseyenler, (1) nolu dipnotu “tıklayıp” okusunlar.

Gönüllerinin huzur bulacağına kalıbımı basarım!

Diğerleri için bir şey diyemeyeceğim, zira onların gönülleri bu şekilde huzur bulamaz.

Toker, 30 Ocak 2019 tarihli yazısını (2) da bu konuya ayırmıştı.

O yazının da okunmasında yarar var.

Gönlü huzur bulamayanları rakamlarla anlatıyor.

Ne kadar da fazlaymışlar:

Evet şu bildiğiniz meşhur vakıflara aktarılan paraları kuruşu kuruşuna yazıyor.

Meğer, Milletten toplanan vergilerle beslenen o vakıfların ticari faaliyetleri de var.

Bu vakıflar, ticari faaliyetleri nedeniyle vergi mükellefi olmaları gerekirken; hükümetimiz tümüne vergi muafiyeti tanımış.

Hem vergilerle besleniyorlar, hem vergi vermiyorlar…

İyi mi?

Vergi muafiyeti tanınan vakıfların sayısı çok fazla değilmiş, 265 kadar varlar.

Yetmezmiş gibi bir de protokole dâhil edilmişler.

Resmi protokol listesinin 18. sırasını onlara ayırdılar….

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığını Ekrem İmamoğlu kazanınca; vakıflar, arpalarının kesilme tehlikesi ile karşı karşıya kaldılar.

Birkaç tanesinin ismini veriyorum, diğerlerini (2) nolu dipnottan siz bakarsınız artık.

TÜRGEV, TÜGVA, ENSAR VAKFI, Önder İmam Hatipliler Vakfı, Okçular Vakfı vb…

Say sayabildiğin kadar.

İmamoğlu, bu vakıflara yapılan parasal desteği keserse, gönülleri huzur bulabilir mi?

Bulamaz elbette!

Bu nedenle de mutlaka İstanbul seçimleri yenilenmelidir derim…

Benimki de çözüm işte!

***

Alın size gönlü huzur bulamayan birileri daha:

Antalya’nın Demre İlçesi Belediye Başkanlığını İyi Parti Adayı Okan Kocakaya kazandı.

Başkan Kocakaya ile bir bankamatik memuru arasında geçen konuşma gazetelerde birinci sayfadan yayınlandı.

Dinleyelim bakalım ne konuştular:

Başkan: Nerede çalışıyorsun?

Memur: Ben mi.. Bilmiyorum!

Başkan: Hiç işe gelmiyorsun.

Memur: Beni kimse aramadı ki.

Başkan: Maaşını alıyorsun ama.

Memur: Evet, maaşımı alıyorum…

***

Bankamatik memurlarından İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde kaç tane var biliyor musunuz?

Ben de bilmiyorum.

Ne yazık ki, Başkan Ekrem İmamoğlu da bilemiyor!

Ankara’dakileri de Mansur Yavaş bilemiyor.

Geçenlerde bir belediye meclis üyesinin talebi üzerine, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanının belediye ile ilgili verileri kopyalamasının yürütmesi durduruldu.

Bir anlamda başkanın belediyenin sırlarını öğrenmesini engellediler.

Mahkeme kararıdır, herkes bu karara uyacak.

Buna kimsenin itirazı olamaz elbette!

Bu nedenle İmamoğlu da karara uydu, “kozmik oda”ya girmedi!

Kamuoyu, süreci dikkatli bir şekilde takip ediyor.

Seçimler yenilenmezse yakında öğreneceğiz, bakalım Başkandan gizlenen bilgiler nelerdi.

Bir an için düşünelim ki, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde binlerce bankamatik memuru çalışmadan maaş alıyor.

Ve yeni Reis, bunların arpasını kesmeyi düşünüyor.

Böyle bir icraat gerçekleşirse eğer, gönüller huzur bulabilecek mi?

Söyleyin Allah aşkına…

Bulamazlar değil mi?

O halde İstanbul’da belediye seçimleri yenilenmelidir…

Ne zamana kadar mı?

Gönüller huzur bulana kadar tabii ki…

***

Reis, İstanbul seçimleri ile ilgili diyor ki:

“ Düşünebiliyor musunuz 27 binden 28 binden 13 bine kadar bir sayıda oylar düşüyorsa, burada bir yolsuzluğun olduğu apaçık ortadayken bunu kovalamayalım mı?

Bence de kovalamak lazım!

Yolsuzluk bulundu ya!

Gönüller bu şekilde huzur bulabilecekse kovalasın tabii ki…

Cemil Can

DİPNOT:

(1)https://www.sozcu.com.tr/2019/yazarlar/cigdem-toker/ibbden-vakiflara-hizmet-raporu-3288303/

(2) https://www.sozcu.com.tr/2019/yazarlar/cigdem-toker/ibbnin-secilmis-vakiflara-destegi-3321490/